İnsanoğlu çok gariptir. Bilmediği her şeyi saçma bulma ve kötüleme eğilimindedir. Tarihi incelediğimizde bu durumun insanoğlunun varlığı ile başlayıp hala devam ettiği görülmektedir. Ta ki saçma bulduğu ama aslında bilmediği şeyleri kabul etmek zorunda kalana kadar…

Teknoloji ve bilimdeki gelişmeler her geçen gün yeni gerçekleri ortayı çıkarıyor. Hemen hemen her konuda yapılan çalışmalar hem yeni bilgileri doğuruyor hem de insanoğlunun önünü açıyor. Bilgimiz çoğaldıkça teknolojimizdeki gelişim miktarı da katlanarak büyüyor. Her ne kadar bazıları teknolojinin bu kadar hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyorsa da insanlığın devamı için öğrenmekten başka çaremiz olmadığı da gün gibi ortada duruyor. Zira, hayatın devamlılığı için ihtiyacım olan tüm kaynakları hızla tüketiyoruz ve bu tüketimin miktarı direk olarak bilgi seviyemizle ilgilidir. Öğrendikçe daha az kaynakla daha fazla işler yapabiliyoruz.

Bütün bu gelişmelerin arasında çok büyük bir şeyi gözden kaçıyoruz. En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum. Gözden kaçırdığımız ve yeterince önem vermediğimiz şeyin adı su. Ben suya yeteri kadar öne vermediğimizi düşünenlerdenim. Su hakkında yapılan bilimsel çalışmaların az olduğunu düşüyorum. Öyle ki yaşamı oluşturan yegane varlık su olmasına rağmen suyu sadece bir ihtiyaç olarak görüyoruz ve ihtiyacımız da karşılayabildiğimiz için suyu umursamıyoruz.

Su hakkında daha fazla araştırma yapmamız ve suyun gerçek yapısı, özelliklerini ve yeteneklerini tam olarak öğrenmemiz gerekiyor. Düşünsenize dünyanın %80’ni ve insanın %70 su. Gariptir ama gerçektir ki yaşamın ana maddesidir. Bu kadar büyük bir görevi olan bu maddeyi hidrojen ve oksijen atomlarından oluşmuş basit bir madde gibi tanımlayamayız. Suyun bildiğimiz su olmaktan başka görevleri ve yeteneklerini olduğunu düşünmekteyim ve bu konuda da yalnız olmadığımı her geçen daha fazla görüyorum. 

Son yıllarda su hakkında yapılan bilimsel araştırmalarda ve deneylerde suyun muhteşem özelliklerinden bazıları ortaya çıkarıldı. Bilim dünyası suyu yeterince tanımadığımızı fark etti ve su hakkındaki araştırmalar yoğunlaştı. Bilim adamları suyun bir hafızaya sahip olduğunu kanıtladılar. Su bilgiyi kopyalayabiliyor. Su, bir varlıkla fiziki teması olsun olmasın o varlığın yapısını kendi bünyesine kopyalayabiliyor. Bu belki de dünya yaşamını baştan sona değiştirebilecek bir gelişme. Suyun bu kabiliyeti yani bilgiyi kendi bünyesine çekebilmesi ve en önemlisi yapısını kopyaladığı maddenin özelliklerini taklit edebilmesi tüm yaşamı özellikle de insanın hayata ve doğaya bakış açısını değiştirmekte kalmayacak yeni bir yaşam formatını da ortaya çıkaracaktır. 

Şuan ki bilimsel kabullere göre bir varlığın canlı ya da cansız oluşu o varlığın biyolojik bir yapıya sahip olması ya da olmamasına göre değerlendirilir. Örnek vermek gerekirse taş biyolojik bir yapıya sahip değildir ve cansızdır. Fakat bir maddenin biyolojik bir yapıya sahip olmaması o maddenin doğa ile bir bağlantısı olmadığı anlamına gelmez. Zira doğada bulunan tüm maddeler bir titreşime ve frekansa sahiptirler. Bu titreşim ve frekanslar maddenin yapısına özeldir ve benzer maddeler benzer frekans yayarlar. İşte her şeyin başlangıç noktası da burasıdır. Frekans bir bilgi çeşididir. Bizler duyu organlarımızı kullanarak bu frekansları yorumlayamasak da her madde doğaya bilgi salınımı yapar. 

Su diğer cansız maddelere göre hem frekans salınımı yapar hem de çevresindeki maddelerin frekanslarını okuyabilir ve kendi bünyesine depolayabilir. Suyu diğer maddelerden ve tabi ki insanlardan ayıran önce büyük farkı da budur. Su bilgiyi depolamakla kalmaz o bilgiye ait maddenin yapısını da taklit edebilir. Bu kulağa garip gelmektedir ama gerçektir.

Fransız bilimadamı Dr. Jacques Benveniste’in yaptığı bir deneyde suya bir zehrin sadece frekansını yüklemiş ve suyun bir süre sonra o zehir gibi davrandığını ve üzerine konan sineklerini öldürdüğünü tespit etmiştir. Bununla ilgili size yabancı olmadığınız bir örnekte verebilirim. Hacılarımızın Mekke’den getirdikleri şifalı zemzem suyunu hepimiz biliriz. Bu suyun diğer sulardan farklı bir yapıya sahip olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Müslümanlar zemzem suyunun birçok rahatsızlığı tedavi ettiğine inanırlar. Zemzem suyu hakkında da konuşulacak çok şey var ama bu yazıda sadece bir özelliğinden bahsedeceğim. Bilirsiniz hacılar zemzem suyunu istedikleri kadar getiremediklerinde dolayı getirdikleri zemzem suyunu burada normal suyun içine katarlar ve çoğaltırlar. Burada yapılan işlem de yukarıda söylediğim şeyin aynısıdır. Zemzem suyu herhangi bir suyun içine katıldığında, katıldığı su zemzem suyunun yapısını kopyalar ve tüm su zemzem suyuna dönüşür. Peki neden zemzem suyu katıldığı suya dönüşmüyor diye soracak olursanız hemen söyleyeyim. Zemzem suyunun enerjisi diğer sulardan daha yüksektir. 

Yapılan bir çalışma da görülmüştür ki, yaşam alanlarının yakınlarında bulunan suların enerjisi de faydası da düşüktür. Dış etkilerden uzak yerlerdeki suların enerjilerinin yüksek olduğu ve bu suları kullanan insanların uzun ömürlü oldukları da başka bir araştırma da ortaya çıkmıştır. Japon Takımadaları’nın en güneyinde bulunan Okinawa adasındaki insanlarının ömürlerinin çok yüksek olmasının sebebinin kullandıkları su oldukları anlaşılmıştır. 

Daha önce duyduğunuzu düşündüğüm Japon Bilim Adamı Emoto’un su deneyi de bu görüşlerini desteklemiştir.

Güzel sözlerin ve niyetlerin suyun moleküler yapısını nasıl değiştirdiğini videodan görebilirsiniz.

İslam kültürü de bu durumu desteklemektedir. Suya dua okunması, yenilen içilen her şeyden önce besleme çekilmesi yine bu konu ile ilgilidir.

Geldiğimiz nokta bize şunu gösteriyor ki, suyun bu muhteşem özelliği yani bilgiyi taşıyabilmesi, ileri de öğrenme yeteneğimizi kat ve kat artırabilmemizi sağlayabilir. Filmlerde gördüğümüz şeyler gerçek hayatta gerçekleşebilir. Sadece su içerek öğrenebilme yeteneği kazanabiliriz. Böyle bir durumda dünya üzerindeki sır olarak keşfedilmeyi bekleyen ne varsa kısa sürede keşfedebiliriz. Ve kısa süre sonra dünya bize çok küçük gelmeye başlayabilir. Neden olmasın…

https://www.delinetciler.net/portal/wp-content/uploads/2018/10/suyun-gizemleri.jpghttps://www.delinetciler.net/portal/wp-content/uploads/2018/10/suyun-gizemleri-150x150.jpgFatih ELTUNYaşamİnsanoğlu çok gariptir. Bilmediği her şeyi saçma bulma ve kötüleme eğilimindedir. Tarihi incelediğimizde bu durumun insanoğlunun varlığı ile başlayıp hala devam ettiği görülmektedir. Ta ki saçma bulduğu ama aslında bilmediği şeyleri kabul etmek zorunda kalana kadar... Teknoloji ve bilimdeki gelişmeler her geçen gün yeni gerçekleri ortayı çıkarıyor. Hemen hemen her...Bilgisayar, Moda, Teknoloji, Sinema, Bilim, Tarih, Haber üzerine sınırsız bilgiyi sizlere sunuyoruz.  Biz interneti takip ediyoruz.Bizimle Kalın...