Cumhuriyet dönemi hikayesinin özellikleri,temsilcileri,tarihi gelişimi ve çıkmış sorular ile ilgili bilgiler

Dilin sadeleşmesi, "Küçük Hikaye"nin Cumhuriyet dönemine ulaşması ve edebiyatımızın Anadolu'ya açılması hususunda, Halide Edip, Yakup Kadri ve Refik Halit, bu dönemin hikaye türünde eser veren tanınmış diğer isimleridir. Bu yazarlar, edebiyatımızdaki şöhretlerim romancı olarak kazanmalarıyla beraber, hikayeyi de ihmal etmemişlerdir. Halide Edip ve Yakup Kadri, Millî Mücadeleyi konu alan hikayeler yazmış; tarihî vaka'ları, memlekette yaşanan dramatik vaziyetleri, Anadolu insaninin durumunu dikkatlere sunmuşlardır.


"Maupassant tarzı" denilen, "başlangıcı, düğüm noktası, sonu olan"15 hikayeler kaleme alan sadece Ömer Seyfeddin değildir. Devrin diğer sanatkarları da aynı anlayışa bağlanmışlardır. Halide Edip, Yakup Kadri ve Refik Halid'te de Maupassant'ın etkisi açıkça görülmektedir. "Maupassant'ın Normandiya köylülerine ve taşra hayatına bakış tarzı Anadolu Coğrafyası ve insanına tatbik edilir."16 Birçok özelliğiyle Maupassant'ı edebiyatımıza taşıyan Yakup Kadri, "anlatma tekniği" bakımından Daudet'nin de etkisi altında kalmıştır.17



Anadolu'ya açılan, Anadolu insaninin hayatım kendi şartları içerisinde ele alan diğer bir yazarımız Refik Halit de, ferdî gerçekleri sağlam bir gözlemle ortaya koymuştur.

"Memleket Hikayeleri" ile bu alandaki ününü artırır. O, karakter tahlilleriyle ve icat ettiği vaka'larıyla türün başarılı örneklerim vermiştir. Cemiyet meseleleri, devrin şartlarına bağlı olarak, hikayecilerimiz için önemli malzeme kaynağı olmuştur. Halit Ziya'nın, İstanbul'un fakir semtlerinde bulduğu konuları, "Millî Edebiyat" dönemi sanatkarları Anadolu'da aramışlar, harbin getirdiği olumsuzlukları insanımızın hayat tarzıyla birleştirmek suretiyle yeni konular elde etmişlerdir. Mevzularını halkın arasından seçen Yakup Kadri ve Refik Halit, gözlem kabiliyetlerim, güçlü anlatımlarıyla birleştirerek hikayeciliğimizin yeni boyutlar kazanmasında etkili olmuşlardır.


Hikayeciliğimizin gelişmesinde ve Cumhuriyet döne mine ulaşmasında adı geçen sanatkarlardan başka simalar da vardır. Ancak bunlardan bir çoğununun hikayeleri gazete ve dergi sayfalarında kaldığı için, kendi dönemlerini aşamamışlardır. Asaf Muammer, Ali Suat, Ziyaeddin Bedii gibi. Bir kısmı ise, yazdıkları hikayeleri kitap haline getirseler de kalıcı bir etki sağlayamamışlardır. Cemil Süleyman ve Raif Necdet gibi.18 Cumhuriyet ile beraber edebiyatımız da yeni
bir devreye girmiş olur. Diğer edebî türlerin yanı sıra, "Küçük Hikaye" de gelişmeye devam etmiştir. Gerek tercüme faaliyetlerinin tesiri, gerekse batıya açılma anlayışı, sanatta yeni arayışları da beraberinde getirmiştir. Edebiyatta sos-yal problemlere yönelme, sanatkarlarımızın en çok ilgilendikleri konular olmaya devam etmiştir.


Batıda "Küçük Hikaye" ile ilgilenen sanatkarları iki grupta toplayabiliriz. Birinciler, vaka'yı Ön plana alan, gerilime dayalı hikayeler yazarlar. İkinciler ise, alışılmışın dışına çıkar, başlangıç ve bitişte bütünlük aramazlar. Birincilerde vaka bütünlüğünün korunmasına mukabil, ikinciler vaka'yı ruh çözümlemesine bağlarlar. Guy de Maupassant'ın hikayeleri birinci gruptakilerin en iyi örnekleridir. "Maupassant tarzı" olarak isimlendirilen hikayelerde vakanın gücünden yararlanılır. "Müstesna hayatlar ve maceralar yaşayan" kahramanlar anlatılır. Maupassant gibi yazarlar, daima bir ihtirası, bir karakteri çizer, bununla yetinirler. Anlattıkları insan hikayenin süresi boyunca hep aynı ihtirasın, gayenin peşinde koşar, hepsi tek taraflıdır."19 ikinci gruba giren hikayeler ise, Anton Çehov'a bağlanmaktadır. "Çehov tarzı" batıda hikayenin yeni bir anlayış ile ele alınmasıdır. Cemiyet meseleleri arka plana itilmiş, ferdin gerçeği öne çıkmıştır. Cemiyet problemleriyle beraber olay da ikinci plana düşer. Çehov'da "şuur altı manzaraları" bulunduğu için, vaka aranmaz.20 Hayat, kötümser bir gözle algılanmaz. Ferdin iç zenginlikleri, iç çatışmaları, derin psikolojik yapışı üzerinde durulur. Kısaca ,insan ölçü olarak alınır ve bütün yönleriyle çözümlenmeye çalışılır. Çehov'un hikayelerinde "bütün şahısların derin ve zengin iç hayatları vardır."21 Fert, cemiyet içinde pasif ve mütevekkil haliyle karşımıza çıkarılır. Hayatın fert üzerindeki acı yanlarım alayla dile getiren Çehov, "İnsan ömrünün istisnaî yanım değil, her günkü alelade yanım"22 ortaya koymaktadır.


Cumhuriyet döneminde, iki tarzın da örneklerim buluruz. "Maupassant tarzı", geçmişin devamı mahiyetindedir. Daha önce bu tarzda hikaye yazanlar, "dilin sadeleşmesi" ve "halka yönelme" bakımından, kendilerinden sonraki kuşağın başarılı olmasına zemin hazırladılar. Bundan dolayı, "Küçük Hikaye"nin gelişmesinde "Millî Edebiyat" dönemi yazarlarının etkisi önemlidir.


"Millî Edebiyat" devrinde bağlanılan gerçekçilik anlayışı, Cumhuriyet döneminde de güçlenerek devam etmiştir. Yeni sanatkarların katılmasıyla, hikayede çeşitli konular işlenmiş, böylece değişik akımların edebiyatımıza girmesi çabuklaştırılmıştır. Gerçekçi anlayışa bağlanan bazı sanatkarlar, sosyal problemlere ideolojik olarak yaklaşarak olayları "sosyal gerçekçilik" açısından değerlendirdiler. Sadri Ertem ve Sabahattin Ali'nin öncülük ettiği "sosyal gerçekçilik" akımı, başlangıçta ilgiyle karşılandı. Ancak, "sonunda kendi aşırılığına saplanmak tehlikesiyle karşı karşıya kaldı."23

Sosyal gerçekçiler, cemiyetteki olumsuzlukları vermekte aşırıya gittiler. Bu anlayış, daha güzel bir dünyada yaşamak ve mutlu olmak isteyen insanın duygu ve arzularına cevap vermiyordu. Cemiyeti ilgilendiren olayların yanında, ferdin iç gerçekleri, yalnızlığı, bunalımı, cemiyetle ilişkileri gibi konuların üzerinde durulmasına da ihtiyaç vardı.

Yeni hikayeciliğimizin temsilcisi olanlar, bir taraftan sosyal gerçekçilik anlayışım güçlendirirken, bir kısmı yeni arayışlara devam etmekteydi. 1930-1950 tarihleri arasında, bu akım devam etmekle beraber, ferdî gerçekler gündeme gelir. "Gözlemci-gerçekçi" veya "tasvirci-gerçekçi"ler, bakışlarını yeni temalara çevirme gereğim duyarlar. Gözlem ve tasvir güçlerim, cemiyet hayatım yansıtmak için,
kullanan sanatkarlar, ferdî duyguları da çözmeye çalışıyorlardı. Kalabalıklar arasındaki ferdin durumunu anlatan eserler, hikayeciliğimiz için yeni anlayışı da beraberinde getirir. Böylece, cemiyet içindeki ferdin gerçeklerine yönelen yazarlarımız ortaya çıkar. Bu yıllarda, "küçük hikayece hızlı bir gelişme dikkati çeker. Yazarlarımız, "gerçekçi" anlayışla cemiyete yönelince, zengin bir malzeme birikimiyle karşılaşırlar. Cemiyet hayatında görülen olayları her yazar ayrı bir tarzda ele alır. Osman Cemal Kaygılı ve F. Cehalettin gibi bir kısım sanatkarlar, mizahî bir anlatımla yaklaşırlar. Bunlar, konularını büyük şehrin kalabalıkları arasından seçerler. Bir kısmı ise köy e yönelip, köylerimizdeki yaşama biçimini dramatize ederler. Mahmut Makal, Talip Apaydın, Muhtar Körükçü gibi...

"Maupassant tarzı"nın devam etmesiyle beraber, "Çehov tarzı"nın da hikayeciliğimiz içerisinde yer aldığım yukarıda belirtmiştik. Bu türün ilk örneklerinin "yol açıcılar" arasında yer alan Memduh Şevket Esendal'da bulunduğu belirtilmektedir. Bu, bir ölçüde, sanatkarın cemiyete ve insana bakışıyla da alakalıdır.


Cemiyet içindeki ferdin ruh çözümlemesine bağlı olarak gelişen Çehov tarzında, olaylara göre devam eden bir yaşama biçiminin yerini ferdin cemiyet içindeki durumu almıştır. Bu bakımdan, benzer bir anlatım tarzı, Esendal'dan sonra Sait Faik Abasıyanık'ta da karşımıza çıkar. Hikayede gerilimi sağlayan unsurlara değil, günlük olaylara yer verilip, ferdin ruh çözümlemesine gidilir.


"Gerçekçi" ve "Sosyal Gerçekçi" anlayışlar ferdi ihmal ediyordu. Özellikle, fark edilmeyen, büyük şehrin kalabalığı arasında unutulan "küçük insan"ın problemlerim dile getirmiyordu. Yeni bir anlayışla, mutlu olabileceği bir hayatın özlemim duyan "küçük insan"ın varlığına dikkatimizi çeken Sait Faik olmuştur. Böylece, başlangıçta "tasvirci-gözlemci" olan sanatkar, "daha güzel bir dünyada" yaşamanın hayalin! kuran ferde yönelir.


Sait Faik'in bu anlayışı, hikayeciliğimizde bir arayışın sonucu olarak karşımıza çıkar. Daha önce, "sosyal gerçekçi" olan bir kısım yazarlar, bu yeni tarzı benimserler. Oktay Akbal, yıllar sonra, kendi hikayeciliğini anlatırken, sanatındaki değişme çizgisine işaret edecektir.24 Artık gerçek, insanın iç dünyasında aranır. Sanatkar, hayalim kurduğu dünyayı başkalarına, yahut okuyucuya, yemden düzenlenmiş olarak, bir bütün halinde ulaştırmak ister. Bunun için de, "başı sonu belli bir olayı" değil, "kişinin iç yaşantısı"nı vermeye yönelir.


Şu hususu da belirtelim ki, Sait Faik son döneminde yazdığı hikayelerde "Sürrealizmi kayar. Bunlarda, bütün özellikleriyle olmasa da, baskı altında tutulan duygular ve ferdin iç gerçekleri soyut bir anlatımla dikkatlere sunulur.


Gerek tarz ve gerekse anlatım bakımından Cumhuriyet hikayeciliği, otuz yıllık süre içerisinde hızlı bir gelişme gösterir. Farklı anlatım biçimleri denenir ve tür yeni imkanlara açık tutulur. Hayat, küçük olaylara göre anlatılır. Ancak, birbirine benzeyen yaşama biçimlerinin yerini, "kaynağı daha çok derinlerde" olan ruh halinin tespiti alır. "Dar çerçeveler içinde çalışan" hikayeciler, dilimizin "arınma ve kendisini bulma yolundaki gelişimine önemli katkıları olmuştur.25 Dilin yaygın kullanımı ve işlerlik kazanması türün bol örnekleriyle sağlanmıştır. Diğer yandan, bu dönemde konuların özelliklerine uygun anlatıma gidilmiş, kahramanlar kendi konuşma tarzlarıyla verilmiştir. Okuyucu, kahramanla aralarında bir "iç benzerlik" bulur.