Anne babamızdan öğrendiklerimiz, yetiştirilme tarzımız kendi ihtiyaçlarımızdan çok başkaları tarafından sevilmek ve önemsenmek ihtiyacı ile onları memnun etmeye yönelik davranmamıza sebep olmuştur. Çevremizdeki ilişkide olduğumuz kişilerle çatışırsak; onların fikirlerine karşı çıkarsak bize kızacaklarına, bizden uzaklaşacaklarına inanırız ki bu durum bazen gerçekleşir. Kimi zaman risk altına girmek yerine duygularımız, seçimlerimiz, haklarımız konusunda diğerleriyle uyum içinde olmak daha kolay bir yol olarak görülür. Eğer insanlarla iyi geçinirsek, uyumlu olursak, değer verileceğimizi, sevileceğimizi düşünürüz. Ancak kendimizi, insanları devamlı memnun etmeye çalışan, davranışlarıyla onları doğru-yanlış sürekli onaylayan konumda bulduğumuzda da, taşıdığımız yüklerden şikayet etmeye başlarız. Kendimiz için talepte bulunmamak bu yaşamda değersiz olduğumuzu hissetmemize ve haklarımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi savunamaz hale gelmemize yol açar.


Girişken, atılgan (assertive) bir birey olarak kendimizi öne çıkarıp; kim olduğumuzu, ne istediğimizi, yaşantıladığımız ilişki kalıplarında neye ihtiyacımız olduğunu karşı tarafa bildirdiğimiz zaman kendimizle barışma, kendimizi değerli hissetme yoluna girmişiz demektir. Bu tutum agresiflik, iticilik ve karşı tarafı reddetme anlamına gelmez.

Öncelikle;
*Bu kadar iyi olmayı bırakın.
*Gerçekte ne hissediyorsanız ve ne düşünüyorsanız söyleyin.
*Gerçek, açık ve dürüst olmak diğer insanların sizden beklediklerini düşünüp ona uygun davranmaktan çok daha basit ve kolaydır.
*Diğer insanların da aynı sizin gibi karşı fikirlere sahip olmaya ve bunları açıkça
ifade etmeye hakları vardır
*Kendinize, katılmadığınız bir fikire ve bunu açıklıkla söylemeye, kendiniz için
gerektiğinde karşı çıkmaya izin verin. Ve aynı hakkı karşınızdakine de tanıyın. Bu
varolmanın, gerçek ve sağlıklı bir ilişkinin altın kurallarındandır.

Eğer kendinizi seviyorsanız ve saygı duyuyorsanız, bir diğer anlamda "ben" diyebiliyorsanız; bu ilişkilerinizin sağlıklı devam etmesinde de yeterli olacaktır. Sizi seven insanlar, sizi gerçekten tanıyan ve kabul eden insanlardır. Bu ilişkilerde çok büyük çatışmalar yaşanmaz, yaşansa da çözümlenebilir. Çünkü ancak gerçek kişilikler gerçek çözümlere yol alabilir.
Atılgan ve girişimci olun; kendiniz için bir şeyler yapın. Şimdi buradasınız ve gerçeksiniz. Dünyanın bunu bilmesine izin verin. Hayır diyemeyen insanların ihtiyaçları ve yapmalarının gerekli olduğunu düşündükleri şeylerle ilgili kafaları çok karışıktır. Bu tür insanlar için "Hayır" kötü, çirkin bir kelimedir. Eğer hayır derlerse diğer insanların onları sevmeyeceklerine, reddedeceklerine inanırlar. Oysa ki hayır diyebilmek kendimize duyduğumuz saygının net bir ifadesidir. Bunu yapabilmek kendi ihtiyaçlarımızı göz önüne alabildiğimizi gösterir.
Hayır diyemeyen kişiler diğerlerinin komutuyla dans etmektedirler; müziği kendi içlerinde duymaz, hissetmezler. Figürleri başkalarının istediği figürlerdir. Başkalarının çizdiği sınırlı alanda dans etmeye çalışırlar. Hayır diyemeyen kişiler de diğerlerinin kendi kafalarından geçen müzikle dans etmelerini beklerler. Ancak bu mümkün değildir. Kendi ihtiyaçlarımızı ancak biz belirleyebilir, biz talep edebilir ve biz karşılayabiliriz.

Kafanızın içindeki ezgiyle dans edin. Duyduğunuz müziğe sahip çıkın.
Sizden istenen şeyi yapmak istemiyorsanız net olarak "Hayır" deyin.
"Evet" dediğinizde gerçekten bunu istediğinizden ve karşılığında bir şeyler beklemediğinizden emin olun.
"Hayır" diyemeyenler saygı görmezler. Diğerleri bu kişilere önemsiz, değersiz davranırlar. İnsanlar kimi zaman "Hayır" kimi zaman da "Evet" cevabı aldıklarında "Hayır"'ı saygıyla karşılar ve bu cevapları gerçek istekler olarak algılarlar.

Duygularınızı net ve açıkca ifade edin. Açık ve net bir "Hayır"a insanların ne denli saygı göstereceğine şaşıracaksınız ve kendinizi çok daha değerli ve iyi hissedeceksiniz.
Alıntıdır
Kaynak: Suna Tunç
Psikolog / Psk.Danışman