Dünya'nın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluğu ve bugünde coğrafyasına baktığımızda kırka yakın devletin bir o kadar dilin ve etnik yapının, hala var olduğu Osmanlı…


Bir tarafta onun devamı olduğumuzu, soyumuzun ve atamızın o olduğunu kabul eden bizler, bir tarafta ise, değil onun devamı olmayı, onun soyundan geldiğini bile kabul etmeyen daha doğrusu inkar eden kişiler. Sonuçta Türkiye söz konusu olduğunda, ölümle yaşam arasında bir yerde olan Osmanlı Hayaletinin doğuşu…


Peki neden Osmanlı bir hayalet olarak karşımıza çıkmıştır? Enteresan bir şekilde doğumu ve ölümü bile aslında net olarak ortaya konulmamış bu imparatorluk hangi sebeplerle ölümle yaşam arasında bir yere sıkışarak olması gereken yere gidememiştir. Belki de bu soruların yanıtını bulabilmek için henüz çok erken. Ancak bunun sorumlusu Osmanlı'ya hak ettiği değeri vermeyerek, onu belleklerden kazımak isteyen, bunu başaramayınca da önemsememe durumunu tercih ederek onu yok saymaya, kendilerinden soyutlamaya çalışan kişilerdir. Bu kişiler maalesef, Osmanlı'yı, ataları, geçmişleri olarak bile görmemekte, kendilerini tamamen ondan ayrı bir kimlik olarak görme gafletine düşmektedirler. Zaten ilginç olan da, bir zamanlar dünyayı elinde oynatan herkesin korktuğu son dönemlerinde olmasa bile Orta Çağ boyunca karanlık kuşağı yaşayan Avrupa'nın bile medeniyetin beşiği olarak baktığı Osmanlı'dan, O'nun devamı olmamıza rağmen utananların olmasıdır. Açıkcası, bu kişilerin böyle bir gaflete ancak kendi tarihlerini bilmedikleri için düşebileceklerine inanıyorum. Zira, Osmanlı Tarihi'ni okuyup, onun büyüklüğüyle ve zaferleriyle gurur duyup, kendine pay ve ders çıkarmayan kişiler işi daha ileriye götürerek "Biz Osmanlı soyundan değil, Türk soyundanız" deme cüretini bile göstererek Osmanlı'nın Türklüğüne dil uzatmaktadırlar.


Belki de bu fikrin sebebi Osmanlı'nın kimilerin hata olarak değerlendirdiği hoşgörü politikasıdır. Öyle ki, Osmanlı Devleti kuruluşu süreciyle ele geçirdiği topraklardaki insanlara dil vv edin özgürlüğü sunarak,onların kendi kültürlerini yaşamalarına izin vermiştir. İngiltere'nin sanayi evrimi sonucunda edindiği sömürgelerine uyguladığı kültürlerini asimile etme ve ardında kendi kültürünü empoze etme politikasını gütmeyerek, halkını hoşgörüsüyle elde tutmayı hedeflemiştir. Belki de bu sayede, kısa sürede üç kıtaya hükmeden, herkesin korktuğu ve hatta yok etmek için elinden geleni yaptığı bir imparatorluk olmuştur. Ancak zamanla bu durum düşmanların işine yarayarak imparatorluk uçindeki azınlıkların devlete ayaklanmalarını ve sonuçta bağımsızlıklarını almalarını sağlamışlardır. Osmanlı'nın yıkılışına sebep olan gelişme de nitekim budur. İşte bu devrede Osmanlılık fikir akımı ortaya çıkar. Devletin ileri gelenleri içlerine sindiremidkelir bu durumdan kurtulmak için çeşitli çareler bulmuş, sonuçta da Osmanlıcılık fikrini benimsemişlerdir.


Osmanlıcılık, dağılmakta olan deleti bir arada tutaboluşturan unsurlar arasında omsalı Hnedanı merkezli bir birlik tesis etmenin şart olduğu temel varsayımına dayanır. Osmanlıcılar ırk, dil, din veya kökenin farklılığına bakılmaksızın Osmanlı topraklarında yaşayan herkesin eşit olduğunu ve Osmanlı kabul edildiğini savunuyorlardı.

Ne yazık ki "Hasta Adam" olarak kabul edilen Osmanlı için çöküş başlamıştı ve sonuçta Osmanlıcılık ideoloisi de evletin gidişini bu çöküşten kurtaramadı. Zaten asıl mesele, burada ortaya çıkıyor işte. Osmanlı bu çöküş süreci sonucunda nasıl öldü e hayaletlilik sıfatı kazandı?

I. Dünya Savaşı sonucunda ölmüş olan Osmanlı defnedilecekti, lakin hesaplanmamış bir şey vardı ortada, Türk Milletinin bağımsızlığına düşkünlüğü, Tarihte hiç görülmemiş bir İstiklal Savaşı sonucunda yeni Türkiye'nin adımları atıldı. Bu dönemde Osmanlı'nın hala yaşıyor görülmesinin atatürk'ün bile sözlerinde "Biz Osmanlıyız" demesinden çekinmemesinden anlıyoruz. Ancak bu durum belli bir süre sonra değişerek Osmanlı tüm belleklerden silinmeye çalışıldı. Osmanlı'yı kötüleme çalışmalarına gidildi. Örneğin Ziya Gökalp Osmanlı'nın Türk olduğunu kabul etmeyerek, Türk tipinin her şeyinin güzel, Osmanlı tipininse her şeyinin çirkin olduğunu savundu. Sonuçta, bu çalışmalar işe yaramadı. Çünkü, benliklere işlenen Osmanlı'nın hafızalardan silinmesi imkansızdı. En nihayetinde onu görmezden gelme, var olanı yok sayma eylemlerine gidildi. Çünkü, bu görmezden gelme bir silme, üzerini çizme anlamına geliyordu. Neticede Osmanlı'nın hayaleti ile yaşamaya mecbur kalmışlardı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken siyaset arenasına atılmaya hazırlanan bir isim geldi gündeme. Turgut Özal.

Osmanlı'nın varlığını bir kez daha hissettirdiği dönem Özal'la başlar. Gerek olduğu aile eğitimi, gerekse okul hayatı sonucunda Özal Osmanlı soyundan gelmesiyle gurur duyan bir insan haline gelir. Siyasete atılma sürecinden sonra izlediği politika da Neo Osmanlılık fikrinin doğmasına sebep oldu. Neo Osmanlılık, yani Türkiye'yi 1990'lı yıllarda, Balkanlar üzerinden gelip, ziyaret eden bir Osmanlı hayaleti sizin değiminizle, Belki de Osmanlı'yı yeniden canlandırmaya yönelik çalışmaların diğer adıydı bu fikir. Açıklama her ne olursa olsun Sovyetlerin dağılması, Yugoslavya'nın çözülüp, Balkanlar haritasının değişmesi ve Körfez Savaşı gibi gelişmeler Özal'ın, Osmanlı'nın izlediği politikayı izlemesine etken olmuştur. "Kral öldü, yaşasın yeni kral" felsefesine dayanarak yaşanmışları yok sayanların karşısına Özal, Osmanlılığıyla gurur duyarak, her fırsatta Türkiye'nin O'nun devamı olduğunu belirterek çıkmıştır. Balkanlara ve Ön Asya'ya birlik çağrıları yapan İslam ülkeleriyle yeni ilişkiler kuran Özal'ın birçokları tarafından sevilmemesinin sebebi de sanırım buydu. Nitekim Özal da hak ettiği değeri göremeyerek, ait olduğu yere gidemeyip hayalet sıfatını kazananlar listesine katılır.

Sonuca gelirsek, bizler Osmanlı çocuklarıyız ve soyumuzla gurur duyuyoruz. Kabul etmeyenlerin sayısı oldukça çok olsa da Türkiye Osmanlı'nın devamıdır ve hiçbir güç onu belleklerden silemez. Ne bugün ne de yarın… Bana tüm bu gerçekleri birkez daha hatırlattığınız, ek olarak bilmediğim gerçekleri gösterdiğiniz için ve Osmanlılık fikrinden vazgeçmeyerek bu eseri hazırladığınız için size teşekkür borçluyum.

Son söz olarak;
Osmanlı'sız olmaz.
Osmanlı'sız bir gelecek olmaz.
Osmanlı'nın hatırası ve mirası olmadan hiç olmaz; her koşulda bir Osmanlı gerekir.
Dehası, en azından hayaletlerinden birisi gereklidir…

Saygılar
Yasemin ÇALIŞIR
Uluslar arası İlişkiler -I
020607023