Son yıllarda toplumda gelişen refah seviyesi, teknoloji kullanımı ve eğitim imkânlarına rağmen okullarda şiddet oranı daha da artmaktadır ve ne yazık ki bu durum önlenememektedir. Türlü iletişim araçlarının da yoğun bir şekilde topluma hâkim olmasıyla bu şiddet gençler ve çocuklar üzerinde geniş bir şekilde etkisini göstermektedir. Kabul etmesek de, inandırıcı gelmese de okullarda şiddet oldukça yaygındır ve bu durumdan hem öğrencilerin bir kısmı hem de aileler rahatsız olmaktadır. Yansımayan boyutlarıyla da ele alındığında şiddet, toplumsal bir linç kültürü halini almaya başladı denebilir. Bu yükselen şiddetin sonucu olarak, birçok ülkede öğrencilere işbirliğini, ikili ilişkilerde arabulma, çatışmaları çözümleme teknikleri öğreten programlarla, şiddetin önüne geçilmeye çalışılmaktadır.


Okullarda görülen olumsuz davranışlar; silah taşıma, eşyaya zarar verme, kavga etme, öldürme, psikolojik baskı, ahlâk dışı davranışlara zorlama, intihar girişimi, kabadayılık ve çeteleşme şeklinde sınıflandırılabilir. Bu tür davranışlar bir kişi ile sınırlı kalmayarak, toplumu ve eğitim camiasını tesir altına alır. Bu durumda okullarda güven eksikliği oluşur, emniyetin olmadığı bir yerde çocuk ve gençler kendilerini eğitim ve öğretime veremez, neticede eğitimin kalitesi düşer. Şiddetin önünün alınamaması, bu tür menfi davranışların daha da artmasına sebep olur. Şiddet, kullanıcılarının elinde âdeta sihirli bir güç hâline gelir. Şiddet kullanan talebeler mesuliyetten kaçar, çeşitli menfaatler elde eder (para toplama, dersleri kolayca halletme, okuldaki kurallardan kurtulma, arkadaşlarına hükmetme vb.), nüfuzlarını artırır ve ilgi odağı olur. Bir kısır döngü içinde şiddet, olumsuz duygu ve davranışları tetikler; bu ise yeni şiddet olaylarına basamak oluşturur.


Şiddete uğrayan çocukların tehdit neticesi yaşadığı şahsiyet zedelenmesi, utanç duymalarına ve sessiz kalmalarına sebep olabilir. Bu durumda, çocukların baskı ve şiddete maruz kalması devam edebilir. Bu da sebepsiz korkulara, aileye bağımlılıktaki artışa, strese, başarı düşüşüne, depresyona, intihar girişimine veya şiddete karışmaya neden olabilir.


Şiddetle karşılaşan çocukta çeşitli sakatlıklar ortaya çıkabilir. Kırıklar, beyin kanamaları, iç organ yaralanmaları sonucu ortopedik sakatlıklar, felçler, havale, zekâ özrü, çeşitli organ yetersizlikleri oluşabilir. Bu hasarların çok ağır olması durumunda ölüm ortaya çıkabilir. Yaşamı kurtulanlarda ise depresyon, kaygı bozukluğu, sosyal uyumsuzluk vb. gibi ruhsal sorunlar oluşabilir. Bu kişilerde uyuşturucu bağımlılığı, suça ve fuhşa yatkınlıkta artış olduğu gösterilmiştir. Zekâ özrü ya da ruhsal örselenme sonucu bu çocuklarda genellikle okul başarısı düşüktür. Dayak çocuğun bilişsel gelişimini de olumsuz yönde etkilemektedir. Fiziksel cezalandırmayla terbiye edildiği düşünülen çocuklar, kaba gücün sorunları çözmek için etkin bir yöntem olduğuna inanarak büyürler ve erişkin yaşlarda kendileri de başka çocukları istismar eden erişkinlere dönüşebilirler, böylece istismar olayları kuşaktan kuşağa sürüp gider.


Şiddet içeren davranışlar sonucu, fiziksel istismar söz konusu olabileceği gibi, psikolojik istismar da gerçekleşebilir. Zaman zaman, duygusal şiddet olarak da tanımlanan psikolojik şiddet, genel olarak tehdit unsurunu içerse de, kimi araştırmacılar tarafından sözel şiddetle birlikte ele alınarak değerlendirilmektedir.


Anne-babaların, çocuklarındaki sıra dışı davranışları erken fark etmeleri önemlidir. Şiddete maruz kalmış bir çocuk, bunu gizleme yoluna gider. Dolayısıyla anne-baba ve eğitimciler, çocuktaki bu tip değişiklikleri fark etmeye çalışmalıdır. 2.245 çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada, anne-babaların çocuklarının durumlarını takip etmemelerinin, çocukların şiddete maruz kalmalarını tetiklediği tespit edilmiştir.