Bir müslüman, dinin hükümlerini inkâr etmedikçe ve kalbinde iman bulunduğu sürece ibadet yapmasa bile dinden çıkmaz, kafir olmaz, yine müslümandır. Ancak, Allah'ın emri olan ibadet görevlerini yerine getirmediği için günah işlemiş ve cezayı hak etmiş olur.



İbadetler, imanın olgunlaşmasını ve güçlenmesini sağlar. Ahirette cezadan kurtulmamıza ve cennet nimetlerine kavuşmamıza vesile olur. Sade bir imanla yetinip ibadetleri terketmek imanın zayıflamasına ve giderek iman nurunun sönmesine sebep olur.


İbadet yapılmadığı takdirde, iman ışığı açıkta yanan lamba gibi korumasız kalır. Günün birinde sönebilir. İmanın yok olması, müslümanın cennetin anahtarını kaybetmesi demektir. Bu sebeple ibadetlerin, imanımızın korunmasında ve cennette sonsuz hayata kavuşmamızda çok önemli yeri vardır.

"İbadet" kelime olarak: "Kulluk, Allah'a kulluk etme" anlamına gelir. İslami bir terim olarak ibadet, Allah'ın emirlerine uymak. O'nun rızasını kazanmak gayesiyle yapılan her türlü iyi hareket" demektir. İbadet, namaz kılmak, oruç tutmak, rızkını helal ve meşru yollardan kazanmak vb. emirleri yerine getirmeyi ifade eder. Yapılan her şey yeter ki Allah'ın rızasına uygun olsun ve o niyetle yapılsın! Bu şekilde değilde, bilerek çıkar sağlamak için yapılan ibadetlerin hiçbir değeri yoktur. Böyle ibadetler Allah katında makbul değildir. İbadet; imanın uygulaması, doğru ve hak olduğuna inanılan esasların günlük hayatta yaşanmasıdır. İbadetler, beden ve ruhlarınızı disipline eder, hareketlerimizi ölçülü hale getirmemizi sağlar. Bunun sonucunda da güzel ahlaka ulaşırız.


Allah (c.c.)'in bize sayısız iyilik ve nimetleri vardır. Bizi yoktan yaratıp, bize hayat veren, kainatı emrimize veren, bizi akıl ve iman ile en üstün varlık yapan yüce yaratıcımız Allah'dır. Bütün bunlara karşı Allah bizlerden sadece ibadet, yani kulluk istemektedir.

Ayet-i Kerime'de Cenab-ı Allah: "Cinleri ve insanları ancak ibadet (kulluk) etmeleri için yaratılmıştır" buyurmaktadır. (Zariyat-56). Yaratılış gayemize uygun olarak ibadet etmek, bize düşen bir vazifedir. İyilik ve güzelliği takdir etmemek, hiç birimizin hoşuna gitmez: Bunun gibi nimetlere karşı nankörlük yapmakta Allah'ın en çok sevmediği hareketlerdendir. Ama buna karşılık şükrünü arttıran kimsenin nimetlerini arttıracağını vaat etmekte, nankörlük edene de azabının çetin olduğunu bildirmektedir.

İman ile İbadet arasında sıkı bir ilişki vardır: İman, ibadetin kaynağı ve sebebidir. İbadet ise, İmanın desteği, gıdası ve muhafazasıdır. İbadet ettikçe, iman gürleşir, ibadeti gevşettikçe azalır.

İman, kalpte parlayan bir ışık, bir mum ise, ibadet onu koruyan cam fanus gibidir. Bu ışık kaynağının bedenimizin her tarafını aydınlatması, hareket ve iş haline gelmesi iyi ameldir. Kökü iman olan İslam ağacının, meyveleri ibadet ve güzel ahlaktır. İman olmadan ibadetlerin bir yararı yoktur. İbadet olmaksızın imanı muhafaza etmek çok zordur. Hafif bir esintide sönüveren fanusu olamayan bir mum gibidir. Onun içindir ki ibadetleri yaparak imanımızı sağlama almalıyız.

İslam dini şu üç esasa dayanmaktadır. İman, ibadet ve ahlak. Bundan anlaşılan şudur: İbadetlerin hedefi de insana iyi ahlak kazandırmaktır. Bunun için Müslüman'ın iradesini kuvvetlendirmesi, ruhunu arındırması gerekir. İşte ibadet, bir düzen ve disiplin içinde bu arındırma çalışmalarıdır. İbadet noksan olursa iman ve ahlak arasında köprü kurmak zorlaşır. İbadet bu köprünün kendisidir.

İman, ruhun ulaştığı bir aşamadır. İnanan insanın kalbinde parlayan, iman ışığı, inanan insanın ruhunu aydınlatır. Bu durum vuku bulduğu zaman kalbimiz paslardan ve kirlerden arınmaya başlar. Aslında İman-İbadet ilişkisini, beden ve ruh ilişkisini açıklayarak daha iyi kavratabiliriz. Beden ile ruh arasında çok sıkı bağlar vardır. Ruh'ta meydana gelen olaylar beden üzerinde tesirler yapar. Bunun gibi, iman ve ibadette birbirinden ayrılmaz iki unsurdur. İman ruha, ibadette bedene benzemektedir


Kaynak: Büyükislamilmahali Ömer lutfi ersoz