Deniz Savaşları

İnsanlar çok eski zamanlardan beri savaşları denizlerde de yürüttüler ve bunlardan bazıları, büyük kara savaşları gibi, tarihin gidişini değiştirdi. Tarihin bilinen ilk deniz savaşı İÖ 480 dolaylarında Yunan ve Pers donanmaları arasında yapıldı (bak. Salamis Savaşı). 380 parça kadırgadan oluşan Yunan donanması, kendisinden çok daha büyük olan Pers donanmasını dar sulara çekti ve daha iyi bir disiplin ve gemicilik yeteneği göstererek onu yendi. O dönemlerin kadırga denen savaş gemileri uzun ve dardı; kürek çekerek, kimi zaman da yelkenle hareket ettirilir, ok ve yaylarla, kargı ve başka silahlarla donatılmış askerleri taşırlardı. Savaşta her kadırga düşman gemisine mahmuzuyla (baş taraftan) bindirerek onu batırmaya çalışırdı. Eğer bu başarılamazsa, gemiler borda bordaya (yan yana) geldiğinde askerler birbirleriyle çarpışırlardı.


Düşmanı mahmuzlamak gemiyi kullanmakta ustalık isterdi. İyi asker olan ama gemiciliği pek bilmeyen Romalılar köprülü gemiler yaptılar. Köprü, düşman gemisinin üstüne indirilir ve köşeli demir çivilerle sağlama alınırdı. Romalı askerler bu köprünün üstüne çıkar ve düşman askerleriyle tıpkı karada savaşıyormuş gibi savaşırlardı. Böylece bazı savaşlarda güçlü donanmalara karşı bile üstünlük sağlamayı başardılar. İÖ 260'ta 150 gemilik ilk Roma donanması Kartacalılar'a karşı önemli bir deniz savaşı kazandı.


Vikingler Kuzey Avrupa'yı çevreleyen hırçın denizlerin dev dalgalarına dayanıklı, uzun ve ince gövdeli tekneler yaptılar. İngiltere'yi istila etmek için Danlar ile Normanlar sağlam ve güçlü tekneler kullandılar. Ortaçağ boyunca, Kuzey Avrupa sularındaki deniz savaşları büyüklükleri ve hızları giderek artan yelkenli gemiler arasında oldu. Savaş gemilerinin çoğu sıradan ticaret gemileriydi. Savaş için geminin başına, kıçına ve ana direğine tahtadan "kaleler" yapılırdı. Gemilerin baş tarafında asıl güverteden yüksekte olan kısa güverteler, bu ortaçağ gemilerinin baş taraflarındaki Türkçe'de "baş kasarası" olarak anılır. Bu kalelerde silahşörler ve zırhlı askerler görevlendirilirdi. 14. yüzyılın sonlarına doğru toplar ortaya çıktı ve yelkenli gemileri kullanmak için daha da usta gemicilere gerek duyuldu, ama ne var ki, donanmalarda hâlâ kara askerlerinden yararlanılıyordu. 1538'de Barbaros Hayreddin Paşa'nın kumandasındaki Osmanlı donanması ile Amiral Andrea Doria kumandasındaki Haçlı donanması arasındaki Preveze Deniz Savaşı'nda Osmanlılar kadırga türü kürekli gemiler kullandılar. Haçlı donanmasında ise hem kürekli gemiler hem de yelkenli kalyonlar vardı. Barbaros, rüzgâr hafifleyince hareketsiz kalan Haçlı gemilerini uzaktan top ateşine tuttu. Böylece birçok gemi battı ve savaşı Osmanlı donanması kazandı. Osmanlılar ile Haçlılar arasında geçen ikinci bir deniz savaşı da 1571'de İnebahtı'da oldu. 177 kadırga ve 30 kalyonla birlikte 295 parça gemiden oluşan Haçlı donanması karşısında, sayısı tam olarak bilinmeyen, ancak 180-250 arasında gemiden oluştuğu sanılan Osmanlı donanması vardı. Bu savaşta her iki taraf da ağır kayıplara uğradı. Hıristiyanların yaralıları arasında sonradan Don Kişot adlı romanıyla üne kavuşacak olan Cervantes de vardı. Savaş Osmanlılar'ın yenilgisiyle sonuçlandı. İnebahtı Deniz Savaşı, her iki tarafın da temelde küreklere ve mahmuzlama yöntemine dayandığı son deniz savaşıdır. 1588'de İspanyollar'ın kat kat güverteli kalyonlardan kurduğu yenilmez sanılan Büyük Armada daha hafif ve kıvrak teknelerden oluşan İngiliz donanması karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. 18. yüzyılda topçuluk ve denizcilik taktikleri gelişti; ama gene de, uygun olmayan rüzgarlar en usta amirallerin savaş planlarını bile altüst edebiliyordu.


Nil Savaşı (1798) İngiliz Amiral Horatio Nelson'un büyük deniz zaferlerinin ilkidir. Abukir Körfezi'nde (Mısır) olan bu savaşta, Fransızlar gemilerini sıkışık biçimde demirlemişler ve böylece saldırılara karşı güvenlikte olduklarını düşünmüşlerdi, ama neredeyse gemilerinin tümü zarar gördü.

Nelson'un donanması, tarihin en ünlü deniz savaşlarından biri olan Trafalgar Savaşı'nda (1805) ise Fransız ve İspanyol gemilerinden oluşan, kendisinden daha büyük bir donanmayı yenilgiye uğrattı.

19. yüzyılın ortalarında yelkenli gemilerin yerini buharlı gemilere bırakmasıyla gemilerin rüzgâra bağımlılığı sona erdi. Hemen hemen aynı tarihlerde gemilerin tahta yerine demirden yapılmasına başlandı ve bunun bir sonucu olarak, yeni savaş gemileri topların demir güllelerinden etkilenmez oldu. Daha sonra, gemiye çarptığında patlayan mermiler atan toplar ortaya çıktı. Bunun sonucunda da gemilerin daha büyük topları taşıyabilmeleri için daha büyük yapılmaları ve top mermilerine karşı korunabilmeleri için de zırhlı olmaları gerekti.

19. yüzyılın sonlarına doğru, sualtında yol alabilen ve gene sualtında patlayıp çarptığı gemide büyük delikler açan torpiller ortaya çıktı. Bütün bu değişiklikler bir insan ömrüne sığacak kadar kısa zamanda oldu ve deniz savaşı yöntemlerinin değişmesine yol açtı. Güçlü donanmalara sahip ülkeler arasında bundan sonra bir süre için hiç savaş olmadı. Bu arada, zırhlı yeni savaş gemileri arasındaki bir savaşın nasıl olacağı konusunda tartışmalar çıktı.

Güçlü topların ve torpillerin kullanıldığı ilk büyük deniz savaşı 1905'teki Japonlar ile Ruslar arasında geçen Tsuşima'dır. Baltık Denizi'nden yola çıkan Rus gemileri nerdeyse dünyanın yarısını kat ederek Japon sularına girdi. Japon gemileri İngiliz yapımıydı ve Japon gemicileri de İngilizler'ce eğitilmişti. Sonucu topçular belirledi; savaşı daha iyi eğitilmiş olan Japonlar kazandı.

I. Dünya Savaşı'nda, denizlerin önde gelen iki gücü İngiltere ve Almanya'nın donanmaları yalnızca bir kez, Jutland Savaşı'nda karşı karşıya geldi. Bu deniz savaşı modern savaş gemilerinden oluşan büyük filolar arasında geçti. Uçakların keşif hizmeti dışında hiçbir rolleri olmadı. Jutland Savaşı Almanlar'ın çekilmesiyle sona erdi. Bu savaş makine ve silahlara çok fazla özen gösterildiğini, ama bunların nasıl kullanılacağı sorunu üzerinde yeterince durulmadığını gösterdi.

II. Dünya Savaşı'nda uçaklar ve radarlar deniz savaşı tekniğini bütünüyle değiştirdi. Bombalar ve torpillerle donatılmış uçakların üs olarak kullanılabildiği uçak gemileri savaş gemilerinin yerini aldı ve donanmanın belkemiği oldu. Savaşın henüz başlarında Alman gemileri Norveç karasularına girdi. Bunun üzerine İngilizler bu suları mayınladı. Daha sonraki yıllarda Atlas Okyanusu'ndaki saldırılarını yoğunlaştıran Almanlar savaş boyunca çok sayıda gemi hatırdılar. Radarlar görüş alanının çok uzağındaki gemi ve uçakların izlenebilmesini sağladı. Böylece, II. Dünya Savaşı sırasında Büyük Okyanus'ta yer alan büyük deniz savaşları, ana gücünü uçak gemilerinin oluşturduğu ve çoğu kez de birbirlerinden 160 kilometreden daha uzakta bulunan donanmalar arasında oldu. II. Dünya Savaşı sırasındaki Taranto Deniz Savaşı'nda, İngilizler bir uçak gemisinden kalkan uçaklarla Taranto limanında demirlemiş bulunan İtalyan savaş filosuna bir gece saldırısında bulunarak, filonun gemilerinden yarısını hatırdılar.

1941'de Japonlar Pearl Harbor'daki ABD filosuna ağır kayıplar verdirdiler. 1942'de de, Büyük Okyanus'ta bir dizi adayı işgal ettikten sonra Aleut ve Midvvay adalarına uzandılar. Ne var ki, Mercan Denizi'ndeki çarpışmada ABD'nin de içinde bulunduğu Müttefik filosu Japonlar'ı durdurmayı başardı. Bu, karşı karşıya gelen donanmaların birbirlerinin görüş alanına girmedikleri ilk deniz savaşıydı. 1943 ve 1944'te de Büyük Okyanus'ta hava güçleriyle desteklenen şiddetli deniz savaşları oldu ve bu savaşlar Japonlar'ın yenilgisiyle sonuçlandı.

Günümüzde nükleer güç, bazı modern gemilerin arada yakıt almaksızın aylarca denizde kalabilmelerini sağlıyor. Nükleer denizaltılar bugün bütün savaş gemilerinin en öldürücü olanıdır. Güdümlü silahlar ise bir savaş gemisinin denizde kendisini korumasına karşı en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır.