Ana Menü

Kehanet Müştak Baba Kehanetleri

Papa’nın ölümünden sonra, Türkiye’de bir Nostradamus modasıdır başladı. Ebced ve cifir yoluyla gelecekten haber veren nadir kişilerden biri şair Müştak Baba’dır. Ankara’nın başkent olacağını 100 sene öncesinden şifreli şiiriyle söyledi.

Müştak Baba Kehanetleri

Papa’nın ölümünden sonra, Türkiye’de bir Nostradamus modasıdır başladı. Açık söyleyeyim: Nostradamus, zannedilenin aksine, gelecekle ilgili açık-seçik hiçbir şey yazmamıştır. Kehanet olduğuna inanılan şiirleri karmakarışık ifadelerle doludur ama bu ifadeler hiç durmadan yorumlanmış ve bu yorumlardan bir máná çıkartılmasına çalışılmıştır. Bizim ise, Nostradamus’a rahmet okuyacak derecede güçlü bir káhinimiz vardır: ‘Büyücülük’ yaptığı iddiasıyla 1830’larda idam edilen şair Müştak Baba… Temeli sayılara dayanan ve geleceği öğrenmeye de yaradığına inanılan ‘Ebced’ ilminin üstadı olan Müştak Baba, şiirlerinde sıra sıra kehanetlerde bulunmuş, hatta öldürüleceğini bile yazmıştır! İşte, Müştak Baba’nın bir kehaneti: Şairin, Ankara’nın 1923’te başkent olacağını tam 100 sene öncesinden söylemesinin belgesi…

DÜNYANIN dört bir tarafında ardarda yaşanan ve onbinlerce kişinin hayatına málolan depremlerden hemen sonra Papa Jean Paul’ün önceki hafta Hazreti İsa’ya kavuşması, böyle her ses getiren olayın sonrasında olduğu gibi, 16. yüzyılda yaşamış olan káhin Nostradamus’u hatırlattı. Gazetelerimizde günlerden buyana ‘Nostradamus, bütün bu olacakları asırlar öncesinden bilmişti’ gibisinden yazılar çıkıyor ve yorumlar yapılıyor.

Nostradamus konusunda, işin şu tarafını iyi farketmemiz gerekir: Dünyanın en büyük káhini olduğuna inanılan sözkonusu zát, söylenenlerin aksine, gelecekle ilgili olarak açık-seçik hiçbir şey yazmamıştır. Dörtlüklerden meydana gelen ‘Yüzyıllar’ isimli eserindeki şiirleri aslında karmakarışık ifadelerle doludur, bu ifadeler hiç durmadan yorumlanmış ve söylediklerinden bu yorumlarla bir máná çıkartılmasına çalışılmıştır.

Şiirlerine ve sonradan yapılan yorumlara bir örnek vereyim: Nostradamus, bir dörtlüğünde ‘Allah’ın şehrinde büyük bir gümbürtü kopacak / Çıkan kaos, iki kardeşi helák edecek / Güçlü kale zorluklara tahammül ederken yüce lider dayanamayacak / Büyük şehir yandığı sırada büyük savaşların üçüncüsü patlayacak’ diyor. Nostradamus yorumcularına sorarsanız, şiirde geçen ‘Allah’ın şehri’, New York’tur. ‘Helák olan iki kardeş’ 11 Eylül saldırısına maruz kalan İkiz Kuleler, ‘güçlü kale’ yine o gün saldırıya uğrayan Pentagon, ‘yüce lider’ de Birleşik Amerika’dır ve artık sırada Üçüncü Dünya Savaşı vardır!

Şimdi gelin, Nostradamus’un aynı şiirini 2000’ler’in Türkiye’sine uyarlayalım, daha doğrusu canımızın istediği gibi şerhedelim:

‘2002’de yapılacak olan genel seçimler, Allah tarafından korunan şehirde, yani evliyaların en büyüklerinden olan Hacı Bayram Veli’nin yattığı Ankara’da büyük bir gümbürtü kopartacak, iktidar el değiştirecek. Siyasi görüşleri aynı olmasına rağmen bir türlü biraraya gelemeyen düşman kardeşler, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller silinip gidecekler. Kale gibi güçlü olan devlet bu gümbürtüye dayanacak ama yüce lider Süleyman Demirel’in bütün ümidleri suya düşecek ve siyaset sahnesini terkedecek…’

Nostradamus’un şiirinin ilk üç mısraını böyle yorumladıktan sonra ‘Büyük şehirde bir yangın çıkacak ve bu yangının hemen ardından Üçüncü Dünya Savaşı patlayacak’ dediği satıra da istediğiniz mánáyı verebilir, yani uydurabilirsiniz!

Bize áit hemen herşeyi tamamen unutup kültürü bile Batı’dan ithal etme merakımıza şimdi káhinler ve kehanet bahisleri de iláve edildiğinden olacak, tarihin en güçlü káhinlerinden birinin vaktiyle Türkiye’de yaşadığını unutmuş vaziyetteyiz.

‘Büyücülük’ suçlamasıyla 1830’ların başında öldürülen Müştak Baba adındaki şairden sözediyorum…

Tam adı Mustafa Müştak Efendi olan Müştak Baba, 1750’lerde Bitlis’te doğdu. Medresede okurken tasavvufa merak saldı ve Kadiriye tarikatine girdi. Sonra, uzun seyahatlere çıktı; İstanbul’a da geldi, Selámi Efendi Dergáhı’na şeyh oldu ve zamanın hükümdarı İkinci Mahmud ile Sadrazam Ákif Paşa’nın yakın çevresine girdi. Derken memleketini özledi ve Bitlis’e dönerken uğradığı Muş’ta ‘sihirbazlık ettiği’ gerekçesiyle öldürüldü, bir iddiaya göre de idam edildi.

Zamanının kuvvetli bir şairi olan Müştak Baba ‘her harfin bir sayı değeri taşıması ve bu sayılar vasıtasıyla gelecekten haber verilmesi’ temeline dayanan ‘Ebced’ isimli sistemi kullanarak kehanetlerde bulunmuş ve kehanetlerini şiir şeklinde yazmıştı. 1846’da basılan ‘Divan’ındaki bazı şiirlerde çok sayıda kehaneti vardı, hattá basılmayan şiirlerinde de gelecekten haber vermedeydi, üstelik günün birinde ániden öldürüleceğini bile yazmıştı ve en önemli kehaneti, Ankara’nın 1923’te İstanbul’un yerini alıp başkent olacağını 100 küsur sene öncesinden söylemesiydi!

‘Müştak Baba Divanı’nın elyazması kütüphanelerinde çok sayıda nüshası bulunuyor ve onlarca şiir, ebced sisteminin gelecek tahminine uyarlanmasını bilen kişiler tarafından şifrelerinin çözüleceği zamanı bekliyorlar.

Bu sayfadaki kutularda ‘Ebced’ adı verilen sistem hakkında bazı bilgilerle Müştak Baba’nın bir kehanetinin, Ankara’nın başkent olacağını 100 sene öncesinden açık seçik yazdığı mısralarının açıklaması yeralıyor. Darısı, Müştak Baba’nın diğer şiirlerinin başına!

İŞTE, EBCED HESABI

Ertuğrul Özkök, isim değerlendirmesinde Tayyip Bey’in önünde

‘EBCED’ hem batı, hem de doğu dünyasında çok eski zamanlardan kalma, harflere dayalı bir hesap sistemidir ve şiirden gizli ilimlere kadar birçok alanda kullanılmıştır.

Temeli, alfabedeki her harfin belli bir rakam değeri taşımasına dayanır. Meselá eski alfabemizin ‘elif’i 1, ‘ye’si 10, ‘rı’sı 200, ‘kef’i 20, ‘lám’ı 30, ‘mim’i 40 kabul edilir, her harfin ayrı bir sayı değeri vardır ve dolayısıyla harflerden meydana gelen kelimeler de kendilerini meydana getiren harflerin değerlerinin toplamı olan sayılara karşılıktırlar. Meselá ‘Hülya Avşar’ isminin ebced karşılığı 1145, ‘Tayyip Erdoğan’ın 1289, ‘Ertuğrul Özkök’ün de 1512’dir. Ebcedi bilenlerin bu sayılar vasıtasıyla kişilerin geleceğinden haber verdiklerine de inanılır ama, o bahislere hiç girmeyelim!

Ebced, bir olayın meydana geldiği tarihi şiir şeklinde ifade etmeye de yarar ve bu işe ‘tarih düşürmek’ denir. Kelimedeki yahut cümledeki harflerin değerlerinin toplanmasından çıkan sayı, bir olayın meydana geldiği tarihi verir. Meselá 1754’te Marmara Denizi’nin donması üzerine söylenen ‘Deniz altmış sekizde dondu, buzdan bendeniz geçtim’ mısraının değeri 1168 Hicri yani 1754 Miladi, ‘Amma yaptın yahu doktor’ cümlesinin karşılığı da, ebcede göre 811’dir.

Şiirde ve tarihte böylesine işe yarayan ‘Ebced’den gizli ilimlerde, meselá geleceği tahminde yahut büyüde veya hastaya şifa verme konularında da istifade edilir. Ebcede dayanan ama çok daha karmaşık bir hesaplama sistemiyle yapılan gelecek tahminlerine, yani tam kehanete ‘cifir’ denir. Geçmişin büyük álimlerinin neredeyse tamamı kehanete merak salıp cifirle uğraşmış ama olacakları çok az bir bir kısmı tutturabilmiş ve kehanetler açık şekilde değil, mutlaka şifreyle yazılmışlardır. Káhinlerin kanaatine göre kafa karıştırıcı şifreleri kullanmak şarttır, zira kehanetler sıradan kişilerce değil, bu ilimlere vákıf olanlar tarafından çözülmelidir.

İşte, ebced ve cifir yoluyla gelecekten haber veren nádir kişilerden biri de Müştak Baba’dır. Yerli Nostradamus’umuzun Ankara’nın Hicri tarihle 1341’de yani 1923’te başkent olacağını 100 sene öncesinden haber verdiği şifreli şiiriyle söylediklerinin açıklaması, diğer kutuda…

Ankara’nın başkent olacağını 100 sene öncesinden bilmişti

MÜŞTAK Baba’nın, Ankara’nın 1923 yılında başkent olacağını söylediği şiiri, orijinal diliyle şöyle:

‘Me’vá-yı názenine kim elf olursa efser / Lá-büdd olur o me’va İslámbol ile hemser // Nun ve’l-kalem başından alınsa nun-ı Yunus / Aldıkda harf-i diger olur bu remz ızhár // Miftáh-ı sure-i Kaf ser-had-i kaf tá kaf / Munzamm olunmak ister Rá-yı Resul-i Peyamber // Háy-ı huy ile áhir maksud oldu záhir / Beyt-i veliyyü’l-ekrem Elhác Abd-i ekber // Ey pádişáh-ı fehhám Sultan Hacı Bayram / Revhán ister ikram-ı Müşták-ı abd-i çáker’

Şimdi, şiirin günümüz Türkçesiyle basit ama serbest tercümesini yapalım:

‘1000 mánásına gelen ELF sözü, güzeller beldesinin başına EFSER, yani tác olarak konursa, o belde İstanbul’dan farksız bir hále gelir. Sonra, Yunus Suresi’ndeki NUN ve Kaf Suresi’ndeki KAF harfleri alınır. Resul’ün, yani Hazreti Peygamber’in RI harfi de bunlara iláve olunmak ister ve maksad ‘háy-ı huy’ sözündeki ‘HE’ harfi ile tamamlanır. Ey anlayışlıların padişáhı olan Sultan Hacı Bayram! Senin bulunduğun o güzel belde, bu değersiz kul Müştak’tan hürmet istiyor!’

Müştak Baba, şiirin ilk mısraında ‘1000′ mánásına gelen ‘elf’ ve ‘tác’ demek olan ‘efser’ sözlerini veriyor ve ‘efser’in başına ‘elf’in iláve edilmesi gerektiğini söylüyor. Ebced hesabıyla 341 tutan ‘efser’e ‘elf’in, yani ‘1000′ sayısının ilávesiyle, Ankara’nın başkent yapıldığı 1923’ün Hicri takvimle karşılığı olan 1341 tarihini elde ediyoruz.

Şair, daha sonra beş mısrada sırasıyla ‘elif’, ‘nun’, ‘kaf’, ‘rı’ ve ‘he’ harflerini veriyor. Bu harfler, bu sırayla yazıldıklarında ortaya ‘Ankara’ kelimesi çıkıyor. Yani, Müştak Baba, ‘Ankara’nın eski harflerle yazılışı olan ‘A-N-K-R-H’ harflerini sıralıyor, ‘Güzeller beldesi ve Hacı Bayram’ın memleketi olan Ankara, 1341 yılında başlara tác olacak ve İstanbul’dan -yani, şiirin yazıldığı zamanın başkentinden- farksız hále gelecek’ diyor.

Kehanet, Müştak Baba’nın yaptığı gibi, olayın yaşanacağı yerin adıyla ve tarihiyle işte böyle yazılır ama Nostradamus’ta bu şekilde tek bir ifade bile yoktur. Dolayısıyla, ithal malı káhinleri bir yana bırakalım ve bu işlere merakımız varsa, açık-seçik konuşan kendi káhinlerimizin söylediklerinin üzerine eğilelim beyler!

Yorum Yap