Masa üstünde kullandığımız bilgisayarın hala orada koca gövdesiyle durduğuna bakmayın, aslında onun ömrü bitti. Daha doğrusu büyümesi durdu. O artık bambaşka biçimlere bürünüyordur.

Amerikan Xerox firması proje yönetilerinden Patrick Mazeau ile geleceğin bilgisayarı ve kullanımı üzerine yapılan ilginç bir söyleşiyi sunuyoruz sizlere.

Bay Mazeau, geleceğin bilgisayarı nasıl olacak?


Nasıl mı? En büyük olasılık onu artık göremeyeceğiz bile. Herkes üzerinde çok sayıda elektronik alet taşıyacak. Ve bu aletler birbirine bağlandıklarında, görünmez bir (elektronik) organizma gibi hareket edecekler. Elektronik asistan olarak işlerimizi yerine getirirken de herhangi bir makineye, yani bilgisayara gereksinim duymayacaklar.


Ne tür aletler olabilir bunlar??

Cep telefonları ve elektronik ajandalar hepsi internete bağlanabiliyor. Kullandığımız diğer aletler de daha akıllı olacak. Örneğin yazı yazdığımız bir kalem aynı zamanda konuşulan kelimeleri kaydedip e-posta olarak da aktaracak. Kişi başına kullanılan alet sayısı gitgide çoğalacak. Bu sayı yüzü aşabilir. Bilgisayarlar, saat, araba veya telefon gibi araçlara girdiler bile ve hepsi birbirleriyle haberleşecek.

Peki ortak iletişim nasıl oluşacak?

Aletler arası veri iletişimi bir telsiz ayarı ile çözüldü. Fakat esas sorun bir araya getirilen birikim içindeki mesajların, amaca uygun bir biçimde düzenlenmesidir. Bir kişinin telefon numarası, cep telefonunun belleğinde saklanabiliyor. Aynı kişinin e-posta adresi de bürodaki bilgisayara yüklenmiştir. Fakat evdeki işlemcide bu bilgiler eksiktir. Oysa bu bilgilerin hepsi gelecekte elektronik ağda yaşayacak ve her yerde aynı anda güncelleşecek. Birbirine bağlı aletlerden oluşan iletişim sisteminin işlediği bir dünyada, herkese bir tür Bilgi-‘Aura'sı (atmosferi) eşlik edecek. Gerekli olduğu anlarda bunlara anında erişilebilecek.

Peki işlemci (bilgisayar) tamamen ortadan kalkacak mı??

Bu bilgi topluluğunda da bir tür işlemci olacak tabii. Ama bu çalışma yeriyle bir bütünlük içinde işleyecek. Örneğin el işaretlerini tanıyabilen bir işlemci olabilir. Yani karşısında oturacağımız bir ekran yerine onunla konuşabileceğiniz veya yazıları dikte edebileceğiniz bir tür akıllı çalışma masası olabilir.

Bu biraz ‘kağıtsız büro' modelini çağrıştırıyor. Bilgisayarın bulunmasından sonra da böyle bir tasarı gündeme gelmişti, fakat hiçbir zaman gerçek olmadı.

Kağıtsız büro anlayışı yeni bir teknolojik gelişmeyi ifade etmek için kullanılmıştı. O zamanlar hiç kimse kağıdın yalnızca metinler için taşıyıcı bir unsurdan daha fazlası olduğunu düşünmemişti. Bilgisayar ekranında iki sayfadan uzun metinlerin okunması hala sıkıcı olduğundan, kağıtsız büro modelinin gerçekleşmesi zordu. Aradığımız bilgilere kısa sürede ulaşmamızı sağlayan kitabın yerine geçecek bir alet düşünemiyorum ben.

Öyleyse bir süre daha kağıtla yaşamaya devam edeceğiz.

Evet ama geleceğin kağıdı bugünkünden farklı olacak. Şu sıralar üzerinde çalıştığımız elektronik kağıdın üzerindeki bilgiler, pekala bilgisayar tarafından yüklenebilir. Elektronik kağıt tıpkı bildik kağıtlar gibi katlandıktan sonra evrak çantasında da taşınabilir.

Peki gelişme bunun neresinde?

İki dünya içinde en iyisini birleştiriyoruz. Her kağıt bir bilgisayar aynı zamanda. Şu sıralar çipleri kağıda basmamızı sağlayacak bir teknik üzerinde çalışıyoruz. Fakat geliştirdiğimiz tekniğin bilgisayar olmadığını fark ettiğimiz zaman çeşitli aletlerden yararlanacağız. Elektronik kağıt, bilgisayarın ‘Interface' ve iletişim aracı olabilir ve internet aracılığıyla sürekli güncelleştirilebilir. Özel bir not defteri bilgileri toplar, doküman uygun bir biçimde tamamlar ve güncel versiyonunu e-postayla bilgisayara iletebilir.

Peki tüm bunlardan elektronik asistan nasıl biçimlenecek??

Bilgi çağının gelişimi gereksiz bilgilerden korunmamızı gerektirmekte. Gelecekte kullanıcının alışkanlıklarını öğrenen interaktif sistemlere kavuşacağız.

Bu tür beklentiler yeni değil. Ama tüm bunlar duygusal zeka olmadan da gerçekleşebilir mi? Ve bunun gelecek on yıllarda yalnızca bir ütopya olarak kalacağını araştırmacılar da kabul ediyor.

Bilgilerin akılcı bir biçimde değerlendirilebilmesi için bilgisayarda illa da gerçek zekanın bulunması gerekmiyor. Biz zaten duygusal zeka araştırmacılarının vaatlerini yerine getirmekten çok uzağız. Çünkü onlara bakılırsa karşılıklı konuşabileceğimiz bir bilgisayar modeli çoktan geliştirilmiş olmalıydı. Fakat biz bugün istatistik yöntemlere göre metinlerin içeriğini sınıflandırabiliyoruz. Ve örneğin farklı yazılarda benzer içeriklerin bulunup bulunmadıklarını anlayabiliyoruz.