Bilimadamları, duyuların gücünü arttırmak, çoğaltmak ve genişletmek için ileri bilgisayar teknolojilerini kullanıyorlar.

Duyu Alanlarında...

Beş duyu olarak tanımlanan görmek, duymak, koklamak, hissetmek ve tat almak dünyayı öğrenme yollarımızdır. Hiç birşey, bu beş kapının birinden geçmeden duygularımızı etkileyemez. Hassas bir insan kendi duygularıyla dokunmayı anlatır, tatsız bir deneyim ağzınızda kötü bir tat bırakır. Kişinin anlatmaya çalıştığı şeyi gördüğümüz zaman onu daha iyi anlayabiliriz. İnsanın beş duyusu Yen Çağ´ın ileri bilgisayar teknolojisi tarafından genişletiliyor. Konuşabilen, koklayan ve körlüğü onarabilen teknolojilerden söz ediliyor. Ve bu şekilde insan/makina evriminde ileriye doğru küçük bir adım atıyoruz


James Geary

Massachusetts Medya Teknoloji Laboratuarları´nda (MIT) profesör olan Hiroshi Ishii´nin keşfettiği ilk kişisel dijital yardımcı, hesap tahtasıydı. Dokunuşunu, yumuşak temasını ve boncukları hareket ettiği zaman çıkardığı net "tıkırtı" sesini çok sevdi. Çocukluk dönemi deneyimlerinden esinlenerek, Ishii, bilgisayarların içine gençliğindeki hesap tahtası (abacus) gibi dokunuşu güzel ve gerçek olan dijital bilgi zenginliğini yaratmak için bazı yollar tasarlarken "Dijital teknoloji ile maddesel dünyanın zenginliğine katılmak ve dijital bilgyi işlemek için dokunabileceğimiz nesneleri kullanmak istedim." diyordu. Buradan yola çıkan Ishii´nin MIT´deki Gerçek Medya Grubu, "Haptic" (hissetme duyusuna ait demektir) arayüzlerini geliştiriyorlar. Yani bir bilgisayar vasıtasıyla birine ulaşıp ona dokunma programları üzerinde çalışıyorlar. Hissetmedeki arayüzlerden biri fiziksel anlamda birbirlerinden uzak olan iki insan arasında direk bir bağ yaratan bir bilgisayar programıdır. "Geri 9 tilim Gücü" adlı teknolojinin kullanılarak, kullanıcıların bilgisayarlarla birbirlerini fiziksel etkilemelerini sağlar ve dokunma sistemi insana benzer iki nesnenin kontrolünü verir. Bilgisayar benzerliği aynı tavırla çalıştırır, bir erkek ya da kadının karşılıklı hareketlerini gerçekten hisseden bir dokunma sistemine sahiptir. Ishii´nin hedefi kullanıcıların fiziksel oluşumunu tekrar yaratmak değil, (ki belki bu da mümkündür) amacı insanın hareketlerini gönderen fiziksel bir elektronik zincir yaratmak. Ishii "Gerçekten fiziksel olarak birşeyi hissetmek, algılamamızı zenginleştirir ve çevreden etkilenmemizi sağlar" diyor.


Kokuyla hastalık tanımı mümkün mü?

Orta Çağ hekimleri nefes kokularıyla hastalıkları teşhis etmede ustaydılar. Bugün bile karaciğer hastalığı gibi kesin hastalıkların farklı kokular çıkarttığı bilinir. İskoçya, Inverness´deki Highland Psikiyatrik Araştırma Grubu´nda bir araştırmacı olan George Dodd, Orta Çağ´dan kalan nefes alma egzersizlerini modern hekimlik içersinde tekrar ortaya çıkarmak istedi. Fakat doktorun burnu yerine bir bilgisayar çipi üzerindeki elektronik burun, daha iyi teşhis yapılabilir. Koku düzeni olan ilk elektronik burunlar yüksek güçlü bir bilgisayara bağlanan hassas elektrokimyasal alıcılar, birkaç yıldan beri piyasadadır ve aslında patlayıcı madde artıklarını bulmak için, yiyecek içecek endüstrisinde kalite kontrol testlerinde ve alkol kan seviyesini belirlemek amacıyla kullanılırlar. Dodd ilk olarak 1960´ların sonlarında "koku alanının" dış seviyelerini incelemeye başladı. Kokunun doğası hala bilimsel tartışmaların önemli bir konusudur. 1970´lerin başıydı ve kokunun üç boyutlu kimyasal modeli belirlendi; farklı geometrik şekillere sahip molekülleri içeren kokular belirlendi. Bu kurama göre kokular, örneğin misk kokusu, daire şekilli bir koku molekülüdür ve burun bu moleküllere karşı duyarlıdır.

İnsanın koku haritası çıkarılıyor

Dodd´un çalışması bilgisayar çipleri üzerinde bu özellikleri kodlamaktı ve sonra özel kokuları tanımak için özel bilgisayar çipleri hazırladı. Böylece, ucuz ve küçük teşhis araçları ortaya çıktı. Koklayan bir çip bir telefona yerleştirildi. Sirozlu hastalar özel bir bilgisayarı aradılar ve bilgisayarın hastaların nefeslerini analiz etmesi için konuşma bir süre devam ettirildi, sonuç olumluydu, bilgisayar belleğindeki verileri tarayarak doğru teşhiste bulundu. Dodd, geleceği hayal ediyor ve her doktorun ofisinde elektronik bir burunun bulunacağını ve insanların ülser ve diyabet gibi sağlık problemlerini görüntülemek için kredi kartı şeklideki kodlanmış koku kartları taşıyacaklarını ileri sürüyor. Bununla beraber bu tür elektronik burunların yiyecek endüstrisinde devamlı kullanılan araçlardan daha çok duyarlı olmaları gerekiyor. Eğer çalışırlarsa ayrıntılı molekül haritalarında hastalıkla ilgili tüm kokulara ihtiyaç vardır. İnsan burnunda yüzlerce koku reseptörü ile birlikte havada binlerçe koku molekülünün birbirini etkileyen karmaşık bir güce ihtiyaç duyulur. Dodd, henüz koku kodlarını bilmediğimizi kabul ediyor. Toplanan ve toplanacak olan gerekli bilgilerin uzun bir iş olduğunu fakat mümkün olabileceğini de belirtiyor. Belirli hastalıklar için koku molekülleri belirlenmiştir. Ama bu sistemin gelişmesi sonucunda, elektronik burun tarafından koklanan bir gül gerçekten güzel kokar mı sorusu karşımıza gelecektir.


Tat duyusunun bilinmeyen yönleri

Koku alma gibi tat almayı araştırmak da zordur. Dokunma ve lezzetle beraber gelen koku, nesnenin tadını belirlemede çok önemlidir. Merkezi sinir sistemi ve tat alma duyusu üzerinde çalışmalarını geliştiren Michigan İniversitesi´nde psikoloji ve dişçilik profesörü olan Robert Bradley´e göre bu tip bir çalışma, tüm duyulardan daha önemlidir. Ay´daki kraterlerin göründüğü gibi insan dili 8000 ile 10000 arasında tat alma tomurcuklarıyla kaplıdır. Her birisinde 50 ile 75 arasında kimyasal tat alma alıcıları bulunur. Bu alıcılar, kısa yaşamlıdırlar ve her on günde bir düzensizce yer değiştirirler. "Elektrod Eleği" olarak adlandırılan Bradley´in aygıtı, 4 mm. çapında yassı bir silikon diskten yapılmıştır. Her biri bir bilgisayara bağlanan bir seri mikroskopik kanal, diskin içinde minyatür bir elek halindedir. Araştırmacılar, dilin alıcı hücrelerini beyne bağlayan bir siniri böldüler ve sinirin üzerine "Elek Elektrodu"nu yerleştirdiler. Sinir daha sonra gelişimini sürdürerek diskin içindeki deliklere girdi ve yeni bir tat alma alıcısı oluştu. Bradley´in bu hantal aygıtı icat etmedeki amacı tat alma hücrelerinin yüksek devir oranlarındaki nedenleri araştırmaktır. "Dilin içine yerleştiririz" diyor ve şöyle devam ediyor, "Yaşlanma belirtilerini izliyor gibiyiz çünkü hücreler doğarlar ve hepsi 10 gün içinde ölürler". Bradley, dilin tuz ve şeker tadı arasındaki farklılığı algılayan beyinsel mekanizmayı keşfedeceğini ümit ediyor. Bradley´in çalışması hala keşfin ilk devrelerinde. Onun aygıtının ardındaki temel teknoloji, insanın sinir sisteminin diğer bölümlerine minyatür elektronik çiplerinin aşılanması için bir model olarak kullanılabilir. Bradley´e göre sinir sistemi ve makinalar arasındaki benzer arayüzler felçlileri harekete geçirmek ya da sinir dürtüleri tarafından güçlendirilmiş suni eller yaratmak için de kullanılacaktır. Bradley, "Alet, imkan dahilinde bedene herhangi bir şeyi bağlamak için sinirsel bir arayüz olarak da kullanılabilir" diyor. ÷yleyse gelecekte sinir sisteminin tedavi edilmesi için Bradley´den umutlanabiliriz.


Konuşan bilgi bankalarına az kaldı

Herkes hava durumu hakkında konuşmayı sever.İşte buradan yola çıkan MIT Bilgisayar Bilimi Laboratuarı´nın müdürü Victor Zue, insan konuşmalarını bilgisayarlara öğretmekle uğraşıyor. Hava raporu veren ve Zue tarafından yazılan bir bilgisayar programı olan Jüpiter´e New York´un ısı derecesini, Tokyo´daki nemi ya da Rio´nun hafta sonunda hava tahminini sorun, Jüpiter size cevabı verir. Zue "Bu makine ile gerçekten konuşabilirsiniz" demektedir. Jüpiter´in konuşma yeteneğinin anahtarı sadece insan konuşmalarını duymak değildir, yanısıra konuşmayı da anlıyor. Zue "İnsan gibi konuşması için bir makinenin, kelimeleri bilmekten daha fazlasını yapması gerekir. Kelimeleri anlaması lazımdır ama bu ilktir ve çok sınırlı bir makinadır" demektedir. Dört paket programının bir sonucu olan Jüpiter´in ses tanıma programı, sesleri tanır ve dille ilgili olasılıkların tahmini üzerinde dayandırılan "kelime varsayımı"na çevirir. Ve tüm bunlar birkaç saniye içinde gerçekleşir. Jüpiter için geliştirilmiş teknoloji piyasada kendi alanını oluşturuyor. Jüpiter´in bilgisayar mimarisini tasarlamak için yedi yılını harcayan Michael Phillips ticari kullanımlar amacıyla Jüpiter´in ses tanıma programını uyarlamak için 1994 yılında Uygulamalı Dil Teknolojileri A.Ş. (AlTech) ile ortak oldu. Geçen sene içinde Altech, ilerlemiş telefon işletme bilgisini esas alan konuşmayı tanıma uygulamaları için iki paket programı başlattı. AT&T, aynı zamanda kredi kartı numaralarını tanımlayan benzer bir programı deniyor. Ve Zue eninde sonunda ticari havayolu uçuşları hakkında bilgi veren bir diğer sistemi başlatmayı planlıyor. Teknolojik gelecekte, bilgisayarlar, hava durumundan çok daha öte şeyler hakkında konuşacaklar.

Böyle körlüğe can kurban

Bir düşünün. Yabancı bir şehirde caddede yürüyorsunuz ve eski bir arkadaşla buluşmak için kararlaştırdığınız özel bir lokantayı nasıl bulacağınızı düşünüyorsunuz. Kemerinize iliştirilmiş küçük bir bilgisayara birkaç komut girdikten sonra taktığınız özel bir gözlükte lokantaya giden en kolay yolun gösterildiği bir şehir haritasını görüyorsunuz. Doğru caddenin bulunması için bir işaret karşınıza çıkıyor. Gözlüğünüze hafif dokunmayla şekli büyütebiliyorsunuz ve lokantayı buluyorsunuz. Ve şimdi bir şey daha düşünün. Siz gerçekten körsünüz. Anlatılan bu olay, Seattle´da Washington İniversitesi´nde Arayüz Teknoloji Laboratuarın´dan Tom Furness tarafından araştırılan görme gerçeğidir. Furness, ilerlemiş bilgisayar teknolojisi, lazerler ve diotlar kullanarak görme duyusunun nasıl fazlalaşacağını araştırıyor. Sonuç, göz retinasının üzerine direkt olarak şekilleri çizen bir aygıt olarak tasarımlanan "Gerçek Retina Göstergesi" ile ince hafif hücreler tabakasının bulunduğu gözün arkasının birbirine bağlanmasıdır. Furness, "Bu sanki bir film projektörünü alıp gözün üzerine direkt olarak yansıtmaya benziyor" diyor ve devam ediyor; "Bakmak için bir perde yaratmaktansa bu perdeden çıkan ışınları yaratırız. Işık retinaya ulaştığında şekil gerçekten oradaymış gibi görünür. Fakat değildir. Bu gerçek olmayan bir şekildir." Yüksek teknoloji ürünü olan bir gözlük basit bir evrak çantası görünümündeki bir bilgisayara bağlanır. Bilgisayara giren herhangi bir görüntüyü gözden geçiren bir çevirgeç işaretleri lif optik kordonuyla gözlüklere gönderir. Sonra mikro-göstergeler işaretleri renkli şekillere çevirir ve düşük güçlü lazer ışını aracılığı ile kullanarak üzerinde bu şekilleri oluşturur. Sonuçta oluşan görüntü görülenin tam resmidir ve görüntünün standart alanı üzerine eklenir yani takviye ederek daha olağanüstü bir görüntü oluşturur. Aygıt hala deneniyor. Furness, aygıtın kemere rahatça takılan paket sigara şeklinde bir birime indirileceğini ama 1999´da piyasaya sunulması düşünülen ilk ticari ürünlerin daha büyük olacağını öngörüyor

İnanılmaz bir gelecege doğru

Furness; "1993´de bir kişi laboratuara geldi, denendi ve kör gözümle bu şekilde çok iyi görebiliyorum dedi. ˚aşırdık ve araştırmaya yeniden başladık." diyor. Furness´in grubu gözleri sonradan yarıyarıya iyileşen bu kişinin birkaç yıl önce otomobil kazasında gözlerini kaybettiğini öğrendiler. Işığın retinaya ulaşmasını engelleyen ve gözde fiili körlük yaratan yara içi dokusu bozulmuştu. Fakat retinanın kendisi bozulmamıştı ve aygıttan gelen görüntü yara izinin dokusunda küçük yarıklar boyunca oluştu. Bu beklenmedik olayın keşfi Furness´e, bazı kazalardan sonra tekrar görebilmek için insanlara yardım edebileceğini düşündürdü. Furness, bazı şeyleri değiştireceğine inanıyor ve "Aşırı görmenin bir çeşidini insanlara verebiliriz" diyor. Biyonik gözler yaratmak gibi. Sonunda Phantom gibi yeni teknolojilerle Jüpiter ve Görme Aygıtı gibi hayal, ses ve dokunmayla meydana getirilen bilgisayarlar ortaya çıkıyor. Gelecek çok farklı ve inanılmaz olacaktır; belki de hayallerimizin ötesinde...

Algının Döner Kapıları

Duyumsal gizemler dünyayı algılamanın birçok yolu olduğunu gösterirler. Somerville´de yaşayan 35 yaşındaki konuşma araştırmacısı Karen Chenausky, "Bu göbek deliğinizi keşfetmeniz gibi bir şey" diyor. "Bazı zamanlarda farkına varır ve onunla oynamaya başlansınız. Bir süre sonra sıkılırsınız çünkü herkesin sahip olduğunu anlarsınız." Karen, başka bir deneyime neden olan bir duyu organının, duyum ikiliğini araştırıyor. ÷rneğin, Karen duyum ikiliğine iyi bir örnek veriyor; Renkli duyum. Ona göre ses ve görme birbirine karışık iki olaydır. Harf ve kelimelerin farklı tonları elde olmadan insan kafasında farklı ve canlı renkler uyandırır. Rus roman yazarı Vladimir Nasokow, iyi bir örnektir. Konuşma ve bellekle ilgili inceleme yazısında, seslerin kendi özel alfabetik paletini anlatmaktadır; "Yeşil grupta kızılağaç yaprağı (f), olgunlaşmamış elma (p) ve şamfıstığı (t) bulunmakta. Kahverengi grupta zengin yumuşak lastik tonları (g) ve koyu renkli ayakkabı bağı (h) bulunmaktadır." Nabomow gibi Karen de "Duyum ikiliği dünyayı algılamanın bir yoludur" diyor. Geçen 300 yıldan beri bilinen duyum ikiliği sözcüğü, Eski Yunanca´daki (syn-birlikte) ve (aisthessis-algılamak)den gelmektedir ve bu bir gizemdir. Bilim adamları neden ve nasıl üzerinde tartışırlar. Bu konu üzerinde ünlü olan ve bilimsel kitaplar yazan sinir mütehassısı Richard Cytowic´e göre bir milyonda sadece on kişi "Sintezik"dir veya her 200 kişide birisi kelimeleri, harfleri ya da numaraları duyduğunda otomatik olarak renkleri görür. Cytowic duygular ve anıların işleme tabii tutulduğu yeri ve beynin en eski bölümlerinden biri olan limbik sistemdeki duyu ikiliği ile ilgili kaynağı izliyor. Kuramına göre Sintezi, dünyayı görmenin ilkel yoludur. Cytowic, "Duyum ikiliği içimizdeki normal bir beyin fonksiyonudur. Fakat çalışması bilince ulaşır. Memelilerin nasıl gördüğünün, duyduğunun, kokladığının, tat aldığının ve hissettiğinin saklandığı bir bellektir" diyor. Diğer araştırmacılar beş duyu organını kontrol eden beynin bölümleri arasında Sintezi´yi araştırıyor. Ontario´daki McMaster İniversitesi´nden Daphne Maurer sadece ses değil örneğin koklama, tat alma, dokunma duyuları konusunda yeni doğan bebeklerin sintezik sıkıntı çektiğini belirtiyor. Dört aydan sonra bebeklerin korteksleri yeterince olgunlaşıyor ve duyum ikiliği zayıflıyor; teori üzerinde araştırma yapan Cambridge İniversitesi Deneysel Psikoloji Bölümü´nden Simon Baron-Cohen "Bebeklerin beyinleri sonraki hayatlarında gerekecek olandan çok daha fazla sinirsel bağlara sahiptir" diyor ve ekliyor; "Bağların çoğu zaman içinde azalır veya yokolur. Sintezik insanlar bu bağların bir kısmını veya tamanını kaybetmeyen insanlar olabilirler." Cytowic ise konuyu şimdilik noktalıyor;"Sintezi bir hastalık değildir ama bir ödüldür duyu organlarınızın ötesinde çok daha fazla şeyler verir. Ama en önemlisi uyuşturucuya karşı tek çare olmasıdır çünkü tüm bağımlıların sinirsel zaaflarını giderdiği gibi, bağımlılığı da engeller."