Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı? - Sayfa 5 - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı? - Sayfa 5

  1. 2009-10-02 #201
    149 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?


    Yaşanılan her şey, durgun bir suya akseden görüntüler gibi. Nasıl engin sular bile hafif bir esintiye yenik düşüp dalgalanırsa; hissiyât da derinleştikçe, yaşanılanların gidişâtındaki en ufak bir seyirme öyle allak bullak eder gönülleri...

    Olanları kavramaya çalışan zihinler, hemen sarılırlar sebepler zincirine. "Nedir bu hal? Bu da neyin nesi? Nerden nereye bu gidiş!" Zihinler ardı arkası kesilmeyen soruların esaretinde…

    Ne kadar zor, bir şeylerin adını koymak, ne kadar da anlamsız yaşanılan her şeyde bir ismin gölgesi altına sığınmaya çalışmak. Yoksa bizim kavrayamadıklarımızdan oluşan bu anlamsızlıklar içinde boğuluşumuz; bir beşer idrâkinden yansıyan sebepsiz anlayamama acziyetinin verdiği bir kargaşa mı?

    İllâ görmek, kavramak, ve "bu, budur demek" mi lazım!

    Oysa her bakış, bir görüşün mü alâmetidir? Her duyuş, bir anlayışın, bir kavrayışın mı eseridir?

    Öyle olsa güç yetirebilir miydik yere, göğe ve her ikisi arasındakilere pervasızca savurduğumuz bakışlara? Bir bakışın idrakiyle titrerken, bir ikincisine cesaret edebilir miydik?

    Zerreden kürreye her birinde Cenâb-ı Hakk'ın ilâhî ihtişamını seyretmek, benliklerimizde keyifli bir kahkaha mı; yoksa gafilliğin ve nankörlüğün idrâkiyle, Rabbimizin mülkünde başıboş gezişimizin verdiği mahcûbiyetle bir iç muhasebesi hâline bürünmek mi olurdu?

    Oysa ne de çabuk unutuyoruz:

    "İnsan başıboş bırakılacağını mı zannediyor?!" (Kıyamet, 36) hitâbına muhatap olduğumuzu...

    Eğer gerçekten her duyuş, bir anlayış kabîlinde olsaydı; inleyen, zikreden ve yalvaran mahlûkâtın, hisli gönüllerinden yükselen bir nidâya dahî muvaffak olmak, hissedişle sığ olan bu gönüllerimizi kendinden geçirip engin deryalara açılan birer pencere hâline getirmez miydi?


    Yaşam bizim için "Böyle gelmiş, böyle gider..."lerden daha öteye geçip, gerçek bir kulluğu yaşama idrakine dönüşmez miydi?

    Yaşadığımızı, tattığımızı sandığımız "sevgi", dillerde dolaşan bir lakırtı olmaktan kurtulup kalpleri yakan bir uyanış hâline gelmez miydi?

    Îmânımızın şahlanışını ruhumuzda seyretmez miydik? Hem bu şahlanış, "Ben!.." diyen nefsimize, "Bana!.." diyen menfaatçilere, peşimiz sıra kuyumuzu kazan, karanlıkları yaldızlı boyalarla sıvamaya çalışan iblise ve O'ndan, O'nu anmaktan, O'nu sevmekten, O'na kul olmaktan bizi alıkoyacağını bildiğimiz, bilmediğimiz varolabilecek her şeye bir başkaldırı olmaz mıydı.

    Peki nedir hâlâ sebât edişimizin sebebi?

    alıntı

    Bu anlamsız ve yersiz sükût da neyin nesi?

    Daha bürünmedi mi gözlerimiz aşka!

    Biz hâlâ o pembe masalların diyarlarında mı kaldık? Yoksa hayalle gerçeği birbirinden ayıramayacak kadar çıkmaz hülyalara mı daldık? Ya da biz "Ben, insanları ve cinleri yalnız Bana kulluk etsinler diye yarattım!.." (Zâriyat, 56) buyruğuna muhatap olan insan ve cin toplulukları içerisinde başka bir boyutta mı yaratıldık?

    Düşünceler!

    Baktığımız her şeyde yeni bir düşünüş...
    İbret mi alıyoruz, hikmetleri mi anlamaya çalışıyoruz? Yoksa bütün bunları tefekkürün inceliklerine dalış zannedip de yalnızca kendimizi mi oyalıyoruz?

    Cenâb-ı Hak; "Biz dünya hayatını oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık" derken, peki bizim bu anlayışımız, daha nereye kadar?

    Saniyeler dakikaları, dakikalar ânları, anlar yaşanılanları kovalayıp durdu. Toprak bile bağrında sakladığı tohumdan bir ağaç büyüttü.

    Örümcek bozulmasına inat, her gün yeniden ördü ağlarını...

    Kuşlar bıkıp usanmadı kırık dökük yuvalarını yeniden inşa etmekten.

    Bir bebek bile "düşe kalka" derken yürümeyi, "birkaç kelime" derken konuşmayı öğrendi.

    Bizler de biz olalı neler yaptık?..

    Neler yapıyoruz?!.





  2. 2009-10-02 #202
    1036 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?




    , neyi görürse, akıl onun derdine düşüp onunla meşgul oluyor..
    Öyleyse, ey göz, güzel bak !..
    Sen güzel baktıkça, güzeli gördükçe, kainatın sayfaları açılacak bir bir önüne..
    Sen bakmaman gerekenlere baktığında, yorulacak akıl ve kalp.
    Gayenin önünü toz kaplayacak..

    Kulak, işittiği sözleri tekrarlıyor..
    İşitilenlerden akla bir yol gidiyor sanki ve gereksiz her söz, o yolda ilerleyip, beyin kıvrımlarında yerini alıyor..
    Öyleyse, ey kulağım, kötü şeyler işiteceğini bildiğin yerden kaç..
    Gıybet ve dedikoduya kapan..

    Eller ve ayaklar, her gün türlü işte çalışıyor..
    Gidilmesi yere ***ürmeyip uzanıveriyor bazen ayaklar bir yerlere..
    Bazen, eller, vermesi gereken yere uzanmıyor..Geri çekiliyor..
    Öyleyse, ey el, "veren" ol..Ve ey ayak, en güzel yerlere taşı bu bedeni..


    Kalp, neyle doluysa, ameller de o yönde oluyor..Kalbin ne kadar kısmını boş sevgiler kaplıyor?..Sevgilerin esas sahibine yönelmeyince, bir yük oluyor kalp..
    Ey kalp, seni Yaratan'dan çok sevebileceğin kimse var mı?...


    Akıl…Güzelliklerin de, kötülüklerin de gerçekleşmesinin önceki durağı..
    İradeyle yönlendirilen, niyetlerle anlamlanan ameller…
    İşte ey aklım, düşünmektir mesleğin..Tefekkürdür emelin..
    Hayrı ve iyiyi hayal etmekte, hayra karar vermekte, iradene hakim olmakta, yani senin işleyişinde belirleniyor her şey..Çizgiler böylece çiziliyor..


    Dil, türlü tatlarla mütelezziz..Türlü kelamlarla müteellim..
    Bazen, dökülen kelamın her biri ayrı bir tohum, ayrı çınarlar yetiştirecek..
    Bazen, ağır bir yük olarak inecek insanların kalbine kırıcı sözler..
    İşte, ey dil!... Sarf ettiğin sözleri koru…Hayra dön, şerde tutul..
    İyi tad..Fabrikanın yasakçısı hükmünü koru..

    R.Nazik Kaya''dan...


  3. 2009-10-02 #203
    YAŞAMAK YÜREK iSTER

    Yaşamak yürek ister; belki de bu yüzden dünyaya gelenlerin çok azı yaşar. Çoğunluğu yalnızca yaşadığı günü kurtarır, var olmakla yetinir ve kendi varlığı altında ezildikçe ezilir. Değiştiremeyeceği gerçekleri olduğu gibi kabul etmek ve bu değişmezlikten kendine yeni bir yaşam sevinci yaratmak da yürek ister; değiştirebileceğini değiştirmeye çalışmak da. Sanıldığı gibi insanı korkutan; dünya, zorluklar, yaşam koşulları ya da başkaları değildir. İnsan en çok kendisinden korkar; kendi duygularından, kendi güçsüzlüklerinden, kendi zaaflarından, kendi acılarından, kendi coşkularından ürker. Yaşama her dokunuşunda, duygularının alevlenip kendisini yakacağından çekinir. Onun için kaçar yaşamdan, aşktan kaçar, öfkeden, hareketten, sevinçten, kendisinden kaçar.

    Korku yüzünden yaşanamamış bir yaşamı ellerinde taşımaktan yorularak, kendisine uydurduğu bin bir türlü mazeretle yaşama arkasını dönmeye, gizlenmeye uğraşıp, gizliden gizliye yok olmaya çabalar. Korku kendine acımayı getirir; kendini zavallılaştırmaya baslar yaşamdan korktukça. Yaşamla yüz yüze gelmektense ağır ağır erimeyi tercih eder. Korktukça azalır gücü; korkuyla yaralanan bedeni artık en küçük bir dokunuşta acıyla inler. Her acıda korkusu biraz daha artar ve girdap gibi çeker içine güçsüzlük onu. Kendi korkusuna kalkıp kader der sonra, korkuyu değiştirilmez bir gerçek, alnına yazılmış bir yazgı olarak görür. Yeni bir aşkın düşüncesi bile titretir onu. Kalabalıktan korktuğu kadar yalnızlıktan da korkar. Hayatın hiçbir haline dayanamaz durumlara gelir. Sırtında yaşayamadığı hayatı, önünde yaşanacak günleriyle, kendi geçmişiyle geleceği arasında sıkışır kalır artık.



    Kendi duygularıyla kuşatılır; döndüğü her yanda bir düşman gibi kendi duyguları çıkar karşısına. Şu yana dönse orada bir mutluluk vardır ama o mutluluğu değil mutluluğun arkasında gölgesi sezilen acıyı görür. Bu yana döndüğünde bir isyanın şevki vardır ama o isyanın çekiciliğini değil o isyan için ödenecek bedelin ağırlığının fark eder. Beri yanında bir aşk bekler onu ama o aşkın arkasından gelebilecek terk edilme ihtimaline diker gözlerini. Her kıpırtıyla örselenebileceğinden çekindiği için kıpırdayamaz bile yerinden; yaşama yaklaşabilmek için bir tek adım bile atmaya yetmez cesareti.

    Ona sevinci gösterseniz; "ya sonra" diye sorar! Aşkı gösterseniz, gene ayni sorudur onun aklini kurcalayan; "ya sonra"! Öfke, coşku, dostluk, sevişme, başkaldırı, direnme hep aynı soruyu sürükler peşinden; "ya sonra". Bilinmeyen bir "ya sonra" için bilinenlerin hepsini ıskalamayı kabullenir. Ama ne garip, duygularından, yaşanacakların sonrasından korkanlar, acıdan sakınanlar çeker en büyük acıyı. Yaşanmamış bütün duyguları zehirli sarmaşıklar gibi boy atıp ruhlarına dolanır. "Sonrası umurumda bile değil" deyip yaşamla kucak kucağa gelenlerden çok daha fazla yarayı yaşayamadıkları için alırlar. Yakınıp dururlar; çektikleri acılardan söz ederler. Acıyı da çekerler gerçekten ama acıdan korktukları için bunca acıyı çektiklerini görmezler bir türlü. Yaşamanın cesaret istediğini fark edemezler. Onun için çok az insan yaşar; çoğunluk yalnızca gününü kurtarır. Yaşanmamış günlerin altında inleyen çaresiz bir köle gibi yitik bir hayatı taşır güçsüz omuzlarında.
    Kendi gerçeklerimiz, kendi duygularımızdır bizi böylesine ürküten; çatal diliyle tıslayan bir yılan görmüş tavşan gibi kendi kendimizi hareketsiz bırakan.
    Ve ne kadar çok korkarsanız, korkunuz o kadar artar.Ne kadar yaşarsanız, cesaretiniz o ölçüde bilenir. Yaşayamıyorsanız eğer, bu başkalarından dolayı değildir. Sizi güçsüzleştiren, sizi çaresizleştiren, sizi isyanlardan alıkoyan, değiştiremeyeceklerinizi kabul etmenize engel olan, değiştirebileceklerinizin üstüne gitmenize izin vermeyen, sizi yaşatmayan,sizin kendi korkularınızdır.


    YAŞAMAK YÜREK iSTER ÇÜNKÜ...


    OSCAR WILDE'dan çeviridir…

    1031 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?



  4. 2009-10-02 #204
    1030 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?

    sessizliği dinliyorum..
    Ilık bir rüzgar savruldu yanımdan,gözlerimi çevirdim;garib bir hüzün sardı
    içimi.Yüreğime baktım;bana değil gözlerine sor dedi..
    bir ah düştü ansızın dudaklarımdan ve kör gözlerimden;
    Gözlerine sevdalıyım dedi yüreğim sessizce..

    Karanlık gecelerde sallanan sandalyemin yanıbaşında,anılarım nöbet tutuyor sakince..gecenin kör sessizliği,sokaklar
    ve lambalar; o soğuk nefesiyle içimde,ensemde hissediyorum..

    Zaman nasılda hızlı geçiyor,tek tek yaprak misali düşüyor ömrümden,hayatı bir yerlerden yakalamak için hep
    koştum.Artık hayatın bir kıyısında durmak istiyorum ve nefesimi tutmak için yardımını
    diliyorum yüreğim..

    Tekrardan;elimde bitirdiğim,yok ettiğimi sandığım cümlelerime yeniden başlıyorum.

    Ben sevmeleri sevdim yüreğim,ama sevgisizliği,haşince davranmayı hiç bilemedim.Tuttuğum hayallerim renk renkti, her güne bir renk ve bir umut çektim gökyüzünden,okudum bağıra bağıra..
    pembeye, maviye,turuncuya,sarıya çalınmış beyaz kağıtlara..

    yüreğimin penceresi kırıldı artık,kırdılar.Sevgisiz,acımasız insanları gördükçe boynum büküldü,yaralı ceylan misali yaralandın sende güzel yüreğim..
    Çok mu erken davrandım bu hayata karşı ayakta durmaya?ya da çokmu geç
    kaldım yaşanmışlıklara?

    ahh yüreğim şuan akan göz yaşlarımı durduramazsın artıkk,çok geç..

    Neden her zaman çaresiz çareler uzaklarda saklıdır.Haber saldım sana,umarsız ol dedim,herşeyi bilsende,sus dedim ,su misali duru ve saf ol.
    Yağmur yağıyor bak dışarda, bardak boşanırcasına,kaldırımlara düşen yağmur damlalarının sesini duyabiliyorum..

    yüreğime inen sızının sessiz çığlığı gibi..boğazıma düğümleniyor sözcükler,konuşamıyorum..

    gözlerime yazıyorum sadece acıları,hüzünleri,mutluluğu..

    seslensem şu kör karanlıkta sesimi duyar mısın?Bana, hemen sol yanındayım,der misin?

    Artık yüreğim konuşuyor ben susuyorum.Hadi alıp başımızı gidelim dağlar ardına,nereye olursa olsun,kuşlar misali,diyor..SUSUYORUM.

    Sevildiğini bile bile gitmek,boğazıma düğümleniyor yine sözcükler,nefesimde mutluluk,susuyorum yüreğim.
    Dinle beni yüreğim..! Ahhh bir dinlesen beni anlayacaksın da..sessizce,illede gidelim diyorsun.


    alıntı



  5. 2009-10-04 #205
    Nazar Boncuğu Renginde Seviyorum Ben



    137 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?


    Sevgi en güzel sözcüklerle dökülüyor satırlara bugün...
    Adını bilmediğim garip bir duyguyla yükleniyor yüreğime mavimsi bir renkle,
    tıpkı Nazar boncuğu renginde seviyorum ben.

    Belkide aşkın rengi bu yüzden mavidir...
    Bu yüzden yücedir.


    Sevgi yürekteki nazar boncuğu gibidir...

    138 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?

    Sevmenin bütün anlamı mavilerde büyük.
    Gökyüzü gibi sonra denizler gibi sonra okyanuslar gibi..

    Ucu bir türlü görünmeyen o zengin mavide gizli aşk...

    İnsan hep mavilerle sevmeli..
    Sevmeliki;
    Nazar değmesin mutluluklara,
    hüzün düşmesin güzel yüreklere.

    Sevgi yürekteki nazar boncuğu olmalı sevdalılara...



    Sevgi bulutların üzerinde öpüşmek olmalı kimsenin görmemesi, nazar etmemesi için.
    Her gözden her sözden uzak beslenmeli..
    İşte o zaman sonsuz ve bir ömür mutlu gececektir.

    Sevmek en güzel duygu insan sevdimi gözü hiçbirşeyi görmemeli.
    Yürekleriyle her derde deva olmalı.

    Çünkü Sevgi yürekteki nazar bonucuğu.
    Sevginin en değerli mavisi.


    139 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?

    Yüreğinize,
    sevdanıza,
    sevdiklerinize ve sevenlerinize
    Nazar değmemesi adına
    herzaman maviyle sevin.

    Sevgi yürekteki en güzel nazar boncuğu,
    Onu taşımaktan vazgecmeyin.

    140 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?








  6. 2009-10-04 #206


    ben ölmek için doğmadım,
    her gece yürüyüşümde
    bir yıldız kayar gökten,
    ama hiç dilek tutmadım,
    kehribar tesbih misal hep yıldızlar saydım
    yalnızlıktan kaçıp ayın mehtabında dolaştım,
    kendimi gizledim vefasız aynalarda
    kamufle olup sessizliğe kaçtım,
    ben kaçtım
    ben gizlendim
    ben sustum..

    911 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?

    ben ayrı dünya çocuğu,
    her gece ayın doğuşunda
    sancısını çekerim yalnızlığın,
    sonra firari fikirle yıldızlar sayarım..
    kaçarım esaretine düşmekten yalnızlığın
    gök kubbesi altında gizlenirim karanlığın
    yürürüm gecenin kucağına susarım,
    benim adıma doğan
    her gündüz için
    her güneş için,
    to be or not be
    önemli değil,
    her ne kadar asil bir eylem olmasa da
    ben kaçarım
    ben gizlenirim
    ben susarım..

    ben ölmek için doğmadım,
    her gece yürüyüşümde
    bir yıldız kayar gökten,
    ama hiç dilek tutmadım
    kehribar tesbih misal hep yıldızlar saydım,
    ben kaçtım
    ben gizlendim
    ben sustum..

    ben ölmek için doğmadım
    ben ebedi yaşamak için öleceğim











  7. 2011-11-08 #207
    Bu yazıda ne giriş arayın ne gelişme,şu an aklımdan ne geçiyorsa döküyorum buraya.

    Hepimiz bu dünyada belli bir sistem içinde yaşıyoruz.
    Bu sistemi biz mi yarattık, yaratılan sistemin bir parçası mı olduk bilmiyorum.
    Ama sistemin bir parçası olmamak için direndiğimden eminim.

    Doğduğumuz an itibariyle bize yüklenen misyonlar var.
    Yani daha çok hayatımızı biz yaratmıyoruz,bize yaratılan hayatı yaşıyoruz.
    Kendi hayatını yaratabilenlerde mutlu yaşıyor, bazen de tarihe adını kazıyor.
    Ortada kalanlar ise sıradan insanlar gibi kendini bile bulamadan ölüp gidiyor.

    Geçenlerde bir gece yarısı arkadaşımla beraber kafalarımız güzel,bir parkta kendi eksenimizde derin muhabbetler yapıyoruz.
    Tanrı'dan, dünya sisteminden,insanlardan konuşuyoruz.Ve bunları konuşurken nedense hayatımızda hiç olmadığımız kadar mutlu oluyoruz.
    Ama muhabbeti bırakmamız lazım,çünkü eve gidip uyuyup,yarın erkenden kalkıp hiç istemediğim bir sınava girmek zorundayım.

    Erkek olduğum için mi yoksa gerçekten böyle mi bilmiyorum ama erkeklerin daha derin insanlar olduğunu düşünüyorum.
    Felsefe hocama sordum geçenlerde hiç kadın filozof varmı diye,şöyle bir durdu düşündü.Valla bir filozofun karısı vardı sanırım
    o biraz uğraşmıştı falan dedi,tebessüm ettim bende.
    Bu arada farkettim de yıllardır bir tane bile filozof denecek insan çıkmıyor,yoksa çıktı da benim mi haberim yok bilmiyorum.
    Bu kavram eskilerde kaldı sanırım.

    Yavaştan muhabbetime giriyim;
    Bu dünyadaki sistem insanların düşünmemesini,üretmemesini,yaratmamasını istiyor.Kısacası robotlaşıyoruz.
    O yüzden filozof olayına değindim,eskiden böyle bir sistem yoktu,insanların işleri güçleri düşünmekti.
    Artık düşünmek için zamanımız yok,varsa da bizden çalmaya çalışacaklarından emin olabilirsiniz.
    Bizi hayvanlardan ayıran tek özelliğimiz olan düşünmek.

    Örneğin Facebook'taki " Beğen " butonu bile çok basit bir kavram olarak görünse de;
    Yapacağınız yorumu engelliyor.Yani birşeyler düşünüp o video veya resim hakkındaki görüşlerinizi yazcağınıza,
    beğen tuşuna basıp geçiyorsunuz.Ve bu butonlar hayatımızın her köşesine yerleştirilmeye çalışılıyor.
    Belki bu sistemi değiştiremeyebiliriz ama,en azından bu sistemin bir parçası olmamak için çaba gösterbiliriz değil mi ?

    Artık bu dünyada samimiyet yok,güven yok, herşey gösteriş ve riyadan ibaret hale geldi.(Bir insanın ihtiyacı olan para bellidir,geri kalanı gösterişten ibarettir)
    Herkes birbirine kendini kanıtlama çabasında, kıyafetiyle olsun, bir saati veya gözlüğüyle veyahut arabasıyla olsun.
    Benim için bir düşünce hepsinin ötesindedir o insanın gözümde yücelmesi için.

    " Hayat yaşantı aramak değil,kendimizi aramaktır " C. Pavese

    Ben bir memur çocuğuyum, annem babam ayrı,yokluğun ne olduğunu hayatım boyunca gördüm.Hem de Ankara'nın en zengin semti Çayyolu'nda yaşıyorum 12 yıldır.
    Gösterişin, şevhetin, hırsın, riyanın ne olduğunu hayatımın her karesinde çevremdeki insanlardan görüyorum.
    Ve o insanların paralarıyla basitleşmesini gördükçe, paradan tiksinir hale geliyorum.
    Aslında hiçbirimiz zengin değiliz,üniversiteyi bitirdiğimizde bile okumak için aldığımız kredilerin borçlarını ödemeye başlıyoruz.
    Yani bu hayata borçlu doğuyoruz,ölene kadar da borçlarımızı kapatıp karnımızı doyurmak için yaşıyoruz.

    Eminim çoğumuzun dizlerinde küçüklüğümüzde top oynarken bisiklete binerken düştükten sonra kalan izler vardır.Bence o izler bile güzel.
    Çünkü şimdiki nesilin çoğu bu izlere sahip değil.
    Artık sokaklarda boş bu sistem yüzünden,çocuklar sokak aralarında top oynamıyor,dizleri kanamıyor.
    12 yaşındaki çocuklar alışveriş merkezlerinde,starbuckslarda
    omzuna atılan bir kazakla,rayban gözlüklerle buluşuyor burada.
    Gördüğüm herkes " Sen benim kim olduğumu biliyormusun " edasında.
    Bir sivrisinek doğduğunda, bütün doğa koşullarını bilir,uçmayı kaçmayı avını nasıl yakalayacağını bilir.
    Oysa ki insan ne kadar acizdir, yüz yıl yaşasakta bize ne biliyorsun dendiğinde " ben haddimi biliyorum " demek düşer kanımca.

    "Öyle horozlar var ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar" 'L. Dumont'

    Hepimiz eskileri özlüyoruz değil mi ?
    Ben özlüyorum açıkcası.
    Çocukluğumdaki samimiyeti,sokaklarımın kokusunu,ayakkabılarımdaki çamuru,eski şarkıları...
    Artık şarkılar bile eskimiyor,ayakkabılara toprak dolmuyor,düşüyoruz ama dizlerimiz kanamıyor bizi yutan dev alışveriş merkezlerinde..
    Ve kaygı duyuyorum şimdiki neslin ilerde anlatacağı çocukluk anılarından.

    Belki biz 90larda çocuk olmanın şansını yakaladığımız için bu sistemin bir parçası olmadık ama,
    onlar bir sistem olduğunun farkında bile değiller ve olmayacaklar,çünkü sistemin kendisi oldu yeni doğan çocuklar.

    "Kimse özgür olduğunu sanan köleler kadar ümitsizce köleleştirilmemiştir." Johann Wolfgang von Goethe

    Ve bu sitede olmamın nedeni de budur;
    Bana özlediğim çocukluğumu hatırlatır.

    Saygılarla.

  Okunma: 197650 - Yorum: 206 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -