Stresle Başa Çıkma - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Stresle Başa Çıkma

  1. Hepimiz günlük hayatın içinde, bugün çok stresliyim, işim çok stresli, ne kadar stresli bir görüşmeydi tarzı konuşmalara kulak misafiri olmuş, hatta bu konuşmaları bizzat kendimiz yapmışızdır. Gerçekten de stres günlük hayatımızda sıkça kullandığımız ama manasını pek de bilemediğimiz son derece önemli bir kavramdır.


    Esasında stres yukarıdaki örneklerde de yer alan manasıyla sıkıntı, huzursuzluk, gerginlik demektir. Örneğin, bugün çok stresliyim derken fazlasıyla gergin olduğumuzu, ne kadar stresli bir görüşmeydi derken sıkıntılı olduğumuzu anlatmak isteriz ki bu kullanımlar temelde pek de yanlış kullanımlar değildir.


    Stres, bedensel ve ruhsal sıkıntılardır.

    Biraz daha açık anlatacak olursak stres bedensel ve ruhsal ihtiyaçların karşılanamaması durumunda ortaya çıkan bedensel ve ruhsal sıkıntı hâlidir.

    Hayatın içinde ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarımız vardır. Bu ihtiyaçlardan bazıları evrensel ihtiyaçlardır, bazıları da tamamen bize özgüdür. Evrensel bedensel ihtiyaçlar yemek, içmek, uyumak, barınmak, giyinmek, dinlenmek, cinselliği yaşamak ve bunun gibi. Evrensel ruhsal ihtiyaçlar ise sevmek, sevilmek, takdir edilmek, gözetilmek, onaylanmak, güven duymak şeklinde sıralanabilir.

    Bu evrensel ihtiyaçlar temelde bütün insanlarda aynı olmakla birlikte bu ihtiyaçların detayları tamamen kişisel ve toplumsal farklılıklar tarafından belirlenmektedir. Bir Japon için bir insanın başını sokabileceği temel barınma ihtiyaçlarını karşılayabilecek 60 metrekarelik bir ev yeterli iken bir Türk için ideal ev en az 120 metrekare ve 3 oda bir salon olmalıdır. Bu toplum tarafından belirlenen bir ihtiyaçtır ve karşılanmaması kişide ruhsal ve bedensel gerginliğe diğer bir deyişle strese yol açar.

    Tüketim çılgınlığı strese sebep oluyor

    Günümüzde stresin bu kadar çok artmasında insanların tüketim çılgınlığına kapılarak beklentilerini fazlalaştırmış olmaları diğer bir deyişle ihtiyaçlarının tanımlarının kendileri tarafından değil tüketimi teşvik eden büyük firmalar tarafından belirleniyor olmasıdır.

    Bundan 15 yıl önce cep telefonu gibi bir ihtiyacımız yoktu ve bu durum bizim için bir yoksunluk kaynağı değildi. Ama bugün cep telefonu hayatımıza bir ihtiyaç olarak girmiştir ve yokluğu strese yol açmaktadır. Bu durumun nasıl bir stres kaynağı olabileceğini özellikle bu tür tüketim araçlarına fazlasıyla meraklı olan gençlerimizde gözlemleyebiliriz.

    Diğer bir stres kaynağının ise ruhsal ihtiyaçlarımızın giderilememesi olduğuna yukarıda değinmiştik. İnsan sadece etten kemikten müteşekkil bir varlık değildir, ruhu vardır ve ruhunun da aynen bedeninin olduğu gibi ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar daha önce de belirttiğimiz gibi sevmek sevilmek, güven duymak, takdir ve onay görmek, paylaşım içerisinde olmak vs...

    Bu ihtiyaçlar da aynen bedensel ihtiyaçlar gibi kültürel faktörlerden etkilenmekle beraber çoğunlukla bütün insanlarda hemen hemen aynı şekilde kendini göstermektedir.

    Strese karşı Allah'la (c.c.) iletişim kurun

    Ruhsal ihtiyaçlarımızı karşılamanın en etkili yolu ise iletişimdir. İletişim derken sadece insanlarla iletişimi değil Allah (c.c.) ile de iletişimi kastediyoruz.

    Yukarıda saydığımız temel ruhsal ihtiyaçlarımız büyük ölçüde Allah'ın (c.c.) bizzat oluşturduğu ve İslam olarak adlandırdığı sistem gerektiği gibi yaşandığı takdirde layıkıyla giderilebilecektir. Aksi durumda kişi bu ihtiyaçlarını daha dünyevî daha yüzeysel etkinlikler aracılığıyla karşılamak yoluna başvuracaktır ki bu durum da kaçınılmaz bir şekilde strese yol açacaktır.

    Günümüzde ciddi bir değişim içerisinde olan toplumsal yapımıza baktığımızda gerek ruhsal doyumu getirecek dini yaşantının azalmasına, gerekse de kışkırtılmış bedensel ihtiyaçların artmasına bağlı olarak stresin ne yazık ki etkisini fazlasıyla hissettirmeye başladığını gözlemliyoruz.

    Stresle baş etme sürecinde din olgusu sadece ruhsal doyumu sağlamak suretiyle değil aynı zamanda dünyevî ihtiyaçları da makul seviyeye çekmek suretiyle de stresi azaltan önemli bir faktördür. Dinimizde var olan "Kanaat en büyük zenginliktir" prensibi bu durumu gayet güzel açıklamaktadır.

    Unutmayın bir sözde de denildiği gibi "Başarı istediğini elde etmekle, mutluluk ise onunla yetinebilmekle gelir."

    moral dergisinden ALINTIDIR.


  2. 2007-08-27 #2
    STRES!..

    Stres; gündelik yaşamda karşılaşılan olaylar sonucu hissedilen sıkıntı yada zorlanma durumudur.
    Çok eskiden beri fizik biliminde; "maddenin kendi üzerine uygulanan güce gösterdiği tepki" anlamında kullanılan STRES terimi; son 20 yılda tıp, fizyoloji, sosyoloji, psikoloji, psikiyatri alanlarında ve gündelik yaşamda herkesin kullandığı popüler kavramlarından biri haline gelmiş, kitle iletişim araçlarında sıklıkla yer verilen "medyatik" bir sözcük olmuştur.

    Stres`in zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı tüketen olumsuz bir yanı olduğu gibi, organizmada fiziksel ve ruhsal değişmelere, olgunlaşmaya ve gelişmeye yol açan olumlu yönleri de vardır.

    Gerçek yaşamda sorun çözme yada stres`li olaylarla başa çıkabilme psikolojik sağlık ve uyumla ilişkilidir. Çevre ile etkileşimlerimiz sırasında engelleyen, sinirlendiren, tedirgin eden olaylar bizi zorlamaktadır. Bunlar boşanma, bir yakınının kaybı ya da ayrılık, ölümcül hastalık, hayat pahalılığı, trafik, gürültü, okul başarısızlığı, sınav kaygısı, savaş, ırza tecavüz yada doğal afetler gibi olumsuz etmenler olabileceği gibi; evlenme, terfi, kariyer değişikliği gibi olumlu yaşam olaylarını da kapsayan çok geniş bir yelpaze içinde değerlendirilebilir. Genelde herkes için travmatik sayılabilecek bir olayın ardından tepkilerin yavaşlaması, dış dünyaya ilginin azalması belirgindir.

    Örneğin; 17 Ağustos 1999 depreminin ardından hem depremi yaşayanlarda hem de depremi televizyon aracılığı ile izleyenlerde yoğun bir stres ve buna bağlı sorunlar ortaya çıkmıştır.

    Kişinin kendisiyle ilgili çarpık algılamaları varsa, kendini değersiz algılar ve mutsuz olur. Bu mutsuzluk iş, sosyal ve aile yaşantısındaki işlevlerinin bozulmasına yol açar. Hoş olmayan yaşam olayları sonrası kendini mutsuz, kaygılı ve endişeli hisseden ve bu nedenle işlevsel kaybı olan kişilere bunlarla baş etme becerileri kazandırılmalıdır. Ayrıca duygusal tepkileri, düşüncelerini denetleyebilme becerisi, sorun çözme teknikleri, anlık doyumları erteleyebilme ve içsel olayları düzenleme konusunda eğitim verilebilir. Hastaların kaygı düzeylerini azaltmak, varsa depresif belirtilerini gidermek için ilaç tedavisi de uygulanabilir.

    Bu yöntemler ve tedaviler, ancak kişinin ayrıntılı bir değerlendirmesi yapılıp, sorun tanımlandıktan sonra konunun uzmanı olan psikiyatristler tarafından uygulanabilir.


  Okunma: 1523 - Yorum: 1 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -