Atatürk'ün Türk Dilinin Gelişimi İle İlgili Yaptığı Çalışmalar - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Atatürk'ün Türk Dilinin Gelişimi İle İlgili Yaptığı Çalışmalar

  1. Cumhuriyet ilan edildikten sonra yapılan atılımlarla, Türk toplumunun temelkurumlarında değişme ve dönüşümler başladı. Bu değişme ve dönüşmelerin, dilimizide kapsaması doğaldı. Çünkü çağdaş uygarlık düzeyine varabilmek için önce insanayönelmek gerekliydi. İnsanı değiştirmek, onun düşünce dünyasını değiştirmeklegerçekleşebilirdi. Düşüncenin değişebilmesi için, dilin değişmesi gerekti. Bubakımdan yeni bir uygarlık alanına girebilmek için dilimizde de devrim yapmak adetakaçınılmaz bir gereklilikti.Türkçenin yazı dili ile sadeleştirilmesi, yabancılıklarından arındırılmasıdüşüncesi Atatürk’ü Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarından beri hep meşgul etmişti. Birtoplumun düşünce alanında gelişmesinin, dilinin yetkinliği ve zenginliği ile mümkünolacağına inanan Atatürk, dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak, onunulusal benliğine kavuşmasını sağlamak için Türkçenin yapısına uygun olmayan,öğretimi ve öğrenimi güç olan Arap alfabesini kaldırarak yerine Latin alfabesinedayalı Türk alfabesini getirmeyi amaçlamıştı.


    Atatürk'ün Türk Dilinin Gelişimimi İle İlgili Yaptığı Çalışmalar


    Kurtuluş savaşından sonra Atatürk bir konuşmasında şöyle demiştir: Zafer birdüşüncenin üretimine hizmet oranında değer ifade eder. Bir düşünceninüretimine dayanmayan zafer kalıcı olamaz. O, boş bir gayrettir. Her büyükmeydan savaşından, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlemdoğmalıdır. Yoksa başlı başına zafer boşa gitmiş bir gayrettir.Bir başka konuşmasında ise; ‘Üç buçuk sene süren bu mücadeledensonra, bilim bakımından, eğitim bakımından mücadelemize devam edeceğiz veeminim ki bunda da başarılı olacağız.' demiştir.Atatürk bu düşünceleriyle Kurtuluş Savaşımıza bitmiş gözüyle bakmıyordu.Ona göre gerçek savaş, savaş alanında elde ettiğimiz bu başarıdan sonra başlayacaktı. Bu savaş, toplumu her alanda değiştirme, çağdaşlaştırma savaşıolacaktı.

    Alfabe ve imla sorunları Cumhuriyetin ilanından önce, 21 Şubat 1923’teİzmir’de toplanan Milli İktisat Kongresinde bir kez daha gündeme gelmişti. KongreyeLatin harflerinin kabulü önergesi sunulmuştu. Ancak bu önerge, oturum başkanıKazım Karabekir Paşa tarafından “Bizim dilimizi terennüm edecek hiçbir Latinalfabesi yoktur. Eğer ecnebi yazısını kabul edersek, Avrupalılar İslam alemine,Türkler ecnebi yazısını kabul etti, Hıristiyan oldu, diyeceklerdir.” düşüncesiyleokunmadan reddedilmişti. Bu durum uzun süre gazete ve dergilere konu olmuş, Latinharflerinin kabulünü isteyenler ile istemeyenler, konu ile ilgili düşüncelerini dilegetiren çeşitli yazılar yazmışlardır.


    Atatürk, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyeti ilan ettikten sonra; toplumu geliştirme,çağdaşlaştırma, toplum yapısının dokusunu meydana getiren temel kurumlarda köklüdeğişiklikler yapmayı amaçlayan bir dizi devrimi başlatmıştı. Aralık 1925'te Miladitakvim kabul edilmiş, 10 Nisan 1926'da ekonomik kuruluşlarda Türkçe kullanılmasızorunlu tutulmuştu. Mayıs 1928'de de yeni rakamlar kabul edilmişti. Yapılan buçalışmalardan sonra, dil işlerinin de ele alınması zamanının geldiğini düşünenAtatürk, 9 Ağustos 1928’de Sarayburnu Parkındaki halk toplantısında bir konuşmayaptı:


    ‘Arkadaşlar, bizim uyumlu, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendinigösterecektir. Yüzyıllardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran,anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu gereğianlamak zorundasınız. Anladığımızın izlerine yakın zamanda bütün dünya tanıkolacaktır.

    Çok işler yapılmıştır. Ama bugün yapmak zorunda olduğumuz, son değil,lakin çok gerekli bir iş daha vardır: Yeni Türk harfleri çabuk öğrenilmelidir.Türk harflerini her yurttaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunuyurtseverlik ve ulusseverlik ödevi biliniz.

    Bu ödevi yaparken düşününüz ki bir ulusun, bir sosyal topluluğun yüzdeonu yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmezse bu ayıptır. Bundaninsan olarak utanmak gerekir. Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulusdeğildir. Övünmek için yaratılmış, tarihi övünçlerle dolu bir ulustur. Ama ulusun yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu yanlış bizde değildir.Türk’ün karakterini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlarındır. Artıkgeçmişin yanlışlarını kökünden temizlemek zorundayız.’

    Atatürk’ün Sarayburnu’ndaki konuşmasından sonra yurdun her yerindeaydınlarla halk, yeni harfleri öğrenmek ve öğretmek için yarışa girmiştir. Bu amaçlaMillet Mektepleri açılmış, bütün yurt baştanbaşa bir dershane haline gelmiştir.Atatürk, halka alfabeyi tanıtmak ve öğretmek için yurt gezilerine çıkmıştır. Sinop’taKöy Yatılı Okulunun bahçesinde iki saat tahta başında halka ders vermiş, arabacıBekir Ağa’ya yeni harflerden birkaç harf öğretmiş, sonra bu vesile ile ‘…eski biçimimlayı kesin olarak hatırdan çıkarmak gerektir.’ demiştir. 15 Eylül 1928’de dersiniverdikten sonra 16 Eylül’de Samsun’da Genel Meclis odasında belediye memurlarınısınava çekmiş, sınav sonunda tahtaya yeni harflerle ‘Bütün arkadaşlarımız yeniyazımızı okuyup yazıyorlar.’ tümcesini yazmıştır. Amasya, Tokat, Sivas veKayseri'de de yeni harfleri halka bizzat öğretmiştir.

    Atatürk gezi dönüşünde yeni harfler konusunda halkla görüşmelerinden,sınavlarından aldığı deneyimle başbakanlığa bir talimat vermiştir. 21 Eylül’de verilen,22 Eylül’de gazetelerde yayınlayan bu talimatla, yeni Türk alfabesininkolaylaşmasında yeni bir adım atılıyor, o güne değin ayrı yazılan –dır, -se, -le gibieklerin sözcüklere bitişik yazılması gerektiği bildiriliyordu. Birkaç gün sonra gazeteler,kalın ve ince ‘k’ları, ‘g’leri birbirinden ayırmak için ince’k’ ile ‘g’nin önüne konulan ‘h’harfinin de kalktığını, sesli harfler üzerine konan düzeltme işaretinin (^) amacısağlamaya yeteceğini bildiriyordu. Bu karara kadar ‘Kamil’ adı ‘Khamil’ şeklindeyazılıyordu

    Öğretmenler daha yasanın çıkarılmasını beklemeden Atatürk'ün ağustos ayıbaşında verdiği işaretle, elde henüz yeni yazının alfabe kitabı olmadığı halde, ekimayı başında açılan okullarda yeni yazıyı öğretmeye başladılar. Sarayburnu'ndaki konuşmadan üç ay sonra, 3 Kasım 1928'de yeni Türk alfabesi ile ilgili kanun ResmiGazetede yayınlanarak yürürlüğe girmişti.

    Gazeteler 1 Aralık 1928'de tamamıyla yeni Türk harfleriyle çıkmıştır. İlkgünlerde, yeni harflerle basım yapabilecek teknik donanıma sahip olmayangazetelerin, baskı sayısında ve satış sayısında düşüş olmuştur. Bunun üzerinehükümet bütün ekonomik sıkıntılara rağmen gazete ve dergilere aylık maddiyardımda bulunmaya başlamıştır. Yeni Türk harflerinin kabulüyle birlikte kitap yayımıda hemen başlamış, kitap yayımında büyük bir artış olduğu görülmüştür. 1876'dan1928 yılına kadar elli iki yıllık dönemde yaklaşık 27.000 kitap basılmışken, 1928–1938 yılları arasındaki on yıllık dönemde 15.244 kitap yeni harflerle basılmıştır. Yeniharflere geçildikten sonra basılan kitap sayısı yıllık ortalama olarak 1524 olmuştur.

    1 0cak 1929'da açılan Millet Mekteplerine kadın, erkek, genç yaşlı demedenherkes katılmıştı. İllerde ve ilçelerde Millet Mektepleri davullarla zurnalarla açılıyordu.Öğretmen okuma yazma ve yeni Türk harfleri konusunda bir konuşma yapıyor,ardından Atatürk'ün Türk harfleri konusundaki yaptığı konuşma plağı dinletiliyor,ardından derslere başlanıyordu. Yeni Türk harflerini bilmeyen, okula veyamemuriyete devam etmeyen 16–40 yaş arasındaki her Türk vatandaşı bulunduğuyerdeki Millet Mektebine devam etmeye zorunlu kılınmıştı. Eski yazıyı bilenler ikiaylık öğretimden geçiriliyor, bilmeyenler için de ayrı bir programla dört aylık öğretimuygulanıyordu. Kursların sonunda başarılı olanlara diploma veriliyordu. İlk basamaktaaçılan 20.489 Millet Mektebine bir ay içinde 856.000 kişi kaydolmuştu. Beş yılınsonunda 2.305.924 kişi Millet Mekteplerinden mezun olmuştur.

    Bu kadar kısa sürede böyle bir devrimin gerçekleşmesinde; yeni alfabeninTürkçenin seslerini karşılamaya uygun olması yanında Atatürk'ün bu konuda kararlıoluşu ve azmi de etkendi. Yazı devriminden sonra toplumda okuryazar oranı hızlaartmış, okuma oranı 1923'te %5 iken 15 yıl içerisinde %80'e ulaşmıştır. Bugün enfazla 3 aylık bir dönemde okumayı söken çocuklar varken, eski alfabe ile bu süre 5–6yıllık bir eğitimi gerektiriyordu. Yüksek eğitimden geçmiş bir Osmanlı çocuğununyazım yanlışları yapmaması az görülen bir durumdu. İmlası düzgün olanlar toplumiçinde yarı bilgin kabul edilirdi. Osmanlı döneminde yaşayan ünlü yazarlardankimilerinin daha sonra kendi yazdıkları Arapça ve Farsça sözcükleri okuyamadıklarısöylenir.

    Yeni bir alfabenin kabul edilmesi, Türkçenin özleşmesi, gelişmesi yolundabüyük bir aşama olmuştur. Atatürk değişik zamanlarda yaptığı konuşmalardaTürkçenin yabancılıklarından arındırılması gereğini vurgulamış, Türkçenin aslındazengin bir dil olduğunu bilinçle işlenmesi gerektiğini istemiştir. Bir başkakonuşmasında ise şöyle der: ‘’Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramıifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak,toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır. Milli his ile dil arasındaki bağ çokkuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin gelişmesinde başlıcaetkendir.’’

    1926’da alfabe çalışmaları için kurulan Dil Encümeni, yeni harflerin kabuledilmesinden sonra dağılmamış, Dil Heyeti adıyla dil çalışmalarına devam etmiş,Türkçe Sözlük ve 25 bin sözcükten oluşan bir İmla Kılavuzu yayınlamıştır. Bundansonra geçen sürede, Türkçenin temiz, açık ve kesin bir yapıya kavuşturulması veterimce zenginleştirilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda komisyonçalışmalarını sürdürmüştür.

    Türk tarihinin bilimsel bir yöntemle incelenmesi düşüncesiyle 12 Nisan 1931’deAtatürk’ün emriyle ‘Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ kurulmuştur. Daha sonra, toplumlarıntarihleriyle dilleri arasında sıkı bağlantılar olduğunu, Türk dilinin de tarihiyle birlikteincelenmesi gerçeğini bilen Atatürk ‘Artık dil işlerini düşünecek zaman gelmiştir.’demiş, 12 Temmuz 1932’de o günkü adıyla ‘Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nikurdurmuştur.

    Dilin Türkçeleştirilmesi ve zenginleştirilmesi için dil konusunda tartışmaların veizlenecek yolların saptanması amacıyla, 26 Eylül 1932’de ilk Türk Dil Kurultayıtoplanmıştır. Kurultayın ardından hızla çalışmalara başlanmış, yurdun her köşesindeSöz Derleme Ocakları kurularak halk ağzından derlemeler yapılmıştır. On dokuz aygibi kısa bir sürede 130 bin fişlik söz derlenmiş, derlenen bu sözcükler kurumdatoplanmış, daha sonra on iki cildi bulacak olan Derleme Sözlüğü çalışmalarınabaşlanmıştır.

    Gazete ve dergilerde özel dil köşeleri açılmış, bu köşelerde yabancısözcüklerin eleştirileri yapılmış, önerilen yeni sözcüklerle ilgili yazılar yayınlanmayabaşlamıştır. Kısacası bütün toplum, açılmış olan bu dil seferberliğine katılmıştır.

    Halk ağzından derlemeler yapmak, yeni sözcükler türetilmekle yetinilmemiş,Türkçenin eski kaynaklarına da gidilerek eski metinler taranmış, bu taramalarsonunda sözlük niteliği taşıyan ‘Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları TaramaDergisi’ ortaya çıkmıştır. Bu dergi, yazılarda kullanılacak Türkçe için önemli birkaynak olmuştur. Ayrıca dilimizin tarih içindeki gelişimi incelenerek yeni sözcüktüretmenin yolları araştırılmıştır.

    1934 yılı ağustos ayında ikinci Kurultay toplanmıştır. Bu kurultayda, dilimizdekiyabancı sözcüklere üretilen Türkçe karşılıklar için bir kılavuz hazırlanmasına kararverilmiş, bunun sonucunda ‘Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’ adıyla bir sözlükdüzenlenmiş, buna karşılık olarak da ‘Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu’ adıylaikinci bir sözlük daha hazırlanmıştır. Böylece yazı dilimizin Türkçeleşmesi giderekhızlanmış, yüzyıllardan beri Türkçeyi boyunduruğu altına almış olan yabancı dillerinetkisi yavaşlamıştır.

    21 Haziran 1934 yılında Soyadı Yasası çıkarılmış, bu yasa ile dilimize çoksayıda Türkçe sözcük kazandırılmıştır. Alınacak soyadlarının Türkçe olmasızorunluluğu Dil Devriminin gelişimini de olumlu yönde etkilemiştir.

    1936 yılı ağustos ayında üçüncü Dil Kurultayı toplanmıştır. Bu kurultayda,Avusturyalı bir dilbilimcinin ortaya attığı Güneş-Dil Teorisi üzerinde durulmuştur.Buna göre, Türk dili tarihten önceki çağlara değin uzanan eski bir dildir. Türkler birçok sözcüğü göçler yoluyla dünyaya yaymıştır. Bu yönden sözlüklerde kaynağıbilinmeyen nice sözcükler Türkçe olabilir. Bu görüşle Atatürk, dilimiz üzerindekiçalışmalara bir derinlik getirmek, onun eskiliğini ve bütün dillere kaynaklık ettiğinigöstermek istemiştir. (Emin Özdemir, Dil Devrimimiz, TDK yayınları, 1968) Bukurultaydan sonra Türk Dili Tetkik Cemiyetinin adı Türk Dil Kurumu olmuştur.

    Atatürk terimlerin Türkçeleştirilmesine çok önem veriyordu. Temmuz 1932’deDil Kurumu için çizdiği çalışma kolları planında terimler için özel komisyonlaroluşturulmasını istemişti. Her bilim dalı için ayrı ayrı komisyonlar kurulmuş, TerimMerkez Kurulu diye adlandırılan bu komisyonların çalışmaları sonucunda,1936–1937yıllarında, sekiz bilim dalına ait 4062 terim bulunmuştur. Bu terimler kurumca ayrıayrı listeler halinde yayımlanmış, aynı zamanda Kültür Bakanlığına da sunulmuştur.Bakanlık bunları benimseyerek 1937 yılı sonunda yeniden listeler halinde bastırmış,öğretmenlere dağıtmış ve ders kitaplarına almıştır. Terimleri düzenlenmiş olan bilimkolları; matematik, fizik, mekanik, kimya, biyoloji, zooloji, botanik, jeolojidir. Dahasonra bunlara astronomi de eklenmiştir.

    Atatürk, 1928–1938 yılları arasında geçen on yılda dil işleriyle uğraşmıştır.Ölüm döşeğinde bile ‘Arkadaşlara selam söyleyin, dil işlerini gevşetmeyin.’ der.Atatürk’ün ölümünden sonra da dilimizin zenginleştirilmesi, yabancısözcüklerden arındırılması için Türkçeleştirme ve sözcük türetme çalışmalarınadevam edilmiştir.

    Okut. Ayşe BAŞÇETİNÇELİK
    Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü Türk Dili Bölümü


    Güncelleme : 2017-08-16

Konu Etiketleri

atatürk türk dili için neler yapmıştır kısaca, atatürk türk dilinin gelişmesi için hangi çalışmalar yapmıştır, atatürk ün türk dilinin gelişimi ile ilgili yaptığı çalışmalar, atatürk'ün dilimiz için yapmış olduğu çalışmalar nelerdir, atatürk'ün dilimiz için yaptığı çalışmalar kısaca

  Okunma: 2991 - Yorum: 0 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -