Musa Öz Şiirleri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Musa Öz Şiirleri

  1. ARKA BAHÇE

    Evin gölgesidir arka bahçe
    Bir yatak odasının
    Usulca taşan sıcağı

    Çocuğun dokunuşu
    Annenin durgunluğudur arka bahçe
    Dudakta öpücük izi
    Bir yaradır kuşun kanadında
    Elmaya düşen ala
    Çatlayan yüreği narın

    Seksek için yollara
    Çizilen şekillerdir arka bahçe
    Bir gelinin ilk gecede
    Yere düşen duvağı

    Dul bir kadının
    En tenha yeridir arka bahçe
    İşveli ve içli sözleri
    Ya da yanlış yorumlanan
    Pembe gülüşü

    Asker mektuplarının
    Okunduğu yerdir arka bahçe
    Ve üzgün bir sevdanın
    O solgun haresi

    Şairin haremidir arka bahçe

    Musa Öz

  2. 2008-10-24 #2
    ELA

    Çocuğun gelince süt dişleri
    Büyür annenin sevinci
    Su içlerinde çakıl tanesi
    Ve mayhoş bir ağartı uçlarında
    Eladır bu
    Çiy damlası tırnakları
    Diş goncasında acı bir kamaşma
    Gülerken ağlaması

    Deli kız kaptırır gönlünü
    Aydede uçurur geceler boyunca
    Ve durulur da pembeleri
    Avuçlanmış bir su yalnızca
    Yürüse sokaklarda denize baksa
    Sözler, kokular
    Boyuna ince bir düşünce
    Eladır bu

    Şair yüreği açar dikenleriyle
    Konmasa da yorgun kuşlar
    Bir kızdır koklayan
    Tırnakları kanar, incelir düşleri
    Eladır bu
    Ah şair çocuk
    Köpük toplar kızların koynundan
    Sürer gökyüzüne güz günleri

    Şu utangaç gökyüzü
    Uçsa bulutlarla, kuşlarla konsa
    Derelerin gümüş rengi
    Çoğalır bir damla gözyaşıyla
    Kadınlar ki solgun öykülerde
    Kol kanattır çocuklara
    Türküler, kederli aşk şiirleri
    Eladır bu

    Musa Öz

  3. 2008-10-24 #3
    ÇOCUK

    Masamız bir yaz ayı. Sandalye
    Gölgesi ağacın
    Su damlacıkları düş kırıntılarıdır
    Kuşların düşürdüğü

    Senin yürüyüşünde
    Yorgun bir yazmanın endamı
    Sesin ki taçyaprağı
    Ya da uçarı bir pembe
    Soluğun terli, öfken terli. Sonra
    Kilim yere serilir
    Isınır taşlar suyun içinde
    Kuyuların kumu çoğalır
    Derin uykusuna dalar ay
    Ya sonra
    Sonrası bu işte

    Kirinden pasından arınır dünya
    Renk gelir dizlerime

    Gölgeler ki içidir evrenin
    Döker de seslerini
    Kaybolur gider sokak içlerinde
    Çocuk
    Sıkıca kavrayıp resimli ipini
    Gökyüzünü uçurur

    Bereketli bir tarlanın işmarısın
    İşveler içinde


    Musa Öz

  4. 2008-10-24 #4
    DEĞİŞİM

    Okunaklı yol şarkılarına çalıştık
    Değişimdi ilk hecemiz

    Deniz ki yorgun tavrıyla
    O göksel kabuklarını
    Yoğun bir çabayla kum üzerine
    Değiştirir boyuna
    Ve yaşlı balıkçı ömrünü
    Kız ise kızlık zarını
    Ovalar dağlara değişir. Dağlar
    Çalışkan bulutlara

    Sözün bekareti çocuğun dişiyle

    Bir de gün saplanır güne
    Gibi devrilir usulca. Ay
    Bir entari düğmesi. Yıldızlar
    Ah yıldızlar ise düşünce…
    Balıkçı ile deniz, fikrini
    Dağlar akbabayı değiştirir
    Ve sırmalı kız geceleri
    Gül kokusuna çalışır da
    Bir ip kopar dantelinden ipince
    Ağzında
    Kırmızı erik çekirdeği

    Okul şarkısıydık biz dokunaklı


    Musa Öz

  5. 2008-10-24 #5
    ŞARKI

    Yaz annemin mevsimi
    İlkyaz kız kardeşimin. Babamın ise
    Sonbahar
    Ah yorgun babam
    Rüzgarlı tepeler gibi konuşan

    Mevsimler için böyle güzel
    Şarkılar söyleriz

    Bir vakit ki kadınlar
    Gün dönünce güz aylarında
    Koyulaşan sütler gibi güleç
    Ve yoğundurlar
    Öyle derin ve manalı

    Kadınlar için de söyleriz
    Bu şarkıları

    Bahanedir suların buharlaşıp
    Bulutların yoğunlaştığı
    Gökyüzünü yıkar aslında yağmur
    Yeryüzü de
    Faydalanır bu halden

    Mor şarkılar söyleriz gökyüzüne
    Arada işte böyle


    Musa Öz

  6. 2008-10-24 #6
    BİR ANA

    I
    Dudaklar yansa da dereler soğudu

    II
    Şarkılar söylüyor tarlakuşu
    Geçerken hüzünlü gül sandıkları
    Üşüyor anaların gözyaşıyla
    Güleç göller, utangaç gökyüzü
    Ve reçine kokuyor üzümler
    Taneleri iri yar gülümsemesi

    Güzdür şimdi anıları okşayan

    III
    Uçarken mavi gönül kelebeği
    Evlendi, çoğalsın diye çocuklar
    Ve bitti sevda, savruldu goncası
    Ölü güller taşıyor koynunda
    Ellerinde boş bir kuş yuvası

    Güzel olsun diye meyveleri
    Yaşlanan frenkincirleri, boz alıçlar
    Gibi soldu her gebe kalışında
    Ah hangi üzgün cephede şimdi
    Uykusuz geceleri, can yongası

    IV
    Bir Yemen türküsü güz bahçesinde

    V
    Ve o bitmeyen kalp ağrısı


    Musa Öz

  7. 2008-10-24 #7
    YAZ

    Yazın bittiğini nerden mi biliyorum
    Susuverdi ağustos böcekleri
    Kemençelerini, şarkılarını
    Vurup sırtlarına çekip gittiler

    Nereden mi biliyorum yazın bittiğini
    Arıkuşları daha bir kilim renginde
    Taşa, toprağa
    Daha bir yakın uçuyorlar

    Yazın bittiğini nerden mi biliyorum
    Bir beyaza çalışıyorum ben
    Gurbete ve ölüme gidiyorum akşamüzeri
    Bir giz ile bütünleşiyorum
    Oturup yazacağım bunları bir güz

    Havada yeleğimin terli resimleri

    Nerden mi biliyorum yazın bittiğini
    Şu kızın göğüsleri
    Uçmaya hazırlanan yaz sonu havası
    Ergenliğini alıp ***ürüyor rüzgar

    Sızıyor edası turuncu yollardan

    Yazın bittiğini kimse bilmiyor


    Musa Öz

  8. 2008-10-24 #8
    ELMANIN KOKUSU

    Duyulmuyor dudağın derine yansıması
    El ele duruşun yoğunluğu
    Ve her yerde aynı ekmeğin kokusu
    Elmanın ve öpüşmenin de
    Ergenliğin tendeki esrimesi

    Duyulmuyor kalbin dolaylı yorumları
    Diz dize tutuşmanın Türkçesi
    Savaşın acısı aynı her yerde
    Bir çocuğun bilincimizi kamaştıran bakışı
    Ah, aynı yoksulluğun sözcükleri

    Duyulmuyor tenin tene ince sorusu
    Terin tere sıvanan gülümsemesi
    Kış ortasında bir ateşi
    Ortasına alan insanların aynı devinimleri
    Üzümü tane tane yemenin ustalığı
    Ve aynı güle yürümenin edası

    Duyulmuyor düşlerin uzun yolculuğu
    İmgenin imgeye takılan halleri
    Her yerde aynı sözün örgütlenişi
    Ve ezgileri usulca savurmanın coşkusu
    Ah, aynı taşın taş ile öpüşmesi

    Aynı her yerde çocuğun duruşu


    Musa Öz

  9. 2008-10-25 #9
    GÜZ GEÇMİŞ

    I
    Nisan geçmiş buralardan
    Yeşil izler, kekre kokular bırakarak
    Ala kınalı topuklarıyla
    Mayıs geçmiş buralardan

    Dişi şarkılarıyla kadirne kuşları
    Dağ elmaları yanık tadıyla

    Ah gelmiyor koçak gönüllü yar

    II
    Kopuz gibi çalan yayını ve aşkını
    Uzun ince mızrağını kuşanan
    Asuman boyu, gök rengi gülüşlerini

    III
    Gül kokusudur Aslı ile Arzu
    Hoyrat bir rüzgardan düşmüş de, usulca
    Yurt edinmiş çoban ıslığını
    Koca bir yalandır ilk başta masallar
    Tanrılar ise bir avuç kum

    IV
    Tarih sahnesinden silindi
    Gibi bir hüzün

    V
    Ölüme mi özendirdi tanrıça sevgilisini
    Güz geçmiş buralardan

    Musa Öz

  10. 2008-10-25 #10
    HAFTA SONU

    Eksilttik birbirimizi aşk ile
    Çoğalttık kan ter içinde
    Kaşlarımız eğildi, kirpiklerimiz kırıldı
    Bir heybe taş döktük
    Gül devşirdik bir de yonca

    Aylardan aralık. Ya da
    Turunç ayı
    Yıldız aya çarpa çarpa kırılır çoğalır
    Çocuk çocuğa
    Şiir şiire çarpar çoğalır

    Kalkıp gittik pazar yerine
    Toprak doldurduk çantamıza
    Biraz deniz, biraz gökyüzü ve bir kızın
    Yorgun edalarını
    Ela düşlerini bir çocuğun

    Sonra bir şarkı söyledik
    Taşlardaki peri kokularına

    Yürüyorduk ahmak ıslatan
    Bir ıslandı yağmur
    Akıp geçtik turuncu anılarla
    Üstümüz başımız
    Saçak ucu, kuş kanadı

    Yüzümüzde hafta sonundan kalma
    Bir gülümseme

    Musa Öz

  11. 2008-10-25 #11
    GÖKYÜZÜ

    Gül attım gökyüzü düştü

    Denizi bir kilime serdim
    Üst üste ekledim güzü
    Aydede..
    Ah, işte orada dur! Onardım da sözü
    Taş gibi kavrayıp suları
    Saçtım yüzüne gözüne
    Sonra topladım çalısını çırpısını
    Tenindeki çiy damlasını
    Vurup hançeri beyaz rüzgara
    Mor kınalar devşirdim

    Soludum da tarlalar uçuştu

    Gökyüzü gelip usulca
    Konuverdi delişmen kızın sesine
    Konsun konmasına da
    'Da'sı var işte bir de
    Hadi be neyse diyecektim
    O Lekeler olmasaydı
    Külotunun öyle gizli görünmesine
    İlahi gökyüzü
    Kamaşıp durdu günlerce

    Soludum gökyüzü uçtu

    Uzandım da kanadı dağlar

    Musa Öz

  12. 2008-10-25 #12
    UZAK YOLCU

    I
    Dereler denize akar, gökyüzü dağlara

    II
    Bir anne gördüm yan avluda
    Daha küçücük
    Çocuğundan bile küçük

    III
    Savaş gemisi çekilse kenara
    Deniz
    Koşup gelecek güle oynaya

    IV
    Sokaklar büyütüyor çocukları
    Denizler, masallar
    Akşamüstleri yorulunca

    V
    İnciri dalını eğip de, üzümü salkımıyla
    Entarisiyle güzeli

    VI
    Uzak bir yolcu düşürüp unutmuş
    Güz meyvelerini

    Musa Öz

  13. 2008-10-25 #13
    YAŞAM

    El salla taşlığa soyunan güneşe
    Dere ile akan dolunaya
    Ya da erotik duruşuna incirin
    Çardakta buluşmanın günahına

    Dişlerinden okunmalı sevincin

    Hamarat bir kadının koynundan
    Dökülen yaz meyveleri
    Gibi yaşamın içerisinden
    Bir sözcük edin ve çoğalt boyuna

    Ah öyle ya bak unutmuşum
    Bir de ölüm var arada
    Yorgun kokusuyla bağbozumu
    Ya da kuşların giz yolculuğu

    Gülümse dişlerindeki ısırığa
    Yüreğindeki tırnak izine
    Gençlik dediğin de ne ki? Olsa olsa
    Turuncu kokulu kır çiçeği

    Düşlerinden okunmalı gönencin

    Ah öyle ya hatırladım, bir de
    Gül bozumu var arada

    Ya da perilerin güz yorgunluğu

    Musa Öz

  14. 2008-10-25 #14
    KUMRU

    I
    İskelede, sapan taşıyla
    Bir kumruyu vurdular
    Açtım yüreğini
    Yıllar önce küçük sevgilimin
    Dizime attığı taş
    Düşüverdi avucuma
    Kanadı durdu günlerce

    Ve yine o kızı
    Koşup buldum yollarda
    Öptüm kekre dudaklarını
    Ah, tık dedi taş
    Döküldü menevişler dalından
    Bir arpacık kuşu
    Alıp göğü uçuverdi

    II
    Günah işlemenin güzelliği
    Gibi büyürdü Kaleiçi sokaklarında
    Eteği savruk düşlerim

    III
    Bir kumruyu vurdular
    Soldurdular eski sokakları


    Musa Öz

  15. 2008-10-25 #15
    YEDİ SÖZCÜK

    Bir çingenedir Cemal Süreya
    Dizelerin ucunda
    Toplar sözcükleri
    Samanlığa ***ürür

    Sırtlamış M. Kemal'in kağnısını
    Dağlarca
    Taşır ha taşır

    Geçerken bir köprüden
    Metin Demirtaş
    Bakar da tay sağrılı kızlara
    Mavi şiirler söyler

    Kavun taşır Cahit Külebi
    Ve düşünür de boyuna
    Dul bir kadının
    Kokulu çamaşırlarını

    Düşen gülleri toplayacak
    Necatigil
    Bir kalkabilse
    Pencerenin önünden

    Olmayan kadınları sevdi
    Attila İlhan
    Sisli bir sokakta
    Korsan gemilerinde

    Bulutları taşlar Orhan Veli
    Isırıp gökyüzünü
    Sere serpe sözcüklerle

    Musa Öz

  16. 2008-10-25 #16
    YÜREK ÇİZİĞİ

    Gözleri kocamandı
    Öpücüğü gibi bir annenin

    Ay kocamandı
    Çocukların çizdiği gibi
    Suluboya resimlerinde

    Buluştuğumuz çalılıklar
    Büyüdü büyüdü ah
    Geçip gittikçe solgun yıllar

    Derinleşti yürek çiziği


    Musa Öz

  17. 2008-10-26 #17
    HARELİ YAZLAR

    Söylüyor da şiirleri
    Çoğaltıyor soluğu Akdeniz'in
    Bin yıl dinliyorum çocukça

    En haram elalarıyla el ele
    Hareli bakıyor bakınca
    Atıyorlar kimi de bir ülkeden
    İncecik iller büyütüyor
    Yaralı turnalar telinde

    İz biriktiriyor dişlerinde

    Ah zehirli memeleriyle
    Emziriyor da özışığını
    Ölü olarak geçiyor ele
    Usulca örtünüyor dikenlerini
    Bir hoyrat at oynuyor
    Gökçe gül koynunda

    Yaz anlatıyor seviniyorum
    Hayal olsa da


    Musa Öz

  18. 2008-10-26 #18
    GÜZEL

    Çocuk şarkıları, ah, bir de
    Kuytularda üşüyen
    Dalgınca devşirilmiş, al benekli
    Güzel bu kırların yüreği
    Gülün en durusu çocuğa işlenen
    Durgun sulardan sinmiş
    Çağla tüten

    Hüzünlenmek başını alıp giden yaprağa
    Güzel bu şiirlerin ilahesi
    Çocukça sevmek, yüreklerde muştu
    Okul yolu uzunca bir şiir mi Lorca'dan
    Saklar ya hayal kızları bakışlarını
    Güzel bu

    Sevdadır şiirlere yakışan
    Koklamak çoğul göğüslerini kızların
    Günbalı, püren ve kekik
    Güzel bu öptükçe kuş kanadı
    Barış çiğ düşümünde, kuğu fırtınasında
    Büyür de yar olur şiire

    Güzel bu ergenlik hüzünleri
    Buyur edebilmek sevgiliye gülücükle
    Gül kokuları, mahmur ve gönül hoşluğuyla
    Okumasa da hiç kimse şiirlerini
    Uçur sözcükleri uçur güz renkleriyle
    Güzel bu


    Musa Öz

  19. 2008-10-26 #19
    ELA BİR GÜZ

    Kayıkları taşıyor martılar
    Dalga ve yakamozları
    Uçuyorlar denizin bittiği yerden
    Gagaları çiziyor suları
    Kanat vuruşlarıyla oyuluyor iskele
    Kaleiçi güz uykuları

    Bir çiçekle uçuyorlar
    Kokmuyor solan taç yaprakları
    Ah unutuldu
    Hoş bir adı olacaktı

    Boyunları büküktür selvilerin
    Uça kona kumrular
    Bulutları saçılıyor gül işlemeli
    Ezberde evler bahçeler
    Kızların sessizce büyüdüğü sofalarda
    Güneş serilip üşümeli

    Bir çiçekle uçuyorlar
    Kekre miydi acı mı
    Ela bir adı olacaktı

    Uğruyor bağ arasına
    Dallara çamur getiren incir kuşları
    Sürme çekiyorlar usulca
    Gökyüzünün mavi donuna
    Çocukların bakışlarıyla olgunlaşan
    Üzümleri aşırmaları

    Bir çiçekle uçuyorlar
    Kokmuyor solan tomurcukları
    Unutuldu ah
    Hoş bir adı olacaktı


    Musa Öz

  20. 2008-10-26 #20
    BAKINCA O KIZA

    Bakınca o kıza
    Topukları dolaşıyor
    Belleri, kolları
    Karışıyor birbirine

    İnce kız delişmen
    Bir de işveleri
    O can içi sızı
    Yürüdükçe tozuyor saçları
    Döndürüyor başımı
    Ergenlik kokuları

    Kız bu koku çirkin ya
    Kız bu koku güzel

    Bakınca o kıza
    Gülüşleri dolaşıyor
    Sokaklar esriyor her çıkışında
    Dokunsam koluna
    Kanatıyor göğü hırsından
    Limon dikenleri

    Saçlarını
    Yosun uçlarından devşirmiş
    Göğüslerini
    Ekşi alıçtan

    Bakınca o kıza
    Bakışları dolaşıyor

    Musa Öz

  21. 2008-10-26 #21
    GÜZ

    I
    Anaların giyimi kuşamıdır güz

    II
    Sevda koksa güleç rüzgar
    Bağbozumunu hatırlarım
    Yangındır menevişin güney üzümleri
    Bir damla gözyaşı
    Reçine kokar derisi

    Güz hüzündür
    Ölmektedir tanrıçanın sevgilisi
    Güz büyüdür
    Aşkların temeli

    Giremem derelere ölü yapraklardan
    İçli şarkılar söylerim
    Serince ve yanıktır güz armudu
    Aylak uçar incir kuşları

    Bırak küfeleri elveda çek
    Yüreğimizi del'etsek ne
    Ah kıramayız derisini üzümün
    Gel bağda buluşalım
    Koşalım dağlara koşalım

    Ayrılık dörtlükleri okusun arpacık
    Sen sevdamızdan konuş
    Görmezden gel doğan güneşi
    Al giyinsin, güz kuşansın
    Çocukluğumun sevgilisi

    III
    Güz yeli savuruyor da eteğini
    İç giysileriyle dolaşıyor pamuk tarlası

    Kızların dudak rengidir güz

    Ergenlik çağıdır bu tarlalarda
    Az aralasa göğüslerini
    Çözülüp düşüyor beyaz gelinliği

    Kapışıyor kuşlar menevişlerin
    Kan kırmızı sutyenlerini
    Üşür düşler dal arasında
    Lekeli şalvarı mı unutkan kızın
    Tarçın renkli dere taşları

    Kızların eksilen şeyleridir güz

    Musa Öz

  Okunma: 2437 - Yorum: 20 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -