Van Hakkında Genel Bilgiler - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Van Hakkında Genel Bilgiler

  1. VAN ISMININ MENSEI

    Van isminin nereden geldiği ve kaynaği konusu henüz tam olarak açikliğa kavusmamis olmasina rağmen konuyla ilgili bazi önemli görüsler söyledir:
    Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Büyük Iskender'in, Van Kalesi'ndeki Vank adli bir mabedin adini sehre verdiğini belirtmektedir.

    Baska bir rivayete göre, Van pek eski bir sehir olup, M.Ö. 1900'lerde Asur Melikesi Meshure Sah Meryem (Semiramis) adina izafeten Sahmerimekerd seklinde adlandirilmistir. Daha sonra Küyanyâ'nin son devrinde Van adindaki valinin sehri genisletip güzellestirmesi nedeniyle bu idareciden itibaren sehir Van olarak anilmistir.


    Van adinin kaynaği konusunda akla en yatkin ve bilimsel görüs Urartuca Biane veya Viane'den çikmis olduğudur. Tarihi kaynaklarin bütününde, Urartular kendilerine Bianili demislerdir. Urartular'in yükselme devrinde Biate adi altinda bir çok sehir ve insan topluluğu Van bölgesine toplanmistir.


    URARTURLAR ÖNCESI VAN

    Van bölgesinde en eski medeniyet M.Ö. 4000 yillarina kadar gitmektedir. Van Kalesi'nin 6 km güneyinde bulunan Tilkitepe ve Van Gölü'nün kuzeyindeki Ernis Mezarliklarinda yapilan kazilarda Kalkolitik, Bronz ve Demir devrine ait kültürel buluntulara rastlanmistir.
    M.Ö. 4000 yillarindan itibaren Dogu Anadolu Bölgesi'ne Kafkasya üzerinden Hurri menseli kavimlerin büyük kafileler halinde göç ettikleri görülür. Hurrilerin, M.Ö. 2000'lerden itibaren Van Gölü'nden baslayarak Kizilirmak ve Yesilirmak'in Karadeniz'e döküldügü yerlere kadar uzanan bir bölgeye hakim olduklari görülür.

    M.Ö. XIII. yüzyilda Hurri Mitani siyasi tesekkülün merkezi otoritesi zayiflamis ve beyliklere bölünmüstür. Asur Krallari bu küçük beylikleri hakimiyetleri altina almaya çalismis ve bu sirada Van Gölü çevresinden Bati Iran'a kadar olan bölgeye hakim olabilmek için, Nairi ve Ur(u)atri / Urartu ülkeleri ile Asurlular arasinda mücadeleler baslamistir.

    Urartular ve Asurlularin mücadelesi M.Ö.IX. yüzyilin ortalarina kadar sürmüs, Asurlular bu daglik ve zor arazi sartlarina sahip bölgeyi egemenlik altinda tutamamis ve nihayetinde Urartu Krali I. Sardur (M.Ö.841-836) Urartu Devletini kurmustur. Kurulan bu devletin bassehri Tuspa (Van) olmustur.

    URARTULAR DÖNEMI VAN

    I.Sardur, Van Gölü'nün dogu kiyisinda bassehir Tuspa'nin özünü teskil eden Van Kalesini kurmustur. Kalenin güney kismindaki Sardur Burcu'nun duvarindaki tas bloklar üzerindeki kurulus kitabeleri, Urartu tarihinin bilinen ilk yazili kaynaklaridir. Urar¬tu döneminde Van Kalesi'nin imari genis ölçüde tamamlanmis ve kalenin tamamlanmasi Kral Ispuini (M.Ö. 764-735) zamaninda olmustur. Urartularin Van'daki egemenliklerinin M.Ö. VI. yüzyilin baslarina kadar sürdügü ve M.Ö. 609 tarihinden hemen sonra Urartu ülkesini Iskitler'in ele geçirdigi arkeolojik buluntulardan anlasilmaktadir.

    URARTU SONRASI VAN

    Urartu bölgesine sirayla Iskitler, Medler ve Persler egemen olmuslardir. Medler'le Lidyalilar'in mücadelesi sirasinda Ermeniler'in küçük gruplar halinde bölgeye sizdiklari görülür.

    Persler zamaninda Van bölgesine uzun bir müddet Halde denilmistir. Büyük Iskender'in Pers Imparatorlugu'nu zapt etmesiyle ve M.Ö. 323'te Iskender'in ölümünden sonra bölge, Iskender'in generallerinden Selevkius'un idaresine geçmistir. M.Ö. 66'da Van Romalilar'in eline geçmis, M.S. 200 yillarina kadar Partlar ve Bizanslilar arasinda el degistirmistir. M.S.II. yüzyildan VII.yüzyila kadar bölge, Sasani idaresinde kalmis ve 625 yilinda bölgeye Hazar Türkleri gelmistir. Hazarlar ve Islam ordulari arasindaki mücadeleler de Hazarlar'in Müslüman olmasiyla sona ermistir.
    VII.y.y.'in sonlarindan itibaren Van ve çevresi Ermeniler'in hakimiyetine geçmistir. Daha sonra Abbasiler Van Gölü çevresini "Ermeniye" adiyla eyalet valiligi seklinde idare etmis, vali olarak da bölgede yasayan Ermeni prenslerini atamislardir. Abbasi halifesi Muktedir tarafindan Van Gölü'nün güneydogusundaki Vaspurakan bölgesinde yasayan Ardzruni prensi Gagik'e 908 yilinda krallik unvani verilerek, taç giydirilmistir. Vatsan adiyla Gevas'i merkez edinen Vaspurakan prensligi, iç islerinde serbest, dis islerinde Abbasilere bagli kalmistir.

    X.y.y. sonlarinda Van ve yöresine tekrar Bizans Imparatorlugu hakim olmus ve Ermeni prenslikleri Bizans'in egemenligine girmislerdir. 1018 yilindan itibaren Selçuklu akinlari baslayinca, son Vaspurakan krali Senekerim Bizans Imparatoru II.Basil ile anlasarak Van ve çevresini 1021 tarihinde Bizans'a terk etmistir. II.Basil, Senekerim'e Magistros (Müstesar) unvani vererek yaklasik 40.000 kisi ile Sivas havalisine yerlestirmis, böylece Van ve çevresinde 113 yil hüküm süren Vaspurakan Ermeni kralligi sona ermistir.


    TÜRK HAKIMIYETININ BAŞLAMASI

    Çagri Bey'in bölgeye ilk akinlarindan sonra 1042-1043 yillarinda Ebulheyca Hezbâni yönetiminde olan ve Urmiye'de bulunan Türkmenlerin, Van Gölü havzasina akinlar yaparak Bizans generali Hacik'in kuvvetlerini maglup ettigini ve Hacik'in de bu çarpismalar sirasinda öldügünü görmekteyiz. 1045 yilinda Tugrul Bey'in emirleri dogrultusunda Mardin ve Diyarbakir bölgesindeki Türkmen beylerinden Oguzoglu Mansur, Göktas, Anasioglu, Bogu gibi beyler Van Gölü bölgesindeki Bizans kuvvetlerini yenilgiye ugratmislardir. Sultan Tugrul 1045 yilinda bizzat komuta ettigi ordusuyla Muradiye (Bergiri) ve Ercis'i fethetmistir.

    1064 yilinda Sultan Alpaslan'in oglu Meliksah tarafindan Van'in etrafindaki birçok kale ve sehir fethedilmistir. Sultan Alpaslan fethedilen bölgenin yönetimini, sefere katilan vasal emirlere birakmistir. Van böylelikle Nahçivan Emiri Sakaroglu Ebu Dülef yönetimine geçmistir. 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra ise Türkler'in Anadolu'daki ve bölgedeki egemenlikleri tam olarak saglanmistir.

    Selçuklu Sultani Muhammed Tapar, 1100 yilinda Diyarbakir Mervanileri emirlerinin elinde bulunan Ahlat ve yöresini, halkin da istegi ile Selçuklu emirlerinden Sökmen'e vermis ve 1100 yilindan itibaren tarihte Sökmenliler veya Ahlatsahlar adiyla anilacak bu beylik, Malazgirt, Ahlat, Ercis, Adilcevaz, Eleskirt, Van, Tatvan, Silvan, Mus il ve ilçelerini içine alan bu bölgede hakimiyet kurmuslardir.



    Güncelleme : 2017-07-06
  2. 2007-11-08 #2
    TÜRK HAKIMIYETININ BAŞLAMASI


    Çağrı Bey'in bölgeye ilk akınlarından sonra 1042-1043 yıllarında Ebulheyca Hezbâni yönetiminde olan ve Urmiye'de bulunan Türkmenlerin, Van Gölü havzasına akınlar yaparak Bizans generali Hacik'in kuvvetlerini mağlup ettiğini ve Hacik'in de bu çarpışmalar sırasında öldüğünü görmekteyiz. 1045 yılında Tuğrul Bey'in emirleri doğrultusunda Mardin ve Diyarbakır bölgesindeki Türkmen beylerinden Oguzoglu Mansur, Göktas, Anasioglu, Bogu gibi beyler Van Gölü bölgesindeki Bizans kuvvetlerini yenilgiye uğratmışlardır. Sultan Tuğrul 1045 yılında bizzat komuta ettiği ordusuyla Muradiye (Bergiri) ve Erciş'i fethetmiştir. 1064 yılında Sultan Alpaslan'ın oğlu Melikşah tarafından Van'ın etrafındaki birçok kale ve şehir fethedilmiştir. Sultan Alpaslan fethedilen bölgenin yönetimini, sefere katılan yasal emirlere bırakmıştır. Van böylelikle Nahçivan Emiri Sakaroglu Ebu Dülef yönetimine geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra ise Türklerin Anadolu'daki ve bölgedeki egemenlikleri tam olarak sağlanmıştır. Selçuklu Sultani Muhammed Tapar, 1100 yılında Diyarbakır Mervanileri emirlerinin elinde bulunan Ahlat ve yöresini, halkın da isteği ile Selçuklu emirlerinden Sökmen'e vermiş ve 1100 yılından itibaren tarihte Sökmenliler veya Ahlatsahlar adıyla anılacak bu beylik, Malazgirt, Ahlat, Erciş, Adilcevaz, Eleşkirt, Van, Tatvan, Silvan, Muş il ve ilçelerini içine alan bu bölgede hakimiyet kurmuşlardır.

    OSMANLILAR 1534-35 yıllarında gerçekleştirilen Iran Seferi sırasında Bağdat, Tebriz ve Van gibi önemli merkezler Osmanlı idaresine girmiştir. Ancak Osmanlı Devleti'nin Macar Kralı Ferdinand ile başlayan mücadelesi nedeniyle kuvvetlerin Rumeli'ye kaydırılması sonucu, fethedilen yerlerden bazıları tekrar Safevi'lerin idaresine geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman idaresindeki Osmanlı ordusu 29 Mart 1548 tarihinde İstanbul'dan hareket ederek Iran üzerine yürümüştür. Erzurum üzerinden Adilcevaz'a varıldığında Ulama Pasa ve Karaman Beylerbeyi Piri Pasa Van Kalesi'ni kuşatmak üzere oraya görevlendirilmişlerdir. 15 Ağustos 1548'de padişahin otağı Van Ovası'na kurulmuş ve Sadrazam Rüstem Paşa'ya Van Kalesi'nin fethine başlaması buyruğu verilmiştir. 25 Ağustos 1548 tarihinde Van Kalesi bir daha da el değiştirmemek üzere Osmanlı egemenliğine girmiştir.Van Kalesi'nin fethinden sonra bölgenin beylerbeyliği, Anadolu Defterdarı İskender Paşa'ya veril¬mistir. Bu arada Vastan (Gevaş), Erciş, Adilcevaz ve Ahlat da tekrar Osmanlıların eline geçmiştir.

    OSMANLI DÖNEMINDE IDARI YAPI

    Osmanli tasra teskilatinda eyaletleri sancaklardan, sancaklari kazalardan, kazalari nahiye ve köylerden meydana gelmekteydi. Fethini müteakip Osmanli idaresine dahil edilen Van, "Eyalet" statüsü kazanmis olup 1568-1574 yillarinda liva tabir edilen 12 sancaga sahip olmustur. Bunlar, Van (Pasa Sancagi), Adilcevaz, Bitlis, Mus, Bargiri, Ercis, Kârgâr, Kesan, Ispayrid, Agakis, Nisf-i Şirvî, Vadi-i Beni Kotur'dur. Iran sinirinda olmasi bakimindan hem ordunun hareket noktasi hem de önemli merkez olan Van'in idari yapisi bu savaslar sebebiyle sik sik degisiklige ugramis, fethedilen yerlerin bir kismi buraya dahil edilmistir. Nitekim daha önce 12 olan sancak sayisi, 1578-1588'de 27'ye yükselmistir. Bu tarihte Van eyaletine bagli yeni sancaklar sunlardir: Nizan, Somay, Markavar, Hakkari, Müküs, Rumi, Albak, Selamas, Hoy-i Küçük, Ustûn, Tarûn, Zenüs, Bayezid, Gügercinlik ve Kale-i Pesk'dir.

    Van Eyaleti'nin idari yapisindaki degisikliler 17. asirda da devam etmistir. 1609 tarihli Ayn-i Ali Efendi'nin eserinde, Van'in sancak sayisi 13 olarak gösterilmektedir. Bu sancaklar: Van (Pasa Sancagi), Adilcevaz, Ercis, Mus, Bargiri, Kargar, Müküs, Kesani, Ispayrid, Agakis, Kotur, Kale-i Beyazid, Berdi ve Ovacik'tir. Daha önce sancak olan Bitlis, bu tarihte hükümet olarak kaydedilmistir. 1632, 1641 yillarinda bu sancaklara Kiriki, Sirvi, Kesab, Şitak, Albak eklenirken Mus, Agakis, Bayezid, Berdi ve Ovacık çikarilmistir. Bitlis'in hükümet olarak adlandirilan idari yapisi devam ederken Iyzan, Hakkari ve Mahmudi de hükümet statüsüne geçmistir.

    Van Eyaleti'nde sancak olarak geçmekle beraber "Yurtluk - Ocaklik" olarak adlandirilan, fetih esnasinda bazi ümeraya ve asiret beylerine hizmet ve itaatleri mukabilinde verilen yerleri de vardir. Nitekim 1631 - 1632'de Van Eyaleti'nde sancak olarak isimlendirilen 9 ocaklik kayitlidir.
    Hudutlari, doguda Tebriz, batida Diyarbakir Eyaleti, kuzeyde Çildir ve Kars Eyaletleri ile güneyde Sultaniye olan Van Eyaleti'nin Pasa Sancagi Van sehri olup, beylerbeyi burada oturmaktaydi. Van Beylerbeyi'nin vazifeleri arasinda sunlar bulunmaktadir. Serhaddi korumak, Iran ahvali hakkinda haber toplayip Istanbul'a bildirmek, Iran'dan gelecek elçileri karsilayip koruma altinda Istanbul'a göndermek veya gerekli görüldügünde elçiyi Van'da alikoymak, Iran'a silah, bakir, kursun ve gümüs gitmesine müsaade etmemek, lüzumu halinde Iran içlerine akinlarda bulunup tahrip etmek, sinira yakin Iran kalelerinin Osmanli Devleti'ne geçmesi için gayret sarfetmektir.

    16. ve 17. asirlarda Van sehrinin fiziki yapisi hakkinda; sehrin, Van Kalesi'nin güney etegindeki düzlükte kurulmus oldugu ve etrafinda surlarin bulundugu söylenebilir. Bu surlarin kapilari doguda Tebriz Kapisi, güneyde Iskele Kapisi ve batida Yali Kapisi'dir. Yeri, göle yakinligi ve kuzey tarafinin kapali olmasi dolayisiyla iskâna pek elverislidir. Şehrin etrafi baglik olup, bilhassa 17. asirda sik sik Safevi akinlarindan zarara ugramistir.
    16. Asrin sonlarina dogru sehrin fiziki yapisinda Van Gölü'ne dogru bir gelisme görülmektedir. Nitekim 1581 tarihinde Van Beylerbeyi ve kadisina gönderilen bir hükümde, sehrin ahaliye ve muhafaza hizmetinde olanlara kifayet edecek büyüklükte olmadigindan sehre iskele tarafindan 1600 zira ilave olunmasina izin verilmistir.

    OSMANLI DÖNEMINDE IKTISADI DURUM

    16. ve 17. Asirlarda sehir iktisadi hayatini ortaya koyan kaynaklar kisitlidir. Mevcut kaynaklardan elde ettigimiz bilgilere göre iktisadi hayatin önemli unsurunu topraga bagli üretim olusturur. Bugday, arpa gibi zirai üretim yaninda bag-bahçe ziraati de yapilmaktadir. 17.asirda baglarda kullanilan suyun vergisi olan mîrâbâ (su ösrü) 26000 akçadir.

    Van'da yer alti madeni olarak demir ve kükürt madeni bulunmaktadir. Ancak kükürt madeni 16. Asirda kapanmis olup 1577'de Van Beylerbeyi'ne gönderilen bir hükümde, madenin açilip isletilmesinin mümkün olup olmadiginin bildirilmesi istenmektedir. Yine bu dönemde Van'a bagli Kâricgân, Gâvar ve Hoy nâhiyelerinde demir madeninin bulundugu, fakat istenilen sekilde isletilmedigi bilinmektedir
    17. Asrin baslarina ait oldugunu tahmin ettigimiz bir arsiv kaydina göre küçük sanayi kuruluslarindan olan, dokumanin mevcûdiyetine delalet eden boyahanenin senelik vergi hasili 5000 akça, mum yapilan yer olan Şem hanenin senelik vergi hasili 4000 akça, bozahanenin vergi hasili ise 5000 akçadir.

    18. ve 19. yüzyillarda Van bölgesi tarihi, devletin gerileme dönemine tesadüf etmesi bakimindan karmasik bir durum göstermektedir.
    Bu karisik durum ve Osmanli imparatorlugu'nda genel seferberlik nedeniyle Van'da meydana gelen olaylar ve Van'in siyasal, sosyal, ekonomik durumu, çok önemli olaylarin meydana gelmesine yol açmistir. Özet olarak, Van tarihi açisindan önemli görülenlerini özetleyecek olursak 17. yüzyilda kendisini hissettirmeye baslayan çöküs, sadece hükümranlik araçlarini degil, bütün imparatorluk yüzeyinde bürokratik ve dini müesseselerin hepsini etkilemistir.

    OSMANLI DÖNEMINDE NÜFUS VE ASKERI DURUM

    Van'in nüfusu hakkinda arsiv kaynaklarinin eksik olmasi sebebiyle, tam bir bilgiye sahip olmamakla beraber 17.yy baslarinda Van sehrinin toplam nüfusunun 35.000-45.000 civarinda oldugu ve bu nüfusun %70'inin Müslümanlardan olustugu tespit edilmistir. Mezralarda ve sancaga bagli merkezlerde yasayan nüfus da hesaba katilirsa bu rakamin 110.000-127.000 civarinda oldugu tahmini olarak ortaya çıkar.

    Şehrin fiziki yapisinin en önemli kismini teskil eden, zaruret halinde sehrin sakinlerine siginak vazifesi gören Van Kalesi'nin dogudan batiya uzunlugu 1800 m, kuzeyden güneye genisligi 120 m, göl seviyesinden yüksekligi 80 m dir. Dört bedenle çevrili kalenin 1. ve 2. Bedenleri Akkoyunlu ve Osmanli devirlerine aittir. Osmanli-Safevi savaslarinda önemli bir askeri üs olan Van Kalesi'ne, sulh bozuldugunda Safevi askerlerinin ilk saldiracagi yerler arasinda bulunmasi sebebi ile Osmanlilar tarafindan büyük önem verilmistir. Nitekim Kalede bulunan magaralara askeri malzeme ve zahire doldurulmus olup Divan-i Humayun'dan Van beylerbeyligine gönderilen hükümlerde Kalede bulunan silahlarin temiz tutulup çürümesinin önlenmesi, zahireyi bozulmaya birakmayip ahali ile degistirilmesi emredilmistir. Kalenin fethini müteakip burçlara ve bir kisim magaralara açilan deliklere çok sayida Balyemez Toplar yerlestirilmistir.

    Van Kalesi fethedildiginde kalenin üç hisari topraktan oldugu için acele olarak tamir görmüs, ayni yerin 1515'de tas ve topraktan yapilmasina tesebbüs edilmis ise de basarili olunmamistir, Kale tamirinin, Van Eyaleti sancak ve hükümet beyleri tarafin¬dan yapilmasi, devlet hazinesinden ve halktan hiç bir sey alinmamasi usuldür. Nitekim Kalenin bazi kisimlari 1568, 1572, 1582, ve 1660/1661'de Van Beylerbeyi'nin nezareti altinda, sancak ve asiret beylerine tamir ettirilmistir. Ancak, Osmanli-Safevi savaslari sebebiyle sancak beylerinin kale tamiri yapamamalari üzerine, bu isi devlet üstlenmis ise de bu usul 1774 yilina kadar devam etmis, bu tarihte gönderilen bir hükümle, tamirin eskiden oldugu gibi Van Eyaleti sancak beylerinin kapu halkina ve ona tabi olanlara yaptirilmasi emredilmistir.

    Osmanli sehirlerinde kaleler çok yönlü görevler yaparlardi. Van Kalesi, sehri, sehir halkini ve sefer için gerekli malzemenin muhafazasi yaninda, suç isleyenler için bir çesit hapishane vazifesi görürdü. Nitekim Nisan 1568'de Tebriz'den gelip Van pazarinda Hz. Muhammed'e küfrettigi sabit olan Şükrullah, Van Kalesi'ne hapsedilmisti. Yine Aralik 1577'de Şahkulu Alaeddin, suçundan dolayi Kaleye hapsedilmisti.

    Van Kalesi'nde kale görevlileri iç hisarda oturmakta olup sayilan sartlara göre degismekteydi. Nitekim 1577'de Van'dan Ercis Kalesi'ne kale muhafizi gönderilirken, 1635'de Safevilerin Van'i muhasarasi, IV. Sultan Murat'in Şark seferi sebepleriyle Van Kalesi'ne 100 nefer cebeci tayin edilmistir. Kaledeki topçular, topcubaslari tarafindan talim ve terbiye görmekteydi. Evliya Çelebi'ye göre yaz-kis tüm hisarlarla beraber Van Kalesi'nde 500 kisi nöbet beklemekte, kolluk tutan aga ve çavuslarin sayilari 24'ü bulmaktaydi. Bir saldiri oldugunda saldiriyi mesale yakmak, mehter çalmak gibi usullerle haber verirlerdi. Kale burcuna yagan karlarin süpürülmesi Kalede oturan Hiristiyanlarin göreviydi.

    Kaleden Van Gölü'ne yol olup, buradaki iskeleden Ercis, Ahlat ve Adilcevaz'a gemiler islemekteydi. Kanuni Sultan Süleyman'in Ikinci Iran Seferinde, Lütfi Pasa'nin delaletiyle Van Gölü'nde yapilacak gemilerin insasi Mimar Sinan'a havale olunarak üç kadirga yapilmistir. Yine bu asirda Urmi Gölü'nde bazi gemilerin yayilmasi Brodos beyine emrolunmakla Van'dan mimar ve reisler gönderilmesi istenmistir.

    Van Gölü'nde yapilacak gemilerin masrafi ve bu gemilerde çalisacak tayfanin ücretleri bazen Diyarbakir hazinesinden karsilanmaktaydi. Devlete ait bu gemilerin çogunlugu odun naklinde kullanilmakta olup 1582'de gemi sayisinin 7'ye çikarilmasina çalisilmistir. Hatta odun naklinde devlete ait gemiler kifayet etmediginden halkin bu maksat için gemi yapmasina müsaade edilmistir. Bir arsiv kaydindan Van Gölü'nde Hakkari Beyi Zeynel Bey'in de kendi ihtiyacini karsilamak için gemi insa ettigi anlasilmaktadir.


  3. 2007-11-08 #3
    XVIII. Y.Y. SONRASI VAN

    17. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Van'da sosyal ahengin bozulmaya başladığını görüyoruz. Siyasi otoritenin gücünü yitirmeye başlaması ile birlikte, Avrupa devletlerinin ihtiraslarının artması sonucu yüzyıllarca birlikte yasayan Türkler ile Ermeni, Nasturi gibi etnik ve dini bakımdan farklı olan insanlar arasına nifak tohumları atılmıştır.

    Misyonerlik faaliyetleri sonucunda, Van'da 3 Mart 1872 tarihinde ilk ihtilal örgütü "Birlik ve Kurtuluş" cemiyeti, 1878 yılında da gizli bir ihtilal örgütü olan "Kara Haç" teşkilatı, Van'da kuruldu. 19. Yüzyılın ikinci yarısında ise Van'da Ermenice gazete çıkarılmaya başlandı. Ermeni isyan komiteleri, Van'da diğer yerlerden daha kuvvetli idiler. Buraya Iran ve Kafkasya yolu ile bol miktarda silah ve cephane getirilmiş ve düzenli teşkilat kurulmuştu. Ayrıca hudut olması itibariyle tedrisçilerin kontrol edilebilme imkânının azlığı ve ayni zamanda gerektiğinde desteğinin kolay sağlanması, Van'da örgütlerin yoğunlaşmasına sebep oluyordu. Komitecilerin en büyük destekçisi Ermeni kilisesi idi. Ermeni papazlarinin bilhassa, Hrimyan'in patriklikten ayrıldıktan sonra Van'da yaptığı faaliyetlerle burası, Ermeni dini ve kültürel faaliyetlerinin merkezi olduğu kadar, ihtilal örgütlerinin de merkezi haline gelmiştir.

    Van'da Rus Baskonsoloslugu görevinde bulunan General Mayevski, Ermeni din adamlarının din ile uğraşmadıklarını, manastırlarda ayin yerine, Hıristiyan Müslüman düşmanlığı islediklerini yazmaktadır. Yine Rus Başkonsolosu'nun belirttiğine göre 1895 yılı içerisinde Van'daki ihtilal hazırlıkları yoğunlaştı. Halktan silah vergisi adi ile toplanan paralar ile silah ve cephane alindi. Bu silahları kullanacak ve isyanı yönetecek olan komiteciler, Rusya ve Iran yolu ile Van'a gelmiş bulunuyorlardı. Komiteciler çıkaracakları isyanlar için zenginlerden para istiyorlar ve vermeyenleri acımasızca öldürüyorlardı. Ermeni Papazi Bogaz, bazı serseri Ermenilerin taşkınlıklarına karsı çıktığı için Ermenilerin dini bayramı olan 6 Ocak 1896 tarihinde kilisesine giderken öldürüldü. Ermeniler Van'da ilk defa 1896-97 yıllarında Ermeni komitelerinin komplolarıyla isyan ettirilmişlerdir. Bu yıllarda Ermeni ayaklanmalarını hazirlayan ve buna kesin seklini veren Papaz Migirdiç Hrimyan idi. Van'daki İngiliz, Fransız ve Rus konsoloslukları ile Amerikan Misyonerleri de Ermenilik konusunda destek ve teşviklerini eksik etmemişlerdir. İngiliz konsolosu Binbaşı Williams'ın kurmuş olduğu "Fakir severler Derneği" Van'daki ayaklanmalarda önemli maddi ve manevi destek sağlamıştır. Birinci Van isyanının bastırılmasından sonra da, Ermeni komiteleri her türlü tedhiş hareketlerini sürdürmüşlerdir. Bunun yani sıra, siyasi alanda da bazı girişimlerde bulunmuşlardır. 4 Şubat 1902'de Paris'te toplanan I. Genç Türk Kongresine Ermeniler de katıldılar. Maksat, Osmanlı idaresine karsı her türlü muhalif faaliyetlerde rol oynamak, bu yolla hem Avrupa devletleriyle ilişkilerini yeni bir mecrada ilerletmek, hem de Osmanlı idaresini zor duruma sokmaya çalışmaktı. 27 Aralık 1907'de Paris'te ikinci defa toplanan Genç Türk kongresinde Ermeniler uzlaşmacı bir yol izliyor görüntüsünü veriyorlardı. Bu kongrede Osmanlı Devleti'nin bagimsizligini tanıdıklarını, tedhisten ve devlete asker vermemekten vazgeçtiklerini açıkladılar. Fakat bu yapmacık bir tavırdı ve açıklamalarında samimi değillerdi. Nitekim bu kongreden birkaç ay sonra meydana gelen Adana olayları Ermenilerin gerçek niyetlerini göstermiştir.

    Çünkü Ermeni komiteleri, genel mücadele yöntemi olarak sürekli terörü benimsemişlerdi. II. Meşrutiyetin ilanından, I. Dünya Savasına kadar olan dönem Ermeniler için terörle birlikte propaganda dönemi olmuştur. Van bölgesinde bu propaganda, içeriye karsı Rusya'nın bağımsız bir Ermeni Devleti kurulmasını temin edecegi, dışarıya karsi ise, bu havalide daimi asayişsizlik olduğu ve Ermenilere baskı yapıldığı seklindeydi. Ermeniler 7 Nisan 1915' ten itibaren Van'ı tamamen kuşatmışlar ve çevredeki Ermeni çetelerinin de katılımıyla sayıları 10.000'i geçmiştir. Canlarını zorlukla kurtarabilenler ise Van civarını terk ederek büyük bir göç başlatmışlardır. Bu arada baskıya uğrayan, Derebey, Hakis, Zorova (Yemlice), Hidir, Göllü, Şeyhane (Otluca), Şeyhkara (Gülsünler) köyleri halkı Zeve merkez köyüne sığınmışlardı. Ermeniler sadece Zeve'de, bu yedi köyün ahalisinden 2000'den fazla masum insani katletmişlerdir. 20 Mayis 1915'te Van, Ermenilerin öncülüğüyle Ruslar tarafından tamamen işgal edilmiştir. Hemen bir geçici hükümet kurularak, Van Valiliği'ne meşhur komiteci Aram Manukyan getirilmiş, böylece Ermeniler, Ruslar'in Van'ı işgal etmelerine yardim maksadıyla başlattıkları isyan, katliam ve yagma hareketlerini 1918 Nisan ayına kadar devam ettirme imkânını bulmuşlardı. Bu tarihe kadar cereyan eden olaylar Rus destek ve tahrikiyle gerçekleştirilmiştir. Tarih gösteriyor ki, bölgede istikrarın mevcut olduğu devirlerde büyük medeniyet merkezleri vücuda gelmiş, istilalar ve isyanlarla harap olmuştur. Van Kalesi'nin eteğine yayılan ve halen o günlerin acı, izdiraplarini sergileyen eski Van harabeleri bunu göstermektedir. Eğer bugün bölge geri bir durumda ise bunun sebebi dünde aranmalıdır. Birinci Dünya Harbindeki istilalar onun içinde ve ondan sonra meydana getirilen isyanlar vaktiyle mamur olan bu bölgeyi bir harabeye çevirmiştir. Harpten sonra Van, yavaş da olsa bir gelişme göstermiştir. Şehrin nüfusu 1927 yılında 6980 iken 1935'te 9562, 1944'de 12000, bugün ise 284 bin olmuştur. Nüfus artışına paralel olarak, yeni bina ve tesisler de yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde Van ve yöresinin, ülkenin imkanları ölçüsünde, ekonomik ve sosyal alanda yatırımlar yapılarak gelişmesi sağlanmış ve halen bu durum devam etmektedir.


  4. 2007-11-08 #4
    COĞRAFYA

    VAN'IN KONUMU

    Van dünya üzerinde, 42 derece 40 dakika ve 44 derece 30 dakika Doğu boylamları ile, 37 derece 43 dakika ve 39 derece 26 dakika Kuzey enlemleri arasındadır. Türkiye üzerinde ise, Doğu Anadolu Bölgesi' nin Yukarı Murat-Van Bölümü' ndeki Van Gölü kapalı havzasındadır. Kuzeyden Ağrı ili, Doğubeyazıt, Diyadin ve Hamur ilçeleri; batıdan Van Gölü ile Ağrı ilinin Patnos ilçesi, Bitlis' in Adilcevaz, Tatvan ve Hizan ilçeleri; güneyden Siirt' in Pervari, Hakkari ili, Beytüşebap ve Yüksekova ilçeleri ile komşudur. Doğusunda ise İran Devleti sınırı yer alır. İl, toprakları 19.069 km kare olan yüzölçümü ile Türkiye topraklarının %2,5' ini oluşturur. Van, yüzolçümü bakımından Türkiye' nin 6. büyük ilidir. Van, Doğu Anadolu bölgesi' nin volkanik dağlarla kaplı çukur kesiminde bulunan Van Gölü' nün doğu kıyısına 5 km uzaklıkta çok az meyilli bir arazi üzerine kurulmuştur. Rakım yüksekliği yaklaşık 1725m'dir. Türkiye' nin en büyük gölü olan Van Gölü, yüksek dağların ortasında bir çöküntü durumundadır. Çevredeki yüksek dağlar Van ilinin sınırını oluşturur.

    VAN'IN İKLİMİ

    Doğu Anadolu'nun iklimi, şiddetli karasal olmasıyla dikkati çeker. Bu karakter, bölgenin merkezi boyunca, doğuya doğru gidildikçe, yani çevre denizlerin etki alanlarından uzaklaşıldıkça daha da belirginleşir. Bölgede kışlar özellikle çok uzun, şiddetli ve karlıdır. Buna karşılık yaz mevsimi çok kısa olmakla birlikte, bölgenin en kuzeyindeki yüksek platolarda bile oldukça sıcak geçer.

    Karasallığın en basit ifadesi olan en sıcak ve en soğuk ay ortalamaları arasındaki farklar: Türkiye'nin kıyı bölgelerinde 20°'yi aşmadığı halde, Doğu Anadolu Bölgesi'ne doğru gittikçe artarak kuzeydoğu kesiminde 30°'nin üzerine çıkar. Bu bakımdan Van Gölü çevresi, bölgenin diğer birçok kısmında rastlanılmayacak derecede düşük karasallık değerleri gösterir. Nitekim yıllık fark Bitlis'te 26°, Hakkari'de 28.5°, Ağrı'da 31° ve Muş'ta 32.5° olduğu halde Van Gölü çevresindeki istasyonlarda 25° civarındadır.

    Marmara Denizi'nin 1/3'ü büyüklüğündeki Van Gölü'nün, yakın çevresinin iklimine neler kazandırdığını anlamak için, gölün burada bulunmadığını düşünmek ve benzer özellikler gösteren yerlerle karşılaştırmak yeterlidir. Sıcaklık koşulları yönünden aşağı yukarı aynı özelliklere sahip olan Van Gölü kıyılarının tüm istasyonlarında yıllık sıcaklık ortalaması 9°, yılın en soğuk ayı olan ocak ortalaması -3.6°, temmuz ayı ortalaması ise 22° civarındadır. Oysa hemen hemen aynı enlemde ve daha batıda yer alan, üstelik Van Gölü çevresindeki istasyonlardan 400-500 m. daha alçakta bulunan Muş'ta ocak ayı ortalama sıcaklığı -7.7°'dir. Bu durumda Ocak ayının Muş'ta, Van Gölü çevresine göre bir kat daha soğuk geçtiği anlaşılmaktadır. Bu ayın ortalama sıcaklığı, Van'a göre 100 m. daha alçakta, ancak daha kuzeyde bulunan Ağrı'da ise -10.4°'dir. Mutlak sıcaklıklara bakıldığında bu durum da*ha da belirginleşir. Örneğin: Van Gölü'nün yerinde bir ovanın bulunduğu varsayıldığında, şu anda -20° ile -25°' civarında olan şimdiye kadar ölçülmüş en düşük sıcaklığın (mutlak minumum) -40°'lere kadar düşeceği rahatlıkla söylenebilir. Zira aynı değer Muş'ta -33°, Ağrı'da ise -45.6° olarak ölçülmüştür. Böylece, geç ısınıp geç soğuduğu ve bünyesinde daha fazla ısı depo edebileceği için kışın çevresine göre ılık kalan Van Gölü, bu mevsimde kıyısındaki sahaların sıcaklıklarının fazla düşmesini önlediği gibi, yazın da fazla yükselmesine engel olarak karasallığı bir dereceye kadar azaltmış olur. Ancak, tüm bu olumlu koşulların dar bir kıyı şeridiyle sınırlı olduğunu ve göl çevresindeki ovalardan ayrılır ayrılmaz iklim şartlarının tamamen değiştiğini unutmamak gerekir. Haziran sonlarına doğru göl çevresinde bulunan birisi, göl kıyısında suya girildiğini, yamaçlarda henüz yeşermiş otları, zirvede ise halen mevcut olan karları görerek üç farklı mevsimin çok dar bir mekan içerisinde, bir arada yaşandığını farketmekte gecikmez. Süresi ve miktarı yıldan yıla değişen donlu günler, Van Gölü kıyılarında batıdan doğuya doğru hafifçe artar. Donlu gün sayısı, Bitlis iline bağlı Tatvan ve Ahlat ilçelerinde 110 gün civarında olduğu halde Van, Erciş ve Muradiye'de 130 güne çıkar. Ortalama olarak kasım başında görülmeye başlayan donlu günler, nisan başında son bulur. Ancak, bu ortalama tarihlerde yaklaşık bir aylık bir sapma meydana gelerek bazı yıllar ekim başında görülürken, bazı yıllar mayıs sonuna da sarkabilmektedir. Bu süre esnasında yaşamın çeşitli yönleri, özellikle tarım faaliyetleri kısıtlandığı gibi, erken ve geç olanlar, ürünlere büyük zararlar verebilmektedir.

    Sahada rüzgarlar, Van Gölü'nün uzanış doğrultusuna uymak zorunda kalır. Havzanın batısında batı yönlü rüzgarlar egemen olduğu halde,doğu kesimde ilkbahar ve yaz mevsiminde batı yönlü, sonbahar ve kış mevsiminde ise doğu yönlü rüzgarlar etkindir. Göl ile çevresindeki yüksek plato ve dağlar arasındaki termik zıtlıklar, basınç farklılıklarına yol açmak suretiyle, rüzgar yönleri üzerinde de etken olmuşlardır. Farklı ısınma koşulları gündüzün gölden karalara, geceleyin de kara alanlarından göle doğru meltem rüzgarlarının doğmasını sağlamıştır.

    Sıcaklıktaki homojenliğe karşılık, yağış şartları yönünden havzada önemli farklılıklar görülür. Kutbi cephe boyunca batıdan doğuya doğru hareket eden gezici siklonlar (alçak basınç merkezleri) yöreye, Batı ve özellikle Güneydoğu Toroslar engelini aşan en önemli gedik olan Bitlis Vadisi boyunca güneybatıdan girerler. Bu nedenle havzada yağışlar, hava kütlelerinin nem bakımından fakirleşmesine bağlı olarak batıdan doğuya gidildiği oranda azalır. Nitekim Bitlis'te 1000, Tatvan'da 800, Ahlat'ta 600 mm.'ye yakın olan yıllık ortalama yağış, Adilcevaz'da 440, Erciş'te 490, Muradiye'de 450, Van'da 380 ve Özalp'ta 370 mm.'ye düşer. Van Gölü'nün doğu kıyıları, özellikle Van ve Gürpınar Ovalarıyla Özalp çevresi, tüm havzanın oldugu gibi, aynı zamanda Iğdır Ovası'yla birlikte Doğu Anadolu Bölgesi'nin de en az yağış alan sahaları arasında yer alır.

    Van Bölümü'nde Akdeniz ve Karasal yağış rejimleri arasında geçiş tipi bir yağış rejimi görülür. Yağışın en fazla olduğu mevsim ilkbahardır(%39). Bunu kış (%26.6) ve sonbahar (%27.2) izler. Yağışın en az ol*dugu mevsim ise yazdır. (%7.1) Yağışın büyük bir kısmının kışa yığıldığı, fakat yaz mevsiminin yok denecek kadar az yağış aldığı Akdeniz yağış rejiminden, en yağışlı mevsimin kıştan ilkbahara kaymasıyla ayrılır (karasal tesir). En az yağış alan mevsimin kışa rastladığı, en fazla yağışın ise yazın düştüğü ka*rasal rejimden ise, kışın en yağışlı ikinci mevsim olması ve yaz kuraklığıyla farklılaşır. Yağışlı geçen 85 günün 35'inde kar yağar. Kar yağışlarının görüldüğü devre kasım başından nisan sonuna kadar devam eder ve yağan kar 3 aya yakın yerde kalır.

    Van, yılın 120 günü açık, 200 günü bulutlu ve 45 günü ise kapalı gün özelliği ile Türkiye' nin en fazla güneş alan illerinden biridir. Tarihte Urartular'a başkentlik yapmış Van' ın, "Tuşba" adını alması, Tuşba'nın "Güneşi bol olan" anlamına gelmesindendir.


  5. 2007-11-08 #5
    VAN'IN DOĞAL BİTKİ ÖRTÜSÜ

    Doğu Anadolu, İç Anadolu ile İran arasında, büyük bir kısmı doğal orman sahasına dahil bir ada gibi yükselir. Bu durum, İç Anadolu ve İran'a göre Doğu Anadolu'nun daha nemli olmasından kaynaklanır. Ormanların alt sınırı herşeyden önce nemlilik derecesine bağlıdır. Bu sınır bölgenin batısında 1100-1400 m iken, doğusunda 1800-1900 m'ye kadar çıkmaktadır. Bölgenin başka bir özelliği de ormanların üst sınırının çok yüksek olmasıdır. Bölgenin batısında ormanların üst sınırı 2400 m, doğusunda ise 2800 m kadardır. Hatta Akdeniz'den gelen nemli hava akımlarının bu bölgeye kolayca sokulduğu, Bitlis oluğunun tam karşısına denk gelen Nemrut Dağı'nın güney yamaçlarında, çalılık halinde meşeler yayılırken, kalderanın içinde meşelerden, yabani meyve ağaçlarından, kavak ve huşlardan oluşan bir orman görülür. Bu orman, kalderanın dik olan iç duvarlarında yer yer 2900 m'ye kadar çıkar ki bu, ülkemizde tesbit edilmiş olan en yüksek orman sınırıdır. Doğu Anadolu'daki ormanlar genellikle şiddetli ve uzun kışlara ve fazla olmayan yağış miktarına uyum sağlamış, soğuğa dayanıklı, seyrek ve orman altı çok zayıf, kuru ormanlar halindedir.

    Van Gölü çevresi, insanlık tarihinin en eski zamanlarından beri yerleşilmiş bir sahadır. Bu nedenle, yörede bitki örtüsü insanlar tarafından büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Yüzyıllarca süren tahrip sonucunda Anadolu'nun çoğu yerinde olduğu gibi, Van Gölü çevresinde de asli bitki örtüsü bozulmuş, bir yerde, özellikle ormanlar ortadan kaldırılmıştır. Nitekim, tarihi belgeler de bunu ispatlamaktadır. M.Ö.8. yüzyılda, bugün çıplak olan Van-Hakkari yöresine bir sefer düzenleyen Asur hükümdarı, bu yöredeki sazlık kadar sık ormanları kestirdiğinden bahsetmektedir. Eskiden buraların ormanlık olduğunu gösteren başka bir delil de, günümüze kadar ulaşan orman bakiyeleridir. Bu ormanlara özellikle Başkale-Gevaş arasında rastlanır.

    Ekolojik şartlar göz önüne alındığında Van'ın güney kesimleri dışında kalan yörelerde, geçmişteki doğal bitki örtüsünün ağaçlı step olduğu söylenebilir. Step içindeki başlıca türler, çeşitli meşe türleri ve bodur ardıçlardır. Çam türleri, Van Gölü çevresinde kendilerine uygun, ekolojik ortamı bulamamışlardır. Van'da yetişebilecek çam türü sarıçamdır. Bugün orman kalıntılarına ilin güney kesimlerinde rastlanır. Bu kesimlerde bitki örtüsü genellikle meşelerden oluşur. Meşeler, bozulmuş, birçok yerde çalılık halini almıştır. Ağaçlık sahalara Gevaş'ın güneyinde de rastlanır. Meşeler yanında, seyrek de olsa, sakız menengiç, bodur ardıç, kızılcık, doğu çınarı, ceviz, titrek kavak ve yabani meyve ağaçları da görülmektedir.
    Van'ın güneyinde stepler de görülür ve en önemli elemanı geven otudur. İlin güneyi dışında ormanlara rastlanmaz. Sadece Erciş'in kuzeyinde, Ilıca Suyu Vadisi'nde seyrek meşe toplulukları bulunur.

    Van'ın doğu ve kuzeyi bugün antropojen step görünümündedir. Seyrek olarak vadi boylarında ağaçlara rastlanır. Bu kesimde hakim olan step formasyonu otsu bitkilerden oluşur.

    VAN'IN YER ŞEKİLLERİ

    Van Ovası ve yakın çevresi, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Van bölümü'nde, tektonik ünite olarak ise Toros Orojenik Kuşağı'nın doğu bölümünde yer almaktadır. Doğu Anadolu Bölgesinin bir alt bölümünü teşkil eden Van bölümü morfolojik bakımdan üç üniteye ayrılabilir. Bunlar: Van Gölü'nü güneyden bir duvar gibi kuşatan Güneydoğu Toroslar, doğuda ortalama yükseltisi güneye nazaran daha alçak olan Van Dağları, batı ve kuzeyde ise kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda bir hat üzerinde yer alan volkan konileridir.

    Van Bölümü'nün güney kesimi Güneydoğu Toroslar ve bunların doğudaki uzantısı üzerinde bulunan Gevaş dağları ile çerçevelenmistir. Bu kısımda 3000 metreyi geçen bir çok tepeler vardır (Artos Dağı 3475 m.) Yine bu kısımda arazinin durumu, kıyının şekli üzerine etki etmiştir. Öyle ki, Van Gölü'nün en girintili çıkıntılı kısımları güney kıyılarıdır. Bazı dere ağızları bir tarafa bırakılacak olursa (Hoşap Suyu, Arpat Çayı ağızları gibi) kıyı genellikle yüksektir.

    Van Gölü kapalı havzasının güneyini bir çok yerlerde 2500-3000, bazı yerlerinde ise 3500 metreye yakın yükseklikteki dik yamaçlı dağ sıraları çevirir. Temeli birinci jeolojik zamana ait şist ve kalker gibi kayaçlardan meydana gelmiş bulunan ayrıca, yer yer ikinci ve üçüncü jeolojik zamana ait türlü kayaçları da (özellikle serpantin, kalker ve marn) içine alan bu dağların Van Gölü çanağına doğru değişik uzantılar halinde sokulması, gölün güney kıyısının çok girintili ve çıkıntılı olmasına ve birçok yerlerinde de yüksek kıyıların ve falezlerin oluşmasına sebep olmuştur.

    Doğu Anadolu Bölgesi'nin güney kenarında geniş bir kavis teşkil ederek gayet bariz bir duvar halinde uzanan Güneydoğu Torosların yükseltisinin kavisin orta kısmında nisbeten az, buna karşın batıda ve doğuda yükseltisi artmakta ve maksimum yüksekliğe güneydoğuda Cilo Dağlarında (burada Reşko ve Gelyaşin zirvesi 4168 metredir) erişmektedir. Ayrıca, Güneydoğu Torosların kuzey kenarında, Elbistan Havzası'ndan başlayarak Malatya, Mollakendi, Çapakçur, Muş, Van Gölü, Havasor ve Gevaş havzaları ile uzanan bir depresyonlar şeridi yer almakta ve bu şerit üzerindeki depresyonlar birbirinden dağlık eşikler ile ayrılmaktadır. Van Gölü'nün doğusunda ise aynı nisbi çukur saha üzerinde depresyonlar ile kesintiye uğrayan Van Dağları yer almaktadır.

    Bu kesimin ortalama yüksekliği 2200-2400 metre arasında bir yayla olup, üzerinde yer yer 2500 metreyi geçen tepeler vardır. Van şehrinin doğusundaki Erek Dağı (3204 m.), bunun doğusunda Kuh Dağı (2850 m), Kazan Dağı (2890 m), Kuzeyinde Irgat Dağı (2750 m) Van Dağlarının Yüksek tepeleridir ve aralarında Hoşap, Özalp ve Ahurik gibi toprağı verimli birçok ovalar yer almaktadır.

    Van Gölü kapalı Havzası'nın bütün doğu bölümü ana çizgileriyle göz önüne alındığı takdirde, burada doğu sınırlarımızdan Van Gölü çanağına kadar genel bir eğim bulunmaktadır. Gölün doğu kıyısında 1730 metre kadar yükseltiye sahip olan arazi, doğuya doğru yavaş yavaş yükselir. Bununla ilgili olarak buradaki akarsular da doğudan batıya doğru birçok yerlerde birbirine paralel şekilde akarlar. Mejinger Suyu, Memedik Deresi, Karsuyun yukarı bölümü ve Bendimahi Çayı'nın vadileri doğu-batı doğrultulu bir takım geniş geçitler teşkil etmiştir. Van Gölü'nün güney kenarında boydan boya dik bir şekilde yükselen sarp dağlara karşılık, burada daha alçak dağlar uzanır. Van Gölü Havzası'nın doğu ve güneyindeki bu dağlar çok çesitli kütlelerden meydana gelmiş olup karmaşık bir yapı gösterirler.

    Van Gölü ve İran sınırı arasındaki saha tektonik bakımdan çok karmaşıktır. Burada en geniş yeri Kretase flişleri ve Nümmülitli kalkerler işgal eder. Bu tabakalar şiddetli kıvrımlı, faylı ve ekaylı olup, kıvrım yönleri genellikle güneybatı-kuzeydoğudur. Bu ikinci ve üçüncü zaman kıvrımları doğuda kavisler yaparak İran topraklarına geçer. İkinci zamandan daha eski tabakalar, nisbeten daha sınırlı saha kaplarlar. Bunlar, büyük bir ihtimal ile bu bölgede derinlerde kalmış olan eski kütlenin ancak, depresyonlar ile parçalanarak sınırlı sahalarda şeritler halinde yüzeye kadar yükselmiş olan parçalardır. Bütün bu karışık bünyeyi geniş sahalarda denizel miyosen tabakaları transgresif olarak örtmüştür.

    Van Bölümü'nün batı ve kuzeyindeki yerşekilleri ise, gerek biçim gerekse meydana geliş bakımından güney ve doğudakilerden farklıdır. Bölümün başlıca yerşekilleri tek yükselen volkan dağları (3000-4000 m yüksekliğinde) ile bunları çevreleyen ücüncü zamanın ikinci yarısına ait tabakalı platolar ve lav platolarıdır (1800-2000 m). Bu masa yapılı platolar, göl yüzünden çok geride 200-300 m yüksekliktedir. Bunlardan Erciş'in batısında ve Ahlat'ın kuzeyindekiler Miyosen kalkerlerinden masa yapılı platolardır. Buna karşılık göl kenarlarında yer yer daha eski kütleler temelde yer alır ki, bunlardan bir kısmı Tatvan yakınında gözlenir. Van Bölümü'nün batı ve kuzeyinde bir sıra teşkil edecek şekilde iranid ve Torid tektonik kuşakları içinde güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda sıralanan volkan dağları dördüncü zaman başındaki geniş ölçülü püskürmelerden doğmuş lav ve tüflerin yığılması ile meydana gelmişlerdir. Bunlar arasında Nemrut Dağı (3050 m), Sübhan Dağı (4434 m), Aladağ (3351 m,), Tendürek Dağı (3542 m) ve nihayet Ağrı Dağı (5165 m) bölgenin tek dağlarını teşkil eder. Bu dağların eteklerinde de geniş lav platoları uzanır. Bu lav platoları senenin ancak belirli bir kısmında otlarla örtülüdür. Yazın otlar kuruyunca manzara çok kasvetli olur. Beyaz renkli Miyosen kalkerlerinden müteşekkil tepeler volkanik sahalardan çok daha çıplaktır. Yazın bölge, çöle yakın bir manzara arzeder. Türlü tabiatta, araziden oluşan dağlar arasında uzanan irili ufaklı akarsuların açmış olduğu vadiler (Ahlat, Adilcevaz, Erciş yakınında Zilan vadileri) bu çölümsü sahanın içinde hakiki birer vahadır. Buralar eskiden beri insanları çeken sahalar olmuştur.

    Sonuç olarak Van Bölümü'nün genel fiziki coğrafya özellikleri şu şekilde özetlenebilir: Van bölümü bir kenarı yüksek Güneydoğu Toroslar, diğer kenarı Nemrut'tan Tendürek'e kadar uzanan muazzam volkanlar dizisi ücüncü kenarı da Türk-İran sınır dağları tarafından çevrilmiş az çok muntazam bir üçgen şeklindedir. Bu üçgenin en büyük kısmını 16000 km2 yüzölçümündeki Van Gölü Kapalı Havzası teşkil eder. Sahanın hemen bütün suları bu havzaya bağlıdır. Ancak, güneydoğuya doğru sokulan dar bir saha dahilinde sular Büyük Zap Nehri vasıtası ile Dicle'ye, yani denize gider. 2200-5000 m arasında değişen büyük ortalama yükseltisine rağmen geniş sahalarda hakim olan basık topoğrafya şekilleri üçüncü zamanın ikinci yarısı ve dördüncü zamanın ilk yarısına ait düzenli vol*kan çıkışları, ziraat üzerinde derin etki yapan kurak ve şiddetli bir iklim ve nihayet bu kuraklığa rağmen memleketimizin göl bakımından en zengin köşelerinden biri oluşu ve bu arada en büyük gölümüz olan Van Gölü'nü içermesi, bu bölgenin başlıca coğrafi karakterlerini meydana getirir.

    VAN'IN DAĞLARI

    Van ilinde dağlar toplam alanın %53' ünü kaplar. İl alanı volkanik oluşumlu dağlarla çevrilidir. Van' ın kuzeyinde yer alan Aladağ (3.255 m) ve Tendürek Dağı (3.542 m) Ağrı iline sınırdır. Tendürek Dağı' nın doğusunda, güneye doğru İran sınırına paralel olarak uzanan dağlar yer alır. Düzenli bir şekilde uzanan bu sıradağların yüksekliği, Zap Suyu'nun kaynağını aldığı Sorada Dağı'na kadar 3.000 m' yi geçmez. Bu dağlar Eğriçay Deresi' nden başlayarak 2.600-2.700 m yükseltili bir sırt oluşturur. Karabulak Dağı' ndan sonra bu yükselti, 2.900 m'ye ulaşır. Deveci Geçidi' nin güneyinde yer alan dağların yüksekliği 2.750 m'dir. Bunların başlıcaları Dumanlı Dağ, Elağan Dağları, Kırklar Dağı, Tavur Dağı ve Gelin-Güvey Kayasıdır.

    Kuzey Bendimahi Havzası ve Karasu Havzası, geniş bir dağlık bölüm şeklinde, güneybatı yönünde uzanır. Bu bölüm kuzeyde, 2.850 m yükseltili Alikelle Dağı ile Abağa Düzü' ne doğru uzanmaktadır. Bu düzün güneyinde Tarhani Düzü ile Naşar Düzü yer almaktadır. Bu düzlüklere doğru uzanan bir takım sıra dağlar var ki, bu dağların en yükseği 2.700 m ile Çilli Dağı' dır. Abağa Düzü ile Bargiri (Muradiye) Ovası arasında geniş bir dağ sırası uzanır. Bu sıradağlar, Pirraşit Dağı (3.200 m) ile başlar. Pirraşit Dağı sivri bir koni biçimindedir. Eteklerinde geniş yaylalar yer alır. Sultan Gölü' nün batısında 3.020 m ile Manda Dağı yükselir. Bargiri Ovası' nın doğusunu çevreleyen İsabey Dağı' nın yükseltisi, 3.000 m dir. Karasu ile Van Gölü arasında Şevli (Şoli) Dağı 2.900 m , Hanke Dağı (2.450 m) ve İrini Dağı (2.250 m) uzanır. İlde yükselti güneydoğuya doğru gidildikçe artar ve Şehit Tepesi' nden başlayarak düzgün sıralar oluşturur. Bu dağın uzantıları, Ahta Dağı (2.810 m) ve Karahal Dağı ( 2.700 m) dır. Tendürek Dağı' nın uzantıları olan asıl sınır dağları, Gündizin ( Hızırbaba Ziyareti) Dağı (3.010 m), Koçalan, Bilecik ve Melek Dağları (2.560 m) dır. Satmanıs Ovası, Akgöl Havzası ve Gölçimen Ovası arasında yüksek ve geniş bir dağ kütlesi görülmektedir. Kuzeydeki sivri ve kayalık dağ, Nacarabat (2.610 m) Dağı' dır. Hazine Sırtları Tepesi (2.650 m), Rentömer (2.580 m), Irgat (2.890 m), Kozan (2.890 m) ve güneyde Kuh Dağı (2.850 m) bu kütlenin başlıca yükseltileridir.Keşiş Gölü Havzası' nın batı kesimlerinden başlayan dağ sırasında yer alan Erek Dağı' nın yükseltisi 3.250 m dir. Erek Dağı' nın Van Ovası' na doğru uzantısı Şuşanıs (Doni) (2.750 m) Dağı' dır. Hemen güneybatısında, Norhuk Dağı (2.800 m) yer alır. Van ilinin güneyinde, Hoşap Suyu' nun doğusunda da İspiriz Dağları (3.688 m) uzanır ki, bu dağlar aynı zaman da, Van ilinin en yüksek noktasıdır.

    Van'ın Plato ve Yaylaları


    Plato ve yaylalar, Van yüzölçümünün toplam %33' ünü teşkil eder. Genellikle platolar dağların arasına sokulmuştur. 3.Zaman'da oluştuklarına ilişkin yükselmelerden belirtiler ve özellikler taşımaktadır. İlin doğusunda yer alan Norduz Yaylaları hayvancılık bakımından çok önemli yerlerdir. Abağa Düzü' nün güneyindeki ortalama 2.450 m yükseltisindeki geniş yaylalar kuzeye doğru eğim kazanır. Manda Dağı' nın eteklerinde de sulak, bol otlu olan yaylalar vardır. Ahda Dağı' ndan Erçek Gölü' nün kuzeyine kadar Karasu ile Memedik Çayı arasında otu ve suyu bol geniş yaylalar vardır. Ayrıca, Nacarabat Dağı' nın batı yamaçlarında yer alan yaylalar havancılık açısından oldukça önem taşır.


    VAN'IN OVALARI ve VADİLERİ

    Van Ovası
    Van ilinin kurulduğu yerde olup, Van Gölü' nün doğusunda 150 km karelik bir alanı kaplamaktadır. Ovanın yaklaşık yükseltisi 200 m kadardır. Van Ovası, kuzeydoğuda Sıhke Düzü, kuzeyinde Akköprü Düzü ve güneyinde de Şamranaltı Düzü adını alan bir kaç bölümden oluşur. Çok verimli toprağa sahiptir.

    Erciş Ovası
    Van' ın en önemli ovalarından biridir. Yüzölçümü 150 km2 olan bu ova, Van Gölü' nün kuzeyinde yer almaktadır. Nispi yükseltisi çok azdır. Erciş Ovası iki bölüme ayrılır. Bunlar Hatun ve Erciş ilçe merkezinin yer aldığı Sulu Ovadır. Erciş Ovası' nda çok çeşitli sebze ve meyve yetiştirilmektedir.

    Hoşap Vadisi
    Norduz Yaylası' nın yüksek kesimlerinden doğan Hoşap suyu, Hoşap Ovası' na dek derin ama sarp olmayan bir vadide akar. Hoşap Vadisi, Gürpınar ilçesinin Güzelsu (Hoşap) beldesi merkezi yakınında Hoşap Ovası' na açılır.

    Memedik Vadisi
    Özalp yöresinde doğan Memedik Çayı boyunca birçok düzlük uzanır. Vadi boyunca uzanan düzlüklerden Saray ve Mollahasan (Karakallı) düzleri, akarsuyun yukarı tarafında yer alır. Memedik Vadisi oldukça dardır. Bu vadi batıda Erçek Düzü' ne açılır.

  6. 2007-11-08 #6
    60 bin yıl önce Nemrut Volkanı'nın patlaması ile Muş Ovası'nı da içine alan büyük su kütlesinin özü Tatvan'da kapanmıştır. Böylece 4.zamanda, Nemrut Dağı Volkanı'ndan çıkan lavlar, bir set oluşturarak Van Gölü çanağının Muş Ovası ile bağlantısını kesmiştir. Çanakta toplanan suların dışa akışı kesildiği için zamanla Van Gölü bugünkü şeklini almıştır.



    Van Gölü' nün kuzey ve batısı tümüyle volkanik dağlarla çevrilidir. Güney çevresi yüksek dağlar, kristalin şitler ve paleozoik arazilerle, doğusunda ise neojen tekneleri ve alüvyonlarla örtülü küçük ovalarla çevrilidir. Çok sayıda koy ve burunlar vardır. Kuzey kıyılarında çok güzel ve geniş kumsallara rastlamak mümkündür. Van Gölü, ana yatak ve ona kuzeydoğuda geniş bir geçitle bağlanmış olan büyük bir körfezden oluşur. Ana yatağın en geniş yeri olan Van-Tatvan arası 125 km'dir. Gölün yüzölçümü 3.712 km2 dir. En derin yeri 451 m olan gölün ortalama derinliği 171m ve denizden yüksekliği 1650 m'dir. Van Gölü' nde büyük boyutlu toplam 4 ada vardır. Bunlar: Akdamar, Çarpanak, Adir ve Kuş Adası'dır. Akdamar Adası Van Gölü' ndeki en büyük ada olup, uzunluğu 1.5 km ve genişliği 500 m'dir. Bu adada tarihi Akdamar Kilisesi bulunur.



    Göl içinde, adalara ulaşımı sağlayan tekneler ve Van-Tatvan arasında sefer yapan feribotlar çalışır. Van Gölü, büyüleyici güzelliği, iskeleleri, koyları, yarımadaları ve körfezleri ile tam bir deniz görümündedir. Bu nedenle çevre halkı, Van Gölü' ne "Deniz" ismini sıkça kullanır. Van Gölü'nün suyu tuzlu ve sodalıdır.



    Erçek Gölü

    Van Gölü' nün 30 km doğusunda, lavların yığılması ile oluşmuş, bölgenin ikinci büyük gölüdür. Van Gölü'nden bir eşikle ayrılan Erçek Gölü, bir çöküntü havzası içindedir. Yüzölçümü 99 km2 olup deniz seviyesinden yüksekliği, 1.800 m'dir. En derin yeri 15 myi bulur. Göle doğudan karışan Memedik Çayı bol su taşımaktadır. Göl, Van Gölü gibi oldukça tuzlu ve sodalıdır.



    Keşiş Gölü

    Bir diğer adı da Turna Gölü' dür. Eskiden yapay bir gölet durumundayken, bol kaynaklarla beslenerek bugünkü halini aldığı söylenir. Keşiş Gölü; Kuh, Kozan ve Erek Dağı arasındaki vadidedir. Yüzölçümü 4 km2 dir.



    HİDROGRAFYA

    Van Gölü çevresinin dikkati çeken tarafı, az yağışlı bir bölge olmasına rağmen su bolluğunun bir ifadesi olan göller yönünden zengin oluşudur. Bunun nedeni, tektonik ve volkanik faaliyetlerin oluşturduğu morfolojik yapıdır. Sayılan 10'u aşan irili ufaklı bu göllerden Van, Erçek ve Nazik Gölleri, tektonik hareketlerin hazırladığı, çöküntü alanlarına yerleşmiş akarsuların önlerinin volkanik setlerle tıkanması sonucu oluşmuşlardır. Bunlardan sularını, Sufresor (Yeniköprü) Deresi vasıtasıyla, Van Gölü'ne akıtan Nazik Gölü'nün suları tatlı olduğu halde birer kapalı havza teşkil eden Van ve Erçek Göllerinin suları tuzludur. Suları tatlı olan Nemrut ve Aygır Gölleri volkan kraterleri içerisinde oluşmuşlardır. Buna karşılık Arin Gölü (Sodalı Göl), Van Gölü'nden dar bir allüviyon seddi ile ayrılmıştır ve suları tuzludur. Havzada yer alan Turna (Keşiş), Gövelek (Ermanis) ve Sultan Gölleri gibi bir kısım göller ise Urartular'dan kalma eski baraj gölleridir.



    Sularını çevre denizlere gönderemeyen Van Gölü Kapalı Havzası, 16.096 km2'lik alanıyla İç Anadolu Kapalı Havzası'ndan sonra Tükiye'nin ikinci büyük içe akışlı havzasıdır. Bu sahanın 12.500 km2'sini, sularını topladığı akarsuların kabul havzaları oluştururken, 3.712 km2 'sini de bizzat gölün kendisi işgal eder. Alansal genişlik bakımından Türkiye'nin en büyüğü olan Van Gölü, dünyadaki kapalı göller içerisinde 15. sırada yer alır. Buna karşılık derinliğinin fazla olması yüzünden 607 km3 'lük toplam su hacmiyle Hazar Denizi, Aral ve Issık Kul Göllerinden sonra kapalı göller içinde 4. sırada gelir. Sularının tuz içeriğinde sodanın görece fazla olmasından hareketle sodalı olarak değerlendirilen Van Gölü, aynı zamanda dünyanın en büyük sodalı gölüdür.



    Gölün, güneybatıdaki Tatvan koyu ile kuzeydoğudaki Bend-i Mahi Irmağı ağzı arasındaki uzunluğu 128 km, Gevaş kıyıları ile Arin Gölü yakınındaki kuzey kıyıları arasındaki genişliği 54 km, Tatvan ve Van iskeleleri arasındaki doğu-batı uzunluğu ise 89 km'dir. Göl yüzeyinin deniz seviyesinden yükseltisi, son seviye yükselmelerinden sonra 1650 m'ye yaklaşmaktadır. En derin yerinde derinliği 451 m'yi bulan gölün doğu ve kuzeydoğu kısımları nisbeten sığdır. Çarpanak Adası ile Arin Gölü yakı*nındaki kuzey kıyı arasına çekilecek bir hattın kuzeydoğusunda kalan Erciş Körfezi ile yine Çarpanak Adası ile Edremit Sırtı'nın batı ucu arasındaki Van Koyu'nda derinlikler 100 m'nin altında iken, bu sahalardan batı ve güneybatıya doğru gidildikçe derinlikler artar. Nihayet, Adilcevaz ve Ahlat açıkları ile Reşadiye ve Deveboynu Yarımadası arasında kabaca dairesel bir şekil arzeden ve Tatvan Baseni olarak adlandırılan alanda derinlik*ler 400 m'nin üzerine çıkar. Maksimum derinlik, bu basenin kuzey kenarında, Adilcevaz'ın 18 km kadar güneybatısındaki bir sahada 451 m olarak ölçülmüştür. Üçüncü jeolojik zaman sonu ve dördüncü zaman başına doğru aşındırılarak bir yontuk düz (penoplan) haline getirilen Van Gölü çevresi, deniz seviyesine yakın bir yükseltide bulunuyor ve yer yer dışa akışı olan tatlı su gölleri tarafından işgal ediliyordu. Fakat, dördüncü zamanın ilk devresi (Pleistosen) esnasında meydana gelen epirojenik hareketler sonucunda bölge bütünüyle yükselirken, Van Gölü'nün bulunduğu saha çökerek (gerçekte daha az yükselerek) bugünkü Muş Ovası'yla birlikte doğu-batı uzanışlı uzun bir depresyon oluşturmuşlardır. Tabanı sularla kaplı bir göl durumunda olan bu depresyon, zamanla Murat Nehri tarafından açılarak boşaltılmıştır. Daha sonra Nemrut Volkanı'nın püskürmeleri sonucunda oluşan Rahva lav seddi ile birleşik Van-Muş Depresyonu birbirinden ayrılmış ve bu volkanik seddin gerisinde suların birikmesiyle Van Gölü oluşmuştur. Ancak, başlangıçta Van Gölü'nün suları Bitlis Çayı vasıtasıyla Dicle'ye akarken, Nemrut Dağı'nın devam eden püskürmeleriyle oluşan lavların Bitlis Vadisini doldurmasıyla bu akis sona ermiş ve Van Gölü kapalı havzaya dönüşmüştür.

    Oluşumundan sonra Van Gölü, buzul devirleri sırasında soğuk ve nemli iklim koşulları altında önemli seviye ve hacim değişikliklerine uğramıştır. Halen göl çevresinde bugünkü seviyenin(1650 mye yakın) üzerinde 12, 30, 55 ve 70 m yükseltilerde 4 farklı göl sekisi (taraçası) mevcuttur. Göl seviyesinin bugünküne göre yüksek olduğu devrede, göl içerisinde istiflenmiş erezyon materyalinden başka birşey olmayan göl şekillerinin en yüksekte yer alanı 1720 m'de bulunmakta ve yaşı 18 bin yıl olarak saptanmaktadır. Buna göre gölün en yüksek olduğu devredeki seviyesinin 1720 m'ye kadar yükselmiş olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ne bu seviye değişmeleri, ne de Dicle'nin kollarının şiddetli geriye aşındırması, jeolojik geçmişteki en uygun iklim şartları altında bile bir orografik endoreizm (morfolojik yapıya bağlı kapalılık) sahası olan bu havzayı dış drenaja bağlayamamıştır. Daha sonra göl seviyesi buzul devrinin son bulmasıyla kademeli olarak alçalmış ve günümüzdeki seviyesine erişmiştir. Ancak, Van Gölü'nün tarihi devirler içerisinde devamlı bir yükselme eğilimi içerisinde olduğu anlaşılmaktadır.



    Tabanını Türkiye-İran sınırının oluşturdugu bir dik üçgeni andıran havzasının batı köşesine yerleşmiş olduğu için Van Gölü'nün batı, kuzeybatı ve özellikle güneyinde, büyük akarsular oluşamamıştır. Buna karşılık gölü besleyen; Ilıca (Zilan), Deliçay, Bend-i Mahi, Karasu ve Güzelsu (Hoşap) gibi nisbeten büyük akarsular kuzey ve doğu bölümüde bulunurlar. Bu akarsular içerisinde en fazla su taşıyanı, yıllık toplam 328 milyon m3'lük akımıyla Bend-i Ma*hi Çayı'dır. Bunu, yakın değerleriyle Ilıca Çayı izler. Diğer üç akarsu ise 150 milyon m3 civarında su taşırlar. Akarsuların akımları, yağışların kar şeklinde düşmesi ve sıcaklıkların 0º'nin altında seyretmesi nedeniyle eriyerek göle ulaşamamaları yüzünden kış boyunca düşüktür. llkbaharla birlikte artan yağışlar ve kar erimeleri nedeniyle akarsuların akımları yükselir ve nisan-mayıs aylarında en yüksek değerine ulaşır. Akımlardaki yükseklik, gittikçe azalmakla bir*likte temmuz ayına kadar devam eder. Yaz sonu ve sonbahar ayları boyunca bir yandan yağışların iyice azalması, diğer taraftan kar erimelerinin de tamamlanması nedeniyle akımlar düşük kalır ve bu durum kış ayları boyunca da devam eder.

    Kendisini besleyen tüm bu akarsulara karşın bir gidegene sahip olmayan Van Gölü'nün su bilançosunun gelirlerini, bizzat göl yüzeyine düşen yağışlarla, su toplama havzasına düşen yağışlar sonucu oluşan akarsu boşalımı ve göl yüzeyi altından göle karışan kaynaklar oluşturur. Giderlerini ise göl yüzeyinden olan buharlaşma teşkil eder. Böylece gölün bilançosunu oluşturan iklimsel belirleyicilerin hiçbir zaman durağan olmaması yüzünden sürekli değişiklik göstermektedir.



    Zamansal boyut dikkate alındığında Van Gölü'nde üç tür seviye değişmesinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunlar; mevsimsel seviye değişmeleri, yıllar arasında görülen seviye değişmeleri ve uzun yıllık seviye değişmeleri olarak belirtilebilir. Mevsimsel seviye değişmeleri, bütünüyle yağış ve sıcaklığın yıl içerisindeki gidişinin kontrolünde gelişmektedir. Kış ayları boyunca yağışların büyük ölçüde kar şeklinde düşmesi ve hemen akışa geçerek göle ulaşamaması nedeniyle göl seviyesi fazla değişmez. Bahar ayları ve yaz başında, bir yandan yıllık yağışların büyük bir kısmının bu aylarda düşmesi, diğer taraftan artan sıcaklıkla birlikte kar erimelerinin de buna katılmasıyla göl seviyesi hızla yükselmekte ve haziran ayı ortalarında yıllık en yüksek seviyeye erişilmektedir. Yaz ayları boyunca yağışların iyice azalması, diğer yandan artan sıcaklıkla birlikte buharlaşmanın da şiddetlenmesi, göl seviyesinin bütün yaz ve sonbahar aylarında yavaş fakat, sürekli olarak düşmesine yol açmaktadır. Böylece yılın en düşük seviyesi ekim-kasım aylarında görülmektedir. Mevsimsel seviye değişmelerinin genişliği, uzun yıllık ortalamalara göre yılda 50 cm kadardır, yani göl seviyesi kış aylarından yaz başına kadar 50 cm yükselmekte, yaz başından sonbahar sonuna kadar da yine 50 cm düşmektedir.



    Yıllar arasında görülen seviye değişmeleri ise, diğer bazı önemsiz etkenler yanında buharlaşma ve özellikle yağışların kontrolündedir. Yağışlar ile seviye değişmeleri arasında tam bir paralellik gözlenmiştir. Göl seviyesi 3-5 yıllık periyotlar boyunca bazen yükselmiş, bazen değişmemiş veya çok hafif de olsa alçalmıştır. Örneğin: 1955-59 yılları arasında yükselmiş, 1960-66 yıllan arasında alçalmış, 1967 yılından 1974 yılına kadar yeniden yükselmiş, 1975'ten 1986 yılına kadar ise yeniden düşmüştür. 1987 yılından itibaren tekrar yükselmeye başlayan göl seviyesi, 1990-91 yıllarında hafif bir düşme eğilimi göstermişse de yükselme 1995 yılına kadar sürmüştür.



    Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, göl seviyesi 3-5 yıllık periyotlar halinde zaman zaman yükselip alçalmakta ancak, uzun yıllar dikkate alındığında yavaş fakat sürekli yükselmektedir. Zira bir düşük periyoda daha önceki düşük periyodun üzerinde gerçekleşmekte veya bir yüksek dönem, daha önceki yüksek dönemden daha yüksek olmaktadır. Böylece gerek 1943 yılından beri yapılmakta olan günlük seviye ölçümlerinden, gerekse jeomorfolojik ve tarihi bulgulardan hareketle gölün, bazı yıllar alçalıp diğer bazı yıllarda yükselmekle birlikte, uzun vadede sürekli olarak yükseldiği ortaya çıkmaktadır. Örneğin Çarpanak Adası, 1900'lü yılların başında şimdiki gibi bir ada olmayıp, Çarpanak Yarımadası'nın bir parçası iken, zamanla göl seviyesinin yükselmesi sonucu, yarımadanın alçak olan orta bölümü sular altında kalmış ve yüksek olan uç kısmı ada halini almıştır. Eski Erciş'in bulunduğu kısım 1945 yılında meydana gelen bir yükselmeyle sular altında kalmış ve şehir şimdiki yerine taşınmıştır. Aynı şekilde Tatvan'ın çarşısının bulunduğu Kum Palas Mahallesi 1968-69 yükselmesinde sular altında kalmıştır. Sonuç olarak uzun vadede göl seviyesi, bir yandan göle dökülen akarsuların taşıdığı erozyon materyali, di*ğer taraftan kıyıların büyük bir kısmını teşkil eden aşınmaya karşı dirençsiz eski göl depolarının dalga erozyonuyla aşındırılarak gölü doldurması sonucu sürekli olarak yükselmektedir. Başka bir deyişle göl, tedricen sürekli siltasyona uğrayarak dolmakta ve seviyesi yükselmektedir. Bunun hızı ise yıllık ortalamalara göre yılda 4-5 cm kadardır.



    Van Gölü'nün bir gidegeni bulunmadığından sular ancak buharlaşma yoluyla kaybedilmekte ve bu olay da tuz birikmesine sebep olmaktadır. Zira kapalı bir gölde tuzluluk oranı zamanla orantılı olarak artmaktadır. Tuzluluğu %21.6 olan Van Gölü'nün suyunda en fazla bulunan tuzlar sırasıyla: Na (%58.2), Na2CO3 (%25.4), Na2S04 (%16.1), NaH-COg (%14.0), KCl (%4.5), MgCO3(%1.5), CaC03 (%0.008), LiCl(%0.04), SrCOs (%0.005), Ca2PO4 (%0.003)'dür. Görüldüğü gibi suyun bileşiminde sodyum klorür oranı en fazla olmakla birlikte, sodyum karbonat oranı da yüksektir. Van Gölü suyunda çözülmüş karbonat türleri, deniz suyuna oranla 100 kat daha fazla bulunur. Bunun başlıca nedeni, dışa akışı olmaması yanında özellikle volkanik CO2 aktivitesidir. Bünyesinde başlıca anyon olarak bikarbonat bulunan çok sayıda kaynağın varlığı, Van Gölü çevresinin volkanizmadan sonra da hidrotermal olarak aktif olduğunu gösterir. Van Gölü'nü besleyen birçok akarsu, kaynağını volkanik araziden almakta veya kaynağı volkanik araziden geçmektedir. Göle dökülen bütün akarsularda en önemli katyon sodyumdur. Bu sodyum katyonu bikarbonatla dengelenerek Van Gölü'nü sodalı bir göl durumuna getirmiştir. Termik özellikleri yönünden Van Gölü ılıman bölge gölleri gurubuna dahildir. Yazın 25 m derinliğe kadar sular ısınır ve sıcaklık 20°'yi biraz geçer. 25 m derinlikten itibaren 5°'nin altına düşer. 50 m derinlikten göl tabanına kadar sıcaklık 4° civarındadır ve yaz kış sabit kalır. Kışın yüzey sularının sıcaklığı 0°'nin altına düşer. Hatta bazı yıllar sığ kesimler donar. Böylece bu mevsimde dikey yönde bir sıcaklık tabakalaşması olduğu anlaşılmaktadır.



    Van Gölü suyunun sodalı oluşu, organik hayatı büyük ölçüde sınırlandırmıştır. Sodalı suya uyum sağlamış olan İnci Kefali (Chalcalburnus tarichi) balığı bir tarafa bırakılacak olursa Van Gölü'nde diğer balık türleri yaşamaz. İçme ve sulama suyu olarak kullanıma uygun olmayan Van Gölü, ulaşım, su sporları, rekreasyon ve turistik yönden büyük bir potansiyele sahip bulunmasına rağmen, bu potansiyel bugün çok düşük bir düzeyde değerlendirilebilmektedir.



    TOPRAK ÖZELLİKLERİ



    Van'da çok çeşitli toprak türlerine rastlanır. İlin doğu kesiminde kestanerengi ve kahverengi topraklar, kuzeyinde kireçsiz kahverengi topraklar geniş alanlar kaplar. İldeki başlıca toprak türleri bunlardır. Bu topraklar il topraklarının % 60'ından çoğunu oluşturmaktadır. Kireçsiz kahverengi topraklar, ilin kuzeyinde dış püskürük ana kaya üzerinde gelişmiştir. Bu topraklarda fosfor oranı orta ve yüksek düzeydedir. Kireçsiz kahverengi topraklar çayır ve orman kuşakları arasında kalmaktadır. Bu topraklar 670 mm ve daha çok yağış düşen alanlarda oluşmuştur.



    Kestanerengi topraklar ilin doğusunda, ildeki en büyük toprak grubunu oluşturur. Kahverengi topraklarla birarada görülebilen bu topraklarda kireç birikimi gözlenir. Yükseltinin 2000 m ye ulaştığı kesimlerde, yağışın artması, sıcaklığın düşmesi, organik maddelerin daha çok parçalanması nedeniyle kestanerengi topraklar yaygınlaşmaktadır.



    Kahverengi topraklar ilin doğu kesimindeki yükseltinin az oldugu alanlarda, kireçli kayalar üzerinde oluşmuştur. Ana madde kireçtir. Kahverengi topraklar sığ topraklar olup, kestanerengi topraklara göre daha kaba yapılı ve çakıllıdır. Bu topraklar hafif ve orta eğimli alanlarda kuru tarıma, eğimin fazla ol*duğu kesimlerde de otlaklara ayrılmıstır.



    İlin kuzeybatı kesiminde, Erciş yöresinde volkan külleri ve yumuşak tüfler üzerinde regosol top*raklar yaygındır. Anakayayı oluşturan volkanik maddeler yumuşak katlar durumundadır.



    İldeki bir başka toprak türü de alüvyal topraklardır. Bu topraklara daha çok Erciş ve çevresinde rastlanır. Bunlar kaba yapılı ve kireçsiz topraklardır.

    Van'da koluvyal topraklar geniş alan kaplamazlar. Bu toprakların ana maddesi genellikle çakıldır. İlin birçok yerinde küçük alanlarda görülen ko*luvyal topraklar, daha çok Gürpınar-Hoşap arasında yaygındır. Hidromorfik alüvyal topraklara ise Çaldıran ve Özalp gibi ovalık alanlarda rastlanır. Bu toprakları oluşturan maddeler, genellikle kestanerengi ve kahverengi toprak alanlarından taşınmıştır.

    Van'ın özellikle kuzeydoğu kesimlerinde rastlanan bir başka toprak türü de kireçsiz kahverengi orman topraklarıdır. Van'da ormanlar önemli bir yer tutmadığından bu topraklar ilde en az rastlanan top*rak türüdür.

  Okunma: 9789 - Yorum: 5 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -