İki öğrenci sınıfta ciddi bir biçimde tartışıyorlarmış. Durumu gören öğretmenleri, onlara çok önemli bir ders vereceğini söyleyerek, masasının iki ucuna karşılıklı oturmalarını rica etmiş. Aralarına, iki renkli bir vazo getirip koymuş. Öyle ayarlamış ki masadaki vazoya, bir taraftan bakınca siyah, diğer taraftan bakınca beyaz görünüyormuş. Sırayla vazonun rengini sorunca, bu sefer öğrenciler vazonun rengi için tartışmaya başlamışlar. Biri "Siyah", diğeri de "Beyaz" diye itiraz ediyormuş. Öğretmenleri olaya bir kez daha müdahale etme ihtiyacı hissetmiş. Öğrencilerinden bu dersin tamamlanması için bir şey daha rica edeceğini belirterek, yer değiştirip vazonun rengi hakkında tekrar konuşmalarını istemiş. Yer değiştirdiklerinde anlamışlar ki vazo siyah değil beyazmış, aslında beyaz değil siyahmış.


Bu öğrencilerin kaçıncı sınıfta olduklarını düşünüyorsunuz diye sorarsak, alacağımız cevap büyük oranda ilköğretim öğrencisi oldukları yönünde olacaktır. Bizleri bu şekilde düşünmeye iten sebepler nedir? Acaba empati kurmak basit bir davranış mıdır? Eğer basitse neden toplumumuzda çok az birey karşısındaki kişiyle empati kuruyor? Empati kurmayı, ilköğretim çağındaki çocukların yaptığı izlenimine kapılıyoruz. Peki bizler empati kuruyor muyuz? Bunlara cevap bulmadan önce "Empati nedir?" sorusunu yanıtlamamız işimizi daha da kolay hale getirecektir.


EMPATİ NEDİR?

Bir kişinin, kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine empati denilmektedir. Genelde olaylara başkasının baktığı açıdan bakarak, onun anladığı şekilde anlamak için oturduğumuz yeri değiştirmemiz gerekmez. Ama empatinin üç öğesini göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu öğeler:


1- Kendimizi algısal olarak karşımızdaki kişinin yerine koymaktır. Biz artık vazoyu siyah gören öğrenci değil, karşısında oturan öğrenciyiz.

2- Karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini doğru anlamalıyız. Vazoya o taraftan bakınca beyaz göründüğünü kabullenmeliyiz.

3- Karşımızdakine, onu doğru bir şekilde anladığımızı hissettirmeliyiz. Vazonun gerçekten onun için beyaz göründüğüne dair ona geribildirim yapmalıyız. Empati terimi ilk olarak, 1897 yılında Alman psikologlardan Tpeodor Lipps tarafından kullanıldı ve şöyle tanımlandı: "Bir insanın, kendisini karşısındaki bir nesneye yansıtması, kendini onun içinde hissetmesi ve bu yolla o nesneyi içine alarak anlaması sürecine einfühlung denir".1909 yılında Titchener, einfühlung terimini eski Yunanca'daki "empatheia" teriminden yararlanarak İngilizce'ye "empathy" olarak tercüme etti. (Yunanca'da "em" içine, "pathheia" ise algılama anlamı taşıyordu). Böylece empatinin, "psikoloji ve psikiyatri" literatüründeki serüveni başladı.

SENİN YERİNDE OLSAYDIM

Ben merkezci davranan biri, kendisini karşısındaki insanın yerine koyamaz. Bu nedenle empati kuracak bireylerin, önşart olarak ben-merkezci davranış tarzından kurtulmaları gerekir. Ben-merkezcilik ve empatiye, Microsoft ve Wolkswagen arasında geçtiği anlatılan şu diyalog iyi bir örnektir:

Bill Gates, Microsoft'un bir seminerinde bilgisayar sektöründeki gelişmenin hızını anlatmak için şöyle benzetme yaptı:

- Eğer Wolkswagen firması, son 25 yıl içinde bilgisayar sektörü kadar hızlı gelişmiş olsaydı, bugün 500 dolara alacağımız arabalara 25 dolarlık benzin koyup, dünya turu atmamız mümkün olacaktı.

Birkaç gün sonra Wolkswagen firması bir basın açıklaması yayınladı. Açıklamada Gates'in sözlerine şöyle cevap veriliyordu:

- Eğer otomotiv sektörü Bill Gates'in işletim sistemi gibi gelişmiş olsaydı, alacağımız her arabada tek koltuk olacak, diğer koltuklar için ekstra lisans parası ödemek zorunda kalacaktınız. Arabanız sadece bizim ürettiğimiz benzinle çalışacak, gösterge tablosundaki tüm ikaz ve uyarı ışıkları yerine üzerinde, "Arabanız geçersiz bir işlem yürüttü, kapatılacaktır!" yazan tek bir lamba olacaktı. Ayrıca kaza sırasında arabanın hava yastıkları açılmadan önce bir düğmenin üzerinde "Hava yastıkları açılacak, emin misiniz?" diyen bir ışık yanacaktı!..

Bu örnekten anlaşıldığı üzere, empatide ben-merkezcilikten kurtulmadıkca kendimizi istediğimiz kadar başkasının yerine koymaya çalışalım, onun gibi düşünüp anlayamayız. Gördüklerimiz hala bizim bakış açımızladır. Aşamalı empati sınıflamasında üç basamak vardır. Ben-merkezci davranmamız, empatinin sen basamağına yükselemediğimizi gösterir. İletişimde başarılı olmamız için sen basamağında olmamız gerekir.

Empatik açıdan onlar basamağında bulunan birey, karşısındakinin sorununu toplumun genel yargılarını göz önünde tutarak algılar ve değerlendirir.


Ben basamağında olan bir birey ise empati kurarak karşısındaki kişinin durumunu anlamaya çalışmak yerine, ona öğütler vererek, "ben olsaydım şöyle yapardım" der. Karşısındakinin bu söylediklerini düşünmediğini sanarak nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda yol göstermeye çalışır ya da kendisinin de aynı durumda olduğunu söyler ve kendi sorunlarını anlatmaya başlar. Para sıkıntısı çeken arkadaşına arabasını satmasını tavsiye edebilir ya da "Sorma bu ay benim durumum da aynı. Nasıl getireceğiz ayın sonunu?" diyebilir.


Sen basamağında olan birey ise karşısındakinin, ne öğüte ne de çözüme gereksinim duyduğunun bilincinde olarak, sadece onu anlamaya çalışır, çözüm önermez ya da kendisinden bahsetmez. Karşısındakine onu anladığını hissettirir. İnsanlar zaten kendilerini anlayacak insanlar ararlar. Siz de onlar için aranan insan olabilirsiniz

EMPATİ SİZE NE KATAR ?

Peki empati sadece karşısındaki kişiyi anlamak için mi yapılır? Empatinin bize faydası nedir, kendimizi başkasının yerine koyarak farklı açılardan olaylara bakmak bize ne kazandırır?

Bir ebeveyn, çalışan, evlat ya da öğrenci olarak, kısacası toplumun içinde yaşayan bir birey olarak, karşımızdaki kişinin, davranışlarını sergilerken hangi düşüncelere sahip olduğunu bilebilirsek onlarla iletişim kurarken daha sağlıklı mesajlar gönderek sorunları daha rahat çözebiliriz.

Sözgelimi, öğrencisiniz ve sınava çalışıyorsunuz. Eğer önümüzdeki kitabı bir öğrenci gibi değil de sınav hazırlayan bir öğretmen olarak incelersek, öğretmenin sorabileceği soruların çoğunu biz de sorabiliriz. Eğer soruları çıkardıktan sonra, bir öğrenci gibi de sınava çalışırsak, sınav kağıdı önümüze geldiğinde soruların çoğunun bizim çıkarttığımız sorularla aynı olduğunu anlayacağız. Bu da bize elde etmek istediğimiz başarıyı getirecektir.

Bir örnek de iş hayatımızdan verelim. Bir işletmenin satış elemanı olarak çalışıyorsunuz. Göreviniz, müşterilerin ürünlerinizi tercih etmelerini sağlamak. Empati burada nasıl işimize yarar diye mi düşünüyorsunuz? Elinizdeki ürün kadar işinize yarayacağından emin olun.

Ürünü elinizden bırakın ve onu satmak için değil, almak için orada olduğunuzu düşünün. Siz bu ürünü almak isteseydiniz satıcının size nasıl yaklaşmasını, ürünün hangi özelliklerini vurgulamasını beklerdiniz? Kısacası; satıcının sizi ürünü satın almak için nasıl ikna edebileceğini düşünün. Müşteri gelmeden, siz alıcı olarak ilk ürünü kendinize satabilirsiniz. Yani kendinizi ürünü almaya ikna edebilirseniz, herkesi ikna edebilirsiniz demektir. Empati, her zaman karşınızda insan varken yapılmaz, insanların önceden nasıl davranabileceklerini düşünerek, bu davranışın nedenlerini anlayarak, ona göre kendi davranışlarımızı geliştirerek de yapılabilir.