İbrahim Sadri Şiirleri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

İbrahim Sadri Şiirleri

  1. Ben seni hiç sevmedim ki
    Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
    Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
    Bir de yıldızları sevdim
    Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
    Kurşunları sevdim beni vurduğunda
    Ağlamayı sevdim unuttuğunda
    Yalnız olduğumu anladığım da
    Ayakta kalmamı sevdim
    Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
    Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
    Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
    İkindide yağmur gibi
    Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
    Menekşeyle konuşmanı
    Nisana hatırlatmanı
    Baharın bir adının da yalnızlık olmadığına
    Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
    Ve tuhaflığımı yürüdüğüm zaman
    Sakız satan çocukları
    Yeni çıkan şarkıları
    Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
    Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
    Ben yangını sevdim
    Yandığım zaman böyle işte
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
    Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
    Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
    Buğusunda sabahın
    Acımasızlığında bir ahın
    Ağlayan yüzende insanın
    Hep ferahlatan gücüyle duanın
    Korkutan yanıyla narın
    İncirin zeytinin ve kalbin üstüne
    Gülün üstüne
    Tutunduğum umudun üstüne
    Senin üstüne
    Hepsinin üstüne
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Gittiğin zaman
    Gitmeni sevdim
    Evreni sevdim geldiğin zaman
    Kalmanı sevmedim
    Ürküyordum sana alışmaktan
    Yine de sevdim gülümsemeyi
    Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından
    Kırlara ilk kar düştüğü zaman
    Ölümün ne güzel olduğunu sevdim
    Seni içimde öldürdüğüm zaman

    Ben seni hiç sevmedim ki
    Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
    Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
    Bir de yıldızları sevdim
    Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
    Kurşunları sevdim beni vurduğunda
    Ağlamayı sevdim unuttuğunda
    Yalnız olduğumu anladığımda
    Ayakta kalmamı sevdim
    Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
    Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
    Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
    İkindide yağmur gibi
    Geceleyin rüzgarı sevdim seni sevdiğimi
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
    Menekşeyle konuşmanı
    Nisana hatırlatmanı
    Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
    Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
    Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman
    Sakız satan çocukları
    Yeni çıkan şarkıları
    Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
    Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
    Ben yangını sevdim
    Yandığım zaman böyle işte
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Ben sevdim mi
    Adam gibi severim



     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2007-03-12 #2
    GERİYE DÖNEN ADAM

    Yağmur yağıyordu
    Benim saçlarımda kırağılar vardı
    omuz omuza konmuş bir gül
    Kapıyı açtım,elinde eski bir bavul
    Yüzünde daha da eski bir hikaye
    Geldim dedi, geldim işte
    Sana kendimi getirdim,belki unutmuşsundur
    Birlikte söylediğimiz şarkıları getirdim
    Bir kaç gömlek bir pijama attı
    Tuttuğum notları,serin volta boylarında adımları sayıp susuşlarımı
    Elimle büyüttüğüm nazlı bir menekşeyi
    Gökyüzüne verdiğim dualarımı
    Çakmağımı,sigaramı,tabakamı ve kitaplarımı getirdim
    Döndüm dedi,döndüm işte
    İçeri girdi aksıyordu bir ayağı
    Oysa nasılda akardı bayrak gibi önümüzde
    Nasılda oynardı saçları rüzgarı bulanda
    Bir ceylan gibi nasıl da koşardı
    Ayağım dedi,derin bir nefes aldı
    İçerde dedi,bir bakır tas bıraktım bir kehribar tesbih
    Birkaç kitap,birkaç iyi arkadaş
    Tüketilmiş bir çeza ve bir ayak,güldü sonra
    Dedemin yemen çölünde bıraktığı ayağı ben içerde bıraktım
    Kurban olsun ikimizinki de memlekete
    Oturduk,uzun uzun baktık kendimize
    Onüç yıl sonra yeniden karşı karşıya
    Bir deli gençliği birlikte düşürmüştük yollara
    Bir yüreğimiz vardı ve onu koymuştuk ortaya
    Ben başımı onun omuzuna yaslardım
    O taleal okurdu kulağıma
    Ben bazı geceler oturup ağlardım
    O dua ederdi hepimiz adına
    Ve pis bir sonbahar akşamında ayrılmıştık
    Caddelerde arabalar akıyordu yağmur yağıyordu
    Babalar ekmekleri saklamış çeketlerinin altına
    Korkuyla evlerine koşuyordu
    Düdükler çalıyordu,sirenler çalıyordu,şehri kimler çalıyordu?
    Oysa biz onunla yüreğimizi koymuştuk ortaya
    Arkasından baktım,elinde tahta bir bavul,cebinde ikimizin yüreği
    Şifadan ayrılık,rahmetten yoksulluk
    Şen olasın mahpusluk
    Kaldır gözlerini yerden,onüç yıl dediğin ne ki?
    Bana mektup yaz,bir de menekşe resmi yap
    Ve bir gül gönder anama
    Kaldır gözlerini yerden,onüç yıl dediğin ne ki?
    Ve yürüdü Yusuf
    Yanıp sönen mavi ışıklar düştü gölgesine
    Ben onüç yıl bekleyecektim onüç yıl kavuşmak için
    Çebinde rehin götürdü yüreğimi


  3. 2007-03-19 #3
    İstanbul'a Kar Yağıyordu

    Yetmişdokuzun kışıydı,
    Sertti, soğuktu
    İstanbul'a kar yağıyordu.
    Kömür yanıyordu sobalarda
    Geceleri polisler, bekçiler oluyordu.
    Bir de biz oluyorduk
    Ölümüne üşüyorduk ha
    Yalan yok polisler de üşüyordu
    Onaltı yaşındaydım..
    Her şeyi bükecek bileğim vardı
    Onaltı yasındaydım
    Aslan gibi ortadaydım
    Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına
    Senin için şiirler,
    Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
    Kahrolsun yazacak kadar adamdım
    Onaltı yaşındaydım
    Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden


  4. 2007-03-22 #4
    Aldırma Reis

    Sen içerdeyken ben
    Sinemalara gittim
    Bütün filmlerini seyrettim
    O sevdiğimiz artistin
    Sen içerdeyken ben
    Vita kutularında çiçek yetiştirdim
    Sokakta top oynadım çocuklarla
    Ayakkabılarımı eskittim
    Güneşe karşı durdum sabahları
    Geceleri bir başıma yıldızları bekledim
    Annenin gönlüne su serptim
    Aldırma dedim aldırma
    Bir şarkı söyle bir dilek tut herkes için
    Bir ada rüzgarı gibi
    Sürtünerek geç hayata
    Bir sarmaşık gibi tutun
    Ve değer ver hatıralara
    Aldırma dedim
    Sen annesin, aldırma
    Sen içerdeyken ben
    Kiramı ödedim pijamalarımı giydim
    Haber bültenlerini izledim
    Gazetelerden kupon kestim
    Sen içerdeyken ben
    Sigara içtim, öksürdüm
    Otobüse bindim
    Fotoğraflarımıza baktım
    Acıyan yanlarımı körelttim
    Deniz kıyısında yürüdüm
    Manavdan soğan aldım
    Yeni çıkan şarkıları dinledim
    Kafeste beslediğimiz kuşu saldım
    Islık çaldım



    Adın Batsın

    yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
    yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
    nasıl edem nere gidem dertli baş ile
    bilemedim teli kırık kemana döndüm

    canım aldın, can evimden vurdun ya sende
    küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın



    Güncelleme : 2007-03-29
  5. 2007-03-23 #5
    BENİ KAVGADA GÖR



    Geçer gözüm

    İçimizden bir aşk geçer

    Ve keder

    Ve heder olmuş bir hayat

    Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan

    Öyle yavaş öyle deşer de geçer

    Koyarlar cesaretimizi bir sokağın tabelasına

    Binlerce çocuğa adımızı verirler

    Bize ölüm bize kurşun bize hançer neyler

    Neyler ömrünü cebine koymuş adama yağlı mavzer



    Geçer gözüm

    Memleket kadar bir nağra düşer yıkılmış sokakların pusularına

    Akşam sofralarına aç karnına yüreğim düşer

    Beni adamdan sayma

    İlk gözyaşı

    İlk yere düşen damla

    İlk ****** tuzaklara düştüğümüz hayınlığın hatrına

    Hani cebimizde iki satır mektubu yarım bıraktığımız sevdanın



    Hani son bir umutta tutunduğumuz arkadaşlarımız

    Ve kaygan ve ıslak ve kaypak sabahı Ankara'nın

    Ve bilsen

    Tek başına büyür intikam aşk ve sen

    Tek basma büyür elif misali

    mezarıma bıraktığın menekşen

    Geçer gözüm

    İçimizden bir aşk geçer

    Ve keder

    Ve heder olmuş bir hayat

    Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan

    Öyle yavaş öyle deşer de geçer



    Beni son kez kavgada gör

    Son kez ölsün arkadan vurmacasına bütün ihanetler

    Sonra şöyle saçlarımı savurup ecel saatine

    Sonra son kez alnından vurulmacasına aşkın

    Bir eşkıyalık yapıp

    Basınca bütün evlerini bu şaşkın İstanbul'un

    Bir de kendimi denize dökünce Üsküdar'dan

    Nasıl da patlar içimde çığlığın

    Bana bu şehri yakmış desinler

    Beni son kez kavgada gör

    Bana kendini satmış desinler

    Beni son kez kavgada gör



    Koyarlar cesaretimizi bir sokağın tabelasına

    Binlerce çocuğa adımızı verirler

    Bize ölüm bize kurşun bize hançer neyler

    Neyler ömrünü cebine koymuş adama yağlı mavzer



    Ya bir de sen düşersen ellerimden

    Ya bir de kimsesizsem

    Ya ölüm kadar sevdiğim cesaretim yan çizmişse

    Sonu yok uğraşlarda yılgınsam

    Son mermim avucumda

    Fiyakalı bir eylül sabahı

    Basar giderim kalbine namımın

    Sıkar giderim

    Avucumda mermim menekşem ve arkadaşlarım



    Geçer gözüm

    İçimizden bir aşk geçer

    Ve keder

    Ve heder olmuş bir hayat

    Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan

    Öyle yavaş öyle deşer de geçer


  6. 2007-03-28 #6
    Kan ter içinde gece

    Kan ter içinde her yanım

    Her yanım bu gece vurgun içinde

    Kurşun yemişim, sürgün yemişim

    Bu sana ilk gelişim

    Vur emriyle düşmüşüm kapına

    Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana



    Yok elimde bir demet menekşe

    Yok elimde sevdiğin gül şekeri

    Yok işte sana bir şey

    Bilmem ki ne demeli

    Bir tek ağır yaralı özlemim

    Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim

    Anne benim, aç kapıyı

    Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın

    Ölmeyesin, bitmeyesin

    Yürekyarısı gitmeyesin dediğin

    Anne benim, aç kapıyı

    İşte geldim, işte bu sana ilk gelişim



    Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim

    Hep senin için bulutları isterdim

    Ellerimi açtırıp dua ettirirken

    O küçük evimizde sokulurken göğsüne her gece

    Hani her gece sorduğumda

    Anne babam nerde

    Nerde kuşların dilinden anlayan adam

    Ve menekşelerle konuşan adam

    Nerde anne

    Ve sen bastırıp bağrının kızılca kıyametine acını

    Gelecek oğul, sen uyu şimdi

    Baban gelecek bir yağmur gibi yağmurla

    Rahmete boğacak yoksulluğumuzu derken

    Ben uyur, düşümde

    Senin için bir ev görürdüm gökyüzünde

    Sen, babam, ben ve melekler

    Ve melekler anne

    Anne melekler

    Önce babam sonra onlar terkettiler gecelerimizi

    Ben de çekip gittiğimde

    Yani oğulcuğun yani yürek yarın

    İçinden geçen şarkın gittiğinde

    Sen nasıl yaşadın anne



    Kan ter içinde gece

    Kan ter içinde her yanım

    Her yanım bu gece vurgun içinde

    Kurşun yemişim, sürgün yemişim

    Bu sana ilk gelişim

    Vur emriyle düşmüşüm kapına

    Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana



    Vakit yok artık

    İstersen kalayım böylece

    Ama bir kere öpseydim elinden

    Ama bir kere sürseydim gözlerimi gözlerine yeniden

    Yok elimde bir demet menekşe

    Yok elimde sevdiğin gül şekeri

    Yok işte sana bir şey

    Bilmem ki ne demeli

    Bir tek ağır yaralı özlemim

    Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim

    Anne benim, aç kapıyı

    Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın

    Ölmeyesin, bitmeyesin

    Yürekyarısı gitmeyesin dediğin

    Anne benim, aç kapıyı

    İşte geldim, işte bu sana son gelişim



    Üzülme, kapanıyor diye gözlerim

    İşte gidiyorum vakit doldu

    İşte kapanıyor gözlerim kapının önünde

    Öğrettiğin gibi ellerimi kaldırıp gökyüzüne

    Ve eğip başımı önüme dua ediyorum

    Üzülme anne, vakit doldu

    İşte şimdi bir oğlun oldu

    Bir oğlun oldu anne



    Kan ter içinde gece

    Kan ter içinde heryanım

  7. 2007-12-05 #7


    Bir Bavulla Gelmişler (Münih Treni)

    Bir bavulla gelmişler
    Karaların memet, ince ali ve bir de bekir
    Puslu bir alaman sabahında münihe inmişler trenden
    Biraz memleket peksimeti mendil içinde üçbeş lokum
    Bir de yar ilen ana baba hasreti
    Bildikleri birkaç sıla türküsü
    İnmişler üçüncü mevki kompartımandan
    Başlarında kasketleri
    Şenolasın bakalım gurbetlik şenolasın yabaneli

    Nere baksan bir soğukluk değmiş içlerine
    Nere baksan insanı üşüten kocaman bir yalnızlık
    Dönelim demiş memet yıkıp kaşlarını arkadaşlarına
    Nere baksan deli bir ayrılık düşecek burada bahtımıza
    Dönelim demiş memet yıkıp kaşlarını arkadaşlarına

    Bir bavulla gelmişler
    Münihe, viyanaya, berline, rotterdama
    Çorum nire memec, lozan nire
    Brüksel nire ali, emirdağ nire
    Konya nire bekir, strasbourg nire
    Ve frankfurta ve kölne ve lyona
    Hamburga, liege, bonna
    inmişler içlerinde memleket döne döne, yana yana

    Bir bavulla gelmişler
    Önce geceler bitmemiş sonra soğuk ve karanlık gündüzler
    Herbir işini, tamam eylemişler atamanın
    Herbir vidasını sıkmışlar


  8. 2008-01-10 #8
    Kuş Hatıraları

    Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
    rüyalarımıza melekler uğrardı.
    Kapımızdan yoğurtçu
    bahçemizden ishakkuşu
    kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.

    kışın bir sobamız olurdu
    sobanın yanında kedimiz
    kedinin önünde yün yumağı
    bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

    Yerli malı kullanan
    yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
    kuru incir üzüm fındık
    tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
    kuru üzüm inciri satan
    karşılığında
    çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
    bir toprağın fertleri...
    Biraz yoksul biraz mütevekkil
    biraz mahcup biraz kırılgan
    biraz naif ama hep umutlu...

    Özlerdik.
    Memleketteki halamızı
    ince doğranmış bir dilim pastırmayı
    yurttan sesler korosunu
    akşam komşuluklarını
    radyo tiyatrolarını
    sabah ezanını
    kalaycıyı bozacıyı
    münir nurettin şarkılarını
    orhan boran yarışmalarını
    kandil gecelerini
    duvarlarımızın sarmaşıklarını
    bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
    okul önü kozhelvalarını
    akşam oturmalarını
    ve hayatı...

    Top oynardık
    ip atlar kedi kovalar
    taşlarla birbirimizin başını yarar
    mahalle savaşları çıkarır
    gece olunca da tutar babalamızın elinden
    yazlık sinemaya gider
    Sadri Alışık Vahi Öz
    Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder
    Olimpos gazozlar içer
    güler eğlenir bağırır çağırır
    dönerken yıldızları sayardık.
    Sıkı çocuklardık.

    Hepimizin birer yıldızı vardı
    onlara isim takardık
    onlar da bize isim takardı
    pus ve dumandan önce bu şehrin
    geceleri gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.

    Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
    biz kimseden yana değildik.

    Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
    olmazdı.
    Bir değirmendeydik
    öğütülen
    öğütülürken türküler söyleyen
    buğday başaklarına benziyorduk.
    Ben
    çorbalardan tarhanayı
    yemeklerden kurufasulyayı
    sigaralardan harmanı
    belki bunun için çok sevdim.

    Yollar bozuk musluklar bozuk
    ziller bozuk paralar bozuk
    ama adamlar sağlamdı.

    Bu şehrin yıldızları vardı.
    Saçlarına kurdelalar takan
    çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına
    leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
    gözleri önlerinde
    yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
    küçük çocukları vardı bu şehrin
    bu şehrin yıldızları vardı.

    Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
    Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.
    Taksim'den Fatih'e troleybus kalkar
    Şişhane'de mutlak raydan çıkardı.
    Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.

    Muammer Karaca adına bir tiyatro binası yoktu
    bizzat kendisi vardı.

    Başımız ağrırdı komşumuz vardı
    gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
    Çorbamızı umutlarımızı
    memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız
    vardı.

    Geceleri bekçimiz
    gündüzleri sütçümüz
    bizim kadar zayıf da olsa
    nohuta makarnaya alışmış da olsa
    Sarman adında bir kedimiz
    ceperimizde kırık misketlerimiz
    çamur bulaşığı ellerimiz
    ve gülümseyen bir yüzümüz
    göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
    bir araya gelerek çektirebileceğimiz
    bir aile fotağrafımız vardı.

    Bir sabah bütün iyi şeylerin
    Ayvansaray iskelesinden
    hayal ülkesine doğru demir alan
    bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
    aramızdan ayrıldığını gördük.
    Sonra Ayvansaray'ın suları çekildiğini yazdı
    gazeteler
    Süheyla hanımın Raci beyin
    Melahat mehveş ablanın
    Niko'nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
    yazmadılar nedense
    Ama yok ama yoklar.

    Ne harman sigarası kaldı geriye
    ne olimpos gazozu
    ne Sadri alışık.

    Kalan bir tortuydu belki.

    Belki kırık bir rüya denizi
    belki suya düşürdüğümüz suretimizin
    cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
    Herşey Maltepe sigarasının
    her arandığında
    her bakkalda bulunabilmesi ile
    büyüsünü kaybetmişti belki de.

    belki de biz bir rüya mı görmüştük?

    Hadi hepsi yalandı.
    Hadi hepsi hayaldi.
    Hadi hepsini ben uydurmuştum
    Ama rüyalarımızın melekleri
    ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
    Ya onlar?
    Onları siz de görmediniz mi?
    Sizin de sofranıza konup
    rüyalarınıza uğramadılar mı?
    Onlar da mı yalandı?


  Okunma: 2467 - Yorum: 7 - Amp
Kullanıcı Oylaması: 0/5 - 0