Parapsikoloji'nin Bilimsel Sorgulaması - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Parapsikoloji'nin Bilimsel Sorgulaması

  1. Gelecek Şoku

    Uzun yıllardır sürdürülen bilimsel normalötesi araştırmaları, PEAR ve CSICOP türü kurumlarda artık belli sonuçlara ulaşıyor. Bilim dünyası kendi içersinde kesin çizgilerle ikiye ayrılmış durumda. Bir taraf normalötesini ön yargıdan arındırarak, düşünsel ve bilimsel reformu tasarlarken, öteki taraf gittikçe küçülerek hala tutuculuğu ve kısıtlamaları sürdürmeye çabalıyor. Oysa gelecek şoku büyük bir devrime neden olacaktır ve o zaman varolmayı veya yokolmayı seçme noktasına varmış olacağız. Vakit bitmedi. Bu oyun sayısız defa oynandı ve oynanacak.


    Düşüncenizle kendinizi uzayda varsayabilirsiniz, hatta belli bir boyut veya mekan oluşturabilirsiniz, ölçüm dahi yapmak mümkündür. O zaman düşünceleriniz arasında bir resim oluşacaktır, üstelik resmin çizgileri kesindir yani tasarım bir sonuç getirir ve bu sonuç ancak yeni bir tasarımla değiştirilebilir fakat Parapsikoloji´nin özgün psikolojisinde üç boyut dışı tasarımlar geçerlidir. Güncel Parapsikoloji´nin önemli ismi Robert Jahn; "Keşfet, ara ve ilirle ama asla duraklama ve inşa etme, durakları viya istasyonları görüp geçebilirsin fakat bir inancın tuzağına hiçbir zaman düşme yoksa yeni bir tasarım şansın kalmayacaktır yani bir evin bir odasına hapsolmaktan farkın kalmayacaktır, orada bir ağacı düşleyebiliyorsan ağacın üzerinde kuşların olabilirliğini de düşlemelisin." Princeton Üniversitesi Mühendislik Bölümü yöneticilerinden olan Jahn uzun bir süre NASA Derin Uzay Araştırmaları Programı´nı da yönetti. Jahn´a göre, normalin anlaşılması önemli bir gereklilik yani pencereden baktığımızda gördüğümüz yollar, arabalar, insanlar, parklar veya binalar normal dünyanın kanıtlarıdırlar ama bütün bunlar ve çevrelerinde yaşananlar neden normaldirler? Bu soruya Jahn´ın cevabı artık normal ve normaldışı kavramlarının yerine alışkanlıklar anlayışının getirildiğidir yani normal sandığımız herşey alışkanlık, normaldışı ise alışılmadık veya tanımadığımız şeydir. Çağdaş araştırmacının veya her aydının kendisine sorması gereken soru; "Ben ne biliyorum?" dur çünkü her iki kesim de bildiğiyle yetinmek hatasına düşmekte, düşleyememekte veya dışlamaktadır.


    Öteki dünya bir tasarım mı?

    1989 sonlarından beri faaliyette bulunan Princeton Üniversitesi PEAR Bölümü "Princeton Normaldışını Arama Mühendisliği"nde, ruhsal olaylar, pşisik olaylar, duyudışı algılama, telekinezi, öngürü ve telepati araştırmaları Jahn´ın öncülüğünde yapılıyor. Jahn, PEAR yöneticilerinden Brenda Dunne ile beraber yazdığı "Gerçeğin Esnekliği ve Sınırları" adlı kitapta, özellikle ruhsal olayları ele alıyor ve bu olayların sanılanın ötesinde normalötesi olayların çok küçük bir bölümünü oluşturduklarını belirtiyordu. Çünkü bu olaylar kolayca test edilebiliyor ve gerçek olup olmadıkları anlaşılabiliyor. PEAR´ın görüşü şöyle; "Bir ruhsal dünya vardır yani sadece ölümden sonra değil, yaşarken de içinde bulunduğumuz bir ayrı boyut vardır. Ruhsal alem veya boyut zannedildiği gibi apayrı bir ssistem veya düzen değil, insan bilincinin ve bilinçaltının koordine çalışıp oluşturduğu objelerin bir bütün olarak varettiği üst düzey bir düşünce alanı, boyutu ya da frekansıdır. Tüm enerji kaynağı veya varoluş nedeni ancak insan düşüncelerinin akışı ve etkisiyle ilişkili olmalıdır." Düşünsel enerji dalgaları formlar oluştururlar, PEAR laboratuar deneylerinde bu dalgaların görünebilir görüntüler oluşturdukları, hatta küçük aygıtlara güç kaynağı olabildikleri belirlenmiştir ama yine de sonuçlar görme yetimizle sınırlıdır. Acaba algı sınırlarımızın ötesinde neler oluşmaktadır? Ruhsal alem, spatyom veya öte dünya düşünce boyutunda varettiğimiz bilinçaltı ya da bilinçötesi bir boyut olabilir mi? PEAR, bu doğrultuda düşünüyor ve bu boyutunda en azından üç boyut kadar gerçek olduğunu ileri sürülüyor ama öte alem gerçekliğinin göreceli ve değişken olduğu, istek, beklenti ve inançların doğrultusunda şekillendiği, formülize olduğu, statik ve kuramsal olmadığı, ayrıca gerçeklikler arasında ortak yönlerin bulunmadığı da belirtiliyor.


    Sınırlı beyinler, evrensel sınırsızlıklardan korkuyorlar

    Bu yaklaşımı bir telefon konuşmasına benzetebiliriz; birisiyle telefonda konuşurken bir düşünsel tasarım üretiriz, konuştuğumuz kişiyi ve bulunduğu mekanı tasarımlarız. O kişiyi ve bulunduğu mekanı tanımasak ve bilmesek de, bilinçaltımızda gereken tasarımı yaparız. Bir beklentimiz ve tanımlamamız vardır yani senaryomuzu kendimi yazar ve çekeriz. Bu gerçek bir tasarımdır, yanılgılarımız şeklidir ve eğer iyi konsantre olduysak kesin tanımlarda bulunduğumuz da görülür. Ama asıl önemli olan, düşünsel form olarak yarattığımız kişi ve mekanla ilgili görüntüler gerçekten oluşarak, bellie bir frekansta yerlerini alırlar. Yine Princeton´den Nobel ödüllü fizikçi Philip Anderson şu görüşte; "Tam burada sınırsız düzeyleri olan ama içe dönük eğilimler vardır. İnsanlar bilinç ve bilinçaltlarında kendilerini çok kolay aldatırlar ve kendilerince kesin sonuçlara varırlar, oysa düşüncenin sınırsızlığı inançlarla sınırlandırılmamalıdır. Buna karşın, inançlarımız kaybedersek, ne yaparız, sorusuyla karşılaşırız ama bu bir kısıtlamadır. İnsan olması gerektiği kadar cesur olamıyor, düşünce enerjisinin sonsuzluğunu düşünmek ve düşüncenin boyutlar, ortamlar varedebileceğini kabullenmek, inançlarla sınırlı insanları zorluyor. Sınırlı insanlar, evrensel sınırsızlıkla karşılaşmaktan ürküyorlar. Zira tüm inançlar ve dogmalar hep kesin, altı çizilmiş tanımlarla ortaya konmuş ve yasaklarla örülmüştür, bunun dışına çıkmak inançlı bir insan için agorafobiye yakalanmak demektir." Gerek Jahn, gerekse de Anderson´un yaklaşımları şaşırtıcıdır çünkü içeriklerinde majikal bilgi ışıkları bulunmaktadır hatta Sufist yaklaşımlarda görülen, herşeyin bir hayal olduğu inancını yansıtmaktadır.

    ''Normalötesi olaylar bilinçdışıdırlar..."

    Jahn, Uzak Algı Deneyleri´nde düşünce gönderici ile alıcı arasındaki sonuçların şaşırtıcılığına da dikkat çekiyor. Süper alıcı ve vericilere raslanıyor fakat tüm çabalara rağmen ortak ortam ve psikolojiler oluşturulsa dahi sonuçlarda ortak özelliklere ulaşılamıyor. Yani istendiğinde sonuç alınamıyor ama buna karşın birşey oluyor ve çok başarılı kesin sonuçlar ortaya çıkveriyor. Jahn ve Dunne yeni yaklaşımların peşindeler; Dunne; "Normalötesi sandığımız şeyin beklentisi galiba olmamalı, evet bu enerji var ama bir bardağın dolup taşması gibi olmadık bir anda ortaya çıkıyor. Bardağı kasıtlı olarak taşırabilirsiniz ama dikkatsizlikle taşırmanız da mümkündür. Asıl önemli olan da bu. Kuvvetle sanıyoruz ki, insanın yaşamdan olabildiğince soyutlanabildiği bilinçsiz anlarda yani istemdışı anlarda normalötesi olaylar oluşabiliyor." Trans ve hipnotik etkiler bu yönde olumlu olamıyorlar çünkü o zaman bilinçli olarak hazırlanma ve beklenti yaptırımına giriliyor. Bu da şuuraltı ve bilinçdışı obje veya verilerin etkilenmesi için uygun ortamın yani yapaylığın oluşturulması anlamına geliyor. Biz bunu istemiyoruz, asla koşullandırma olmamalı. Doğal olaylara ve spontane oluşumlara çok sayıda gereksinmemiz var..."

    ''Bizler öncüyüz..."

    Jahn ve arkadaşları yılda yaklaşık 100 milyon dolarlık bir bütçeyle, NASA ile de koordine olarak uzayda iletişim ve duyusal hassasiyet konularında çalışıyorlar. Amaçların başında Mars Projesi´nde görev alacak astronotların eğitilmeleri geliyor. Bütün bunlara rağmen PEAR´a karşı çıkanlar var ve bunların başında inançsal kurumlar ve tutucu bilim çevreleri geliyor. Jahn´ın bir hayalci olduğunu ileri sürerek, bir bilimcinin taşımak zorunda olduğu sorumluluğu riske attığını ileri sürüyorlar. Bu kesimlere göre, Parapsikolojik bilimsel bir kurum olma yolunu seçeceği yerde, belli statik inançları taşıyanların elinden kurtulamamakta ve gittikçe yıpranmaktadır. Buna karşın Jahn´ın, PEAR ekibinin ve destekleyici kuruluşların cevapları çok açık ve de sert. Jahn şöyle diyor; "Bizler öncüyüz, deneysel sonuçlara öncelik veren iyi bir bilimci olma yolunu seçtik. Olaylar ortada ve varlar. İyi bir bilimci duyarlılığın yanısıra, her tür inanca ve etkilerine açık zorunluluğundadır. 25 yıldan beri geleneksel fakültenin bir üyesiyim, Aero-Uzay dersleri verdim, NASA ve Ulusal Savunma Kurumu´yla çalışıyorum ve şimdi soruyorum; Hepsi bu mu? Heyecan verecek bir başka şey yok mu? Bilimsel kurallarımız bir sona ulaştı mı? Yeni ufuklar yok mu? Varsa nelerdir? Şimdi buradayız ve birşey aramamıza gerek de yok. Olaylar bizi buluyor, olaylar varsa ve bunları görebiliyorsak, neden dışlayalım? Kim ne derse desin, dert değil..."

    ''Bilimsel kuramları, yasaları ve inançlarımızı bir kez daha gözden geçireceğiz."

    Geçmişin Parapsikoloji araştırmacıları daha çok tahrik edici olmak için abartılı çalışmalar yapmışlardı. Ama bu yöntem geçerli olmadığı gibi, gerçekten yaşanan Parapsikolojik olaylar arada kaynayıp gittiler. Jahn bilimsel kanıtların peşinde, bunlara öncelik tanıyor ve deneylerin yayınlanmalarını yani geçmişte yapıldığı gibi magazinsel düzeye indirilmesi istemiyor. Yasaklar koyuyor ve zamanın önemini vurguluyor. Zamanın ve tekrarlanma sürecinin, olayların dökümante edilmesi için gerekli olduğunu, bilgi setlerinin oluşturulduğunu belirtiyor. Benzer olaylarda kanıt olacak verileri depoluyor. Ama projenin en zor yanı, çok uzun bir zamana gerek duyulması, örneğin bir psikokinezi olayının tekrarı için yıllarca beklemek gerekiyor. Ekibin geniş olması bir avantaj; gelen veya getirilen her olaylan ilgileniliyor, önce asistanlar olayı inceliyorlar, tekrarlanma imkanının araştırdıktan sonra bir ön eleme aşamasını oluşturup, olayı bir üst komiteye aktarıyorlar. Bu komite kararına göre, olayların kahramanları gerekirse tüm masrafları karşılanarak PEAR´a getirilip, uzun süre konuk ediliyorlar. Sözü geçen komite, bir astro-fizikçi. bir elektrik mühendisi, bir aero-uzay mühendisi, bir geliştirme psikoloğu ve bir de deneysel psikologtan oluşuyor. Araştırma ekibinde ise, uzman araştırmacılar, haberciler ve istatistikçiler bulunuyor Aylık bütçesi 250.000 $ olan bu ekip, tüm modern teknolojiyi kullanıyor. Fonların ardında Mc Donnell Havacılık bulunuyor. Bugüne kadar 750.000 kişi denendi, bu kitlenin 100.037 kişinin kesin yetenekli olduğu belirlendi ve bunların başarı yüzdesi % 99.966´ydı. Bunun istatistik oranı, yaklaşık bire elli bin civarında. Bir deneğin % 50´nin üzerinde başarılı olması başarılı kabul ediliyor. Princeton´dan İstatistikçi Prof. Geoffrey Watson; "Eğer buna inanıyorsanız, ki sonuçlar ortadadır, modern bilim olarak kabul ettğimiz birçok şeyi, kuram ve yasayı yıkmaz zorunda kalabiliriz ama daha da ötesi inançlarımızı da bir kez daha gözden geçireceğiz..."

    Parapsikoloji Astroloji´nin geleceği

    CSICOP, yani "Normalüstü Olayları Bilimsel Araştırma Komitesi" nin ABD´de güçlü bir konumu vardır ve PEAR´ın çalışmalarına kuşkuyla bakıyor. Örgüt olayların dönemsel sonuçlar olarak açıklanmasından kuşku duyuyor ve PEAR´ın sonuçlarının zaman içinde geçersiz olacağını belirtiyor. 1987´de yayınlanan raporda Parapsikolojik fenomenlerin bilimsel yargıya uğratılmadan ele alınmasının gerekli olduğu açıklanıyor, 130 yıllık bir geçmişi olan Parapsikoloji´nin kaynağının geçmişin bir inanç biçimi olan Spiritüalizm olduğu belirtiliyordu. 31 Mart 1990´da New York´da yapılan CSICOP Yıllık Sempozyumu´nda konuşan Robert Jahn, beklenenleri söylemeyince, dinleyiciler hayal kırıklığına uğramışlardı, Jahn ulaşılan sonuçları açıklamaktan kaçınmıştı. Bir diğer anlamda bilimsel eleştirilerden kaçınıyordu, yine PEAR´dan Watson mükemmel vakalara raslandığını, ellerinde süper yetenekli insanların bulunduğunu ve Normalüstü Olaylar Mühendisliği´nin hızla gelişen ve sonuç alabilen bir dal olduğunu açıkladı. Bunlara rağmen Jahn konuşmasının son bölümünde şöyle demişti; "İnsan sonsuz özgürlük hakkına sahiptir, asla ve asla hiçbir evrensel kural, yasa veya inanç kişiyi sınırlamayaz, dönüşüm ve değişim hakkı daima saklıdır. Evrenin sonsuzluğu kadar sonsuz düşünmemiz gerekiyor, herşeyden önce inanmamız gereken bir numaralı konu evrimin gerekliliğidir; işte Kozmos karşımızda duruyor ve bütünüyle bir soru ama içinde cevabı da bulunduruyor. Beklenen şey puzzle´larda olduğu gibi saklı cevabı bulmaktan ibaret. O güne gelindiğinde artık başka bir İnsanlık olacağız." Jahn´ın ekibinden olan ve NASA´da görev yapan ve sık sık CSICOP toplantılarında konuşan astrofizikçi James Randall´ın görüşleri çarpıcıdır; Randall, çok yakın bir gelecekte genelleştirilmiş bir Parapsikoloji ile arındırılmış ve istismarlardan uzaklaştırılmış bir Astroloji´nin bilimsel ayıklanmadan geçerek bütünleşeceğini ve o zaman inançsal karmaşalardan ve kaostan kurtulan insanlığın teokratik bir beklenti olan "Altın Çağ"ı gerçekten yaşayacağını belirtmekteydi.

    Süpernovanın dalgaları

    Konuya aynı paralelde yaklaşan astronom ve kozmobiyolog Rodney Collin, Astroloji´nin biyolojik etkilerini konuşmalarında belirtiyor ve yapılan binlerce deney ve araştırma sonucunda ortaya çıkan MIT´de "Massachusetts Teknoloji Enstitüsü"nde Ay, Güneş ve diğer 8 gezegenin spektrografik dalga enerjilerinin hamilelik dönemindeki etkilerini ve ulaşılan ortak sonuçları anlatıyordu. Ay dönemlerinde pankreas, Merkür dönemlerinde Tiroid, Güney dönemlerinde Timus, Venüs dönemlerinde Paratiroid, Mars dönemlerinde Adrenalin, Jüpiter dönemlerinde sinirsel tepkimeler, Satürn dönemlerinde kemik ve beyinsel şekillenmeler, Uranüs dönemlerinde seksüalite, Neptün dönemlerinde Duyu Dışı Algı´nın genişlemesinde etkileniyor ve Pluton dönemlerinde ise tüm bunların koordinasyonu sağlanıyordu. Bu gök cisimlerinin değişimleri yarattıkları enerjinin türev ve dozları Astro-Açı denen evrensel enerji yansımaları ceninlerde istatistik olarak benzer ve ortak sonuçlar ortaya çıkarıyordu. Kısacası, insan bilinmeyen veya görünmeyen alemlerin değil, aksine gözünün ve mantığının önünde bulunan gök cisimlerinin her an değişen etkileri altında yaşıyor. Gamma ve X Işınları, Ultraviyole Dalgalar, Kızılötesi Işınlar, Kısa Dalga Radyasyonları ölçümleyebildiğimiz enerjileri oluştururlar. Evrensel model hep aynıdır, Ay nasıl çevremizde dönerken tartışılmaz etkiler oluşturuyorsa, Samanyolu adlı galaksimizin dönüşü de üzerimizde belli etkiler oluşturuyor aradaki tek fark zamansal değerlerin farklılığı. Sürekli kızıl ötesi ışınların altında yatarak bronzlaşan genç kadın, bir dönem sonra aldığı ışınların sonuçlarına katlanmak zorunda olduğuna göre, bin yıl önce galaksimizin bir yerinde patlayan bir süpernovanın ışınları da bir gün dünyaya ulaşarak özgün gizemli etkileri oluşturuyorlar. Ama bu etki, denizde oluşan bir dalga şeklinde yayılarak ve yavaşlayarak bize kadar geliyor ve belki de bazıları gezegenimize ulaşamıyor.

    Bekleyin ve ölün..."

    Eğer düşünceler eylemlerle savunulur ve sürdürülürse ve bir de karşınızda tüm insanlığı ilgilendiren kozmolojik bir konu varsa düşüncenin ürünü olan evrimi de gözönüne alarak atılımı sürdürmek zorundayız. Artık kavram olarak rafa atılması gereken kader kelepçelerini unutarak seçim yapacağız, gözümüzü dogmatik, engelleyici tüm inançlardan kaldırarak evrene bakacak ve gelen mesajları dinleyeceğiz. Ve bu mesaj sanıldığı gibi dünyadışı canlılardan gelmeyecektir, mesaj içimizden kopacak, evrenden yansıyıp gelecektir ya da bizler artık boğması an meselesi olan tüm inançsal bataklıkların içinde yokolup gideceğiz. Ta ki inançsızlığın bir bilgi olduğunu öğrenen kadar, ta ki ahlak ve erdem kurallarını bir yerlerden okuyup öğrenmenin gereksiz olduğunu anlayana kadar. Değerleri bal gibi biliyor ama bildiğimiz kesinlikte uygulayamıyoruz çünkü dışımızdan gelenlere inanıyor ama kendimize inanmıyoruz. Kendini insan sanan karikatürlerin yaşadığı bir dünyayı torunlarımıza bırakmak istemiyorsak, olgun, dikkatli ve esnek olmayı artık denemeliyiz. Kitapların hala işe yaramadığını öğrenemedik. PEAR ve CSICOP gibi bilimsel kuruluşların çalışmalarının ışığı yayıldıkça, gelecekte sevgi sözcükleri satan mistikler kirli enerjiler yayamayacaklar çünkü biyo-enerji spektrograflarının ekranlarında enerjileri gözlemlenerek gerçek amaçları anlaşılabilecek. Yine deşifre edilmiş enerji dalgalarını gözlerken, ön yargı barajının olumlu ve toleranslı düşünce enerjilerini nasıl engellediğini görüyoruz, gelecekte ise herkes görecek ve kullanacak. Ticaretten dinsel inançlara, komşuluktan arkadaşlığa, sevgiliden evliliğe kadar yaratıcı olmak ve kalıplardan kurtulmak artık gereklilikten de öte. Eğer bunu yapamayacaksak, sonuç bellidir; "bekleyin ve ölün" Çünkü Kozmos özü gereği sonsuz sabra sahiptir ve birgün kendisine layık olanları bekleyecek kadar yaşayacaktır. "Vakit kalmadı, sonumuz geliyor hatta geldi..." diyenler sadece saçmalıyorlar, böyle bir sorun yok. Bu oyun sayısız defa oynandı ve yine oynanmaya devam edilecek.


     Konuyu Beğendin mi?
  2. 2007-12-06 #2
    1. Olağandışı Bilinç Halleri ve Konuyla İlgili Araştırmaların Kısa Tarihçesi

    1.1. Eski Toplumlarda Olağandışı Bilinç Halleri

    İnsanlığın dinsel tarihini incelediğimizde tüm yerli kültürlerin olağandışı bilinç hallerine büyük bir saygıyla yaklaştıklarını ve bunları meydana getirecek güvenli ve etkili yollar geliştirmek için çok zaman ve çaba harcadıklarını görürüz. Yakın zamana dek "ilkel" olarak kabul edilen çeşitli toplulukların dinsel inançları ve uygulamaları "batıl inançlar" olarak yorumlanmıştır. Halbuki 20. yüzyılın ortalarından itibaren antropologların yapmış oldukları araştırmalar bu eski kültürlerin dinsel uygulamalarının arkasında oldukça ciddi bir deneyim ve bilgi birikiminin yattığını keşfetmişlerdir. Ve bu uygulamalar olağandışı bilinç halleriyle ilgili modern araştırmaların ışığı altında incelendiğinde eski toplumların bu konuda oldukça ilerlemiş oldukları ortaya çıkmıştır.

    Olağandışı bilinç halleri eski toplumlarda çok çeşitli pratik amaçlar için kullanılmıştır. Bunları başlıklar halinde özetleyecek olursak şöyle sıralayabiliriz: kayıp kişi ya da nesneleri bulmak, uzak yerlerdeki kişiler hakkında bilgi edinmek, av hayvanlarını izlemek, rehberlik almak amacıyla ruhsal varlıklarla ilişkiye geçmek, şifacılık ve kehanette bulunmak...

    Bu hallerde karşılaşılan deneyimlerin endüstri öncesi topluluklar ve insanlığın ruhsal tarihi üzerindeki etkisi çok büyük olmuştur.1

    Olağandışı bilinç hallerinin meydana getirilmesi ve çeşitli amaçlar için kullanımı insanlığın en eski ruhsal sistemi ve şifa sanatı olan şamanizmin en önemli karakteristik özelliğidir. Şamanizmin kökleri çok eski dönemlere kadar uzanır ve evrensel özellikler göstermektedir. Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa, Afrika, Asya, Avustralya, Mikronezya ve Polinezya gibi dünyanın çok farklı kültürlerinde benzer biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.

    Şamanizmin temeli olağandışı bilinç halleri ve duyular dışı algılamalara dayalıdır. Bu tarz yeteneklere sahip olmayan bir kişinin şamanlığından söz edebilmek mümkün değildir. Bu konuyla ilgili olarak yapılan araştırmalar sonucunda dünyanın çok farklı yörelerinde birbirlerinden habersiz olarak yaşamış olan şamanların çok benzer deneyimler yaşadıkları ortaya çıkmıştır.2

    Olağandışı bilinç hallerinin en ilginç yönlerinden bir tanesi bu hallerin karakteristik özelliklerinin kültür farklılıklarına rağmen aynı olmasıdır.

    Bu eski toplumların olağandışı bilinç hallerini meydana getirebilmek için kullandıkları yöntemler kültürden kültüre farklılık göstermekle birlikte dünyanın her yerinde aşağı yukarı aynı uygulamaları görmek mümkündür.

    Bu yöntemleri başlıklar halinde özetleyecek olursak şu uygulamaları görürüz:

    1. Solunum biçiminin değiştirilmesi

    Çeşitli solunum teknikleri yoluyla bilinç halinin değiştirilmesi

    2. Ses teknolojileri

    Davul ve ritm aletleri, müzik, şarkı vb. öğelerin bilinç halini değiştirecek biçimde kullanılması.

    3. Dans etme ve diğer hareket biçimleri

    Dans ve çeşitli hareketlerden trans halleri meydana getirmek için yararlanılması

    4. Sosyal yalıtım ve duyusal yoksunluk

    Mağarada, çölde, yüksek dağlarda inzivaya çekilmek gibi uzun süreli sosyal ve duyusal yalıtım da olağandışı hallerin elde edilmesi için yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.

    5. Aşırı duyusal yükleme

    Çeşitli ritüeller sırasında akustik ve görsel uyaranlarla bilincin aşırı yüklenmesi

    6. Fizyolojik yoksunluk ve bedensel acı verme(çilecilik)

    Oruç tutma, uykusuzluk, laksatiflerin kullanımı, kan kaybı, acı verici fiziksel prosedürler vb. yoluyla olağandışı bilinç hallerinin elde edilmesi

    7. Meditasyon, dua ve diğer ruhsal uygulamalar

    Doğu ve Batıda uygulanan çeşitli meditasyon ve konsantrasyon uygulamaları, zikir vb uygulamalar.

    8. Psikodelik materyallerin kullanımı

    Çeşitli bitkiler ve hayvanlardan elde edilen bilinç halini değiştirici maddelerin kullanımı:

    Tüm bu antik ve yerli kültürlere ait tekniklere ek olarak birçok dinsel öğretiler içerisinde de özellikle olağandışı bilinç hallerini meydana getirmeye yönelik detaylı prosedürler geliştirildiğini görebiliriz. Buna örnek olarak çeşitli yoga tekniklerini, Budizmin çeşitli kollarında bulunan meditasyon tekniklerini, taocu geleneğe ait ruhsal egzersizleri ve tantrik ritüelleri saymamız mümkündür. İslami öğreti çerçevesinde sufilerin zikir ayinlerini ve trans hali meydana getiren mistik dansları örnek verebiliriz. Yahudi-hristiyan geleneğinde ise Esseni'lerin solunum egzersizleri, vaftiz törenleri ile çeşitli kabalistik ve hassidik prosedürleri görebiliriz. Doğrudan ruhsal deneyimleri başlatmak ya da kolaylaştırmak için düzenlenmiş bilinç halini değiştirmeye yönelik teknikler büyük dinlerin mistik kolları ve bunlara ait ezoterik tarikatların karakteristik özelliğidir.

    Eski toplumlarla ilgili bu kısa özetten sonra şimdi kısaca olağandışı bilinç hallerinin uygarlığın gelişimindeki kritik rolü üzerinde durmak istiyorum.

    1.2. Uygarlığın Gelişiminde Olağandışı Bilinç Hallerinin Rolü

    Uygarlık tarihi açısından baktığımızda olağandışı bilinç hallerinin insanlığın gelişiminde çok önemli bir yeri olduğunu görmekteyiz. Hangi alanda olursa olsun insanlığın gelişimine ciddi anlamda yön veren ve gidişi hızlandıran tüm insanların belirgin ya da belirgin olmayan biçimde olağandışı bilinç hallerini deneyimlemiş olduğunu görürüz. Peygamberler, düşünürler, bilim adamları, sanatçılar, yol gösterici liderler gibi uygarlığın akışını önemli biçimde etkileyen tüm insanlar kendi fonksiyonlarına göre çeşitli yoğunluklarda olağandışı bilinç hallerini deneyimlemişlerdir.

    Bunların arasında özellikle spiritüel liderlerin, sanatçıların ve düşünürlerin olağandışı bilinç hallerini çok yoğun biçimde yaşadıklarını görürüz.

    Ancak bilim adamları da onlardan arta kalmamaktadırlar. Çünkü önemli bilimsel gelişmelerin ve çeşitli buluşların ardında da çoğu zaman sezgileri ve farklı bilinç hallerini buluruz. Pek çok bilim adamı en önemli buluşlarını ya bir rüya, ya bir vizyon ya da ani gelen bir sezgi yoluyla gerçekleştirmişlerdir. Ve bilim tarihinde buna ait kayıtlı pek çok örnek bulmak mümkündür. Bu konuya dair klasikleşmiş örneklerden August Kekule'nin Benzen molekülünü keşfetmesini sağlayan rüyetini, Einstein'ın görecelik teorisini oluştururken gördüğü vizyonları, Mendeleev'in periyodik tabloyu tamamlamasını sağlayan rüyasını verebiliriz. Bu tip sezgilerin ortaya çıkabilmesi için bilinç bakımından bir tür ayrışma haline ihtiyaç vardır. İşte bu yüzden bu tip deneyimler ya uykuyla uyanıklık arası bir durumda, ya rüyada ya da hafif bir trans halinde gerçekleşmektedir. Ve olağanüstü ilham deneyimlerinde dikkati çeken ortak özellik bunun kontrol dışı biçimde gerçekleşmesidir.

    Sanat alanında büyük yaratıcılık ve orijinallik sergileyen tüm büyük sanatçıların yaşamlarını incelediğimizde özellikle yoğun yaratma dönemlerinde çok farklı bir bilinç hali içerisine girdiklerini ve bunu da çeşitli vesilelerle açıkça dile getirdiklerini gözleriz. Sanatsal yaratıcılık farklı bir algı ve kavrayış düzeyi gerektirmektedir. Böyle bir algı düzeyi de bilinç halinin çeşitli biçimlerde değişmesini öngörmektedir. Literatürde buna ait pek çok örnekler bulmak mümkündür. Ben burada kendi mesleğimle de ilgili olduğu için iki ünlü bestecinin, Mozart ve Brahms'ın orijinal ifadelerini nakletmek istiyorum: Mozart eserlerini nasıl yazdığı hakkında bir mektubunda şunları söylüyor:

    "Tam anlamıyla kendi başıma olduğum, bütünüyle yalnız ve neşeli olduğum zamanlarda... veya uyuyamadığım gecelerde... işte bu haller fikirlerimin en iyi akıp geldiği ve en bereketli olduğu zamanlardır. Nereden ve nasıl geldiklerini bilmediğim gibi onları zorlayamam."

    "Eserim zihnimde hemen hemen tamamlanmış halde karşımda durur ve ben onu iyi bir resim ya da güzel bir heykele bakar gibi inceleyebilirim. Partileri kendi zihnimde birbiri ardına işitmem, ancak onları olduğu gibi bir seferde duyarım ve bu süreç, hoş ve canlı bir rüya içerisinde gerçekleşir."

    Brahms'ın ifadeleri ise şöyle:

    "Fikirler direk olarak Tanrı'dan akar gelir ve onları ayrı ayrı temalar halinde zihin gözümle görmekle kalmam aynı zamanda hepsi doğru formlar, doğru armoniler ve doğru orkestrasyonlarla bezenmiş bir haldedir. Bu nadir gelen ilhamlı hallerde eserin tamamlanmış hali bana ölçü ölçü yazdırılır."

    "Bu tip sonuçları almak için yarı trans durumunda olmam gerekir."4

    Bunların dışında, ruhsallıkla ilgili tüm bilgileri olağandışı bilinç hallerine girebilmeye yetenekli kişilere borçluyuz. Çünkü duyulara bağlı olağan bilinç halleriyle ruhsal bilginin elde edilmesi ya da ruhsal bir araştırma yapabilmek mümkün değildir.

    Kısacası olağandışı bilinç halleri insanlığın gelişiminde çok hayati bir öneme ve yere sahiptir. Sıradışı yaratıcılığa ve bilgiye açılan kapı daima olağandışı bilinç halleri yoluyla gelmiştir.

    Şimdi konuyla ilgili bilimsel araştırmaların kısa bir tarihçesini sunmak istiyorum.

    1.3. Bilimsel Döneme Ait Gözlem ve Araştırmalar

    Olağandışı bilinç halleri ve psişik yetenekler insanlıkla yaşıt olmakla birlikte bu fenomenlerin sistemli biçimde araştırılması 150-200 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu araştırmaların detaylı bir dökümü çok büyük bir materyali içerdiğinden dolayı burada çok kısa bir özet vermekle yetineceğim. Bilimsel döneme ait araştırmaları üç bölüme ayırarak incelemek istiyorum.

    1.3.1. Psişik Araştırmalar Dönemi

    Bunlardan birincisi "Psişik Araştırmalar" dönemidir. Daha önceki yıllardaki bilim adamları da konuyla ilgilenmişse de özellikle 1850'li yıllardan başlayarak 1920'lere dek devrin oldukça saygın bilim adamları ruhsal fenomenlerle ilgilenmişlerdir. Bu öncü bilim adamlarına örnek olarak Sir William Crookes, Sir Oliver Lodge, Sir William Barret, Frederick Myers, Dr. Gustave Geley, Dr. Charles Richet ve psikolojinin öncülerinden William James gibi isimleri sayabiliriz. Bu dönem içerisinde İngiltere, Fransa ve Amerika'da günümüzde de faaliyetlerini sürdüren üç araştırma kurumunun doğuşuna tanık olmaktayız.

    Bu dönemde adı geçen bilim adamları ve daha pek çok araştırmacı gerek spontan olarak ortaya çıkan psişik fenomenleri, gerekse yetenekli insanları birebir inceleyerek deneyler yapmışlardır. Bu deneyler esnasında ileriki bölümlerde değineceğimiz birçok fenomenlere ait çok sayıda veri elde edilmiş ve bunların sonuçları kitaplar ve makaleler halinde yayınlanmıştır. Bu yayınları ve kayıtları en detaylı şekliyle Society for Psychical Research (İngiltere Psişik Araştırmalar Derneği)ve American Society for Psychical Research(Amerikan Psişik Araştırmalar Derneği) arşivlerinde bulmak mümkündür.

    Bu döneme ait yapılan araştırmaları dikkatlice incelediğimizde duyular dışı algılamalar ve olağandışı bilinç halleriyle ilgili oldukça detaylı incelemeler yapıldığını ve o devrin bilim adamlarının birçok fenomenleri açıklayamamakla birlikte aslında insan bilincinin fizik sınırları aşabildiğini ve hatta bazılarının bilincin ölüm sonrası varlığını sürdürdüğünü kabul ettiklerini görebiliriz.

    1.3.2. Parapsikoloji Dönemi

    20. yüzyılın ilk yıllarında gelişmeye başlayan psikolojinin şekillenmesinde maddeci anlayış hakim olmaya başlayınca psişik araştırmalar psikolojinin bünyesinden dışlanmış ve psikoloji insan davranışlarını bilinen fizik sınırlar içerisinde incelemeyi benimsemiştir. Psişik araştırmaların parapsikoloji adı altında bilimsel bir kimlik kazanma sürecinde en önemli dönüm noktası J. B. Rhine'ın paranormal fenomenleri laboratuvar ortamına çekmesi ve deneysel olarak incelemeye başlaması olmuştur. Rhine'ın ilk ele aldığı konu, bazı kişilerin bedensel duyularını kullanmadan dış dünyadan ya da diğer insanların zihinlerinden enformasyon alabilmeleridir. Bu fenomene "duyular dışı algılama" (DDA) adını veren Rhine, bu araştırma alanına, Max Dessoir adlı Alman araştırmacının ilk kez 1889'da kullandığı bir sözcük olan "parapsikoloji" adını vermiştir. Rhine birlikte araştırma yaptığı arkadaşlarıyla birlikte DDA'yı bilimsel ve istatistiksel yöntemlerle inceleyerek üç ana biçimde gerçekleştiğini saptamıştır. 1- Durugörü; fiziksel bir nesnenin ya da olayın duyulardışı olarak algılanması. 2- Telepati; bir başka insanın düşüncelerinin duyulardışı olarak algılanması. 3-Prekognisyon; gelecekteki bir olayın duyular dışı yolla bilinmesi.5

    İlerleyen yıllarda duyular dışı algılamalarla ilgili araştırmaların yanı sıra insan zihninin madde üzerinde bilinen fizik yolların dışında etkide bulunabilmesi olarak tanımlanan "psikokinezi" kavramı da parapsikolojinin araştırma alanı içerisinde yerini almıştır.

    Bundan sonraki dönemde duyular dışı algılamalarla ilgili olarak laboratuvar koşullarında pek çok deney ve araştırmalar yürütülmüştür. Kısmen verimli sonuçlar elde edilmiş olsa da parapsikoloji kapsamında yürütülen araştırmalar ele aldığı fenomenleri layıkıyla kucaklayabilecek genişlikte bir bakış açısına sahip olmadığından dolayı genel anlamda yaygın kitlelerce benimsenen bir sonuç ortaya koyamamıştır. Bunun temel nedeni pozitif bilim zihniyetiyle hareket eden araştırmacıların deneylerde sürekli tekrarlanabilirlik aramaları ve duyular dışı yeteneklerin her koşulda tekrarlanabilmesinin zor olmasıdır.

    1.3.3. Transpersonel Psikoloji ve Diğer Bilinç Araştırmaları

    1950'lerin sonlarına gelindiğinde klasik psikolojinin verileri bazı araştırmacıları tatmin etmemeye başlamıştı. İşte o tarihlerde davranışcılıktan ve Freud'çu psikoanalizden hoşnut olmayan Abraham Maslow'un başını çektiği bir grup Amerikalı psikolog yeni bir devrimsel hareket başlattı:hümanistik psikoloji. Oldukça kısa bir süre içinde, bu hareket çok popüler oldu ve tümüyle yeni ilkelere dayanan geniş bir terapi yelpazesi için çok iyi bir kavramsal çerçeve sağladı.6 Daha sonra bu ekolün bir yan kolu olarak türeyen transpersonel psikoloji klasik psikoloji ve psikiyatrinin patolojik olarak nitelendirdiği olağandışı bilinç hallerini kendisine konu edindi. Transpersonel psikolojinin geniş perspektifi içerisinde yapmış olduğu incelemeler insan bilincinin yapısının ve aşkın yönlerinin anlaşılması bakımından oldukça yararlı katkılar sağlamıştır ve bu alandaki çalışmalar çeşitli uluslararası organizasyonların çalışmalarıyla halen gelişmektedir.

    Bütün bu gelişmelerin ardındaki önemli bir faktör de özellikle 20. yüzyıl içerisinde Doğu öğretilerinin Batı dünyası tarafından incelenmesi olmuştur. Olağandışı bilinç halleri ve transpersonel alanlar konusunda oldukça detaylı geleneksel bilgilere sahip olan Hint, Çin ve Tibet kültürünün batılı insanlar tarafından incelenmesi ve bu kültürler tarafından geliştirilmiş çeşitli tekniklerin batılılar tarafından ilgi görmesi Batı düşüncesinde köklü değişimlerin başlatılmasına vesile olmuştur. Ayrıca daha önce de söz ettiğimiz gibi batılı antropologların özellikle kabile kültürleri üzerine yapmış oldukları çalışmalar da şamanik kültürler hakkında detaylı bilgi edinilmesini ve daha önceden batıl inanç olarak görülen pek çok uygulamaların aslında köken olarak hiç de batıl olmadığını ve özünde önemli bilgiler taşıdığını göstermiştir.

    İnsan bilincinin yapısına ışık tutan bir diğer çağdaş araştırma alanı ise hipnoz ve benzeri uygulamalardır. Hipnoz oldukça farklı biçimlerde kullanılmasına rağmen özellikle insan bilincinin yapısının anlaşılabilmesi bakımından oldukça önemli bir yere sahiptir. Çünkü hipnoz yoluyla bilinçdışının derin alanlarına girebilmek ve bu şekilde bilincin yapısına ait birçok bilginin ortaya çıkarılabilmesi mümkün olmaktadır. Hipnozu bu amaçla kullanan ciddi araştırmacılar insan bilinci hakkında çok detaylı bir veri birikiminin oluşmasına hizmet etmişlerdir. Özellikle regresyon çalışmaları insan bilincinin aşkın yönlerinin anlaşılabilmesi konusunda çok büyük bir hizmet görmüştür. Ayrıca bazı araştırmacılar hipnozun duyular dışı algılamaları da kolaylaştırdığını bulgulamışlar ve bu yönde başarılı çalışmalar yapmışlardır. Hipnozla ilgili çalışmalara tekrar döneceğiz.

    Olağandışı bilinç halleriyle ilgili mini tarihçeden sonra şimdi tüm bu araştırmalardan elde edilen sonuçlar ışığında olağandışı bilinç hallerine ait genel bir spektrum vermek ve bu hallerde bilincin sınırlarının nerelere kadar genişleyebildiğine değinmek istiyorum.

    2. Olağandışı Bilinç Halleri ve Bu Hallerde Ortaya Çıkan Psişik Fenomenler

    2.1. Olağandışı Bilinç Hallerinin Genel Tanımı

    İlk bölümde olağandışı bilinç hallerinin ilkel toplumlar ve insanlık tarihi bakımından önemini ele almıştık. Şimdi bu halleri çeşitli kategorilere ayırarak tek tek ele almak ve karakteristik özellikleri hakkında çeşitli araştırmalara dayalı kısa bilgiler vermek istiyorum.

    İnsanın normal olarak nitelenen uyanıklık bilinç halinden farklı olan tüm bilinç halleri değiştirilmiş bilinç halleri (altered states of consciousness) ya da olağandışı bilinç halleri (non-ordinary states of consciousness) olarak adlandırılmıştır. Değiştirilmiş bilinç halleri terimi ilk kez parapsikoloji araştırmacısı Charles Tart tarafından kullanılmıştır.

    Olağandışı bilinç hallerinde organizmada birçok değişiklikler meydana gelmesine karşın fizyolojik cihazlar yardımıyla ölçülebilen en belirgin karakteristik özelliği beyin dalgalarında meydana gelen değişikliklerdir. Aşırı aktivitenin gözlendiği bazı özel haller dışında hemen tüm olağandışı hallerde beyin dalgaları yavaşlamaktadır. Ancak fizyolojik ölçümlerin aynı karakteristikleri gösterdiği deneyimler birbirlerinden çok farklı olabilir. Yani beyin dalgaları aynı frekansı gösteren iki kişi sübjektif bakımdan çok farklı deneyimler yaşayabilmektedir.

    Olağandışı bilinç halleri kendiliğinden oluşabileceği gibi, çeşitli yöntemlerle yapay olarak da oluşturulabilir. Yaşanan şok ya da kazalar, travmatik durumlar, ateşli hastalıklar, yoğun duygusal deneyimler, uykusuzluk, yorgunluk, açlık, müzik, dans vb. haller olağandışı bilinç hallerini tetikleyebilmektedir. Bunun dışında meditasyon, konsantrasyon, dua vb. gibi kasıtlı olarak uygulanan bazı ruhsal pratikler ve hipnoz da olağandışı hallerin oluşmasına yol açabilmektedir. Ayrıca doğal ya da yapay yollarla elde edilen çeşitli kimyasal maddelerle (psychedelics) meydana getirilebilen farklı haller de mevcuttur.

    Olağandışı bilinç hallerinin çok farklı varyasyonları olmasına karşın karakteristik özelliklerini genel olarak şöyle sıralayabiliriz. Yaşanan hallerde bu özelliklerin tümü bir arada görülmeyebilir.

    - Zihinsel değişiklik.

    - Zaman kavramında bozulma

    - Bilinç kontrolünü kaybetme

    - Heyecan ifadesinde değişme

    - Beden imajının değişmesi; kişilik yitimi, bedendışı deneyimler, kendi benliği ile başkaları ya da evren arasındaki sınırların kaybolması, aşkın duygu halleri.

    - Halüsinasyonlar ve duyular dışı algılamalar

    - Farklı bir algılama hali; sezgi, ilham ve bazı gerçeklere nüfuz etme

    - Yaşanan deneyimi sözcüklerle ifade etme güçlüğü.

    - Mistik bir sevinç hali ya da aşırı karamsarlık

    - Vecd hali (ekstaz)


    Güncelleme : 2013-11-19
  3. 2007-12-06 #3
    2.2. Olağandışı Bilinç Hallerinin Türleri ve Özellikleri

    Aşağıda listesini verdiğim olağandışı bilinç halleri pek çok araştırmacılar tarafından gerek deneysel gerekse doğal koşullarda detaylı biçimde incelenmiştir. Ve bu konularla ilgili araştırmalar halen devam etmektedir. Ben burada değiştirilmiş bilinç hallerinin tanımından çok bu tip hallerde ortaya çıkan olağandışı fenomenlere değinmek istiyorum.

    Tüm değiştirilmiş bilinç hallerinde baştan aşağı olağandışı fenomenlere tanık olmayız. Örneğin hipnoz ve rüyalarda deneyimlenenler içerik olarak çoğu zaman normal bilinç haline oldukça yakın ve olağan gerçekliğin temel dinamikleriyle tutarlıdır. Ancak hem hipnotik hallerde hem de rüyalarda meydana gelen bazı durumlarda bilinç duyulara bağımlı gündelik hali aşabilir ve hem duyular dışı algılamalara hem de transpersonel deneyimlere sahne olabilir. Ancak özellikle ani olarak ortaya çıkan bazı haller kendi doğaları gereği zaten olağandışıdır. Buna örnek olarak ölüme yakın deneyimleri ve kendiliğinden yaşanan beden dışı deneyimleri ya da çeşitli durugörü vizyonlarını verebiliriz. Bu hallerde insan bilinci karşı konulmaz bir biçimde uzay ve zaman sınırlarını aşmaktadır.

    2.2.1. Trans ve Benzeri Bilinç Halleri

    Trans genel olarak, dış uyaranlara karşı hassasiyetin azaldığı ve dikkatin içe yöneldiği bir değiştirilmiş bilinç hali ya da çeşitli etkenlerle oluşan bir tür psikolojik ayrışma hali olarak tanımlanmaktadır.8 Trans hali hem derinlik hem de algısal nitelikler bakımından geniş bir spektruma yayılmıştır. Hipnoz ve manyetizma gibi yöntemlerle başka bir kişi tarafından yönlendirmeli olarak oluşturulabildiği gibi bilinçli ya da bilinçsiz biçimde kendiliğinden de oluşabilmektedir. Trans hali bilinçdışına giriş yapılabilmesini sağladığı için insan bilinçdışı hakkında bilgi edinebilmemizi sağlayan çok önemli bir fenomendir. Şimdi trans haliyle ilişkili tüm fenomenleri başlıklar halinde ele alalım:

    a) Hipnoz ve Hipnotik Trans:

    Hipnoz günümüzde gerek psikolojik, gerekse psikosomatik pek çok rahatsızlıkların iyileştirilmesinde kullanılan ve telkinlerle elde edilen yaygın bir tekniktir. Hipnoz halinde elde edilen duruma "hipnotik trans" denir. Bu, uyku ile uyanıklık arası bir durumdur. Hipnotik transın kendi içerisinde dereceleri vardır. Bunlar genellikle hafif, orta ve derin trans olarak sınıflandırılır.

    Hipnozun günümüzdeki kullanım alanları oldukça yaygındır. Tıpta, psikiyatride, psikolojide, eğitimde, sporda ve daha pek çok alanda hipnotik yöntemlerden başarılı bir biçimde yararlanılabilmektedir. Hipnozun konumuzu ilgilendiren yönü ise, ilk kez 19. ve 20. yüzyılın başındaki araştırmacıların ilgilenmiş oldukları, hipnoz halinde ortaya çıkan duyular dışı algılamalar ve metapsişik deneyimlerdir. İngiltere Psişik Araştırmalar Derneği kurulduğunda hipnoz halinde meydana çıkan durugörü ve telepati fenomenleri başlıca araştırma alanını teşkil etmekteydi. Ve derneğin oluşturduğu bir kurul mesmerik trans ve onunla bağlantılı paranormal fenomenler hakkında kanıt toplamakla görevlendirilmişti.

    O dönemin ünlü simalarından Alfred Russel Wallace ve Sir William Barrett'ın bu konuda yaptıkları oldukça ilginç deneyler bulunmaktadır. Bu deneylerde süjeler hipnozcunun duyumsadığı şeyleri telepatik olarak aynen algılamakta ve Barret'in yaptığı bir deneyde kapalı zarf içerisinde bulunan yazıları okuyabilmektedir.9

    Bu konuyla ilgili diğer önemli deneyler ise 1910 yılında Fransa'daki Dijon Akademisi rektörü Emille Boirac tarafından yapılmıştır. Boirac bu fenomenlere "duyarlılığın dışarılaşması" adını vermiştir. Bu deneylerde hipnozcu ağzına bir madde koymakta ve denek de bunun tadını algılamaktadır. Hipnozcu kendisine bir iğne batırdığında denek de aynı yerde acı hissetmektedir. Buradaki en çarpıcı deney deneğin duyarlılığını bir bardak suyun içerisine yansıtması olmuştur. Suya iğne batırıldığında denek buna gözle görülür bir tepki vermiş ya da bağırmıştır. Bu fenomen Finlandiyalı psikolog Jarl Fahler tarafından tekrarlanmıştır. Boirac yaptığı çeşitli deneylerde, deneklerini telepatik yolla da hipnotize etmeyi başarmıştır.10

    1969 yılında Charles Honorton ve Stanley Krippner hipnozun duyular dışı algılama meydana getirmek için kullanılmasıyla ilgili deneysel literatürü gözden geçirmişlerdir. 19 deneyden yalnızca yedi tanesi kayda değer sonuçlar üretememiştir. Çalışmaların çoğu çarpıcı biçimde başarılıdır. Fahler ve Osis tarafından yürütülen ilginç bir prekognisyon çalışmasında hipnotize edilmiş iki süje çok başarılı sonuçlar elde etmişlerdir.

    Ephriam Schechter 1984 yılında kart tahmin deneylerinde hipnozun kullanıldığı deneylerle hipnoz kullanılmayan deneylerdeki performansı karşılaştıran bir analiz yayınlamıştır. Bu deneyler on farklı laboratuvardaki araştırmacılar tarafından yapılan 25 deneyi kapsamaktadır. Bu araştırmada hipnoz kullanılarak gerçekleştirilen deneylerde elde edilen duyular dışı algılama performansı diğerlerine oranla çok daha büyük bir başarı oranı sergilemektedir.

    Bu konuda belki de en kapsamlı kapsamlı çalışmalar Çek parapsikolog Milan Ryzl tarafından yapılmıştır. Ryzl birçok deneği hipnoz yoluyla duyular dışı algılamalar konusunda eğitmiş ve oldukça başarılı sonuçlar elde etmiştir. 11

    Hipnoz ve duyular dışı algılamalar konusunda araştırma yapan pek çok araştırmacı derin hipnotik transın normalde duyular dışı yeteneklere sahip olmayan insanlarda duyular dışı algılamaların ortaya çıkmasını sağladığını bulgulamıştır.

    Hipnozun bilincin yapısı hakkında önemli ipuçları içeren bir başka kullanım alanı ise regresyon çalışmaları olmuştur. Hipnotik trans altında, kişiyi geçmişe döndürmek ve geçmişte yaşadığı anıları tekrar yaşatmak mümkün olmaktadır. Bu yöntem günümüzde birçok araştırmacı tarafından doğum öncesini ve geçmiş yaşamları araştırmak için kullanılmaktadır. Bu alandaki çalışmaların insan bilincinin yapısı ve ölüm sonrası varlığın sürmesi bakımından çok önemli imaları vardır. Bu konferans kapsamında iki uzman tarafından ele alınacağı için bu konu üzerinde daha fazla durmak istemiyorum.

    Özetle hipnoz ve hipnoz benzeri haller insan bilincinin derinliklerine açılan bir kapı olarak önemli bir role sahiptir. Hipnoz aslında ruhsal bir fenomen olarak materyalist bakış açısına sahip araştırmacılar tarafından hak ettiği biçimde incelenememiştir. Hipnozu ve hipnoz esnasında meydana gelen fenomenlerin işleyiş mekanizmasını fizik sınırlar içerisinde açıklayabilmek oldukça zordur.

    b) Medyomik Trans

    Medyomik trans dış görünüş itibarıyla hipnotik ve manyetik yollarla elde edilen transa oldukça benzemektedir. Hipnotik veya manyetik süreçler yoluyla da medyomik transa geçmek mümkündür. Ancak deneyimli bir medyom, kendi kendisine de transa geçebilir. Medyomik transta amaç daha ziyade, ruhsal varlıklarla temasa geçmektir. Öte alemdeki bedensiz varlıklarla açık bir iletişim kurabilmek için hafif veya derin bir trans haline ihtiyaç vardır.12

    Medyomun yeteneklerine ve medyomluk türüne bağlı olmak üzere, trans durumu da çok farklılıklar gösterebilir. Bazı durumlarda medyom tamamen kendini kaybedebildiği gibi, bazılarında ise hemen hemen uyanıklık haline çok yakın bir durumdadır. Örneğin Dr. Bedri Ruhselman'ın kendi çalışmalarında kullandığı "psikolojik ayrışma" metodu hafif hipnotik transa yakın bir haldir. Bu yolla medyom hafif bir ayrışma hali içerisinde transa girmekte ve çevresiyle ilişkisini tamamen yitirmemektedir.

    Tarih boyunca medyomluk kanalıyla elde edilen bilgiler (ruhsal tebliğler)insanlığın ruhsal gelişimi bakımından çok önemli katkılar sağlamıştır. Aslında yukarıda söz ettiğimiz büyük sanatçıların ve bilim adamlarının sezgilerini de bu kategoride ele alabiliriz.

    Medyomluk fenomeninin ve medyomlar kanalıyla alınan bilgilerin ruhsal araştırmalar bakımından çok önemli bir yeri vardır. Çünkü insan ruhu, ölüm sonrası ve ruhsal boyut hakkında detaylı bilgi elde edilebilmesi ancak bu yolla mümkün olabilmektedir. Bu konuda ülkemizde özellikle Dr. Bedri Ruhselman ve Ergün Arıkdal'ın yapmış olduğu çalışmalar henüz dünya literatürüne girmemiş olsa da çok önemli bir yere sahiptir. Dr. Bedri Ruhselman yeni ruhçuluk (neo-spiritüalizm) ekolünü medyomlar kanalıyla almış olduğu bilgiler üzerine kurmuştur.

    Medyomluk fenomeni yukarıda söz ettiğim psişik araştırmalar döneminde birçok ciddi araştırmacılar tarafından incelenmiş ve bu yolla epey geniş bir bilgi birikimi elde edilmiştir. Bu vakalar içerisinde özellikle dikkat çekici olanlar trans esnasında elde edilen bilgilerin medyomun bilgi ve zeka düzeyini aştığı durumlardır.

    c) Şamanik Haller

    Şamanizm, her ne kadar Kuzey ve Orta Asya'nın dinsel yaşamına hakim olmuşsa da, bu geniş toprakların dini değildir. Bazen karışıklık, bazen de araştırma tembelliği yüzünden öyle uygun görülerek, Şamanizm, Kuzey Asya halklarının, yani Türk ve Tatarlar'ın dini olarak ele alınmıştır. Oysa bu uygulamalara Amerika yerlilerinden, Avustralya ve Güney Afrika'ya kadar her yerde rastlamak mümkündür. Ve şamanizm aslında belli dogmaları olan bir din değildir.

    Şaman, bilgi ve güç edinmek ve başka insanlara yardım etmek için normalde gizli olan bir gerçeklikle temasa geçmek ve onu kullanarak için kendi iradesiyle olağandışı bilinç hallerine giren kişiye verilen addır.13

    Şamanik uygulamalarda ve kabile kültürlerinde hem bireysel hem de toplu trans deneyimlerinin çok önemli bir yeri vardır. Şaman denilen kişi duyular dışı yetenekleri oldukça gelişmiş hassas bir medyomdur. Hatta şamanların bazılarında şifacılık başta olmak üzere, durugörü, duruişiti, prekognisyon ve medyomluk yeteneklerinin pek çoğunun birden bulunduğunu görebiliriz. İyi bir şaman bugünün lisanıyla pek çok duyular dışı yetenekle donanmış bir trans medyomudur. Kendi isteğiyle çeşitli amaçlar için görünmeyen alemlerde dolaşabilir, ruhsal varlıklarla iletişim kurabilir ve oradan edindiği bilgilerle kabilesinin dünyasal yaşamını düzenlemesine yardımcı olur.14

    d) Rüyalar

    Rüyalar istisnasız olarak tüm insanların deneyimlediği bir bilinç halidir. Hepimiz uyuruz ve uyuduğumuzda da az bir kısmını hatırlasak da her zaman rüya görürüz. Rüyalar üzerine yapılan araştırmalar rüyaların oluşumunda farklı türde tetikleyici mekanizmaların işleyebileceğini ortaya koymuştur. Rüyalar günlük olayların, bilinçaltı etkilerin ya da bedendeki fizyolojik mekanizmaların etkisiyle oluşabildiği gibi bilinçdışı telepatik etkilerle de oluşabilmektedir. Rüyalarda oluşan telepatik alışverişlere ilişkin yapılan pek çok deneyde rüya gören kişinin telepatik etkilere açık olduğu görülmüştür.

    Bu konuda özellikle Montague Ullman'ın yürüttüğü deneyler literatüre geçmiştir. Tipik deneylerden biri şöyle olur: Hiçbir psişik yeteneği olmayan bir gönüllü laboratuvardaki bir odada uykuya dalar. Aynı anda diğer odadaki bir kişi de dikkatini gelişigüzel seçilmiş bir resme yoğunlaştırır ve gönüllünün bu resmi rüyasında görmesi için ona telepatik yoldan etki etmeye çalışır. Bu deneylerde ciddi bir etkileşimin varlığını gösteren anlamlı sonuçlar elde edilmiştir.15

    Rüyalarda ortaya çıkan bir başka ilginç fenomen ise, bazen açık bazen sembolik bir biçimde geleceğe ait algılamaların meydana gelmesidir. Bu hepimizin çeşitli sıklıklarda yaşadığı oldukça yaygın bir fenomendir. Ve buna ait gerek eski gerekse modern zamanlardan pek çok kayıtlı örnek ve deneysel araştırmalar mevcuttur. Ayrıca rüyalar esnasında beden dışı deneyimler ve başka mekanlara ve kişilere ait algılamalar da görülebilmektedir.

    e) Beden Dışı Deneyimler (BDD) ve Ölüme Yakın Deneyimler (ÖYD)

    İnsan bilincinin bedenle sınırlı olmadığını açık seçik bir biçimde gözler önüne seren iki olgu da, BDD ve ÖYD'lerdir

    Tipik bir BDD olayı genellikle kendiliğinden oluşur ve daha çok uyku, meditasyon, anestezi, hastalık ve travmatik acılar sırasında ortaya çıkar (bununla birlikte diğer bazı koşullarda da ortaya çıktığına rastlanmıştır). Bu durumda, kişi birden zihninin bedeninden ayrılmış olduğu konusunda canlı bir his içinde olur. Genellikle, kendisini bedeninin üzerinde havada yüzer durumda bulur, diğer mekanlara gidebileceğinin ya da uçabileceğinin farkına varır.

    Bu beden dışı yolculuklara, "Astral Seyahat" veya "Bilinç Projeksiyonu" da denilmektedir ve bazı insanlar bunu bilinçli olarak yapabilmektedirler. Bunlara ait başarılı deneysel çalışmalar da mevcuttur.

    Ölüme Yakın Deneyimlerde de aynı özellikler görülür. Bunlar genellikle, aşırı hastalık, şok, kalp durması, komalar ve şiddetli kazalar gibi durumlarda meydana çıkmaktadır.

    Tipik bir ÖYD özetle şöyle olmaktadır:

    Bir adam ölmektedir ve birden kendisini bedenin üzerinde havada yüzer durumda bulur, olup biteni oradan izlemektedir. Birkaç saniye sonra büyük bir hızla bir karanlığın ya da bir tünelin içinden geçer. Parıltılı bir ışıkla aydınlanmış bir alana varır; orada, yakın geçmişte ölmüş dost ve akrabaları onu sıcak bir biçimde karşılarlar. Genellikle tanımlanamaz güzellikte bir müzik duyar ve gözlerinin önünden dünyada gördüğü her şeyden daha güzel görüntüler -dalgalanan çayırlar, çiçeklerle dolu vadiler ve parıldayan nehirler- geçer. Bu ışıkla dolu dünyada hiçbir acı ya da korku duymaz, içini neşe, sevgi ve barış duyguları kaplar. Büyük bir şefkat duygusu yayan bir "ışık varlıkla" (ya da varlıklarla) karşılaşır, tüm yaşam gözlerinin önünde panoramik bir biçimde yeniden canlanır. Bu daha büyük gerçeklik alemi onu kendisinden o denli geçirmiştir ki, orada kalmaktan başka hiçbir şey istemez. Bununla birlikte, genellikle bir varlık ona henüz zamanın gelmediğini söyler ve dünyasal yaşamına geri dönmesi ve fiziksel bedenine tekrar girmesi için onu ikna eder.16

    Bunun yalnızca genel bir tanım olduğunu ve tüm ÖYD'lerin anlatılan tüm bu özellikleri taşımayabileceğini söylemekte yarar var. Bazı deneyimlerde yukarıda anlatılan özelliklerden bazıları yer almayabileceği gibi, diğerlerinde de bazı ek içerikler olabilir. Bu deneyimlerin simgesel süslemeleri de çeşitlemeler sergileyebilir. Örneğin, bazı ÖYD'ciler yaşam ötesi aleme bir tünelden geçerek girerken, bazıları bir yoldan aşağı yürüyerek ya da bir su kütlesinin üzerinden geçerek de ötealeme ulaşabilmektedir.17

    Gerek beden dışı deneyimler gerekse ÖYD'ler esnasında sık sık duyular dışı algılamalar gerçekleşebilmektedir. Örneğin ÖYD yaşayan insanlar normalde duyular kanalıyla ulaşamayacakları mekanları görebilir ve o civardaki insanların konuşmalarını dinleyebilir ve onların düşüncelerini algılayabilirler. Bazı ÖYD'lerde geleceğe ait algılamalar da söz konusu olabilmektedir.18 Bu konudaki önemli araştırmacılardan birisi olan Kenneth Ring yaptığı araştırmalarda gözleri görmeyen 31 kişinin yaşadıkları ölüme yakın deneyimler esnasında çevrelerini görsel olarak algılayabildiklerini tespit etmiştir.19

    f) Psikodelik (Psychedelic) Maddeler Yoluyla Elde Edilen Olağandışı Bilinç Halleri

    Olağandışı bilinç halleri meydana getiren çeşitli maddelerin çok eski zamanlardan bu yana kullanıldığı bilinmektedir ve bu türden maddelerin özellikle Orta Amerika'da uzun bir geçmişi vardır. Psikodelik bitkilerin ilk kayıtlı kullanımı 1502 yılına rastlar. Bu tarihte Aztek Hükümdarı (Montezuma II) için yapılan şenlikler sırasında yüklüce miktarda özel bazı mantarlar tüketilmiştir. Kayıtlara göre bunu kullanan yerliler, vizyonlar görmüşler, kimisi medyomsal yetenekler sergilemiş ve gelecekle ilgili kenahetlerde bulunmuşlardır.20

    Bu tip maddeler modern çağda parapsikolojik araştırmalarda ve psikoterapi aracı olarak kullanılmıştır. Bu türden maddeler fazla miktarda alındığında dilerium, halüsinasyon ya da benzeri anormal zihinsel fenomenlere sebep olabilmektedir. Fakat bazı maddeler küçük dozlarda alındıklarında, fiziksel bir hasara neden olmadan duyular dışı algılamaları harekete geçirebilmektedir. "Amanita muscaria" ve "psilocybe mexicana" gibi bazı mantarlar, kullananda halüsinasyonu harekete geçirmekte, bazı psikolojik değişiklikler meydana getirmektedir. Bu "psikolojik değişiklikler" ile ilgili olmak üzere "psilocybin" denen ilaç Dr. Albert Hofmann tarafından sentetik olarak yapılmıştır.

    "Peyote" bir kaktüs türüdür ve bazı kısımları alındığı zaman insana zihinsel yolculuk yaptırır. Renkler daha parlak görünür, görsel bozulmalar (distortions) olur ve kullanan kişi tüm düşünce mekanizmasının kontrolünü kaybeder. Bu kaktüsten elde edilen ve insanda psikolojik değişikliğe neden olan maddenin adı "mescaline"dir.

    İnsanda psikolojik değişikliğe neden olan maddelerin en popüleri, bilindiği gibi LSD (Lysergic acid diethylamide)'dir ki bu da, Dr. Hofmann tarafından tamamen sentetik olarak elde edilmiştir. Bunlara benzer ya da daha başka etkileri olan pek çok maddeler bulunmaktadır.21

    Psikodelik maddeleri ve özellikle LSD'yi psikiyatrik tedavi amacıyla kullanan Dr. Stanislav Grof çalışmaları esnasında olağandışı bilinç halleriyle ilgili çok ilginç fenomenlere tanık olmuş ve bu çalışmalardan elde ettiği sonuçlarla transpersonel psikoloji ekolünün kurulmasına öncülük etmiştir. Bu çalışmalar esnasında karşılaştığı farklı bilinç halleri olağandışı bilinç hallerinin çok geniş bir yelpazesini kapsamaktadır.22


    Güncelleme : 2013-11-19
  4. 2007-12-06 #4
    2.3. Psişik Fenomenler

    Yukarıda incelediğimiz olağandışı bilinç hallerinin bazılarında normal duyusal kanalların dışında bazı algılamaların olabildiğini gördük. Olağandışı bilinç halleri çoğu zaman duyular dışı algılamaların meydana gelmesini kolaylaştırsa da tüm olağandışı bilinç hallerinde duyular dışı algılama ya da gözlenebilir herhangi bir psişik fenomen gerçekleşmeyebilir. Fakat duyular dışı algılamaların meydana gelişinde genellikle bilinç halinde bir değişiklik ve en azından hafif bir trans ya da ayrışma hali görülmektedir.

    Psişik fenomenler pek çok farklı biçimlerde kategorize edilebilir. Ancak kısaca ele aldığımızda bu fenomenleri iki temel kategoriye ayırarak inceleyebiliriz:

    1. Algılamaya yönelik fenomenler

    2. Etkiye yönelik fenomenler

    Birinci kategorideki algılamaya yönelik fenomenler normal duyu organlarını kullanmaksızın gerçekleşen algılamaları kapsamaktadır. Bunlar parapsikoloji literatüründe "duyular dışı algılama" olarak adlandırılır ve temel olarak telepati, durugörü ve prekognisyonu kapsar. Bunlara psikometri, beden dışı deneyimler, ölüme yakın deneyimler gibi fenomenleri de ekleyebiliriz. Duyular dışı algılamalar fizik mekanlarla ilgili olabileceği gibi hiperfizik boyutlara ait anlamlı algılar da söz konusu olabilir.

    İkinci kategori insan zihninin dış çevre üzerinde bilinen fizik yollar dışında meydana getirdiği etkileri kapsar. Bu kategorinin kapsamına giren fenomenler, psikokinezi, şifacılık ve tekinsizlik fenomenleri olarak özetlenebilir.

    Şimdi tüm bu fenomenleri kısa başlıklar halinde tek tek ele almak istiyorum.

    2.3.1- Algılamaya Yönelik Fenomenler

    a) Telepati

    Beş duyu organını kullanmadan, iki ya da daha fazla zihin arasında bilgi alışverişi olarak tanımlanan telepati hemen her insanın çeşitli derecelerde deneyimlemiş olduğu bir fenomendir.

    Telepatiyle ilgili olarak yapılan çok sayıda deney zihinden zihne düşünce ve imaj naklinin mümkün olduğunu ve bu aktarımın uzaklıktan etkilenmediğini göstermiştir. Özellikle hiçbir elektromanyetik radyasyonun geçemeyeceği koşullarda yapılan deneyler telepatik iletişimin bilinen fizik vasıtalar aracılığıyla gerçekleşmediğini göstermiştir.

    Telepati ile ilgili çok fazla sayıda deney yapıldığı ve günlük yaşam içerisinde oldukça fazla deneyimlendiği için bu konu üzerinde daha fazla durmaya gerek duymuyorum.

    b) Durugörü ve Uzaktan Algılama

    Duyu organlarının erişiminin ötesindeki uzak bir yerden bilgi alma olarak tanımlayabileceğimiz durugörü (clairvoyance) duyular dışı algılamaların önemli bir bölümünü kapsayan bir fenomendir. Bu yeteneğe sahip insanlar kendiliğinden ya da bilinçli olarak uzak mekanları algılayabilir orada olmakta olan olayları görüp izleyebilirler.

    Durugörü fenomenlerini genel hatlarıyla şu şekilde sınıflandırabiliriz.

    1- Gözler kapalı olduğu halde çevrenin algılanması

    2- Saydam olmayan nesnelerin ardını görebilme

    3- Başka insanların bedenlerinde olup bitenleri, iç organları, bunların fizyolojik işleyişlerini ve enerji alanını görebilme; bedendeki bozukluk ve hastalıkları bu yolla teşhis edebilme.

    4- Uzak ve kapalı bir ortamdaki canlı ve cansız nesneleri ve olayları algılayabilmek

    5- Geçmiş veya gelecekteki olaylarla ilgili durugörü

    6- Ruhsal boyut ve hiperfizik varlıklara ait algılamalar

    Uzaktan algılama her zaman görme tarzında ortaya çıkmayabilmekte, duyma, hissetme, koku ve tat alma gibi diğer duyularla da ilişkili olabilmektedir. Bu durumda özellikle hissetme durumunda bu başka bir insanın hislerini algılamak olabileceği gibi, belirgin ya da belirgin olmayan bir sezgi tarzında görülebilir.

    Durugörü veya uzaktan algılama fenomeni doğal uykuda rüya tarzında gerçekleşebileceği gibi, hipnotik transta, uyku ile uyanıklık arası hallerde, dalgınlık anlarında ve trans hallerinde ortaya çıkabilmektedir.

    Durugörü yeteneğiyle uzak mekanların algılanması ile ilgili yürütülen pek çok deney mevcuttur. Ancak bu deneylerin en ilginç ve tanınmış olanları Dr. Russell Targ ve Harold Puthoff tarafından Stanford Araştırma Enstitüsü'nde yapılan deneylerdir. Bazıları casusluk amaçlı olarak yürütülen bu deneylerde uzak mekanların algılanmasıyla ilgili olarak çok başarılı sonuçlar elde edilmiştir.23

    Durugörü yeteneğine sahip bazı kimseler de canlıların etrafındaki "aura" adı verilen enerji alanını algılayabilmekte ve bu enerji alanının durumuna göre o kişinin sağlık durumu ya da kişiliğiyle ilgili olağanüstü teşhisler yapabilmektedirler. Bu konuyla ilgili olarak Nöropsikiyatrist Dr. Şefika Karagülle'nin birkaç durugörürle yapmış olduğu deneysel çalışmalarda durugörü yoluyla pek çok rahatsızlıkların teşhis edilebildiği saptanmıştır. Bu yeteneğe ait olarak hem tarihten hem yakın zamanlardan birçok örnekler bulmak mümkündür.24

    Durugörüyle yakından bağlantılı bir başka psişik fenomen ise "psikometri" yeteneğidir. Psikometri bir cismin ya da bir mekanın geçmişiyle ilgili kayıtların duyular dışı yoldan algılanmasına verilen addır. Bu tip bir çalışma için psikometri yeteneği olan kişi incelenecek cismi genellikle eline alır ve bu esnada hafif bir transa girerek o cisim hakkında aldığı görüntü ve izlenimleri aktarır.

    Bu konuda en yetenekli psişik insanlardan birisi Polonyalı durugörür Stefan Ossowiecki'dir. Ossowiecki'nin yetenekleri yaşadığı yıllarda birçok bilim adamı tarafından incelenmiş ve algılamalarının doğruluğu bilim adamlarının imzalı raporlarıyla onaylanmıştır. Ossowiecki'nin özellikle arkeolojik buluntularla ilgili deneyleri çok ilginçtir. Bu deneyler esnasında birçok buluntunun geçmişi hakkında o ana kadar bilinmeyen bilgiler vermiş ve bu bilgiler deneylere katılan uzmanlar tarafından doğrulanmıştır.25

    c) Prekognisyon ve Retrokognisyon (Geleceğin ve Geçmişin Bilinmesi)

    İnsan bilinci bazı özel durumlarda duyular dışı yoldan geleceğe ya da geçmişe ait algılamalara sahip olabilmektedir. Bu algılama, durugörü biçiminde vizyonlarla, sezgisel olarak ya da sesler tarzında gerçekleşebilir. Daha önce rüyalarda ve ÖYD'lerde geleceğe ait algılamanın olabildiğini görmüştük. Prekognisyon fenomenlerinin çoğu rüyalarda görülmekle birlikte uyanıklık halinde vizyonlar ya da sezgiler tarzında da ortaya çıkabilmektedir. Bu fenomen bazen bilinçdışı tahmine dayalı sezgisel algılamalarla karışsa da gerçek prekognisyonlarda özel bir olay hakkında çok açık ve net bir biliş söz konusu olmaktadır.

    Psikometri fenomeninde gördüğümüz geçmişe ait algılamalar da retrokognisyona örnek gösterilebilir. Tarih boyunca her devirde karşımıza çıkan fal ve gerçekleşen kehanet olayları prekognisyon yeteneğinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

    Geleceğin bilinmesi ile ilgili olarak kayıtlara geçmiş çok sayıda vakanın yanı sıra kontrollü şartlarda uygulanmış birçok deney de yapılmıştır. Bu deneylerin hemen hepsi çeşitli oranlarda geleceğin bilinebildiğini ortaya koymuştur.26

    2.3.2. Etkiye Yönelik Fenomenler

    Buraya kadar incelediğimiz psişik fenomenler bilincin duyular dışı yoldan etki alabildiğini gösteren algılamaya yönelik fenomenlerdi. Şimdi insan bilincinin fizik gerçekliği bilinen etkileşimler dışında etkileyebildiği çeşitli fenomenleri inceleyeceğiz.

    a) Psikokinezi

    Zihnin, bilinen anlamda herhangi bir fizik etki olmaksızın madde üzerinde herhangi bir türde etki meydana getirmesi olarak tanımlayabileceğimiz psikokinezi bilerek ya da bilmeden karşılaştığımız oldukça yaygın bir fenomendir. Bu konuyla ilgili olarak yürütülen deneysel çalışmalar zihin gücüyle cisimleri hareket ettirebilen insanların sayısı az olmakla birlikte sıradan insanların, maksatlı bir konsantrasyon ile maddeyi atomik düzeyde etkileyebileceğini ortaya koymuştur. Bununla ilgili olarak yapılan deneylerde radyoaktif elementlerdeki rastgele atomik değişimlere bağlı olarak çalışmak üzere dizayn edilmiş elektronik aletlerin insan zihni tarafından anlamlı etkiler üretecek biçimde etkilenebildiği deneylerle ispatlanmıştır.27 Bu konuda yetenekli insanların ise ciddi ağırlıkta cisimleri hareket ettirebildikleri laboratuvar şartlarında pek çok defalar denenmiştir.

    Tekinsizlik vakalarının çoğu bilinçsiz olarak ortaya çıkan psikokinezi fenomenlerinin örnekleridir. Zihnin madde üzerindeki etkileri gündelik yaşamda çok çeşitli örneklerle deneyimlenmektedir. Bazı insanların makinelerin çalışmasını olumlu ya da olumsuz yönde etkilemesi, bazı cisimlerin kırılmasına yol açması vb. gibi örneklere oldukça sık rastlanır.

    Tüm bu örnekler insan zihninin maddesel yapı üzerinde bilinen mekanizmaların dışında etkiler üretebildiğini ortaya koymaktadır.

    b) Şifacılık ve Canlı Organizmalar ÜzerindekiEtkiler

    Günümüzde pek çok kimse tarafından yaygın ilgi gören şifacılık fenomeni hepimizin yakından tanıdığı bir fenomendir. En bilinen şifacılık yöntemleri genellikle elleri hasta kişinin üzerine koyarak ya da çevresinde gezdirerek uygulanmaktadır. Bu tip bir tedavi sonrası hasta kişi genellikle kendisini rahatlamış ve güçlenmiş hisseder. Şifacılıkla ilgili uç örneklerde çok kısa sürelerde bazı yabancı oluşumların ve urların yok olduğu da gözlenmiştir.28

    Şifacılığın en ilginç türü ise, uzaktan iyileştirmelerdir. Bu tip vakalarda şifacı çoğu zaman hastayı tanımaz ve şifacıya ya hastanın ismi söylenir ya da bir fotoğrafı gösterilir. Ve bu vakaların bazılarında hasta kişi kendisine ne zaman şifa uygulandığını bilmemektedir. Bu tür vakaların bazılarında hasta kişilerde olağanüstü iyileşme belirtileri görülmüştür.

    Buna benzer uygulamaları "dua etkisi" olarak adlandırılan fenomenlerde de görebiliriz. Burada bir ya da birkaç kişi hasta kişinin iyileşmesi için dua ederler ve bu tip vakalarda bazen olağanüstü iyileşmeler görülebilir.

    Şifacılık olgusunun yanı sıra canlılardaki çeşitli fizyolojik işlevlerin uzaktan etkilenebilmesine yönelik araştırmalar ve bunlarla ilgili olarak yapılan deneyler de mevcuttur. Bu deneyler bakıldığını hissetme, başka insanların fizyolojik süreçleri üzerinde değişiklikler meydana getirme ve düşünsel süreçlerin uzaktan etkilenmesi gibi fenomenleri kapsamaktadır.

    Bu deneylerin en ilginçlerinden bir tanesi California'daki Transpersonal Psikoloji Enstitüsü'nde psikolog William Braud ve antropolog Marilyn Schlitz tarafından yapılmıştır. Bu deney serisinde fizyolojik fonksiyonları aletlerle incelenen denek bir odada oturmaktadır. Başka bir odada bulunan bir kişi kapalı devre televizyon sistemi aracılığıyla deneğin ekrandaki görüntüsüne rastgele periyotlarla 30 saniye bakmaktadır. 78 oturumdan oluşan dört ayrı deneyde, deneklerin kendilerine bakıldığı sırada galvanik deri direncinde değişimler görülmüştür. Bu deneylerin ilginç sonuçlarından bir tanesi, endişeli ve içe dönük kişilerin bilinçdışı tepkilerinin daha büyük olmasıdır. Diğer bir değişle daha utangaç ve içe dönük yapıda olan kişiler sosyal ve dışa dönük kişilere oranla daha büyük bir stres göstermektedirler.29

    3. Olağandışı Bilinç Halleri ve Psişik Fenomenler

    Bilincin Sınırları Hakkında Neler İma Ediyor?

    Buraya kadar anlatılanları bir araya getirdiğimizde; gerek tarihsel kayıtlar, gerek bireysel deneyimler, gerek araştırmacıların gözlemleri, gerekse ciddi bilim adamları tarafından yürütülen laboratuvar deneyleri oldukça tutarlı bir biçimde insan bilincinin beş duyu dışında algılamaya sahip olabileceğini ve fizik gerçekliği bilinen yollar dışında etkileyebileceğini açıkça göstermektedir.

    Şimdi olağandışı bilinç halleri ve psişik fenomenlerin bilincin sınırları ve kapasitesi ile ilgili neler ima ettiğine bir göz gezdirelim.

    3.1. Olağandışı Hallerin ve Psişik Fenomenlerin Bilincin Sınırlarına Yönelik İmaları

    Tüm bu fenomenleri büyük bir resimde birleştirdiğimizde, insan bilincinin olağandışı işlevlerini şu şekilde sınıflandırabiliriz:

    Olağan Gerçeklik Çerçevesindeki Duyular Dışı Algılamalar

    1- Mekansal Sınırların Aşılması:

    -Telepati: Başka kişilerin zihinlerindeki düşüncelerin ve hislerin algılanması

    -Uzaktan Algılama: Durugörü, Uzaktan Hissetme ve Beden Dışı Deneyimler

    -Mikro-Algı ve Röntgen Görüşü:Atomaltı parçacıkların duyular dışı yolla gözlenmesi, iç organlara ait gözlemler

    2- Zamansal Sınırların Aşılması ve Distorsiyon:

    -Retrokognisyon: Geçmişe ait olayların duyular dışı yoldan algılanması

    -Prekognisyon:Geleceğe ait olayların duyular dışı yoldan algılanması

    -Geçmiş Enkarnasyonlara Ait Deneyimlerin Hatırlanması: Geçmiş yaşama ait kendiliğinden ya da değiştirilmiş bilinç hallerinde meydana gelen hatırlamalar

    -Zaman Distorsiyonu: Olağandışı bilinç hallerinde zaman genişlemesi ve daralmasına ilişkin deneyimler

    Olağan Gerçeklik Çerçevesi Dışındaki Algılamalar

    -Spiritik ve Medyomik Deneyimler: Çeşitli ruhsal varlıklar ve rehberlerle karşılaşmalar

    -ÖYD ve BDD'lerdeki Fizik Ötesi Mekanlara Ait Deneyimler: ÖYD'lerdeki ötealem deneyimleri ve BDD'lerde görülen hiperfizik boyutlarla ilgili algılamalar

    -Enerji Alanlarıyla İlgili Algılamalar: Aura ve enerji alanlarıyla ilgili görüler, hastalık teşhisleri

    -Mistik Deneyimler ve Kozmik Bilinç: Evrensel birlik ve kozmik bütünlüğün idraki

    -Şamanik Bilinç Halleri ve İlişkili Deneyimler: Çeşitli hayvan ruhları ve hiperfizik varlıklarla karşılaşmalar

    Etkiye Yönelik Fenomenler

    -Psikokinezi: Kasıtsız ya da kasıtlı olarak çeşitli cisimlerin etkilenmesi, fizik medyomluk

    -Şifacılık: Yakından ya da uzaktan şifa etkisi

    -Canlı Organizmalar Üzerinde Uzaktan Zihinsel Etkiler: Zihinsel etkileşim yoluyla başka insanlar üzerinde fizyolojik değişimler meydana getirilmesi

    Bütün bu fenomenleri bir araya getirdiğimizde ve ciddi bir biçimde incelediğimizde bilincimizin aslında düşündüğümüzden çok geniş bir potansiyeli içerdiğini görebiliriz. Bütün bunları görmezden gelmek elbette mümkündür. Ve zaten genelde yapılan da budur. Çünkü bütün bu fenomenlerin ima ettiği sonuçlar düşünce ve inanç sistemlerimizde çok büyük değişiklikler yapmamızı gerektirmektedir.

    Bir insanın inançları onun tüm dünyaya bakış açısını belirler. İnançlarımız öyle güçlü programlardır ki, bizim neleri algılayıp neleri görmezden geleceğimiz tamamen inançlarımıza bağlıdır. Bunun böyle olduğunu hipnoz fenomenlerinden gayet iyi biliyoruz. Derin hipnotik transa girebilen bir insanı olmayan bir şeyleri görmeye ya da olan bir şeyleri görmemeye ikna ederseniz gözlerini açtığında telkinler doğrultusunda bunu aynen yerine getirecektir.

    İşte bu yüzden gözlerimizin önünde her an olup durmakta olan pek çok fenomen, inançlarımızın oluşturduğu çerçeveye uymadığından dolayı heba olup gitmekte veya gözardı edilmektedir.

    Ancak bir parça zihinsel esnekliğe sahipsek ve gerek kendi bilincimizde gerekse çevremizde olup durmakta olan pek çok fenomenleri görmezden gelmeyip dikkat edersek bizim için artık her şeyin anlamı da yavaş yavaş değişmeye başlar. Çünkü bütün bu olaylar bize bir şeyler söylemektedir.

    Yukarıda kısaca özetlemiş olduğum tüm bu fenomenlerin oluş mekanizması henüz bilimsel verilerle tam olarak açıklanabilmiş değildir. Bunların bazıları belki ileride açıklanabilecek, belki de açıklanamayacaktır. Ama önemli olan bunların açıklanıp açıklanamaması değil, bizim bu gerçeklerden nasıl ve ne şekilde yararlanabileceğimiz, kendimizi ve evreni anlamada bunları nasıl değerlendirebileceğimizdir.

    Şimdi bütün bunlardan çıkan sonuçları kısa başlıklar halinde özetlemek istiyorum:

    1- Bilinç duyularla ve beyinle sınırlı değildir; bilinç beynin bir yan ürünü değildir:

    Gerek uzaktan algılama, gerek telepati, gerekse beden dışı deneyimler bilincimizin fizik duyularla ve mekanla sınırlı olmayan (non-local) bir yapıda olduğunu, beynin bir fonksiyonu olmadığını tam tersine beynin, bilinç alanı içerisinde yer alan ve bilincimizin kendisini fizik ortamda ifade edebilmesini sağlayan bir organ olduğunu düşündürmektedir.

    Duyular dışı algılamalar hiçbir elektromanyetik dalganın geçemeyeceği izole ortamlarda da gerçekleşebilmektedir. Bu da duyular dışı algılamalarda herhangi bir fizik etkileşimin söz konusu olmadığını açıkça göstermektedir.

    2- Bilinçdışı düzeyde sürekli iletişim halindeyiz:

    Bilincin bedenle ve beyinle sınırlı olmaması bilinçdışı düzeyde tüm insanlarla ve her şeyle sürekli iletişim ve etkileşim içerisinde olduğumuz anlamına gelmektedir. Nitekim bu bağlantı halini sezmiş olan Jung kolektif bilinçdışı kavramını ortaya atmıştır.

    Böylesi bir mekansızlık hali içerisinde zihnimiz hem başka zihinlerle hem de başka mekanlarla her an bağlantı halindedir. Son zamanlarda kuantum alanında da keşfedilen bu karşılıklı bağlantılılık olgusu, insan bilincinin temel bir özelliğidir. Bu birlik ve bağlantılı olma fikri çağlar boyunca tüm mistik ve ezoterik öğretilerin ana temasını teşkil etmiş ve birbirlerini tanımayan pek çok kültürler içerisinde kendisini göstermiştir. Şimdi bilim de artık bu bütünlüğü keşfetme aşamasına gelmiştir.

    3- Bilinç zamanla sınırlı değildir:

    Geleceği ve geçmişi algılama fenomenleri bilincimizin belli durumlarda zaman sınırlarını da aşabildiğini göstermektedir. Geçmişin duyular dışı yolla algılanması daha makul olmakla birlikte geleceğin algılanması mantık süreçlerimizi alt üst etmektedir ve bu fenomen epeyce bir süre daha bilim adamlarını meşgul edecektir.

    4- Bilinç maddesel gerçeklik üzerinde direk etki gücüne sahiptir:

    Psikokinezi, teleportasyon, şifacılık ve uzaktan etkileme fenomenleri bilincimizin fizik maddeyi direk olarak etkileyebildiğini ve fizik yasaları aşabildiğini göstermektedir. Özellikle uzaktan şifa fenomeni hem bilincin mekansızlık özelliğini, hem de etki sınırlarının ne kadar genişleyebileceğini göstermesi bakımından oldukça önemli bir fenomendir.

    5- Bilinç bedenden bağımsız olarak varlığını sürdürebilir:

    Gerek ölüme yakın deneyimler, gerek hipnotik regresyon çalışmaları, gerekse medyomik çalışmalar sonucunda elde edilen çeşitli bilgiler, bilincin ölüm sonrası varlığını sürdürebildiğini göstermektedir.

    3.2. Sonuçlar ve Geleceğe Dönük Vaatler

    İnsan varlığını incelemeye çalışmak onu anlamak demek, onu bir bütün olarak her yönüyle ele almak demektir. İnsanı incelemek için geliştirilmiş bilimler onu ancak bir yönüyle inceleyebilmiş ve insanın ruhsal tarafı genellikle ihmal edilmiştir. Tüm bu fenomenler bize önümüzde keşfedilmeyi bekleyen geniş ufukların olduğunu göstermektedir. Bilinç araştırmaları ilerledikçe ve bunlardan elde edilen sonuçlar daha derli toplu hale geldikçe insanlar artık ruhsal konulara gizem atfetme alışkanlığından vazgeçeceklerdir.

    Bugün pek çok insan, kendisi de farklı bilinç halleri ve duyular dışı algılamaları deneyimlediği için, artık insan bilincinin bildiğimiz anlamda fizik sınırları aşabildiğini kabul etmektedir. Esas problem bunların inkar edilmeyip bütün bu sonuçların yaşamla bütünleştirilebilmesidir. Bilinçle ilgili tüm araştırmalardan elde edilen verilerin derli toplu bir sentez halinde sistematize edilmesi ve her ne pahasına olursa olsun özellikle insanı konu alan tüm disiplinlerde gerekli görüş değişikliklerinin yapılması gerekmektedir. Bütün bu değişimlerin hiç de kolay olmadığını çok iyi biliyorum. Ancak insan bilinci ve ruhuyla ilgili tüm bu sonuçların daha fazla görmezden gelinemeyeceği düşüncesindeyim.

    Sonuçta, tüm bu göstergelerden yola çıkarak özellikle insanı doğrudan ilgilendiren psikoloji, psikiyatri, biyoloji, biyofizik, tıp ve sağlık bilimleri gibi beşeri disiplinlerin dayandığı temel ilkelerin yeniden gözden geçirilmesi ve insanın gerçek doğasıyla uyumlu, bütünsel bir bakış açısıyla yeni düzenlemelere gidilmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir. İnsanın iyiliği için çalışan tüm alanlar insan bilincinin gerçek doğasını iyi anlamaya çalışmalı ve insanı daha geniş bir perspektiften ele almalıdırlar.

    İşte bu yüzden, insan varlığını ve insan bilincini tam anlamıyla bir bütün olarak anlamanın ve incelemenin yolu o veya bu biçimde bizim "olağandışı" olarak adlandırdığımız bilinç hallerinin hem kişisel hem de disipliner bazda deneylenmesi ve incelenmesinden geçmektedir.

    Evrenin sonsuzluğunu kabul ediyorsak, o halde bilginin ve bilimin de sonsuz olduğunu kabul etmeliyiz. Ama şunu unutmayalım; sonsuzluk önümüzde ip gibi uzayıp giden bir yol değildir. Sonsuzluk içinde gidilebilecek yönler de sonsuzdur. O halde yalnızca fizik duyularımızla kavrayabildiğimiz gerçekliği değil, iç duyularımız yoluyla araştırabileceğimiz gerçeklikleri de araştırmalı, iç uzayla dış uzayın birleştiği noktaları da aydınlatmalıyız.

    Bilinci tanımak ve onun olanaklarını araştırmak, yalnızca bilim adamı sıfatını üstlenmiş kişilerin değil, insan olarak hepimizin sorumluluğundadır. Bazen önümüzdeki alanın genişlemesi bizi ürkütebilir. Görüş alanımız genişlediğinde şu an sahip olduklarımız anlamını yitirebilir. Ama eğer gerçeği ve özellikle kendi öz varlığımızla ilgili hakikati araştırma azmine sahipsek ve duyularımızın illüzyonuyla yetinmek bize az geliyorsa o zaman konforumuzdan bir parça fedakarlık etmeyi göze alacağız demektir.

    Bu fedakarlık bize çok büyük kazançlar sağlayacaktır. Bugün insanlık olarak yakındığımız sorunların büyük bir bölümü yaşamın ve kendi varlığımızın varoluş tablosu içerisindeki yerini ve anlamını tam olarak idrak edemeyişimizden kaynaklanmaktadır. Böyle bir bilgi bizim için her derde deva bir hayat iksiri olabilir ve belki de her devirde birçok insanın peşinden koştuğu ölümsüzlük iksirinin gizemi bunun içerisinde saklıdır. Çünkü varoluşumuzun anlamı ve amacı bizim kendi varlığımız içerisinde saklıdır. İşte Promete gibi ateş hırsızları her devirde sınırlayıcı inanç bariyerlerini aşıp tanrılar diyarından çaldıkları ateşi insanlığa aktardılar. Ve şimdi şuna yürekten inanıyorum ki, aslında hepimiz kendi çapımızda ateş hırsızlarıyız. Ve hepimiz kendi ışığımızı yaktığımızda artık kimsenin kimseden çekinecek bir tarafı kalmayacak. Ve işte o gün artık hiç kimse kendi öz varlığının sonsuzluğunu ve sınırsızlığını itiraf etmekten dolayı utanıp sıkılmayacaktır.


    Güncelleme : 2013-11-19
  Okunma: 3848 - Yorum: 3 - Amp
Kullanıcı Oylaması: 0/5 - 0