2014 yılında vizyona giren serinin ilk film The Equalizer gerçekten büyük bir başarı göstererek sinema severlerin dikkatini çekmeye başardı. Denzel Washington’un baş rolünü oynadığı The Equalizer filmi bu başarısı ile seri filmi olmayı hak etti. Ve çok geçmeden de filmin ikincisi The Equalizer 2 vizyona girdi. Bende yakın zaman önce filmin ikincisi serisini seyrettim ve beynimden vurulmuşa döndüm. Neden mi?

Hollywood denince hepimizin aklına ilk olarak muhteşem filmler geliyor. Hakkını vermek gerekiyor dünya sinema sektörünü bu seviye getiren Hollywood’dur. Durum bizle için böyle iken Amerikalılar için tam olarak böyle değil. Hele ki son yıllarda Hollywood’u başka işler için de sık sık kullanmaya başladılar. Amerikan yapımı özellikle büyük bütçeli filmler Amerika Hükümeti’nin propaganda aracı olmaya başladı. Bunu 5-10 yıl önce daha gizli yaparlarken artık açıktan açığa yapmaya başladılar ve bu durum artık iyice can sıkmaya başladı. 

Denzel Washington bütün dünyada tanınan ve çok sevilen bir aktör. Gerçekten çok iyi filmleri var. Zaten öyle herhangi bir filmde de oynamıyor. Senaryonun kendisine yani bu zaman çizdiği karaktere uygun olması şartını arıyor resmen. Bence de iyi yapıyor. Bundan dolayı onun isminin geçtiği filmi adına bile bakmadan “seyretmeliyim” diyebiliyorsun. Ama gel gel gör ki son filmi The Equalizer 2’de bu duruşunu ne yazık ki kaybetmiş, sadece duruşunu kaybetmekle kalmamış böyle güzel bir filmi de siyasi atışmalara kurban vermiş. Nasıl mı?

The Equalizer 2’yi seyrettiyseniz film bir trende başlıyor. Tren bilinmeyen bir yerden İstanbul’a gidiyor ve McCall’da trende. Ve anlaşılmaz bir şekilde bir karış sakallı ve başında mesle. Yani aklında Müslüman kılığına girmiş. İlk seferinde garip görünmese de bu kılığa girme sebebini öğrenince garip gelmeye başlıyor. Sanki gizli bir görevdeymiş de istihbarat çalışması yapıyormuş gibi bir durum var ortada. Sonra öğreniyorsunuz ki Amerikalı anne ve Türk babadan olma 5 yaşındaki bir kız çocuğu kurtarmak için tren deymiş. Kızı da Türk babasından kurtaracak. Neymiş Türk babası kızı Amerikalı annesinden kaçırmış Türkiye’ye götürüyormuş. Kızın annesi buna diyor ki, babası sevdiğinden değil, çocuğun üzerinden menfaati olduğu için çocuğu götürüyormuş. Bunu diyen annesi de bir kitapçıda çalışıyor. Yani öyle para içinde yüzün bir tip değil.

Daha da komiği babası denen şahıs tam bir mafya. Trende yanında 4-5 tane adamı var. Yani mantıklı düşününce o adamın kızını annesinden kaçırma sebebi menfaat olamaz. Benim aklıma ilk gelen soru McCall’un neden Müslüman kılığına girdiği. 5 adamı trenin ortasında ölümüne dövüyorsun ama kılık değiştirme ihtiyacı duymuşsun. Ya bir kere yapacağın bu iş için kılık değiştirmene gerek yok. Bir de Müslüman kılığına girmiş 🙂

Bizim Türk mafyayı bir güzel döven McCall, kızın babasına da diyor ki

“İki tür acı vardır bu dünyada. 
Acıtan acı.
Mahveden acı”

Ve bu son sözden sonra Türkiye ile ilgili mevzu bitiyor ve filmin ana konusu başlıyor. Buraya kadar geçen süre 5-6 dakika. Filmin ana konusuyla yakından uzaktan ilgisi olmayan, düşünülmeden çekilmiş garip bir sahne. Hani nereye koyacağımı bilemedim. Çok daha basit mevzuları çok çok uzun zamanda çözen McCall, Amerikadan atlayıp bilinmeyen bir yere geliyor. Sonra o yerden Türkiye trenine biniyor ve trenle İstanbul’a doğru yola çıkıyor. İyi de neden tren demekten kendinizi alamıyorsunuz. O mafya neden trende, McCall 5 yaşındaki o kızla trenden nasıl kaçıyor vs. vs. acayip bir mevzu.

İlk filimde Ruslara verip veriştirildi. Rusya’nın en tehlikeli mafyasının kafasını direk Rusya’da kopardı McCall. Rus olmadığım için ve senaryo mantıklı ilerlediği için pek umursamadım. Ama bu ikinci filmde bize yapılan sataşma ki bence direk sataşma yapılmış, çok canımı sıktı. O sahne filmin başına bile bile konulmuş. Filmin orijinal senaryosunda filmin başındaki Türkiye mevzusunun olduğuna inanmıyorum. 

Bir de öyle alelade bir konu değil. Türkler tarafından alıkonulan masum bir kız çocuğu var. Onu kurtarmaya gelen Müslüman bir hoca gibi görünen bir Amerikalı var. Çocuğu vermezsen canını acıtırım, ısrar edersen mahvederim diye bir tehdit var. 

Gündemi bira olsun takip ediyorsanız Türkiye ve Amerika arasındaki mevzuları biliyorsanız, filmin başında verilen mesajı direk görebilirsiniz. Masum kızın kim olduğu, McCall’un o sahnede kimi canlandırdığını ve ne mesaj verdiğini görmemek için kör olmak gerekiyor. 

Sonuç olarak bu filmde siyasi bir mesaj verilmesi hiç hoşuma gitmedi. Film zaten birincisi kadar başarılı olmamış bir de bu mesaj olayı filim gözümden çok düşürdü. İzlediyseniz bu konudaki yorumlarınızı bekliyorum. Acaba ben kuruntu mu yapıyorum gerçekten de düşündüğüm gibi bir durum var mı?

https://www.delinetciler.net/portal/wp-content/uploads/2018/09/the-equalizer-2-filmi-turkiye.jpghttps://www.delinetciler.net/portal/wp-content/uploads/2018/09/the-equalizer-2-filmi-turkiye-150x150.jpgFatih ELTUNYaşam2014 yılında vizyona giren serinin ilk film The Equalizer gerçekten büyük bir başarı göstererek sinema severlerin dikkatini çekmeye başardı. Denzel Washington'un baş rolünü oynadığı The Equalizer filmi bu başarısı ile seri filmi olmayı hak etti. Ve çok geçmeden de filmin ikincisi The Equalizer 2 vizyona girdi. Bende yakın zaman önce...Bilgisayar, Moda, Teknoloji, Sinema, Bilim, Tarih, Haber üzerine sınırsız bilgiyi sizlere sunuyoruz.  Biz interneti takip ediyoruz.Bizimle Kalın...