Adana İlimiz - Adana Hakkında Genel Bilgiler - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Adana İlimiz - Adana Hakkında Genel Bilgiler

  1. Arkeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıkan bilgilere göre Çukurova Bölgesi'nde çok eski devirlerden beri yüksek kültürlü medeniyetlerin yaşadıkları bilinmektedir.

    Çukurova'nın belirgin tarihi Kitvanza Krallığı ile başlamaktadır. Bu konuda Hitit Devleti'ne ait kitabelerden bilgi alınmıştır. Bu Krallık M.Ö. 1335 yıllarında Hititlerin himayesine girmiştir.

    Hitit Devleti'nin M.Ö. yaklaşık 1191 - 1189 yılları arasında batıdan gelen akınlarla yıkılması ile birçok küçük krallıklar ortaya çıkmıştır. Sırasıyla Kue Krallığı, Asurlular, Klikya Krallığı, İranlılar, Makedonyalılar, Selokidler, Çukurova Korsanları, Romalılar hakim olmuştur. Romalılar zamanında Çukurova ve Adana'nın geliştiği söylenebilir. Çünkü burada yapılan büyük köprüler, yollar ve sulama tesisleri ile başta Adana olmak üzere Çukurova oldukça gelişmiş ve önemli bir ticaret merkezi olmuştur. Roma İmparatorluğunun yıkılışı ile birlikte İlk Çağ devri de kapanmıştır.

    Geçmişten Günümüze Teknolojinin Gelişimi


    ORTAÇAĞ
    Romalılar'dan sonra Orta Çağ'da Bizanslılar, Araplar, Selanikliler, Ermeniler, Mısır Türk Memlük Devleti, Ramazanoğulları buraya hakim olmuşlardır.

    Ramazanoğulları Vakfiyesine göre bu dönemde; camiler, mescit ve medreselerle birlikte, yatılı ve yatısız yüksekokullar ve diğer kültür kurumları, sağlık ve sosyal hizmet veren kurumlar yapılmış, büyük imar atılımlarına girişilmiştir.

    Adana İlimiz - Adana Hakkında Genel Bilgiler
    YENİÇAĞ
    Yeni Çağ döneminin sonunda ve Yakın Çağ'da buraya Osmanlı İmparatorluğu hakim olmuştur. ( 1517 - 1918 )

    19 y.y. Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkmak üzere her türlü siyasi mücadeleye giren İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı İmparatorluğu'na başkaldıran Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'ya yardım etmişlerdir. Kısa bir dönem sonra ( 1840 ) buraları tekrar Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmiştir. 1867 yılında İdari Teşkilat kurularak Adana Vilayet haline getirilmiştir. 24 Aralık 1914'de Fransızlar antlaşma hükümlerine göre Adana'ya girmişlerdir. Daha sonra 20 Ekim 1921'de Ankara Antlaşması ile 5 Ocak 1922'de Fransızlar Adana'yı terk etmek zorunda kalmışlardır.


    YAKINÇAĞ
    Adana İsminin Kaynağı
    Adana'ya ait en eski yazılı kayıtlara ilk defa, Anadolu yarımadasının en köklü uygarlıklarından biri olan Hititlerin kaya kitabelerinde rastlanmaktadır. Boğazköy metinleri olarak bilinen M.Ö. 1650 yıllara tarihlenen bir Hitit tabletinde, Adana havalisinden URU ADANIA yani ADANA BÖLGESI olarak bahsedilmektedir. Bu konuda sadece bu tablet dikkate alınacak olsa bile ADANA ismi en az 3640 yıllık bir geçmişe sahiptir.

    Eski çağlarda Seyhan Nehri kıyılarının bol miktarda söğüt ağacı ile kaplı olması ve bu ağacın Mezopotamya kavimlerince AND ağacı olarak tanınması da yöre isminin oluşumunda etkili olduğu kanaatini yaratmaktadır.

    Name:	www.resimmax.com_adana_0005.jpg 
Views:	5568 
Size:	60,5 KB (Kilobyte) 
ID:	21274Yine başka bir görüşe göre, ormanlık yörelerde yaşadığına inanılan Fırtına Tanrısı ADAD (Tesup) adının, ormanları bol Toroslar ile Seyhan nehri bölgesinin oluşturduğu Adana yöresine isim olarak verilmiş olduğuna inanılmaktadır.

    ADAD Hititler'in, TESUP da Suriye ve Mezopotamya kavimlerinin Fırtına Tanrısıdır.
    Bu guruplar birbirlerinden düşünce, isim ve yazı tarzlarını alıp verdikleri için bu gelişimin olması kuvvetle muhtemeldir. Fırtına Tanrısı yağmuru, yağmurda bereketi getirdiği için bu bölgede çok sevilen, sayılan bir Tanrı olarak yasamış ve ona izafeten bu bölgeye de URU ADANIA yani ADANIN bölgesi de denmiş olması mümkündür.

    Hititlerin etkisinde kalan Fenikeliler de Tarım ve Bitki Tanrısına ADONIS adını vermiştir. ADONIS "EFENDI" anlamına gelmektedir. Bu yöre ile sıkı ticaret yapan ve buradaki zengin orman ve ova ürünleri ile ticaretlerini geliştiren Fenikeliler'in, bu yöreye ADONIS'in yeri demeleri adet haline gelmiştir.

    Sırası ile bu bölgeye gelen her kavim, devlet ve gelişen her uygarlık kendi kültür anlayışı ve değerleri içerisinde beldelere isim vermiş ve isimlerin anlamını açıklamıştır. Homer'in Ilyada'sında bu bölgeye Adana denilmiştir.


    Yine batıdan gelen kavimlerce, Adana'yı kendi ilahları Uranüs'ün kurduğu ve oğulları Adanos ve Sarosa anlatılır. Adana doğulu kavimlere göre Fırtına Tanrısı ADONIS'in yeridir.

    Bütün bu inançlar çok tanrılı eski çağlara aittir. Orta Çağ'da özellikle M.S. 7. yüzyıldan itibaren İslam ordularının bu bölgeye gelişiyle yeni anlayışlar içinde yeni tanımlar yapılmıştır. Arap tarihçilerinden Ibnül Adim, Adana isminin de eski peygamberlerden Yasef'in torunu EZENE'den geldiğini yazdığı "Halep Tarihi" isimli eserle kanıtlamaya çalışmaktadır. Orta Doğu'nun peygamberler bölgesi olduğu ve pek çok eski peygamberin bugünkü Anadolu sınırları içinde yasamış olduğu hatırlanırsa, bu açıklamanın nasıl geliştiğini anlamakta kolay olur.

    Daha ileriki yüzyıllarda Karçinli-Zade Süleyman Şükrü Bey'in "Seyahat'ül-Kübra" adlı kitabında ise Adana'nın eski isminin "BATANA" olduğu ve İslamlık devrinde "ADANA"YA çevrildiği savunulmaktadır. Hatta bunun "Fi ezeneil arz" ayetinden esinlenerek yapıldığını da açıklamalarına eklemektedir.

    DANUNA isminin M.Ö. yasayan kavimlerce bu bölge için kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bulunan kayıtlarda da mevcuttur.

    Name:	Kuzey%20Adana_Turgut%20Ozal%20+%20Kenan%20Evren%20Bulvari.jpg 
Views:	9750 
Size:	102,9 KB (Kilobyte) 
ID:	21273 Hatta Danunalıların yöre kurallarına ad ve paye verecek kadar kudretli oldukları da bilinmektedir. DANUNA adının asırlar boyunca değişerek zamanla BATANA ve daha sonra ADANA olması da çok kuvvetle muhtemeldir.

    Yöreye gelen Türkler'in, yüksek Torosları aşıp güneye doğru sarkmaları sırasında yöreye "Çukurova" adını vermeleri de doğanın insanlara verdiği ilhamın güzel bir örneğidir. Toroslardan sonra adeta düz bir görünüm içinde çok tatlı bir eğimle Akdeniz'e kadar inen bu bereketli topraklar Türkler için "ÇUKUROVA" olarak bilinmiştir. Günümüze kadar da böyle bilinmektedir.

    Bölgenin tarihi adı olan Kilikya ve Silisya (Cilicia) da bu bölgede bulunan zengin Kilkin yani kireç ve yine çok bol olarak bulunan Silex yani çakmak taşı madenlerinden dolayı verilmiştir. Bir başka ifade ile yöre, coğrafi özelliklere göre isimlendirilmiştir.

    Hatta topraklarının bereketliliğinin verdiği ilhamla ADANA-EDENA (Cennet Yöresi) ve karlı dağlar bu ilhamı vermektedir.

    Sümerlerden kalma "Gılgamış Destanı"ndan bu yana devamlı adı geçen, dikkat çeken yörenin adı da böylece sayısız kaynaklara, sayısız olaylara bağlanarak çok renkli bir gelişim takip etmiştir.
    Osmanlılar idaresinde Adana birçok değişik yazılışlarla kayıtlara geçmiştir. Bunlardan birkaçı: Erde-na, Edene, Ezene ve hatta Azana olarak eski olarak eski tahrir defterlerinde, sicil kayıtlarında ve fermanlarda yer almıştır.

    Gezici aşiretlerin zorunlu olarak 1865'den itibaren devlet zoru ile bölgeye yerleştirilmesi ve toprağa bağlanması sırasında Adana ismi ADANA olarak resmi kayıtlarda yer almış ve tescil edilmiştir.



    [MAPS]https://maps.google.com/maps?f=q&source=s_q&hl=tr&geocode=&q=adana&**=&sll =37.022839,35.277958&sspn=0.101008,0.154324&ie=UTF 8&hq=&hnear=Adana,+T%C3%BCrkiye&z=12[/MAPS]


  2. 2007-11-01 #2
    COĞRAFİ KONUM

    Türkiye'nin güneyinde ve Akdeniz Bölgesi'nin Çukurova bölümünde kurulmuş olan Adana; Doğuda Osmaniye, Kahramanmaraş, Gaziantep; Batıda İçel; Kuzeybatıda Niğde; Güneydoğuda Hatay ve Güneyde Akdeniz ile sınırlıdır.

    Tümüne Adana Ovası adı verilen ovanın güneyinde kalan bölümüne Çukurova, kuzeyinde kalan bölümüne ise Yukarıova veya Anavarza denir.
    Seyhan Nehrinin her iki yakasında kurulmuş olan kentimizin, 350-380 kuzey enlemleri ve 340-360 doğu boylamları arasındadır.

    Yüzölçümü : 14.030 km2
    Rakım: 23 m
    Rakım Farkı: 5 - 3756 m
    Dağlar: % 49
    Eşik Alan: % 23
    Ovalar: % 28
    Tarım Alanı: % 38
    Çayır- Mera: % 3
    Akdeniz'e olan kıyısı: 160 km


    DAĞLAR VE TEPELER

    İlin kuzeybatı, kuzey ve kuzeydoğu bölümleri, Orta Toros adı verilen dağ sistemi ile çevrelenmiştir. Doğuda sınır, Toros sistemine giren Amanoslara dayanır. Orta Toroslar üzerinde üç ayrı dağ sırası görülmektedir. Bunlar: batıdan başlayarak Bolkar Dağları, Aladağlar ve Tahtalı Dağları'dır. Ayrıca Orta Toroslar'ın kuzeydoğu uzantısını oluşturan Binboğa Dağları, ilin sınırlarını aşmakta, Kahramanmaraş iline uzanmaktadır. Eski adı Bulgar Dağları olan Bolkar Dağları, batıda Taşeli Platosu, doğuda uzun bir oluk biçiminde uzanan ve jeologların Ecemiş koridoru adını verdikleri derin bir kanyon ile sınırlanır. Batıda tepeciklerle başlayan Bolkar Dağları, kuzeydoğuya doğru gidildikçe yükselerek belirgin bir dağ sırası haline gelir. Yükselti, kütlenin batısında 2.500 m'yi geçmediği halde (en yüksek tepeler 2.474 m ile Yüğlük Tepesi ve 2.418 m ile Kümbet Tepe), orta kesimlerde birden 3.000 m yi aşar. (Aydos Dağı 3.480 m) Kuzeydoğuya gidildikçe, 3500 m. yi aşan dağların, en yüksek tepesi olan Medetsiz Tepesi de (3.524 m) bu kesimdedir. Dağların üzerindeki diğer önemli doruklar; Gâvur Dağı (3.337 m), Yıldız Tepe (3.314 m), Meydan Dağı (3.132 m) ve Hacıhalil Dağı'dır (3.107 m)

    Bolkar Dağları

    Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan Bolkar Dağları'nın uzunluğu yaklaşık 150 km genişliği ise yer yer 40-50 km yi bulur ve Ereğli ovası ile Akdeniz kıyıları arasında aşılması güç bir duvar gibi yükselir. Akdeniz kıyıları ile İç Anadolu arasında da ulaşımı engelleyici bir set oluşturan Bolkar Dağları'nın doğudan aşıldığı düzenli bir karayolu yoktur. Başlıca karayolları kütlenin kuzeyinden ve güneyinden geçer. Bunlardan doğuda olanı, kara ve demiryolunun bir ölçüde birbirini izlediği Ecemiş Koridoru, bir de Antik Çağ'daki adı 'Pylae Ciliciae' olan Gülek Boğazı'dır.

    Aladağlar

    İldeki dağların en yüksek tepelerinin bulunduğu Aladağlar, kuzeydoğu yönünde yaklaşık 100 km. uzanır. Genişliği ise 40 km kadardır. Batıda Çakıt Suyu Vadisi ile Pozantı ve Kırkpınar Dağları'ndan, Ecemiş Koridoru ile de Bolkar Dağları'ndan ayrılır. Aladağlar, Zamantı Suyu, Eğlence Deresi, Çakıt Suyu ve bunların kolları ile parçalanmıştır. Dağların yamaçlarında gür kaynaklara rastlanır. Batı yamaçları doğu yamaçlarına göre daha diktir. Kuzeye bakan yamaçlarda buzul aşındırmasının izlerine rastlanır. 3.200 m yükseklikte görülen bu izler, boyları 1 km'yi geçmeyen küçük buzullar halindedir. Genellikle vadileri izleyen bu buzullar, yer yer de küçük çaplı buzul gölleri oluşturur. Bu göller Yedi Göller adıyla anılır. Yoğun ormanlar ve çeşitli bitki katlarıyla Aladağlar'ın görkemli bir görüntüsü vardır. Bol sulu akarsuları ve yemyeşil otlar ve ormanlarıyla özellikle yazın Akdeniz'in bunaltıcı sıcağından uzak, yaylalar kuşağı gibidir. Bu dağlar üzerinde yer alan Pozantı, Çamalan, Tekir, Bürücek yaylaları bir plato özelliği gösterirler. Aladağlar üzerindeki başlıca yükseklikler, Demirkazık Tepesi (3.756 m) Torosan Dağı ve Kaldı Dağı (3.374 m), Kol Tepesi (3.588 m) ve Karanfil Dağı (3.059 m) dır. Bunlardan Demirkazık Tepesi, Toros Dağları'nın da doruğudur.


    Tahtalı Dağları Seyhan Irmağı ile Zamantı (Sanvantı) ve Göksu kolları arasında uzanan dağların tümüne denir. Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan bu dağların üzerinde, Koç Dağı, Soğanlı Dağı, Beydağı, Alaylı Dağı, Bakır Dağı gibi doruklar sıralanır. Tahtalı Dağları Seyhan ve Ceyhan vadileri arasında uzanan Binboğa Dağları'yla birlikte eskiden antitoros denilen dağların bir koludur. Dağlar güneye doğru vadilerle parçalanmış ve geçilmez bir görünüş almıştır. Kuzeydoğuda hemen hemen çıplak olan bu dağlar güneye doğru daha ormanlık bir bitki örtüsüyle kaplıdır. Orta Toros Sistemi içindeki dağlar üzerinde Gülek Boğazı'ndan başka, Kozan'ın Akçalıuşağı Köyü'nden sonraki Elmedere Geçidi bulunmaktadır.

    OVALAR

    Bütünüyle Adana Ovası adı verilen havzanın güneyde kalan bölümüne Çukurova, kuzeyde kalan bölümüne ise yukarı ova Anavarza denir. İki ovayı Misis Dağları ayırır. Tepe özelliği gösteren bu dağların en yüksek noktası olan Cebelinur Dağı'nın yüksekliği 770 m.' dir. Çukurova Türkiye'nin en geniş delta ovasıdır. Seyhan ve Ceyhan nehirleri ile Berdan (Tarsus) Çayı'nın getirdiği alüvyonlardan oluşmuştur ve karışık yapılıdır. Sınırları coğrafyacılar arasında tartışma konusudur. Bazılarına göre Yukarıova ile birlikte, güneydeki ovanın ikisine birden Çukurova denir. Yörede oturanlar da Çukurova adını bu geniş anlamıyla kullanırlar. Orta Toros eteklerinden Akdeniz'e kadar uzanan ovanın bütününü Adana Ovası adıyla anmak ve daha çok sayıda ova birimlerine ayırmak mümkündür. Yüreğir, Misis, Ceyhan, Haruniye, Osmaniye ve Yumurtalık ovaları gibi. Bu ovaların en büyüğü 205.000 hektar genişliğindeki Ceyhan Ovası, diğeri ise 125.000 hektarlık Yüreğir Ovası'dır. Ceyhan Ovası'nın denizden yüksekliği 20-50 m Yüreğir Ovası'nın ise 0-50 m arasında değişmektedir. Adana ovası, il topraklarının %27'sini kaplamaktadır.

    NEHİRLER, BARAJLAR VE GÖLLER

    Akdeniz Bölgesinin en büyük ırmakları olan Seyhan ve Ceyhan, Adana toprakları içinden akar. Düzensiz rejime sahip olan Seyhan Nehri; Toros Dağları'ndan Zamantı adıyla çıkar, çeşitli kollardan sonra Göksu ile birleşerek Seyhan adını alır ve batıda İçel sınırında Deli Burnu'nda denize dökülür. Seyhan Nehri'nin uzunluğu 560 km'dir.
    Ceyhan Nehri (509 km) Adana ve Akdeniz Bölgesi'nin ikinci büyük ırmağıdır. Elbistan'ın kuzeyindeki dağlardan doğar. Hurma suyu, Söğütlü Deresi, Göksu Çayı ile birleşerek Ceyhan Irmağı yaklaşık 2.500 yıl öncesine kadar, Seyhan gibi Karataş'ın batısında denize ulaşırken, sonradan Bebeli Boğazını yararak doğuya dönmüş ve İskenderun Körfezine dökülmeye başlamıştır. 1.935 yılında meydana gelen taşma sonucunda güneye yönelmiştir. O tarihten beri Hurma Boğazında denize dökülmektedir. Ceyhan Nehri'nin uzunluğu ise 509 km'dir.
    İl'de bulunan Seyhan Barajı ve gölü, Kozan Barajı ve gölü, Nergizlik Barajı ve gölü, Çatalan Barajı ve gölü ülke genelinde de önemli barajlar arasındadır. Güneyde kıyıda denize açılan Ağyatan, Akyayan, Akyatan ve Tuzla Gölü gibi birkaç kıyı gölü ile birlikte, Aladağlar üzerinde Yedigöller adı verilen küçük buzul göllerle, Karaisalı ilçesi yakınlarındaki Barak Köyü sınırları içinde alabalığıyla ünlü Karstik Dipsiz Göl bulunmaktadır.

    iKLİM

    Adana, Akdeniz iklim özelliklerini taşır. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Bölgede meydana gelen yağışlar, genellikle yamaç yağışları ve gezici hava kütlelerinin karşılaşması ile oluşur. Ortalama yağış miktarı 625 mm dir. Yılın ortalama 74 günü yağışlı geçer. Yağışlar %51 kışın, %26 ilkbaharda, %18 sonbaharda, %5 yazın düşer. Yazın havanın nemle yüklü olmasına karşılık, bazı yıllarda hiç yağış düşmediği görülür. Yazın bir alçak basınç merkezi olan Çukurova'ya denizden ve Toroslar'dan hava akımı olur. Böylece dinamik nedenli bir yüksek basınç merkezi oluşur. Bir taraftan denizden gelen nemli hava, diğer taraftan barajlar ve ovanın sulanması nedeniyle nem artar. İklimin ve enlemin etkisiyle ısınan hava, birikim nedeniyle ağırlaştığı için yükselemez ve doyma noktasına ulaşamaz. Böylece yazın nem yüklü sıcak bir hava görülür. Ortalama nisbi nem % 66 olmakla beraber, yazın % 90'ın üzerine çıkar. 37 yıllık ortalama sıcaklık 18.7 C'dir. En soğuk ay Ocak, en sıcak ay Ağustos'tur. Ocak ayı ortalaması 9 C, Ağustos ayı ortalaması 28 C'dir. Ovanın sıcak olmasına karşılık, ilin topraklarında yükselti ve yüzey şekillerine göre iklim şartları çok değişir. Yağışlarda da değişme görülür. Dağlık kesimde yağışlar doğal olarak fazladır(Feke'de 930.5 mm. Saimbeyli'de 805 mm.) Ovada ender olarak görülen kar, dağlarda erken başlar ve bazan aylarca kalır. Adana'da yılın 195.6 günü yaz günüdür. Bu günlerin 134.4'ü tropik gün olarak belirlenmiştir.

    BİTKİ ÖRTÜSÜ

    Adana çevresindeki bitki örtüsü, Akdeniz iklim özelliklerini taşır. 700-800 m'ye kadar bodur ağaçlardan oluşan makiler görülür. Ancak, özellikle yerleşim ve tarım alanlarının yer aldığı alçak düzlüklerde, doğal bitki örtüsü insan eliyle büyük tahribe uğramış, çoğu yerde bütünüyle ortadan kaldırılmıştır. Daha önceleri bu yerlerin doğal bitki örtüsünü, dayanıklı kızılçam ve bazı meşe ormanları oluştururken, bütün Akdeniz bölgesinde geniş yayılma gösteren maki topluluğu, ormanların yok edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Ormanların ortadan kaldırılmadıkları yerlerde, hemen kıyı gerisinde başlayan ve 800 m'ye çıkan maki toplulukları içinde rastlanan küçük kızılçam orman kalıntıları, bu durumun kanıtıdır.

    800 m'den başlayan ormanlar, daha alçak düzeylerde yayvan yapraklı ağaçlardan (çoğunlukla meşe), daha yükseklerde ise iğne yapraklı ağaçlardan (sedir) oluşur. Yaz mevsiminin kuraklığı ve uzunluğu bitki örtüsündeki çeşitliliği azaltır. 2.800 m'den sonra yavaş yavaş seyrelen sedir toplulukları, yerlerini Alp, Alp altı ve Alp tipi çayırlara bırakır. Alp tipi çayırlar sayısız çiçekleriyle bir halı görünümündedir.

    Jeolojik Yapı
    Adana ilinin genel jeolojik yapısı dağlık kesim ve ovalık kesim olarak iki kesimde incelenir.


    1. Dağlık Kesim (Doğu Taridler Kuşağı)

    Doğu Taridler Kuşağı Alp dağlarının bir devamı olan Toros Dağları genç dağlar olup, III. Jeolojik dönemin ikinci yarısında meydana gelmiştir. Ancak ilk jeolojik dönem olarak kabul edilen Alt Kambriyene ait yüksek derecede metamorfizmaya uğramış sedimenter kayaçlarla başlamaktadır. Aladağlar genellikle, Karbonifer sonu ile Permiyen başı (yaklaşık 280 milyon yıl önce) ve Tebeşir Dönemi (yaklaşık 136-65 milyon yıl önce) kalkerlerinden oluşmuştur. Bu kalker kütleler arasında yer yer ultrabazik nitelikli efit kayaçlar bulunur. Tahtalı Dağları'nın yapısına I. Zaman kıvrımlı şist ve kireç taşlarıyla yeşil kayalar hakimdir. Bolkar Dağları'nın temelini de Aladağlar gibi kar bonifer sonu ile Permiyen başına ait kireç taşları oluşturur. Pekçok kez deprem ve yanardağ etkinliklerine uğrayan Bolkar Dağları, III. Zamandaki Alp Dağı oluşumuyla bugünkü biçimini almıştır. Yerkabuğundaki büyük yüzey şekillerinin oluşumuna yol açan eguojenik hareketlerin sonuncusu ise, dağların günümüzdeki yüksekliğine ulaşmasını sağlamıştır. Bolkar Dağları'nın yüksek kesimlerinde IV. Zamana (Kuvaterner) ait buzlaşmanın izleri görülür.

    2. Ovalık Kesim

    Ovalık Kesim alüvyal materyallerden oluşmaktadır. Çukurova Bölgesinde kireçtaşı oluşumları ile dördüncü zaman alüvyalleri yayılım gösterir ve ildeki ovaları oluşturur.

    Adana Havzası III. zamanın sonlarına doğru deniz ve kara kökenli sedimentlerin çökelmesi ile oluşmuştur. Karışık yapılı bir delta olan Çukurova'nın güneyindeki bölüm, Halosende (y.10 bin yıl öncesinden bu güne) alüvyon yığılmasıyla yeni eklenmiştir. Bunun gerisinde Pleishosen'e (y. 2,5 milyon yıl 10 bin yıl önce) ait daha eski bir delta vardır. Bu eski deltanın yüzeyleri bugün üç ayrı taraça halinde yüksekte kalmıştır.


  3. 2007-11-01 #3
    YAYLALAR
    - Pozantı Yaylaları
    - Karaisalı Yaylaları
    - Aladağ Yaylaları
    - Kozan Yaylaları
    - Feke Yaylaları
    - Saimbeyli Yaylaları
    - Tufanbeyli Yaylaları

    İlimizdeki yaylalar yerel halkın yazları sıcak geçmesi nedeniyle geleneksel olarak ilgi duyduğu ve yaz aylarında uzunca bir süre konakladığı kesimlerdir. Genellikle 600 metre yükseklikten sonra başlayan yaylalar, gerek serinliği gerekse iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlarının sağladığı bol oksijenli havası ve görsel değerleri nedeniyle çok rağbet görmektedir. Yaylalarımız aynı zamanda geleneksel bir kültür hazinesidir. Yöre kilimleri, halıları, tahta ve bakır işletmeciliği ile ülke çapında tanınmaktadır. Belli başlı yaylalarımız şunlardır:

    Pozantı ve Yenikonacık Yaylaları
    Adana il merkezine 112 km uzaklıkta olan Pozantı ilçesi, aynı zamanda yayla özellikleri de taşımaktadır. İlçe merkezinin 3-4 km batısında yer alan Yenikonacık Yaylası ise Pozantı'nın bir mahallesi konumundadır.

    Akçatekir Yaylası
    Pozantı ilçesine 17 km. uzaklıktaki yayla, Adana-Ankara E-90 otoyolunun 95. km'sinde yolun her iki yakasında çok geniş bir alana yayılmıştır. Bürücek Yaylası; Akçaköy ve Tekir Yaylası'nın birleşmesiyle oluşan Akçatekir Beldesi'nin bir mahallesi konumundadır. Yaylaya şehirlerarası otobüsler ve Adana ile Tarsus'tan yolcu taşımacılığı yapan otobüs, minibüs ve midibüslerle yaz-kış günün her saatinde gidilebilir. Çam, ardıç ve meyve bahçeleri arasında kurulmuş olan yaylada, yayla mimarisine uygun yapıların yanında farklı mimari tarzların örneklerini de görmek mümkündür.

    Yaylanın kuzey ve güneyinde bulunan ve yaylaya 2 km. mesafede bulunan Osmanlı (İbrahim Paşa) tabyaları ile Orman İşletme Müdürlüğü'nce koruma altına alınarak çoğaltılmasına başlanan Yabankeçileri Üreme İstasyonu gezip görülebilir.
    Yaylada dinlenmek isteyenler 7 km. uzakta, Pozantı'da bulunan turistik tesislerden yararlanabilirler.
    Ayrıca 1 Eylül tarihinde Akçatekir Yaylası Geleneksel Yayla Şenlikleri yapılmaktadır.

    Belemedik Yaylası
    İl merkezine 117 km. Pozantı ilçesine 10 km. uzaklıkta bulunan bu yaylaya tren ve özel araç ile ulaşılmaktadır. Zengin doğa manzarası tamamen bakir durumdadır. Ayrıca I. Dünya Savaşında burada görev yapan Alman personelden kalan yapılar ve mezarlık mevcuttur.
    Çakıt Çayı kıyısında kurulmuş yörenin taştan ve ahşaptan yapılmış yayla evlerinde konaklanmaktadır. Yaban hayatı yönünden zengin olan yaylada yabankeçisi, yabandomuzu ve yırtıcı kuşlar gözetlenebilir. Doğa fotoğrafı çekmek, kamp kurarak tatil yapmak isteyenlerin, ihtiyaçlarını beraberinde götürmeleri gerekmektedir.

    Armutoğlu Yaylası
    İl merkezine 119 km. Pozantı ilçesine 17 km. uzaklıktadır. Pozantı-Ankara yol ayrımından doğuya doğru (Sarımsak Dağı) dönülerek 13 km.lik çam ve köknar ormanları içinden geçilerek ulaşılır. Ulaşımı tamamen özel araç ile yapılmaktadır. Yaylada bulunan arazilerin çoğunluğu orman alanıdır. Tamamen bakir durumda olan yayla, sedir, köknar, ardıç ağaçları ve kır çiçekleri ile iç içedir.
    Sarımsak Dağı'nın eteğinde bulunması nedeniyle yaban hayatı bakımından da çok zengindir. Doğa ile baş başa buz gibi akan pınarların başında çadır kurarak kamp yapmak, çevrede bulunan yaban hayatını incelemek ve görüntülemek isteyenlerin tercih edeceği bir yayladır.

    Asar Yaylası
    Pozantı-Çamardı karayolunun 14. km.sinden kuzey-batıya (sola) dönülerek 1,5 km. stabilize yolla ulaşılır. Yörenin yayla mimarisine uygun ahşap ve taşlardan yapılan yayla evleri, çam, köknar, sedir ağaçları ve meyve bahçeleriyle iç içedir.
    Yaylada elektrik mevcut olup isteyenler Pozantı ilçesinden minibüsle gidebilir, kamp kurarak piknik yapabilirler. Çevreyi incelemek ve tatil yapmak isteyenler, malzeme ve yiyeceklerini beraberinde götürmelidir.

    Fındıklı Köyü Yaylası
    Pozantı- Çamardı karayolunun 10. km. sinde bulunan yayla köyü, bağlar ve bahçeler arasına kurulmuştur. Yaylaya günün belirli saatlerinde Pozantı ilçesinden minibüslerle ulaşım sağlanmaktadır. Kır kahveleri, bakkal ve sağlık ocağının hizmet verdiği yaylada kamp kurarak piknik yapılabilir.

    KARAİSALI
    Kızıldağ Yaylası
    Adını Kızıldağ'dan alan yaylaya, Karaisalı İlçesi'nden 27 km. asfalt yolla ulaşılır. Karaisalı ilçesi halkının yoğun olarak rağbet ettiği yaylada kır kahveleri, kır lokantaları, bakkallar, fırınlar ve kasaplar hizmet vermektedir.

    Elma, armut, kiraz, vişne ve ceviz ağaçları ile iç içe olan yaylada kamp kurarak Kızıldağ'a yaya yürüyüş (Trekking) yapılabilir, yaban hayatı incelenerek fotoğraf çekilebilir.

    ALADAĞ
    Ağcakise, Başpınar, Bıcı ve Kosurga Yaylaları
    Birbirine kısa mesafede (3-5 km) bulunan yaylalara stabilize yolla ulaşım sağlanmaktadır. Bakir durumda olan bu yaylalar ormanlık alan içinde kurulmuştur. Çadırlı kamp kurup doğa fotoğrafları çekmek, orman içinde küçük gezinti yaparak Zehli Kalesini görmek isteyenler her türlü ihtiyaçlarını yanlarında götürmelidir.

    Meydan Yaylası
    Aladağ ilçesi'ne 6 km. uzaklıkta olan yaylaya stabilize yolla ulaşılmaktadır. 1700 mt. rakımda bulunan yayla, ardıç, çam, köknar, sedir ağaçları ve meyve bahçeleri ile iç içedir. Kır lokantaları(Et ürünleri ağırlıklı) kahveler, bakkallar hizmet vermektedir. Telefon ve elektriğin mevcut olduğu yaylada, yayla mimarisine uygun ahşap ve taş yapılarda konaklanmaktadır.
    Ormanlık alan kıyısında kamp kurularak piknik yapılabilir. Aladağ ilçesinden minibüs ile gidilebilir.

    KOZAN
    Horzum Yaylası ve Çulluuşağı Yayla Köyü
    Kozan ilçesini Feke Saimbeyli Tufanbeyli ilçeleriyle Kayseri ili'ne bağlayan karayolunun 25. km. sinde de Çulluuşağı Köyü (Yaylası) bulunmaktadır. Kozan ilçesi halkı tarafından kullanılan Horzum Yaylası çam, çınar, üzüm bağları ve meyve ağaçları ile iç içedir.

    Yöre mimarisinin çok güzel ahşap örneklerinin bulunduğu yaylada, bakkallar, kır kahvesi ve lokantalarıyla, sağlık ocağı hizmet vermektedir. Telefon ve elektriği mevcut olan bu yaylalara ilçeler arası yolcu taşımacılığı yapan otobüs ve minibüslerle yaz-kış yıl boyunca gidilebilir, kamp kurularak piknik yapılabilir.

    Göller Yaylası
    Kozan ilçesine 40 km. uzaklıkta stabilize yolla ulaşılan yayla, tamamen bakir durumdadır. Ormanlar ve kır çiçekleri ile kaplı bulunan yaylada, elektrik ve telefon bulunmakta olup, bakkal ve kır kahveleri hizmet vermektedir.

    Yaylaya gitmek isteyenler, yaz aylarında Kozan ilçesinden günün belirli saatlerinde münibüs ile gidebilirler. Kamp kurarak doğayı incelemek isteyenler, yiyecek ve diğer ihtiyaçlarını yanlarında götürmelidir.

    FEKE
    İnderesi Köyü Yaylası
    Feke ilçesinden 59 km. güzel manzaralı stabilize yolla ulaşılan yayla köyü, tamamen bağ ve bahçeler arasında kurulmuştur. Otantik köy yaşamını özleyenler, bu yayla köyünde tatillerini geçirebilirler. Elektrik, telefon, sağlık ocağı, jandarma karakolu, bakkal, fırın ve kır lokantalarının hizmet verdiği bu şirin köyde, Yahyalı tipi halı ve kilimler, çoraplar dokunarak satılmaktadır.
    Köyün çevresinde, çadırlarda konaklayarak hayvanlarını otlatan Yörüklerin misafiri olup kısa bir süre için yaşamlarını paylaşabilir, rengarenk çiçeklerle kaplı kırlarda dolaşarak, çobanların yanık kaval seslerini dinleyebilirsiniz.
    15 Ekim tarihinde Feke Karacaoğlan Kültür ve Sanat Şenliği yapılmaktadır.

    SAİMBEYLİ YAYLASI
    Çatak Yaylası
    Saimbeyli-Tufanbeyli karayolunun 2. km. sinden sola dönülerek bahçeler arasından geçen 3. km. lik stabilize yolla ulaşılmaktadır. Saimbeyli'den belediye otobüsleri ile gidilebilir.

    Dağ yamacından akan küçük şelalelerin beslediği "anıtçınar" ağaçlarının gövde ve dalları üzerinde kurulmuş çardaklarda piknik yapılabilen çok güzel bir yayladır. Saimbeyli ilçesinin içme suyunun alındığı yaylada, Orman İşletme Müdürlüğü'ne ait küçük bir dinlenme tesisi de hizmet vermektedir.

    Obruk Yaylası
    Saimbeyli Tufanbeyli karayolunun 5. km. sinde yolun her iki yanında yer alan tamamen bakir bir yayladır. Ardıç, karaçam, sedir ağaçları ve kır çiçeklerinin çevrelediği ekilebilir alanlar, buğday ve arpa ile kaplıdır. Yörüklerin tercih ettiği yaylada, kamp kurularak çevre gezileri yapılıp fotoğraf çekilebilir. Hiçbir altyapının olmadığı yaylada kamp kurup dinlenmek isteyenlerin, her türlü ihtiyaçlarını yanlarında götürmeleri gerekir.
    15-25 Haziran tarihleri arasında Saimbeyli Kiraz Festivali yapılmaktadır.

    TUFANBEYLİ YAYLASI
    Kürebeli Yaylası
    Tufanbeyli ilçesinin kuzeyine düşen yaylaya 10 km. stabilize yol ile ulaşılmaktadır. Tamamen bakir durumda olan yaylada, sulama amaçlı gölet de bulunmaktadır. Kır çiçekleri ve çayırlarla kaplı olan yaylada kamp kurup, piknik yaparak dinlenebilirsiniz. Kamp kurmak isteyenler, her türlü ihtiyaçlarını yanlarında götürmelidirler.

    MAĞARALAR

    Bu bölüm hazırlanmaktadır!


    KIYILAR VE PLAJLAR

    İlimizin yaklaşık 160 km. uzunluğundaki Akdeniz kıyısı, eşsiz güzelliğe sahip olan kumsallarıyla ve berrak deniziyle yabancı ve yerli turistlerin ilgi odağıdır. Karataş ve Yumurtalık ilçelerimiz deniz ve kıyı turizmi talebini karşılayacak durumdadır. Sahillerimiz, merkez ve ilçelerden yaz sezonunda çoğunlukla yerli ve kısmen yabancı grupları almaktadır. Kıyılarımızda özellikle yerli turistlere yönelik yazlık konutlar ve çadır kampları gelişmiştir.

    KARATAŞ
    Adana'ya 47 km. uzaklıktaki ilçede Magarsus Kalesi, Anfi Tiyatro ve Athena Tapınakları Helenistik Döneme ait Magarsus Antik Kentinin önemli kalıntılarıdır. Magarsus adıyla anılan eski Karataş, bugünkü şehrin 5 km. kadar batısında fenerin bulunduğu yamaç üzerindedir.
    Biri han, diğeri menzil olmak üzere iki Osmanlı eseri bulunmaktadır. Magarsus Örenyeri ve Tuzla'daki Akyatan Kuş Cenneti görülmeye değerdir.
    Akyatan Gölü'nde (Lagün) caretta caretta ve chelonia mydas kaplumbağa türleri bulunmaktadır.

    Ayrıca ilçede bulunan Tuzla ve Karataş dalyanında çeşitli balık türleri bulunmaktadır. Özellikle Akdeniz'e özgü çipura ve levrek balıkları çok sayıda üremektedir.

    Akyatan Kuş Cenneti
    Çukurova'daki en büyük lagündür. 1998 yılında, özellikle su kuşları yaşama ortamı olarak uluslar arası öneme sahip sulak alanların korunması sözleşmesi olan Ramsar sözleşmesi kapsamına alınmıştır. Turaç, sazhorozu, kocagöz, yazördeği, akça cıbılıt, mahmuzlu kızkuşu, küçük sumru, flamingo, suna, fiyu, dikkuyruk, sakarmeke gibi kuş türlerini barındırır.

    Yapılan sayımlarda iki milyonu aşkın kuşun varlığı tespit edilmektedir. Nesli tamamen tükenmeye yüz tutmuş olan turaç, geyik ve deniz kaplumbağalarının, çok sayıda flora ve faunanın bulunması bilimsel çalışmalar için Akyatan Lagünü'nün önemini daha da arttırmaktadır.

    YUMURTALIK - AYAS ANTİK KENTİ
    Antik Kilikya'nın önemli liman kenti olan Aegea, M.Ö. I.yy'da en parlak dönemini yaşamıştır. İlk Çağ'da Yunanlılar tarafından kurulduğu bilinen bu şehre, Ortaçağ'da Venedikliler Agezze adını vermiştir.
    Kentin ayakta kalan eserleri Ayas Kalesi, Süleymaniye Kulesi ve Markopolo iskelesi'dir. Aesculapion adı verilen Helenistik döneme ait hastane-tapınak kalıntılarıyla da ünlü olan kenti, Markopolo doğuya yaptığı geziler sırasında iki kez ziyaret etmiştir. Kentin hemen yanındaki adada da sur kalıntıları bulunmaktadır.

    Bölgeye egemen olan ulusların idaresinde uzun süre kalan ilçe, Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı idaresine geçmiştir. O dönemden beri Adana'ya bağlı bir ilçe merkezidir.

    İlçe, Doğu Akdeniz Kıyısında İskenderun Körfezinin batısında, Akdeniz'in en sakin ve dalgasız bir noktasında kurulmuştur. Ceyhan ve Karataş ilçelerine sınırı vardır.

    1991 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile ilçenin Süleymaniye Kulesinden başlayarak Haylazlı Köyü'ne kadar olan sahil kesimi "Turizm Merkezi" ilan edilmiştir. Turizm Bakanlığı'nca planlama çalışmalarına başlanmış, yatırımcılar için tahsis aşamasına getirilmiştir.
    Kentin kuzeybatısındaki köy önünde bulunan ufak ada ve üzerinde halkın "Kız Kalesi" olarak adlandırdığı yapı ile koyun gerisinde kumsal, Yumurtalığı çekici kılan kentsel peyzajı yaratmaktadır.


    KAPLICA VE ŞİFALISULAR

    Kurttepe İçmesi
    Adana ilinin kuzeyinde bulunan Kurttepe köyü, köy mezarlığı civarında bulunmaktadır.

    Çatalköyü İçmesi
    Adana-Karaisalı yolu üzerinde, il merkezine 38 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Bağırsak hastalıkları ve mide hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

    Fadıl Köyü İçmesi
    Adana-Karaisalı yolu üzerinde Adana Kabasakal mezarlığına 10 km. uzaklıkta bulunmaktadır.

    Kokar Şifalı Suyu
    Adana-Ceyhan karayolu üzerinde Yılankale ile Kokar Dağı arasında bulunmaktadır. Mülkiyeti Özel İdare Müdürlüğü'ne ait olup, işletmeciliğini köy muhtarlığı yapmaktadır. Şehir merkezine yakın olan bu yerde çok eski bir havuz bulunmaktadır.


  4. 2007-11-09 #4
    Arkeoloji Müzesi

    Adana Arkeoloji MüzesiD-400 karayolu üzerinde Adana merkezindedir.Hitit, Roma ve Erken Bizans Dönemi eserleri mevcuttur.

    Adana'nın ve bütün Çukurova'nın tarihi eserlerinin sergilendiği Müze, Cumhuriyetin ilanından hemen sonra 1924 yılında kurulmuştur. Bu nedenle Türkiye'nin en eski on müzesinden birisidir. İlk olarak çevredeki sütun, sütun başlıkları ve lahitlerin Polis Dairesinde toplanmasıyla kurulan Müze, Adana'lı Alyanakzade Halil Kamil Bey'in müdür olarak atanması ve başarılı çalışmaları sonunda, 1928'de Taşköprü'nün başındaki şimdi yıkılmış olan Cafer Paşa Camii'nin Medresesi'nde ziyarete açılmıştır.

    1950 yılında, Kuruköprü'de şimdiki Etnografya Müzesi'ne taşınmıştır. Özellikle Tarsus/Gözlükule (1934), Mersin/Yumuktepe (1936), Ceyhan/Sirkeli (1938) ve Yüreğir/Misis (1958) höyüğü kazılarında bulunan, Çukurova'nın ilk çağlarına ait seçkin eserler müzede toplanmıştır. Müzenin etnografik eser açısından zenginleşmesine Müze Müdürü Ali Rıza Yalman'ın (Yalkın) büyük katkıları olmuştur. Müze 5 Ocak 1972 yılında şimdiki binasına taşınmıştır.

    Adana Arkeoloji MüzesiBahçe
    Müze girişinde Hitit dönemine ait Kapı Arslanı Silifke/Taşucu'ndan ve Uzuncaburç'tan getirilen iki adet Augustus heykeli ile zengin çelenkli lahitler, küpler, mancınık gülleri, yazıtlar, sunaklar ve çeşitli mimari parçalar sergilenmektedir.

    Giriş Kat
    Taş eserler salonudur. Buradaki Troya savaşlarını yüksek kabartma biçiminde betimleyen mermer lahit Tarsus'tan getirilmiştir. "Akhilleus Lahti" adıyla bilinmektedir. Ayrıca Seyhan Baraj gölünde kalan Augusta antik kentinden getirilen Medusalı Lahit ile Karataş/Magarsus antik kentinden getirilen insan boyutundaki bronz Karataş heykeli bu salonun en çok ilgi gören eserlerindendir.

    Adana Arkeoloji Müzesi
    Kronolojik Eserler Salonu

    İlk çağlardan Osmanlı dönemine kadar Çukurova'da kurulan uygarlıklara ait eserleri kapsamaktadır. Sergilen eserler arasında; adak eşyaları, kap, kandil, tanrı, tanrıça, insan ve hayvan figürleri de bulunmaktadır. Adana/Tepebağ'da bulunan "Lir Çalan Orpheus Mozaği" de bu salondadır.

    Bölgesel Eserler Salonu
    Adana Müzesi'ne ait olup kazılar ve satın alma yoluyla gelen eserler sergilenmektedir. Zengin formlu cam örnekler, Selçuklu çinileri ve çeşitli uygarlıklara ait mühürler de bu salonda yer almaktadır.

    Sikke, Mühür ve Mücevher Eserler Salonu
    İlk defa paranın görüldüğü Lidya dönemiyle bundan sonraki çeşitli dönemlere ait sikkeler, takılar ve Adana'nın ilçelerinde bulunan defineler bu salonda sergilenmektedir. Hitit İmparatorluk dönemine ait "Dağ Kristali Heykelciliği" çok ilgi görmektedir.

    Müze Tel:
    (+90-322) 454 38 55
    Ziyarete açık saatler : 9.00-16.30
    Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün


  5. 2007-11-09 #5
    Etnografya Müzesi

    Eski Müze adıyla anılan müzede, Çukurova köylerine ve Toroslar da yaşayan Yörüklere ait oldukça zengin eşyalar bulunmaktadır.

    İl merkezinde, Kuruköprü mevkiindeki 1845 yılında yapılmış ve terkedilmiş kilise binası 1924 yılından sonra müze olarak düzenlenmiştir.

    1972 yılında eserlerin yeni müze binasına taşınmasının ardından kilise restore edilmiş, 1983 yılında ise Etnografya Müzesi'ne dönüştürülmüştür.

    Adana Etnografya MüzesiTaş Eserler
    Bahçede kûfi, sülüs ve nesih hatla yazılmış kitabe ve mezar taşları teşhir edilmektedir. Güney ve kuzey kısımda sade, sikke başlıklı, mecidiye tipi, kavuklu, fes ve barok başlıklı, 17. yy.'dan kalma Osmanlı kadın ve erkek mezar taşları yer almaktadır. Bunlar arasında yörenin ileri gelenlerinden Adana Valisi Süleyman Paşazade Ahmet Paşa, Karaisalı Kaymakamı Hasan Fevzi Bey, Adana Askeri Alaybeyi Miratizade İbrahim Bey, Adana Defterdarı Sofyalı Mustafa Bey, Orman Başmüfettişi Akif Efendi'ninkiler de vardır.Batı kısmında Türk-İslâm eserlerine ait kitabeler sergilenmektedir. Bunlar arasında Misis hanı, Adana Vilayet konağı, Bahripaşa çeşmesi, Taşköprü ve Misis köprüsü tamir kitabeleriyle Osmanlı devlet arması da bulunmaktadır.

    Etnografik Eserler
    1 Nolu vitrin: Ham deri çarık, zemzem takımı, bakır kahve ibriği, ahşap kahve değirmenleri, mangal, hedik, ellik, körük, kirkit, keserler, gelin takunyası, güneş ölçme aleti.
    2 Nolu vitrin: Ney, kaval, aşiret zurnaları.
    3 Nolu vitrin: Altın küpe, kolye ve bilezikler.
    4 Nolu vitrin: Gümüş kemerler ve kemer tokaları.
    5 Nolu vitrin: Gümüş hamaylı kolyeler ve tesbihler.
    6 Nolu vitrin: Gümüş halhal, yüzük, tepelik ve bilezik, ağızlık, sürmedan, köstekli saat.
    7 Nolu vitrin: Yaylı kabak kemane, yaylı tanbur, kemençe.
    8 Nolu duvar vitrini: Kılıç ve kalkan.
    9 Nolu vitrin: Cepken, sırma işlemeli kadın giysisi, manken üzerinde simle dokunmuş kadın kıyafeti.
    10 Nolu vitrin: Manken üzerinde iki adet bindallı ve cepken.


    Adana Etnografya MüzesiIstar Bölümü
    El dokuma tezgâhları, ıstar, mekik, kirkit, yay, ılkıdır, kirmen, çıkrık ve duvarda kilim örnekleri yer almaktadır.

    Yörük Çadırı
    Kurulmuş halde kara kıl çadır, içinde çeyiz çuvalları, yerde keçeler, kilimler, duvar yastıkları, fener, keklik kafesi, hızman, tüfek ve barutluk. Çadırın önünde deri çarık ayakkabı, ağaç su kabı, dibek, yayık, haviye ve kaşıklık. Çadırın sol tarafında deri yayık başında Türkmen kızı, el değirmeni, duvarda eli belinde koç boynuzu motifli kilim yer almaktadır.

    Şark Odası
    Ortada bir mangal ve giyinmiş kuşanmış Türkmen kızı mankeni bulunmaktadır. Duvarda ise geyik derisi ve yazılı bakır tepsi vardır.

    1-2-3 Nolu vitrin: Taş baskılı ve tezhipli Kuranıkerimler ve Güzler.
    4 Nolu vitrin: Kılıç, kama ve hançer örnekleri.
    5 Nolu vitrin: Barutlu dolma tüfekler ve barutluklar.
    6 Nolu vitrin: Çakmaklı tabancalar.
    7 Nolu duvar vitrini: Kılıç ve kalkan.
    8 Nolu vitrin: Sırma ve sim işlemeli peşkir ve para keseleri.
    9 Nolu vitrin: Aşiret kadınının genel giysileri.

    Panolar
    Toroslarda yaşayan aşiretlerin el dokuma, cicim, zili, sumak, ilikli, düz dokuma kilim örnekleri, halı, heybe, seccade, yastık örnekleri teşhir edilmektedir. Ayrıca keçe seccade ve çeyiz çuvalı vardır.

    Müze Tel :
    (+90-322) 454 38 56
    Ziyarete açık saatler : 9.00-16.30
    Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün


  6. 2008-02-14 #6
    Kebap Adana`da yenir...

    Adana Kebabı, Adana'da yenir. Çünkü usulüne göre pişen gerçek Adana Kebabı, dillere destan eşsiz lezzetiyle ilk kez yiyenleri bile kendine müdavim eder. Bu lezzetin sırrı ise yöreye özgü taptaze malzemeler, dünden bugüne taşınan geleneksel yöntemler, pişirenin ustalığı ve kuşkusuz ki en önemlisi; Adana'da olmanın, kebabı yudumlarken Adana'yı solumanın verdiği keyiftir.

    Türkiye'nin her yerinde bir kebapçı bulabilir ve kebap yiyebilirsiniz. Ama Adana'da yiyeceğiniz kebap; malzemeleri, hazırlanışı, tadı ve sunumuyla Adana kültürünün seçkin bir ürünüdür ve açıkçası kebap Adana'da yenir.

    Adana kebabını diğer kebap türlerinden ayıran en önemli özellik, kebabın üretiminde kullanılan etin doğal ortamda ve kendine has bir floraya sahip bölge yaylalarında yetiştirilmiş koyunlardan elde edilmiş olmasıdır. Bunun yanında üretim tekniği ve ustalık da ürüne önemli ölçüde farklılık katmaktadır.

    Karışım hazırlanırken aşağıda belirtilen maddelerin dışında (salça, sebze, karabiber, iç yağı v.b.) hiçbir madde katılmaz. Pişirme esnasında kesinlikle vantilatör kullanılmaz. Adana Kebabı'nın servisi, tamamlayıcı unsurları olan yeşillik ve salata ile eksiksiz olarak yapılır.

    Et ve Hazırlanışı:

    Yaylalarda doğal ortamda yetiştirilmiş, en az bir yaşındaki koyundan elde edilen et; yağ, sinir, damar ve zarlarından ayıklanır. Ayıklanan et parçalar halinde bir gün dinlendirilir. Koyundan elde edilen kuyruk da aynı şeklide ayıklanıp, dinlendirilir. Dinlendirilmiş et, "zırh" tabir edilen, iki elle kullanılan keskin bıçakla kıyılır. Kıyılmış et miktarının % 15'i kadar dinlenmiş kuyruk, zırh ile ayrıca kıyılır. Kıyılmış et ile kuyruk, binde üç ile binde sekiz arasında (ideali binde beş) acı kırmızı biber ve tuz ilave edilerek yoğrulur. Bu karışım, Adana kebabının ana unsurunu teşkil eder. Farklı olarak, yukarıdaki karışıma kırmızı taze biber, soyulmuş kök sarımsak ve acı yeşil biber doğranarak katılır. Hazırlanan karışım tekrar yoğrularak homojenlik sağlanır.

    Yoğrulmuş karışım, zırh ile tekrar kıyılır. Kıyma tekrar yoğrulur. Homojen hale gelmiş karışım, 0.5 cm kalınlığında, 3 cm eninde , 90 - 120 cm uzunluğunda demir şişlere sıvanır gibi yapıştırılır. Bu işleme, eti şişe saplama adı verilir.

    Saplanan et, şiş yüzeyine dengeli bir şekilde yayılır. Dengeli sıvama pişmenin önemli şartıdır. Saplama esnasında el suya batırılıp, şiş üzerindeki et sıvazlanır. Bu işlem, etin şişten dökülmemesi için önemlidir. Ancak elde kalacak su miktarı gayet az olmalıdır. Su çok olursa et haşlanır, kebabın tadı bozulur. Şişe saplanan et miktarı 180 gramdır. Bir buçuk tabir edilen Adana kebabının eti, 270 - 280 gramdan az olmamalıdır.

    Pişirme:

    Hazırlanan şişler, alevsiz, durgun, korlu, meşe kömürü ateşinde yeteri miktarda pişirilir.

    Pişirme derecesi, etin renginin kırmızıdan koyu kahverengiye dönme seviyesidir. Pişirme esnasında şişler sık sık çevrilir. Bu sırada etin yüzünde oluşan yağlar pide ekmeklerle sıkılarak alınır ve yağların ateşe damlaması önlenir. Yağlar ateşe akarsa, ateş alevlenir ve et dağlanır, kalite bozulur. Yağlanan pide ekmekler, pişmekte olan kebabın üzerinde tutularak ekmeklerin ısısı korunur.

    Sunum:

    Pişmiş olan kebap eli yakmayacak kadar ısıtılmış, kuru, geniş ve yayvan porselen veya metal tabakta servis yapılır.

    Yağlanmış ve soğutulmamış pide ekmek usulüne uygun, keskin bıçakla parçalanır. Büyük parça, kebabın alt kısmına gelecek şekilde tabağın içine serilir. Pişen kebap ekmek parçası yardımı ile şişten parçalanmadan tabaktaki ekmeğin üzerine sıyrılır. Kebabın üzeri yağlı sıcak ekmek parçaları ile örtülür.

    Geniş tabağın boş görünen bölümlerine, kebapla aynı anda pişen, domates parçaları, yeşil sivri biber (acı veya tatlı) ile süs biberi ilave edilir.

    En üste, ısıtılmış, yağlanmamış ekmek parçaları konur. Ayrıca ayrı ayrı küçük tabaklarda; soğan salata (kuru soğan ve maydanoz kıyılarak sumak ve tuz ilave edilerek yanında turunç/limon parçaları ile sunulur); ezme domates salata (kabuğu soyulmuş domates, kuru soğan, ezilmiş görüntüsü verecek şekilde zırh ile kıyılarak, tuz, acı kırmızı toz biber, zeytinyağı, turunç/limon suyu ilave edilir); çoban salata (domates, salatalık, maydanoz, yeşil sivri biber doğranarak, tuz, zeytinyağı, turunç/limon suyu ilave edilir.); maydanoz, tere, yeşil sivri biber, süs biberi, turp, süs biberi turşusu, kesilmiş turunç/limon parçaları hazırlanarak kebapla birlikte sunulur.


    Afiyet Olsun...


  7. 2008-09-06 #7
    bende adana'mın kendine özgü tatlısından azcık bahsediyim:) bici bici :D

    Bici Bici yaz dönemlerinde yenilen. Adanaya özgü bir tür tatlıdır. Halk arasında kısaca bici adıyla anılır. En bilinen şekliyle rendelenmiş buz, pişmiş nişasta, pudra şekeri ve şerbetten oluşur. Bici Bici geçmişte neredeyse tamamen seyyar satıcılarda satılan bir ürün olmasına rağmen son yıllarda restoranlarda ve kafelerdede tatlı olarak sunulmaktadır.

    Kullanılan Malzemeler [değiştir]Bir porsiyon Bici Bici dört temel malzemeden oluşur:

    Bici. Bici Bici'nin katı kısmıdır. Su ve nişasta kaynatılarak kalın bir muhallebi karışımı elde edilir. Karışım bir tepsiye aktarılıp soğutulur. Bu tepsi seyyar arabada servise hazır olarak bulundurulur.
    Rendelenmiş buz. Servis için arabadaki büyük buz kalıbından elde edilir.
    Tat veren sıvılar. Bunlardan en bilinenleri seyreltilmiş kızılcık şerbeti, meyan kökünden elde edilmiş bir boya ile hazırlanan şurup ve gül suyudur.
    Şeker. Genelde pudra şekeri kullanılır, havanda dövülmüş toz şeker de kullanıldığı olur.

    Hazırlama ve Sunum [değiştir]Normal boy bir kase içine küp küp doğranmış bir miktar bici konur. Özel hazneli bir kürekle kazınan buz, bicinin üzerine kaseden nerdeyse taşan bir tepe oluşturacak şekilde eklenir. Buzun üzerinden şerbetler dökülür, en sonunda şeker serpilir. Şerbet ve şeker nedeniyle eriyen buz, dipteki bicilerin üzerine akar ve bicinin etraflarında inceltilmiş bir şerbet birikir.

    Hazırlama şeklinde ufak farklılıklar mümkündür. Ustaların bazısı buzu ekledikten sonra kaşıkla bastırarak ortasını açar ve şekeri oraya doldurur. Şerbeti veya şekeri önceden eklemek ustanın kararıdır. Tabağı süslemek için üstüne bir nane yaprağı bırakılabilir, farklı renkli iki şerbet kullanılabilir veya tekrar beyaz buz eklenebilir.

    Adana'daki bazı kafelerde taze meyvelerle hazırlanan bici biciye de rastlanabilir..

  8. 2010-08-09 #8
    Birinci Dünya savaşının ortalarında 16 Mayıs 1916'da Fransa hükümeti adına Bakan George Picot (Corc Piko) ile İngiltere'nin temsilcisi Avam Kamarası üyelerinden Albay Mark Sayks arasında Yakın ve Orta Doğu için bir taksim anlaşmasına varılmıştır. Buna göre Fransızlar, İngilizler lehine Filistin'den vazgeçecekler, buna karşılık Musul Petrollerine ve Ergani bakır madenleriyle Kilikya pamuklarına sahip olacaklardı. 20 Kasım 1919'da İngilizler Çukurova'dan çekildiler, yerlerini Fransızlara bıraktılar.Fransız sömürge yönetimi, Ermeni fedai ve kamavorlarını maşa olarak kullanmak suretiyle yerli halka ağır işkence yaptı.

    İsim:  adana.jpg
Görüntüleme: 1497
Büyüklük:  11,9 KB (Kilobyte)

    Daha önce tehcire (zorunlu göç) tabi tutulan Ermeniler, eski köy ve kasabalarına geri döndüler. Sancaklarda ve Vilayet merkezlerinde Tesviye-i Mesalih Komisyonları kuruldu. Bu özel komisyonlar, iki yalancı şahit bulunduğu takdirdetalep edilen evin, arsanın, bağın Ermenilere verilmesine karar veriyordu. Temyizi mümkün olmayan bu kararları, Fransız sömürge yönetimi cebren uyguluyordu. Yönetime karşı gelenler kurşuna diziliyordu. Kurşuna dizilenlerin cesetleri de Kozan'daki fırınlarda yakılıyordu.

    İntikam Alayı adı verilen Fransız üniformalı Ermeni kamavorlar, karanlıkta yakaladıkları Türk'leri öldürüyor ve cesetlerini orta yerde bırakıyorlardı. 10 Ocak 1919'da Abdo Ağa'nın çitliğini bastılar, Yeşiloba'da 14 işçiyi şehit ettiler. Bir ay sonra Türk'lerin dükkanlarını yağmaladılar. Vanlı Ahmet Ağa'yı evinde süngülediler.

    Türk halkı kan ağlıyordu. Şehri boşaltmaya ve Toroslara kaçmaya başladı. Halk arasında kaçkaç adı verilen bir kaçış esnasında Ermeniler Türk'leri Yeşilobada kamadan geçirerek katlettiler. Mustafa Kemal Paşa, bu soykırıma çok sert tepki gösterdi. Zamanın Fransız Kumandanı General Gauraud nezdinde olayı protesto etti. Olaydan Fransız sömürge yönetiminin sorumlu olduğunu vurguladı. Sömürgecilerin bu onur kırıcı davranışlarına Türk insanı boyun eğemezdi. Teşkilatlanmak zorundaydı. Çukurovadaki milli mücadele kararı teşkilatlanma sonucu Sivas'ta verilmiştir. Ali Fuat Cebesoy'un hazırladığı savaş stratejisi Sivas'ta tartışılarak kabul edilmiştir.

    Doğu Kilikya Kuva-yi Milliye Komutanlığı Osman Tufan'a Batı Kilikya Kuva-yi Milliye Komutanlığı Sinan Tekelioğlu'na verilmiştir. İkisi de efsanevi bir isim bırakmışlardır.

    Yeni Adana Gazetesi'nden söz etmeden geçemeyeceğim. İşgal sırasında Ahmet Remzi Yüreğir Adana'da Kuva-yi Milliyeyi destekleyen Adana adlı bir gazete çıkartıyordu. Sömürge yönetimi matbaayı basarak gazeteyi kapattı. Ahmet Remzi bey Valilikten izin alarak Yeni Adana Gazetesini çıkarmaya başlardı. Fransızlar matbaayı yine bastılar, işçileri tutukladılar.

    Ahmet Remzi bey matbaayı Karaisalı'ya, daha sonra Pozantı'ya taşıdı. Bir vagon içerisinde gazeteyi çıkardı. Ancak 300-500 tane basabilen gazete, hayvan sırtında köylere, kasabalara gönderiliyordu. Hala yayın hayatına devam eden bu gazetenin ebediyetlere kadar yaşamasını diliyorum.

    Toros tünelleri Fransız'ların kontrolündeydi. Türk miliskuvvetleri Belemedik tren istasyonunu basarak buradaki Fransız Hastanesini zaptettiler. Pozantı'daki Fransız Komutanı Binbaşı Menil, Gülek Boğazı'nın dışında Mersin'e ulaşacak bir yol arayışındaydı. Tekir'e geldiklerinde rastladıkları Kumcu Veli ve köylü kadından kendilerine mihmandarlık yapmalarını istedi. Veli ve kadın Menil taburunu her iki tarafı dik ve yalçın kayalık olan Karboğazın içine soktu.Zaten Türk milisleri uzaktan Menil taburunu izliyordu. Burada 44 köylü kahramanca dövüşerek Menil taburunu teslim almıştır. Mustafa Kemal Paşa Çukurova halkının bu meziyetlerinden emin olduğu için onlara güvenmiş ve milli mücadeleye başlama kararını Adana'da almıştı. "Bir Türk Dünyaya Bedeldir" derken belki de Gülekli 44 kahramanı düşünmüştü.

    Kar Boğazı'nda Menil taburunun 44 köylüye teslim olması büyük bir kahramanlık örneği idi. Mustafa Kemal Paşa, yanında Fevzi Çakmak Ankara, Kayseri ve Sivas heyetleri olduğu halde, B.M. Meclisi adına cepheyi teftiş etmek üzere Konya üzerinden özel bir trenle Pozantı'ya 5 Ağustos 1920'de geldi. Bütün cephe komutanları gelmişlerdi. Cepheler hakkında geniş bilgi verildi. Sonra Adana7lılara hitaben veciz bir konuşma yaptı. Konuşmasında niçin Adana'lılara bu kadar güvendiğini şimdi daha iyi anlamış olduğunu ifade ediyordu.


    Kuva-yi Milliye'nin Fransızları Çukurova'dan atacağından emindi. Her türlü askeri desteği vaad ediyordu. 41.Tümenin Pozantı'da oluşturulmasına karar verildi. Adanalıların istediği cephane ve topu vermeyi kabul etti. Daha sonra Pozantı'nın bir liva haline getirilmesini talep ettiler. Liva, Vilayet ile kaza arasında bir merkezdi. Ancak Mustafa Kemal, daha ileri giderek Adana Vilayetinin Pozantı'da kurulmasını teklif etti. Kongrenin ikinci gününde kendisinin başkanlığında Vali ve diğer yöneticilerin seçimi yapıldı. Valiliğe İsmail Sefa Bey bu görevi geçici bir süre için kabul edebileceğini söyledi. Çünkü kısa bir zaman sonra mebus olarak B.M.M.'ne gidecekti. İsmail Sefa Bey ayrıldığı zaman yerine hem Vali hem de 41.Tümen Komutanı Nuri Conker getirildi. Nuri Conker'in Valiliği de uzun sürmedi. Yerine Serficeli Hilmi Bey Vali olarak tayin edildi. Belediye Başkanı Mektupçu, Defterdar, Kadı ve diğer bütün yönetim kadrosunun seçimi yapıldı. Akşam Mustafa Kemal Paşa Ankara'ya döndü. Sağlık Müdürü, Marif Müdürü, Ziraat ve Orman Müdürü, Tapucu, Jandarma Kumandanı, Polis Müdürlerinin de atamaları yapıldı.

    Dıblanzade Mehmet Fuat Efendi Belediye Başkanı, Ahmet Remzi Yüreğir ve Kethüdazade İbrahim, Karadayı İsmail ve Savatlı Halil Ağa ve Haydarzade Ali Efendiler encümen üyesi seçildiler. Böylece Adana Vilayet Teşkilatı Pozantı'da kurulmuştu.

    Milli kuvvetlerle yaptığı savaşlarda uçaklarıyla hava desteği sağlayan ve sivil hedefleri de bombalayan Fransa, büyük kayıplar veriyor. Artık Çukurova'da kalmaya gözü kesmiyordu. Bataklığa saptandığını gören Fransız kamuoyu, Çukurova'yı terketmenin uygun olacağı tezini benimsiyordu.

    Sakarya Harbinden sonra 30 Ekim 1921'de Franklin Bouillon ile Türk Hariciye Vekili Yusuf Kemal Tengirşen arasında Ankara Anlaşması imzalanarak, Fransızlar, Çukurova ve Antep'i boşaltmayı kabul ettiler. Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti adına İbrahim Kethüda, Belediye Başkanı Mehmet Fuat ve Yeni Adana Gazetesi Sahibi Ahmet Remzi'nin dahil olduğu heyet, 1 Aralık 1921'de Adana'nın yönetimini Türk Devleti adına teslim aldı.

    Ankara Anlaşması Fransız'ların bölgeyi iki ay içerisinde tahliye etmesini hükme bağlamıştı. Bu hüküm uyarınca 20 Aralık 1921'de Adana, Türk askeri tarafından teslim alındı. Ancak Fransızların isteği üzerine bölgenin tamamının tahliyesi 5 Ocak 1922 terihine kadar uzatıldı. Bu tarih Adana'nın kurtuluşu günü olarak kabul edildi.


  9. 2010-08-09 #9
    1915'te Avrupa Devletleri arasında başlayan 1. Dünya Savaşı kısa sürede tüm kıtalara yayılmış ve Osmanlı Devleti de bir şekilde bu savaşın içinde yer almak zorunda kalmıştır. Yıllarca süren savaşın sonunda ittifak devletlerinin yenilgisiyle, zaten çökme sürecinde bulunan Osmanlı Devleti de yenilmiş sayılmış ve bu savaştan toprak kaybederek çıkmıştır. Diğer yenilen ülkelerin aksine Osmanlı Devleti topraklarında savaş bitmemiş ve eskinin imparatorluğu, yerini parçalanmış ve işgal altında bir Osmanlı'ya bırakmıştır. Galip devletlerden Fransa, Adana ve çevresini işgal planları kurmuştur. 1915'te yaşanan karmaşayı fırsata çevirerek Doğu Anadolu'da isyan çıkartan, bu isyan yüzünden çıkartılan Tehcir Kanunu sebebiyle Suriye'ye zorunlu göç eden Ermeniler'den 150.000'e yakını, 1918'de Adana ve Çukurova'yı işgal eden Fransız birliğinde yer alarak -Fransız eliyle- Adana ve çevresine yerleştirilmişlerdir.

    1918, 1919 yıllarında Adana'da çok canlar yanmış, cinayetler ve toplu katliamlar yaşanmıştır. Sadrazam İzzet Paşa'nın, grup komutanı Limon Van Sanders'e gönderdiği bildiride "elindeki tüm komuta ve koordinasyon yetkisini Suriye Cephesi Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal'e devretmesi" gerektiği yazıyordu. Bu bildiri üzerine 31 Ekim 1918'te görevi devralmak için Adana'ya gelen Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nın başlayacağı sinyalini o tarihte Adana'da vermiştir. Alman Komutan Limon Van Sanders'in "Yenildik... Bizim için her şey bitti" şeklindeki sözlerine; "Müttefikler için bitmiş olabilir ama bizi ilgilendiren savaş, kendi istiklalimizin savaşı, ancak şimdi başlıyor" sözleriyle karşılık veren Mustafa Kemal, gelecekten umutlu olduğunu ve kararlılığını bu konuşmayla göstermiştir. 11 gün Adana'da kalan ve gözlemlerini, fikir ve uyarılarını Genelkurmay Başkanlığı'na bildiren Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nın ilk emrini de Adana'da vermiştir. Verilen emir ise: "İskenderun'a çıkartma yapmayı düşünen İngiliz ve Fransızlar'a ateşle karşılık verileceği"dir Adanalılar, İstanbul Hükümeti'nin 23 Kasım 1918'de aldığı "Adana ve çevresinin boaşltılması"nı zorunlu kılan karara şiddetle karşı çıkmıştır.

    İşgalci güçler tarafından hunharca öldürülen, toplu katliamlara kurban giden binlerce Adanalı ve onlar gibi Kurtuluş mücadelesinde şehit düşen yüzbinlerce şehidimizi saygı ve rahmetle anıyoruz. Kurtuluş Savaşı şehit ve gazilerine şükran ve minnet borçluyuz. Verilen kayıplar rağmen yılmayan Adanalılar düşmana baş kaldırmış, çok büyük mücadeleler sonucu 5 Ocak 1922 tarihinde Fransızlar ve yanlarında getirdikleri Ermeniler Çukurova'dan kovularak, Adana düşman işgalinden kurtulmuştur. O günden bu yana her 5 Ocak'ta Büyük Saat ile Ulu Cami arasına büyük bir bayrak çekilir ve her taraf bayraklarla donatılarak Adana'nın Kurtuluşu tüm Adana'da coşkuyla kutlanır. Milli Mücadele başarıyla sonuçlanmış, ülke kurtulmuş, İstiklal Savaşı kazanılmış ve Mustafa Kemal Paşa 15 Mart 1923'te Adana'ya gelmiş ve şu sözleri sarf etmiştir: Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana'da vücut bulmuştur. Atatürk'ün bu sözleri, Kurtuluş Savaşı'nın ilk tohumlarının Adana'da ortaya atıldığının en önemli kanıtıdır.

  Okunma: 13140 - Yorum: 8 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -