Devlet ve Ekonomi - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Devlet ve Ekonomi

  1. Çok sık tekrarlanan ve karma ekonominin tarifi olarak yanlış bilinen bir hususu hatırlatayım. ‘Karma ekonomi özel kesimle kamu kesiminin üretime katıldıkları bir modeldir'[1] diye özetlenen bu tarif, bu yaklaşım yanlış değilse bile yetersizdir. Karma ekonomi çok geniş bir kavrama ve daha derinlere giden bir modele ve buna uyan bir tarife sahiptir. Karma ekonomi, üretim faaliyetlerinde devlet teşebbüslerinin yanında özel teşebbüse de yer veren, hak tanıyan, ferdi haklarla sosyal sorumlulukları ahenkleştiren, kişi refahı ile toplum refahını bir arada, dengeli bir biçimde ele alan bir modeldir.


    Çağdaş karma ekonominin portresi bu tarifle de tam olarak çizilemiyor. Çağdaş karma ekonomilerde devlet yukarıda belirlenen tarifin şartlarının yerine gelmesi için gelir dağılışına, sosyal güvenlik tedbirlerine ağırlık veriyor. Bu amaçla aldığı tedbirlerle kişisel haklarla sosyal sorumluluğu, kişi refahı ile toplum refahını ahenkleştirmeye çalışıyor. Bununla da bitmiyor. Modern karma ekonomilerde devlet, klasik, geleneksel sayılan kamu hizmetlerini yerine getirme yükümlülüğünün yanında bir otorite, bir ajan olarak belli ideallere, hedeflere ve ‘normatif ide'lere sahip bulunuyor. Böylece karma ekonomi modelinin, biraz suni de olsa üç kompartmanda incelenmesinde yarar vardır.


    Böyle bir ayrım sınıflama Türk ekonomisini tanımak, onun işleyişi hakkında tam bilgiye sahip olmak ve ekonomik sorunlarımızı temele inerek çözebilmek için yararlı, hatta zorunludur. Bu kompartmanlara biraz yakından bakalım:

    Birincisi, ekonomide üretici olarak iki ana sektörün varlığıdır. Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile özel teşebbüsler. Bu iki kesimin üretimdeki payları, aralarındaki ilişkiler, statüleri, imkanları uzun tartışma konusu olmuş ve çok defa bu ölçülerle karma ekonomi modelimizdeki değişmeler izah edilmiştir.

    İkincisi, karma modelde kişi hakları ile sosyal sorumlulukların ferdi refah ölçüleri ile toplum refahının ahenkleştirilmesidir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne kadar ele alınmış, değişik dönemlerde değişik nitelikler kazanmıştır.

    Bu amaçla alınan tedbirlerin başlıcaları, gelir dağılımında adaleti sağlayan her çeşit tedbir, işçi hakları, sendikalar,emeklilik, işçi sigortaları ve Bağ-Kur olarak örgütlenen sosyal güvenlik tedbirleridir ve bunlar Türk ekonomisinin gidişine, işleyişine tesir etmiştir.

    Üçüncü husus, devletin geleneksel görevleri ile sahip olduğu ‘normatif ide'lerle ilgilidir.

    Bu konuyu biraz açmak, Türk iktisat modelini daha iyi tanımak için yararlıdır.

    Türkiye'de devletin, klasik, geleneksel, kabul edilen yükümlülükleri vardır. Dış savunma, iç güvelik, sağlık ve eğitim gibi. Bu sorumluluğun alanı temel felsefe değişmeden de genişlenmiş daralmıştır.

    Bazen bu alan değişik boyutlara sahip olmuş, denemeler yapılmış ve sorumluluk alanı klasik hudutların dışına çıkmıştır. Mesela tıbbın sosyalleştirilmesi, sağlık hizmetlerinin tamamının devlet tarafından üstlenilmesi, sosyal güvenlik alanını yayarak yaşlılık, işsizlik sigortalarının devletin ilgi alanına girmesi ekonomiye değişik bir veçhe vermiştir.

    Bütün bu hizmetlerin finanse edilmesi biçimi, kısaca ‘finansman modeli' Türk ekonomisinde dikkatleri ilk bakışta çekmeyen değişmeler meydana getirmiştir.

    Devletin üstlendiği bu yükümlülüklerin finansmanını yazan otorite Maliye Bakanlığı ve bu alandaki tek finansman kaynağı da ‘vergilerdir.

    Türkiye'de devlet patrimuanı sınırlı, kamu iktisadi teşebbüslerin devlet bütçesine net katkıları çok defa negatif olduğundan tek güvenilir kaynak vergilerdir.

    Maliye Bakanlığı devlet harcamalarını tayin etmek, vergilerin çeşit ve nispetlerini belirleyip toplam vergi hasılatını tahmin etmek, devlet borçlarını, T.C. Merkez Bankası ile ilişkileri belirlemek ve para hacmini tayinde tesirli olmakla ekonomimizin işleyişinde umulduğundan çok daha büyük bir tesire sahiptir.


    1980 ÖNCESİ VE SONRASI EKONOMİ POLİTİKALARININ KARŞILAŞTIRILMASI


    1980 öncesi iktidarlar da 1980 sonrası politik iktidarlar gibi ülkenin karşı karşıya bulunduğu iktisadi sorunları çözmek istemiştir. Ülkenin 1980 öncesi ve sonrası karşı karşıya bulunduğu sorunlar aynıydı. Politika oportünist, pragmatik veya karşılık veren biçimde bulunmaktaydı. 1980 den sonra da aynıdır. Sorunlar aynı, politikalar aynı olduğuna göre her ikisi arasında ne fark vardır? Bu amaçla 1980 öncesinde ve sonrasında sorunların ve politikaların ne olduğunu açıklayalım. Önce 1980 öncesine bakalım.

    1. Fiyat artışı yani enflasyon ortaya çıkınca iktidarlar bunun parasal bir olay olduğuna inanmadıkları cihetle fiyatları baskı altında tutarak bunun önlenebileceğine inanılırdı. Özellikle çeşitli fiyat kontrolleri yapılır yani kişilerin belirleyeceği fiyatlar kanuni yollarla önleme yoluna gidilir, devletin belirlediği fiyatlar düşük düzeyde muhafaza edilirdi. Örneğin KİT'lerin ürettiği malların fiyatları düşük tutulur, petrol ürünleri gibi hem iş adamlarını, hem halkı ilgilendiren fiyatların artırılmamasına gayret edilir ve fiyat artışına neden olmamak ve ithal mallarının fiyatını belirli bir düzeyde tutmak amacıyla döviz fiyatları artırılmazdı.

    2. Ülkede döviz sıkıntısı ortaya çınca yani gerektiği miktarda ithalat yapmak amacı ile döviz bulunmayınca ithalatı sıkı kontrol altında tutmak amaçlanır, birçok lüks sanılan malların ithaline hiç izin verilmezken ithalatı ikame edecek yerli sanayiinin gelişmesini özendirmek amacıyla yüksek gümrük duvarları konurdu. Böylece ithalat talebinin azalacağı sanılırdı. Bunun yanında ihracat ile elde edilen gelirlerin ülkeye getirilmesini sağlamak amacı ile ihracat üzerinde bir bürokratik kabus oluşturuldu. İhracatı özendirmek için döviz kurlarının artırılmasından kaçınılırdı; çünkü bu yapılırsa ülkede pahalılık yaratılmasından korkulurdu.

    3. 1980'den önceki dönemlerde finans kurumları ve bankacılık konusundaki temel görüş yüksek faizlerin hem işadamları hem tüketici bakımından zararlı bulunduğu yönündeydi. Yüksek faizler üretici bakımından zararlıydı zira bu suretle yatırım yapmak zorlaşacak ve yatırımlar azalacaktı. Tüketici bakımından zararlıydı, zira üreticiler yüksek faizler ödeyecek olsa bunu ürettikleri mallara yansıtacak ve tüketiciler yüksek faizler ödemek zorunda kalacaklardı. O halde izlenecek yol faiz oranlarını düşük tutma politikasıydı. Nitekim durum böyle olmuş ve özellikle 1970'lerde faiz oranları hep eksi düzeylerde bulunmuştu.

    Devamı ektedir.


    [1] Kılıçbay Ahmet, Türk Ekonomisi, İş Bankası Kültür Yay. 1994 s.80


    Eklenmiş Dosya
  Okunma: 1408 - Yorum: 0 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -