Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı? - Sayfa 2 - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı? - Sayfa 2

  1. 2008-07-10 #51
    Ölümü Hatırlamak Ömrü Uzatır...


    Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır,

    çok yaşama arzusu ömrü kısaltır.

    Böyle biri, üç şeye hasret gider. İsteklerine doymaz,

    umduğuna kavuşamaz.

    Ahiret için kâfi hazırlık yapamaz.
    Halinden şikayetçi olma, beterin beteri vardır.
    Bulaşıcı hastalıkların bulaşmama ihtimali de vardır.

    Fakat bir binada bulunan kötü bir insan,

    başka bir odada da olsa, ondaki kötü huyların geçmeme ihtimali yoktur.

    Kötülük çabuk yayılır.
    Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir.

    Güzel siyaset, herkesin memnun olmasıdır.
    Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalır,

    gözden ırak olan gönülden de ırak olur.
    Her sıkıntının sebebi günah işlemektir.

























    Kaynak:Dinimizislam


  2. 2008-07-11 #52
    seni neden mi sevdim?


    aslında ben seni değil seni sevmeyi sevdim
    şu bedenimin içinde bir köşede sıkışıp kalan çocuksu ruhumu ortaya
    çıkardığın için sevdim.
    ***
    yıllar öncesi hapsedilen çocukluğumu ortaya koyduğun için sevdim
    düşünceli ve acı dolu saatlerimi mutlulukla doldurduğun için sevdim
    şu çekilmez hayatta tutunacak dalım olduğun için sevdim
    bedenimin en değerli yerinde bulunduğun için sevdim
    kimsede olmayanı sende bulduğum için sevdim
    istersen dünyanın bir ucunda ol seni kalbimin ortasınında bulduğum
    için sevdim
    ***
    vazgeçilmezim olduğun için sevdim seni


    Güncelleme : 2008-07-11
  3. 2008-07-11 #53
    YAĞMURLA GELEN SEVDAMSIN..
    ben seni bir sonbahar günüydü sevdim
    o yüzden mi aramız bir soğuk, bir ılıman
    oysa ki ne ateşlerde yandık o gün bu gün
    şimdi küllerimiz mi bu, başımızın üstünde savrulan..
    sana deliyim ben, sana aşık,
    sana tutkun
    sendeyim ben,
    sana hükümlü,
    sana mahküm olan
    sana ölen'im,
    sana deliren,
    ve sana vurgun
    nasıl taptım, nasıl sevdim, seni bir anlasan..
    yangınlardayım aşkım
    alevim sen dumanım sen kıvılcımım sen
    yaralıyım sevdam
    kanım sen, kabuğum sen, acım sen..
    sen benim gönlümde açan son gülsün
    tüm mevsimlerim de mis gibi kokan
    ummanlardan avuçladığım suyumsun
    kana kana içtiğim,benliğimi doyuran..
    sen herşeysin bende be gülüm
    adını koyamadığım,hayat bulduğumsun,
    sen benim gecelerim, doğan güneşimsin,
    sen benim sevdiğim, ve tek mutluluğumsun...


  4. 2008-07-11 #54
    *Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor.
    Neyi özlediğini, Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum.

    *Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor.
    Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için
    Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum.

    *Ay'ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor.
    Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığın, daha fazla acı
    korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum.

    *Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek istiyorum.

    *Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını, insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan, bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum.

    *Bana anlattığın hikâyenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor.
    Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp
    uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum.

    *Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum.
    *Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum.
    *Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını;
    *Bir gölün kenarında durup gümüş Ay"a "EVET!" diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.

    *Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğun beni ilgilendirmiyor.
    Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan, çocuklar için yapılmasıgerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum.

    *Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor.
    Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum.

    *Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor.
    Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum.

    *Kendinle yalnız kalıp kalamadığını ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum.

  5. 2008-07-11 #55
    Sahte gülümsemelerle dolu bir günün sabahında yine merhaba dedim hayatıma .. Öyle zordu ki zorla gülümsemek.. Yokluğundan daha da zor geliyordu artık yaşamak. Hayatın anlamı ufacık bir gülümsemeymiş meğer .. Geçte olsa anlıyorum seni ne kadar kırdığımı . . Sahte hayallere dalıyorum /her zaman yaptığım gibi/ olur olmaz şeylere kızıyorum, bağırıyorum, çağırıyorum . . Her yer 'sen' kokuyor. Kadehimde bitmiş şarabımda bir 'sen' , rüyalarımı kâbusa çeviren bir 'sen' , sokakta herhangi bir bankta bir 'sen' , elimde küllenmiş sigaramda bir 'sen' . .


    Seninle her günüm,sabahım.. Öylece özlüyorum seni. Dibe vurmuş hayallerim,ümitlerim. . Sevgi namına ne varsa yok olmuş bu bedende ! Yok etmişsin .. Yada ben yok etmişim ..


    Öylesine aklıma geliyorsun herhangi bir günün saatinde .. Sen gideli çok şey değişti bu bedende.. Hangi yana baksam aynı suret.. Hangi yana baksam o koku.. Hangi yana baksam ayrı bir özlem. .


    Gibilerle yaşıyorum hayatımı.. Onun gibi, bunun gibi, şunun gibi.. Öyle olsa böyle olur.Şöyle olsa böyle olur. İki geri bi ileri yaşıyorum hayatımı. Kendimi sorun olarak görmüyorum, seni de. . Ayrı bir tat var bilmem anlatabilir miyim?! Ayrı bir özlem var kelimelere dökmek imkansız. Ayrı bir mutluluk var içimde bir yerlerde gitmeyen ..
    Benim olsun isterim ağzından çıkan iki çift söz! Sevgi dileniyorum hayattan resmen.
    Benim olsun isterim o küçücük, yumuşacık ellerin.. Sevginle ısıtsın yüreğim.


    Hayaller aleminde yaşamaktan gerçekleri kaçırmışım hayatım boyunca! Hep hayal olarak görmüşüm seni,onu .. Hayatın gerçek kesitlerinden bi haber kalmışım. Odama kapanmış, yalnız senin olmayı hayal etmişim ömrüm boyunca.. Kelimelerimi sıkıp, kalemimden dökmüşüm iki damla yaş. . . Ve özlem kokan yarınlara uyuyakalmışım...İçimin tüm kırıntılarını bir kenara bıraktım,tam şimdi..Düşünmemiş,hayal etmemiş kabul ediyorum kendimi..Bir daha hiç uyanmayacak,masumca uyuyan bir bebek gibi.. Ölsem,mezarım küçücük olacak,üzerime attığınız güller solacak..Kendimi ziyan hissediyorum..


    İtiraf etmeliyim,sarı rengi sevmiyorum! Mavinin derinliğine hiç uymuyor sarı,ve ne için yanyanalar bilmiyorum..Anlayamıyorum,benim rengim ne? Kendimi siyah beyaz bir film gibi hissediyorum.. Tüm bildiklerimi,hiç öğrenilmemiş kabul ediyorum şimdi.. Hayata baştan başlıyorum,ve kendime sonu olmayan bir yol çiziyorum! Zamanı olmasın doğduğum günün..Önemi yok..Ölümüm zamanlı olsun,bir tek bunu istiyorum.. Ben öldüğümde kimse ağlamasın diye dualar ediyorum..


    Aşk denen eğlenceli hayal kırıklıkları bütününe gelince.. Aşık olmayı istemiyorum.. Çünkü aşk,çarpanlara ayırmaktan öte bir kavram..Aşk,sevgileri ayrıştırmak oluyor,öğrendiğim formüller yetmiyor aşık olmaya.. Olduğum yerde kalıyorum..Aşk bana hiç mi hiç yakışmıyor,biliyorum..


    Benim yalnızlıktan yapılmış küçük bir kalbim var..Ben orada kalıyorum.. Ziyaretçim olmuyor,ve bundan memnunum aslında.. Her yerde biraz kendimden bırakıyorum..


    Günüm gece olduğunda ise;



    Alıyorum elime kalemi,
    Ve tüm yalnızlığımı
    Delicesine YALANLIYORUM!!
    Aşk istiyorum,AŞK!!
    Yalnızlıktan korkuyorum,anlıyor musun?


    Ben geceleri hep yalan söylüyorum..
    Ve bu gece,
    Seni hiç mi hiç sevmiyorum..


    Yalnızlıktan korkuyorum


  6. 2008-07-11 #56
    Ayaklarımın ucuna yığılan şarkıları kurşuna dizdim az önce. Şerefli öldü onlar da, tıpkı göğümden bir bir düşen yıldızların gibi... İstemiş miydin yasaklı bir sevdanın selasından sonra adımızı duymayı, istemiş miydin yaşamı hep kıl payı kaçırmış gözlerimi şarkılar gibi ayaklarımın önüne sermeyi? Oysa yemin etmem derken bile kelamından dökülüyordu aşk, oysa sen, bütün ihtişamıyla yuvasından çıkardığın beklemelerini bile ilmek ilmek işliyordun yüzüme. Toprağındım ya, yağmursuz kururum dediğin anlar için kanımı döküyorum bak; şimdi ne olur biraz daha iste hadi; söz, yüzünü ömrüne rehin veren gökyüzünü bir daha göremeyeceksin çünkü...


    Hatırla; "Sessiz sağ kanadı kırık meleğim; nazarına alıpta beni yıllarca ısıtıcağını bildiğim, özlemini kanayan yarana sarmadan bin bir ümitle sabitleyeceğin, gözü(nün)mün nuru/ruhu eksiğini gözlerimle tamamlayan ateşim, sendin beklenen."
    diyen de sendin, değil mi?



    Yüzüm iklim iklim sana değiyor aslında. Baharın içten huzurunu, kar tanelerinin masum dokunuşunu hissediyorum seninle. Denize vurdukça aksin, seninle dinleniyorum sonbahar soğuğunda. Zamansın sen, sargılı bakışlarımı sana atıyorum usulca, biliyorsun artık; düpedüz sürgün bir ölüme gidiyorum.


    Bu gece ne benim ne de sen, kan bulaşığı diyarın en çelimsiz mabediyim yaralarımın ibadetinde. İçimde alabildiğince ceset var senin bıraktığın, ve o koca dünya gömülmek için bende. Yüreğim buzdağının eteklerinde, yana yakıla çarpıyor şimdi yokluğuna. Az ötende boğuluyor yaralı yüzüm, az ötende; yağmaladığın simli aynaların en umarsız boşluklarında buluyor beni. Anla, kanla sıvıyorum günahlarımı sen kırk kilitli kapının ardında eserken...

    Yatağımda usulca dönüyorum, duvarın beyazında hiç unutmadığım yüzünün türlü türlü gülümsemesi var. Heyecanı var bakışlarının, evet hala bir yerden umutla bakıyorsun gizli gizli. Ah düşünenim, düşleyenim, şimdi sana mı inanmalı yoksa hiç bitmeyecek dediğin aşkına mı?
    Bilirim, öleceğimden çekip çıkarıyorum nefreti gün yüzüne, dargınım ya, son kez yalan söylüyorsun yaşadığım anlara. Oysa bir yerden başlamalı yelken açmaya, bir yerinden inanmalı yarınımızın olduğuna. Islak yanıyor alnım, bir yerinden tutmalı ellerimizi düş adına...
    Hadi öp düşlerimi, kokuyorken hala buselerinin denizi... Öp düşlerimi, tanrıya sözüm var; şuracıkta sustur beni...
    Üzgünüm, katillerini vuramazsın bu şehrin, sadece şehri terketmen yeterliydi gülüşten sabahlar yapmaya, biliyordun sen de birgün senden başkasının muzip bir yalnızlığa hapsedeceğini bizi, biliyordun sende başlayan sende biterdi. Oysa önemli olan yaralara rağmen bir bedeni ayakta tutmayı bilmekti, gör; seni bulmadan ıslatmam dudaklarımı bunca yağmur içinde, seni duymadan hiçbir şarkıyı sesinle söylemem, seni görmeden hiçbir göze görünmem, yalnızca sen, ölsem de kalsam da; evet, cinayetimin ipucu bile sen...

    Değme yarama, kanlanır ellerinin sıcaklığından,
    Avare bir çiçek gibi yamaç diplerinde yeşerir oldum soğuğunda, daha bir kanar oldu ömrüm ayak altlarında. Şimdi ben desemki az kaldı, gidiyorum, zordayım, hatta biraz da mecburum, bilirim inanmazsın, bilirim yankısızlığında canlanır ellerin, dokunmazsın susuşundan akan benim yaşlarıma.

    Oysa ne çok vardık biz, bedeller ödeyip de düşmüştük yola, gömülü umutlarımızı çıkarmıştık tanrının mirası gibi, dedim ya; geçtiğin yerleri öpüyorum hala, bendeyim sendesin, önemi yoktu diye atmıştık bütün yüklemleri cümlelerimizden; tek başına özneydik hayata, virgüller biriktirmiştik çünkü, dedim ya; gülmek istediğinde yüzünü gözlerine serpen başka bir gökyüzün olmayacak bir daha...

    Oysa ne çok vardık biz...
    Şimdi aynalarda hatıra kalan yalnızca müsvette bir ben...


  7. 2008-07-11 #57
    sensizliğim...
    2021 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?
    seni unutmak kelimesini geceye gömdüğüm anlardan biri. bu gece yüreğime batan sözlerinin acısıyla yazıyorum sahipsiz kırılganlıklarımı gökyüzüne beni
    dinle(me)...
    gözyaşlarımı gizlemiyorum.saklanmak istemiyorum gururumun arkasına
    ağlıyorum...ağlıyorum ve ağlıyorum...
    her gün sensizliğe yeniden başlamak beni bu denli çaresiz kılan.
    geceleri yıldızlarına tutunduğum gökyüzü ağlıyor benimle birlikte.yangınlarda yüreğim.sesin geldikçe aklıma alevler sarıyor dört bir yanımı içim yanıyor ben yanıyorum.sevgin yüreğime yangın oluyor. sende kalan tutuklu yanlarıma ağlıyorum.aktıkça gözyaşlarım kesiliyor nefesim.acıyor her bir yanım.öylesine yazımak istiyorum yine bu gece saçma sapan beynimi meşgul eden bütün harfleri birakıyorum satır aralarına. cümlelerimin arasına sensizliği serpiştiriyorum biraz.hece hece dökülüyor harfler kalemimden bazen susuyorum...bazende ağlıyorum gözyaşlarımı kurutmak istercesine işte böyle bir şey sensizliğim...sensizliğin bana verdiklerinin yanında alıp ***ürdüklerinin savaşını veriyor yüreğim.varlığına sığrıdıramıyorken seni yokluğuna sığdırmak dokunuyor bana.varlığın varken yokluğuna yanaşmıyor kelimelerim.


  8. 2008-07-11 #58
    ßugün içim ''cam kırığı'' ,milyonlarca parçalarda...Her birinde seni,beni bulduğum herşeyden sakındığım günlerde...ßugün her günden farklı,sensizliği fark ettiğim,belkide ilk defa hissettiğimdin...Çaresiz günlerde sarıldığım,tozlanacak diye aklım gittiğiydin...ßirgün elimden kayacak diye bazen dokunmaya bile korktuğumdun...Öle narindikii duruşun,bir tüy kadar hafifti dokunuşlarda..

    ßugün içim ''cam kırığı'' ,milyonlarca parçalarda...Seni sensizliği en derin yerlerde bıraktığımdın...Öyle sıkı kitlemiş ve sarmıştımki ,kendimce dokunulmazımdın...ßilmeliydim birgün zincirlerimin kırılacağını,bile ..bileee karşı koyamazımdın...Herkesin yaşamaya korktuğu,bi o kadar da imrendiği sevgimin odak noktası, izdüşümümdün...Kendimle bile yaşarken yüreğimden öteye sakındığımdın..

    ßugün içim ''cam kırığı'' ,milyonlarca parçalarda...Kendimle başbaşayım şimdilerde...Geri dönülmezliğim her anımda...Arkamı dönsemm oysaaa bütün güzelliğiyle orada...Şimdilerde sadece sessiz senle yetinmezlerde...Nereye kadar gittiği belli olmayacak bir serüvenin sonlarında...ßildiğim tek ''doğrunun'' sennn olduğu gerçeklerde...

    ßugün içim ''cam kırığı'' ,milyonlarca parçalarda...

    CaM KırığıM...durduğu yerde sızLıyor,öyLe kanamaktaki artık ßen de durduramıyorum içimdeki tarifsiz yarayı,zaman akıp gidiyor ve ßen sadece ßekLiyorum neyi ßekLediğimi biLe biLmeden....

    CaM KırığıM...benden bir parçayken,artık herkesin içinde kanayan yaraya tercuman oLan bir haykırış oLdu sanki,hep var oLan kimsenin dokunmasına izin vermediğimiz,bize özeL ve bir o kadar da acıtan haLiyLe kanayan yaramız..

    CaM KırığıM...topLanamaz gibi duran,içimizde ne var ,ne yok ise aLıp ***üren bir fırtınayLa birLikte sürükLenip gitti bir yerLere ve bizz sadece canımızı yakan kısmıyLa kaldık öyLece gidenLerin ardından...

    CaM KırığıM...Sen ßenim CaM KırığıM'dın..Hep kanayan ama vazgeçiLmezim,yanımda oLsan da oLmasan da...

  9. 2008-07-12 #59
    2022 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?

    Ben ağlardım gün batımlarında. Bir sen bilirsin birde ağaç dalları.

    Yapraklar hüznüme koşardı, rüzgar feryadıma, sen acı bir tütsü olur dolardın yüreğime.
    Seni ilkin böyle tanıdım.
    Saçlarının rengini hatırlamıyorum ama gözlerin grup vakti kızıllığını andırıyordu. Uykudan yeni uyanmış gibi mahmur. Şiirler okurdum sana ağaç dallarından tutunarak.
    Gözlerine bağışlardım bakışlarımı.
    Sen çok uzaklarda değil, yanı başımda ağlardın ve ben ilhamımı narin göz yaşlarından alıyordum senin.
    Sen benim her gün yeniden dirilişim, sevincim, sevgim oluyordun.
    Tıpkı dün gibi uzaksın şimdi.
    O zaman varlığının sarhoşluğuyla, şimdi de yokluğunun acısıyla ağlıyorum gün batımlarında.
    Her gün batımı acı bir tütsü, vaftizlenen rüyalarımı kırbaçlayan deli bir hoyrat.
    Martılar olurdu mısralarımda, denizi yararak ilerleyen vapurlar, çocuk sesleri, genç sevgililerin taze bakışları, toprak kokusu, çimen rengi, albatros ve de aşk celladının kemendine takılan kaytanlı, fosforlu sözler…
    Sen şiir gibiydin, mısraya benzerdi bakışların.
    Gülünce çiçekler açardı yanaklarında, bahar olurdu, yaz olurdu.
    Sen sevdiğim, yitip gitmesini istemediğim mevsimdin.
    Karlı kış geceleri sımsıcak şöminem, umudum, ekmeğim, aşım, kimseyle paylaşmadığım arım, züllü yarınımdın. Sen benim masmavi göğümdün.
    Gün olur kitaptın avuçlarımda okunan, gün olur şemsiyeydin yağmurlardan koruyan ve gün olur "bendin", "sen" olmayı dilediğim zaman.
    Bakışlarını en çok sen olmayı düşlediğimde seyrettim.
    Tebessümün okyanuslar kadar derin, baharlar kadar narin.
    Seviyordum seni tepeden tırnağa.
    En çokta bakışlarına hayrandım bakarken gözlerimin rengine.
    Ve bir şeyler akardı o an coşkun bir sel gibi yüreğime.
    Seninle dolardı tüm azalarım.
    Yeni uyanmışçasına bir tüy gibi hafiflerdim esrik bakışlarında.
    Kanat çırpardım, mutluluk denen o kutsanmış sevdayla sarmaş dolaş olurdum, bulutlarda gezinirdim, göğe, maviliklere değerdi başım.
    Sen mevsimdin bağrımda taze çiçekleri olan, serin bir meltem gibi umutlarıma, ruhuma, güzel yarınlarıma dolan.
    Sen bir mevsimdin bağrımda.
    Yüreğime akan bir ırmak, bir pınar.
    Aşktın, parıltıydın gökler kadar yüce, denizler kadar berrak.
    Ya şimdi nerdesin ?
    Hangi iklimde, kimin mevsimisin?
    Gözlerin hala grup vakti kızıllığına mı çalmakta, hala okyanuslar kadar derin mi tebessümlerin.
    Beni unuttun mu, ağaç dallarından tutunarak sana şiirler okuduğun gün batımlarını bizi dinlemeye gelen kuşları, rüzgarı, martıları…
    Seni bilmem, ama ben hala aynı yerdeyim. Kıpkızıl akşam manzaralarını andırmakta yüreğim.
    Döneceğin demleri avlıyorum.
    Bir ben bir de ağaç dalları biliyor şimdi yüreğimdeki yangını.

    Birde...





  10. 2008-07-12 #60
    Yıldızsız Gecelerde Sen Giderken Ben Yüregim Ellerimde, Gözümde Yaşlar Seni Seyredecegim...!



    Bir gün daha çaldım sensizlikten. Zor da olsa vurdu saat gece on ikiyi... Şimdi önümde yeni bir sensizlik var. İçinde, beni neyin beklediğini bilmediğim yirmi dört saat daha var... Sonra o da geçecek... İşte böyle kovalayacak birbirini yarınlar. Derken unutucağım seni, unuttuğumun farkında bile olmadan. Doğrusu da bu zaten, aksi halde hatırlamış olur insan. "onu unuttum" demek bile hatırlamaktır. Bu cümleyi aklıma getirmeyecek derecede unutmalıyım seni. izin kalmamalı... Başkasını ararken yanlışlıkla senin numaranı çevirmemeliyim, kendimle dalga geçeceksem; bu başka birşey için olmalı... Sana dair hiçbir fikir kırıntısı kalmamalı beynimde. Zaman aşımına uğramalı tüm tasalar. Hiç sevilmemiş, hiç yaşanmamış gibi yabancılaşmalısın. Tesadüfen bir yerde adın geçtiğinde, irkilmemeliyim. Hakkında sorulan her soru cevapsız kalmalı. Çok seven insan aynı ölçüde unutmalı...

    Seni bir gün hatırlanmamak üzere sileceğim. Ama şimdi değil, çünkü ardında bıraktıklarından öğrenmem gereken çok şey var daha. Eğer gerçekten dendiği gibi ayrılıklar-acılar insanı adam ediyorsa; ben kızmamalıyım gidenlere. Ben senin ve senin gibiler sayesinde bir gün adam olacağım. Ama şimdi değil. Çünkü dersini çıkarmam gereken çok ayrılığım var benim. "Adam olmak adına, nice ayrılıklara..." Bak gördün mü böyle dalga geçmeli insan kendisiyle. Yanlışlıkla o numarayı tuşladığında değil...

    Şu durumda bile gülümseyebiliyorsam, epey yol katetmişim demektir seni unutma yolunda. Acaba diyorum bu yazıyı yazmasa mıydım? Neden dersen canım acımıyor ki? Yani yazıya başladığımdan beri birtek sigara dahi yakmadım. Evet, çok az kalmış seni unutmama... Bunu hissediyorum... Yazmasam da olurdu ama ölmek üzere olan yokluğuna can çekiştirmek hoşuma gidiyor! Amatör bir şairin intikamı olsa gerek bu...

    Oysa ben bunları yazmak için başlamamıştım sana.

    Hatırlıyor musun o ilk günü. İnsanın tanımadığı birinin masasına yaklaşıp, o tatlı gerginliği yaşayarak "merhaba" demesi ne kadar garip. Kim bilir neler düşünmüştün o an... Beni senin yanına iten şey neydi diye çok merak etmiştim zamanında. Elinde sigaran, bakışlarını bir noktada toplamıştın. Buydu belki de beni sana çeken manzara. Ben sessiz insanları, az konuşan insanları hep tanımak istemişimdir. Çok sustuklarına göre vardır anlatacakaları bir şey mutlaka diye düşünmüşümdür. Neden sonra farkına varmıştım kaybolmuş bir insana selam verdiğimin. Neden az konuşuyorsun diye sorduğumda verdiğin cevap etkilemişti beni. "susturdular..." Anlıyordum. Neden diye sormaya gerek yoktu. Artık bakışlarını topladığın o noktanın yerini benim yüzüm almıştı, konuşmaya başlamıştın nihayet... "dinleyecek bir insan buldum" diyordun yada buna inanmak istiyordun. Suskunluk benim dilime uğramıştı sonra. Soru sorma sırası sendeydi bu sefer; "sen de pek konuşmuyorsun, neden? " Benim cevabım seninkinden biraz farklıydı. "kelimelerimi çaldılar, bana söyleyecek söz kalmadı" sonuçta ilk ortak noktamızı bulmuştuk, -susmak-... ikincisi ise, yani karşılıklı yaşadığımız en gerçekçi şey; -ayrılmak-... ve nihayetinde -unutmak-... farkında mısın bilmem? İnsana hoş gelen hiçbir ortak yönümüz yok... Hep kaybetmek üstüne, susmalarımızın içinde bile yenilgiler var... insan, ilk başta iki yaralı kişinin birbirini daha iyi anlayabileceğini, mutlu olmak adına birbirlerine daha sıkı sarılabilecğini düşünse de, aslında tam tersi doğru... Biri hasta, biri doktor olmadan olmuyor aşk... O yüzden bizim mutlu olmamız uzak ihtimaldi....

    Ben, bugün bunları yazmak için gelmemiştim o masaya. Gel gör şimdi unutmak üzereyim. Pek sevimli değil bu... -bir insanı unutmak? ? ? - Anlamı olmalıydı oysa geride kalanların... Biz şimdi onca zamanı unutmak için mi yaşadık? ! Geriye birkaç şey kalmalıydı hatırlanmaya değer... Akla geldiğinde insanın içini titreten, anlatıldığında dinleyen kişiyi düşündüren, en azından bir sigara yaktıracak kadar burukluk veren bazı anılar kalmalıydı geriye.... Demek ki biz unutmak zorunda kaldığımız tüm zamanları biraz boşa haracamışız. Şu an benim aklıma gelen zamanlar'ın çoğu zorlama... belki ilerde bir anlamı olur ümüdiyle, adettendir diye yaşanmış, klişeleşmiş şeyler...


    Galiba zamanı geldi de geçiyor. Eğer yapacak bir şey kalmadıysa en doğrusu bu, unutmak!

    Göreceksin; seni hiç bir şey olmamış gibi..... Seni, yüzüme o tatlı gerginliği alıp da masana hiç yaklaşmamış gibi... Adını hiç duymamış, ellerinden hiç tutmamış gibi..... Hiçbir anı, hiçbir geceyi, hiçbir mutluluğu ve hiçbir acıyı yaşamamış gibi unutucağım..... Sonra bu yazının karşısına geçip, yine hiçbir şey olmamış gibi okuyacağım senden kalan kırıntıları...

    Üzgünüm, yapacak hiçbir şey yok artık.. Belki de unutmak; adam olmaya çalışan insanların tek silahı......

    Güncelleme : 2008-07-12
  11. 2008-07-12 #61
    Oysa ne zordu seni tamda bulmusken kaybetmek.. Ne zordu ağlamamak için dudaklarımı ısırırken veda sözlerini dinlemek..


    Biz sevgiliden başka dosttuk, arkadaştık ya bi nevi Sırdaştık, insandık ya önceleri..
    Değilmiş !


    Rüzgarı kıskanırmı insan hiç tenine deyip geçiyor diye Yağmur damlalarından nefret edermi yanaklarından süzülüp dudaklarına yerleşiyor diye..
    Edermiş meğer !


    Sana benden başkası dokunamaz ki..Sımsıcak sarılamaz ki..Ellerini tutmak isteyemezki canı benim canımın istediği gibi.. Beklentisizce sevemezki, bekleyemez ki seni.. Sahi, doldurabilir mi yerimi biri ?


    Oysa biz değilmiydik defalarca söz veren birbirimize.. Biz değilmiydik kalbimizde birbirimizden başkası olmayacağına yemin eden.. Tek bir ruh, tek bir kalp..
    O biz değilmiydik sahi ?

    Bocalıyorum yokluğunda..
    Neye elimi uzatsam boşlukta buluyorum kendimi.. Baktığım hiç bir yüz seninkine benzemiyor, hiç bir renk hayatımı senin rengin kadar ferahlatmıyor.. Hiç bir söz senin bir tek sözün kadar değer bulmuyor..
    Olmuyor ! Ne yerin doluyor, ne boşluğunun acısı hafifliyor..
    İçimde bir yerlerde öyle büyüksün, öyle hızla çoğalıyorsunki yetişemiyorum sana .. Yaşadıklarımız öyle ardı ardına geliyorki aklıma unuttum desemde beceremiyorum aslında..


    Artık tek basıma dinliyorum gözlerimin içine baka baka söylediqin o sarkıları.. Tek başıma bakıp eski resimlere, gülümsemeye çabalıyorum buruk bir tebessümle..

    Oysa simdi ne bir resmin kalmalı elimde, ne bir anı beynimde.. SUSMALIYIM !ÇÜNKÜ HER KONUŞTUĞUMDA SENİ SEVİYORUM DEMEMEK İÇİN ISIRIYORUM DUDAKLARIMI....


  12. 2008-07-12 #62


    Sevgi ...


    Sevmek inanmaktır.


    Sevmek yaşamaktır.


    Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.


    Sevmek sevdiği olmaktır.


    Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.
    Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek. Ki tek kalp olunsun.
    Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.


    Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan O'nun adına istersin. O'nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.


    Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.


    Sevmek; sevmek istemektir.
    Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O'ndan anlasılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.


    Sevmek, gücenmemektir.


    Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi ögrenmek demektir.
    Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.


    Sevmek ölmektir.


    Sevmek, ölmesini bilmektir.


    Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığı bir zaman ölmesini bilmektir! Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!
    Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden.
    Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.
    Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.


    Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır.
    Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır.
    Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere.
    Sevmek yürümektir gönüllerde.


    Sevmek güvenmektir.


    Sevmek onaylanmaktır.


    Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yakınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek.
    Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür sevmek. İlk insanın, Havva'nın Adem'in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek.
    Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek. Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.
    Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.
    Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.
    Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.


    Sevmek bir olmaktır.


    Sevmek yaşamaktır.


    Ve sevmek inanmaktır.


    Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.
    Sevmek sevmesini haketmektir.
    Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.
    Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır.
    Sevmek saz benizli sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi.
    Sevmek sevmesini bilmektir.
    Sevmek ölmesini bilmektir.
    Sevmek SEVMEK olmaktır.
    AŞK olmaktır.
    Aşk bir kere sevmektir.
    Sevmek aşkın kendisi olmaktır.
    Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamaz..


  13. 2008-07-12 #63
    Kaçtıkça o beni kovalıyor.''Bir daha aşka dair yazmayacağım!
    Bana aşkı yazdırmayın!'' diye düşünsemde,ya aşk beni buluyor,ya da aşıklar.
    Ya aşk vuruyor yüreğime yada yüreğimde aşk acıyor...
    Bu sefer ''aşk cinayetleri'' başlıklı haberler takıldı gözlerime ve yüreğime.
    Neredeyse hergün gazete köşelerine yansıyor aşk cinayetleri.Yazık...
    Hem kızıyorum hem üzülüyorum.Aşkından intihar edenlere de katil olanlara da...
    Ölenlere de kalanlara da...Yakanlara da yananlara da...
    Aşk zehir olmamalı...Aşk gibi bir duyguyla ''cinayet'' gibi bir kavram yanyana yakıştırılmamalı..
    Sevdiğinin canını alan bir insanın sevgisine kim inanabilir?
    Evladını boğarak öldüren bir annenin sevgisi ne kadar sevgi ise,aşk cinayeti de o kadar aşk tır...Aşk su gibi hayat vermeli insana.
    Ama zehir oluyor bazılarına!...Neden?
    Ne yaşamayı öğretebiliyoruz,ne de sevmeyi...
    Ne mutluluğu anlatabildik,ne de imtihanı...
    Ne hayatı anlatabiliyoruz.ne de ölümü...
    Yaşamı,sevmeyi,mutluluğu,imtihanı,hayatı ve ölümü anlayan birinden ''aşkı'' anlamasını beklemeye hakkımız yok...
    Herşey birbirine karıştı...
    Anlayacağınız şudur ki;kavuşmak için sevilmez!!!...
    Bilmelisiniz ki ''kavuşmak'' kadar ''özlemek'' de güzeldir.
    Kimbilir belki ''aşkın kendisi'' kavuşmaktan daha güzeldir?
    Ve şunu asla unutmayın!Kulak verin bu seseAşk bilekte yaşanmaz,yürekte yaşanır..
    Yürekte yaşanan aşk,kavuşamadığını kırmaz...Kıramaz...
    Çünkü kıyamaz''Mangal gibi yürek''derler ya...
    ''Aşk''içinde mangal gibi bir yürek lazım,yumruk olmuş bir bilek değil!!!Hatırlarsınız belki o sahneyi''Gönül Yarası'' filminde Meltem Cumbul,sözlerini anlamadığı ama yüreğini titreten şarkıya ağlarken ''abi,bu türküye ağlamak için bilmek mi gerek?'' diyordu,çok beğenmiştim o sahneyi...
    Aşk'ta öyle bir duygu işte...
    Anlayamaz,anlatamazsınız...
    Ağustos sıcağında üşümek,kış soğuğunda terlemek gibi...
    Aşk'a dair yazmayacaktım ama yinede yazdım.
    Aşk yazılacak bir duygu değil.Yazılamaz,yaşanır.Aşkı yazmakta zor,yaşamakta...
    Allah yaşayanlara sabır versin.
    Aşkı yazarken bazen ellerim acıyor...
    Tıpkı yüreğim gibi...


    "Can Yücel"


  14. 2008-07-12 #64
    Unutmadım, unutamam,
    Kara sevdam merak etme.
    Yaşamaksa, yaşadım lakin
    Canımın çoğu kaldı Sen'de!...

    Gittim.. Sen'in ve sevginin olmadığı neresi varsa oraya.. Görmemek iyi geliyor, göz görmeyince gönül katlanıyor. Yani alıştım, alışıyorum.. Ama unutmayı çıkardım hayatımdan, unutmaya çalıştıkça daha çok hatırladığım oluyorsun. Anladım ki unutamam!
    O günden sonra yaşadım, yaşamak böyle oluyorsa eğer.. Daha cansız, daha hissiz.. Ama daha sakin, daha huzurlu..

    Pişman mıyım asla!
    Güzelleştim yasla!
    Sevmedim mi? Sevdim evet
    Sen'den sonra ihtirasla!

    Sen'i geride bırakmaktan hiç pişman olmadım. Çünkü sen, beni, sen'i sevdiğim için çoktan pişman etmiştin. Yasın, sevginden daha az acıtıyordu. İçimde kaldı öylece işte.. Başka yüreklere aktım, usulca, yasınla.. Çokta sevdim sen'den sonra ama sen'i sevdiğim gibi olmadı hiç biri.. Mutlu olsun, mutlu ettim.. Ama.. Hani şu ama'sı var ya.. Olmadı sen'in gibi, yaşanmadı.. Ne acısı, ne de sevgisi benzemedi sana olana..

    Ama benim ciğerim yanar,
    Ten oyalanır, can kanar.
    İki gözüm iki çeşme,
    Haberin yok içerime içerime akar!

    Alışsam da içimde bir yerler hala yanar.. Ten gülse de, canımdaki yaran kanar.. Bazen ağlarım usul usul ansızın.. Mutlu olsam da, yarım kalan sevdam batar gözüme. Yaşlar yağmur damlası olur içimde. Yıkadıkça yıkar, tuz basar yarama.. Kabuk tutar sonra.. Ben kendi başıma kanatır, kendi başıma iyileştirir oldum zamanla..

    Unutmadım, unutamam,
    Kara sevdam merak etme.
    Yaşamaksa, yaşadım lakin
    Canımın çoğu kaldı sen'de!...

    Sen'in bilmene, duymana, görmene gerek yok.. Unutmayışım kendime, alışmam kendime.. Şu an ki mutluluğum kendime.. Ben öğrendim hayatımda sen'in yerin olmadığını, şimdi sıra sen'de.. Bende yokum sen'in gibi kara sevdam.. Sen'de bıraktıklarım sen'in olsun Ben yaşarım böyle de..


  15. 2008-07-13 #65
    YALANLAR SÖYLE BANA

    Epey olmuş, not etmişim bir yana... Yıllar önceden kalma bir konuşma. Ne kaldıysa aklımda yazmışım.

    Diyor ki notlarım: Aslında bir "yalan" avutacaktı onu. Gerçek umurunda değildi. Kalbinin beklediği tek şey biraz avutulmaktı işte. Sevdiği, onu sevmiyorsa bile seviyorum desin istiyordu. Adam belli ki hiçbir zaman istediği gibi sevmeyecekti onu. Ansızın çalmayacaktı kapısı mesela. Bir sabah çalıştığı masaya bir buket çiçek bırakılmayacaktı. "Bu şarkıyı anımsıyor musun?" diye sormayacaktı telefonun diğer ucundan. Birlikte bir yemek pişirilmeyecekti asla ve domatesler doğranırken haberlere birlikte kederlenilmeyecekti. Şefkatle okşanmayacaktı ateşlenmiş alınlar. Aşk için ertelenmeyecekti hiçbir iş...

    Ve... Terk edilmeyecekti hiçbir "alışkanlık"... Sıradışı olmayacaktı bu ilişki. Bütün bunları biliyordu ama birisi ona tersini söylesin istiyordu. Biri ona "özel" olduğunu, her şeyin düzeleceğini, bütün bunların geçici olduğunu söylesin istiyordu.

    Sevilmemekten eskimiş kalbi bir yalanla tadilata girsin istiyordu. Razıydı, yeter ki biri kandırsaydı onu. İyi bir şey söylesin birileri, desin ki mesela "Aslında seviyor seni. Ama gösteremiyor sevgisini. Belli edemiyor işte. Öğrenmemiş nasıl sevilir bir insan? Hepsi böyle biliyorsun. Ama ben anladım, çok seviyor seni. Sen görmedin dün, arkan dönüktü ama öyle güzel baktı ki sana... Suskunluğu içine kapanıklığından, sevgisizliğinden değil inan bana."

    Böyle desin istiyor birileri.

    Kandırıyorum onu.

    Duymak istediklerini söylüyorum.

    Bir parça teselli bulsa da, o aslında sevdiğinin yalanlarını istiyor...

    Eski notlarımı okurken bunu bir yana ayırıyorum. Düşünüyorum da, gittikçe büyüyor kandırılma isteğimiz galiba...

    Gerçek olduğundan daha ağır geliyor çünkü artık. Daha dayanılmaz, daha kaldırılmaz oldu... İç karartan, umutsuzluğa alıştıran, bezdiren, hani olmasa daha iyi olur bir hale geldi. İşte bu yüzden artik kimin umurundaki gerçek?

    Kimin umurunda yani dayanılmaz sesli bir adamın bir ses yarışmasında ön sıralara çıkması? Kimin umurunda, ciğeri var mı yok mu bilinmez insanların köşe başlarında yol tutması? Kimin umurunda gözümüze baka baka var olanı yok diye gösterenler? Kimin umurunda her akşam yok olanı varmış gibi anlatanlar?

    Geçtiğimiz günlerde Pakize Suda "Genç kızlar kandırılmak istiyor" diye yazdı. Nicedir aklımdaydı aşk ve yalan yazmak. Tam da üstüne geldi Pako'nun yazısı.

    Üstelik sadece genç kızlar değil kandırılmak isteyenler...

    Sıraya girdik hepimiz... "Dertli gönlümüze bir yalan daha söyleyiniz, ömrümüz mutlulukla nihayet bulsun" diye beklemekteyiz.

    Bal gibi fakındayız oysa. Yazının başında anlatılan sevdalı gibi... Olmayacak bir iş ama birisi "olur" desin diye bekliyoruz... Bir yalanla avunacak kalbimiz... Hepsi bu!



  16. 2008-07-13 #66
    Bhu hikaye çoq usun die okumadan qecmein...

    Kalbimin hiç tanımadığı duyguları daha yeni yeni hissetmeye başladığı dönemlerdi,çevremde bir sürü erkek ve kız arkadaşlarım vardı,ama bi gariplik vardı,mutlu değildim sanki aradığım başka birşeydi,her akşam eve gelir odama çekilir ağlardım,noluyordu bana anlayamıyordum,birgün yine arkadaşlarla beraberdim,beraberdim derken nasıl bi beraberlik,onlar bi araya toplanır gülüp eğlenirlerken bense bi kenara çekilip içimdeki fırtınaları dinliyordum her zamanki gibi,artık arkadaşlarımda alışmıştı bu durumuma,yanıma gelip oturduğunu hiç farketmemişim,taki sanki çok derinlerden gelen bi SELAM sesini duyana kadar,selam dedim bende,neden yalnız oturuyosun dedi,bilmiyorum dedim,kimse seni anlamıyor,hatta kendin bile kendini anlamıyorsun değilmi dedi,evet dedim,bende bu yüzden yanına geldim zaten dedi,bende aynı durumdayım,seni arkadaşlarından ayrı derin düşüncelere dalmış görünce işte benim gibi biri daha dedim,
    ve ilk defa onun yüzüne baktım,o anda kalbim durdu sanki,donup
    kalmıştım,ne zaman ayrıldık eve nasıl geldim bilmiyorum,o gün sürekli onu düşündüm,sanki aradığım şey buydu hissedebiliyordum bunu,
    o günden sonra hergün buluşmaya başladık,evleri iki mahalle kadar uzaktaydı,bizim mahallede akrabaları vardı,ilk tanıştığımız gün onlara gelmişler,böylece aylar geçti,artık ailelerimizde biliyordu,ya ben onlara gidiyordum yada o bize geliyordu,yani her günümüzü birlikte geçiriyorduk,
    ama ikimizinde anlayamadığı birşeyler vardı,birbirimizi çok seviyorduk,görmeden yapamıyorduk,arkadaşlık değildi bu,çünki diğer arkadaşlarımızıda seviyorduk,bu çok farklı bişeydi,kimseyede soramıyorduk,nasıl soralımki,biz bile bilmiyorduk ne olduğunu,bu çok yoğun duyguların etkisiyle bazen mutluluktan bulutlara kadar çıkıyorduk,bazende o küçücük kalplerimize sığdıramadığımız ve bi türlü anlamadığımız hisler dünyasında sebepsiz yere ağlıyor gözyaşlarımızı birbirimize hediye ediyorduk,,belki size saçma gelicek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım,ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bi ara gözgöze gelmiştik,ve daha ne olduğunu anlamadan ikimizde sebepsiz yere birden ağlamaya başlamıştık,hemde ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi göz yaşlarımız,işte o günden sonra bir daha biribirimizin yüzüne uzun süre bakamadık,hatta çoğu zaman sırtlarımız birbirimize dönük otururduk,bi gören olsa bize gülerdi heralde,ama elimizde değildiki bakamıyorduk işte,
    ama ne olursa olsun çok mutluyduk,artık ne güneşin doğuşunun,ne çiçeklerin kokusunun,nede kuşların aşk şarkılarının farkındaydık,biz birbirimizde kaybolmuştuk,taki bi akşam bizim evin zili uzun uzun çalana kadar,kapıyı annem açtı,gelen onun teyzesinin kızıydı,anneme bişeyler söyledi,annemde hemen babamla bişiyler konuşup,banada sen evden ayrılma biz hemen geliyoruz diyerek aceleyle çıktılar,bende hemen arkalarından çıktım,hava kararmıştı,beni görmesinler diye onları uzaktan takip ettim,biraz gittikten sonra bizim evin biraz ilerisinde bi market vardı,orada bi kalabalık gördüm,oraya gidiyorlardı,biraz daha yaklaşınca babam koşmaya başladı,yerde yatan biri vardı,bende biraz daha yaklaştım,babam yerde yatan kişiyi kucağına almıştı,bikaç adım daha yaklaştım ve kalbime binlerce ok birden saplandı sanki,yerde yatan benim meleğimdi,oda beni gördü,eliyle bana gelme diye işaret yaptı,ve bana bişeyler söylemek için ağzını açtığında,ağzından kan boşaldığını gördüm,yanına gittim,o güzel başını babamın kucağından kendi kucağıma aldım,hafifçe gülümsedi ve bak dedi napmışsın yeni gömleğine,onun kanına bulanmış gömleğimi göstererek,iki hafta önce doğum günümde o almıştı,ve birden başını karanlıkta benim seçemediğim kazanın olduğu bi yere çevirip tüh yaa dedi,ne demek istediğini anlamamıştım,başını tekrar çevirdiğimde ölmüştü,ondan sonrasını hatırlamıyorum,gözümü evde açtım,orada bayılmışım,beni doktora ***ürmüşler sakinleştirici filan yapmışlar,uzun süre baygın halde yatmışım,
    kendime gelir gelmez ağlamaya başladım,kimse müdahale etmedi,doktor ağlarsa müdahale etmeyin demiş,tekrar kendimden geçene kadar ağlamışım,ondan sonraki günlerde gözyaşım hiç dinmedi,aradan iki ay filan geçmişti,birgün anneme onlara gitmek istediğimi söyledim,annem önce kabul etmedi ama yalvarmalarıma dayanamayıp bi şartla kabul etti,gideriz ama orada ağlayıp annesini üzmeyeceğine söz verirsen dedi,bende söz verdim ve gittik,bi süre oturduk ama ben kendimi zor tutuyordum ağlamamak için,bak oğlum dedi annesi,biribirinizi ne kadar çok sevdiğinizi hepimiz biliyoruz,ne kadar üzüldüğünüde biliyorum ama senden bir ricam var dedi,kızım son nefesini senin kucağında vermiş,bana son anlarını anlatmanı istiyorum dedi,şaşırdım,nasıl anlatabilirdimki,anneme baktım boynunu büktü,bende onu üzmeyecek şekilde anlattım,ama bi ara karanlıkta bi yere bakıp tüh yaa dediğini anlamadığımı söyleyince,annesi bana sarılıp öyle bi ağlamaya başladıki,bende zaten zor tutuyordum kendimi,ikimizde uzun süre ağladık,
    biraz sakinleştikten sonra,artık bu dünyada yaşamam için hiç bir sebebin kalmadığına karar vermeme sebep olan şeyi anlattı,
    ogün annesi evlerinde benim çok sevdiğim bir yemeği yapmış,anne demiş bu yemeği ayhan çok sever,bizim yiyeceğimiz kadarını ver ben ayhanlara gidip onunla beraber yiyeceğim demiş,anneside yalnız göndermemek için yakınlarında oturan teyzesinin kızıyla bize göndermiş,yolda gelirlerken teyzesinin kızı,sen biraz bekle bende marketten içecek birşeyler alayım demiş,kaldırımda beklerken bi araba vurup kaçmış,bize yakın oldukları için teyzesinin kızı hemen bize haber vermeye gelmiş o akşam,ve o karanlığa bakıpta tüh yaa dediği şeyde,bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzüldüğü içinmiş,son anlarını yaşayan birisinin canından daha çok bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzülecek kadar seven bir kalp varmıdır daha şu lanet dünyada,başkasını sevebilirmiyim artık,aşık olabilirmiyim başkasına,tahammül edebilirmiyim artık saçma sapan şeylerin adını aşk koymalarına,bizim yaşadıklarımız bilemesekte gerçek aşktı,bunu şimdi biliyorum, ama o bilmiyor,birgün birbirimize bir söz vermiştik,hangimiz önce ölürsek diğerimizi cennetin kapısında bekleyecekti,şimdi bende bilmeden yaşadığımız o tarif edilmez duygunun gerçek aşk olduğunu,o aşkı sonsuza kadar yaşayacağımız cennetin kapısında beni bekleyen meleğime anlatmak için,gelmesi için hergün yalvarıp dua ettiğim beni ona kavuşturacak kişiyi bekliyorum,AZRAİLİ

    O ÖLDÜKTEN SONRA

    bu gün hafta sonu,aşkımla buluşacağız,en güzel elbiselerimi giymeliyim,hangi gömleği giysem acaba,yanakları gibi kırmızı olanımı yoksa gözleri gibi kapkara olanımı,yada kazanın olduğu gün kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleğimi,ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf,ben en iyisi son buluşmamızda başını omuzuma koyduğu o kokan gömleği giyeyim,evet evet bu daha iyi,anne ben çıkıyorum,onamı,
    tabiki anne yaa,her hafta sonu kiminle buluşurum ben,iyide neden ağlıyosunki,şimdi gidip annesindende izin almalıyım,günaydın müsade ederseniz kızınızla gezicez biraz,tabi oğlum,ona iyi bak olurmu,bak buda ağlıyor,noluyo bunlara anlamıyorum,koşar adımlarla gidiyorum aşkıma,bu yolda ne kadar uzun,her zamanki gibi bekçi amca karşılıyo beni,hoşgeldin oğlum,oda seni bekliyodu,biliyorum,günaydın aşkım ben geldim,bak hala yatıyo,hemde bembeyaz gelinliğiyle,yanaklarına küçük bir öpücük kondurup uyandırıyorum onu,her zamanki gibi toprak kokuyor meleğim,
    uzatıyor kollarını yattığı yerden,tutuyorum ellerinden,tüy kadar hafif,ne kadarda güzel meleğim benim,hoşçakal bekçi amca,bak koskoca adamda ağlıyo,iyi eğlenin olurmu diyor kirli sakallarından süzülen yaşları silerek,
    onun en sevdiği yerleri geziyoruz elele,allahım onunla olunca o kadar mutluyumki,bi ara yine gözgöze geliyoruz,bakmamalıydık,yine ağlıycaz,ne kadar ağladığımızı akşam ezanını duyunca anlıyorum,işte bu günde bitti,gitmeliyiz,bekçi amca kızar sonra,hoşgeldiniz iyi eğlendinizmi bari,neler yaptınız bakalım,ağladık akşama kadar,her zamanki gibi ha,evet,hadi meleğim sen şimdi yat,ben haftaya yine gelirim,,birgün diyorum,birgün bende bembeyaz damatlıklarımı giyip geleceğim yanına,kapkara gözlerini açarak yalvarırcasına,çabuk gel olurmu diyor,yakında meleğim çok yakında,biliyorum şimdi iyi geceler öpücüğüm olmadan uyuyamaz bi tanem,yanaklarına bi öpücük konduruyorum,yine o toprak kokusu,geldim anne,hoşgeldin oğlum,ÖLDÜR BENİ ANNE BENDE TOPRAK KOKMAK İSTİYORUM.


  17. 2008-07-13 #67
    kaLemimin kimyası ßozuk ßu gece..
    hava çok sıcak, tıpkı can yakan geceLer gißi...
    kasetçaLarda hayatım çaLıyor...
    ßiriLeri eşLik ediyor..
    ßiriLeri tenezzüL biLe etmiyor dinLemeye...
    birileriyse yıLLarımı siLip üstüne başka şeyler kaydediyor..
    siLiniyorum yavaş yavaş..
    karman çorman ßi hayat yaşıYorum..
    kim oLduğumu ßiLe ßiLmiyorum..
    derken haYatım radyo daLgaLarı arasında yeniden haYat ßuLuyor..
    yaşıyorum işte tekRar..
    geçen tüm zamanın intikamını insanLardan aLıyorum..
    herkes dinLiyor duyuyor..
    dedim ya kaLemimin kimyası ßozuk ßu gece..
    akti işte zaman..
    tırnakLarımı geçirdim geceYe..
    ßu sefer ßen kazandım..
    seni kanattım..
    gece..
    dikkat et kanıyorsun..


  18. 2008-07-16 #68
    745 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?





    Kanlı-bıcaklı değil bu aşk
    Zanlı ve yasaklı...
    Dönüşünün canı cehenneme!
    Yaramda gidişin saklı.....

    Darağacında asılı sevdam
    Gel de kırdır bana şu kalemi!
    Hem kimse görmez, vakit akşam
    Ölüm çözsün kahrolası denklemi...

    Teslim olduğum gece dünden kalma
    Bana vuslat şiirleri yazdırma artık...
    Bir gecelik izin ver de öleyim?
    Sonra istersen yeniden başlasın ayrılık...


  19. 2008-07-18 #69
    Yasaklısın bana,Uzaksın
    *Ne olur gelme gecelerime...Girme artık düşlerime.O kadar özledim ki...Yapma
    bunu bana...
    Hissedemem seni.Yasaksın bana...Uzaksın! gözlerine bakamam, kokunu içime
    çekemem artık...
    Çok geç. Her gün sana daha fazla yanarak senden uzaklaşmak zorunda olmak ne
    kadar zor sen biliryor musun?
    Senden gün geçtikçe uzaklaşmak...Nefes alamamak...
    Arkandan bakarken gitme demek isteyip diyememek ne kadar canımı yaktı
    haberin var mı ki?
    Zamansız gitmelerin vurdu beni en çok...Gözlerimden akan tuzlu göz yaşlarımı
    seninle tattım ilk kez...
    Senden sonra gülmek istedim...
    Dur dedi bendeki sen...Sana gülmek yakışır gülümse, dedi diğer bendeki sen.
    Duraksadım ve...
    Gülümsemelerim başladı.Ama acımı hissettiğim anda gülüşüm son buldu.

    Sen gittikten sonra düşürmemen için yalvardığım umutlarımı topladım o
    kaldırımdan...
    Umutlarımda yaralandı...Onların ne suçu vardı ki?
    Beni ***ürdün benden...
    Ben sana yandım...Bıraktığın izlerde yürüdüm...

    Ama...

    ...

    Yasaklısın bana,Uzaksın...
    Ve böyle de kalamlısın! Umutlarımı,düşlerimi bu kez düşürmen için ellerine
    veremem!

    Yasaklı ol,uzak ol...

    Can oldun,canımı yaktın,Yasaklı ol umutlarımı düşürme!

    Keşke yağmur olsaydın...Akıp gitseydin! Bana aşkı hatırlatmasaydın!*




    alıntı

  20. 2008-07-18 #70
    Bu özlemenin, "sensiz hiçbir şeyin tadı olmuyor"un yazısıdır. Yokluğundan bıktım, duvarları yumrukluyorum. Gecelerle kavgalıyım, gündüzlerle aram iyi değil. Sensiz yaşadığım dünya, açık bir hapishane gibi gelmeye başladı bana. Bu kocaman açık hapishanede sensiz yaşama cezası çekiyorum. Bu ceza hangi suça kesildi, kim verdi bu hükmü ve ne zaman bitecek bu ceza bilmiyorum. Yokluğunu bilmek, hissetmek, daha uzun bir süre gelmeyeceğinin bilincinde olmak katlanılmaz bir acı veriyor bana.

    Sensiz bu şehirde sürgünde gibiyim. Kendi şehrimde kendi evimde sürgündeyim. Bir yer bulabilir miyim acaba senden bir iz taşımayan. Bir an, bir zaman yaşayabilir miyim içinde senin silüetin olmayan. Hayatımın her parçasına ince ince sızarken, nasıl da farkında değildim, artık sensiz bir dünyadan tat almayacağıma.

    Siyah, simsiyah bir dünya bıraktın giderken ardında. Sesini duydukça grileşiyor dünyam, seni göremiyorum ki beyaza kavuşayım. Giderken bütün renklerini ***ürdün bu şehrin. Sana mavi güller aldığım, turuncu günlerimizi özledim. Sana hesapsız kitapsız sürprizler yapmayı, beğendiğin her şeyi sana almayı özledim.

    4 mevsim kış, 365 gün gece,24 saat karanlık bu şehir. Güneş yerine her sabah hüzün doğuyor, yağmur yerine hüzün yağıyor, bulutlar siyah, karlar siyah....

    Saatim seni en son gördüğüm dakikada durdu. Bir daha da kurmadım. Ben hala trende sana öpücük kondurduğum andayım. O tren hiç kalkmadı ve sen hiçbir yere gitmedin. Sen hala camdan bana bakıyorsun ve ben o ufak bankta seni izliyorum, sessiz sedasız....

    Gel, çabuk gel. Gelmezsen çıldıracağım. Gelmezsen sabahlara kadar günlerce yazacağım. Bir geceliğine gel, bir dakikalığına, saçlarından bir kere öpeyim seni sonra bir ömür daha beklerim seni.


    "Uzun yazılarını seviyorum, uzun yaz" diyordun ya.. İşte sana büyük bir aşkın, uzun bir hasretin, bitmeyen, eksilmeyen bir sevdanın, bir hasret yazısı, bir iç kanaması... Yazıp da gönderemediğim mektuplarımın, aklımdaki binlerce kelimenin, kimselere anlatamadığım duygularımın, kontrol edilmeyen arz-ı hali....


  21. 2008-07-19 #71
    ..Özlüyorum..
    Neden olduğunu bilmeden garip bir duygu saplanıyor yüreğime.. Kendim bile anlam veremiyorum sahipsiz bakışlara.. Herşeyin sonunu getiren ben, o eskiyi özleyen yine ben oluyorum. Garip...
    Farklı duygular besliyorum hayata karşı.. "O" ne düşünürse ben tam tersini düşünüyorum. Bu fark çekiyo bizi birbirimize.. Sonra yine kafam karışıyo. Dalıyorum maziye. . .

    ..Özlüyorum..
    Bakışlarını özlediğimi fark ediyorum yokluğunda. Bir başkasıyla görünce içim acıyo,yüreğim kanıyor. KaL demeyi ne çok isterdim oysaki.. Ama diyemedim..Zavallı yüreğim acıya yatkın nasıl olsa. "Git" desemde, git-meseydin ya sen.. Acıyı yaşatmasaydın ya bana.. Düşünemeseydim keşke seni..

    ..Özlüyorum..
    Bir tutam sevgiyi özlüyorum. Bana verdiğin bir sevgi cümlesiyle hayata bağlanmayı özlüyorum. Gidişini hatırlıyorum.Oysaki ben yollamıştım seni. Ben istemiştim bu acıyı.. Dayan yüreğim! 'Gelip geçici bir heves' de geç.. Bu da geçecek diyorum !

    ..Özlüyorum..
    Elele yürüyüşler aklıma geliyor bir sevgili gördüğümde.. Kokun tütüyor burnumda.Kıyafetlerimde bir 'sen' , yollarda bir 'sen' , hecelerimde bir 'sen' , aklımda bir 'sen' . .
    Sen de özlüyorsun, biliyorum. Ama gel diyememki sana.. Tekrar başlatamamki.. Nekadar özlesem de, yüreğime hapsetmem gerekiyor. . .

    ..Özlüyorum..
    Seni görebilmek için verdiğim çabayı.. Buralar buram buram hasret kokuyor. Yine eski ben..Yine aynı ben..Yine sen'siz ben.. Buralarda aynı.. Gidişlerde bir 'sen'..

    Şimdi öyle garip bir haldeyimki.. Kimse çözemiyor bu halimi. Susuyorum, çatışma oluyor. Oysa, sadece susarak özlüyorum seni. . .


  22. 2008-07-19 #72
    BEN İKİ GÜNLÜK AŞKLARIN İNSANI DEĞİLİM!!!

    BEN İKİ GÜNLÜK AŞKLARIN İNSANI DEĞİLİM!!!


    Aşkımı verdim sana yüreğimi verdim. Aşk sendin sen yüreğimdin. her atışı senin iki hecelik ismini fısıldardı, kimse bilmezdi ama sen duyardın.
    Hak etmiş miydin bunu böyle derin bir aşkı? Sevgiyi hak etmiş miydin? Geç kalınmış bir soru bu. Nasıl hissetiysem öyle yaşadım ben aşkımı yüreğimi teslim etmiş olmasaydım sana, bunun adı aşk olmazdı zaten.
    Böyle yaşadım hep beğensende beğenmesende. Hesaplı aşklar bana göre değildi. Ne verirsem onu alırım diyenlerden olmadım. Senin için attı yüreğim bunu söylemekten hiç çekinmedim.
    Umutlarımı, hayallerimi verdim sana. Bir gelecek düşledim seninle yarım aşkları kaç kovala oyunlarını, göstermelik aşkları bırakıp bir kenara. Bugünü dolu dolu yaşarken yarına dair hayaller, umutlar besledim. Hepsinde sen vardın sensiz olmayacaktım. Bugünüde yarınıda seninle yaşayacaktım.
    Ruhumu verdim sana bedenimi verdim, olmadığım zamanlarda ruhumu bıraktım sana yalnız kalmasın diye. Çünkü sensiz olmazdı ruhum içimi sıkıntılar basardı. Bu yüzden özgür bırakırdım hep onu ve ruhumun gideceği tek yer senin yanındı.
    Ya bedenim! gözlerim gördüğü hiçbirşeyi ayırt edemezdi sensizken. Ellerim dokunmazdı hiçbir şeye, yürümezdi bacaklarım senin olmadığın yollarda. Sana her dokunuşum yeniden doğuşum olurdu benim.
    Hayatımı verdim sana "can" deseydin onu da alırdın benden gözümü bile kırpmadan. Zaten aşk bu değil midir? Sevgiliye dokunduğun anda ölsem umrumda değil demek değil midir? Bunu diyemiyorsan eğer niye yaşıyorsun ki aşkı?
    Bütün bunlar yetmedi sana biliyorum. Yetseydi eğer şimdi bunları san yazıyor olmazdım. İsyan sanma bunları ben hayatı sende aradım. Belki küçük bir şey yeterli olacaktı her şey için. Her zaman ki gibi sen istedin bitti.
    Ama sana olan sevdam, sana olan aşkım mezarda biter.
    BEN İKİ GÜNLÜK AŞKLARIN İNSANI DEĞİLİM


  23. 2008-07-19 #73
    " Gittiğinde dudaklarıma bıraktığın boşluğu hiçbir kelime dolduramadı ne yazık ki. .Şimdi kelimelerim darmadağın, tıpkı sensiz yüreğim gibi. . ."

    Yalnızlığın demlediği bir akşam üstü yine notaları öksüz kalmış şarkıyı dinliyorum…Sezen Aksu- İki Gözlüm…Ve söylenen her söze pas tutmuş yüreğimi bırakıyorum tıpkı senin yüreğime bıraktığın yokluk gibi..Her satırı kan revan içinde, her notası gözyaşımda son nefesini vermekte. . .


    Sensizliğin sokaklarına bırakılmış kelimeleri toplamaktayım yine. Yoksun yine..Darmadağın her şey.. Kıyılarıma yokluğun acıları demirlemiş ve adımla başlayan kelimelerim ayrılığına mühürlenmiş..Artık ben " sende " sadece siyah- beyaz fotoğrafım..Artık ben " sende " yaşanıp hatıralara gömülen koyu bir pişmanlığım…Saçlarında başkalarının elleri gezinirken ben sana hala " sen" kadar uzağım. . .

    Hatırlıyor musun sana geldiğim günleri..Kan revan içindeydi kelimelerim, tozlu ayrılıkların arifesindeydi yüreğim..Dallarım kırılmıştı, umut diye ektiğim tüm tomurcuklar zamansız budanmıştı..Yıkılmış bir yürekle gelmiştim sana.. Senin teninde var olmaya gelmemiştim oysa..Aşk adına aldığım yaraları senin gülüşlerinle sarmaya gelmiştim..Acılarıma ortak, umutlarıma yoldaş bilmiştim seni…Ellerini tutamayacağımı bile bile, yüreğini gülüşlerimle bir kez öpemeyeceğimi bile bile seni sevmeye gelmiştim..Uzaklardaki varlığınla yaşamayı kabullenip sadece seninle aynı çınar ağacın gölgesinde ölüme uzanmayı istemiştim sadece..Seni " sen " diye sevmek için gelmiştim sana..Gülüşlerinle baharı, sevginle mutlulukları yüreğime mühürlemeye gelmiştim. . .

    Ve bir gün sana uzattığım ellerimi tuttun, kanayan yaralarıma " mutluluklarını sundun…Ölüm kokan ellerimle avuçlarına sığınan ben gibi sende imkansızlığına inat yüreğime doyasıya sarıldın.. Dağlar örülü uzaklığımıza aldırmadan her nefeste sevdaya uzandı ellerimiz. Zamanı durduk gözlerimizde..Yetim kalmış kelebekleri emzirdik imkansızlığımıza akan gözbebeklerimizde.. Savaştık durduk mevsimsiz açan yokluk deliverenleriyle..Kanattık birbirimizle anılmayan sevda cümlelerini..Katili olduk bize ayrılığı reva görenleri…İki bedende yaşanan bu sevdayı tek yüreğe sığdırmaya çalıştık.. Savaştık delicesine..Karanlık geceleri sevdamıza şahit bildik, yazgımıza yazılmamış bu aşkın kavuşmasını ahirete erteledik..Biz seninle sırtları birbirine yaslanan karlı dağın birbirlerinin ellerini tutamayan iki yamacıydık; senin yüzün güneşe bakardı benim ise imkansızlığa. . .

    Sonra kum saatinden akan zamana kanıp gittin işte. Ardında beni " bana " bırakarak.. Oysa senden hiçbir şey istemedim..Sadece umut istedim karanlık gecelerime, sadece mutluluklarını istedim seni beklemekte geçecek günlerime… Ne bana ait olmayan hayatını istedim senden ne de bana yasak tenini diledim .. Sadece uzaklardaki varlığına sarılıp kirpiklerinde dinlendirmek istedim yüreğime üşüşmüş ayazları.. Sadece sesinin sıcaklığına uzanıp gülüşlerinle sarmayı diledim yalnızlıktan bakiye acılarımı. . .

    Söyle bana senden çok şeyler mi istedim ? Senden çok şeyler mi beklettim.. Hadi kaldır başını…" Bu yürek yaşamalı " sözleriyle başlayan mutlulukların neden " ne olur anla " cümlesine sığdırılmış ayrılıklara gebe kaldı ? Bana gitmek için geldiğini bildiğim halde sevmiştim seni. Çok mu geldi gözlerinde beni mutlu görmek ? Ellerini tutamayacağımı bildiğim halde seni sevmek çok mu geldi sana ? Bana duyduğun sevgi bir avuntu muydu yoksa ? Bir rüyaydı geldi geçti de bana.. Seni hiç sevmedim de bana.. Seni " senden " çok sevdiğim için küfürler savur bana.. Ellerini tutamayacak olsam da seninle mutluluğum için ayrılığında yüreğimden vur beni….Suskunluğunla kanat dudaklarımdaki ismini.. İmkansızlığınla öldüremediğin bu Kadını yokluğuna göm emi.. Sende pişmanlık duyulan bir günah olduğumu haykır.. Yaşanması gereken ve bir o kadar kısa tutulması gereken bu avuntunun bittiğini söyle.. Gülüşlerinle yamadığın yüreğimi " yüreğimden " sök te git.. Her şey bitti de, kurduğun tüm kelimelerin, seni seviyorum ile başlayan tüm cümlelerim yalandı de bana. . .

    Haklısın; sen bana gitmek için gelmiştin. Yaşandı ve bitti bu basit işte..Ama gittiğin günden beri kanayan yüreğim niye hala acıyor sevgili ? Niye ?.. Söyle bana…Sana duyduğum sevgimin sana yetmediğini söyle..Küfürler savur bana.. Git de, bana ait değilsin de.. Sen benim hayatımın en büyük hatasın diye suçla beni.. Unuttuğunu söyle.. Bittiğini söyle. Gittiğin gün yüreğinin acımadığını itiraf et..Adından öteye hiçbir zaman dudaklarımda olmadın ki de b.. Sesimi duyduğumda sesimin titremediğini haykır. Sigara küllüklerine savurduğun izmaritlerde adımın yandığını söyle…Gecelerin şahit olduğu bu sevda hiç yaşanmadı ki de bana…Bir cümle kadar yer tutmadı adın diye söyle hadi .. Seni sevdiğim için küfürler et bana.. Bedelini yüreğimle ödediğim en masum günahın olarak beddualar et bana.. Ölümleri hediye eyle yüreğime.. Git de ve hiç sevmediğini söyle…Susma bir şeyler söyle…Yüreğinde hiç var olmadığımı söyle…Hadi tüm cesaretini topla ve " seni sevmedim ki " cümlelerini savur ayak uçlarıma. . .

    Biliyorum her zamanki gibi susacaksın …Sus.. Tek bir kelime et..Adımı anacak kelimelerin boşa gitmesin.. Bana gelmeyeceğinin farkında idim. Ama sevdim işte. Seni " senden " çok severek.. Uğruna " bedenimden " vazgeçerek sevdim.. Biliyorum gelmeyecektin ve beni sevmeyeceksin…Ait olduğun karanlıkları bırakıp gelecek gücün yok senin.. Belki de hiç sevmedin beni..Bırak sevme beni.. Bırak bana söylediğin her kelime yalan olsun.. Unutma ki; " yüreğimdeki sen" , seni sensizlikte bile sevecek kadar büyük. " Yüreğimdeki seni " hiçbir kelime, hiçbir yalan küçültemeyecektir..Çünkü, başkasına ait soyadını taşıyan bir erkeği değil; beni " seven " erkeği yani yüreğime ait erkeği sevdim hep …Saçlarında hangi kadının elleri dolaşıyor, teninde hangi yüreğin nefesi kokuyor inan hiç umrumda değil. Bana söylediğin kelimelerin yalan olduğunu da .. Ben sadece beni seven " seni " sevdim…Ve şimdi bana bıraktığın sensizliğin içinde tek kurşunu yüreğime sıkıyorum. . .

    " Sen bana ait olmasan da ben sadece senin yüreğine aitim…Sadece senin sevdiğin bu yüreği " senin yüreğine " gömüyorum senden başka kimse sevmesin diye. . ."


  24. 2008-07-19 #74
    Yoktu SeNden Önce..!

    ...Senden önce yoktu bekleyenim, yoktu dinleyenim, yoktu özleyenim, hatta özlediğim... İyi ki varsın iyilik meleğim ! Tut ellerimi, sıkı tut, sakın bırakma...

    Alışıyorum , sana alışıyorum,
    yanındayken sanki başka biriyim.
    Korkularım yitiyor,
    güvenim büyüyor git gide.
    Biraz kuruntularım var, neden mi ?
    En iyisini,
    en güzelini sana verememekten her şeyin
    korkuyorum bu kez de....
    Sen öylesin ki
    kutsal bir mabetsin
    herkesin önünde diz çöktüğü,
    en olmazı olur yapan
    mucizevi bir güçsün.
    En değerli varlığım, vazgeçilmezimsin.
    Sana güzelin de güzelini verebilmeliyim.

    Sevginle büyüyorum her geçen gün
    öyle ki taşıyor sevgin içimden, sığmıyor yüreğime
    saklayamıyorum.
    Umursamadan hiç bir şeye
    seviyorum, seviyorum işte
    diye bağımak geliyor içimden.

    Ne güzel duygu bunlar Tanrım
    neredeydik biz, şimdiye dek...
    Yaşamıyor muyduk aynı evrende...
    Başka dünyamız mı vardı bizim ?

    Önce yüreğimiz örtüştü habersizce
    sonra içimizden akarak
    parmak uçlarımıza
    gelen duygularımız...
    Ne kadar incesin,
    ne kadar hassassın..
    Nasıl da özlersin bir satırımı,
    sesimi, gülüşümü, kara gözlerimi.

    Seninle çok güçlü olacağız birlikte
    biz bizi, hiçkimseye sonu yaşatmak
    için sevmiyoruz
    biz varoluşun başlangıcı olacağız seninle....

    Alışıyorum sana,
    arkadaşım, paylaşamadıklarımı paylaştığımsın..
    O gece sana
    yaşamımımdan bir kara çerçeve gösterdiğimde,
    bana nasıl da
    "üzülme kuzucuğum, sen bunlara layık değilsin" dedin ya, gözlerim ıslandı, şevkatin içimi titretti.
    Sanki dayanma gücümdün yıllardır içimde saklı duran .

    Senden öncesi yoktu anlayanım..
    Senden öncesi yoktu bekleyenim,
    yoktu özleyenim, hatta özlediğim...
    Senden öncesi sevdiğim mavi grileşiyordu,
    denizler hırçındı, dalgalar kıyıları sarsıyordu,
    hiç dinginleşmiyordu.
    İsteği yapılmamış etrafına küsen bir çocuk gibiydim
    senden önce.
    iyi ki varsın iyilik meleğim....
    Tut ellerimi sıkıca tut
    sakın ha sakın bırakma.....


  25. 2008-07-19 #75
    Kaç zaman geçti sana yazmayalı.. İçimdekiler çağlayan misali... Önündeki bendi bir çeksem durmayacaklar biliyorum.. Buraya akanlar ise sadece birkaç sızıntı o kadar...

    Seni bulduğum an kaybetmenin acısı hala yüreğimde tazeliğini korumakta... Bilirmisin kaybetmenin dayanılmaz ağırlığını, bu ağırlıkla her gün yavaş yavaş ezilmenin verdiği dehşeti ve her gün bu dehşetle bin kere ölmenin beterliğini.. Ama nerden bileceksin, sen hiç kaybetmedin ki!!....

    İnanmadığın belki de dudak büktüğün sevdamı yazdığım her satırımla anlattım sana.. İçimdeki martılardan özgürlüğüne kavuşmuş olanıydı sevdan.. Karanlık dehlizlerde bir çıkar yol bulmak adına yoluma ışık tutandı sevdan..

    Sen bilirmisin sevdayı sevgili?? İçinde çağlayan olmuş duyguları kimseye anlatamamanın verdiği ezikliği?? Ya her adım atışında geri geri gittiğini farkettiğin oldu mu hiç? Sevmenin ağzında bıraktığı kekremsi tadı peki?? Ama nerden bileceksin sen hiç sevmedin ki...

    Gecelerin sessizliğini dinledim hep, orda sesini duyabilmek umuduyla.. Bu kadar acımasız mıydın sen........ Tek bir ses bile göndermedin.. Gecenin sihirini taa yüreğinde hissettin mi hiç? Aşkın sığınağıdır gece.. Gündüzün verdiği acılar yerini gecenin karanlığındaki sükunete bırakır. Yaşarsın burada aşkını doyasıya.. Umutlar kelebek misali konar avuçlarına her gece.. Taa ki güneşin acımasız ışınları vücuduna değene kadar.. Sonrası yine acılardan ibaret.. Ama sen bunları bilemezsin.. Sen hiç aşık olmadın ki!!

    Uykuya hasret gözlerim.. Kirpiklerim birbirine kavuşma telaşında.. Ben ise ısrarla seni görebilirim umuduyla sonuna kadar açık tutuyorum onları...şizofrence..

    Seninle şizofrenim artık ben.. Gözlerimin daldığı yerde seni yaşıyorum.. yaşatıyorum.. Uzaktan sevmelere alıştı seni beynim.. Yakınlığın belki de canımı yakmakta..

    Sevmenin, aşık olmanın anlamını anladığında beni de anlayacaksın küçüğüm... İşte o an ne yaptığını anlayacaksın bana..
    Benim olmadığım zamanlarda... aşkı bulman adına...
    Çıkıyorum hayatından.. tüm sevgimi ve sevda sözcüklerimi alarak yanıma..
    Sevmek budur işte küçüğüm.. gerektiğinde çekip gitmektir sevdiğinin hayatından..
    Hadi bırak beni gideyim artık..
    Zamanım doldu...

  26. 2008-07-20 #76
    Gözlerine boyanmış bir gecede terk etti yüreğim beni.. benden uçup sana
    konuverdi. maviler içinde uzaklarda bir yerlerde buldum gözlerini. sardım
    sıkıca... bir bilsen nasıl güzellerdi.. kıyamadım. bağrıma bastım birden. baktıkça
    içimi ısıtan bakışların. sana bile söylemedim içime en içime.. derinlerime
    sakladım gözlerini. sen bile bilemedin... anlatamadım sana içimde büyüttüğüm
    hislerimi. sustum hep!. her seni gördüğümde suskunluğa mahkum ettim
    dudaklarımı.. alışkanlık sanki. o iki kelime hala dudaklarımda saklı. tıpkı yerin
    en dibine gömülen bir hazine gibi. belli ki aşkta sigara gibi bellemiş susmayı...
    en kötü alışkanlığı bu... her aşka yazılmış sanki. her anım senle doluydu oysa.
    hafızamdakiler. hayallerim... hiçbiri sana çıkmadı!... hiçbirini bilemedin sen.
    sessizliğimle sevdim seni. .bir ben.. bir hayallerim... birde kocaman bir şehir...
    küçük hissederdim kendimi bu kocaşehirde. sonra sen gelirdin aklıma. senle
    süslenmiş hayaller gelirdi. öyle güç gelirdi ki yüreğime. öyle baharlar açardı
    birden. hani soğuk bir kış mevsimi üstün çırılçıplak soğukta kalırsında. bir ılık
    hava bile tesellin olur.. bir sıcak aş. bir yudum sevgiye muhtaç sokak çocuğu
    gibi. hani sobası yanan bir evin sıcaklığı vardır ya.. o içini titreten soğuktan
    kurtulup atarsın ya kendini yangınlara.. bende öyle olurdum gözlerin gelince
    aklıma. tarifsiz duygular. bitmeyen özlemler. acıtırdın hep içimi… bir bilsen
    can!. sokaklarda yürürken düşünürdüm hep nedense seni.. sana söyleyemediğim
    herşeyi. gün gelir sana nasıl söylerim acaba diye.. ama o gün hiç gelmedi.
    geleceğe de benzemiyor. seni hayal ederdim bir sevgili gördüğümde. biri sen biri
    de bendim.. ama yüzüme vuran kuru soğukla birden kendime gelirdim. aslında
    hep yalnız yürüdüm sokaklarda. sen hiç yanımda olmadın ki.. yokluğunu
    düşünürdüm hep. hak ettim mi sensizliği?.. kahrederdim sonra yalnızlığıma.
    kapatamadım yaralarını.. kapanmaz yarasın bağrıma. sorular sorular. bir cevap
    bulamazdım yokluğuna.. hala bulamıyorum!.. bilmiyorum cevabı hangi kitaplarda.
    küçüktü yüreğim!.. belki de ağır geldi bu sevda bana.. taşıyamıyorum artık!. içimi
    acıtıyor bağrımda atan kalbim, adını her andığımda. bilmiyorum sevgilim. belki
    de filmlere taş çıkaran bir hikaye istedim. belki de masallara inat bir sevda..
    seni dolu dolu yaşamak istedim.. nefesimi kesmeni.. aşkınla yerlere göklere
    çıkmayı istedim belkide... haşarı bir sevgili olmayı yanında.. gülüşünü görmeyi
    her anımda.. benim yastığıma baş koymanı.. sana hep sana uyanmayı. çok şey mi
    istedim yarınlardan?.. bir seni istedim ben kollarıma. bencillik mi ediyorum
    yoksa. yok yok sevgilim!... anlatamıyorum!.. anlayamıyorum bu çaresizliği... çok
    direndim sevgilim inan. çok direndim sana.. aşkını korumaya çalıştım hep
    kendimden bile. öyle kırılgansın ki içimde. korkuyorum dokunmaya.. aşkın kalsın
    istedim hep aynı ilk zamanki gibi. hani seni gördüğüm ilk gün vardı ya.. içimi
    eriten ilk kişiydin. kimdi bu güzel gözlü. hayatında biri var mıydı acaba.
    baharları kıskandıran gülüşün. içimi titreten bakışların... kelimelerimi tüketen
    duruşun... anlatamadım hala birini bile sana. söyleyememek. susmak deli gibi
    haykırmak isterken.. sevgine aç yaşamak!. ölesiye sana doymak isterken. nasıl
    acıtır şimdi anlıyorum. şimdi anlıyorum o zamanlar daha az acıtıyormuşsun içimi..
    nasıl özlüyorum ilk zamanlarımı.. her güne sana ve bana ait yeni bir hayalle
    uyanmayı.. sana ve gözlerine yakın hayaller kurmayı.. zaman aktıkça anlıyor
    insan.. şimdi öyle çaresiz hayaller.. öyle avuntu gözlerin var sevdamda. sevgimin
    ilk baharlarını nasıl özledim sevgilim bir bilsen.. içimde yeni yeni açtığın
    zamanları.. geri gelmiyor istesemde. hiçbirşey eskisi gibi olmuyor!.. yitirdim
    artık sana ait güzel olan ne varsa. ben böyle olsun istemedim aslında.. anladım ki
    yeni açan gül dalında kalmalı.. güzel olan ne varsa yıpratılmamalı. en güzel
    yerinde bitmeli. belki bitişler acı verir. insanız işte. özümüzde var nankörlük.
    ne ölümler geçti ömrümüzden.. ne ayrılıklar.. ne hüzünler. hangisi kaldı ki
    sevgilim. sende biteceksin bir gün elbet. acılarla olsa da. sende gideceksin bir
    gün yüreğimden. yiteceksin sevgimden. senden geriye sadece bana hatıra
    hüzünlerin kalacak ve hatırladıkça bir damla gözyaşı alacaksın bu kez benden! o
    günün umuduyla yaşıyorum. bir parça sevginin umuduyla yaşıyorum sanma. zaman
    sevgilim.. zaman en iyi ilaçmış kapanmaz yaralara. sende kapanmaz yarasın
    bağrımda. hala yılları sayıyorum belki kapanır umuduyla. yaşayamadım bir gün
    olsun seni.. aslında sen bir ressamdın hayatımı çizen.. şimdi arıyorum kendimi
    çizilmemiş tablolarda. suç benim aslında. senin bir suçun yok sevgilim affet! sana
    söyleyemeyen benim. sana gelemeyen benim. bilmeyen sensin. affet sevgilim!. suç
    kalbimin aslında. bir suçlu arıyorsan bu sevdada itiraf ediyorum kendimi sana.
    suçlu benim sevgilim.. bana fazlaydı bu sevda.. ama gönül söz dinler mi?. sana
    koşuyor dur durak bilmeden. bir kere olsun sen anlamaya alış.. gücüm kalmadı
    artık.. bağrımda yokluğunu taşımaya. bugün yüreğim bitkin. çaresiz.. yorgun.
    sebebi belli. yaşayamadığım yaşatamadıklarım çok kırdı üreğimi.. bugün yüreğim
    beni terkediyor sevgilim!. seni de!..ikimizde dönüşü olmayan bir ayrılık havasını
    soluyoruz bugün. kal diyemem!. hakkım yok dön demeye. çok kırdık onu ikimizde.
    bırak gitsin!. salsın kendini maviliklere. her mavilikte sen olsan bile. bırak
    yüreğim özgür kalsın!. savursun kendini denizlere.. her denizde sana akan
    gözyaşım olsa bile. hani bir film vardı hatırlar mısın?.. son sözü hala aklımda


  27. 2008-07-20 #77
    Sana Can Dedim


    1562 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?


    Her keman sesinde, sensin kulağımda çınlayan!
    Ah yüreğine umut tohumlarımı serpiştiremediğim;
    Ne olurdu, tenhasında kalmasaydın yalnızlıklarımın…
    Sana can dedim, canım şimdi bana sitemkâr!
    Sen kalan son dalımı kesmemeliydin,
    Hüzün sağanaklı bir akşamüstüydü;
    Bıraktın, gittin…

    Kim korkuttu seni bu kadar?
    Bir kandile mi hasrettin ki, sahte gülüşler karanlığında?
    Yoksa üşüyor muydun, serin hayaller kucağında…
    Ne oldu sana?
    Kim koparıp aldı yüreğinden, vefâ damarını?
    Susup da gözlerimin içine öyle bakma!
    Söyle; söyle diyorum sana!
    Sonra, anlatamazsın kimselere merâmını…

    Sensiz hicrâna gebeyim, her doğuşum hüsrân!
    Kalmadı avuçlarımda, bir tutam hülyân…
    Gitme diyemezdim ki sana;
    Gidişindeki vâkardı, yüreğimi yakan!
    Öyle suskun, öyle eğip de başını; yürüdün gittin,
    Özlendiğini sandığın, gâyesizlik iklimine….

    Bir şiirin son dizesiydin…
    Üzerime düşen son yağmur damlası…
    Sen üstüne bir kahve bile içemediğim,
    Anlamsız bir yorgunluğun hikâyesiydin…
    Bir parça ekmek, birkaç zeytindin,
    Mezesi gam, hicâp sofralarımda….



  28. 2008-07-20 #78
    pamuk prenses hikayesi uyuyan güzel pamuk prenses
    Her yerin karla kaplı olduğu bir kış günüymüş. Bir kraliçe, sarayının pencerelerinden birinin arkasında bir yandan nakış işliyor, bir yandan da hayal kuruyormuş. Derken birden parmağına iğne batmış ve gergefin üstüne üç damla kan akmış.
    Kraliçe kan damlalarına bakar bakmaz, "Çocuğum kız olursa, teni kar gibi ak, yanakları
    kan gibi al, saçları da pencerenin çerçevesi gibi kapkara olsun," diye geçirmiş içinden.
    Bu olaydan kısa bir süre sonra bir kız çocuğu getirmiş dünyaya. Kızı tıpkı içinden geçirdiği gibi bir kızmış. Ona Pamuk Prenses adını vermişler. Ne yazık ki kraliçe doğumdan birkaç saat sonra ölmüş.
    Bir yıl sonra Kral yeniden evlenmiş. Yeni Kraliçe çok güzel bir kadınmış. Güzelliğine güzelmiş, ama bir o kadar da kibirliymiş, kendisinden daha güzel birinin olabileceğini düşüncesine bile tahammül edemezmiş. Odasında sihirli bir aynası varmış. Her gün o aynanın karşısına geçer, saatlerce kendisini seyreder ve sonunda,
    "Ayna, ayna söyle bana
    En güzel kim bu dünyada,"
    Diye sorarmış. Ayna da hiç duralamadan, "Sizsiniz Kraliçem," dermiş.
    Fakat, Pamuk Prenses on dört yaşına geldiğinde, bir gün ayna şöyle demiş:
    Güzelsiniz Kraliçem, güzel olmasına,
    Ama Pamuk Prenses sizden daha güzel."
    Kraliçe bunu duyunca çok kızmış, öfkesinden ne uyku girmiş gözüne, ne de bir lokma yemek yiyebilmiş. 'Ne yapmalı, ne etmeli?' diye düşünüp durmuş günlerce. Sonra kararını vermiş ve sarayın avcısını çağırmış huzuruna.
    "Pamuk Prenses'i ormana ***ür ve orada öldür. Öldürdüğüne kanıt olarak da kalbiyle ciğerini sök, bana getir."
    Avcı Pamuk Prenses'i ormana ***ürmüş, bıçağını çekmiş. Fakat Pamuk Prenses'in ağladığını görünce onu öldürmeye kıyamamış. Pamuk Prenses ağaçların arasına dalıp gözden kaybolurken, "Ben yapamadım, ama hava kararıncaya kadar bir ayı veya bir kurt benim yapamadığımı yapar nasıl olsa," demiş.
    Yolda genç bir yabandomuzu çıkmış avcının karşısına. O da hayvanı oracıkta öldürmüş, kalbiyle ciğerini söküp Kraliçe'ye ***ürmüş.
    Ama Pamuk Prenses'i avcının düşündüğü gibi ne bir ayı ne de bir kurt yemiş. Akşam olup hava kararınca dağların ardında küçük bir eve gelmiş. Kapısını çalmış, açan olmamış. Cesaretini toplayıp içeri girmiş.
    İçeride üzeri yenmeye hazır yiyeceklerle dolu yedi küçük tabağın bulunduğu yedi küçük sandalyeli uzun bir masa varmış, duvar dibinde de yedi yatak diziliymiş. Beklemiş, beklemiş, ama kimsecikler gelmemiş. Çok aç ve çok yorgun olduğu için daha fazla bekleyememiş ve her tabaktan bir kaşık yemek almış, yedi yataktan yedincisine yatıp uykuya dalmış.
    Biraz sonra evin sahipleri eve dönmüşler. Dağların derinliklerinde bulunan bir gümüş
    madeninde çalışan yedi cücelermiş bunlar.
    Pamuk Prenses'i görünce, "Ne kadar güzel bir kız!" demişler.
    Sabah olup uyandığında Pamuk Prenses cüceleri görünce önce çok korkmuş, ama kısa bir süre sonra onlardan bir kötülük gelmeyeceğini, onların çok iyi insanlar olduklarını anlamış. Yedi cüceler Pamuk Prenses'ten evlerini çekip çevirmesini istemişler, o da hemen kabul etmiş.
    "Hoşça kal," demişler yedi cüceler işe giderlerken.
    "Kapıyı kimseye açma. Eğer üvey annen burada olduğunu öğrenirse seni tekrar öldürmeye kalkar sonra."
    Bir gün Kraliçe tekrar aynasının karşısına geçmiş. Aynadan şu cevabı alınca suratının aldığı şekli varın siz düşünün artık:


    "Güzelsin Kraliçem, buraların en güzeli sizsiniz
    Ama ne var ki, yüksek dağların ardında
    Cücelerin küçük, şirin evindeki
    Pamuk Prenses dünyalar güzeli."
    Bunu duyar duymaz Kraliçe hemen kolları sıvamış. Yaşlı bir satıcı kadın kılığına bürünmüş ve elinde içi kurdele dolu bir tablayla dağlara doğru çıkmış yola.
    Cücelerin evine varınca, "Kurdelelerim var, harika kurdeleler!" diye seslenerek kapıyı çalmış. Kimin geldiğine bakmak için pencereye çıkan Pamuk Prenses kurdeleleri görünce içi gitmiş. 'Bunda ne kötülük olabilir ki!' diye düşünerek kapıyı açmış.
    "Bunu mu beğendin güzelim?" demiş Kraliçe kurdeleyi Pamuk Prenses'in boynuna takarken. Sonra kurdeleyi sıktıkça sıkmış, ta ki Pamuk Prenses ölü gibi boylu boyunca yere uzanana kadar.
    O gece yedi cüceler Pamuk Prenses'i o halde bulmuşlar. Kurdeleyi kesmişler ve Pamuk Prenses hayata dönmüş tekrar. Böylece Kraliçe'nin elinden ikinci kez kurtulmuş Pamuk Prenses.
    Ertesi sabah Kraliçe anasının karşısına geçmiş yeniden. Aynadan Pamuk Prenses'in hâlâ yaşadığı haberini alır almaz hemen kılık değiştirmiş ve bir kez daha dağların yolunu tutmuş.
    "Taraklarım var, harika taraklar!" diye seslenmiş cücelerin evinin kapısında. Pamuk
    Prenses yaşlı kadının elinde tuttuğu tarafı görünce başına gelenleri unutuvermiş. Kapıyı açmış.
    "Saçların ne güzel, bırak ben tarayayım," demiş Kraliçe. Ama tarak zehirliymiş, başına değer değmez Pamuk Prenses ölü gibi yere uzanmış. O gece yedi cüceler saçından tarağı almışlar ve Pamuk Prenses yeniden hayata dönmüş. Böylece Kraliçe'nin elinden üçüncü kez kurtulmuş Pamuk Prenses.
    Ertesi gün Kraliçe aynasının karşısına geçince, Pamuk Prenses'in hâlâ yaşadığını öğrenmiş. Öfkesi burnunda, bu kez en büyülü iksirini hazırlayıp bir elmanın yarısına sürmüş. Sonra da yaşlı bir dilenci kılığına girip yola koyulmuş.
    "Güzel kızıma tatlı bir elma benden, armağan," demiş Kraliçe, pencereden bakan Pamuk
    Prenses'e. "Pencereden de verebilirim, kapıyı açmana gerek yok."
    "Kötü diye mi almıyorsun yoksa," demiş Kraliçe, Pamuk Prenses'in kararsız olduğunu görünce. Sonra da zehirsiz tarafından ısırmış ve, "Al bak harika!" diyerek uzatmış, yanakları gibi al al elmayı Pamuk Prenses'e.
    Pamuk Prenses elmayı zehirli tarafından ısırır ısırmaz cansız yere uzanmış.
    Kraliçe pencereden içeri, Pamuk Prenses'e bakmış. "Nihayet senden kurtuldum, artık dünyanın en güzeli benim," demiş. Oradan doğruca saraya gitmiş. Erkesi gün aynaya kimin en güzel olduğunu sorduğunda ayna, "Sizsiniz Kraliçem," deyince dünyalar onun olmuş.
    Bu sefer cücelerden hiçbiri Pamuk Prenses'i uyandıramamış ölüm uykusundan. Aradan üç gün geçmiş, bütün umutlarını kaybetmişler. Fakat nedense Pamuk Prenses hiç de ölü gibi durmuyormuş. O yüzden yedi cüceler onu gömmemişler ve camdan bir tabut içine koymuşlar, tabutu da yüksek bir tepenin en tepesine yerleştirmişler.
    Günlerden bir gün cüceleri ziyarete gelen bir Prens oradan geçerken camdan tabutun içinde Pamuk Prenses'i görmüş ve hemen ona âşık olmuş.
    "Onu sarayıma ***ürmeme izin verin," diye yalvarmış Prens.
    Yedi cüceler ona acımışlar ve izin vermişler. Prens'in uşakları tabutu kaldırırken Pamuk Prenses'in boğazına takılmış olan zehirli elma parçası pat düşmüş ağzından. Pamuk Prenses doğrulmuş nerede olduğunu anlamadan, gözünü açmış, yakışıklı Prensi karşısında görmüş. Görür görmez ona âşık olmuş. Birkaç hafta sonra nişanlanmışlar.
    Derken düğün günü gelip çatmış. Düğüne çağrılanlar arasında Pamuk Prenses'in üvey annesi de varmış. Üvey annesi sarayın salonuna girer girmez Pamuk Prenses'i tanımış, ama bu sefer bir şey yapmaya fırsat bulamamış. Çünkü Prens'in adamları Kraliçe'yi hemen


    yakalamış, Prens de onu artık kötülük yapamayacağı uzak bir ülkeye sürgün etmiş. O günden sonra Pamuk Prenses, güzelliğinin yanı sıra mutluluğuyla da ün salmış.

  29. 2008-07-21 #79
    Çok uzak şehirlerimden sana baktım yine gece gözlüm. Baktım susarak. Konuşmamı beklediğini biliyordum ama yapamadım. Bu kadar kan revanken içim sana anlatamadım. Bende olmayan geleceğin sana neden feda edilemediğini. Anlatamayacağımda. Sadece feda edilmiyor işte bunu bileceksin. İmkânsızlığını bileceksin. Senden gidemezken, sana dönemememi nasıl anlatayım. Bende ki kederin yağmurlarını nasıl anlatayım. Beni anlamayacağından emin olduğum gözlerine nasıl cümleler kurayım. Ben sana nasıl kıyayım gece gözlüm konuşarak. Susmanın zamanı şimdi. Bende ki tüm cümleler sessizliğe yaslandı. Sessizce yazılacak yüreğine. Haberin olmayacak benden. Kilometreleri aşamayacak tesellilerim. Ne sana gülmek var bir zaman ne bana.

    Gece gözlüm aşk için feda edilecek çok şey var. Bir şey yok… Uykularına git gece gözlüm. Dindir yüreğini uykularda. Biz olamayan yanlarında dinlensin kederin. Düşünme neden diye.

    Benliğinde kal ve unut beni… Unuttuğun da feda edilmiş bir hayatı bulacaksın önünde gece gözlüm… Bulacaksın ama anlayamayacaksın.

  30. 2008-07-21 #80
    ve sanki.....

    ve sanki
    bir daha çıkmayacak sabaha
    karşı tepelerde bir el
    gölge oyunu adına
    tutacak
    isimler bulacak
    roller kuracak
    ve başlayınca oyun
    bıkacak gibi

    ve sanki
    bunlar hayat adına olacak
    yansıyacak gölge
    girecek düşlerimize
    söylenen sözler
    çalınan müzik
    dinleyen bakışlar
    kaçacak gibi

    ve sanki
    perdeler arası
    bir anlam oluşacak
    kelimeler sızım sızım sızacak
    bir hikaye
    bir şiir
    bir yazı
    ağlayacak gibi....


  31. 2008-07-21 #81
    Beni anlamayan yarin nesine inanıp nesine güveneyim...Nasıl yar diyeyim..boşa savurduğun yalanlarınla kal başbaşa..hibe ettiğin aşka laf demek sana yakışmaz..
    Vijdanınla örtüştürdüğün kişiliğine anlatacaksın dile gelenleri..
    Beni bir kenara atıpta zebil ettiğin sevdanadır ihanetlerin..kendinedir dile gelenler..
    Seni adam sandığım yıllaradır hesabım..kendimedir kandırılmışlığım..
    beni başkalarından anlamaya çalışarak neticelere varmaların..ihanetlerin!!öl diyorum yaşama yaşatma..
    vur gecenin alnından.vur gecenin bağrından..
    anladığım şu:kahpenin ellerine düştüm yanmakla meşgulüm..yandığım topraklarım...pişmanlık..yaktığım oda..yaktığım pişmanlığım..
    sessizce unutmak seni..sessizce ağlamak seni..haykırmadan ağıtlar yakmadan..bendimi karalamadan unutabilmek seni..
    Her gece yatarken ettiğim dualar seni unutabilmek adına..
    Vuruldu kentim!vuruldu canevim..siyahlara bürüdüm sokaklarımı..ihanet tütüyor gönülevimden..aşkla besleyip yaşattığım canevimden..
    griye dağlandı yamaçlarım..yandı kül oldu diyarlarım..yaşanmaz artık bu kentte..kentler attığın adımlardan yorgun..kaldırımlar küskün..denizler alabora..ve ben bitiğim yalanlarından..ve ben öldüm kadınlarından..ve ben gidiyorum yolundan..
    1563 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?

    Başım çatlıyor bu gecede yine..ölümün herşeklini yaşattığın dünyamdan çekip gitmek istiyorum..
    Kaybolmak kendimden..kaçmak kendimin kalbinden..Senin yerine ben utanıyorum bu aşktan..
    Senin yerine ben yerin dibine giriyorum..Katliam ettiğin..mahfettiğin..Susturduğun gençliğim susturduğun hayallerim..susturduğun bebeklerimiz..
    Katlettiğin geleceğim..katlettiğn ciğerlerim..gömdüğün canevim..İhanetlerin asılı duracak gönül duvarımda..onlar senden bana hatıra..alıpta saracağım mezarıma..vazgeçemediklerin diye..yalanların diye..

    KARABAHTIMDIN BENİM..

    ŞİMDİ İSE ELLERİN..
    .................................................. ..............................

    GİT.. GİT Kİ GÜNÜN AYDIN OLSUN..

    ÖLDÜRDÜĞÜN HAYATIM HUZURLA GÖMÜLSÜN..
    .................................................. ...............................................

    Sana hakkımı helal etmiyorum..şikayetim yaradana..
    Seni o yalan kalbine terkediyorum..
    Seni yokluğuma terkediyorum..


  32. 2008-07-21 #82
    [B]1564 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?
    [/FONT][/I]

    Suskunluğuma çare bulmuyor kelimeler

    İlaç olmuyor hiç bir yarama gördüğüm güzellikler
    Avutmuyor beni çiçekler,
    Senden gelmedikten sonra,
    Bulutların arkasında kaldı benim gökkuşağım
    Renklerini yitirdi hayat
    Sadece yaşam siyah beyaz
    Bir roman okur gibi okuyorum kendi hayatımı
    Ve çaresizce kahramanına acıyorum
    Senden gelmeyecek hiç bir şeyi sevmiyorum
    Ölümse bile gelecek olan
    Senden olsun istiyorum
    Sendense bir tutam ot, kokladıkça gül koksun istiyorum
    Anlamıyorsun delim seni seviyorum
    Rabbimin bana armağanı
    Sen benim alın yazımsın.
    Senden gelen başım gözüm üstüne[/CENTER]

  33. 2008-07-21 #83
    SeN HeR zAmAnKiNdEn dAhA YoKtUn...


    1565 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?
    Ama Sen Her Zamankinden Daha Yoktun
    Kaç Kez Gittim Senden

    Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun…
    Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin, ama yoktun…
    Her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurulduğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin…

    Kaç Kez Gittim Senden
    Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm, zemherilerde yere düşürülmüş bir çiçek kadar çaresizdim; üşüyordum ellerin olmayınca tenimde…
    Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha cok yoktun

    Kaç Kez Gittim Senden

    Kendimden gittim Tanımlanmamış yenilgilerimde tek bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde
    İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm… Kendimle döndüm, sen olmadın…
    Her yeni buluşmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun…
    Kimbilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı dudaklarını kanatan
    Yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın…

    Kaç Kez Gittim Senden

    Kendimden gittim sonunda…Tanımlanmamış yenilgilerdi…Bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde
    Sen uzaklıklarda kendini arardın; benim yakınlıklarımsa yalnızca sanaydı
    Yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana…Olmazdı sevdiğim…
    Her sözün ayrılık üzre fermanlandı ve sen her zamankinden daha çok yoktun…

    Kaç Kez Gittim Senden

    Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm…
    Ellerimi eski sıcaklığınla tutman yeterliydi, bilirdin…

    Kaç Kez Gittim Senden


    Kaç kez yine sana döndüm
    Anlatmak yetmez sevdiğim; anlamak yetmez
    Birgün sensizliği sana bırakıp düşersem toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez bir yerinde gözlerinde çiğ tanesi ıslaklıklar…
    Buz kesecek elin, ayağın…
    Sarsılacaksın!
    Bir anı seçeceksin kendine; bu kez hayal olma sırası bana gelecek
    Dudaklarında cok sevdiğimi bildiğin o şarkı: Seni Seviyorum…



    Git Dedin…Gittim…İşte…Ama Sen Her Zamankinden Daha Yoktun…

  34. 2008-07-22 #84
    Tebessüm

    Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.
    Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu.
    Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta
    teşekkür etmediğini hatırladı.
    Hemen bir not yazdı, yolladı.
    Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki,
    her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.
    Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.
    Aksam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her
    zaman köşe basında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
    Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki. İki gündür boğazından
    aşağı lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra,
    bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak
    tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titresen köpek
    yavrusunu görünce, kucağına alıverdi. Küçük köpek gecenin
    soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha
    kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar
    sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle
    bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra
    bütün apartman halkı. Anneler, babalar dumandan boğulmak
    üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.

    Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan
    bir TEBESSÜMÜN sonucuydu.





  35. 2008-07-22 #85
    Ya Git Yada Kal


    Umut etmek. Umudun peşine takıp adımlarını sürüklemek. Gideceğin yönü bilmeden, elleri cebinde soğuk şehrin soğuk sokaklarında, umuda adımlamak bilinçsizce. Sevgilinin çehresindeki bir tebessüm için bazen. Bazense niyeler, niçinler, nedenler, döndürüp durur bizi değirmen taşı gibi, kendi etrafımızda.

    Çoğu zaman çekip gitmek isteriz. Ağırgelir bütün bunlar. Gitmeye kalkışırız ve ilk dakikadan vazgeçeriz. Yüreğini beyninide ***ürüyorsundurya gittiğin yere. O zaman ne gerek vardır gitmeye. Anlamsızdır artık bu gidiş. Bu şehri terk ettiğimizde sadece biz gidiyoruzdur. Umarsızca, kızgın, öfkeli, kırık dökük, dönüp arkamızı gitmişcesine. Oysa koca şehri yükleyip yüreğimize alıp ***ürmüşüzdür kaçtığımız yere. Nasıl gidiş bu, nasıl veda, nasıl öfke. Bunlar gidişse neden uğurlamıyoruz içimizdekileri çoğu zaman. Alıp başını gitmek ne kadar çözümdür sizce?

    Ya kalmak. Her şeye rağmen. Dimdik, ayakta, umarsızca durabilmek, sırtlamak her şeyi. Ezilmeden. Dik duruşun altındaki harabeyi. Cesaretin içindeki korkaklığı, kimselere çaktırmadan kalabilmek. Aynı gökyüzünün altında, aynı havayı soluyor olmak yeter deyip. Gözlerinin önünde sabitlenen surete inat yaraya tuz basarcasına, kalabilmek.

    Kalmak mı zor gitmek mi…? Ne kalabildim ne de gidebildim mi diyorsun.
    Soğuk şehrin soğuk sokakları ya! gidişini uğurlamak yada dönüşünü karşılamak için seni bekliyor.

    Ya Git yada Kal…


    ALINTI



  36. 2008-07-22 #86
    O Bir Kadın

    Hayatın insana vereceği getirileri doğumdan kestirmemiz mümkün değildir.Erkek mi? kız mı? doğacağımıza biz karar veremeyiz ki bunlarda hepimizin bildiği temel kurallardır diyelim.size bahsetmek istediğim bir arkadaşımın hayatından alınmış tamamiyle gerçek bir olaydır.
    Aranızda kaç kişi ailenizle sorunlar yaşıyor bilemem ama bu arkadaşımın büyük sorunları olduğu kesin.
    Kimi yer yer kızar ailesine kimi içinde sakladığı bir sitemle ortaya çıkar ki günümüzde annesi öldüren kızlar dahi oluyor.Analık sadece doğurmakla olmuyor.Çocuğunuza bir gelecek sağlayamadıktan sonra sizin kanınızdan gelmesinin bi manası olduğunu düşünmüyorum.Bu neticede kızına veya oğluna ne şekilde hayat çizen insanların olduğu görüyoruz.İşte bir örnek;
    Çocukluk denilecek yaşlar olan 14 yaşında,annesinin zoruyla evlenen bir kadın.evet o şimdi bir kadın güçlü yıkılmamış bir kadın.zorla evlendirilip sevdiğinden ayrı kalan bir kadın.Sadece dilde kolay olan bu yaşantısının içinde açtığı yaraları kimsenin tahmin etmesi mümkün değildir çünkü kimse kendisini onun yerine koymaz.Halbuki iyice düşünürsek insanların sadece kendi hayatlarından ibaret olmadığı ders almamız gerekir.önemli olan herşeyden bir ders çıkarmak bu yaşananları tekrarlamamaktır.Olmuş bitmiş olayları gün yüzüne çıkarıp tartışmaktansa neden? ne sebepten olduğunun bulmuyoruz.O bir kadın yaşantısını başkasının çizdiği bir kadın.Bakalım bu kadın neden bu duruma geldi?
    Elinden bir şey gelmezdi,ailesinin çiğnemek aklına bile gelmezdi ve o yüzden o kendinden on yaş büyük adamla evlenmek zorunda bırakıldı.Belki şimdi mutluyum diyerek kendini avutabiliyor,bununlada yetiniyor ama aklında,aklını alan kişi olduğunu iyi biliyor.Üç çocuk annesi o bir kadın.
    Çoğumuzun yaşamaya korktuğumuz şeyleri o yaşıyor ve çoğumuzun yaşamaktan zevk aldığı şeyleri tadamıyor.Biliyor ki Allah (c.c.) herzaman onu görüyor ve ona sabır veriyor.
    Şimdi aklından sadece çocuklarına aynı şeyleri yaşatmamak,onları korumak,kollamak geçiyor.Hiçbirşey olan hayatta herşeyi olan çocuklarını seviyor.O bir kadın,o bir anne,o güç,o insan aramızda yaşıyor.
    Ben derim ki şükredelim halimize ne gelirse Allahtan.Kader şerbeti sunuldu her kula altın bardaktan.Sıkıldıysan sende yaşamaktan,ağlamaktan,korkmaktan.Bir parça ders alıver bu yaşanmış hayattan.




  37. 2008-07-22 #87
    428 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?

    sırf hayata inat bu ayaz gecede yorganlara sarılıp 'neden yoksun' diye sormayacagım kalbime.yokluguna isyan etmeyecegım ve nedensizce akan göz yaşlarımın arkasına sığınıp düşlemeyecegim
    delicesine yagan yağmurun ardından günesin dogacagını ve mutlu gunlere yelken acacagımı düşünürek,bunun ruhuma werdiği sevince ömrum boyunca saklayacağım kalbımın mahsenlerınde
    gozlerım amansızca dalınca uzaklara,senınle birlıkte yatacagım ölum uykularına acılarıma vurucagım tek silahım olacaksın ve yaralarımın tek ilacı...
    karanlıklarda kaybolan sessizliğime ışık olacaksın ve unutma ki sewdgm bu nedensizce gelen ecelimin tek sebebi olacaksın..

    gözlerimi kapamkta fayda etmıyor artk heran zaten gözumun önundesin fakat elimi uzattığımda yetişermıyoruum sana korkuyorum sensizlkten ve acı dolu gunlerın benı bekledini dusunmktn...acılarımın ilacı, derdimin dermnı nerdesin?
    söylemesi ne kadarda kolay UNUT peki nasıl unutacagım.hangı doktorun ilcaı iyi gelır bu aska ve hangi öğretmen tanımlar askı
    ben gözyaşalrımın arkasına sığınıp ,kuytulrda,karanlıklarda acı içinde haykırmktan söz edıyorm...herksn kaldırabilecegı yük degil bu asktan bahsedıyorum gunluk sewmlerden degil...

    hanginiz cehenem ateşini yuregınde hissetti hanginiz gözlerınden kan gelincege kadar agladı hanginiz sewdiği ugruna ölumu bile göze aldı hiç birinizin yuregı benm kadar yanmadı benm kadar ask yaraları almadı kalbıne... asktan söz edıyorum hiç düşündünüz mü? hangi insan bir kalpte iki can taşıyor..?


  38. 2008-07-24 #88
    Ben Ve O
    Doğan güneşle başlardı hüzünlerimizin saatleri,
    Gece olmasını beklerdik,sabrımız yetmezdi.
    Kavuştuğumuzda geceye,yıldızlar kaybolurdu sessizce..
    Dalardık koyu bir karanlığa,
    Sürerdik ruhumuzu karanlığın ellerine..

    Gizlice ağlardık…
    Sabahımsı bir renkte idi gözyaşlarımız.
    Kimse görmesin diye usulca bırakırdık kirpiklerimizden sineye..
    Neye ağladığımız bilinmezdi oysa,
    Belki yarım kalmış bir sevdaya,Belki kaderin müebbet esaretine..

    Her sevdanın bitişinde bir ahımız vardı,
    Hiçbir sevdadan başımız dik ayrılmadık..
    Hep hüzün vardı,hep keder..
    İmkansızlıktı sevdalarımızın ismi.
    Şiirler yazardık Güzelliği ellerinde tutan sevgililere..
    Ne saçlarına yüreğimizi bağlardık,ne ellerimizi ellerine bırakırdık,
    Karanlık idi meskenimiz,
    Güneşten çok uzak bir diyarda yaşardık..

    Sonunda anladık, Yarimiz gece imiş,
    Yüreğimiz onun..
    Yüreğimizde acı,türkülerimizde göz yaşı beslerdik.
    Çayımızda hüzün vardı,Aşımızda elem,
    Dert kıyafetine bürünmüştük.
    Unutmuştuk yarını,boş vermiştik yaşamayı.

    Gecenin bilinmez saatlerinde mazimiz çalardı kapımızı
    Eski hüzünleri,kederleri,imkansızlı kları bırakıp çekip giderdi
    Ruhumuz acıya amade , gönlümüz sürekli kanardı,
    Şiirlerin kayıp mısralarında arardık mutluluğu,
    Başkasının önümüze sürdüğü bir hayatı yaşardık..
    Kendi hayatımız var mı yok mu ondan da bi haberdik..

    Bazen dolardı gözlerimiz acı bir seremoninin eşliğinde
    Hep uzak kaldık,tanımadık hayatımızı
    Rastlamadık kendimize,
    Mutlu olsun diye yarınlar sattık yüreğimizi kahpe gülüşlere
    Sırtından vurulan bir aşk gibi mahsumduk oysa
    Aşinası olmadığımız hatalardan sorumlu kılındık daima.
    Anlam veremezdik sevdamızda yeşeren güzel hissiyata kurşun sıkılmasına.

    Ne bir umudumuz oldu, Ne dudaklarımızda tüttürdüğümüz şarkılar,
    Acılar acılara yol gösterdi,Aşk bize bi tarafını verdi.
    Acı!

    Hangi sevdaya el uzatsak, acısı bizde kaldı.
    Zemherinin nefesi idi yarin bakışları,
    Gözyaşımız dudaklarında donardı.

    Gayri ihtiyarız şimdi.
    Yazmadan bitirdik hazin bir şiiri
    Baharın cilvesine aldanıp, sonbaharın yağmurunda bulduk kendimizi.
    Sevgili bizden çok uzakta,Son nefesimizde saklı.
    Bir defa kavuşmak için sevgiliye.
    Sayısız kere sattık kendimizi Azrail'e
    Her ölüm sonrası yeniden ruhumuz dirilirdi
    Her namludan çıkan kurşunun adresi yüreğimizdi,
    Her kurşunun yaftasında gördük ihaneti!

    Şimdi sonsuz bir esarette son nefesini bekleyen zanlıyız!
    Ne Azrail uğrar bize,ne yıldız doğar gecemize.
    Koyu bir karanlığın gölgesinde,
    Sayılı nefesimizi sabırsızca çekiyoruz
    Kavuşalım sevgiliye diye!


  39. 2008-07-25 #89
    terkederken şehri..flan flan..

    bir yanda sen

    bir yanda tövbeler
    bi yanım karşı koyar
    bir yanım ister.


    gidiyorum işte.hem şehirden hem kendimden.
    sabah sigaralarının ucundaki kaderimi terk ediyorum.
    bir daha geri dönmeyeceğim..
    giden gider,özleneceğini bilmiyorsa hele,gitmeyi kendi seçer.
    herşeyi kendi elimle inşa ettiğim gibi kendi elimle yıkmak zorunda kalmam çok acı..
    ama acı sözcüğünü hayatımın anlamı olmadan unutmak istiyorum.
    umrumda olmayan insanlara elimi uzatıyorum.
    oysa ellerim tamamen sana kelepçeliyken.
    ve ben bundan gayet memnunken.
    bir gece yıldızlara bakarken düşüncelerim değişiverdi işte.
    gitmeliyim.
    bitmeliyim.
    daha fazla sıkıntı vermeden sana.
    demek isterdim binlerce defa sana,seviyorum seviyorum seviyorum..
    ama ipliklerle bağlandı birkere dudaklarım.
    iğneyi tutan sendin.
    farketmedinmi?

    içler acısı bir haldeyim.
    bana 'seviyorum' diyene elimden birşey gelmiyor bile!
    inanmamakla umursamamak arasında bir hal alıyorum bana dediğinde biri bunu.
    elimi tuttuklarında kaçıp kurtulmak istiyorum.
    hiçbirini sevmiyorum!
    duyarsızlaştım senden başka herşeye karşı.
    belki sırf bu yüzden gitmeyi seçiyorum.
    daha fazla zahmet etme sözlerimi dinlemeye.
    sonsuza dek dinleyeceğini bile bilsem bunu sana yapamam.
    her zaman dediğim gibi özgürlüğüne gem vurmaktan korktuğum için hala ipliklerimle kapalı ağzımı tutuyorum.

    ve belkide güleceksin ama, sana benzemeye çalışmadım hiç.
    bu kadar senken herşey,bunu denemeyi seçmedim..
    seçseydim sahte olurdu.
    ''yapmacık'' olurdu işte o zaman.

    sen her zaman var olucaksın içimde.
    sadece dışa vurumu olmayacak bu tapınmamın.
    ve hepsi senin için.
    sen sıkılma.sen bunalma.sen sen sen..
    bana ihtiyacın olmasın hayatta.
    ben hiçim senin adının yanında.
    yo hayır,kendimi ezmiyorum..

    tek bir gözyaşın için herkesin gözlerinden kanlar damlamasını dilesemde,bir hiçim.
    kendimden vazgeçmiş olsam bile,bir hiçim.
    aşk kelimesini bana tam anlamıyla yaşatmış olsanda bir hiçim..
    ve gidiyorum en değerlim,ve vazgeçilmezim.
    inan bana dönmeyeceğim.
    seni özlediğimden ölürsem eğer,inan oralarda hiç üzülmem.
    en azından boşuna ölmemiş olurum.
    ölümüm bile sana ait olur.

    ve son.


  40. 2008-07-25 #90
    Can'sın!



    280 - Bir Gün Okur musun Bu Yazıyı?
    hayat aktı ellerinden yalnızlığıma
    ben suskun, ben yorgun
    nasıl teselli edeyim yaralı yüreğimi derken
    sen sevdin!
    değerim oldun
    en değerlim!

    seninle birlikte güneş doğdu
    sular duruldu...
    can'ımsın can'ım benim!

    emeği, senin sözlerinde, yüreğinde gördüm
    sen sevdin! hep sevdin
    sakladım avuçlarımda sevgini ve emeğini

    emeğin değerini bilirim...
    emeğin hep yüreğimde kalacak
    kimse dokunamaz sır kalır sevgin
    bir sen bir de ben bilirim
    can'sın... can'ımsın
    senin emeğin bende bir hazinedir



  41. 2008-08-01 #91
    Vasiyetimdir : Dokunmayın Kimliksiz Yanlarıma

    Saatim ayrılık vaktinde durdu kaldı.
    Ne yelkovan kovalıyor ne akrep kaçıyor.
    Ya da tam tersi miydi akrep kovalayıp yelkovan mı kaçıyordu
    Aklım kesmiyor
    Beynimin hiçbir hücresi çalışmıyor
    Her yırttığım takvim yaprağı
    Gözlerimi tarihin tozlu raflarına götürüyor
    Ne sevdiğin olabildim ne unuttuğun
    Saat ilerlemiyor
    Pilleri yeni değişmiş bir saatin durması çok garip değil mi?
    Duvarlarda öldürücü yalnızlık kokusu
    Yalnızlığın türküsü çalıyor bir yerlerde
    Kalbimin yorgun tınıları saat gibi tik tak çalıyor
    Saatim durgun yüreğim hareketli
    Gözlerimden akanlar kan olmaz değil mi?
    Ne yaptım böyle ben bana
    Nereye gömdüm o kahkahalarımı
    Yastık altı düşlerim hangi uçurumun kıyısında
    Aklımda hep anlasanalar duysanalar hakim çağlıyor kafamda
    Tek kalan parça bu yapboz oyununda
    Kapkara bir yalnızlık o bile bulunmuyor bünyemde
    Tüm parçalarım savrulmuş evimin tüm odalarına
    Kaç odaydı bu ev saysam ne fayda
    Hangi adımda ne düşündüğümün önemi yokken
    Ne dostluğun ne aşkına ne ölümün
    Kaç anlamı çıkar duvarlarımda karşıma
    Tam karşıdaki odada sensizliğin günlerini saydığım
    Sayarken çeltik attığım çizikler dolu bir oda dolusu
    İçerlerimdeki çeltikler anlatılamaz bile
    Susmak bile kar etmiyor bu yakamda
    Dilim lal olmuşken gözlerim konuşuyor yetmez mi sana
    Yüreğimin ***ürdüğü tek var ufukta
    Bir deniz kenarı bir de karanlık viraj dönümleri
    Oturuyorum deniz kıyısına dilimde bir şarkı dolanıyor kime aitliği meçhul
    Ben sana meçhulken sen ben meçhulken
    Her satır arasından kustuğum şiirler ne anlama gelir kavramadıkça
    Ne yazsan kanatır ne sussan anlaşılırdı kendimde
    Kendime yabancı kaldım
    Bu eller ban ait olamaz yüzümdeki kırışıklıklar bu aynadaki aksim ben miy(d)im
    İnan(a)mıyorum daha dün çocuktum koşuyordum özgürce
    Şimdi bu tutukluk nerden çıktı bünyeme
    Ben anlamsızken kendime
    Kim bağışlayacak düşlerimden düşürdüğüm benliğimi
    Meçhule gömdüğüm her adım her anım hangi çizgide kaldı
    Yorgunum ben bittim sen bitmedin
    Ben yittim sen ben de yitmedin
    Sakin limanlarımda fırtınalar koparken bu dalgalar kaplıyor kimliğimi
    Hırçınlık bürüdü dört bir yanımı
    Köhne kuyularda sakladığım cesaretim gücüm yok çıkaramam oradan cesur beni
    Cesurluk yakışmıyor hüzne kuşanan kimliğime
    Yatıyorum hüzün kalkıyorum hüzün
    Acı yiyorum acı içiyorum
    Üstüne bir tatlı diye kan şerbeti yudumluyorum
    Elimde de bir sigara dumanında bin bir hayal katıyorum
    Ciğerlerime her çektikçe
    Sen doluyorsun içime
    Dolanma hücrelerimde
    Beni bana bırak dokunma günceme
    Yaşam savaşım sürerken bu makinede
    Çekin yaşam fişimi
    Ölüme boyun eğdim kıyın gençliğime
    Vasiyetimdir bilin isimsiz olsun mezarım
    Kimseler gelmesin
    Ahirimde sükunet hakim olsun her bir yanıma
    Beni benliğimde bırakın
    Dokunmayın kimliksizliğime
    Vasiyetimdir unutmayın olur mu bir kez istediğim olsun o da ebediyette
    Cenazemde çok insan olsun kalabalıklarda bulayım yalnızlığımı son yolculuğumda
    Ben gökyüzü semalarından öldüğü kestiremediğim anlarda
    Ne oluyor şaşkınlığıyla düşünürken arş-ı semada
    Atın toprakları üzerime usulca
    O vefasızımı yanaştırmayın yanıma
    Son yolculuğum huzurlu olsun göstermeyin yüzümü ona
    Yüzünü bana
    Tahtalarımı dizerken dikkat edin basmayın toprağıma
    Birazdan öldüğümü anlayacağım başım çarpınca
    Ve o an beni bana bırakın toprağımla
    Geldiğim toprağa saf doğduğum gibi dönemesem bile
    Bir fatiha okuyun ardımdan ama
    Ağlamayın sakın ha…

  42. 2008-08-02 #92
    Yüreğin yanar ya .. İşte öyle bişey seni sevmek.İki taş arasına kalbinin koyup dövülmesi gibi bişey..Dokunamamak gibi seni sevmek..Susma veda ederken..Biraz gül birşey söyle giderken..Gitme hemen gitme kaL , biraz dur daha erken ..!!

    Öyle güzeldiki senin var olduğunu hissetmek damarlarımda..Hücrelerimin her zerresi senle dolayken gitme..Biraz daha kal..Öyle zorki yeniden sevmek..Susma veda ederken..Biraz gül birşey söyle giderken..Gitme hemen gitme KaL..Biraz dur daha erken..

    Yok oLmak geçiyor bazen içimden..Ölmeden ÖLmek geçiyor..Sensizliğe dayanamazki bu yürek..Anladım gidiyorsun daha öncekiLer gibi..Hiç oLmazsa son bir defa öP..O kadar zorki seni sevdim bir zamanlar demek..

    YaLnızlık eski bir ezber..Ayrılık alışkanlık.Sensizlik bana dost bana eş.. Sen oLmasanda hayat devam eder ve doğar güneş..

    Susma ne olursun birşey söyle..Az kal yanımda..Erkenden gitme..Bakayım sana doya doya son bir kez..Göz bebeklerinde kaybolayım ve o sessizlikte..Giderken konuşma..Baka-kalayım sana sessizce..Dağılsın saçların gökyüzüne..Kokunu çekeyim içine son damlayla yok olayım senin uĞruna...

    Son Kez..Susma Veda ederken.. Biraz gül birşey söyLe giderken..Gitme Hemen gitme olurmu Kal biraz dur .. Daha ErkEN..



    SUSMA


  43. 2008-08-02 #93
    Düşlerin Bedelini Yürek Öder



    Çığlıklar düşünce gecemin yakasına, göğsümdeki bütün sevdalar uyanır
    Kirpiklerime dokunur aşk, yüreğimdeki yorgunluk sevgiyle sarmalanır
    Ruhumdan dökülünce sabırsız şiirler, yankım bekleyişlerle harmanlanır
    Umutlar çekerken kör kuyulardan, yasaklı bir yürekte hüzün yudumlanır

    Ne zaman suskuların gürültülü ormanlarında kaybolsam bir dost merhabasına kapılır gider yüreğim. Saatler hızla emer zamanın acı turunçlarını, vakit akşama vurur. Ne zaman resimlesen hayatı bir düşün yaman ağrısı çözer yaralarımı. Gün kızıla vurur ve bir özlemin avuçları yakar ellerimi. Ne zaman seni düşünsem, bir yangın aşar duvarlarımı, sorgularla tüketirim tüm yaşanmışlıklarımı. Ne zaman gözlerin düşse, sarsılırım kuru yapraklar gibi, özlerim çocuklar gibi.

    Eski bir şehri izlerken savrulur saçlarım. Sebebim olursun, kuşlar geçer üzerimden çığlıklarla. Göğsümdeki güneş gibi ta içime vurursun, düşlerimde bir denizin türküsünü dilden dile söylerken gün yalnızlığa oturur. Gül kokunsa, gülüşün karışsın tohumuna. Özlem bekleyişse kolların dolansın bedenime. Sar sevdanla, kolla beni vefanla, çağır beni yüreğinin asırlardır akan kutsal kollarına.

    Bir duman daha savurarak yokluğuna kalkıp gideceğim buralardan. Az sonra ne kuşların sesi, ne genzimi yakan geceden kalma izlerin keskin kokusu yoracak beni. Birazdan sesini beklediğim bu ayyaş kayalıklardan da gideceğim yar. Koca bir günün kalabalığına karışacak, yalnız adımlarımı sürükleyeceğim inime. Yüreğime çektiğim hüzünlerin oksijeniyle yaşama vuracağım kendimi. Sessizliğimizin kendimize sarıldığı bu şehirde her şeye sünger çekerek 'merhaba gerçeğim' diyeceğim.

    Her gül günü gelince yaprağını terk eder. Her çiçek gecenin suyunu emerek güne gülümser. Sevda boylarında gül eker toprağa asırlardır sevgililer ve gün gelir kavuşmayı sorgular. Şimdi, mevsim yaz, aylardan haziran. Terli bir düş gibi yapış yapış bedenimdeki fanilam. Her özlem kavuşmanın isyanıdır. Her sorgu yanık bir sevda kozasıdır. Savrul rüzgâr, yak güneş, içimdeki yangına en iyi merhem asi gözlerindeki hoşça kalın hazin tortusudur.

    Zirveler umduğumuz dağ düşünüşlerimizle kıyılarında oyalandığımız bir kayboluşun sahnesidir hayat. Her devrilişin çürük tutuşlarıyla yaralı bereli gemiler geçer özlemin tek fenerli limanlarından. Her dalgayı taşıran rüzgârdır kayalara ve hüzünler taşıdığımız gönül saklılarımızda sevda koyu bir düşünüş kümesidir, bulutlar yağmuru taşır, özlem gözyaşını. Dalga kıyıya vurgun bir ürpertidir, bunun için bırakır derinlere tuzunu.

    Sana bir başka dünyanın en değerli varlıklarını biriktirdim. Hiç bilmediğin soylu güzelliklere sarılman için. Sana bir başka dünya buldum, senden önce var olan bütün varsıl değerlerle kutsallığını kıyaslaman için. Sana daha güçlü ve daha çok seven bir yürek oldum, geriye dönüp baktığında üzülmemen için. Sana ben onlarca dünya kurdum kadınım, içinde yaşanası mutlulukların bir an bile sorgulanmayacağı.

    Aklımın yüzüne aslım yansıyınca durulur sularım. Bir savaş arabasıyla yeşil baharlar ararım. Göğsümdeki erteli depremler, yüreğimdeki geçilememiş mevsimlerle bir düşünüşün yıkık evlerinde seni beklerim. Paslanmış zamanların tekeri çevrilir sevdaya, ruhumun karabasan düşlerine hayat derim. Oysa hayattır gözlerine hüznün milini çeken, gönlümü sevda uğruna delirten, anlamazdan gelirim. Kıyılır içimde bir gerçek, görmez gözlerim, şükürler ederim.

    Yaşanılan bütün anların haz sularından bir deniz yaratılır. Her günün sancısı ve sevinci ayrıdır, kimi kırışık bir gülümseme, kimi damlanın yanaktan kaydığı bir hüzün parkıdır. Gecelerin teri soğuttuğu anlarda düşüncelerin efkârını ***ürür rüzgâr uzaklara. Özlenen kimi yardır, kimi de uzaktaki yapayalnızlığı seçmiş çoban yıldızıdır. İç çektikçe bir yıldız kayar bunun için karanlıkta, kayan sevginin gözyaşıdır, bunun için asırlardır durmaz yerinde.

    Gülüşlerinin kapsüllerini patlatan kavuşmalardan arta kalan zamanın değişimleriyle adımlardın yolları, güneşi sırtına alarak. Kırık günlerin odalarından çıkarak atardın en deli kahkahalarını. Gecenin yarısına karışırdın ardından, yinelenmiş sarılışlarla kollarını doladığın gerçeğine dönerdi yüzün, tükenmiş bir pastil olurdu sözün. Savrulurdu gecenin yatağına özün, sokulurdu o an mevsimlerime en kıyım hüzün.

    Gecenin sol göğsüne yaslanarak bir yıldız aşırdım gökten. Okşanası saçlarına iliştirmek için. Sevdanın devriyelerine verdim gönlümü, yüreğindeki vefayı gizlemek için. Avuçlarındaki alevin harlı ateşleriyle en karanlık denizleri geçtim, yanaklarındaki sevgi incilerini aşk olarak seçtim, göğsünün çöllerinde kendimi kaybettim. Şarapların en güzeliydin sen, sevdaların en özeli ve ben bu kocaman kürede seni düşleyerek uykuların en masumunu seçtim.

    Aklımı tarumar ettikçe yokluğun bir suyolunda açarım öfkelerimin çıkınını. Başka âlemlerin kızgın süngülerini bağrıma saplar, güneşsiz bir göğün altında yağmurlarını beklerim. Susar saatler, donar göller ve kırılır tüm anılar. Dalgın bir adam olurum, kendi sularımda boğulurum, işte böylesi anlarda yangınlı yüreğimin karmakarışık dağlarında sensizliğin şarkılarıyla avunurum.


  44. 2008-08-02 #94
    Birgün birini gerçekten seversen,sevebilmeyi bilirsen, yüreğinle sevmeyi öğrenebilirsen biliyorum ki sadece o zaman anlayabileceksin gerçekten beni.Her türlü imkansızlığa,bırakıp gitmelere,bitmelere rağmen yüreğinle direnip aşkını korumak isterken sevdiğinin herşeyi hiçe sayıp konuşmak, görmek,vedalaşmak bile istemeden arkasını dönüp yokmuşsun gibi davranmasının ruhunu canını nasıl acıttığını ancak o zaman anlayacaksın.Sen onunla tek bir can olmuşken onun sana hayatında hiç olmamışsın gibi ,yüreğineyse bir duvar,bir masa,yerde duran bir çakıltaşı muamelesi yapmasının ne demek olduğunu o zaman anlayacaksın.Beynin,düşüncen kendi kendine teselliler verirken,seni haklı bulurken gözlerine söz geçiremeyip nasıl koca damlalarla sessizce isyanlar yaşadığını o zaman anlayacaksın.Ve ben ... ben biliyorum ki sen bunları yaşarken beni aklından geçirmesen bile bir yerlerde,bir şekilde ben bunu hissedeceğim.Yoo yanlış anlama sana beddua değil bunlar.Kıyamam ki.

    Bilirsin hislerim güçlüdür,yüreğim ondan da güçlü,hissederim,anlarım..Kiminle ve nerede olursam olayım yüreğindeki fırtınayı hissettiğim an,o an bana yaptıklarını yaşıyor olduğunu anlayacağım...Çünkü senin bana yaptığın bir ayrılık,bir vazgeçiş değildi,öylesi çok önemli de değildi aslında.Doğaldı bu fani dünyada fani sevgiler,yanlış duygulara kapılmalar...Ama senin bana yaptığın seven bir insana yapılabilecek an acımasız vurgunlardan biriydi.Konuşmamak,sözlerin ç****iz,gözlerin uzak bırakılması,yüreğin ve tüm hislerin umarsızca terk edilişi...Ne olurdu o telefonu açıp sadece hoşcakal deseydin...Ne olurdu bir kere kendi sesinle bitti deseydin...Ne olurdu bir kere bile bitti ama gerçekti diyebilseydin...Yalan bile olsa...Yalan bile olsa bir sevda minicik bir vedayı hak etmiştir....Sen bakma ağladığıma,şiirler yazdığıma..sen bakma sensizlikten bahsedip hüzünlere daldığıma..Ben ne sana ne de aşkıma bir an bile ağlamadım ardından.Ben haketmediğim yalanlara,yüreğimin kandırılışına ağladım sadece.Ve ben sadece yalancı aşıkların sahtekarlıklarına ağladım ardından.Sakın sen üstüne alınma...

    Ben hayatımda 2 kere aşık oldum. İlkini zaten biliyorsun, ikincisi de sensin işte... İlk aşkın gözü kördür, çoğu zaman yanlış insan olur ama bunu o sırada farkedemezsin. Aradan zaman geçince ya hatanı anlayıp için acıyarak bitirirsin, ya da bu hatayı ömür boyu devam ettirirsin. İlk aşkın doğru kişiyse ne mutlu sana... Benim ilk aşkım yanlış insandı, hatamı farkettim ve bitirdim. Üzerinden çok zaman geçti. Çok ağladım ama sonra çok güldüm.

    Ve karşıma sen çıktın... İçimdeki çocuk inatla hortladı. Çocuk denince aklına ne gelir? Benim aklıma masumiyet geliyor. Plansız, oyunsuz... İşte öyle sevdim seni. Sonunu düşünmeden, hesap yapmadan... İçimden bir ses "Sen salaksın!" dedi. Ama gerçeğin o bile farkında değildi. O ses aşık olduğumu farkedebilseydi, bana "Duygularını biraz dizginle, herşeyin bir zamanı var, tutkularını öpüştüğünüz, aşk yaptığınız zamanlara sakla" deseydi eğer, herşey farklı olurdu. Ama o ses sonuçta benim içimden geliyordu ve ben aşık olduğumun farkında değildim. Farkettiğimde çok geçti. Sen beni terketmiştin bile... Senin için yaptığım onca şeyin bir kıymeti yoktu. Aslında yapılanların hepsi doğruydu, yanlış olan yapma şeklimdi. Doğru yol ise acımasız olmaktı. Senin kalbine kazık çakan insan ne kadar acımasızsa, benim de o kazığı çıkartabilmek için en az onun kadar acımasız olmam gerekiyordu. Ama ben daha önce başkasını seven birine aşık olmamıştım, acımasız olmam gerektiğini nerden bilebilirdim ki? Yine de bir gün beni o kadar kızdırdın ki acımasız yüzümü de gösterdim. Yapmam gerekeni yapmıştım ve artık tamamen benim olmana çok az kalmıştı.

    Derken, bir hata daha yaptım. Ailenden görüp de bunaldığın tavırların aynısını ben de sana sergiledim. Sana anlayış gösterip iyi davranacağıma, senin ağzına s.çtım. İşte bunlar seni benden uzaklaştırdı...

    Şimdi senden istediğim tek birşey var. Otur düşün. Doğrularımla, yanlışlarımla karşındayım. Ben buyum... Ya gel de bana, ya da sonsuza kadar git... Ama bekle deme. Senin hayatının düzene girmesini beklerim, ama seni beklemem... Çünkü benim de yaşamam gereken bir hayatım var. Eğer git dersen, sonradan kıymetimi anlayıp bana dönmek istediğinde herşey için çok geç olacak. Bana çektirdiğin onca şeyden sonra daha fazla iyilik bekleme benden. Ben bütün sevgimi, iyi niyetimi, sabrımı sana harcadım ve hiçbirinden kalmadı artık. İyi düşün...


  45. 2008-08-03 #95
    Hadi gir içeri. Ama gözlerindeki o kanayan suçluluk bırak kapıda kalsın. Ona ihtiyacımız yok artık. O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını, ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu kapıda bırak. Tutkunu olduğum neyin varsa hepsini bırak kapıda. Yoksa ne kadar istesem de konuşamam seninle. Konuşamam, yalnızca ağlarım.
    Ne olur gir içeri. Ama girerken tut elinden sevdanın. Yıllar sonra seni yeniden uzağıma düşüren, seni o geri dönüşü olmayan yollara düşüren, yüreğinden aşkımı, dudaklarından adımı, evinden gölgemi silip ***üren, o adını kimselere söylemeden ölmek istediğin, o, hiç kimseyi bu kadar sevmedim ki, dediğin sevdanı al yanına ve gir içeri. İlk aşkının yüzünü yanına al. Utanma benden n´olur. Kalbindeki o sızının halinden en çok aşkınla kavrulmuş yüreğim anlar benim...
    Kapat kapıyı. Kapat, içeri hayat girmesin. İçeri yalanlar girmesin. İhanetler, ihtiraslar, oyunlar, maskeler girmesin içeri. Çünkü burada yalnızca sevdan oturuyor. Hayatın içinde soluk alamayan, kendine kalbinde bir yer bulamayan sevdan oturuyor bu evde. Bak, bu ev benim yüreğim. Ne zaman kalbinden kovulsam, ne zaman hayatın ortasında öyle hazırlıksız, öyle savunmasız, öyle yapayalnız kalakalsam gelip sığındığım bu dört duvar benim yüreğim. Burası aşkımın mabedi. Burası sensizliğimin kalesi. Burası deliliğim... Burası baştan ayağa sensin, sevgilim.
    Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim. Seni sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek isterdim. Adım dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha böylesi yabancın olmadan... Gözlerine baktığımda kendimin değil, bir başka aşkın aksini görmeden önce ölmek isterdim. Ama yapamadım. Nice kaybedişlerden, nice savruluşlardan sonra, artık bu aşkı hayatın pençesinden kurtardık, o dünyevi ihtiraslardan, oyunlardan sıyrıldık ve şimdi artık Tanrı´ya yaklaştık dediğim anda, hayatı, dünyayı ve kaderi yendik dediğim anda, kalbin kalbimin yanında atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden tutarken, içinde o annemin rahmi kadar huzurlu kokunu soluyarak nefes aldığım yüreğini bırakıp gidemedim. Çünkü zaten hayattan kopmuştum ve cennetteydim. Aşkınla öylesine sarhoştum ki birgün cennetimden kovulacağıma hiç inanmak istemedim.
    Evimin, şu talan olmuş yüreğimin dağınıklığını bağışla. Sensizliğe benimle beraber ağladı bu duvarlar. Rutubetleri ondan, aldırma. Otur şöyle, bir sigara yak. Konuşalım. Sözcüklerle değil, sevdamızla konuşalım. Anlatalım herşeyi. Sonra söz bitsin. Ölüme kadar yalnızca susalım. Anlatalım ki bu sevda kanatlarından kırgınlıklarla bağlı kalmasın bu çirkef hayata. Kurtulsun yüklerinden, bağışlasın hayatı ve sonsuzluğa uçabilsin huzurla.
    Biliyorum. Seni böylesi sonsuz bir aşkla severek çok büyük bir günah işledim ben. Hayatın girdaplarında savrulup duran ruhuna o yarım ruhumun ağırlığını yükleyerek çok büyük günah işledim. Ne yaptıysan sevdim seni, ne yaşadıysan sevdim. Aşkın o bulup bulup kaybetme oyunlarından yaptığın zırhın içine sakladığın kalbini ne yaparsan yap yıkılmayarak, vazgeçmeyerek ve hep affederek savunmasız bıraktım. Hiç solmayan bir sevda çiçeği olup bozdum ezberini. Direncini kırdım, kalbine girdim. Seni bir kalbi fethetmenin, ona her an kaybedebilme ihtimaliyle bağlanmanın, bir aşk için çırpınmanın o karanlık hazzından mahrum bıraktım. Affet beni, seni aşkın o dünyevi oyunlarından mahrum bıraktım. Belki de bunun için gözyaşlarıyla kazandığın ve yitirmekten çok korktuğun bir sevgiliyi sever gibi değil, sesini birtürlü susturamadığın vicdanını ya da o kusursuz ve daimi sevgisinden bunaldığın ve bu yüzden incitmekten asla çekinmediğin anneni sever gibi sevdin beni. Ama hiç aşık olmadın. Bu yüzden suçlama kendini. Asıl suçlu, bu hayatta kendine yer bulamayan, nereye gitse ya eksik ya fazla kalan, hayatı bir oyun gibi görmeyi ve kurallarına göre oynamayı hep reddeden benim o isyankar, o yaralı ve yabancı ruhum... Sen değilsin sevgilim.
    Hayatında önce bir sığıntı gibi yaşamaya, sonra seni kaybetmeye, ardından seni paylaşmaya, sonunda tam da sana kavuştum sanırken aşkın değil vicdanın olmaya, senin için aklına ne gelirse ona dönüşmeye razı oldum hep, katlandım. Hiç pişman olmadım seni sevmekten. Sana hiç kırılmadım. Hep anladım seni. Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar acımasızlaşan o karanlık yanını, buralara ait olmayan, annenin kırgın ömrünün kıyılarında unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunun, hayatla uzlaşamamış aşk kırgını, yitik ilk gençliğinin ve herşeyin farkında olmanın çaresizliğiyle derinleşen yüzündeki çizgilerin aşkına bağışladım.
    Sevdim seni sevgili, sevdim... Seni o birtürlü kucaklayamadığım, ama başımı kaldırıp bakmasam bile hep orada, yukarda olduğunu bildiğim gökyüzüne duyduğum hasret gibi... Seni o suyundan hiç içmediğim, toprağına hiç basmadığım, insanlarını hiç tanımadığım, ama herşeyden kaçıp sığınmak istediğim o uzak ülkelerin hayali gibi... Seni aşkın için gözümü hiç kırpmadan arkamda bıraktığım, gözyaşlarını ve o yaralı ömrünü vicdanım gibi hep içimde sakladığım annemin karşılığı bu hayatta mümkün olmayan duaları gibi... Seni o rahmimden kanaya kanaya söküp atmak zorunda kaldığım, ama kalbimde aşkınla besleyerek büyüttüğüm sevdamızın o masum çekirdeğini tarifsiz bir hasretle özler gibi... Seni öylece, seni çırılçıplak, seni kadere isyan eder gibi, seni Tanrı´ya eş koşar gibi... Sevdim seni sevgili, sevdim...
    Beni bir kez öldürüp sensizliğe gömdüğün o yıllarda, o yabancısı olduğum hayatın ıssızlığında soluk almadan ömrümü yalnızca Tanrı´dan gözyaşlarıyla dilediğim o mucize için bekletirken... Sonra Tanrı sesimi duyup o mucizeyi, yani seni, yani o hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını ve ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yeniden bana verdiğinde... Kalbim kalbinde atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden tutarken... Mutluluğa dokunarak, mutluluğumun farkında olarak, mutluluktan ağlayarak... Ama bir yanım seni her an yeniden kaybedecek gibi hep tetikte... Sensizliğin o dipsiz uçurumunun kıyılarında korkusuzca dans ederek, seni benden çalan hayatın o acımasız pençesini her an arkamda hissederek... Her gece yüzümü masumiyetinin o benzersiz yurdu olan boynuna gömüp uykuya dalmadan önce bu huzuru bana bağışlayan Tanrı´ya minnetle gülümseyerek... Ve işte tam da o anda ölmeye, sonsuzluğa karışmaya hazır olduğumu ona sessizce fısıldayarak... Sevdim seni sevgili, hep sevdim...
    Otur karşıma hadi, bir sigara yak. Konuşalım. Anlat bana sevdanı... İlk aşkının yüzünü anlat... O, hiçkimseyi bu kadar sevmedim ki, dediğin, o adını kimselere söylemeden ölmek istediğin sevdanı anlat bana. Kalbindeki o sızının dilinden en çok aşkınla kavrulmuş bu yüreğim, sevdanın uğruna solup giden şu çocuk ömrüm anlar. Anlat hadi ne olur. Ama sakın bana hayattan söz etme. Sakın bana, hayat böyle bir yer, herşey bitip tükeniyor, her aşk hayata yenik düşüyor, deme... Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar acımasızlaşan o karanlık yanınla değil, buralara ait olmayan, annenin kırgın ömrünün kıyılarında unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunla, hayatla birtürlü uzlaşamayan o aşk kırgını, yitik ilkgençliğinle ve herşeyin farkında olmanın çaresizliğiyle gün geçtikçe daha da derinleşen yüzündeki çizgilerle konuş benimle. Hayat dışarda kaldı, bak. Burada yalnızca sevdan oturuyor. Sevdanın dilinden konuş benimle. Ben hayatın dilinden anlayamam. Biz bu sevdayı hayatın içinde yaşamadık. Biz bu sevdayı hayatın diliyle yaşamadık. Biliyorum bu şizofren aşkım hep korkuttu seni. Bu uyumsuz varlığım, gerçekliğin içinde yaşayan ve en az hayat kadar acımasız olan o yanını çok korkuttu. Benimle hayata yabancılaşmaktan korktun. Bu yüzden yalnızca öykülerinde ağladın o uyumsuz varlığıma. Yalnızca öykülerinde eğildin bu sevdanın önünde. Sen beni yalnızca öykülerinde sevdin...
    Şimdi ilk aşkımın yüzü diye sarıldığın ve uğruna adımı dudaklarından, kalbimi kalbinden, gölgemi evinin duvarlarından söküp attığın o sevdanın, yaralı yüreğine rağmen hayatın ortasında dimdik ayakta duruyor olması bir tesadüf mü sence? Hayatla yaralanmış iki kırgın yürekten, onun içinde varolmayı reddederek yalnızca aşkı kendine vatan bileni ve bu yüzden çırılçıplak, savunmasız ve güçsüz kalarak yıkılmış olanı değil, hayatın tam da ortasında ona meydan okuyarak yaşayanı, sevgiye duyduğu güvensizliği yaralı yüreğine kalkan yaparak ayakta kalmayı başarmış olanı seçmen bir tesadüf mü? Hayattan kopmuş bir roman kahramanından sıkılıp, hayatın içinde mücadele eden bir gerçeklik kahramanını tercih etmen bir tesadüf mü?
    Anlat bana ne olur... Kaybedecek birşeyimiz yok artık. Birazdan şu kapıdan çıkıp gideceksin. Aramıza hayat girecek... Aramıza başka bir sevdayla anlamlanan sayısız anlar, sayısız mekanlar, geri dönüşü olmayan anılar, sözler ve koca bir yaşam girecek. Gittiğin o sonsuzluk yolculuğundan seni bir daha geri çağırmayacağım. Duvarları gözyaşlarımla rutubetlenen bu dört duvar yüreğimde geçireceğim karanlık gecelerde bana o mucizeyi yeniden göndermesi için Tanrı´ya yeniden yalvarmayacağım. O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerinin, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunun, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarının ve ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunun özlemiyle çıldırsam bile, merhametin için yalvarıp sana bir kez daha aynı acımasızlığı yapmayacağım. Kimi geceler başka bir sevdaya sarılıp uyuduğun yatağından ansızın uyanıp doğrulduğunda, o koyu sevdasıyla boşlukta kanayan gözlerimin hayali ´nereye gidiyorsun sevgilim´ demeyecek sana... Korkma benden artık. Aşkına rakip değilim. Ömrüne rakip değilim. Seni kadere emanet ettim. Seni ilk aşkının yüzüne emanet ettim. Kırgın değilim ne sana, ne de seni elimden alan bu acımasız hayata... Beni onca kaybedişten ve gözyaşından sonra bu dünyadaki cennetine çağıran, sonra annemin rahmi gibi huzur kokan uykularımızı sonsuza kadar yeniden elimden alan Tanrı´ya bile kırgın değilim ben...
    Şimdi git artık sevgilim. Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim. Seni sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek isterdim. Adım dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha böylesi yabancın olmadan... Gözlerindeki o çocuksu suçluluğu giderken denize at. Ona ihtiyacın yok artık. Affet kendini... Beni affet... Affet bu yaralı sevdamı... O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını, ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yanına al giderken... Tutkunu olduğum neyin varsa hepsini alıp git... Şizofren aşkının son mektubu bu sana... Şimdi söz bitti artık.
    Konuşamam artık seninle... Konuşamam, yalnızca ağlarım...
    Uçurumun dibinde nasıl göründüğümü
    Merak ederdim hep.
    Yüzümün aynadaki boşluğuna hep bakmak isterdim.
    İnançlarımın kırılıp döküldüğü yeri anlamak için
    kalabalıklar içindeki yalnızlığıma dokunmak isterdim...
    Aşktı adın uçurumda, yanı başımda
    aynadaki suretimdi yüzüm,
    aykırı kanardı bana.
    İnançlarımın çoğu yalanmış
    alay ederdi benimle.
    Çok geç anladım, kalabalıklar arasındaki
    senmişsin dokunamadığım...
    Yalnızlığım diye küçümsediğim senin sevginmiş,
    Geceleri ansızın uyanıp
    İncitip durduğum senin yokluğunmuş...
    Onca sevişmeden sonra değişmemişsem,
    sihirli bir aydınlıkta,
    içimde bir yer sana sonsuz hasret kaldığı içinmiş...
    İşte onca yalan geçen hayatımda
    buymuş tek gerçekliğim...


  46. 2008-08-07 #96
    Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
    hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
    Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
    kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
    Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
    rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

    Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
    başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
    Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
    Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
    görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
    bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
    Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
    üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

    "Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
    gelmek istedim.
    ". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
    "Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
    Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
    nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

    Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
    hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
    Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
    seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
    güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
    sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
    Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
    edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
    incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
    kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
    Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
    kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
    ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

    Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
    artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
    dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
    Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa
    benim yanımda mutsuz musun?
    ". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,
    sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
    sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
    kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.
    "

    Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
    Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
    fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
    diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."
    diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

    İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
    Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.
    " diye geçirmiş.
    Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
    acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
    sonra da dökülmeye başlamış.
    Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.

    İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
    sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
    "Seviyor mu, sevmiyor mu?"...


    Güncelleme : 2008-08-07
  47. 2008-08-09 #97
    "Çağın trendleri ve popüler kültür kulaklara şöyle fısıldıyor; Vakit iyi geçmeli...
    Bu rastgele bir deyim değil. Gençler anlamını gayet iyi biliyor.
    Mutluluk, güven içinde yaşamak, özlemek...
    Hayır bunlar değil !
    Mutluluk arayınca mutsuz oluyorsun çünkü...
    Güven içinde olmayı isteyince sorumluluklar, yükümlülükler peşi sıra geliyor ve altlarında eziliyorsun...
    Ve özlemek...
    Özlemek gündelik hayatın sekteye uğratan bir tür zihin sancısı...
    O zaman en iyisi "iyi vakit geçirmek deniyor.
    Bu yüzden günümüzün bütün "aşka benzer" ilişkileri ağır darbeler alıp sonunda yere seriliyor.
    Çünkü gözü başka bir şey göremeyecek kadar aşık değilse insan
    Sevgilisiyle değil de,
    Arkadaşlarıyla birlikteyken daha "iyi vakit" geçiriyor.
    Arkadaşlıkların atmosferi sevgililerinkinden daha ferah....
    Arkadaşlıklar çok daha eğlenceli, uzun ve kalıcı bir ilişkiden....
    Hatta kimi zaman arkadaşlığın sosyal erotizmi sevgililiğin mızmızlığından çok daha çekici....
    Tek başına aşk bayrağı açmak, sevgili olmanın eşsiz güzellikleri övüp durmak,
    Şarkıları şiirleri yardıma çağırmak bu gündelik gerçeğin üstünü örtemiyor.
    Nasıl oluyor da, "seni seviyorum" lar bir süre sonra ve iç burkucu biçimde "beni boğuyorsun"a dönüşüveriyor?
    Uzun ve acıklı bir hikaye..
    Ama şurasını olsun söylemeliyim;
    Sevmek ağırdır. Uykuları kaçırır, uyanıklığı sarhoşluğa çevirir...
    Oysa modern insan her şey hafif olsun istiyor, sevmek bile !...
    Mümkünse sadece sevilmek istiyor.
    Ancak ayrılık acısı çökünce, terk edilince, özlem ateşiyle yanınca farkediyor ki,
    Seviyormuş...
    Ancak o zaman farkediyor ki, vakit hiç de iyi geçmiyor !...



  48. 2008-08-11 #98





    Aslında biten degil, bitmeyen asklar aci verirler...
    Aslında, dibine kadar yasadigin degil, doymadan kalktigin asklar ızdırap verirler...
    Aslında, karsindakinin suçlu olduguna degil,
    Kendinin suclu olduguna inandigin asklar, hayati mahvederler...
    Sorumlulugu karsi tarafa degil, kendine de yiktigin asklar,
    İcini acitirlar...
    Cızz ettirirler...
    Askin acisi, keşkelerin sayisiyla orantılıdır...
    Keşkeler fazlaysa, askin acısı coktur...
    Keskeler yoksa, artik ask da yoktur...
    Aski bitirmek, sucun karsi tarafta olduguna inanmaktan gecer...
    Sucun karsi tarafta olduguna inanamayanlar,
    "keske sunu da yapsaydim" diyenler, aski bitiremezler...


    Aski bitirmis gozukseler de, aciyi yok edemezler...
    Aslinda biten degil, bitmeyen asklar aci verirler...
    "Kalbin cok onemli gordugu birini, sevme, arzulama ve icinde hissetme durumudur ask..."
    Dibine kadar yasayip tukettigin degil, doymadan kalktigin, hala arzuladigin asklar izdirap verirler...
    Artik ulasamazsin...
    Oysa hala ulasmak istersin...
    Ask ya direkten dönmüştür...
    Ya da bir nebze yasanip, yarim kalmistir...


    O durumda yarim kalan ya da direkten donen sevgiliyi gormek istemez insan...
    Umudu yoksa gormek istemez...
    Umudu varsa, yarim kalan aski takip etmeye devam eder... Kadin ve erkegin yarim kalan asklari degi------...
    Kadin yarim kalan askinin, bir baska kadinla mutlu olmasini hic istemez...
    Onu biriyle gormek istemez... Mutluluk haberini duymak istemez...
    Hele hele evlendigini hic isitmek istemez...
    Aci ceker...
    Aci ofkeyi biriktirir...
    Intikami cagirir... Intikam, nispet yapacak erkekleri buldurur...
    Yarim kalan asklar, ihtiras ve intikamlarla dolu egolarca yerlerde suruklenir...
    Camura bulanir, balcikla sivanir...

    ***
    Erkek de yarim kalan askinin, bir baskasiyla olmasini arzulamaz...
    O gunlerde askin bittigini soyleyen gururu ile askin bitmedigini soyleyen duygusu arasinda huzunlu ve ofkelidir...
    Yeni hayattan zevk alamaz, kolay asık olamaz...
    Eski hayata gidemez, gururu izin vermez... Bu zamanlar, erkegin en tehlikeli oldugu zamanlardir...
    Ofkelidir ve ofkesi siddeti cagirir...
    Kötülük etme iştahı kabarir...

    Yarim kalan aska, ya da bir baskasina...
    Sevgili bir baska erkekle beraber olunca, erkek yikilir, ama rahatlar...
    Yenilmistir...
    Ama, baska erkege gittigi icin de artik ask bitmistir...
    Yenilgi, maçın devamindan daha rahattir... Hic olmazsa onunu gorecektir...
    Yeni bir hayata ve asklara gidebilecektir...
    Hasta olmayan erkegin ofkesi,
    Kadin hayatina bir baska erkegin girmesiyle sonlanir...

    Kadinin ofkesi ise, cok daha iyisi bulunmadikca her daim surecektir...
    Bazen katlanarak ve aci intikamlar alarak...

    Oysa askin bir zamanlar yarim kalmasinin esas nedeni,
    sucun ve sorumlulugun kisinin kendisinde olduguna inanmasindadir...
    "Keske"lerin coklugundadir...

    Zaman, yarım kalan aşka soylenen "keşke"leri,
    "kahpe"ye cevirir...


    En acısı da budur !!


  49. 2008-08-20 #99
    yüreğimde kopan fırtınayı gönderiyorum sana sevgili,
    çocuksu bakışlarımın ardından…
    ellerimi kesen ayazlarımı gönderiyorum sana;
    aşkın akıp gidişini seyret diye iç ülkemden iç ülkene…
    her şeyi koca bir yokluk gören gözlerimi gönderiyorum sana,
    yeşile çalan yanından umut bul diye…
    koca şehri bomboş gören kalbimi gönderiyorum sana,
    içindeki ateşle ısıt diye…

    bütün mektuplarım geri dönüyor sevgili şehrime…
    yoksun…
    bu koca yoksunluğun içinde kaybolmuşsun.
    hayat bizi terk edeli çok olmuş,
    ben aynalarda kaybolmuşum,
    sen hayallerime bile uğramaz olmuşsun.
    bir masalmış her şey bir bakmışım uyumuşsun.
    ne masalın sonunu dinleyecek kadar uyanık kalmayı başarabilmişsin,
    ne de bana yeni masallar anlatacak kadar âşık olmayı.

    hasret yüklü gemilerim yollarını bulamadı.
    ben leyla'nın cisminde taşıdığım mecnun kalbi ile bir başına kalıverdim aşk diyarında…
    ne gemilerimi indireceğim sahillerim oldu,
    ne de karadan yüzdürebilecek cesaretim.
    aşk bitti.
    toprak oldu bakışlarımda ki umut.

    "kalmak, gitmekten vazgeçmektir" derdi atam.
    ben ne gitmeyi becerebiliyorum topraklarından
    ne de yaşamayı senin kurallarına göre…
    isyanlarım var, eylemsiz, sessiz isyanlarım.
    bir gök düşlüyorum, mavisi adam gibi mavi,
    siyahı adam gibi siyah..
    ama gündüzleri gri bulutlar kaplıyor göğümü,
    geceleri şehrin isi.
    mavisi griye çalıyor hüzünle gökyüzümün,
    yıldızları gam yansıtıyor puslu bakışlarla.




    her şey bir tebessümünde gizli kalıyor bazen.
    züleyha' nın gülümsemesi kadar sıcak,
    yusuf'un duruşu kadar soğuk.
    aşk sana da bana da ne uzak sevgili…
    şimdi sukut limanlarına demirledim gemilerimi.
    sadece bekliyorum…
    güneşin doğuşunu nasıl beklerse yüce dağlar,
    yağmurun yağışını nasıl beklerse çiçekler,
    öylece hasret gemilerimi aşk denizine indireceğin anı bekliyorum.

    "beklemek sabretmektir". dedi ustam,
    "kalbim üstüne " dedim,
    büküldü boynum…


  50. 2008-08-21 #100

    Bir Tutam Sevgiyle Geldim Belkide Hayatta.Yeşerttim Onu Büyüdüğüm Her Gün Biraz Daha.Ve
    Dağıtmak İstedim Tüm Sevdiklerime Sevmeyenlerimede Hatta
    Tanımadıklarıma da..Acılar Yoğurduğum Zaman Bile Dört Duvar
    Arasında Gülümsedim Ele Karıştığımda..

    Sırtımı Dayadığım Duvarlar Birer Birer Yıkıldılar..Bastığım Toprak
    Gün Oldu Ayağımın Altından Kaydı.Aşığı Olduğum Deniz Fırtınayla
    Karşılık Verdi Bana Ama Ben Arkamı Döndüğümde Unuttum Ne Olduğunu..
    Bütün Duvarlara Düşman Olmadım Mesela Başka Bir Duvar Bulup Yaslandım.
    Toprağa Yine Bastım Ayağımı Ve Dalgaların Üzerine Gittim..

    Gözyaşları Biriktirdim Çoğu Zaman Yastğımın En Ücra Köşesinde
    Ve Sabah Olduğunda Silip Onları Hayata Devam Ettim Ve
    Hiçbirzaman Dertlerimden Vicdan Yapmadım.
    Ben çok Acılar Yaşadımda DemedimAcılarla Olgunlaştımda
    Demedim.Herkesin Yaşadığı
    Şeyleri Yaşadım Muhakkak..Ve Gördüm İzledim Gerçekten Acıyla Tanışmış İnsanları Kendimden Çok Onlara Yüreğim Yandı..

    Arkamdan Vuranlara Kapımı AçtımSöylenen Yalanlara Yüreğimin Saf
    Yeriyle Baktım Olsun Dedim Varsın Söylesin Duracağı Yeri Bilir Elbet...
    Durmadı..

    Dedim Olsun Yinede Yanlış Yapmaz Harcamaz Beni
    Ama Yaptı..
    Ve Ben Yeniden Herşeye Rağmen El Uzattım Burdayım Tutun
    Diye Yine Herşeyimle Ama Olmadı Olamadı...
    Oysa Benim Bırakmam Lazımdı
    O Eli Oysa Benim Kaçmam Lazımdı Bucak Bucak Yalanlardan..
    Yapamadım Kıyamadım...
    Oysa Anlamalıydım Bıraktığım Gibi Kalması
    Gerektiğini Gittiğim Yolun Dönüşü Olmamalıydı.
    Değer Verenlerim Kalmalıydı
    Yanımda Gerisi Eski Bir Mazi Olmalıydı
    Yapamadım..
    Yaapmadığım Düşünmediğim Şeyler Üstüme Kaldı Sustum Susabildiğim Kadar.
    Söylenecek Onca Şeye Rağmen Hakkmı Savunacak Kadar
    Konuştum Herzaman..

    En Kötü Ben Oldum En Hain Ben İlan Edildim O Kadar Riyanın Arasından Sineye Çektim
    Defalarca Ve Biliyordum Haksız Olanlara Herzaman
    Bir Şeytan Duvarı Lazımdır Taşlayabileceği Böyle Arınacaklarını Zannederler İçindeki Yalanlardan Ama Kaçamazlar Asla
    Yakalar Hayat Elbet Bir Yerinden Sorar Hesabını Ben Değildim
    Soracak Olan Ben En Son Raddesine Kadar Şans Verenlerdenim
    Kaybettin..

    Yeni Bir Hayata Başka Başka Duvarların olduğu Bir Şehirde Başladım
    Ve Geride Bıraktım Yıkılan Duvarlarımı.
    Deniz Kendi dalgasında Ondan da Vazgeçtim..
    Kapattım Kapılarımı..Geçmişte Canımı YakanNe Varsa Kim
    Varsa Bıraktım İşte Ardımda..
    Anladımki İiyilik Yaramıyor Bazılarına
    Düşmüş Diyorlar İşte Mutsuz El Uzatılınca..Geldi Bak Yine Kendi Ayaklarıyla...
    Oysa Acizliğimden Değilki Bu Tarafım..

    Anlamadınız..

    En Güçlü Yerdeyim Şimdi..
    Gözyaşlarım kuruyalı Çok Oldu..
    Yeni Gülümsemeler Kattım Hayata Çoktan Unuttuğum.
    Ve Yeni Kimseler İyilikten Anlayan Beni Anlayan.
    Ama Gidene Güle Güle Demesini de Öğrendimİyilik Periliğinden Caydım Artık...


  Okunma: 197650 - Yorum: 206 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -