Ergenekon Operasyonu - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Ergenekon Operasyonu

  1. Ergenekon Operasyonu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nde kaos ortamı yaratarak askerî darbeye zemin hazırlamak amacı ile suikastlar düzenleyen bir silahlı teşkilat olduğu iddia edilen Ergenekon isimli oluşuma yönelik operasyonlardır. Ergenekon isimli bir örgütün varlığı 2007 öncesinde de zaman zaman konuşulmuş 2007'de başlayan operasyonlar sonrası Türkiye'nin ana gündem maddesi olmuştur. 150'ye yakın şüpheli hakkında 25 Temmuz 2008 tarihinde bir kamu davası açılmıştır.


    Hâlen devam eden davada bazı ordu komutanı dahil, çeşitli emekli ve muvazzaf subay ile onların sivil işbirlikçileri olduğu iddia edilen, birçok gazeteci, akademisyen, yeraltı dünyası ismi ve sivil toplum örgütü liderinin; seçimle işbaşına gelen meclis ve hükûmeti devirecek bir askerî darbe planlamak ve Ergenekon adında bir silahlı terör örgütü kurmak suçlamasıyla yargılanmaktadır. Davanın çıkış kaynağı ise 12 Haziran 2007 Ümraniye'de emekli astsubay Oktay Yıldırım'dan, iki hafta sonra da Eskişehir'de emekli binbaşı Fikret Emek'ten ele geçirilen el bombalarının seri numaralarının 2006 Mayıs ayında Cumhuriyet gazetesi binasına atılan el bombalarıyla örtüşmesi olmuştur. Bulunan el bombaları üzerine başlayıp genişleyen soruşturma kapsamında kamuoyunun da yakında tanıdığı birçok kişi gözaltına alınmıştır.


    Dava hakkında hazırlanan iddianame 25 Temmuz 2008'de kabul edilmiş ve davanın ilk duruşması 20 Ekim 2008 tarihinde Silivri Cezaevi içindeki adliyede yapılmıştır.

    Konu Başlıkları

    1. Ergenekon nedir?
      • 1.1 İsim
      • 1.2 Yapılanma
        • 1.2.1 Sivil toplum
        • 1.2.2 Diğer örgütler
        • 1.2.3 JİTEM


      • 1.3 Gerçekleştirdiği iddia edilen eylemler
        • 1.3.1 Darbe teşebbüsleri
        • 1.3.2 Danıştay Saldırısı
        • 1.3.3 Suikast planları
        • 1.3.4 Ergenekon ile ilişkilendirilen diğer eylemler


    2. Operasyon öncesindeki gelişmeler
      • 2.1 Tuncay Güney
      • 2.2 Ergenekon reorganizasyon belgesi
      • 2.3 Danıştay Saldırısı
      • 2.4 Engin Bağbars'ın ifadeleri

    3. Soruşturma
      • 3.1 Ümraniye ve Eskişehir'de bulunan bombalar
      • 3.2 Soruşturmanın genişlemesi
      • 3.3 Ele geçirilen silah ve mühimmatlar

    4. Tartışmalar
      • 4.1 Medya
      • 4.2 Kapatma davası
      • 4.3 İddianame
      • 4.4 Soruşturma ve savcılar
      • 4.5 Siyasi partilerin tepkileri

    5. Dava



  2. 2009-09-22 #2
    Ergenekon Nedir?

    ‘Ergenekon' kavramı, ilk olarak Can Dündar ve Celal Kazdağlı'nın, Show TV'de yaptığı ‘40 dakika' adlı programın devletin içindeki yasadışı yapılanmaların tartışıldığı 7 Ocak 1997 tarihli bölümünde dile getirilmiştir. Programın konuklarından Erol Mütercimler, Ergenekon'u 12 Mart döneminde işkenceli sorguların yapıldığı ve kontrgerilla kadrolarının ilk kez ortaya çıktığı Ziverbey Köşkü'nün komutanı olarak tanınan ve 1991 yılında bir Dev-Sol militanı tarafından öldürülen emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk'ten duyduğu ifade etmiştir. Mütercimler, Ünlütürk'ün kendisinin de bu örgütün üyesi olduğunu ve Ergenekon'un Genelkurmay'ın da hükümetlerin de bürokrasinin de herkesin üzerinde bir örgüt olduğunu 27 Mayıs darbesinden sonra CIA, Pentagon tarafından kurdurulduğunu ve Ergenekon'u araştırdığında içinde subaylar, emniyetçiler, profesörler ve gazetecilerin yer aldığını gördüğünü çete denilen küçük birimlerin Ergenekon adlı üst örgüte bağlı olan tetikçiler olduğunu söylemiştir. Ergenekon'un Eşref Bitlis, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinde parmağı olduğunu Özal suikastı'nı Ergenekon'un gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Erol Mütercimler 1 Temmuz 2008'de Ergenekon kapsamında gözaltına alınmıştır. Savcılık ifadesinde Ergenekon'un 12 Eylül 1980'den sonra dağıldığını, örgüt hakkında hiç bir yazılı belge bulunmadığını ve her şeyin imha edildiğini söylemiştir. Davada silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan tutuksuz yargılanan Mütecimler hakkında iddianamede Ergenekon'un gizli yapılanmasını en iyi bilen ve Türkiye'de bu örgütün adını deşifre eden kişi olmasına rağmen, beyanlarında Ergenekon'un aktif olmadığını söyleyerek örgütün varlığını gizlemeye çalıştığı ve bilgisayarında Ergenekon yapılanmasını ayrıntılı olarak anlatan uzun bir yazı çıktığı iddiaları yer aldı.

    Tuncay Güney'in iddialarına göre ise Ergenekon, Kuzey Kıbrıs'ta Türk Mukavemet Teşkilatı içerisinde asker ve sivil üyelerin bulunduğu bir cunta olarak kuruldu. NATO'nun komünizm ile mücadele zamanında kurulan Ergenekon, Kıbrıs harekatından sonra Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu 12 kişilik yönetici üyeden oluşan ayrı bir grup olarak olarak devam etti. KKTC'nin kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise Ergenekon'un Türk Mukavemet Teşkilatı ile bağlantısı olduğu iddialarını yalanlamaktadır.

    Ergenekon hakkında yazılmış ilk kitabın sahibi Can Dündar, kitabında sözünü ettiği Ergenekon'un NATO ülkelerinde, komünizme karşı kurulan teşkilatların Türkiye ayağı olarak kurulduğunu belirtmiştir. Kitabında Özel Harp Dairesi'nin bir Amerikan askeri yardım kuruluşu bünyesinde komandolarla birlikte çalıştığına ilişkin Ecevit‘in ifadesinin yer aldığını ancak günümüzdeki Ergenekon sanıklarının çoğunun Amerikan değil Rusya yanlısı ulusalcılar olduğunu söylemiştir. Rusya'daki Kommersant gazetesi de davanın başladığı gün yayınladığı bir haberde "Türkiye'deki iktidara karşı darbe girişiminin beyni Moskova'daymış. Üç Türk savcı, darbecilerin fikir babasının Birlik Rusya Partisi'nin ideoloğu Aleksandr Dugin olduğu görüşünde" ifadesini kullanmıştır. Avrasya siyasi hareketi lideri de olan Dugin ise, Ergenekon sanıklarının "Türkiye'nin ABD yanlısı politikaları terk edip, Rusya ile yakınlaşmasını istemekle suçlandığını iddia etmiştir.

    Ergenekon operasyonu hakkında üç tane çok satan kitap yazan Şamil Tayyar ise dava konusu olan Ergenekon'un Can Dündar'ın tanımına uymadığını ve Susurluk'un derin devletin sağ kanadı, ulusalcı-Kemalist yapısıyla da Ergenekon'un derin devletin sol kanadı olduğunu öne sürmektedir.

    İsim
    Ergenekon Operasyonu sırasında bazı çevrelerce Ergenekon'un savcıların operasyona verdikleri bir isim olduğu iddia edilmiş ve bir Türk destanı olan Ergenekon'un bir silahlı örgüt soruşturmasıyla yan yan anılması milliyetçi çevrelerde rahatsızlık yaratmıştır. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin Ergenekon'un örgüt mensubu olduğu iddia edilen kişilerin kendilerinin verdiği bir isim olduğunu açıklamıştır. Örgüte neden Ergenekon ismi verildiği konusunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Örgütün adının önce Türklerin Ergenekon ovasından yeniden türeyişinin anlatıldığı destandan aldığı söylenmiştir. İddianameyle beraber Agarta efsanesinden söz edilmeye başlanmıştır. Bir iddiaya göre ise Ergenekon, Veli Küçük'ün bir dönem komutanlığını yapan albay Necabettin Ergenekon'dan ismini almıştır. Necabettin Ergenekon ise bu iddialar hakkında "Böyle müptezel, vatan haini bir örgüte adım verilemez. Hem benim, hem de Türklerin en önemli destanının adını kirlettiler. Haklarında dava açacağım." diyerek tepki göstermiştir. Gerçek soyadı Baltacı olan 1926 Erzurum doğumlu Necabettin Ergenekon, gençliğinde Ergenekon ve Oğuz Kağan Destanı hayranı olarak yetimiş, üsteğmenliği döneminde, kendisiyle aynı soyadı taşıyan ve hiç sevmediği bir insanla sürekli karıştırıldığı için mahkemeye başvurarak soyadını Ergenekon olarak değiştirmiştir.

    Tuncay Güney, 32. Gün programında Ergenekon'un adını, Ergenekon soruşturması nedeniyle tutuklu olan paşalardan birinin, soyadı 'Ergenekon' olan bir hocasından aldığını ve Ergenekon ismi de bu hocaya saygı çerçevesinde seçildiğini söylemiştir. Güney, bu paşanın 1978-1979 yıllarında paşalık yaptığını ve böbrek yetmezliğinden öldüğünü de belirtmiştir. 32. gün ekibinin Güney'in ifadelerinen hareketle yaptığı araştırmada o dönem Ergenekon soyadlı hiçbir paşaya rastlanmamış ancak akıllara toplantılara ‘Albay Ergenekon' kod adıyla katıldığı bilinen ve böbrek yetmezliğinden ölen eski Genelkurmay 2. Başkanı Turgut Sunalp gelmiştir.

    Yapılanma
    Operasyonlarda bazı sanıklardan ele geçirilen belgelerde Ergenekon'un, örgütün başkanına doğrudan bağlı olan 4 daire komutanlığı ile iki sivil başkanlıktan oluştuğu yazılmaktadır:

    1. Ergenekon Başkanlığı
    2. İstihbarat Dairesi Komutanlığı
    3. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı
    4. Operasyon Dairesi Komutanlığı
    5. Finansman Daire Başkanlığı (Sivil)
    6. Örgüt içi Araştırma Dairesi Komutanlığı
    7. Teori Tasarım ve Plânlama Dairesi Başkanlığı (Sivil)

    İddianamede, yukarıdaki birimlerden yalnızca Teori Tasarım ve Plânlama Dairesi Başkanlığı'nın hiyerarşik yapısı deşifre edilebildiği ve bu başkanlığın yapısının aşağıdaki gibi olduğu belirtiliyor.

    • Gizli ve sivil yapılanma arasında koordinasyonu sağlayan köprü personel: Veli Küçük ve Muzaffer Tekin.
    • Lobi yöneticileri: M. Zekeriya Öztürk, Kemal Kerinçsiz, İsmail Yıldız ve Erkut Ersoy.
    • Sivil Toplum Örgütleri Sorumlusu: Sevgi Erenerol. (yardımcısı) Kemal Kerinçsiz.
    • Teori Senaryo, Kara Propaganda ve Dezenformasyon Departmanı Sorumlusu: Doğu Perinçek.
    • Mafya Yapılanması Sorumlusu: Veli Küçük. Muzaffer Tekin (yardımcısı)
    • İrtibat kurulan yeraltı dünyası isimleri: Ali Yasak, Sami Hoştan, Semih Tufan Gülaltay ve Sedat Peker.
    • Terör örgütleri sorumlusu: Veli Küçük ve Doğu Perinçek.
    • Üniversite yapılanması: Kemal Yalçın Alemdaroğlu, Emin Gürses, Habib Ümit Sayın
    • Araştırma ve Bilgi Toplama Departmanı Sorumlusu: Mehmet Zekeriya Öztürk.
    • Hukuk departmanı sorumlusu: Kemal Kerinçsiz, Fuat Turgut ve Nusret Senem.

    Savcılık iddianamesinde örgütün yöneticileri olarak gösterilen Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu, İşçi Partisi genel başkanı Doğu Perinçek, Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve Türk Ortodoks Patrikhanesi basın sözcüsü Sevgi Erenerol Türk Ceza Kanunu'na göre yalnız kendi işlediği suçlardan değil örgütün gerçekleştirdiği bütün eylemlerden yargılanacaklar.

    Sivil Toplum
    14 Nisan Cumhuriyet Mitingi
    957 - Ergenekon Operasyonu

    Ergenekon iddianamesinin sivil toplum yapılanması bölümünde örgütün şu kuruluşlarla irtibatlı olduğu savunulmuştur.

    • Kuvayı Milliye Derneği
    • Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi
    • Atatürkçü Düşünce Derneği
    • Biz Kaç Kişiyiz
    • Büyük Hukukçular Birliği
    • Ayasofya Derneği
    • Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi
    • Kuvvacılar Derneği
    • Büyük Güçbirliği Derneği
    • Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği
    • Ulusal Birlik Hareketi Platformu
    • Öncü Gençlik
    • Anadolu Uyanış ve Dayanışma Platformu
    • Türkiye'm Topluluğu
    • Türkiye Gençlik Birliği

    İddianamede, 2007 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinden bir kişinin Cumhurbaşkanı olmasına karşı düzenlenen Cumhuriyet Mitinglerinin ve ayrıca bu kuruluşlar tarafından düzenlenen bir kısım toplantı ve mitinglerin Ergenekon yöneticilerinin planlaması ve koordinesi sonucu ve özellikle katılımın yüksek olmasını sağlamak amacıyla milli duygu ve düşüncelerin istismar edilmesi suretiyle gerçekleştiği iddia edilmiştir.

    Diğer Örgütler
    Ergenekon'un naylon terör grupları kurarak terör dünyasına yön vermeyi ve terör örgütlerini kontrol altına almayı hedeflediği ileri sürülmektedir. İddianamede; Veli Küçük ve Ümit Oğuztan'dan ele geçirilen 'Panzehir' isimli dökümanda, PKK'nın tamamen tasfiye edilmesi yerine, Abdullah Öcalan'la işbirliği yapılması gerektiği, soruşturma dosyasındaki delillerden de Ergenekon yöneticilerinin PKK ile ilişki içersinde oldukları, bu örgütü kontrol altında tutmaya çalıştıkları ve gerektiğinde de amaç ve hedefleri doğrultusunda kullandıkları, bu çerçevede son yıllarda Ergenekon içersindeki Kuvayı Milliye derneği altındaki tetikçilere Kürt asıllı vatandaşlara yönelik eylemler yaptırmayı planlayarak ülkede Türk-Kürt çatışması meydana getirmeyi ve böylelikle örgütün amaçları doğrultusunda ülkede kaos ve çatışma ortamı oluşturmayı hedefledikleri savunulmuştur. İddianamede;
    Sık sık Bekaa Vadisi'nde PKK kamplarını ziyaret eden İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in Ergenekon'un kararlarına göre teori ve planlama dairesi başkanlığı bünyesinde terör örgütleri ile irtibat konusunda da görevli olduğu anlaşılmaktadır.
    ifadelerine de yer verilmiştir.
    İddianamede Ergenekon'un PKK dışında DHKP/C, Hizbullah, Türk İntikam Tugayı, MLKP, Hizbuttahrir örgütleri ile ilişkisi hakkında ayrıntılı değerlendirmeler yer almıştır.

    JİTEM
    Savcıların Ergenekon örgütünün belgesi olarak nitelendirdiği bir belgede Tam adı Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele olan ve Güneydoğu'daki birçok faili meçhul cinayetten sorumlu tutulan JİTEM teşkilatının Ergenekon bünyesinde faaliyet gösterdiğine dair cümleler yer almaktadır. İtiraflarıyla Cem Ersever, Gaffar Okkan ve Musa Anter cinayetleri hakkında çarpıcı bilgiler veren eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, görev yaptığı dönemde Ergenekon adını hiç duymadığını ancak 2001 yılında Ankara'da JİTEM dışında yeni bir örgütlenmenin hissedildiğini belirtmiş ve Ergenekon Operasyonu başladıktan sonra JİTEM'in Ergenekon'un askerî kanadı olduğu kanaatine vardığını sözlerine eklemiştir.

    Ergenekon soruşturması sürecinde bölgedeki faili meçhul cinayetler tekrar gündeme gelmiş, Tuncay Güney JİTEM tarafından 1990'lı yıllarda öldürülen pek çok kişinin asitle yakıldıktan sonra Silopi'de bulunan BOTAŞ tesislerine ve Cizre-Silopi güzergâhındaki bazı noktalara açılan kuyulara gömüldüğü iddiasını ortaya atınca Şırnak Barosu'nun yaptığı suç duyurusunu dikkate alan Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, kuyuların açılması yönünde karar vermiştir. Kazı yapılan BOTAŞ tesislerinde kemik, giysi parçaları ve saç telleri bulunmuştur. Ayrıca 1996 yılında Şırnak'ta 11 köy köylünün bir minibüs içerisinde kurşunlanıp, yakıldığı Güçlükonak Katliamı'ndan 13 yıl sonra dönemin devlet bakanı Adnan Ekmen'in olayın PKK değil JİTEM tarafından yapıldığını söylemesi ve Ergenekon savcılarına gelen bir ihbar mektubunda olayın sorumlusunun Ergenekon zanlısı albay Mustafa Levent Göktaş olduğunun iddia edilmesi üzerine olay hakkında tekrar soruşturma açılmıştır.

    Gerçekleştirdiği İddia Edilen Eylemler

    1. Darbe Teşebbüsleri

    29 Mart 2007 tarihli Nokta dergisi kapağı: "2004'te iki darbe atlatmışız!"
    958 - Ergenekon Operasyonu

    Ergenekon örgütünün 2003-2004 yıllarında mevcut hükumeti silah zoru ile devirip anti-demokratik yollarla devlet idaresini ele geçirmeyi planladığı ve bu çerçevede Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları hazırladığı iddia edilmiştir. Bu planlardan ilk üçü 2007 Mart ayında Nokta dergisinin eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen günlükleri yayınlamasıyla diğeri de 7 Temmuz 2008 tarihinde Taraf gazetesinin manşetten verdiği haberde 1 Temmuz'da gözaltına alınan Atatürkçü Düşünce Derneği başkanı emekli orgeneral Şener Eruygur'un evrak çantasında bulunan bazı belgeleri kamuoyuyla paylaşması sonucu ortaya çıkmıştı. Nokta dergisi, daha sonra Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığı emniyetin yaptığı teknik inceleme sonucu kesinleşecek olan "darbe günlükleri"ni yayınladığı için askerî mahkeme kararıyla basılmış, dergi bu olayların ardından imtiyaz sahibi tarafından kapatılmıştı.

    2. Danıştay Saldırısı
    5, 10 ve 11 Mayıs 2006 tarihlerindeki Şişli'de bulunan Cumhuriyet Gazetesi merkezine el bombası atılması, 17 Mayıs 2006 günü Danıştay 2. Dairesine yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in öldürülmesi ve 4 üyenin yaralanması eylemlerini Ergenekon örgütünce azmettirildiği iddia edilmektedir. İddianamede tetikçi Alparslan Arslan'a bu iki saldırının emrinin, Zafer kod adlı emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin ve emekli Tuğgenenal Veli Küçük tarafından verildiği öne sürüldü. Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan 3 el bombasının da Eskişehir'de Binbaşı Fikret Emek'ten ele geçirilen bombalardan olduğu, ancak Ümraniye'de yakalanan bombaların nerelerde kullanılacağının belirlenemediği belirtildi.

    3. Suikast Planları
    İddianamede, Yargıtay görevlileri, Yaşar Büyükanıt, Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Şafak gazetesi yazarı Fehmi Koru Nobel Edebiyat ödüllü yazar Orhan Pamuk, Diyarbakır Büyükşehir Belediye başkanı Osman Baydemir, DTP genel başkanı Ahmet Türk ve milletvekili Sebahat Tuncel'e yönelik olduğu iddia edilen suikast planları ile ilgili bilgiler yer aldı.

    7 Ocak 2009'da gözaltına alınan İbrahim Şahin'in evinde yapılan aramalarda Ermeni Patriği II. Mesrob, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, Genel Sekreteri Kazım Genç'e yönelik suikast planları ve Ankara'da Optimum Alışveriş Merkezi'ne bombalı saldırı planı bulunmuştur.

    İşçi Partisi Ankara Genel Merkez binasında yapılan aramada ele geçirilen bir CD'nin yapılan incelemesinde "YARGITAY" isimli PDF dosyasında binanın bölümlerini gösterir şekiller olan elle çizilmiş basit bir kroki bulunmuş ve Yargıtay görevlilerine suikast hazırlığı yapıldığı iddia edilmiştir. İddianamede 2006 yılında başörtüsü kararını bahane ederek Danıştay 2. Dairesi yargıçlarına yapılan silahlı saldırının arkasından, iktidar partisinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'na yönelik böyle bir çalışmanın yapılmasının Ergenekon'un amaçlarına ulaşmak için her yolu mübah gören anlayışına uygun düştüğü savunulmuştur.

    İddianamede Ergenekon'un 2005 yılında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a suikast hazırlığı yaptığı ileri sürüldü. Orgeneral Büyükanıt'ın koruma planının tamamının İşçi Partisi'nde ele geçirilen belgeler arasında olduğu belirtilen iddianamede ele geçirilen dosyalarda GATA komutanlarının fotoğraflarının bulunmuştur.
    İddianamede, Ergenekon'la irtibatlı olduğu belirtilen Semih Tufan Gülaltay liderliğindeki Türk İntikam Tugayı'nın Başbakan Erdoğan'a yönelik suikast hazırlığında olduğu anlatıldı. İddianameye göre; 22 Ocak 2008 tarihinde yapılan operasyondan kısa bir süre sonra Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturması yapılan ve kendisini Türk İntikam Tugayı (TİT) Ergenekon örgütü üyesi olarak tanıtan şüpheli Vatan Bölükbaşoğlu'nun Veli Küçük'ün tutuklanması üzerine çeşitli kişilerle Veli Küçük'ten aldığı talimatlar gereği Ergenekon operasyonuna misilleme olmak üzere Başbakan'ın veya Emniyet İstihbarat Daire Başkanının öldürüleceği ve bu iş için silah ve tetikçi temin etmeye çalıştığı hususundaki bilgiler İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ulaşmıştır. Ocak 2009'da tutuklanan muvazzaf yarbay Mustafa Dönmez'in evindeki özel ajandasından ise Başbakan'a suikast planı krokileri çıkmıştır.

    4. Ergenekon ile İlişkilendirilen Diğer Eylemler
    Ergenekon'un Danıştay Saldırısı, Cumhuriyet gazetesinin bombalanması, suikast ve darbe planlamakla suçlandığı iddianamede bazı tanıkların ifadeleri sonucu Türkiye'nin yakın tarihindeki önemli olaylarla ilgili iddialar ortaya atılmıştır.
    Gazi Mahallesi Olayları
    12 Mart 1995 günü akşam saatlerinde İstanbul'da Alevi vatandaşların çoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi'ndeki üç kahvehane ve bir işyeri aynı anda kimliği belirsiz kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle taranmış ve bu saldırılar sonucu Halil Kaya isimli bir vatandaş hayatını kaybederken, beşi ağır yirmi beş kişi yaralanmıştı. Olayların ardından çok sayıda Alevi vatandaş, Gazi Mahallesi'nde toplanıp, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna yürümüştür. Polisler grubun üzerine kurşun yağdırmasıyla başlayan olaylar çok sayıda vatandaşın ölümüne neden olmuştu. Ergenekon iddianamesinde ise 9 nolu gizli tanığın Gazi Mahallesi olaylarının emrini Veli Küçük'ün verdiğini söylediği kahvehanenin taranması ile 13 kişinin öldürülmesi olayını Veli Küçük ile beraber hareket eden Osman Gürbüz'ün gerçekleştirdiği öne sürüldü.
    Necip Hablemitoğlu Suikastı
    Danıştay saldırısı hükümlüsü Osman Yıldırım 2002 yılı Aralık ayının başında Osmanbey'de bulunan yazıhanelerinden birinde Veli Küçük, İbrahim Genç, Esen Türkyılmaz, Muzaffer Tekin ve Osman Gürbüz'ün olduğu toplantıda, Gürbüz'ün kendisine para karşılığı Necip Hablemitoğlu'nu öldürmeyi teklif ettiğini ancak kendisinin kabul etmediğini söylemiştir. Hablemitoğlu bu olaydan birkaç hafta sonra evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştür. Yıldırım'ın ifadesine göre olaydan altı yedi ay sonra Osman Gürbüz kendisine "Hablemitoğlu'nun parasını masalarda bitirdik" sözünü söylemiştir.
    Özdemir Sabancı suikastı: Ergenekon iddianamesinin delil klasörlerinde de bulunan ve 2 Eylül 2008 tarihinde görüntü basına da yansıyan bir videoda Karagümrük çetesi lideri Nuri Ergin'in sekiz yıl önce Uşak cezaevinde çıkardıkları isyan sırasında çekilen ve Özdemir Sabancı suikastının faili Mustafa Duyar'ı öldürme emrini kendisine Tuğgeneral Veli Küçük'ün verdiğini söylediği görülmüştür.
    Üzeyir Garih Cinayeti
    Garih cinayeti 2008 yılındaki Ergenekon oparasyonu ile birlikte tekrar gündeme geldi. Cinayetin Ergenekon ile ilgisi olduğu yönünde bir çok iddia ortaya atılırken 2009 Ocak ayında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz, Yener Yermez'in ifadesini almıştır. Ergenekon davası sırasında Üzeyir Garih cinayetinin de gündeme gelmesi üzerine, Alarko Holding eski İthalat Koordinatörü Doğan Kasadolu, cinayet günü Üzeyir Garih'in torunun da asker kıyafeti giyen kişilerce kaçırıldığını ve eğer herhangi bir açıklama yaparlarsa çocuğun da öldüreleceğini söylerek kendilerini tehdit ettiklerini açıkladı. Ergenekon davası sanığı Ümit Sayın'dan ele geçirilen belgeler arasında Üzeyir Garih'in olay günü üzerinde bulunan gömleğindeki bıçak darbelerini gösteren bir şema bulunmuştur. Yener Yermez'in Garih cinayetinden yaklaşık beş ay önce gazeteci Tuncay Güney ile beraber otomobil kaçakçılığı suçlamasıyla gözaltına alınan teğmen Murat Oğuz'un Hasdal Kışlası'nda çaycılığını yaptığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca Yermez'in Ergenekon sanıklarında albay Fikri Karadağ'ın emrinde çalıştığı ve Ümraniye'de ele geçirilen bombaların sahibi Oktay Yıldırım ile aynı kışlada askerlik yaptığı anlaşıldı.
    Daryuş ve Pervane Foruhar Suikastı
    Türk metal Sendikası başkanı Mustafa Özbek'e hitaben yazılmış ve Ergenekon dava dosyasında yer alan bir mektupta, Abdullah Öcalan'la görüşmelerinin dinlemeye takılması üzerine İran'ın eski Çalışma Bakanı Daryuş Foruhar'ın "bizzat Başkan'ın oraya intikaliyle" öldürüldüğünden bahsedimektedir. 22 Kasım 1998 tarihinde İran'ın reformcu siyasetçileri Daryuş Foruhar ve eşi Pervane Foruhar Tahran'daki evini basan kişiler tarafından bıçaklanarak öldürülmüştü.

  3. 2009-09-22 #3
    Operasyon Öncesindeki Gelişmeler

    Tuncay Güney

    Varlığı iddia edilen örgüt ile ilgili ilk bilgiler Tuncay Güney'e ait İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi tarafından yapılan sorgulama CD'leridir. Ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi yaptırdığı bilirkişi inceletmelerinde Tuncay Güney'in bu ifadeleri CMUK'a aykırı olarak, polis sorgusunda Adil Serdar Saçan ve Ahmet İhtiyaroğlu'nun işkencesiyle verildiğini tespit edilmiştir. Bahse konu olan CD daha önce MİT tarafından mahkeme heyetine sunulmayan CD'dir. Gazeteci Ümit Oğuztan da ilgili CD'de Güney'e işkence yapılırken dinletilen işkence seslerinin kendisine ait olduğunu beyan etmiştir. Davad Tuncay Güney'in ifadesinin işkence altına alınmasına rağmen Ergenekon iddianamesinde daha çok Tuncay Güney'in işyerinden çıkan 6 çuval Ergenekon dökümanına yer verilmektedir.
    Güney'in kimin adına çalıştığı konusunda bir çok farklı görüş ortaya atılmıştır. "Sabah gazetesinin ortaya çıkardığı belgelere göre" Tuncay Güney genç yaşında, MİT İstanbul Bölge Başkanı Galip Tuğcu tarafından MİT'e kazandırıldı. 1990'larda önce MİT'in Gerici Faaliyetler Şubesi'nde ardından İran Masası'nda çalıştı. Bu amaçla genç bir gazeteci olarak, Ortadoğu'daki liderlerle yüzyüze görüşmeler yaptı. Fakat, 1992 yılında MİT Tuncay Güney'in görevini değiştirdi. Kendisine JİTEM'in ve Ergenekon'un içine sızma görevi verilen Güney, ilk kez bu tarihte Ağrı'da görev yapan albay Veli Küçük ile tanıştı. 1996 ve 1997 yıllarında Susurluk skandalı ve 28 Şubat sürecinde elde ettiği önemli bilgileri, MİT'in çalışma merkezi olarak kullanan Dolmabahçe Sarayı Harem Dairesi'ne götürdü. 2001 yılında dönemin İstanbul Organize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan tarafından sorgulanan Tuncay Güney'in kimliği deşifre edildi. İddiaya göre Güney'in JİTEM kimliğinin deşifre olmasını istemeyen Veli Küçük, Güney'in serbest bırakılmasını sağladı. MİT derhal devreye girdi. Bizzat MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Amerikan haberalma servisi CIA ile iletişim kurarak Güney'e 10 yıl süreli ABD vizesi aldı. Güney kendi adına pasaport ile MİT İstanbul Bölge Başkanı Kubilay Günay'ın ekibi eşliğinde Türk Hava Yolları'nın New York tarifeli uçağıyla ABD'ye gönderildi.

    MİT ise Sabah'ın yayınladığı belgelerin teşkilata ait olduğunu ve belgelerde adı geçen kişinin Tuncay Güney olduğunu kabul etmekle beraber Tuncay Güney'in kayıtlı kaynak olmadığını açıklamıştır. Tuncay Güney'in çalıştığı iddia edilen MİT Kontrterör Dairesinin başkanı Mehmet Eymür Güney'i tanımadığını Güney de hiç bir istihbarat servisinin elemanı olmadığı söylemektedirler. Ancak, Ergenekon soruşturması sürecinde ortaya çıkan Güney hakkındaki MİT belgesininin içeriğini 2000 yılında internet sitesinde yayımladığı ve Güney'in ‘çift meslekli gazeteci' olduğunu anlattığı ortaya çıkmıştır.Eymür, Güney'i ‘Tunca' kod adıyla nitelendirdiği yazısındada, o dönem ikinci meslekleri gazetecilik olan iki kişi arasındaki konuşmada JİTEM adına çalıştığını söyleyen Tunca, Susurluk'la bağlantılı özel tim mensuplarının bir düğünde Abdullah Çatlı ile beraber çekilmiş fotoğrafları basına kendisinin sattığını anlatıyor. Akşam gazetesinin o dönemki genel yayın yönetmeni Behiç Kılıç da, Güney, arşivden aldığı bir takım fotoğraflarla dönemin Başbakan'ı Mesut Yılmaz'ı Susurluk skandalının baş kahramanlarından Abdullah Çatlı'yla yan yana gösteren bir fotomontaj olayına karıştığını ve Yılmaz'a muhalif bir milletvekiline sattığını söylemektedir. Strateji dergisinde bir dönem Güney ile beraber çalışan Ümit Oğuztan, Güney'in radikal sağ ve PKK yandaşı gruplar ile cemaat yapılanmalarına girip çıkan bir muhabir olduğunu öne sürmüş, "Bir keresinde dergide oturuyordu, bir telefon geldi, yüzü kireç gibi oldu. Ne olduğunu sordum. ‘Mehmet Eymür beni aradı, niye arıyor ki beni?' diye cevap verdi" demiştir. Oğuztan ayrıca, Güney'in kendisine bir gay barda cellat lakaplı Muhsin Karger adında İranlı bir diplomatla ilişki kurduğunu, MİT'in de bundan haberdar olunca bu kişiyle ilgili bilgileri Eymür'ün adamlarına aktarmasının istendiğini anlattığını söylemiştir. Güney'in Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Necmettin Erbakan ile de sıkça görüştüğünü öne süren Oğuztan, Güney'in Susurluk sürecinde ifade verdiğini ve kendisine bu durumdan çok korktuğunu anlattığını belirtmiştir. Güney'in yakın ilişkide olduğu ve Türk basınında Cellat diye anılan Muhsin Karger Azad'ın, Uğur Mumcu ve Jak Kamhi suikastlarına karıştığı iddiası mahkeme kayıtlarına geçmiştir.

    Bugün gazetesinin yayınladığı 7 Şubat 1997 tarihli ve 'çok gizli' ibareli belgelere göre ise Tuncay Güney'i izleyen birimler, temasları hakkında MİT'e kapsamlı bir rapor sundu. Sözkonusu belgeye göre Tuncay Güney MİT'te değil Veli Küçük'ün emrinde JİTEM'de çalışıyordu.

    Güney 1 Mart 2001'de otomobil kaçakçılığı ile ilgili bir operasyonda Strateji dergisi genel yayın yönetmeni Ümit Oğuztan ve eniştesi Adem Taşdemir ile beraber Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından gözaltına alındı. Bu gözaltının nedeni Timur Büyükölmez adlı bir vatandaşın, bir jeep alım satımıyla ilgili olarak Erdal Güventürk ve Orhan Sonuç adlarındaki iki polis tarafından dolandırıldığı iddiasıyla Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurması sonucu yapılan incelemede kendilerini polis olarak tanıtan bu kişilerin Güney ve Adem Taşdemir olduğu ortaya çıkması. Bunun üzerine düzenlenen operasyonda, olaya karıştığı düşünülen kişiler gözaltına alınmıştır. Güney'in evinde yapılan aramada, 2 ruhsatsız tabanca, 36 fişek ve 115 sahte diploma, üzerinde Güney'in fotoğrafları olan sahte kimlikler ile pek çok farklı belge ele geçirildi. Sorgulamalar devam ederken, 6 Mart 2001'de Güney'le birlikte hareket ettiği ileri sürülen Teğmen Murat Oğuz'un evinde ve Hasdal Kışlasında bulunan birliğindeki odasında askeri savcı nezaretinde arama yapıldı ama suç delili sayılacak herhangi bir bulguya rastlanmadı. Aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınan Ümit Oğuztan ile Güney'in ortak işyerlerinde yapılan aramada ise Güney'in evi ve iş yerinde yapılan aramalarda Ergenekon örgütü ile ilgili 6 çuval doküman bulundu. Önce Gayrettepe'deki Asayiş Şube Müdürlüğü'nde sorgulaması yapılan Tuncay Güney, birkaç gün sonra resmi kayıtlara göre "ifadesinde Susurluk olayı ve bir kısım organize suç örgütleriyle ilgili beyanda bulunduğunun tespiti üzerine" İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne teslim edildi. Güney, kendisini sorgulayan Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'a Ergenekon hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler verdi. Şüpheliler hakkında ‘dolandırıcılık' suçundan dava açıldı. Güney, davada ablasının ödediği kefaletle serbest bırakıldı.

    Zaman gazetesinde açıklanan ancak yalanlanan habere göre Adil Serdar Saçan, Tuncay Güney'in sorgu kasetlerini Emniyet Genel Müdürlüğüne bildirmediği için Ergenekon ile ilgili belgeler hakkında hiç bir işlem yapılmamıştır. Ancak Zaman Gazetesinin bu iddiasına rağmen Milliyet Gazetesi Adil Serdar Saçan'ın girişimiyle halen İstanbul Başsavcısı olan Aykut Cengiz Engin'in soruşturmayı başlattığı ve Cumhuriyet Savcısı Muzaffer Yalçın'ı görevlendirdiğini bilgilgisini vermektedir. Ancak bu soruşturmanın "İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi"'nde kaldığı da ortaya çıkıyor.

    Önce İstanbul 4 No'lu DGM'de başlayan, sonra İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen dava kapsamında Güney'in, ifadesi alınamadı. Süren dava nedeniyle kendisi hakkında yurtdışına çıkış yasağı olmasına rağmen 'ABDye gitti. Eski avukatı Aydın'ın verdiği bilgiye göre, davadaki şikayetçiler zararları tazmin edildiği için şikayetlerini geri çekti. Güney bu zararları ise, ablası ve Taksim'deki kendisine ait binanın satışıyla karşıladı. Otomobil dolandırıcılığı davası nedeniyle Güney hakkında 27 Ocak 2003'te "gıyabi tutuklama" kararı çıkarıldı. Ancak 2009 Şubat ayında dava zaman aşımına uğradı ve gıyabi tutuklama kararı da kaldırılmış oldu.

    Adil Serdar Saçan, 2003'te Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevinden ayrıldıktan sonra işadamı Şevki Duyu'nun Gaziosmanpaşa'daki 'Duyu-San' adlı fabrikasında bomba yapımında kullanılan çok miktarda malzeme bulunduğu ihbarı yapıldı. 12 Aralık 2003'te Terörle Mücadele ekiplerinin fabrikaya yaptığı baskında Duyu-San şirketinin yanındaki Karadeniz Ekmek Fırını'nın altında çok sayıda resmi belge ile beraber İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü arşivlerinde olması gereken Tuncay Güney'in mülakat kasetleri ve Güney'in Ergenekon hakkındaki belgelerinden oluşan 6 çuvallık arşivi bulundu. Belgeler İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne geri verildi. Şube de kasetleri Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletti. Bu olayla ilgili Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Saçan, bu davada 5 ay hapis cezası almıştı.

    Ergenekon Reorganizasyon Belgesi
    Gazeteci Fehmi Koru 30 Nisan ve 1 Mayıs 2001'de Yeni Şafak'taki köşesinde; eline geçen 24 sayfalık "Ergenekon: Analiz- Yeniden Yapılanma, Yönetim ve Geliştirme Projesi" başlıklı bir belgeden söz etmiştir. 29 Ekim 1999 tarihli olan ve "Bu çalışmanın amacı; Atatürk ilkeleri doğrultusunda biçimlendirilmiş, Kemalizm'in tek gerçek ve içtenlikli koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'un reorganizasyonuna katkıda bulunabilmektedir" diye başlayan bu belgede yeniden kurulması talep edilen Ergenekon adındaki bir gizli birimden bahsedilmektedir.

    Fehmi Koru'ya en büyük tepki İşçi Partisi'nin yayın organı Aydınlık'tan gelmiştir. Hikmet Çiçek, 6 Mayıs 2001'de Aydınlık'ta yazdığı yazısında;
    "CIA, SüperNATO ve MİT şeflerinin işbirliğiyle Orduyu yıpratma kampanyası her alanda sürdürülüyor. Psikolojik savaşta sözde dosyalar ve raporlar imal ediliyor. "Ergenekon" hikayeleri de bu tertibin bir parçası."
    diyerek Koru'ya sert tepki göstermiştir. MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür, kendi web sitesinde bu belgeyi konu aldığı yazısında Aydınlık'ın verdiği tepkinin "belgeyi bizzat Doğu Perinçek'in kaleme aldığı ve Ergenekon'un yeniden yapılanmasında önemli fonksiyonlar yüklendiği" söylentilerinin neden olmuş olabileceğini yazmıştır. Mehmet Eymür'ün 2001'deki bir yazısında İşçi Partisine ait olduğunu iddia ettiği derin ilişkileri deşifre etmesi ile bir dönem gündemden düşmeyen ve daha sonra kapatılan "yeşil.org" isimli internet sitesinde 2001 yılında "Müslüman mezarlığında Yahudi kanı" başlıklı bir yazıda Ergenekon oluşumundan bahsedildiği, Üzeyir Garih cinayetinin de bu örgüt tarafından işlendiğininin anlatıldığı ortaya çıkmıştır.

    Danıştay Saldırısı
    17 Mayıs 2006 günü Danıştay 2. dairesine Alparslan Arslan adlı saldırgan tarafından silahlı saldırı düzenledi. Saldırı sonucunda, Danıştay İkinci Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin öldü, aralarında daire başkanı Mustafa Birden'in de yer aldığı dört üye daha yaralandı. Alparslan Arslan saldırıyı gerçekleştirdikten hemen sonra yakalandı. Arslan sorgusunda saldırıyı Danıştay'ın başörtüsü kararı nedeniyle gerçekleştirdiğini söyledi. Yetkililerin ilk açıklamaları suikastın bir örgüt işi olduğu yönünde geldi.

    Olaydan iki gün sonra dönemin başbakan yardımcısı Abdullah Gül Alparslan Aslan'ı yönlendiren çetenin elebaşısının 12 Eylül öncesi yüzbaşı iken ordudan atılan ve ekip içinde "Albay Muzaffer" diye tanınan Muzaffer Tekin olduğunu açıkladı ve Tekin'in, olay öncesinde Arslan ile sık sık telefonla görüşmesi yaptığını belirtti. İkamet ettiği apartmanın yöneticisi ve komşularının, "milli duyguları sağlam, ama dini bütün değildir" diye nitelendirdikleri Muzaffer Tekin, saldırının gerçekleştiği gün saat 12.00 sıralarında eşi Müge'yle birlikte binadan çıkmış ve kendisinden bir daha haber alınamamıştır. Muzaffer Tekin Danıştay Saldırısından üç gün sonra bıçakla intihara teşebbüs etmiş şekilde yakalandı. Tekin, yaralı halde götürüldüğü Acıbadem Hastanesi'nde polis tarafından gözaltına alındı. Tekin'in Danıştay Saldırısı'nı hemen ardından teknik takibe alındığı ve evini terkettikten sonra emekli albay Mehmet Zekeriya Öztürk'e telefon ederek "Birkaç gün ortadan kaybolmam lazım bana yardımcı ol" dediği öğrenildi.

    Hürriyet gazetesi 24 Mayıs 2006 günü Muzaffer Tekin tutuklu olduğu sırada emekli yüzbaşının içinde olduğu ilişkiler ağının polise göre, 'Ergenekon' yapılanmasında yer alan kişileri işaret ettiğini duyurdu. Ancak; Arslan ve Tekin'in Veli Küçük, Sedat Peker, Kemal Karinçsiz, Sevgi Erenerol gibi kişiler uzanan önemli bir ilişki yumağının mevcut olduğu tespit eden polis ciddi bir delile ulaşamadığı için Muzaffer Tekin'i serbest bıraktı.

    Engin Bağbars'ın İfadeleri
    Kokain satmak ve 20 adamıyla çete kurmak suçundan 2006 yılında tutuklanarak Kandıra F Tipi Cezaevi'ne gönderilen Engin Bağbars 27 Eylül 2006 ve daha sonrasında polis, savcılık ve mahkemeye verdiği ifadesinde Ergenekon ile ilgili bilgiler vermiştir. Bağbars, Hrant Dink suikastı dosyasına da giren ifadelerinde Danıştay saldırısı, rahip Andrea Santoro cinayeti, darbe planları, TÜSİAD üyelerine suikast planı kuran bir çeteden söz etmiştir. Bağbars'ın ifadesine göre, Gökhan Başoğlu isimli Trabzonlu ve cinayetten sabıkalı bir kişinin kendisini Muzaffer Tekin ile tanıştırdı. Başoğlu, Bağbars'a, kendilerinin çok güçlü olduklarını, Alaattin Çakıcı'nın yerine geçeceğini, oluşumun içerisinde emniyet, askeriye ve MİT'ten kişiler olduğunu, sürekli olarak tanıdıkları bazı kişilerin Emniyet Müdürü olarak atanacağını ve İstanbul'da kelle koparacaklarını anlatmıştır.

    Engin Bağbars tutuklanmadan önce Muzaffer Tekin'in adamları olan Gökhan Başoğlu ve Sarı Levent adlı bir kişinin kendisiyle Beykoz Kaymakdonduran Mevkii'nde buluştuğunu söylemiştir. Kendisine Kaleşnikof marka bir silah ve yanında mermi verdiklerini söyleyen Bağbars, kendisinden zamanı gelince TÜSİAD yöneticilerine eylem yapmasını ve eyleme İslamcı örgüt süsü vermesini istendiğini savunmuştur.


  4. 2009-09-22 #4
    Soruşturma

    Ümraniye ve Eskişehir'de Bulunan Bombalar

    2007 Haziran'ında Trabzon İl Jandarma Komutanlığı'nın 156 no'lu hattını gizli numaradan arayan bir kişi Ümraniye Çakmak Mahallesi Muhtarlığı karşısındaki tek katlı binanın çatısında el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunduğunu, bu maddeyi Mehmet Demirtaş'ın sakladığı, patlayıcıları bir astsubayın temin ettiğini ihbar etti. İhbar önce İstanbul Jandarma Komutanlığı'na, ardından da İl Emniyet Müdürlüğü'ne iletildi. Emniyet, ihbarda verilen adresi 12 Haziran 2007'de tespit etti. Aynı gün Ümraniye 2. Sulh Ceza Mahkemesinden arama kararı alınıp gecekonduya gidildi. Düzenlenen operasyonda savunma ve taaruz tipi 27 adet el bombası, TNT kalıpları ve fünyeleri bulundu.
    Gecekondu sahibinin Mehmet Demirtaş ve evde daha önceden kiracı olarak oturduğu anlaşılan yeğeni Ali Yiğit'in ifadeleri üzerine el bombalarının eski astsubay Oktay Yıldırım'a ait olduğu anlaşılınca Yıldırım da tutuklandı. Daha sonra da bombaların Mayıs 2006'da Cumhuriyet'e atılanla aynı seride olduğu anlaşıldı. Soruşturma özel yetkili savcı Zekeriya Öz'e devredildi.

    Şüpheliler İstanbul Emniyet'inde sorgulandı. Mehmet Demirtaş, susma hakkını kullanırken, Oktay Yıldırım kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. Demirtaş'ın yeğeni Ali Yiğit ise bombaların Oktay Yıldırım'a ait olduğunu, kendisinin bu evde geçici olarak ikamet ettiğini söyledi. Yiğit'in ifadesine göre; kendisi LPG istasyonu işleten dayısının teklifiyle Ümraniye'ye gelmiş, dayısının manavını işletmeye başlamıştı. Manava bazen dayısının arkadaşları da uğruyordu. Bu arkadaşlardan birisi de dayısının askerlikteki komutanı olan Oktay Yıldırım'dı. Emekli Astsubay Yıldırım ile Demirtaş ile baş başa konuşuyor, Yiğit geldiğinde konuşmayı kesiyorlardı. Ali Yiğit ifadesinde; bir gün dayısına "Kuvayi Milliye nedir?" diye sorduğunda ondan Kuvayi Milliye'nin devletin çıkarlarını koruyan bir dernek olduğunu, devleti yönetenlerin gerçek yönetici olmadığını ve devlet içerisinde başka şöylerin döndüğü yanıtını aldığını söylemiştir. Yiğit ayrıca, bir gün emekli astsubay Mahmut Öztürk ve 2006'da Danıştay saldırısı nedeniyle tutuklanıp daha sonra serbest bırakılan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin'in siyah bir mercedesle dükkânın önünde durduğunu ancak dikkatlice bakıp uzaklaştığını da iddia etmiştir. Yine Yiğit'in ifadesine göre; yaklaşık üç dört ay sonra babası Şevki Yiğit, bir gün evin çatısında tahta ararken bomba dolu sandığı bulmuştur. Bombalar kendisine sorulunca Mehmet Demirtaş'a bombaları Oktay Yıldırım'ın getirdiğini 1,5 yıldır çatıda durduğunu söylemiş ve Yiğit'i "Çatıda askeri sandık ve içinde el bombaları var. Malzemelere bir şey olursa başımız belaya girer, kimseye bahsetme, seni de alırlar." diye uyarmıştır. Babasının ısrarla ihbar etmesini istemesine rağmen Ali Yiğit korktuğunu ve ihbar etmediğini söylemiştir. Ergenekon davasında suçu bildirmeme suçlamasıyla yargılanan Ali Yiğit'in 1 yıl hapsi isteniyor.

    Tutuklanan, Yıldırım'ı Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin savundu. Tekin, gazetecilere, bombaların hurda olduğunu, Yıldırım tarafından Hasdal Çöplüğü'ndne toplanmış olabileceğini söyledi. Daha sonra bombaların bulunduğu bantlar üzerinde Yıldırım'ın parmak izi bulundu. Arkadaşını savunan Tekin birkaç gün sonra emekli astsubay Mahmut Öztürk ile birlikte gözaltına alındı. Evinde ve işyerindeki aramalarda, Ergenekon örgütü ile ilgili belgelere rastlandı. 23 Haziran gününe dek devam eden operasyonlarda Gazi Güder, gazeteci Ayşe Asuman Özdemir, Muzaffer Şenocak, Halil Behiç Gürcihan, Aydın Yüksek, İsmail Eksik, Emekli binbaşı Zekeriya Öztürk ile Öztürk'ün finansörü olduğu iddia edilen Kuddusi Okkır'ın da aralarında bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı.

    Muzaffer Tekin'in evinde yapılan aramada bilgisayarında, kamuoyunda "kırmızı kitap" olarak da bilinen devletin en gizli belgesi olarak kabul edilen Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nin bir örneği çıktı. Bir iddiaya göre, emniyet ve savcılık, Tekin'e belgeyi kimden aldığını sorduğunda "Şamil'den aldım" cevabını aldı. Tekin'e yaptığı telefon görüşmesi kayıtları ve diğer şüphelilerin ifadeleri "Şamil" adlı kişinin Fikret Emek olduğunu işaret etti. Böylece soruşturmanın ikinci dalgası başladı. Emek 26 Haziran günü Eskişehir'de gözaltına alındı. Fikret Emek'in evinde 11 kilo C-3 tipi plastik patlayıcı, 1 adet kanas tipi dürbünlü tüfek, 1 adet kalaşnikof otomatik tüfek, 1 adet av tüfeği, M-16 mermileri, 10 adet Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu yapımı savunma ve taarruz tipi el bombası, 2 adet MKE yapımı olmayan el bombası, gaz bombası, sis bombaları, 210'ar gramlık 12 TNT düzeneği, 6 adet yarımşar kiloluk TNT kalıbı, 1 adet 1,5 kilogramlık TNT kalıbı, 1 kilogramlık tahrip kalıbı, naylon torbada ateşleme mühimmatı. 11 kilo C-3 tipi plastik patlayıcı bulundu. Emek'in evinde bulunan 11 Kg. C-3 tipi plastik patlayıcının tahrip gücü 12 katlı ve her katı en az 400 metrekare büyüklüğünde olan betonarme bir yapıyı sıfırlayabilmeye yetmektedir. Emek'ten ele geçirilen el bombalarından birisinin hem fünye numarası hem kafile numarası, Cumhuriyet gazetesine 5 ve 11 Mayıs 2006'da atılan el bombalarının numarasıyla birebir aynıydı. MKE, Cumhuriyet'e atılan el bombalarının Aralık 1977 ayında Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na sattığını açıklamıştı. Fikret Emek'te de aynı tarih ve seri numaralı bombaların çıkması, Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırıları Ergenekon örgütünün azmettirdiği yolundaki iddiaları önemli ölçüde artırsa da kesinlik kazandırmıyor. Çünkü, MKE'nin tek kafilede sattığı el bombaları TSK'da çok farklı birimlere dağıtılabiliyor. Tekzip edlmeyen haberlere göre, evde silah ve mühimmatların yanı sıra, Genelkurmay Başkanlığı'nın bulunduğu Eskişehir yolu üzerindeki tüp geçidin havaya uçurulmasına yönelik bir plan, Kuzey Irak'a yapılacak hava harekâtına ilişkin "gizli" damgalı planlar, Özel Harp Yıllığı, çok sayıda kaymakam, belediye başkanı, esnaf, avukat ve imam hakkında bilgi fişleri TSK'da aktif görevde olan 359 subaya ait sicil, rütbe ve nüfus kaydı bilgileri bulundu.

    Soruşturmanın Genişlemesi
    Temmuz ayında operasyonlar genişleyerek sürdü. İstanbul ve Ankara'da düzenlenen operasyonlarda yazar Ergün Poyraz'ın da aralarında bulunduğu bir çok kişi gözaltına alındı ve bir çoğu tutuklandı.

    Sekiz ay boyunca İstanbul Cumhuriyet savcısı Zekeriya Öz tarafından yönetilen teknik takip ve telefon dinlemelerinin ardından 22 Ocak 2008'de büyük çaplı bir operasyon düzenlendi. Sabaha karşı 6 ayrı ilde 24 farklı adrese eş zamanlı baskın yapıldı. emekli Tuğgeneral Veli Küçük, 301. maddeden açtığı davalarla gündeme gelen avukat Kemal Kerinçsiz, da aralarında bulunduğu 33 kişi gözaltına alındı.

    Ergenekon operasyonunun kırılma noktası 22 Mart 2008 tarihindeki 5. dalga gözaltılar oldu. Sabaha karşı İstanbul ve Ankara'daki 20 ayrı adrese baskın düzenleyen emniyet güçleri, Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahibi İlhan Selçuk, İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu ve bir çok İşçi Partisi yöneticisini gözaltına aldı. AK Parti hükümetinin soruşturmaya müdahale ettiği yönünde eleştirilere Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin "Herkes görevini yapıyor, görüyorsunuz biz de görevimizi yapıyoruz. Hukuk devletlerinde yasaların verdiği görevleri bu görevlerle yükümlü olanlar yerine getirirler. Yargı organları hakimler ve savcılar ne yasama organından, ne yürütme organından talimat almazlar, onlar yasaların kendilerine vermiş olduğu görev çerçevesinde Türkiye'de suç ve suçluyla mücadele ederler" sözleriyle cevap verdi.

    Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesine ulaşan ilk operasyon 1 Temmuz 2008'de 5 ilde eşzamanlı olarak yürütülen 6. dalga idi. Bu operasyonda Emekli Jandarma Genel Komutanı, Org. Şener Eruygur, Emekli 1. Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon, emekli albay Hasan Atilla Uğur Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, gazeteci ve akademisyen Erol Mütercimler'in de bulunduğu 21 kişi gözaltına alındı. Bu operasyonda gözaltına alınan Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Hasan Atilla Uğur ve Sinan Aygün tutuklanmış, Mustafa Balbay'ın da aralarında bulunduğu bazı kişiler serbest bırakılmıştır. Sinan Aygün bir süre sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, Tolon ve Eruygur bir kaç sonra sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. Hakkında yakalama emri çıkarılan AK Parti eski Milletvekili Turhan Çömez ve Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz operasyondan önce yurtdışına çıkmıştır. Çömez hâlâ yurtdışında, Ersöz ise 15 Ocak 2009 Ankara'da yakalanmıştır. Temmuz ayında savcılık tarafından serbest bırakılan Mustafa Balbay Mart 2009'da bilgisayarındaki şifreli bilgilerin çözümlenmesinden sonra tekrar savcılığa çağrılıp tutuklandı.

    Ele Geçirilen Silah ve Mühimmatlar
    Muvazzaf yarbay Mustafa Dönmez ve Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin'in evinden ele geçirilen krokiler üzerine yurdun çeşitli yerlerinde kazılar yapılmıştır. Ankara Gölbaşı'nda yapılan kazı çalışmalarında 2 adet lav silahı, 10 adet el bombası fünye grubu, 820 gram plastik patlayıcı, 210 cm saniyeli fitil, 8 metre infilaklı fitil, 1 adet dolu el bombası gövdesi, 4 adet hakem bombası, 1 adet antipersonel tüfek bombası, 21 adet sis bombası ve kutusu, 2 adet gösteri el bombası bulunurken, Atatürk Orman Çiftliği, Saklıbahçe mesirelik alanı, Mamak, Bala, Emek, Beştepe ve Hatay'ın Kumlu ilçesindeki kazılarda herhengi bir bulguya rastlanmadı. Ergenekon'un ikinci cephaneliğine Sincan'da ulaşıldı. 7 Ocak operasyonundan 5 gün sonra yakalanan muvazzaf Yarbay Mustafa Dönmez'in evinde bulunan kroki üzerine Ankara'nın Sincan ilçesine bağlı Yenikent beldesindeki Zir Vadisi'nde yapılan aramalarda, 2 adet taarruz tipi el bombası, 10 adet el bombası gövdesi, 10 adet el bombası ateşleme mekanizması, 12 adet tüfek bombası, 18 adet parça dilim el bombası gövdesi, 12 adet bubi tuzaklı bomba, 12 adet bubi tuzaklı bombaya ait ateşleme mekanizması, 9 adet göz yaşartıcı bomba 6 adet gösteri bombası, 800 adet G3 mermisi bulundu.

    Cumhuriyet gazetesine düzenlenen saldırılarda kullanılan el bombaları ile Ergenekon soruşturması kapsamında ele geçirilen bombaların seri numaraları arasındaki benzelik davanın en önemli delili. "Seri numarası" olarak nitelendirilen kodlar fünye grubu ve kafile numarasının birlikte yazımına deniyor. Mesela, Cumhuriyet gazetesine atılan "TAPA M 204 A 2/KF-MKE-91 12-77" tipi el bombasında "TAPA M 204 A 2" ifadesi fünye grubunu, "KF-MKE-91 12-77" ifadesi kafile numarasını gösteriyor.

    Bombaların seri numaralarındaki 'HGR DM 41' ibaresi, Almanya`da üretildiğini, 'SPLİTTER' ibaresi bombanın parça tesirli olduğunu, 'COMP-B' patlayıcı maddenin adını, 'LOS' ibaresi ise bombaların NATO standardında Avrupa`da üretildiğine işaret ediyor.


  5. 2009-09-22 #5
    Tartışmalar

    Medya
    Medyanın Ergenekon haberciliği konusundaki tavrı sık sık tartışma konusu olmuştur. Binlerce sayfa ve yüzlerce ek klasörden oluşan ve gazeteler için dev bir kaynak niteliği taşıyan iddianamede yeterince temellendirilmemiş bilgilerin, spekülatif içerikli ihbar mektuplarının ayıklamadan kamuoyuna sunulması ve bir enformasyon bombardımanı yaratılması eleştirilmiştir.

    Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star ve Taraf gazeteleri ile Atv, Samanyolu Televizyonları hedef göstererek yayın yapmakla suçlanmış Hükümet ve Gülen hareketi tarafından yönlendirildiği iddia edilmiştir. Soruşturma sırasında bir çok sanık ve sanık yakınlarının ses kayıtları medyaya düşmüş bu ortam dinlemelerinin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek eliyle yapıldığı iddia edilmiştir. Yine adı geçen medya kuruluşlarında pekçok insanın usulsüz dinleme kayıtlarının yer alması, ancak bunların resmi dinleme kayıtları olmaması yani devletin kolluk kuvvetlerinde varolan cihazlar ile yapılmadığı, Başbakan Erdoğan'ın özel olarak kurdurduğu bir birime bu dinlemeleri yaptırdığı iddia edilmektedir. 18 Eylül 2008 tarihinde VERSO Başkanı Erhan Göksel, uzaktan dinleme yapan üstün teknolojik cihazlardan 2005'te 17 adet satın alındığını ancak İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın bunu bilmediğini iddia etmişti. Göksel, düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin 2005'te ABD'den 17 adet "A1-5" olarak adlandırılan dinleme cihazı satın aldığını, bunlardan 15'inin bir devlet kurumunda, 2 tanesinin de emniyet istihbaratında bulunduğunu savunmuştu.

    Meclis Telekulak Alt Komisyonu üyesi CHP'li Ahmet Ersin de, son dönemde servis edilen kaynağı belirsiz ortam dinlemelerinin, yurtdışından ithal, son teknoloji ürünü lazer güdümlü 11 mobil dinleme aracıyla yapıldığını ileri sürdü. Bu cihazların Kanada ve İsrail'den ithal edildiği bilgisini aldığını söyleyen Ersin ortam dinlemesini Başbakan'ın 2005'te müfettişlerden ve emniyet mensuplarından kurduğu özel istihbarat örgütünün yaptığını ve bu ekibin MİT'teki cemaat kadrolarından da yararlanarak özel istihbarat örgütü olarak bu faaliyetlerini sürdürdüğünü öne sürmüştür.
    Dava sürecinde bir takım medya kuruluşları da davayı sulandırmakla suçlanmıştır. Tuncay Güney'in ifadesinin Adil Serdar Saçan'ın işkencesi sonucu alındığı ortaya çıkınca davanın temel dayanağının Güney olduğu ve davanın kanıtsız kaldığı yorumları yapılmıştır. Bu çevrelerin, Güney'in dengesiz ruh halini, sahnede olmaktan mutluluk duyan kişiliğini ve doğru ve yalanı harmanlayıp sunma özelliğini öne çıkararak davayı sulandırmaya çabaladığı iddia edimiştir.

    Kapatma Davası
    14 Mart 2008'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın tek başına iktidarda bulunan Adalet ve Kalınma Partisi'ne laiklik karşıtı fiillerin odağı haline geldiği iddiasıyla kapatma davası açması ve 22 Mart 2008'de birçok ulusalcı ismin gözaltına alındığı Ergenekon operasyonunun zaman olarak yakınlığı bazı kesimlerce Ergenekon'un AK Parti davasının bir rövanşı olduğu şeklinde yorumlanırken bunun tam tersini iddia edenler de mevcuttu.
    Kültür ve Turizm bakanı Ertuğrul Günay NTV canlı yayınında AK Parti davası ile asıl önemli tartışmaların önünün kesildiğini belirtip;
    "Bundan kastım Ergenekon soruşturmasıdır. Olaylar öyle gelişti ve geliştirildi ki, sayın Başsavcı dava açmaya zorlandı."
    diyerek Adalet ve Kalkınma Partisi hakkındaki kapatma davası ile Ergenekon soruşturmasını ilişkilendirdi." Günay dava ile ilgili "Türkiye'nin iyiye ve ileri gitmesini istemeyen kişiler çok önemli yerlere sızmış" şeklinde bir yorumda da bulunmuştu. Kapatma davasının açılmasından bir hafta sonraki gözaltıların ardından ana muhalefet lideri Deniz Baykal AKP'nin kadrolaşma aşamasını geride bırakarak kendi derin devletini inşa etme aşamasına geldiğini öne sürdü.
    Bu konudaki tartışmaların derinleşmesi üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin bir basın açıklaması yapmak zorunda kaldı. Operasyonun başlatıldığı tarih ve saatten itibaren basın ve yayın organlarında yapılan yayınlarda son günlerde Türkiye'nin gündeminde yer alan önemli başka davalarla Ergenekon soruşturması arasında paralellik kurulmaya çalışıldığı ve bu doğrultuda yanlış ve gerçek dışı yorum ve değerlendirmeler yapıldığının görüldüğüne" işaret eden Engin, açıklamasında Ergenekon adı verilen soruşturmanın, 2007 yılı Haziran ayında başlatılmış olup gerek 21 Mart 2008 tarihinde, gerekse daha önce bu kapsamda yapılan operasyon ve işlemlerin kamuoyu gündeminde yer alan diğer davalarla hiçbir ilişkisi bulunmadığını belirtti.

    İddianame
    Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti'ndeki en uzun iddianeme olan ve 2455 sayfadan oluşan savcılık iddianamesi, hukukçular tarafından ağır şekilde eleştiriye tutulmuştur. Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk "Ben hayatımda böyle iddianame görmedim" diyerek sürekli tekrarlarda bulunulan, soruşturma ile ilgisi olmayan insanların konuşma kayıtlarını içeren, delil sayılamayacak nitelikteki belgelerin koyulduğu iddianameyi hukuk diline hakim olmadığını belitmiştir.

    Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç önemli davalarda medya ve siyaset dünyasının verdikleri demeçlerle hakimleri etki altına aldıklarını dile getirdi. Haşim Kılıç "Yargı kararı olmadan suçlu ilan edilen kişilere karşı işlenen suç insanlık suçudur." dedi.
    "Hukuk devleti hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, kişilerin her türlü korku ve endişeden arındırılarak sağlandığı devlettir. Devlet güç ve kuvvet demektir. Güçlü bir yargı, laikliğin güvencesidir. Yargıç vicdan mahkemesinde, tarafsızlığına ve öfkesine yenilmemelidir. Hakimin verdiği ya da vereceği hoşa gitmeyen kararlar nedeniyle, sosyal çevreden dışlanma korkusu yaşamaktadır."
    Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, soruşturma kapsamında 3 Nisan 2008'de şüphelilerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarında ele geçirilen "çok gizli" bilgi ve belgelerin doğru olup olmadığını, gizlilik hükmünün kalkıp kalmadığını, şahısların MİT ile ilişkisinin olup olmadığını sorması üzerine MİT Müsteşarı Emre Taner imzasıyla 9 Mayıs 2008 tarihinde savcılığa gönderilen cevap yazısı Ergenekon iddianamesinin eklerinde yer aldı. Müsteşarlıktan savcılığa verilen üç sayfalık cevap yazısında;
    "3 Temmuz 2002 tarihinde müsteşarlığa posta kanalıyla intikal edilen, ancak kaynağı tespit edilemeyen iki sayfalık bir mektup ile altı adet CD'nin incelenerek Ergenekon örgütüne ilişkin basında yer alan haberlere paralel bilgiler tespit edildiği kaydedildi."
    Teşkilâtın, kendisine ulaşan ve Tuncay Güney´in emniyette verdiği ifade ile belgeleri içeren mektup ve CD´leri bir kitapçığa dönüştürerek, 10 Temmuz 2003´te Genelkurmay Başkanlığı´na göndermesi; 19 Kasım 2003´te de Başbakanlığı bilgilendirmesi, kısaca Bülent Ecevit başbakanlığındaki hükümete değil seçimlerden sonra AKP tarafından Abdullah Gül başbakanlığında kurulan hükümete vermesi tartışma konusu olmuştur.

    MİT Müsteşarı Taner yine aynı cevap yazısında, Ergenekon yapılanmasını ilk olarak, Ergenekon sanıklarından Doğu Perinçek'e ait Aydınlık dergisinin yazdığını belirtiyor. Raporda, 1 Nisan 2001'de Aydınlık'ta ve 12 Mayıs 2001'de Aksiyon'da yayınlanan haberlerin yanısıra, Yeni Şafak gazetesi yazarı Fehmi Koru'nun da 30 Nisan ve 1 Mayıs 2001 tarihli köşe yazılarında ‘Ergenekon' isimli bir oluşum hakkında dikkati çeker mahiyette haberlere yer verildiğini kaydediyor. Ancak buna rağmen savcılık, Doğu Perinçek, İşçi Partisi ve Aydınlık dergilerinde elde ettiği bu belgeleri gizli belgeler ve suç örgütün varlığına kanıt olarak iddianamede yer vermiştir.

    • Erdal Sarızeybek:"Ergenekon operasyonunun arkasında ABD ve İsrail var. Ergenekon, Türkiye'nin başına geçirilmek istenen üçüncü çuvaldır. Kamuoyunu ve TSK'yı ran operasyonundan önce sindirmek istiyorlar. Amaçları, soruşturmayı muvazzaf askerlere yöneltmek."
    • Sami Selçuk:Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, Ergenekon davasının A'dan Z'ye siyasallaştığını da sözlerine ekledi. Yargıçların işlerinin zorlaştığını söyleyen Selçuk, savcılık soruşturmasıyla ilgili şüpheleri olduğunu da söyledi. Selçuk şüphelerinin savcılığın ceza yasası hükümlerini tam anlamıyla uygulayıp, uygulamadığı üzerinde yoğunlaştığını söyledi.

    İddianamede sanık ya da tanık olarak yer almayan, CMUK'na göre belirli bir süre içinde yokedilmesi veya taraf olmayanların ayıklanması gerekirken yüzlerce insanın görüşme tutanakları iddianamede yer almıştır.

    • Sanık Halis Yavuz Işıklar'ın gazeteci Yılmaz Özdil ve Uğur Dündar'ın ile Turgut Özakman'ın evine geldiğini söyleyen tape çözümü; Yılmaz Özdil Turgut Özakman'ı tanımadığını bildirmiştir.

    Soruşturma ve Savcılar
    "Ergenekon Davası tutuklu sanıklarından" Doğu Perinçek'in çıkarttığı Aydınlık Dergisi savcı Öz hakkında bazı iddialar ortaya atmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1991 mezunu Zekeriya Öz 1997 yılında savcı olmuştur. Ancak aylarca kamuoyunda ilk görev yeri Mutki olarak tanıtılmasına rağmen Aydınlık Dergisi'nin ve Ulusal Kanal televizyonunun verdiği habere göre ilk görev yerinin Çine olduğu ortaya çıkmıştır. Aydınlık Dergisi, kapağından "Ergenekon Savcısının Gizlenen 4 Yılı" başlıklı haberde Zekeriya Öz'ün, görev yaptığı Çine'de esnaftan haraç aldığı, adliyede yolsuzluk yaptığı, bir iş adamının Öz'ün kafasına silah dayadığı, Öz'ün eşinin çarşaflı olduğu ve evinde haremlik-selamlık oturulduğu duyuruldu. Ancak daha sonra Zaman Çine'de yaşayan, adliyede çalışan kişilerin verdiği ifadelere göre hazırladığı haberde Aydınlık'ın haberinin yalan olduğunu; haraç, sürülme, yolsuzluk gibi iddiaların tamamen asılsız olduğunu savundu.

    Tutuklu sanıklardan Doğu Perinçek'in çıkarttığı Aydınlık Dergisi'nin verdiği habere göre Savcı Zekeriya Öz döner sermaye parasının aralarında paylaşılması isteğini redden kıdemli savcı Ayhan Uğur'dan tarafından Hakimler ve Savcılar Kuruluna şikayet edilmiş ve Mutkiye sürüldüğü söylemişse de hakimlerin önce batı görevi, sonra da şark görevi yaptığı bilinmektedir. Bu iddiaya halen Adalet Bakanlığı ya da kendisi tarafından tekzip edilmemiştir. Soruşturmayı yürüten savcılar kıdem sırasına göre; Ercan Şafak, Mehmet Ali Pekgüzel, Murat Yönder, Fikret Seçen, Zekeriya Öz, Nihat Taşkın'dır. İlk 4 savcı birinci sınıf savcıdır. Soruşturmayı Zekeriya Öz yönetmektedir, diğer savcılardan Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın ise duruşma savcısı olarak görev yapmaktadırlar.
    Ergenekon savcıları hakkında; sanıklar Muzaffer Tekin, Ergün Poyraz, Kemal Kerinçsiz ve Doğu Perinçek'in yanısıra emekli kıdemli albay Erdal Sarızeybek, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine inceleme başlatıldı. Ancak soruşturma talebi reddedildi.Gazeteci Can Dündar, Savcı tarafından illegal olarak davet edilip sorgulandığını ancak bunun ifade tutanağına geçmediğini bildirmiştir.
    Ergenekon soruşturması hakkında operasyonların yapılış biçimine yönelik eleştiriler getirilmiştir. Zanlıların ifadelerinin çağrı yolu ile alınması yerine sabahın erken saatlerinde gözaltına alınmaları, teknik takip adıyla yeni bir kanıt sisteminin oluşturulması ve iddianamelerin çok geç hazırlanması nedeniyle bir tedbir olan "tutuklama" olayının fiilen cezaya dönüştürülmesi bir çok kişi tarafından eleştirlmiştir.

    Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan birçok sanık sağlık durumu nedeniyle tahliye edilmiştir. Bu kişiler arasında Hurşit Tolon, Şener Erugur ve Ferid İlsever de bulunmktadır. Levent Ersöz de firari iken prostat ameliyatı olmak için sahte kimlikle geldiği hastanede tutuklanmıştır. Daha sonra GATA'ya nakledilen Ersöz'ün GATA'ya sevkinde usulsüzlük olduğu tespit edilmiştir.

    20 Haziran 2007'de Ergenekon soruşturması kapsamında sağlıklı bir biçimde tutuklanan Kuddusi Okkır'ın, cezaevinde kaldığı dönemde sağlığı bozuldu. 10 Mayıs 2008'de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne yatırıldı ve yapılan tetkiklerde "akciğer kanseri, beyin ve kemik metastası" teşhisi kondu. Kuddusi Okkır, sağlık sorunları nedeniyle savcılığın talebiyle nöbetçi mahkeme tarafından 1 Temmuz 2008 tarihinde serbest bırakıldı. Okkır, tahliyesinden beş gün sonra Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde hayatını kaybetti. Kuddusi Okkır'ın hakkındakı suçlamaları öğrenemeden kanserden ölmesi büyük tepkiyle karşılandı. Kuddusi Okkır'ın ölümü ile ilgi olarak CHP grup başkanvekillerinin hazırladığı araştırma önergesinin gerekçesinde hangi suçla suçlandığını bile bilmeyen bir kişinin, tutukluluk sürecinin, infaz edilen bir cezaya dönüşmesinin, en temel insan hakkı olan yaşam hakkının ihlali olduğu belirtildi. Kuddusi Okkır'ın eşi Sabriye Okkır'la görüşen TBMM İnsan Hakları Komisyonu başkanı Zafer Üskül Okkır'ın ölümü insan haklarına aykırı olduğunu söyledi.esi Başkanvekili Osman Paksüt, eşi Ferda Paksüt için alınan dileme kararlarından dolayı kendisin de gayrinizami olarak dinlendiğini, eşinin 2 katı dinleme çözümlerinin kanuna aykırı olarak Anayasa Mahkemesine gönderildiğini belirtmiştir. CMK gereği, Anayasa Mahkemesi üyeleri savcılar tarafından takibata uğrayamazlar, dinlenemezler ve haklarında işlem yapamazlar. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma ile görevlendirilen savcılar bu yasağa uymamış, yetkileri dahilinde olmayan işlem yaparak; Anayasa Mahkemesi olduğu anlaşılan kişinin dahil olduğu dinlemeler kesilmemiş ve o an değil 8 ay sonra Anayasa Mahkemesine evrak göndermişlerdir. Ergenekon sürecinde 1 yıl tutuklu kaldıktan sonra hastanede ölen Kuddusi Okkır'ın eşi adil yargılanma ve yaşama hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle AİHM'ye başvurdu. Mahkeme 1 ay sonra başvuruyu kabul etti. Okkır'ın başvurusunun kabulü, davanın usul yönünden eksiği olmadığı, iddia konusu suçlamaların sözleşme maddeleri kapsamında değerlendirildiği ve esasa girileceği anlamına geliyor. AİHM davayı kısa sürede bitirmek için taraflara "dostane çözüm" önerecek ve tazminat miktarında anlaşmalarını isteyecek. Sonuç alamazsa kendisi belli bir tazminata hükmedecek.

    Siyasi Partilerin Tepkileri

    • Adalet ve Kalkınma Partisi: CHP'den sık sık operasyona müdahale ettiği yönünde eleştiriler alan iktidar partisinin yöneticileri operasyonun partisinin değil savcıların işi olduğunu, hakimler ve savcıların ne yasama, ne yürütme organından talimat almadığını vurgulayan açıklamalar yapmış, Ergenekon operasyonunun Türkiye'yi soğuk savaş döneminden kalma hukuk dışı yapılanmalardan kurtaracağını savunmuştur. CHP'nin operasyon konusundaki tavrı hakkında ise partinin lideri Erdoğan ve grup başkanvekili Nihat Ergün; Ergenekon zanlıları ile olan karanlık ilişkilerinin Baykal'a tedirginlik verdiğini önesürmüştür.
    • Cumhuriyet Halk Partisi: Ergenekon operasyonuna İşçi Partisi dışındaki en sert tepkiler CHP'den geldi. Genel başkan Deniz Baykal partisinin grup toplantılarında operasyonlar hakkında AKP'nin kadrolaşma aşamasını geride bırakarak kendi derin devletini inşa ettiğini korku toplumu yaratılmak istediğini, Cumhuriyet ile hesaplaşılmakta olduğunu Ergenekon'un intikam operasyonu olduğunu öne sürmüş hatta NTV'ye verdiği bir röportajda "Soruşturmanın savcısı Başbakan ise Deniz Baykal da avukatı olur" diyerek Erdoğan'a yanıt vermiştir. Bunların yanısıra CHP milletvekilleri gözaltına alınan ve tutuklanan zanlılara ziyarette bulunmuş ve TSK'yi tutuklu bulunan orgenerallere yeterince destek olmadığı için eleştirmiştir.
    • Demokratik Sol Parti: Genel Başkan Zeki Sezer açıklanan iddianamede "organize terör örgütü" denilebilecek bir yapılanmanın görülemediğini ve hükümetin korku imparatorluğu kurmaya çalıştığını iddia etmiştir.
    • Demokrat Parti: DP genel başkanı Süleyman Soylu Zaman gazetesine verdiği bir röportajda "Eğer bu dava sulandırılır ve fiyaskoyla sonuçlandırılırsa Ergenekon, ideolojisi ve kadrolarıyla iktidar olur. Türkiye, totaliter devlet haline gelir, ne özgürlük kalır ne zenginlik." sözleriyle operasyona destek verdi.
    • Özgürlük ve Dayanışma Partisi: Partinin eski genel başkanı Ufuk Uras, kendilerini ulusal solcu olarak nitelendiren, milliyetçi ve demokrasiden uzak çevrelerin solu anlamsızlaştırdığını ve Ergenekon Operasyonu ile solun içerisindeki faşistlerin ayıklandığını söyledi.
    • Saadet Partisi: Partinin lideri Ergenekon davası sonuçlandığı zaman Türkiye'nin, Temiz Eller Operasyonunun yapıldığı İtalya gibi karanlık çetelerin su yüzüne çıkarıldığı siyasal sistemini temizlemiş bir ülke olacağını ümit ettiğini ve sonuçları nereye, kime giderse gitsin, ucu nereye uzanırsa uzansın çeteler temizlenmesi gerektiğini belirtmiştir.
    • Türkiye Komünist Partisi: Partinin yaptığı yazılı bir açıklamada operasyonlarda gözaltına alınan kişilerin işledikleri suçlardan değil, AKP'ye muhalefet ettiklerinden dolayı Ergenekoncu olarak nitelendirldiği savunuldu.



  6. 2009-09-22 #6
    Ergenekon Davası
    Ergenekon davasınının ilk duruşması 20 Ekim 2008'de Avrupa'nın en büyük cezaevi olan Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki adliyede görülmek üzere başlandı. Soruşturmayı yürüten üç Cumhuriyet savcısından Mehmet Ali Pekgüzel ile Nihat Taşkın mahkeme savcısı olarak yargılama boyunca duruşmalara katılacak. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin bakacağı davanın mahkeme heyeti başkan Köksal Şengün ile üyeler Kemal Can ve Hasan Hüseyin Özese'de oluşuyor. Ayrıca duruşmalarda, ilk olarak Hrant Dink suikastı davasında kullanılan görüntülü ve sesli kayıt sistemi kullanılıyor.

    Davada iddianame okuma işlemi tamamlanmış, sanıkların sorguları ve çapraz sorguları yapılmaktadır.

    Davanın başlamasından bir gün önceki Milliyet'in manşeti


  Okunma: 2874 - Yorum: 5 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -