Tiroid Bezi Hastalıkları Nelerdir? - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Tiroid Bezi Hastalıkları Nelerdir?

  1. Tiroid, bir hastalık ismi değildir. Tiroid, herkeste bulunan bir organdır. Hormon üretir ve kanımıza verir. Bu hormon ise vücudumuz için hayati öneme sahiptir. Ömür boyunca bu hormona ihtiyaç duyarız. Bu hormonun adı "tiroksin" dir. Tiroksin, vücudumuzda T3 ve T4 şeklinde bulunur.


    Tiroid Bezi Hastalıkları Nelerdir?

    Bu hormondan başka, halk arasında daha az bilinen diğer bir hormon daha tiroid tarafından üretilir. Bu hormona "kalsitonin" deriz. Kemik metabolizması ile ilgilidir.

    Tiroid, boğazımızda ön tarafta, adem elması ismi verilen çıkıntının hemen altında yerleşmiştir.

    Tiroid'in altından, sağından ve solundan ses tellerini hareket ettiren sinirler ve onların dalları geçer. Bu sinirler, sağ ve sol olmak üzere 2 tanedir. Bu sinirlerin yerleşimi ve dallanması kişisel değişiklikler gösterir. O nedenle ameliyat sırasında cerrahı yanıltabilir. Bu sinirler çok önemlidir. Eğer bu sinirler ameliyatta zarar görürse veya tiroid kanseri tarafından sarılırsa ses kısıklığı ve ses kaybı olabilir.


    Tiroid'in arka iç yüzüne gömülü ve yapışık, 4 tane, mercimek tanesi büyüklüğünde, kalsiyum bezesi (paratiroid bezeleri) vardır. Bu kalsiyum bezelerinin sayısı 1 ile 6 arasında değişebilir. Tiroid'in ameliyatlarında, kaçınılmaz olarak, bu kalsiyum bezelerinin de biri veya birkaçı veya hepsi çıkarılıp alınabilir. Bu durumda hastanın ömür boyunca kalsiyum ve destekleyici başka ilaçlar da kullanması gerekir. Aksi halde, ameliyat sonrasında kemik erimesi hızlanır. Zaten, ameliyatla bu kalsiyum bezeleri alınmasa dahi tiroid hastalıklarının bir çoğu ve hatta tiroid ilaçlarının kendisi kemiklerde erime yapabilir.


    Güncelleme : 2017-11-18
  2. 2009-10-02 #2
    GUATR NEDİR?

    Tıbben, genel anlamda, tiroid'in büyümesine guatr denilir. Halbuki halk arasında bütün tiroid hastalıklarına "guatr" denmektedir. Bir çok guatr türü vardır.

    Tiroid Bezi Hastalıkları Nelerdir?


    GUATR'IN TÜRLERİ

    Tiroid bezesinin gereğinden daha fazla hormon salgıladığı guatr türüne "zehirli guatr" denir. Halk arasında bu tür guatra "iç guatr" da denilmektedir. Hormon düzeyi normal olan nodülsüz guatr türüne "basit guatr" denir. İçinde nodül bulunan guatr'a "nodüllü guatr" diyoruz. Nodül, tiroid'de bulunmaması gereken yumru veya kitledir. Nodüllü guatr, "tek nodüllü" veya "çok nodüllü" guatr olarak ikiye ayrılabilir. Nodüller; "soğuk", "ılık" ve "sıcak" olarak 3 gruba ayrılır.

    İÇ GUATR-DIŞ GUATR Halk arasında yaygın olarak kullanılmasına rağmen tıbbi tanımlamada iç guatr veya dış guatr deyimlerini kullanmıyoruz.


  3. 2009-10-03 #3
    TİROİT NODÜLLERİNE YAKLAŞIM NASIL OLMALIDIR?

    Nodüllerin çoğunluğu hasta tarafından fark edilmez. Tiroid'deki nodül çoğunlukla dışarıdan gözle fark edilmez. Bazı hastalarda nodül büyükçe olur ve dışarıdan gözle dahi görülebilir.

    Tiroid Nodülünün Mevcut Olup Olmadığının Ortaya Çıkarılması

    Elle muayenede nodül mevcut olup olmadığını her zaman ortaya koymaz. Ancak elle muayene tiroid bezesi çevresinde lenf düğümlerinin değerlendirilmesi açısından çok önemli bir yöntemdir. Tiroid bezesinde nodül mevcut olup olmadığının en kesin kararı ultrasonografi ile verilir. Tiroid bezesinde nodül olup olmadığı konusunda sintigrafi, ultrasonografi kadar etkin değildir. özellikle ılık (normoaktif) nodüllerde ve boyutu 1 cm' in altındaki nodüllerde tiroid sintigrafisi yeterli kesinliğe sahip değildir. Ancak sıcak nodül ve soğuk nodül mevcudiyetini sintigrafi ile etkili şekilde ortaya koymak mümkündür. Zaten nodülün fonksiyonunu değerlendirmek için etkili tek yöntem sintigrafi olduğu için tiroid nodülü değerlendirmesinde ultrasonografiden sonra sintigrafi de yapılmalıdır.

    Tiroit Nodülünün Boyutu ve İçeriğinin İncelenmesi

    Nodüllü guatr hastalığının tanı aşamasında, tiroit'deki nodülün boyutunun ve içeriğinin (hücre, sıvı, kireç oturması) incelenmesi nodül hakkında sahip olunması gereken hayati ayrıntılardan ikisidir. Eskiden sanıldığı ve hatta bazı hekimlerce hala kabul edildiği gibi, nodül boyutu kanser ile tam ve direk bir ilişkiye sahip değildir. Küçük nodüllerde de kanser çıkma riski mevcuttur. O nedenle 'Nodül henüz küçük kanser olma ihtimali düşük, ileri teknikler kullanılmasına gerek yok' tarzı yaklaşımlar bilimsel değildir. Bu amaçla en etkili yöntem doğru ve eksiksiz yapılmış tiroit ultrasonografi'sidir. Bu amaçla dopler ve sintigrafi kullanılmaz; elle muayene sadece tahmini bilgi verir. Ultrasonografide katı içerikli olarak rapor edilen nodüller hücreden zengin olduğundan kanser yönünden dikkatle incelenmelidir.

    Tiroit Nodülünün Fonksiyonunun Ortaya Konması

    Nodülün fonksiyonu seçilecek tedavi yöntemine karar verme ve kanser riskini tahmin etmede çok önemlidir. Hatta tedavinin ne zaman ve nasıl yapılması gerektiğine dair hayati ipuçları bile verir. Fonksiyon açısından nodüller dörde ayrılır:

    * soğuk nodüller (hipoaktif)
    * sıcak nodüller (hiperaktif)
    * ılık nodüller (normoaktif)
    * sıcak otonom nodüller

    Her nodülde kanser çıkma ihtimali vardır, ancak soğuk nodülde kanser ihtimali daha yüksektir. Nodülün fonksiyonu en kesin olarak sintigrafi ile değerlendirilir.

    Nodüller Tiroid Hormonunu Bozar mı?

    Tiroid bezesinde nodül olması her zaman tiroid hormon bozukluğuna neden olmaz. Ancak sıcak nodlülerde, özellikle de otonom sıcak nodüllerde zehirli guatr yani tiroid hormon yükseliği (hipertiroidizm) çok sıktır. Bu durumda çok çalışan nodül aşırı hormon üretir. Soğuk nodüller genellikle tiroid hormon düzeyini bozmaz. Tiroid nodülünün hormon düzeyine etkisini araştırmak için FT3, Ft4 ve TSH isimli hormonların kanda ölçülmesi gerekir.

    Nodüllerin Takibi

    Nodüllerin takibi için ultrasonografi kullanılmaktadır. Nodül tedavisinde kullanılan ilaçların etkisi, kan alınıp hormon düzeyleri ölçülerek yapılmalıdır.Tedavi edilmeyen nodüller büyüyebilir ve sayısı da artabilir.

    TİROİD HORMON HASTALIKLARI

    Tiroid, hormon üretir ve kanımıza verir. Bu hormon ise vücudumuz için hayati öneme sahiptir. Ömür boyunca bu hormona ihtiyaç duyarız. Bu hormonun adı "tiroksin" dir. Tiroksin, vücudumuzda T3 ve T4 şeklinde bulunur.

    Bu hormondan başka, halk arasında daha az bilinen diğer bir hormon daha tiroid tarafından üretilir. Bu hormona "kalsitonin" deriz. Kemik metabolizması ile ilgilidir.

    Tiroid'in arka iç yüzüne gömülü ve yapışık, 4 tane, mercimek tanesi büyüklüğünde, kalsiyum bezesi (paratiroid bezeleri) vardır. Bu kalsiyum bezelerinin sayısı 1 ile 6 arasında değişebilir.

    Genel olarak, tiroid'in hormon hastalıkları denildiğinde sadece tiroksin isimli hormonun azlığı veya çokluğu ile ilgili iki ana grup hastalık anlaşılır:

    1) Tiroid Hormonunun fazlalığı

    2) Tiroid hormonunun yetersizliği

    TİROİD HORMON FAZLALIĞI

    Bu hastalık grubunda, tiroid, gereğinden ve ihtiyaç duyulandan daha fazla tiroksin üretip kanımıza verir. Bunun sonucunda fazla hormon "zehir" etkisi yapar. Bu nedenle, bu hastalığa zehirli guatr denir. Tıbbi adı "hipertiroidizm" dir. Zehirli guatr'ın iki ana türü vardır:

    a-Nodüllü zehirli guatr

    b-Nodülsüz zehirli guatr

    Nodüllü Zehirli Guatr

    Nodüllü guatrda iki önemli durum vardır: 1) Tiroid hormonu fazla üretilir, 2) Nodül bir kitledir, bir yumrudur, kanser riski vardır, bu risk iğne biyopsisi ile araştırılmadan hiç bir tedavi yapılmaz.

    Nodülsüz Zehirli Guatr

    İki ana türü bulunur:

    1) Tiroid oto-antikorlarının (anti-tg, anti-tpo antikorları) yüksek olduğu nodülsüz zehirli guatr,

    2) Oto-antikorların normal olduğu nodülsüz zehirli guatr.

    Antikorların yüksek olduğu zehirli guatr'da; Hastaların gözlerinin dışarı doğru çıkması (egzoftalmi) sık görülebilir ama şart değildir. En tipik örneği Basedow Graves hastalığı isimli türdür.

    Antikorların yüksek olmadığı zehirli guatr'da; gözlerin dışarı doğru çıkması belli belirsiz düzeyde hafif olabilir ve tedaviden sonra çoğunlukla düzelir.


  4. 2009-10-03 #4
    TİROİD HORMON YETMEZLİĞİ

    Bu hastalık grubunda tiroid, yeterli hormon üretemez. Bu hastalığın tıbbi adı; hipotiroidizm'dir. Bir çok nedeni vardır:

    1) Tiroid'in cerahatli olmayan iltihapları sonucunda tiroid'de oluşan hücrelerin harabiyeti (bunun en tipik örneği tiroid oto-antikorlarının yüksek olduğu iltihabi durumdur ki buna Haşimato hastalığı denir),

    2) Tiroid ameliyatları,

    3) Radyoaktif iyot tedavisi,

    4) Uzun süre anti-tiroid ilaçların (propicil, thyrimazol vs) kullanımı,

    5) Bazı psikiyatrik ve depresyon ilaçlarının kullanımı (örneğin lityum),

    6) yaşlanan tiroid.

    Tiroid hastalıkları, genel olarak, genetik geçişin sık görüldüğü bir hastalık grubudur, ancak, özellikle hormon yetmezliği, en yaygın genetik geçişin görüldüğü durumlardır.

    Tiroid hormon yetmezliğinde, ilk tanı aşamasında tiroid'de nodül (kitle, yumru) olabilir. Eğer ilk tanı aşamasında nodül yoksa bile tedavi kısa süre içinde yapılıp kesik hormon yeterince yerine konulmazsa uzun süre yüksek kalan TSH nodül gelişimine neden olur.

    ZEHİRLİ GUATR (HİPERTİROİDİZM)

    Tiroid bezesinin gereğinden daha fazla hormon salgıladığı guatr türüne zehirli guatr denir. Zehirli guatr, nodüllü veya nodülsüz olabilir. Nodülsüz zehirli guatr'a Basedow Graves Hastalığı da denilebilir. Zehirli guatr'da çarpıntı, ellerde titreme, vücutta titreme, ani kilo kaybı, saçlarda dökülme, kaşıntı, boğazda dolgunluk hissi, aşırı iştah dolayısıyla çok yemek yeme ve çok su içme, aşırı terleme, çabuk yorulma, aşırı sinirlilik sık görülen şikayetlerdir.

    Bazı hastalar, bulantı, ishal, kusma ve çok sık dışkılamadan yakınır. Bunların hepsi birlikte olmak zorunda değildir. Bu şikayetlerin bazıları ön plandadır, diğer şikayetler ancak doktorun sorgulaması ile ifade edilebilir. Bazı hastalarda göğüs ve boyunda devamlı bir kızarıklık söz konusu olabilir. Nodülsüz guatrlı hastaların bazılarında gözlerde büyüme ve gözlerin ileriye doğru çıkması mümkündür. Hastaların muayenesinde; kalp atımının çok arttığı, solunumun hızlandığı, ellerin titrediği, avuçiçlerinin nemli olduğu görülür. Bu hissedilen belirtiler, aslında zehirli guatrın vücut içinde yaptığı hasar ve etkilerden daha önemsizdir. Zira zehirli guatr başta kalp ve damar sistemi olmak üzere vücudumuzda bir çok organ ve dokuya kalıcı olabilen hasarlar verebilmektedir. Örneğin, kalbin büyümesi ve takiben kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kemik erimesi bu hasarların bir kısmıdır. Kısaca söylemek gerekirse, zehirli guatr, en yıkıcı ve tahrip edici guatr türüdür.

    TİROİD KRİZİ

    Zehirli guatrda, yüksek hormonların kontrolden çıkması ile seyreden çok ağır bir durumdur. Yaşlı hastalarda ölüm oranı %25'e kadar yükselebilir. Acil tedavi gerektiren bir hastalıktır. Böyle bir durumda hasta, hastaneye yatırılıp tedavi edilir. 40 derece ve üstünde ateş, kalp çarpıntısının çok şiddetli olması, ishal ve kusma, ateş basması hissi, algılama bozuklukları bu krizin haberci ve belirtileri arasındadır. Bu tür hastalarda acil müdahele muhakkak tiroid konusunda deneyimli hekimlerce yapılmalıdır.

    ZEHİRLİ GUATR'DA GÖZ BULGULARI

    Gözlerin ileriye doğru çıkması zehirli guatr'da hastaları ilk ele veren görüntüdür. Bu ileriye çıkış genellikle çift taraflı iken bazen tek taraflı olabilir. Ancak her zehirli guatr hastasında göz bulgusu olmaz. Özellikle nodüllü zehirli guatr hastalarında göz bulgusu sık değildir. Göz bulgusunun şiddetine göre hastada şikayetler olur; uyurken gözlerin kapanmaması, gözlerde kızarıklık, yanma, gözyaşı akıntısı, hatta cerhatli göz iltihapları görülebilir. Göz bulguları, zehirli guatrın kalıcı olarak tedavisinden (örneğin kapsül tedavisi ile) sonra önemli ölçüde düzelir. Ancak, hangi yöntemle olursa olsun, zehirli guatrın tedavisinden sonra (örneğin ameliyattan sonra dahi) sıklıkla ortaya çıkan tiroid hormon yetmezliği (hipotiroidizm) yeterli düzeyde tedavi edilmezse göz bulgular düzelmez ve hatta ilerleyebilir. Eski bilgilere dayalı ve hatta kasıtlı bazı iddiaların aksine, zehirli guatr tedavisinden sonra hastanın tiroid hormonları normalize edildikten sonra göz bulguları "daha kötü" olmaz. Göz bulguları olan zehirli guatrlı hastalarda oto-antikorlar genellikle yüksektir.

    TİROİD ANTİKORU NEDİR?

    Vücut bağışıklık sisteminin normalde mikroplara karşı ürettiği proteinlere antikor adı verilir. Bağışıklık sisteminin "yanlışlıkla" veya "şaşırarak" ürettiği bazı antikorlar, tiroid bezemizdeki hücrelerde bulunan peroksidaz enzimi ile tiroglobulin isimli moleküle karşı etkili olurlar. Bunlara oto-antikor denilir. Bu antikorların teşhiste en yaygın olarak kullanılanları anti-TPO ve anti-TG antikorları olarak isimlendirilir. Bu antikorların ölçümü guatr türünün anlaşılmasında ve tiroidit hastalığının (tiroid bezesinin iltihabı) tanısında çok önemli olabildiği gibi bu hastalığın daha sonraki takibinde de kullanılmaktadır. Zehirli guatr ve Hashimato hastalığında (Hashimato tiroiditi'nde) bu antikorlar yükselir.

    TİROİD HORMON YETMEZLİĞİ (HİPOTİROİDİZM)

    Tiroid'in salgıladığı hormon vücudumuzun ihtiyacını karşılamayabilir. Bu duruma "hipotiroidizm" diyoruz. Tiroid yetmezliğinin bir çok nedeni vardır; bu neden tespit edilmelidir:

    1) Doğuştan tiroid yetersiz hormon üretebilir.

    2) Tiroid ameliyatı sonrasında kalıntı tiroid dokusu yeterince hormon üretebilir.

    3) Tiroid yaşlandığı için yetersiz hormon üretebilir.

    4) Tiroid hücrelerinin hormon üretimini bozan bazı psikiyatrik ilaçlar kullanılması sonucu tiroid yetersiz hormon üretebilir.

    5) Zehirli guatrın uzun süreli hapla tedavisi sonrasında tiroid yeterince hormon üretebilir.

    6) Radyoaktif iyot tedavisi sonrası verilen tiroid hormonu yetersiz kalmış olabilir.

    7) Cerahatli olmayan bir iltihap sonrasında tiroid hücreleri harabiyete uğradığı için yetersiz hormon üretebilir.Bu iltihaba "tiroidit" denilir. En sık karşılaşılan tiroid hormon hastalığıdır. Bu iltihapların en sık görüleni de Hashimato hastalığıdır.

    Hastalarda başlıca şikayetler; saçlarda kabalaşma ve matlaşma, ciltte kuruma, pullanma ve dökülme, istemediği halde kilo alma, rejime rağmen kilo verememe, kabızlık, çarpıntı, isteksizlik, cinsel isteksizlik, sık sık bunalıma girme, bel-omuz-sırt ağrısı, çabuk yorulma. Dil büyümesi gibi ilginç şikayetler dahi görülebilir.

    Bu hastalarda, kandaki prolaktin (kadınlardaki meme ve emzirme hormonu) düzeyi yükselebilmektedir. Hatta aynı hastalarda bu prolaktin yüksekliğine ilaveten MR ve tomografide aynı "prolaktin salgılayan hipofiz tümörleri"ndeki gibi hipofiz büyümesi de görülebilmektedir. Bu hastalarda tiroid yetmezliğinin gözden kaçırılması sonucunda "agresif prolaktin fazlalığı tedavisi" ve hatta "hipofiz ameliyatı" uygulanabilmektedir. Halbuki asıl hastalık olan tiroid hormon yetmezliği tedavi edilmeden bu agresif tedavilerle sorunu çözmek mümkün değildir.

    Yapılacak tetkiklerden sonra teşhisin doğrulanmasını takiben eksik olan tiroid hormonunu vererek çok hızlı iyileşme sağlamak mümkündür. Burada en önemli nokta yeterli hormonun verilmesi ve "ince ayarın" yapılmasıdır. Bu hastalar ömür boyunca ilaç kullanmak zorundadır. tedavide kullanılan Tiroid hormonunun standart dozu yoktur. Bu nedenle her hastada yapılacak ölçüm ve takiplerle gerçek ve doğru idame dozu bulunmalıdır.


  5. 2009-10-03 #5
    TİROİD ANTİKORU NEDİR?

    Vücut bağışıklık sisteminin normalde mikroplara karşı ürettiği proteinlere antikor adı verilir. Bağışıklık sisteminin "yanlışlıkla" veya "şaşırarak" ürettiği bazı antikorlar, tiroid bezemizdeki hücrelerde bulunan peroksidaz enzimi ile tiroglobulin isimli moleküle karşı etkili olurlar. Bunlara oto-antikor denilir. Bu antikorların teşhiste en yaygın olarak kullanılanları anti-TPO ve anti-TG antikorları olarak isimlendirilir. Bu antikorların ölçümü guatr türünün anlaşılmasında ve tiroidit hastalığının (tiroid bezesinin iltihabı) tanısında çok önemli olabildiği gibi bu hastalığın daha sonraki takibinde de kullanılmaktadır. Zehirli guatr ve Hashimato hastalığında (Hashimato tiroiditi'nde) bu antikorlar yükselir.

    TİROİD KANSERİ

    Tiroid bezesinin hücrelerinden menşe alan kanserlere tiroid kanserleri denir. Dört ana gruba ayrılır: papiller kanser, folliküler kanser, medüller kanser, anaplastik kanser.
    '
    Papiller tiroid kanseri ve folliküler tiroid kanseri; tedavisi doğru ve eksiksiz yapılmak şartı ile %100'e yakın oranda "tedavi edilebilen" kanserlerdir. Medüller tiroid kanseri daha karmaşık ve daha ileri tedavi yapmak koşulu ile tedavi şansı son yıllarda çok artmış bir kanser türü iken anaplastik kanserde tedavi etkinliği özellikle gecikmiş vakalarda düşüktür.

    TİROİD KANSERİ TEDAVİ SEÇENEKLERİ VE STRATEJİSİ NEDİR?

    Her tiroid kanserinde ameliyat ile tiroid bezesinin tümünün eksiksiz olarak çıkarılması zorunludur. Kanserin çeşidine göre değişmek üzere ameliyat sonrasında yapılacak tedaviler ile kanser tedavisi tamamlanır. Ancak hasta ömür boyunca takip edilir.

    TİROİD KANSERİNDE AMELİYAT

    Tiroid nodülü ameliyatlarından önce İİAB yapılması ve bunun sonucunda kanser olduğunun belirlenmesi hastaya en uygun koşullarda ameliyat yapılması imkanı verir. Ayrıca, kanser şüphesi yüksek hastalarda ameliyat sırasında hızlı mikroskopik inceleme (frozen) yapılması uygun olur. Ameliyat sırasında hızlı mikroskopik inceleme ile hastada kanser olup olmadığı ortaya konulduktan sonra ameliyatın genişletilip tiroid bezesinin tümünün çıkarılması en uygun cerrahi stratejidir. Kanser ameliyatlarında, tiroidin çevresindeki lenf düğümleri de alınmalı ve mikroskopik olarak kanserin bu düğümlere sıçrayıp sıçramadığı ortaya konmalıdır.

    Ameliyat sonrasında kanser olduğu anlaşılan ve tiroid bezesinin bir kısmı çıkarılmadan bırakılmış hastalarda; kanserin boyutuna bakılmaksızın ikinci bir ameliyatla tiroid bezesinin geriye kalan bölümü de tümüyle çıkarılmalıdır. Aksi halde daha sonra yapılacak tedavi de eksik kalır ve etkili olamaz.

    AMELİYAT SONRASI TEDAVİ

    Papiller Kanser ve Folliküler Kanser'de Ameliyat Sonrasında Tedavi:

    Hastada tiroid bezesi tümüyle çıkarıldıktan sonra özel olarak kurşun ile zırhlanmış bir hastane odasında hastalara yüksek doz radyoaktif iyot-131 uygulanır. Böylece ameliyat öncesinde, ameliyat sırasında ve ameliyat sonrasında tiroid bölgesinde kalan ve vücudun başka yerlerine dağılmış olan "kanser hücrelerinin" ortadan kaldırılması amaçlanır. Eğer tiroid kanseri başka bir yere gitmiş ve orada "yayılma" yapmışsa bu durumda daha da yüksek doz radyoaktif iyot-131 uygulamaktan ibarettir.

    Hastaların ameliyat sonrasında radyoaktif iyot-131 tedavisi öncesinde tüm vücudunu taramak ve takiben yüksek doz tedavi verdikten sonra tüm vücudu bir kez daha taramak daha kesin sonuçlar vermektedir. Tedavi dozu 150 mci' (MİLİKÜRİ)nin altında olmamalıdır.

    Gereken vakalarda aradan 6 ay geçtikten sonra tekrar yüksek doz iyot-131 verilebilir. Verilecek toplam dozun sınırı genellikle toplam 2000 mCi civarındadır. Ancak, vücudunun her yerine kanser yayılmış ve hayatı tehlikeye girmiş bir hastada bu sınır aşılabilir.


  6. 2009-10-03 #6
    LENF BEZELERİNE YAYILMIŞ PAPİLLER TİROİD KANSERİNDE NE YAPILMALIDIR?

    Bazı merkezlerde papiller kanser olduğu İİAB ile veya ameliyat sırasında saptanan hastalara tiroid ameliyatı sırasında veya sonrasında bir de boyun ameliyatı yapılarak tek taraflı veya çift taraflı lenf bezeleri de "temizlenmektedir". Lenf bezelerine yayılmış papiller kanserlerde bu uygulama artık giderek terk edilmekte; lenf bezelerine yayılmış papiller kanserlerde bile tiroidin tümüyle çıkarılmasından sonra yüksek doz iyot-131 tedavisi uygulaması yapılmaktadır. Çünkü papiller kanserlerin çoğunluğu iyot-131'i çok yüksek oranda tutmaktadır.

    TİROİD KANSER AMELİYATINDA TİROİD BEZESİ TÜMDEN ÇIKARILMAK ZORUNDA MIDIR?

    Evet. Gerekirse ikinci ameliyat muhakkak yapılmalıdır. Kanserin boyutu ne olursa olsun tiroid bezesi tümden çıkarılmalıdır. Aksi halde daha sonra uygulanacak tedaviler etkili olmaz. Ülkemizde yaygın olarak tercih edildiği şekliyle, ilk ameliyatla tiroid bezesinin çoğunu çıkarıp geriye kalan bölümünü düşük doz radyoaktif iyot-131 ile yakmak ikinci ameliyat kadar etkili bir seçenek sunmaz.

    Medüller Kanserde Ameliyat Sonrası Tedavi:

    Bu kanser türünün de bir kaç alt grubu olmakla birlikte tedavi stratejisinde ameliyat sonrasında yine radyoaktif iyot-131 ile işaretli yüksek doz MIBG kullanılmaktadır. Burada en önemli husus, hastada tiroid dışındaki bölgelerden salgılanan diğer hormon ve hormon benzeri maddelerin de tedavi planı içine dahil edilmesidir.

    Anaplastik Kanserde Ameliyat Sonrası Tedavi:

    Bu hastalarda hastanın durmuna ve teşhis edilme evresine göre, ameliyat sonrasında radyoterapi ve kemoterapi seçenekleri dikkate alınır.

    TİROİD KANSERİNDE TEDAVİ SONRASI TAKİP

    Tedavi sonrasında hastaların TSH düzeyleri hızla düşürülmelidir. Unutmamak lazım ki, yüksek TSH, kanserin yeniden gelişmesine ve yayılmasına teşvik unsuru oluşturur. Bu amaçla tiroksin hormonu kullanılır. Belli aralıklarla tüm vücut iyot-131 tarama yapmak ve kanda tiroglobulin düzeyini ölçmek en temel takip yöntemleridir.

    HANGİ SIKLIKLA TÜM VÜCUT TARAMA YAPILMALIDIR?

    Papiller ve Folliküler kanserde TSH düzeyini yükselterek iyot-131 ile tarama artık eskisi kadar sık yapılmamalıdır. Eskiden 6 ay gibi kısa aralıklarla daha sık yapılan bu tarama yöntemi artık yerini tek tiroglobulin ile takibe bırakmıştır. Çünkü yapılan araştırmalarda yalnız iyot-131 tüm vücut tarama ile tek başına tiroglobulin ölçümleri yaparak takip etmek arasında bilimsel istatistiki bir fark olmadığı ortaya çıkmıştır. En ideali hem iyot-131 tüm vücut tarama yapmak hem de aynı zamanda tiroglobulin ölçmektir; ama bu durumda da hastanın TSH düzeyini sık sık yükseltme ve hastayı gereksiz riske sokma durumu söz konusu olabilir.

    Medüller kanserde takipte iyot-131 MIBG sintigrafisi tek tercih edilecek yöntemdir. Anaplastik kanserde ise takip amaçlı tüm vücut kemik sintigrafisi kullanılır.

    TİROİD KANSERİ TAM OLARAK TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUR?

    Her ne kadar tiroid kanseri yukarıda açıklanan yöntemlerle "tedavi edilebilir" kanserlerden olsa da tedavi edilmezse aynı diğer kanserler gibi yayılır ve olumsuz neticeler ortaya çıkar.


Bölüm: Hastalıklar

Konu Etiketleri

Tiroid Bezi Hastalıkları Hangi Bölüm, Tiroid Bezi Hastalıkları Nasıl Anlaşılır, Tiroid Bezi Hastalıkları Neden Olur, Tiroid Bezinin Az Yada Çok Çalışması

  Okunma: 3385 - Yorum: 5 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -