Gitmek'mi Kalmak'mı - Aşk Şiirleri ve Resimleri - Delinetciler Portal

Gitmek'mi Kalmak'mı - Aşk Şiirleri ve Resimleri

  1. Gideceksin... avuçlarından belli.
    Gözlerini bile yakalayamamışken daha, avuçların söylüyor bunu. Eskiden hızlı koşardık, şimdi yürüyemiyoruz bile bir mutluluğa. Sımsıkı tuttuğun ellerimden dökül artık, terlemeden. Kirli bitmesin! Sözcükler düğümleniyor dudaklarında; çözemem, zordur düğümleri çözmek, eğer kolayca atılmışsa. Sessiz bitmesin. Konuş artık! - Ben bir karar verdim?

    - Biliyorum, söylemek zorunda değilsin.
    - Neden?
    - O kararı beni düşünmeden verdiğin için.
    - Özür dilerim.
    - Dileme, bu senin gitmeni engeller. Kendini suçlu görme, aşk hiç kişiliktir.
    - Bunca yaşadığımız şeyin bir anlamı yok muydu?
    - Şimdi yok; önce vardı, sonrası yok. Her şey,
    yaşandığı anında en güzeldir. Ayrılığın da güzeli olmalı.
    Şimdi bu büyüyü, bana açıklama yaparak bozma.
    Sana kızmıyorum, seni suçlamıyorum.
    Aksine, sen kendini suçluyorsun.
    Kendine bu kadar kızma.
    - Her şeyi daha da kolaylaştırdığını sanıyorsun; ama böyle konuşunca daha da zor oluyor.
    - Susalım o zaman.
    - Hayır, başka şeylerden bahset. Benden sonra ne yapacaksın mesela.
    - Bunun senin için hâlâ önemli olduğuna şaşırıyorum.
    Önce eve gidip, sana ait olanları bir zarfa koymam gerek. Bayağı büyük bir zarf olacak ya da kutuya koyarım en iyisi. Beş yıl uzun bir süre. Beş yıllık aşka beş dakika ayrılık, bu haksızlık değil mi?
    - Olsun, hiç olmazsa kavga ederek uzatmıyoruz bu süreyi.
    - O da doğru. Ha bir de bana aldığın kazakları koymam lâzım o kutuya; ama şu kış bir geçsin. Başka kazağım yok.
    - Kendini bu kadar şartlandırma, onları da koymayıver kutuya. Hem giymezsen, bir anlamı olmaz. Kırmızısı çok güzeldi. Hatırlıyor musun, geçen yıl söküldü diye üzülmüştün, sonra dikmeye kalkarken, iyice yırtmıştın.
    - Evet, sen üzülme diye uğraşmıştım...... Böyle şeyler konuşmamalıyız. Her şey daha da zorlaşıyor. Yine de merak ediyorum, sen ne yapacaksın?
    - Önce bir kuaföre giderim herhalde. Sonra da kendime bir kedi alırım. Yalnızlığa alışmak için bir de kedi lâzım. Sen sevmezsin kedileri, ama nasıl olsa sen olmayacaksın.
    - Sanki sadece kedi alabilmen için ayrılıyoruz birbirimizden. Benim yerimi hiçbir şey tutmayacak biliyorsun. Ben de biliyorum, senin yerini hiçbir şey tutmayacak. Zamanla başka bir yer daha açacağız yüreğimizde, işte oraya kedini koyacaksın. Onu severken, ağlayacaksın. Beni düşüneceksin ilk başlarda. Çevreni yeni erkekler saracak, bilirsin öyle erkeklerden hep tiksinmişimdir. Sonra birini bana benzeteceksin, ilgi duyacak, beni arayacaksın onda. Bulamadığında kahrolacaksın. Beş yıldır alıştığın sözler, tepkiler, şiirler... hiçbiri olmayacak artık. Beş yıl, bazıları buna 'ömür' diyor. Fakat emin ol, unutacaksın. Bana da aynı şeyler olacak belki, yatağa alışmak zor olacak ilk başta. Ardından çay bardakları teke düşecek, tavla hiç oynanmayacak. Balkondaki çiçekleri almazsan, onlar da ölecek. Ayrılığın gerektirdiği tüm sancıları yaşayacağız işte.
    - Gece üstünü kim örtecek şimdi, deli gibi yatıyorsun, üşütüp hasta olma sakın.
    - Düzelirim, ilaçlarını almadın değil mi? Onları bana bırak, isimlerini bile doğru dürüst bilmiyorum, bir daha alamam. Çocuk gibi senden isterdim hep. Bak buna da alışmak zor olacak. Belki annemi çağırırım, o bana bakar.
    - Öylesi daha iyi, şimdi yanlış ilaç alırsın sen. Annen de çok kızacak bana.
    - Yanımda olduğun zaman da kızıyordu zaten. Anneler oğullarını kıskanırlar. Boş ver, takma kafana. Hakkında kötü şeyler söylemem.
    - Sağ ol bitanem.... ah! Buna da alışmak zor olacak galiba.
    - Kedine dersin olur biter. Sakın benim ismimi verme ona, bozuşuruz.
    - Vermem, merak etme.
    - Hadi git artık, konuştukça, hiç bitmemiş gibi geliyor bana.
    - Tamam, gidiyorum. Çok sevdiğin dizeler geldi aklıma. Hani Attila İlhan'ın "ayrılık da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili."
    - Bunu yapma, anlamını bozuyor şu durumun. Daha fazla üzmeden, üzülmeden, yeni bir hayata iki adım kalmışken bunu yapma. Bir ay, bilemedin iki ay böyle şeyler okuyacağız zaten. Sana son bir soru sorabilir miyim?
    - Elbette...
    - Biz neden ayrılıyoruz? Şimdi soracak arkadaşlar; ne diyeceğiz?
    - Öyle istedik deriz.
    - Öyle mi istedik?
    - ........
    - Tamam... tamam... öyle deriz. Yalan mı yok, uydururuz bir şeyler. Hadi artık.
    - Kendine iyi bakacaksın, söz ver.
    - Söz, sen de söz ver.
    - Söz, seni son kez öpebilir miyim?
    - Yanaktan olsun, diğeri fazla gelir bana.
    Ölüm sıcak bir şeymiş. Her dudak aynı tadı mı verir? Her ayrılık aynı ölüm müdür? Birini unutmak, tüm unutmalarla eşit değerde midir? Eşit mi biter aşk?
    İnsan eşit parçaya mı bölünür, bölüştürülür?
    İki şey var bildiğim, öğrendiğim:
    Bir aşka tek kişi yetemiyor.
    Sıfırdan başlamak mümkün değil; sıfırda biter insan.
    Sen de git, ne çıkar dönüp de son kez bakmandan?
    Bir şiir, bir acı, bir ömür ... çok şey çıkar; yine de bakma. Henüz kırılmadı umudum, eğer bakarsan koşacağım sana, sıfıra dönmeyelim diye...
    Ne olur bak....


    Güncelleme : 2007-02-23
  2. 2006-11-19 #2
    Susmalıyım...

    Yine bir gece ve yine baş başayım kendimle, işte yine seni bulup
    kaybettiğim yerdeyim.

    İnsanın bir şeylere karar vermesi ne kadar zor; ya seni içime gömmeli ya
    da artık içimden söküp atmalıyım. Ama her ne olursa olsun susmalıyım.
    Hangisi daha zor, hangisi daha acı? Gerçekten gitmeli miydin, yoksa kalıp
    yanımda savaşmalı mı?... Bir yol arıyorum kendime, bulduğum tüm
    yollarsa sana çıkıyor…

    Kapanmalı artık gözlerim. Sonsuz bir karanlıkta tek başıma yürümeye
    devam etmeliyim... Yürümeliyim ardıma bile bakmadan, yürümeliyim parçalayarak
    değerleri ve sevgileri, yok ederek yaşadığım tüm zamanları...

    Nasılda acımasız zaman. Nasıl da yüceltmiştim seni gözümde. Tutup kendi
    ellerimle koymuştum en yükseğe, sonra keyifle izlemiştim yüceliğini. Ama
    yine ben bitirmeliyim. Tutup kollarından indirmeliyim olduğun yerden.
    Ya da seni ölene kadar yaşatmalıyım içimde..... Ne kadar zor bir karar..

    Bir yanım: "Bir daha kimse, hiç kimse onun kadar çok sevilmeyecek",
    derken, bir yanım sakin, sessiz...

    Zaman geçiyor, acım dinmiyor. Kapanmıyor yaralarım.. Tükenirken ben, aklımda
    bir tek sen... Görüyor musun, yine konuşuyorum ama sessizce. Susmayı öğreniyor
    yüreğim..

    Ama ben kararımı verdim...

    Seninle olduğum zamanları düşünmek bile bana mutlulukların en büyüğünü
    yaşatıyor..

    Seni Seviyorum ve Ölene Kadar Seveceğim...


    Güncelleme : 2006-12-12
  3. 2006-11-20 #3
    Bilinmezim...

    Geceyi bölerken sesim sen gözlerinde hangi anlamları taşırsın? Terinin tadı dilime değen midir, bilememekten mi gelir karışır tuzuna gözyaşlarım? Aşktan mıdır sırtından süzülenlerin renksizliği, kokusuzluğu? Su gibi. Aşk bu kadar berrak mıydı tenimde dolaşırken ihanetin izleri.

    Tarihleri sıralasam peşi sıra, sana benzeyecek diye ödü kopar zulamda sakladığım sözlerin. Parmaklarım dudaklarımda bir sus işaretine döner; gözlerin sus payım olur, ağlarım...

    Milada dönerken arsızlığımın ayaklarına dolandığı gün, ben saklarım herkeslerden seni. Esrikliğim bir bardak nar suyundan düşer bedenime. Hoyratlığım dem vururken şarap şişelerinden, şişe kırılır acımın şiddetinden. Kanım kızıla çalar tadım şaraba. Ben sana kaçarım.

    Avuntu mudur ömürden çaldığımız saatler, ben sensizliğimi en büyük hırsız sayarken ömrüme. Biz eden kaç dakikamız var birbirine teğet geçen yaşamlarımızda. Hangisini yaşamak sayar yürek, hangisinde nefes almaktan ibaret olmaz hayat?

    Tavan arasına sakladığım düşlerin ortasında öylece durur gölgen. Hangi sandıkta hangi düşün koynunda saklanır aslın bilemem. Ellerime bulaşır örümcek ağları, deliğinde bir fare kahkahalarla gülerken halime ben yine seni ararım koynumda.

    İnleyen sesinin hangi nağmesinde saklanır yüzyıllık acın; ömrün yolun yarısına yaklaşırken? Damdan düşme bir suretken aslım hayatında, bir beden midir sadece kollarına bıraktığım. Sorsam gözlerine hangi yalana dolanır ayakların… Kaçma yar! Gittiğim gidemediğim her yerde adın…

    Ömrüme kazımışken ben yüreğime dokunduğun geceyi, yok saymışken senden önce olan olmayan senden sonra olacak olmayacak her şeyi, senin sandığın hayırlardan ne hayır gelir bana. Kaderimi temize çekme hevesin Yusuf misali kör kuyularda bırakırken beni ben avuç avuç karalar sürerim de yazgıma, adı sensizlik olan beyazı almam bir daha umuruma.

    Kelimeler bir o yana bir bu yana kaçışır oldu içimde senden sonra. Neyi söylesem neyi sussam bilemezken, adımı da unutur oldum tüm bilinmezliklerde. Harflerden bir ben yapamadım kendime. Hangisine elimi atsam kırıntılarım kaldı avuçlarımda…
    Ve ben şimdi açlığına saçmışken kendimden ufalananları, bir yudum avuntuya değmeden ayakaltı sürünmelerinde can çekişiyor sensizliğim. Amansız bir işkenceye dönüyor var olmalarına sakladığın yokluklar. Kapı önü nöbetlerinde iki büklüm acılara teslimken, kapama gözlerini, korkuyorum.

    Göz kırpımı kısalığında mutluluklar satın alıyorum yüreğinin bekçilerinden. Bilmiyorum daha neyim kaldı rüşvet verecek; bir ben azaltıp bir ben çoğaltırken zindanımda. Şikâyetim karanlıktan değil, pırıltılarını saklarken sen gözbebeklerinde. Mil çekse de hoyratlığın gözlerime yeşil huzmeler akıyor kapanmış perdelerden sanki içeriye. Çöz kilitlerimi, dokunmak kalsın ellerime.

    Esrarı çözülmüş büyülerden kaçtım. Cinler periler eski tufanlardan kalma. Perişan. Bilmediği dualara el açmışken avuçlarım; sağımda bir melek ağlamaklı, solumdaki yazıcılar suskun. Mırıldandığım yine de sen, alevi gözlerimdeyken cehennemin. Terinin tuzuyla yanarken bedenim dökme bir damla bile su, ne varsa senden gayrı yanıp temizleneyim.Dilindeyken nefesimden savrulan çığlık susma, duyulmasın feryadın…

    Sözleri unutulmuş türküler gibi olurum cebinde taşıdığın hüzünlere baktıkça. Kırgınlığım düşer aklıma, nağmesiz ezgiler mırıldanır dudaklarım. Ne zaman dokunsan bana, ellerine sakladığın vedalarda tutuşur saçlarım. Ezgiler susar, asılı kalır gözlerimde yangınım. Dokunma, değmesin tenime rüzgârın.

    Öznesiz cümlelere dönüyorum telaşlı bir ayrılığın önsözünü taşırken ellerin. Yüreğimi yasladığım omuzlarına çöküyor vebalim. İstemem ezilmesin sustuğun acılar, ben onlara da ağlarım. Yeter ki gitme… Yeter ki savrulmasın külleri ayrılığın.

    Firari kelimeler taşıyor dilim. Her biri bir tufandan kalma. Tüm sözlerin bitiminde yorgun bir kent gibisin karşımda. İçindeki küskün çocuk ağlamaklı. Kaçışların bundan, korkuların hep kendine… Geçirilmemiş bir cinnetin habercisiyken suskunluğun. Gitme. Bir terk edişe daha dayanmaz ömrün…




  4. 2006-11-20 #4
    Ve Sen Gidiyorsun

    Ve sen gidiyorsun
    Yaşananları yok sayarak
    Cami kapısına bırakırcasına
    Ardına bile bakmadan gidiyorsun

    Ve sen gidiyorsun
    Dünümüzü silerek
    Bugünümüzü kırıp dökerek
    Yarınımızı yok ederek gidiyorsun

    Ve sen gidiyorsun
    Sensiz olamayacağımı
    Yanımdayken bile seni özlediğimi
    Saçının bir teline dahi kıyamadığımı
    Bile bile gidiyorsun
    Ben şimdi kimin gözlerinde öleceğim
    Ben şimdi kimin dizlerine yatıp
    Kimin ellerini tutacağım
    Kabuslar gördüğüm
    Karabasanlarla sarmaş dolaş olduğum
    Sehpalı hazan düşlerimde
    Kimi uyandırıp
    Kimin omuzlarında ağlayacağım
    Senden başka kimsenin yanında
    Ağlayamayacağımı
    Bile bile gidiyorsun
    Ve sen gidiyorsun
    Kafamı duvarlara vura vura
    Hücre hücre parçalasam
    İşkencecilerin yapamadığını
    Yapsam kendime
    Kendimi içten içe yesem bitirsem
    Yok etsem bile
    Kapının önüne çıkınca gönlüm olsada yıkık
    Yine alnım ak yine başım dik olacağımı
    Sanki sen hiç gitmemişsin
    Sanki
    Hiç bir şey olmamış gibi davranacağımı
    Bile bile gidiyorsun

    Ve sen gidiyorsun
    Sensizlikten çıldırsam
    Ecelim olacağını bilsem de
    Sana gitme demeyeceğimi
    Sana yalvarmayacağımı
    Bile bile gidiyorsun

    Velhasılı kelâm sevdiğim
    Uğruna ömrümü verdiğim
    Uğruna
    Gecelerimi çarmıha gerdiğim
    Sensiz yapamayacağımı
    Sensiz yaşayamayacağımı
    Bile bile gidiyorsun

    Ve sen gidiyorsun
    Git...
    Beni hayallerimle
    Beni terkedilmişliğimle
    Beni sensizlikle başbaşa bırakarak git
    Git artık git

    Ve sen gittin
    Ve ben sensiz yokum
    Ben sensiz bitmişim
    Ben sensiz bir hiçim artık
    Ama giderken
    Bir şey unutmadın mı gülüm
    Sen
    Sen varya sen
    Sen artık
    Bensiz
    Hiç bile değilsin


  5. 2006-11-20 #5
    Gidiyorsun öyle mi?
    arkanda yıkılmış bir kenti bırakarak
    gidiyorsun!
    öyle ya gitmelisin
    mevsim sonbahar, aylardan eylül..
    eylülün diğer adı ayrılık mı?
    takvimler kurumuş yapraklarla süslenmiş
    bahçem sarı..
    yapraklar dalından ben senden ayrı..
    hüznün rengi sarı mı?
    kalkan otobüse sallanan elim
    nasılda çağresizim
    yaş dolan gözlerin kalmak istesede
    gidiyorsun öyle mi?
    gidiyorsun ama biliyorum
    gitsende benimlesin
    gidiyorsun ama biliyorsun
    gitsende seninleyim...


  6. 2006-11-20 #6
    "Sevmekten Gidince"

    Sen beni sevmekten gidince ben bana borçlu kaldım
    Ya sen bana fazla geldin ya ben sana az kaldım
    Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
    Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur

    Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde
    El tutmak yol açıyor diye hesapsız susmalara
    Kaldırdık tüm tutuşmaları
    Yasak kelime oyunu yapmak
    Yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak
    Artık yağmur sonraları toprak kokmak yok
    Tomurcuklanmak günah
    Ve bir insan gözü yüzünden yüz gün ardarda uyumamak
    Kimse ölmesin diye kimsenin aklında her sevdalı verdiği sözü geri alacak
    Güneşi ayı hatta hiç bir tabiat olayı
    Şahit gösterilmeyecek hiç bir sevdaya
    Ne deniyorsa onu atacak kalp
    Ve süresi yirmidört saate çıkartılacak meskun mahallerde ağlamanın

    Sen sesini alıp gidince ben burda dilsiz kaldım
    Ya sen bana fazla geldin
    Ya ben sana az kaldım
    Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
    Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur


    "Yılmaz Erdoğan"


    Gidiyor musun.??

    Gidiyor musun.??
    Bak bakayım gözlerime..
    Evet..evet. Gidiyorsun.
    Herşeyi bir kenara bırakarak, yüzümü döküp gidiyorsun.
    Bu sefer ne ağlıyorum ne de başka birşey.
    Yolun açık olsun bile demiyorum.
    Iyi bak diyorum kendine sadece.
    Donuk bir sarılış sonrası yoluna bile bakmıyorum.
    Hayallerimi de koyuyorum çantana haberin olmadan.
    Bende ne varsa sana dair al götür diyorum sessizce.
    Hafif bir gülümseme görüyorum dudaklarında.
    Hani bir zamanlar seni seviyorum dediğin.
    Gecemi gündüze karıştırsanda yüreğimde,
    Bocalasam da sonsuzlukta,
    Yine de elveda gülüm elveda.
    Gidiyor musun..??
    Bak bakayım gözlerime..
    Evet..evet.. Gidiyorsun.
    Biliyorum dönmeyeceksin bir daha bana.
    Ne başın olacak artık omuzumda,
    Ne de bedenin koynumda.
    Giderken sen, arkandan yüreğim çığlık atsa da,
    Elveda gülüm elveda.


    Güncelleme : 2006-12-06
  7. 2006-11-20 #7
    GITMEKMI? KALMAKMI?
    gitmekmi zor kalmakmıı bilmiyorum
    hayatta herşeyii yendimm kötülüklerii,zor günlerii,ölümlerii,bir kendimii yenemedim.
    kendi kararsızlığımıı,
    ne yapmalıyımmm
    bılmıyorumm
    bu kadar zormuu yaşamakk, karar vermekk hayata dairr
    özgür olmak istiyorumm artıkk
    bir kuş gibii kanat çırpıpp uçmakk başka diyarlaraa
    korkuyorumm bu kezz yenilmektenn korkuyorumm
    kendii kabugumaa çekiliyorumm salyangoz misalii kafamı çıkarıpp hayat bakmaktann ezilmektenn korkuyorumm
    eyy hayatt itiraff ediyorumm işteee
    SENDEN KORKUYORUMMM...
    yorgunumm...
    takvimlerden haberim yok artıkk
    bugunn gunlerdenn neydii
    hangii aydayız?
    bıraktımm artıkk bır rüzgara bedenimii
    hadii savurr nereye savuracaksann bitsinn artıkk buu çilee.
    nerdee o deliii doluu günlerr..
    nerdee oo hesapsızcaa yasanan güzel günlerr,
    ama yaaa şimdiii aynalarr düşmann olduu bana
    baktığımdaa kendimii göremiyorumm artık.
    gördüğümsee kimm bilmiyorumm..
    bu yüz kime aitt.
    bu bakışlarrr.bu sahtee gülüşlerr..
    bu hayattann bıkmışşş bedenn
    nedenn bu korkularr..
    neden bu yanlızlıkk..
    neden bu karasızlıkkk..

    çekipp gitmek istiyorumm artıkkk
    BİLMEDİĞİMM HAYATLARAA
    ama bilmiyorumm..
    GİTMEK Mİ ZOR, KALMAKMI??


  8. 2006-11-23 #8
    Sen gittin..! Cok acelen olmali ki ansizin gittin.. Hazirliksiz
    yakalandim
    bu gidisine , kusura bakma bu yuzden sana hoscakal diyemedim.. Aslinda
    hicbirsey diyemedim, gozlerimi cok sevdigim saclarina diktim ,
    gozlerinden
    kactim bana "ben gidiyorum"u anlatmasinlar diye.. Sadece sesin
    kulaklarima
    gidisinin resmini cizdi..Ben sessiz kaldim. Yagmur yagmadan gok
    gurlerdi ,
    "birazdan yagacagim ey insanlik" diye bizi uyarirdi belki.. Sen
    gürlemedin, haber vermedin gidecegini.. Geldin , gidiyorum dedin
    gittin..!
    Dur desem de gidecektin..Sustum, dur demedim.. Diyemedim aslinda ve sen
    gittin..! Evet git..!
    Git ki ben uyanayim aylarca suren uykumdan. Uyandigimda bir ruya gordum
    diyebileyim ve gordugum bu ruyanin sonunu hic hatirlamayayim..
    Saclarinin
    dakikalarca parmaklarimin arasindaki dans edisleri aklima gelsin..Yada
    ne
    bileyim uyandiginda gozlerinin "biraz daha uyku" diye yalvarislarini
    hatirlayayim.. Su icislerini de hatirlayabilirim , cay icismelerimizi
    de..
    Dislerimin omuzlarindaki izini , dudaklarinin parmaklarimla
    bulustugunda
    bana verdigi hissi hatirlayayim.. "Vazgecemiyorum" diyislerin olmasin
    ruyanin hatirladigim kisimlari arasinda ki vazgecebilecegine
    hazirlayayim
    kendimi.. Sonra, bir anda kaybolup gittigini ekleyeyim ruyamin son
    kismina.. Kayboldugunu ve seni aylarca aramama ragmen bulamayisimi
    kabulleneyeyim..

    * Gercek hislerin 1/5'ini dahi anlatmaktan aciz zavalli kelimelerin
    "yanyana gelelim bakalim ne olacak" tripleri *
    Gittin iste ansizin be nutellam..Tamam hatalar yapiyordum, uzun bir
    hatalar zinciriydim de kirabilecek guce sahiptin bu zinciri yada
    sahiptik.. Gerci sebepler onemli mi ki? Sebep ne olursa olsun gittin
    bana
    büyük tecrübeler birakarak.. Ogrettin bircok seyi bu gidisinle ama
    ogrendiklerimi sana anlatamiyorum.. Giderken bana biraktigin bu sayfaya
    bile yazamiyorum.. Gittin..! Evet git..! Bu karari alirken cok uzun
    dusundugunun farkindayim da ben bu kararini kabul etmek zorunda
    kaldigimda
    dusunecek vakit birakmamistin.. Yangin mi vardi da kaciyorduk? Dur
    kosma
    bu trenden 5 dakika sonra bir tren daha var diyemedim sana.. Bir sigara
    icelim , sessiz dururuz konusmayiz, ruzgarda biraz daha dalgalansin
    saclarin, tamam gittin kabul ederiz ama bir sonraki tren birazdan
    geliyor,
    kosma yorulma cancagizim.. Hayir , kostun ve trene yetistin.. Üzgünüm
    hazirliksizdim , el sallayamadim seni benden goturenin arkasindan.. Cok
    sessizce izledim gidisini , sen bakamiyordun evet gidisini pekistirmen
    icin bakmaman gerekliydi , rolunun hakkini veriyordun , tebrik ederim..

    *Sona dogru yaklasimlar hiyerarsisi, akrebin yelkovani yakalama
    tela$esi,
    sigaranin kendini icip bitirisi , bir cocugun oyuncak feryatlari *
    Sen gittin..! Baharla gittin,bahar yalan..! Tren rüyamda yok gerçek
    öykümüzde de olmadığı gibi.. Tren de yalan..! Vazgecemeyislerin
    yalan..!
    Kış bitmiyor benim icin bitmeyecek,bu kış yalan..! Ellerimi cok az
    tutabildin,ellerim de yalan.. Soner Arica "eger gidersen bu aska cok
    yazik
    olacak" diyor dirinim dirinim... Aldirma bu da yalan ..Votka visne
    yalan..
    Uzanip sarki soyleyislerimiz de yalan.. Bana dair ne varsa yalan..

    * Veda anindaki iyi dilek eklentileri , gozlerdeki donukluk , ruzgar
    ugultusu , irmagin debisindeki du$me , gunesin batisi*
    Simdi gidiyorsun.. Evet git.. "Bir ikincisi daha olmayacak asla" diye
    bellegime kazidigim o "muhtesem duyguyu" bana yeniden yasattigin icin,
    hayatinin bir kismina beni de ekledigin, kulaklarinda sesimi ,
    dudaklarinda dudaklarimi misafir ettigin icin, benimle birlikte aldigin
    her nefes icin minnetarim.. Simdi yolun acik olsun sevgili baslangici
    ile
    sonu arasinda hic istasyon bulunmayan bu tren yolculugunda..

    *Son ikibucuk cumle*
    Hoscakal besyuz yillik sevdigim.. Hoscakal 4 mevsimim.. Hoscakal
    ..


  9. 2006-11-23 #9
    Yakilacak Adam

    Bilmeliydim bir sabah çekip gidecegini bilmeliydim
    Ve sen daha kirmadan bu aşkin kalemini
    Ben herşeye eyvallah deyip
    Cekip gitmeliydim bu şehirden

    Ben yakilacak adamim bu şehirde
    Sana böyle yandigim için
    Ben asilacak adamin bu şehirde
    Seni böyle sevdigim için

    Oysa neleri ögretti hayat bana
    Sirtimdan vurulmayi
    Gülerken aglamayi
    Aç susuz yasamayi
    Daha neleri ögretti hayat bana
    Bir sana yalvarmayi ögrenemedim
    Birde seni unutmayi

    Ben yakilacak adamim bu şehirde
    Sana böyle yandigim için
    Ben asilacak adamin bu şehirde
    Seni böyle sevdigim için

    Sen sahte mutluluklarin süslü prensesi
    Sen sosyetik barlarin şimarik sokak kedisi
    Sen mutlulugumun korkak faresi
    Sen hep ayni gecelerin
    Sen hep ayni masalarin
    Sen hep ayni sarkilarin
    Vazgeçilmez mezesi

    Senin cirit attigin bu sokaklarda
    Ne gezer aşkin vefanin gölgesi
    Cek git artik
    Burada bitsin
    Bu aşkin hikayesi..

    Oysa bir yudum mutlulugun için
    Yollarina bir ömür serdim
    Oysa bir gelişin için
    Sokaklarina binlerce sabir ektim

    Hasretse hasret, aciysa aci
    En kralini çektim
    Yalniz vede tektim
    Senin bir taş oldugunu nerden bilecektim

    Biliyorsun evet biliyorsun
    Seni bebekler gibi sevdim
    Seni çiçekler gibi sevdim
    Seni melekler gibi sevdim
    Cünkü sen tapilacak kadindin bu devirde

    Oysa ben
    Sana böyle yandigim için
    Sana böyle kandigim için
    Seni böyle sevdigim için
    Asilacak adamim bu şehirde
    Yakilacak adamim bu şehirde

    Git artik git , güle güle..


  10. 2006-11-23 #10
    GİTMEYE DAİR...


    Bavulumu topluyorum. Temiz havlular ütülüyorum. Yeni bir diş fırçası almalıyım. Yolda ne tür kitaplar okurum kestiremiyorum. Yaşadığım coğrafya ile bağımı kopartmak adına ana dilimde yazılmış kitapları yanıma almayı reddediyorum. Belki bir antoloji, belki Freud?

    Yavaş yavaş gidişimi dillendiriyorum ötekilere. Giderken "gitme" diyen suretler düşüyor hesabıma. Gitmezken "kal" demekten ürken suretler... Gitmezken bir anda "gidiveren", "kal" dememe hiç fırsat vermeyen suretler... "kal" deyişleri duymak için hep gitmek zorundayım?

    Döndüğümde bir şeylere yeniden başlama adına gidiyorum? Döndüğümde her şeye yeniden başlayabilmek için hem cesaretim hem de enerjim olacak... Evet, kış yine birkaç mevsim sürdü, ben de tükendim sanırım. Gidip gelmeden, hayatın tam da orta yerinde, ansızın yeni bir yaşama başlamak için neden her şey bu kadar kifayetsiz? Gidişleri, hayatı ertelemenin başka bir fazı olmaktan hiç kurtaramayacak mıyım? Yeteri kadar cesur olamayan benim gibiler için bir umar gidişler... Kendilerinin ve diğerlerinin yaşamını ancak seyirlerle hareketlendirenler için bir umar...

    68 kuşağının yol hikayelerine, Kerouac'a, Thelma&Louise'e gıpta ettiğimi duyumsuyorum. Onları anımsamakla onları tekrar etme tehlikesine düşeceğimi farkedince, hepsinden birden vazgeçiyorum. Hayır, başımda eşarp, gözümde kemik çerçeveli gözlüklerle düşlemeyeceğim kendimi.

    "Ben yol olup gitmek istiyorum"

    İnsanların yol olup hayatımdan geçip gitmesini izlemek yerine, yol olup insanların hayatından geçmek istiyorum. Çünkü insanlar birbirlerinin yaşamına fütursuzca girip çıkıveriyorlar, hiç beklemeden, hiç sormadan...

    İşte bu yüzden gidiyorum.

    Giderken telefonlar açmak, akşam yemekleri ayarlamak ne de kolay geliyor. "Nasıl olsa gidiyorsun". "SONRA"ya ilişkin her daim taşıdığım çelişkiler, içimi burkan belirsizlikler kendiliğinden kayboluyor. "Nasıl olsa gidiyorum" Ardımı birbirine katarak bundan da hafif bir haz alarak, birarada çoğaltılan yalnızlıklardan kendime yamalı yorganlar dikmekten vazgeçerek... Artık bencilce ve kaygısızca, düğüm düğüm ilişkileri ötekilere bırakarak gidebiliyorum. Biraz da hayatın tesadüflerinin gelip beni bulmalarını beklememek için...

    Doğduğum coğrafyanın beni büyüttüğü imgelerden kendimi soyutlayabileceğimi, ana dilimi konuşturamayacağım şehirlerde bana yabancı imgeler, suretler, kelimeler ve sokaklar arasında hem yolumu kaybedeceğimi hem de aşina olmadığım yüzlerden, bulvar kafelerinde yazacağım kartpostallardan kendime yeni hayatlar örebileceğimi kurguluyorum giderken.

    Gidişler, yakalanma kaygısı gütmeksizin kendimize ve diğerlerine güzel yalanlar söylememizi kolaylaştırmıyor mu? Kendimize özene bezene seçtiğimiz, hep arzuladığımız ama hep dış etkenlere maruz kalarak yoksun bırakıldığımız, olası kimliklerimize bir süreliğine de olsa kavuşmamızı sağlamıyor mu bu yalanlar?

    "Hayatını dönüşlere erteleme" diyorlar... "Gittiğin yerlere kendini de götürürsün, yalnız kalamazsın" diyorlar...

    Biliyorum. Ama kısa bir süreliğine de olsa kendime kurgulayacağım yeni hayatlara dair güzel yalanlar söylemek istiyorum..

    Bana ait yalanlar...
    Benim yalanlarım...
    Benim hikayelerim...


  11. 2006-11-23 #11
    Madem gitmek istiyorsun
    İşte kapı…

    Bütün yaşanmışlığı bırakabilirsin bana,
    Yalanlarını al yalnızca
    Ve birde,
    Yüreğimde yaktığın ateşe,
    Bir bardak su lütfen…!

    Kapıyı giderken hızlı çarp,
    Sessiz olmasın gidişin,
    Dönmeyeceğini bileyim..
    Suratıma çarpar gibi,
    Küfreder gibi,
    Hiç sevmemiş gibi..!

    şimdi sana beslediğim tek duygu
    nefret,
    ağlamak istemiyorum hadi
    acele et..!
    Gözlerine bakarsam
    Git diyemem
    Yalanımı anlarsın,
    Nefret edemem…

    Hoşça kal deme sakın,
    Görüşürüz diye umutlanırım,
    Elveda de,
    Gidişim şimdi,
    Dönüşüm yok de..
    her şeyin hazır güle güle..!

    ...gitme(sen) ?
    ......yitme(sen) ?
    .........kal desem?
    ............yine de gidiyorsun...
    ................bu da vicdanıma kapak olsun...



  12. 2006-11-25 #12
    Gitme!
    Figan düşer denizlere sular çekilir
    yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime
    bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır
    boynunu büker sabah kervanları, kelebekler ölür.

    Gitme!
    Bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk
    şaşırır yönünü rüzgarlar
    bütün pınarların suyu çekilir
    solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm.

    Gitme!
    Öksüz kalır içimdeki imge dağları
    saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı
    bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez
    çiçekler açmaz bahçemde ah, gülüm!

    Gitme!
    Acılara mahkum olur yüreğim
    ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yanlızlıklar
    boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar
    alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm.

    Gitme!
    İçimdeki bütün vagonlar devrilir
    bir kar yağar istasyonlara, üşürüm.

    Gitme!
    Kal, menevşeler açsın dağlarda
    sevince dönüşsün gökyüzü
    iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm
    yokluğuna alışamam, yokluğun ölüm.

    Gitme!
    Bütün ormanlar ateşe verilir
    kuşlar da gider, bu kent de
    ölürüm.

    *****
    Gidiyorum buralardan yalınayak ve üzgün
    önümdeki uçurumlara aldırmadan
    varsın hayallerim kurduğum yerde kalsın
    o gerçekleşmeyen hayallerim.
    ardımda yaralı bir yürek
    kederli bir ömür
    ve yoksul anılar bırakarak
    çekip gidiyorum sevdiğim
    hoşçakal gönlümün nazlısı, bağrımın sızısı

    duramam artık ey aşk, ey sevdiğim
    hüzne ve kedere boğulduğum bu şehirde
    bedenim buz gibi soğuk
    yüreğim param parça keder
    kış kadar soğuk ellerim
    ardımda yoksul bir sevda
    ve bana ait ne varsa
    bırakıp gidiyorum sevdiğim
    hoşça kal anımın yazısı, kaderimin küskünü

    yüzümde kış, bakışlarımda kar
    yorgun akan bir ırmak misali
    kimsesiz sokaklara bırakıp yanlızlığımı
    gidiyorum sevdiğim
    hoşça kal gecelerimin yıldızı, karlı dağların yalnız kızı

    bütün borçlarını ödedim bu sokakların, alacağımı aldım
    geri dönmez bir mevsimdeyim artık, duramam ey aşk
    bu şehre sığamam bu hüzünle
    yoksa acılar üşütür beni
    kar kavurur anılarımı
    donar bakışlarım
    üşürüm... üşürüm ey aşk


  13. 2006-11-28 #13
    Son Defa Gel

    Bir çocuğum adını heceliyorum,
    Kağıtlara adını dolduruyorum,
    Bir vurgun yaşadım ama
    Gene de ayakta durmaya çalışıyorum...

    Bu mekan neresi?
    Terketmekte neyin nesi,
    Unutturdun bana her şeyi,
    Tanımıyorum kimseyi,

    Bak gene elimi uzattım sana,
    Nefes alamıyorum anla,
    Aşkınlayım bekliyorum yana yana,
    Ölecek yoksa,gel sahip çık şu cana...

    Tenin tenime değdiğinde can gelecek,
    Sen gelmezsen, Azrail'e can verecek,
    Bu kalp seni dursa da sevecek,
    Gel son defa olsun
    Belki de bu gözler seni son defa görecek?

    Geride Kalanlar


    Senden arda kalan yıkıntılar arasındayım... Yar gitti arkasına bakmadı, ağlamaklıyım! Be günle yaşamıştık, neler paylaşmıştık, bu kadar kolay mıydı sevgili terketmek!

    Ah sevgili(!)

    Sen benim her şeyimdin, benim sevdiğimdin, çok severdin hani, nasıl da gittin. Öksüz çocuklar gibi beni nasıl da sensizliğe mahkum ettin ya da kim bilir, belki de bırakmak zorunda kaldın. El ele tutuşup, hiç ayrılamayacağımızı terkedirdik, ayrılacağımızı bilircesine, her gittiğimiz yerde şarkımızı söylerdik..... Biz seninle hep gülerdik, ağlamayı beceremedik! ben ne kendimi sensiz düşünebilirim, ne de seni bensiz...
    Olmaz olamaz. O zaman güneş doğar mı gökyüzüne, aynı güzellikle, ya çiçekler açar mı, hayat devam ediyor dercesine...
    sende yapamazsın bensiz. gel bekliyorum.seni çok seviyorum...

    Gidiş Var da


    ne anlamsız duygudur bu,
    anlatılması imkansız,yaşansa da,
    bir gidiş var,
    ama dönüş yok hala.....
    inceden kulağıma geliyor türkü,
    düşündürüyor ister istemez geleceğin günü,
    bir sevdiğim var uzaklarda,
    bilinmez bensiz ne yapıyor oralarda,
    yarime şöyle doya doya sarılmak varda,
    engeller var arada,
    ilk ve son aşkım bıraktığın yerdeyim
    bekliyorum seni hala..


    Güncelleme : 2006-12-01
  14. 2006-11-29 #14
    Dün gece bana "git" dedin.
    "git seni sevmekten korkuyorum. Sana ait olmak acı verebilir bana, git. Git, ben biliyorum gitmek bu dünyanın kuralı, herkes gider. Ama sen gidersen, ben berbat bir şey olurum. Seni sevmeden önce , ateş küçükken git....."

    Bendeki büyük ateş sana sıçramıştı işte, işte o hastalığı bulaştırmıştım sana. Çünkü "git" deyişinde sevgini hissediyordum artık ve hayır gitmeyeceğim diyebiliyordum sana. Sevgini hissedebiliyordum artık.

    Bu bana hem büyük bir mutluluk armağan ediyor hem de "git" sözünün altındaki korkun beni düşündürüyordu. Çünkü sen sevginden korkardın. Çünkü senin sevgin hep sana ihanet etmişti. Çünkü sevgin, hep seni terk edilen yapmış, hep sahipsiz bırakmış, hep acının içine itmişti.... İşte bu yüzden "herkes bir gün gider" e inanıyordun. Ve daha şimdiden, her şey yolundayken, her şey iyiye giderken, her şey güzelken, gidişimin acı hayaletinin aritmetik hesaplarını yapıyordun. Çünkü hayat senin için yeterince acıydı bir de benim gidişimin acısını ekleyemezdin o hayatına. Bu gerçekten fazla olurdu.

    Sen konuşuyordun bir şeyler anlatıyordun. Oysa dilim senin sözlerine, sorularına cevap verirken içimde derin bir muhasebe vardı, anlamadın. Sen benim gidişim üzerine aritmetik hesaplar yapacak kadar güçlüydün oysa senin gidişini ben aklıma bile getirmiyordum, bunu gerçekte denediğin halde.

    Hatırlıyor musun? Beni terk etmeyi denediğinde, kent cambazlarının eline düşmüştüm. O geceyi hatırlıyor musun? Köşe başlarında bekliyorlardı, düşen birine kurmuşlardı saatlerini. Ve onların saatleri senin terk edişinle birlikte çalmıştı.Birden etrafımda belirmişlerdi, bana mutluluğu vaad ediyorlardı. Hani sabaha karşı 6:00' da aramıştım seni. "Ben düşüyorum, bebeğim" demiştim. Hani bana "telefonu kapat, her şeyi unut" demişlerdi kent cambazları. Ama ben sana sarılmıştım. Senin sevgin, sana inancım korumuştu beni aç kurtlardan.

    Bu yüzden ben terk edilişi ve terk edilişin yaşattığı savruluşu çok iyi biliyorum bebeğim. Eğer bir gün "gitmek" diye bir kelime girerse lügatime. Bu asla senin gidişin gibi olmayacak. Senin gidişin gibi savruluş armağan etmeyecek kimseye. Çünkü benim gideceğim vakit, ikimizin de "gidelim" dediğimiz vakittir. Benim gideceğim vakit, sana gitmemin mutluluk vereceği vakittir.

    Benim gidişimden gerçek bir mutluluk duymadığın sürece yanında olacağım, yanı başında. Sevgiyi, kesme şekere çayın yolunu bulduran pozitif güce çevirmek için.
    Yanındayım. Yanımda ol.


  15. 2006-11-29 #15
    Ve gittin...
    Öncesini düşünmek istemedigim sonrası ise meçhul bir aşktı yaşadığımız...
    Ve aşk bitti...
    Giderken geride bıraktığın,içinden seni de almayı unttuğun bir kalp...
    Biraz hasarlı,ürkek,bi o kadar da beceriksiz...
    Seni unutmayı bile beceremedi bu kalp...
    Aşk bitti...
    Sensiz uyuyamadığım geceler,karanlıktan korktuğumda çevirdigim numara,sabah kalktıgımda huzur verici sesin yok,gözlerin yok...
    Dedim ya gittin...
    Sen gittin gideli bu ilk ve son mektubum sana...
    Artık seninleyken yazdığım şiir ve mektupları düzeltiyorum ve düzeltecegim...
    Seni seviyorumları 'seni ne cok sevdim' yaptım,meğer ne çok seni seviyorum yazmışım,seni öpüyorumları 'seni özlüyorum ' yaptım...
    Yaptım da bir 'seni unuttum' yapamadım...
    'Seni unutmalıyım'da kaldı hep...
    Seni unutmalıyım...!!!
    Ve gittin...
    Sadece bitti dedin...
    Fazlasına gerek yoktu zaten...
    Herkes anlamak istediğini anlardı degil mi...???
    Ama inan hiçbir şey anlamıyorum...
    Sana lanetlermi yağdırmalıyım,yoksa yolun açık olsun mu demeliyim...???
    Yok bu çok fazla,dilerim Allah'tan bensiz gittiğin hiç bir yol açık olmasın...!!!
    Sensiz aldığım nefes nefes değilken,bensiz aldığın nefes nefes olmasın...
    Yok bu da çok fazla...
    Ben kıyamam ki sana...
    Ben sadece geride bıraktıgın bu beceriksiz kalp için yalvarıyorum...
    GEL UNUTTUR BANA SENİ...


  16. 2006-11-29 #16
    Yüregim dünden kalma sözlerin agıdında...
    Hani söylemek istersin diyemezssin
    Susmak en kolay gelir sana
    Ve gözlerinde bıraktıgı iki damlayla
    paylasırsın hüznünü
    O bilmez , bilemez
    Gece yoldasın olur suskunluguna
    Hapsolmuslugun ellerinin sıcaklıgında kalır
    Nefesin solugundadır sevdanın
    Ama korkak tebessümler
    Kacırdıgın gözlerini yakalr
    Bir el götürüp kızıllıgına
    Yüzündeki her cizgide onu ararsın
    Tenin mahpus, tenin titrek
    Baska bir bedende hayat bulursun
    Ve yüregin carpmayı unutur
    Adını her andıgında.
    Onu anımsarsın soguk sehrin gizeminde
    Yagmurlar yagar üzerine
    Ama onunla ıslanmak istersin
    Kimsesiz yatagının ayak ucunda
    oturup saatlerce
    Gelmesini beklersin, tüm hasretiyle.
    Gönlünden akan iki satırla
    dolanırsın sabaha dek
    Ezberlemek istersin teninin her karesini
    ve yoklugunun her saniyesine
    isyan eder ellerin
    Sebebi yoktur düsüncelerin
    birbiri ardına gelir cümleler, kanattıgın dudaklarından
    O yok, belkide hep vardı
    Yaralıydı belki, gec ulastı
    Belki yüregin cocuktu
    O erken olgunlasmıstı ve agırdı yaraları
    Nefesin nefesine karısmıstı belki
    bir gece yanına sokulup, seni titreten oydu, ihtimal
    Denizin bugusu gibiydi
    sana gelisi usul usul
    Ve rüyasına daldıgın hep O
    Kim oldugunu sorgulamadan
    buz kesen ellerinde hissettigin
    Damarlarından akıttıgın, belki hep Oydu
    Senin farkına gec vardıgın
    Onun sana gec kaldıgı...


  17. 2006-11-30 #17
    Gitme İstemem

    İstemem, ey gökkubbe, bensiz dönme
    İstemem, ey ay, bensiz doğma.
    İstemem, ey yeryüzü, bensiz durma
    Bensiz geçme, ey zaman, istemem.

    İstemem, ey dizgin, bensiz at sürme.
    İstemem, ey dil, bensiz okuma.
    İstemem, ey göz, bensiz görme.
    Bensiz uçup gitme, ey ruh, istemem.

    Senin aydınlığındır aya ışığını veren geceleyin.
    Ben bir geceyim, sen bir aysın madem,
    Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.

    Gül sayesinde yanmaktan kurtulan dikene bak bir.
    Sen gülsün, bense senin dikeninim madem,
    Gül bahçesine bensiz gitme, istemem.


    Giden zamanı geri getirmeye ve gidenleri döndürmeye hangimizin gücü yeter?
    Hangimiz "o an" söyleyeceklerini söyleyemediği veya yanlış şeyler diline geldi diye "o an"ı tekrar yaşatabilir??

    Kim ağlattığı insanı, ağlattığı anda güldürebilmek için vakti geriye sarabilir???
    Kesinlikle bunlar ancak teknoloji yardımıyla insanın beyninde olabilecek şeyler!
    Araçlar: photo, video, rüya..

    Ama gerçekte????
    Ya photo kapanınca, video bitince, rüyadan uyanınca...
    "Hayat" dedikleri hatta "hayat zor" dedikleri işte o zaman başlıyor...... .

    Ben, ben, hiç birşeyi geri alamam, yaşadıklarımı baştan yaşayamam,
    onlar oldu, bitti, ben, ben bunları düşündükçe "hayat"ımı "zor"laştırırım,
    herkes gibi "hayat zor" derim,
    ertesi gün, gülerim, geçerim, onlar oldu, bitti.......

    Gerçekten mi??
    Gerçekten bu kadar "basit oldu ve bitti" diyebilir miyim? Hiç hatırlamaz, hiç düşünmez, hiç ağlamaz mıyım?

    Ne zaman "bunu yapmamam lazım!" desem onu olağandan hızlı yerine getiririm,
    ne zaman "bunu düşünmeyeceğim!" desem onu olağan fazla düşünürüm,
    ne zaman "burdan gitmem gerek!" desem orda olağandan fazla kalırım,
    ne zaman "onu söylememem gerek!" desem onu ilk önce sölerim,
    ne zaman "şu an ağlamam çok saçma!" desem hıçkırıklarla ağlarım....... .......

    Saçma ama denge yoksunu bir insanım!

    Kendim için :
    hüzünlüydü dün,
    sakardım,
    ağlamaklıydım,
    fazla duygusaldım,
    durgundum,
    neşesiz sayılırdım,
    romatiktim ayrıca..

    Ama bugün....

    Güne bomba başlayıp hızlı bitirmek istiyorum
    ve yarın geceyi sabaha ulaştırıp içime çekmeyi düşünüyorum!
    Başka türlü

    "hayat zor!"....


    Güncelleme : 2006-12-01
  18. 2006-12-01 #18
    Neden sustuğumu bilmek istersen,
    Gitmeden önce gözlerimin taa içine bak!
    Belki anlarsın;
    Mutlu olma arzusunu aşınca mutlu edememek korkusuna dönüşen duyguyu...

    Gitmeden önce gözlerimin taa içine bak!
    Belki anlarsın kavuşmadan önce neden kaybetmekten korktuğumu,
    Özlemeyi neden daha çok sevdiğimi kavuşmaktan.
    Bir hayatı doldurmaya yetecek güzelliğinin,
    Bir hayali doldurmaya yetmeyeceğini görürsün belki de...

    Gitmeden önce gözlerimin taa içine bak!
    Çığlıklar gözlerde gizlidir asıl
    Belki görürsün aşık sezgisinin yanılmazlığını
    Derinlerde, taa derinlerde bir yerde,
    tuhaf bir acının dayanılmazlığını...
    Belki anlarsın nasıl,
    sevdalar doyamaz ümitsizliğine,kanamaz yalnızlığına...
    Gitmeden önce gözlerimin taa içine bak
    Sonra sessiz bir hıçkırığın kanamaz yalnızlığına
    Bu sevdalı adamı usulca bırak...



  19. 2006-12-03 #19
    '' Gidiyorum diyorsun, ben sana coktan veda ettim bilmiyor musun? dusler sokaginin kaldirim taslarindan biri eksik senin yuzunden halaanlayamadin mi? yanimda bu yuzden yuruyemiyorsun.
    Ben senin ayriligina sevdalandim artik sevgili.ayriliginda birbaska guzel oluyorsun. saclarini esmeyen ruzgarlar savuruyor sen esenruzgarlarda kayboluyorsun. Bir veda yazisi istedin benden, yazmak ne kadar zorgormuyor musun? benden bir parcayi tasimaya ihtiyacin mi var nedenbeni buna zorluyorsun?Ben seni dokunamadigim ellerin kadar yazamadigim satirlarimdasevdim, sen satir baslarinda dogup satir sonuna öluyorsun, benden senioldurmemi mi istiyorsun?Yazdim sevgili, sana veda sozlerimi yazdim, hic okuyamacaginibildigim icin yazdim belkide hemde ne kadar cok okumayi istediginibildigim halde. uzun bir gece boyunca bu son olacak belkide dedimsevgili. gece deliydi ben daha deli, gece ofkeliydi ben daha ofkelio gece sen vardin yanimda sevgili.Ben sana coktaaaan veda ettim sevgili, sessizligim yenisevgililerine karsi ofkemden neden anlamiyorsun? fonda sezen aksu adinbende sakli be sevgili, mutlulugun baska diyarlarda olsun varsin, bubendeki sevginin farki..asla okuyamayacagini bildigim satirlarda gozyaslarin var sevgili, bu sehir sensiz bir baska cekilmez olacak, orda oldugunu bildigim bir yerde olamaycaksin artik, geceleri hayali cicekler koyamayacagim artik kutuna, pencerendeki her isikta o odada diyemeyecegim, geceleri bir baska yabanci olucak yoklugun..,yokluguna sevdali bu cocuk varligini kiskanacak be sevgili.cebimde veda yazin vardi sevgili, yok dedim, yazarim bigun dedimcebim ates , ates bedenim ve sen, kahverengi gozlerim yazarim bir gunsevgili, neden okuyamadigini o satirlari neden okuyamayacaginiyazarim.gulumsersin sevgili gozlerinde yaslar gulumsersin ve bengozlerindeki yasa tutsak...
    Ben seni bir sigara mesafesi sevdim. sen sigara dumanini benden otelerine savururken benide surukleyiverdin be sevgili.yazabilicegim oykulerin en guzeli senin icin olabilirdi, oysa senyazilmis oykulerimi sevdin. yazilmis oykulerde aci var ofke varsevgili ve yoklugunda en az onun kadar, ben yokluguna sevdalisen yoksun sevgili ben sana tutsak, hayallerin bittigi yerdesevgili orda bulusacagiz birgun o zamana kadar elveda..''


  20. 2006-12-04 #20

    İçimde yaralı bir aşk kaldı senden sonra.
    Kaybetmek zormuş.
    Oysa ne kadar da kolaydı sevdalanmaya çalışmak.
    Aslında yoktun ya başta.
    Niye o yokluk şimdi anlamsız bir boşluk yaratıyor.
    Beni hayata bağlayan şeyler dönüp arkalarını gittiler.
    Hayat dedim de, üç beş kırık dökük kelimeyle anlatmaya çalıştığım herhangi bir şey.
    Hayat sana yakın, benden uzak şimdilerde.

    Nefes almak güç müydü eskiden.
    Yokluk, sensizlikle eş anlamlı değildi.
    Öncesi ve sonrası kayıp bir duygu bu.
    Unutmaktan bahsediyor şimdi içimde hareket halindeki yalnızlık.
    Öfke var birde ara sıra çıkıp gösteriyor kendini.
    Baktığım yerler boşluk.
    İçimden ağlamak gelmiyor.
    Gözyaşı yok. Düğümlenmiş boğazım.
    Sevdaya yakındı adın önceleri.
    Şimdi perişan halim seni sıradanlaştırıyor.
    Her şey koca bir yokluk.
    Peki var olan ne?
    Nedir şimdi yaşamak dediğin.
    Ya sevmek gerçekten eskiden kalma bir yalan mı.
    Düşlemeye bile korkuyorum seni.

    Şimdi sen gidiyorsun.
    Git.
    Kal diyemem.
    Tükettiklerim acıya yakın.
    Özlemlerim maskeli.
    Gözlerimde sisli bir şehir.
    İçimde yıkılıyor mabetler.
    Yüreğim enkaz.
    Şimdi sen gidiyorsun ya
    Boşlukta dağılıyorum ben.


  21. 2006-12-06 #21
    Her ne olursa olsun gideceksen,
    Şimdi git..
    Ki artık göçmen kuşlar gitmektedir..
    Leylekler göç yolunda bugün
    Ürkek, kara sevdalı ve üzgün
    Temmuz bitmektedir..

    Ben de gidiyorum..
    Aklımda hayalin, alnımda yazın
    Ve avucumda kokunla
    Her zaman aklımda bu şiir..

    Her ne yöne bakarsan,
    Beni gör..
    Ben görüyorum seni,
    Penceremi okşayan damlalarda yüzün,
    Rüyalarım, hayallerim bile kör
    Düşlemeye başladım yeni yeni
    Her yerde tek renk, her zaman hüzün..
    Girer gibi cennet koynuna yarin,
    Usulca sokulup uykuya
    Seni görmeye yatıyorum..

    Her ne işitirsen,
    Beni duy..
    Bana seslenen yoksa da,
    Kulağımda yalnız bir çınlama
    Bir annenin evladına seslenişiyle
    Annesiz bir çocuğun feryadı arasında:
    Sesin..

    Eğer bir gün;
    Acı, hasret ve hüzün,
    Üçü bir olup
    Sıkıştırırlarsa kıskaçlarında,
    O körpecik yüreğini
    Ve hayatın ışığı
    Kızıllığa bulanan ufuğun saçlarında
    Bulursa karanlığı,
    Kaldırıp kaşlarını
    Kaynayan bakışlarla,
    Bir iç çekiş ve sızlayışlarla,
    Sonsuz mavilikte gülümseyen yıldızımıza bak..
    Bak da,
    Takıver ahlarını melek kanatlarına
    Rüyalarla, dualarla, yağmurlarla
    Bana yolla..

    Her nereye dokunursan,
    Beni hisset..
    Sen hislerimdesin,
    Sensin topyekün hisler,
    Her ne olursa olsun beni sev,
    Elleri terket..
    Saf sevgin de öylece kınalı kalbime işler..

    Sen; elimin buz kesmesi,
    Tenimin yanması,
    Vücudumun ürperen sesi,
    Ve ruhumun acıya kanmasısın..

    Sen tutunduğum dalım,
    Sensin canımda canım..

    Sen benim son duamsın,
    Sen bu hicranda dupduru,
    Akarsular kadar temiz,
    Akarsular kadar gözümün nuru..


  22. 2006-12-07 #22
    Böyle Biter Artık Bu Muharebe

    Böyle biter artık bu muharebe,
    Mahkumu ben,
    Sevda da biter elbet kurşuna dizilince...

    Gözler sımsıkı kapanınca bir bezle,
    İçimde korku yok mu sanıyorsun sen,
    Öyleyse beni iyi izle.

    Bak,nasıl da ağlıyorum erkekçe.
    Nasıl yalvarıyorum sana,
    Gel,gitme...


  23. 2006-12-08 #23
    Ahh.. diye başladım...Bugünüm,bir su gibi akıyo ellerimden.Ya dünüm? farkında bile olmadan yaşadığım her geçen dakika.sevgi ve bir sıcaklıktır aslında geçmiş insanlara hediye.Neden hep geçmişle yaşarız bilinmez .Aslında acıyı yaşadığımız zaman yoğunlaşırız geçmişe, hep unutulur mutluluklar an-an.Ama bakınca; önümüze, bize sunulan güzel şeyleri görememekte varken debelenip dururuz kimi zaman.Hayatın bir getirisi varmı bize? Elbette var ama verdiğini kat be kat, acıtarak canımızı alır bizden.Bu kadar bocalamak,törpülenmek, demekki bir yaşanmışlık olması gerekiyo her insanın hayatında.Kafamızdaki yönetmenimiz bile bazen hükmedemiyor yaptığımız hatalarımıza.Ve bizler de doğruymuş gibi davranıyoruz; hep bildiğimizi okuyarak...Öyle tarifsizki aslında zaman ! Bu zaman ki herşeyi veriyor bize,bu zamanki silip süpürüyor ömrümüzü ve bu zamanki asla geri dönmüyor yakalayamıyoruz dünümüzü....

  24. 2006-12-11 #24

    Bir akşamüstü bir rüzgâr yapıştı belime, içtik beraber.
    Sarhoşluk daha çok acıtır dedi, gözleri yaşararak.
    Önce inanmadım.
    Sonra kudurdu, kudurdu.
    Başım döndü, bağırdım...

    "Sen, giderken gülüm izlerini silmeyi unuttun.
    Sen, giderken bitanem, bende bıraktıklarını almayı unuttun.
    Sen, giderken aşkım, sen hâlâ bendeydin.

    Çalan bir müzik parçasının sözlerinde unuttun kendini.
    Bir ağustos akşamında unuttun beni ve seni.
    Süzülen damlaların sıcaklığında,
    Sensiz bir gecenin sabahındaki hıçkırıklarda unuttun seni.
    Terasda içilen bir bardak çayda
    ya da bir bardak birada unuttun.
    Bir mangal ateşinin sonrasında, yanmış közlerde unuttun.
    Beyoğlu'nun o güzel sokaklarında,
    O ıssız kalabalıkda unuttun kendini.
    Söylenen yalanlarda, 'iyi ki varsın'larda unuttun seni ve beni.
    Geceleri baktığımız o yıldızlarda unuttun bizi.

    Bir daha birlikde çıkamayacağımız Yeniköydeki
    çay bahcesinde, Papatya'da unuttun bizi.
    Adını bir türlü koyamadığın
    gelecekdeki güzel günlerimizde unuttun.
    Beraber yakılan sigaralarda unuttun bizi.
    Sen giderken bitanem,
    SENİ BENDE UNUTTUN !!!."


  25. 2006-12-11 #25
    İşte gidiyorum---Birşey demeden
    Arkamı dönmeden---Şikayet etmeden
    Hiçbirşey almadan---Birşey vermeden
    Yol ayrılmış, görmeden GİDİYORUM!
    Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
    Yürüyorum sanki senin yanında
    Sesin uzaklaşır herbir adımda
    Ayak izim kalmadan GİDİYORUM!
    Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
    Gönülkuşu şarkıdan yorulmadı
    Bana kimse sen gibi sarılmadı
    Işığımız sönmeden GİDİYORUM!



  26. 2006-12-12 #26
    Yaralayan Gitmeler

    Sana kal dedikçe sen
    Gideceksin biliyorum
    Git öyleyse istersen
    Dönüşün yaşatır beni
    Sesinin yankısı titretir içimi
    Gözlerimi hayalin süsler
    Geceleri
    Ellerimi şiir kurtarır
    Yokluğundan ellerinin
    Belki
    Rüzgar eser sesini fısıldar
    Yağmura veririm gözyaşımı
    Saklarım
    Uykusuzluk şarkılara teslim
    Hapishanede tutsak kalbim
    Adını söylemeden beklerim
    Sana gel dedikçe sen
    Gelmeyeceksin
    Gittin
    Dönmeyeceksin
    Sana gel demiyorum
    Diyemiyorum
    Ama sen daha gitmeden
    Dön istiyorum


  27. 2006-12-12 #27
    "Yikilir bu sehir ayaklarina

    Gidersen eger

    Gözlerimdeki hüzün

    Dudaklarimdaki gülümseme

    Tenimdeki kamasma

    Buz tutar

    Aglarsam çok görme

    Zaten bahane ariyorum

    Gidersen eger yikilir kalirim

    Bu sehrin ayaklarina....




    Ve yikilir bu sehir ayaklarina

    Gidersen eger...."


  28. 2006-12-12 #28
    Adını Kalbime Yazıpta Gitti

    Sorma arkadaşım neden dertliyim
    Herkes bir yara açtı gitti
    Yanan sigarayı bastı kalbime
    Ardına bakmadan kaçıp ta gitti
    Benden çok iyi bilen var mı aşkı bilmem
    Yalansa boynuma as aşkın vebalini
    Yuvayı terk eden bir kuş gibi
    Bir sabah ansızın uçup ta gitti
    Dertler muska gibi benim koynumda
    Acılar bıraktı hep sol yanımda
    Vefasız sevgilim kaçıp ta gitti
    Resmini gönlüme çizip te gitti
    Artık ben kimim
    Bende olan kim
    Bir gün şuradan gelecek sanki
    Adını kalbime yazıp ta gitti


  29. 2006-12-13 #29
    Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
    afrodizyakların en etkilisi,
    sevdanın suç ortağısın.

    Yapma bunu bana!..

    Bahar, yalvarırım çek git işine!..

    Salma üstüme çiçeklerini, aklımı çelme!..

    Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde;
    sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.

    Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek...

    Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem...

    Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu,
    toprakta türlü çeşit börtü böcek...

    Yapma bunu bana bahar,

    Böyle üstüme gelme!..

    Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı...

    Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime...

    Kalbimin buzları erimiş.

    Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir...
    bir de sen çıldırtma beni...

    Krizdeyim ben... Tembelliğin sırası değil, uyamam sana...

    Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.

    Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni...

    Bulutların üşüşmesin başıma...

    Girme kanıma benim... yoldan çıkarma!..


    Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi,

    Sevdanın suç ortağısın.

    Kıyma bana!..

    Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi
    azdırıp sonra birden çekip gideceksin.

    Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir
    kuraklığın ortasında terk edeceksin...

    O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman...

    Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin

    uçuştuğu günbatımları...

    Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan...

    Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgârlarında...

    Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak;
    damar damar çatlayacak ruhumuz...

    Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden...
    Yüreğim viraneye...

    Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da...

    Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.


    İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar...

    İş açma başıma...

    Git işine!

    Yoldan çıkarma beni!...


  30. 2006-12-16 #30
    BIRAKIP DA GİDENE...
    Burnu bir karış havada, gözü
    yükseklerdeydi ben onu sevdiğimde.
    Hele hele benim aşkımı
    yerden yere vurup,
    nasıl kırmıştı kalbimi zalim.
    Dudaklarından dökülen acı sözleri;
    öyle ki, bugün bile unutamadım.
    Ne tebessümdü o , zehirden beter.
    Her olayda içim paramparça,
    gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olurdu.
    Yorgun düşerdim onsuz geçen,
    onunla dolu, koyu siyah gecelerden.
    Pişmanlıktan kendime lanetler eder,
    sevgimi söylediğim günü düşündükçe,
    kaleme sarılıp yazardım ona nefretin
    aşkla kucaklaştığı o uzun mısralarımı.
    Derdim ki; alın yazımdı,
    onbeşimin çocuksu aşkıydı.
    Nasıl da gülerdi canı istedi mi...
    En anlamlı bakışlarıyla önce ümitlendirir,
    ardından bir uçurumun kenarına
    yapayalnız bırakır giderdi.
    Ben çaresiz, ben yorgun,
    ben bıkkın bu sevdadan.
    Ah bilirdi o insafsız,
    diri diri yanardım o böyle yaptıkça...
    Şubatın buz gibi kasvetli soğuğunda;
    onda ne bulduğumu bugün bile bilemem.
    Ama o günlerde hayatımın amacı,
    varolma gibi gelirdi bana.
    Çocukluk mu, yoksa gençliğimin
    safça tutkusu muydu bu
    kölesiye bağlanış,
    içten içe kopan fırtınalar,
    bu delice yakarış?
    Kimbilir, belki de
    sevilmeye muhtaç bir kalbin
    bitmek bilmeyen kaprisi...
    Ondan hiçbir şey istememiştim.
    Sadece sevgi...
    Evet, şimdi yıllar sonra ben,
    onu düşünüyorum ilk defa
    kucağımda resimler, hatıralarla.
    Hava yine soğuk, yine kasvetli
    gözleri gözlerimde yine
    sevgi, derin yüreğimde.
    Unuttum sanırdım, meğer aldanmışım,
    ağladım saatlerce.
    Bu onun "ölüm yıldönümü"dür.
    17'sinde toprakla kucaklaşan,
    o zalimin hikayesidir anlatılan.
    Bir melodidir kırık, umutsuz...
    Doldururken sensizlik o an odayı
    gönlüm hala boş, kafam yine dumanlı.
    Bir feryat yankılanmıştı acı dolu
    tam 15 yıl önce bugün bomboş kırlarda.
    Deli gibi koştum sınıfa, sırası boştu.
    Benim kadar çaresizdi her köşe.
    Kendi kendime konuşarak
    yaklaştım sırasına;
    "Sen ölemezsin; canımsın, sevgimsin, emelimsin
    Dileğince nefret et, alay et duygularımla Kızmam sana
    Ama ne olur bir yalan olsun, acı bir şaka.
    Evet, evet beni üzmek için yapıyorsun.
    Herşeyini özledim...
    Allahım son defa göreyim yeter bana"
    Bu sensiz yakarış defalarca sürmüştü
    ta ki, ölümün o sinsi kokusunu
    içimde duyana kadar.
    Hıçkıra hıçkıra ağladım,
    sıraya kazıdığın ismini öptüm.
    Sonra, ona ait birşeyler bulmak için
    aradım her köşeyi...
    Yalnızca buruşturulmuş bir sayfa,
    rengi solmuş.
    Yazı, onun yazısı.
    Bir mektuptu, özenilerek yazılmış,
    belki de çok emek verilmiş her satırına...
    Çok şaşırdım, mektup bana hitabendi.
    Korkakça, kaybolmasından korkarak,
    acıyla okudum her cümleyi
    kalbimde büyüyen bir özlemle...
    Hele hele o ilk satırı...


  31. 2006-12-16 #31
    ......SON DEFA SARILMAK İSTİYORUM.....
    uzakları özlüyor gözlerim bu günlerde
    kaçıp gitmek zamanı geldi ne olur beni anla
    ve sakın bir şey sorma

    sadece...
    gel son defa sarıl bana
    dönemem belki bir daha
    gidiyorum buralardan
    gidiyorum uzaklara,
    uzaklara...

    sığınacak bir liman olmalı uzaklarda
    söyleyecek tek bir sözüm yok ne olur beni anla
    ve sakın bir şey sorma

    sadece...
    gel son defa sarıl bana
    dönemem belki bir daha
    gidiyorum buralardan
    gidiyorum uzaklara,
    uzaklara...


  32. 2006-12-18 #32


    Gitmelerin Mevsimi Eğer Gidebilseydim...
    Bugunlerde herkes gitmek istiyor.
    Küçük bir sahil kasabasina,bir baska ülkeye,daglara, uzaklara...
    Hayatindan memnun olan yok. Kiminle konussam ayni sey...
    Her seyi, herkesi birakip gitme istegi.
    Öyle ''yanina almak istedigi üç sey'' falan yok.
    Bir kendisi.

    Bu yeter zaten. Her seyi, herkesi götürdün demektir.
    Keske kendini birakip gidebilse insan.
    Ama olmuyor.

    Hadi kendimize raziyiz diyelim, öteki de olmuyor.
    ani her seyi yüzüstü birakmak göze alinamiyor.
    Böyle gidiyor iste. Bir yanimiz ''kalk gidelim'',
    öbür yanimiz "otur'' diyor.
    ''Otur'' diyen kazaniyor. O yan kalabalik zira.
    Is, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu..

    En kötüsü aliskanlik.
    Aliskanligin verdigi rahatlik, monotonlugun dogurdugu bikkinligi
    yeniyor. Kaliyoruz.
    Kus olup uçmak isterken agaç olup kök saliyoruz.
    Evlenmeler...
    Bir çocuk daha dogurmalar...
    Borçlara girmeler...
    Bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor.
    Misal, ben...
    Kapidaki Rex'i birakip gidemiyorum. Degil bu sehirden gitmek,
    iki sokak öteye tasinamiyorum. Alip götürsem gelmez ki...
    Bütün sokagin köpegi oldugunun farkinda.
    Herkes onu, o herkesi seviyor.
    Hangi birimizle gitsin?
    ''Sirtinda yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardir;
    evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin.
    Kendi imalatimiz küfeler.
    Ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira.
    Ölüme inat tutunmak lazim. Inadina kök salmak lazim.
    Bari ufak kaçislar yapabilsek.
    Var tabii yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakasi.
    Hepimiz kaçabilsek...
    Bütçe, zaman, keyif...
    Denk olsa. Gün içinde mesela...
    Küçücük gitmeler yapabilsek.
    Ne mümkün.
    Sabah 09.00, aksam 18.00.
    Sonra baska mecburiyetler.
    Sıkışıp kaldık.
    Sirf yeme, içme, barinmanin bedeli bu kadar agir olmamali.
    Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
    Bir ömür karsiligi bir ömür yani.
    Ne saçma.
    Bahar midir bizi bu hale getiren?
    Galiba.
    Ben her bahar ásik olmam ama her bahar gitmek isterim.
    Gittigim olmadi hiç.
    Ama olsun... Istemek de güzel.



  33. 2006-12-21 #33
    Gidersen yıkılır bu kent, kuşlarda gider
    Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
    Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
    Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
    Biz mi yanlızdık, durmadan yağmur yağardı
    Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken

    Gidersen kim sular fesleğenleri
    Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

    Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
    Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
    Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
    Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
    Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
    Birde seni ekliyorum susuşlarıma

    Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
    Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
    Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
    Adını bilmediğimiz doslar kalır yalnız
    Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
    Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

    Gidersen kar yağar avuçlarıma
    Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

    Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
    Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
    Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
    Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
    Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
    Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

    Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
    Sis ve intihar çöküyor bütün birhanelere
    Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
    İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
    Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
    Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

    Gidersen yıkılır bu kent kuşlarda ölür
    Bir tufan olurum sustuğun her yerde


  34. 2006-12-21 #34
    "Gidenler hep bekle beni derler ve kalanlar hep bekleyeceğine yemin ederler"
    "Gidenler hep bekle beni derler ve kalanlar hep bekleyeceğine yemin ederler" Her giden ardında bir bekleyen bırakır. Bazen ister bekle beni der, bazen de bekleme hayatına devam et der. Bu bekleme demenin ardında bir beklenme isteği vardır hep... Ve her kalan yüreğindeki acısıyla bekleyeceğim der. Dönmeyeceğini bile bile, gelmeyeceğini bile bile, sevmeyeceğini bile bile. Ve bekler... Yanı başımızdayken fark etmediğimiz bir çok ayrıntı takılır hafızalara. Oysa ne güzelmiş yaşanılanlar dersiniz. Meğer ne çok sevmişim dersiniz. Ve belki de hiç sevilmediğinizi fark edersiniz. En acısı da budur ya zaten. Sevilmeden sevdiğinizi fark ettiğinizde beyninizi yer binlerce soru. Başlarsınız cevabı besbelli olan sorulara kendinizce cevap aramaya. Ve sorgulama zamanı gelir kendinizce.. Oysa unutursunuz bir şeyi. "Aşk Sorgulanmadan Yaşanmalıdır." Baktığınız her yer "onda" biter. Gördüğünüz her şey de "onu" ararsınız. Aynadaki görüntünüzde bir yansıma, sokaktaki köşe başında bir kucaklaşmadır "o". Yağan yağmurdur, denizdeki yakamozdur "o", gecelerin ayı, gündüzlerin güneşidir "o"... Ve son cümleler dökülür artık dilinizden. "O" Mutlu Olsun Yeter. Diyebileceğiniz bir şey kalmamıştır çünkü. Tıpkı yüreğinizi sizden aldığı gibi giderken cümlelerinizi de götürmüştür yanında. Sessizlik kalır geriye biten bir sevgiden. Ve Ayrılık Urganı kalır boynunuzda "yağlı bir ilmek gibi". Sanki biri ha çekti ha çekecek. Durdu sanırsınız dünyayı ha battı ha batacak. Ama ne dünya durur nede o ilmek çekilir. Hayat devam ediyordur ve bu çarkın içinde sizi de bilmediğiniz başka diyarlara sürüklüyordur. Bitecek sanırsınız acınızı bitmez. Sadece bir yerlere saklanır yüreğinizde.Bir şarkıda, bir şiirin içli mısralarında ve belki de bir sözde kanamaya hazır bir yaradır o artık. "Sessizliğin İçinde Bir Çığlık, Karanlığın İçinde Bir Işık, Yürekte Kapanmaz Bir Yaradır Artık O"


  35. 2006-12-22 #35
    Sessizim hiç olmadığım kadar,
    Ve sensizim,,, istemediğim kadar…
    Aniden gitmelerin miydi beni ağlatan, canımı yakan.
    Yoksa esirgediğin bir veda mıydı?
    ...
    İkimiz de sevmiş miydik yeterince ?
    Uzaklığı yakın edebilmiş miydik birbirimize ?
    Sıcak mıydım ? mutlu muydun benimle ?
    Özlüyor muydun gerçekten beni ?
    Veeee,,,
    İkimiz de istemiş miydik ayrılığı ?
    ...
    Vedalaşmaktı istediğim senden sadece.
    Cesaretsizliğinden mi çıkmak istemedin karşıma,,, ?
    yoksa ; yalan söylemeye mi alışkın değilsin,,, ?
    ne kadar sorsam da kendime bunları cevapları yok, biliyorum.
    Sende yoksun artık,,,
    Bende yokum sende,,,
    ...
    su gibi akıp geçecek zaman,,,
    Sen hep geçmişim olacaksın benim.
    Benimle yaşayacaksın hep.
    Bir gün başka hayatların içinde var olsak da,
    Yine anılarımızda bir yerlerde sıkışmış kalacağız,,,
    Belki ben küçük bir semtte yeni yaşanmışlıklar içinde.
    Sense büyük bir şehirde hayallerinin peşinde.
    ...
    her şey bitti.
    bitti demek ne kadar zor,,, seni severken hâlâ.
    Hoşça kal,,,
    SEVDİĞİM ADAM


  36. 2006-12-22 #36
    Git-me

    Sen gittiğinde,

    ...sonbahar tüm hüznü ile çöker omuzlarımın üstüne, Yapraklar sararır birdenbire, dökülür hüzünlü omuzlarımdan kırık kalbimin derinliklerine. Yabancı dilde söylenen bir tangonun anlaşılır hisleri eşe geçirir ruhumu, sessizce... Omuzlarımın umutsuz direnişinde, seninle birlikte sensiz, sonsuzluğa düşerim. Pencereler kapatır göz kapaklarımın önünü. Gözlerim duymaz olur. Sesin zaten görülmez... Oysa sen yankılanırsın uzaklardan kopup gelen yüzünün izinde... Beni bana taşıyan bin türlü aşk tarifinde...

    Bir koku hediye kalır sen gittiğinde...

    Sensizlik kokusu kaplar evleri, sokakları, bu yalnız, bu terkedilmiş, bu ürkek şehrin şu yalnızlık havasını. Yanımdan geçen her kadının kokusu sensizliği taşır bana. Sensizlik ağırdır, sensizlik uzundur, sensizlik zordur. Sokaklar boş, sözler boş, şehir boş, her şey boşalır... Bir sessizlik çöker artık ihtiyar adımlarıma. Gençlik ağır gelir sensizlik sınırlarında. Gemiler vardır sana doğru gelen, trenler, uçaklar, arabalar... Bir de " ah bir çalsa.. " dediğim telefonlar. Sesinin o sarı hasreti. Uzaktan kopup gelmesini beklediğim o bir çift sözün hasreti." Seni seviyorum " dediğin o sessizliklerin hasreti...

    Ağzından çıkan her kelimenin pastel rengini özlerim, omuzlarının utangaç duruşunu, soğuk havalarda hoyratça ellerini tutuşumu.

    ...seni özlerim, sensiz sessizliğimde.

    Sen gittiğinde, durur zaman.

    Güneş, ay, bulutlar öylece durur. Dalgalar durur, rüzgârlar durur, insanlar durur. Ben durmam.

    ...ben seni özleyemeye devam ederim. Durmadan, bıkmadan, usanmadan döneceğin günü beklerim. Bulutlara takılırım, güneşle şakalaşır, dolunayda gölgeni ararım. Dalgalar bir türlü yazıp sana atamadığım şişelerin hesabını sorar, rüzgârlar kolumdan tutup beni sana taşımaya kalkar, çok geçmeden insanlar ne doluğunu anlamaya başlar. Sen, acımasız zamanı da beraberinde götürürsün. Tüm saatler, dakikalar, saniyeler saygıyla geleceğin günü bekler.

    Bende beklerim.

    ...sensiz zamanı bensiz geçiririm.

    Sen gittiğinde uçan bir halı ile düşlerine konuk olurum.

    Kendi rüyalarımdan seninkilere bir masal prensi olarak patika bir yol bulurum. Uykularımda sana koştuğum için sensizken hep seninle uyurum. Göz kapaklarım sana açılan mağaranın iki serserisi, iki bekçisi, 40 Haramilerin son ikisidir... Geceleri içine düştüğüm karanlıklar sana açılan aydınlıkların habercisidir. Sensiz, tarih yazılı masallardan ibarettir. Sensizliğin en büyük dostu, geceleri bir masal prensesini uçan bir halı prensine taşıyan saliselerdir.

    Sen gittiğinde kırmızı bir mühür vurulur hayatı(mı)n üzerine.

    Sen gelene kadar " tadilat nedeni ile kapalı(yız)der " kalpler. Ruh dünyalarında yıllık sayımlar yapılır. Yediğim her şey seninle çarpılır, duyduğum her heyecan sana bölünür. Seni düşünmediğim her an benden çıkartılır, beni düşündüğüm her an seninle toplanır. Ve sonuç hep " sen " çıkar. Bir tek " senin sağlaması beni , ben " yapar.

    Yolumu eşkiyalar keser sen gittiğinde.

    Hayat daha zor geçer. Beyaz yalanlar, maskeli süvariler, boş bedenler sen gelen kadar kapımın önünde nöbet bekler. Dostluklar ağır bir yüktür. Sana anlatılacak anlamlı anlamsız çok şey vardır. Sözcüklerin içi çok daha çabuk boşalır. Ve kafama düşünülmemesi gereken, bir çöp torbası dolu fuzuli düşünce takılır. Suskunluklar daha bir anlam kazanır. Sen görmezsin, sen bilmezsin, eminin hissetmezsin...

    Sensizken beni taşımak her zamankinden daha zorlaşır.

    Sen gittiğinde,

    Gündüzleri sokak lambaları sanki hiç sönmüyor ve geceler zifiri karanlıkta geçiyor. Nefes alınmıyor, yalnızca veriliyor. Arabalar duruyor, yollar hareket ediyor. Güneş dünyanın etrafında dönüyor, dünya ayın çekim alanına giriyor. Kumlar denizleri kaplıyor, yunuslar toplu intiharlarla kendilerini kumsallara vuruyor. Karada yenilen vurgunlara derin düşüncelerde sıhhat bulunuyor. Sonbaharı yaz takip ediyor, yaz sonrası ilkbahar geliyor. Her kar yağdığında güneş açıyor ve güneşli havalarda beni en çok sensizlik donduruyor.

    Bir yara açılır içimde, senin her gidişinde.

    Çaresiz bir hayat mahkumu...

    Umutsuz bir yalan taciri belirir o derin yaranın içinde. Ruh avcısı olurum, beden simsarı...

    Sensizlik alıp sensizlik satarım. Başkalarında hep seni ararım. Kaçayım derken yine sana yakalanırım. Kan kaybı değil, sensizlik çektiğim. En çaresiz anlarımda yani sen kaybından ruhumu teslim etmek üzereyken senden gelen bir kart beni yine bana, telefondaki sesin beni yine sana taşır. Bir hayal mahkumunu siyah beyaz flu bir fotoğraf karesi tekrar hayatla tanıştırır.

    Sen gittiğinde, ben de giderim.

    Gittiğin uzaklıkların tam tersinde sana ulaşmaya çalışır, kendime yenilirim. Utanmak gelmez aklıma her gördüğüm cansız ruha seni sorarım. Tanımazlar seni. Oysa beni görenler senin de varlığını anlar. Kimlik kartı olarak seni taşırım. Umulmadık çevirmelerde kolluk kuvvetlerine seni takdim eder, iş başvurularına imzayı hep " sen " diye atarım. Doktorlar sıhhatimi öğrenmek için seni dinlerle. Senin adına öksürmemi, ağzımı açtırdıklarında derinliklerimde seni görmek isterler. Tüm tahlil sonuçları sen çıkar.

    Danışmalara seni rehin bırakırım. Çıkışta seni ceketimin iç cebine koyarım. Kalbimin üzerinde sen durursun. Biliyor musun benim varlığımı bana, en iyi sen kanıtlıyorsun.

    Sen gittiğinde, söz de bitiyor.

  37. 2006-12-25 #37
    Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum
    Gidiyorum
    bütün acılarımı vurup sırtıma
    umutları bırakıp başucuna
    ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp
    şiirlerimi sarıp bohçama
    yüreğimin yangınına gidiyorum
    hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal

    Gidiyorum
    gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp
    yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum
    içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın
    sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar
    gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum.

    Gidiyorum
    başımda gam, gözlerimde nem
    bütün hatıraları bırakıp geride
    usulca çekip kapıyı ardımdan
    alıp başımı gidiyorum buralardan
    şafak sökmeden kimseler görmeden
    yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum
    sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için...



  38. 2006-12-27 #38
    Hasret türkülerini mırıldandım
    Yastığa her baş koyuşumda
    Gözlerimin önüne gelen sendin
    Ve ben, seninle tatmıştım bunu
    Bir yerimiz vardı sahil kıyısında
    Bankımız farklıydı bizim
    Karşımızda Kız kulesi
    Üstümüzde martılar
    Elini tutamazdım
    Ürkeklik mi desem, bilemem
    Uzaklık mı, belki de
    Hiç koşmamıştık o kumsalda
    Oysa en uç noktasına kadar bizimdi
    Kim karışabilirdi ki,
    Martılar mı, yosunlar mı?
    Sen vardın, renk vardı düşlerimde
    Ve kayboldu bir an hayalin
    Gitmeyecektin diye seslendim ardından
    Hayır, gitmeyecektin
    Şimdi otururken bankta tek başıma
    Hasret türkülerini mırıldanır oldum
    Yüreğim soruyor arada
    Hani gitmeyecektin???


  39. 2006-12-27 #39
    BU DEFA BEN GİDİYORUM

    Hiç bitmeyecek sandığım gecelerden birinde,
    Gözyaşlarım uğurladı seni giderken.
    Eskisi gibi değildi bakışların,
    Bir şeyler vardı yapmaya çalışıpta yapamadığın.
    Dindiremedim içimdeki sessiz çığlıkları.
    Umudum bile yetmedi seni getirmeye …
    Gel desem bile gelemez, sesimi duyamazdın
    Gözlerim gece nöbetlerinde kaldı,bekledim.
    Gelmedin.
    Hiç gitmemiş gibiydin resimlerde.
    Hiç kimse sen değildi ki,
    Sanki teninin sıcaklığı vardı bedenimde.
    Düşüncelerimde bir yorgunluk belirtisi,
    Kırgınlıklarım isyanlar içinde şimdi.
    Vazgectim artık!
    Seni sevmekten değil senden vazgeçtim.
    Bu defa ben gidiyorum.
    Kırgınlıklarımı,umutlarımı sana bırakıp,
    Siliyorum anılarımı.
    Bağrımda senin ateşin yanıyor,
    Elvedasız yolculuğum başlıyor şimdi.


  40. 2006-12-28 #40
    Ben ''dün''üm...
    Senden sonsuza kadar uzaklaştım...
    Senden ayrılıyorum; ama her zaman seninle olacağım...
    Bir zamanlar adım ''yarın''dı...

    Sonra sana eşlik etmeye başladım ve adıma ''bugün'' dendi...
    Artık ''dün''üm ve üzerimde senin hiç çıkmayacak izini taşıyorum...
    Ben kitabın sayfalarından biriyim...
    Benden önce ve benden sonra da pek çok sayfa var...
    Solgun görünüyorum, çünkü hiç umudum yok...
    Elimdeki tek şey anılarım...Zenginim çünkü bilgilerim var...

    Geçmişin kapısında durmuş,geçen günleri karşılıyoruz...
    Yarınların bugün olduğunu görüyoruz,sonra onlarda aramıza katılıyorlar...
    Yavaş yavaş hayatını emiyoruz;tıpkı vampirler gibi...
    Seen yaşlandıkça biz düşüncelerimizi yudumluyoruz...
    Giderek daha bize dönüyorsun; ''yarın''dan yavaş yavaş uzaklaşıyorsun...

    ''Yarın''lar belirsiz, ''bugün''ler anlamadan geçiyor...
    ''Bugün''ü boğmak,
    ''Yarın''ın önünü kesmek için geleneklerin uzun, güçlü, gri kollarına sığınıyoruz...
    Biz dünyanın ''dün''leriyiz...

    Ben ''dün''üm...
    Benim yüzüme bakmayı,beni kullanmayı,benden korkmamayı öğren...
    Ben senin dostun değilim...
    Sadece seni yargılar ve korkuturum...
    Senin dostun ''yarın''dır...


  41. 2007-01-05 #41
    Hadi gidiyorsun
    Yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun

    Herşey gidiyor
    Gökte bulut,dağda kar,düzde kervan gidiyor
    Solgun bir gül oluyor insan
    Bir demet kar çiçeği ölüyor,sen gidiyorsun
    Ne ucuz yaşıyorsun,ne kolay
    Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
    Bakma öyle
    Ben kanıyorum sen üşüyorsun

    Kolay değil bir yalan bu
    Yaralayan koca bir yalan
    Yalan işte
    Sevdiğim yalan
    şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
    Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
    Yumuşacık sıcak bir yalan

    Islak gözlerimle geçiyorum
    Yaralı bir ceylanın kalbinden
    Ceplerimde kül var
    Bir yangından arta kalan

    Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor
    Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
    Herşey bir yalan gibi yandığı zaman
    Yalnız olduğunu anlıyor insan
    Anladım ve geçtim
    Yaralı bir ceylanın kalbinden

    Aynamı kırdım,fotoğraflarımı yaktım
    Nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı
    Nasıl da umarsız

    Su gördüm düşümde
    Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu
    Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
    Sonra sabah oluyor
    Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu

    Hayır,diyordu bir dağ köylüsü
    Hiç bir şey için geç değil
    Ve geç değil
    Birşey için hiçbirşey
    Birşey vardı öyleyse,birşey
    Beni çeken
    Güneşin dağdasından uzağa
    Kocaman çayırlara çeken birşey
    Gümrah ırmaklara
    Sonra sıcağa sonra acıya
    Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan
    birşey

    Tutsana beni bırakmasana
    Olsun,yaralasana
    Olsun,ağrısa da
    Yalan da olsa KALsana

    Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım
    SEN OLMASAN DA ben varım
    Yağmur yağar,saçlarım filizlenir
    Bir yıldız düşer omuzlarıma
    Islık çalar,ıslanır,şarkılarımı söyler geçerim kapımdan
    Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan

    Tanırlar beni
    En iyi YALANLARINI alırım onların
    Adresler sorarım kimseler oturmaz orada
    Ve kimseler olamz ben sordukça

    Dağköylüsü
    şimdi gidersen
    şimdi git
    Kalırsan şimdi


  42. 2007-01-11 #42
    GİTTİN

    Gittin sen,tüm gidenler gibi…beni tamamladığını düşünürken,yine yarım kaldım.
    Tebessümün takılı kaldı yüreğimde…
    sonu yok,ışığı yok,ıssız bir yolda sessiz kaldı sevdam.
    Korkup kaçtın beklide bu sevda dan !
    Sığdıramadın kalbine,taşıyamadın doğru dürüst…
    Bu kadar çabuk pes edişinde bundandı belki ?
    Başka cümlelerin ardına sığınman,yalan sevdalara kapılman bundandı işte.

    Gözlerine baktığım zaman hayat bulurdum.
    Öyle güzeldiler ki…sanki hayat saklıydı içlerinde !
    Birden kapattın o gözleri…aldın benden hayatımın en beyaz siyahını.
    İşte ondan sonra başladı her şey;kalp ağrılarım,baş ağrılarım,haykırışlarım,hıçkırıklarım….
    Benden aldığın en beyaz siyahtı bunlara sebep.
    Yaşadıklarımın kötü bir kabus olduğunu düşleyip,geçecek diyordum,
    Olmadı,geçmedi her şey artarak daha da çoğaldı.
    Pişmanlıklar sardı çevremi,keşkeler birikti içimde,acabalar dolaşıp durdu beynimde…ama yinede hep sen vardın düşlerimde,hep sen çoğaldın,hep sen büyüdün içimde…


  43. 2007-01-12 #43
    Git-me

    Sen gittiğinde,

    ...sonbahar tüm hüznü ile çöker omuzlarımın üstüne, Yapraklar sararır birdenbire, dökülür hüzünlü omuzlarımdan kırık kalbimin derinliklerine. Yabancı dilde söylenen bir tangonun anlaşılır hisleri eşe geçirir ruhumu, sessizce... Omuzlarımın umutsuz direnişinde, seninle birlikte sensiz, sonsuzluğa düşerim. Pencereler kapatır göz kapaklarımın önünü. Gözlerim duymaz olur. Sesin zaten görülmez... Oysa sen yankılanırsın uzaklardan kopup gelen yüzünün izinde... Beni bana taşıyan bin türlü aşk tarifinde...

    Bir koku hediye kalır sen gittiğinde...

    Sensizlik kokusu kaplar evleri, sokakları, bu yalnız, bu terkedilmiş, bu ürkek şehrin şu yalnızlık havasını. Yanımdan geçen her kadının kokusu sensizliği taşır bana. Sensizlik ağırdır, sensizlik uzundur, sensizlik zordur. Sokaklar boş, sözler boş, şehir boş, her şey boşalır... Bir sessizlik çöker artık ihtiyar adımlarıma. Gençlik ağır gelir sensizlik sınırlarında. Gemiler vardır sana doğru gelen, trenler, uçaklar, arabalar... Bir de " ah bir çalsa.. " dediğim telefonlar. Sesinin o sarı hasreti. Uzaktan kopup gelmesini beklediğim o bir çift sözün hasreti." Seni seviyorum " dediğin o sessizliklerin hasreti...

    Ağzından çıkan her kelimenin pastel rengini özlerim, omuzlarının utangaç duruşunu, soğuk havalarda hoyratça ellerini tutuşumu.

    ...seni özlerim, sensiz sessizliğimde.

    Sen gittiğinde, durur zaman.

    Güneş, ay, bulutlar öylece durur. Dalgalar durur, rüzgârlar durur, insanlar durur. Ben durmam.

    ...ben seni özleyemeye devam ederim. Durmadan, bıkmadan, usanmadan döneceğin günü beklerim. Bulutlara takılırım, güneşle şakalaşır, dolunayda gölgeni ararım. Dalgalar bir türlü yazıp sana atamadığım şişelerin hesabını sorar, rüzgârlar kolumdan tutup beni sana taşımaya kalkar, çok geçmeden insanlar ne doluğunu anlamaya başlar. Sen, acımasız zamanı da beraberinde götürürsün. Tüm saatler, dakikalar, saniyeler saygıyla geleceğin günü bekler.

    Bende beklerim.

    ...sensiz zamanı bensiz geçiririm.

    Sen gittiğinde uçan bir halı ile düşlerine konuk olurum.

    Kendi rüyalarımdan seninkilere bir masal prensi olarak patika bir yol bulurum. Uykularımda sana koştuğum için sensizken hep seninle uyurum. Göz kapaklarım sana açılan mağaranın iki serserisi, iki bekçisi, 40 Haramilerin son ikisidir... Geceleri içine düştüğüm karanlıklar sana açılan aydınlıkların habercisidir. Sensiz, tarih yazılı masallardan ibarettir. Sensizliğin en büyük dostu, geceleri bir masal prensesini uçan bir halı prensine taşıyan saliselerdir.

    Sen gittiğinde kırmızı bir mühür vurulur hayatı(mı)n üzerine.

    Sen gelene kadar " tadilat nedeni ile kapalı(yız)der " kalpler. Ruh dünyalarında yıllık sayımlar yapılır. Yediğim her şey seninle çarpılır, duyduğum her heyecan sana bölünür. Seni düşünmediğim her an benden çıkartılır, beni düşündüğüm her an seninle toplanır. Ve sonuç hep " sen " çıkar. Bir tek " senin sağlaması beni , ben " yapar.

    Yolumu eşkiyalar keser sen gittiğinde.

    Hayat daha zor geçer. Beyaz yalanlar, maskeli süvariler, boş bedenler sen gelen kadar kapımın önünde nöbet bekler. Dostluklar ağır bir yüktür. Sana anlatılacak anlamlı anlamsız çok şey vardır. Sözcüklerin içi çok daha çabuk boşalır. Ve kafama düşünülmemesi gereken, bir çöp torbası dolu fuzuli düşünce takılır. Suskunluklar daha bir anlam kazanır. Sen görmezsin, sen bilmezsin, eminin hissetmezsin...

    Sensizken beni taşımak her zamankinden daha zorlaşır.

    Sen gittiğinde,

    Gündüzleri sokak lambaları sanki hiç sönmüyor ve geceler zifiri karanlıkta geçiyor. Nefes alınmıyor, yalnızca veriliyor. Arabalar duruyor, yollar hareket ediyor. Güneş dünyanın etrafında dönüyor, dünya ayın çekim alanına giriyor. Kumlar denizleri kaplıyor, yunuslar toplu intiharlarla kendilerini kumsallara vuruyor. Karada yenilen vurgunlara derin düşüncelerde sıhhat bulunuyor. Sonbaharı yaz takip ediyor, yaz sonrası ilkbahar geliyor. Her kar yağdığında güneş açıyor ve güneşli havalarda beni en çok sensizlik donduruyor.

    Bir yara açılır içimde, senin her gidişinde.

    Çaresiz bir hayat mahkumu...

    Umutsuz bir yalan taciri belirir o derin yaranın içinde. Ruh avcısı olurum, beden simsarı...

    Sensizlik alıp sensizlik satarım. Başkalarında hep seni ararım. Kaçayım derken yine sana yakalanırım. Kan kaybı değil, sensizlik çektiğim. En çaresiz anlarımda yani sen kaybından ruhumu teslim etmek üzereyken senden gelen bir kart beni yine bana, telefondaki sesin beni yine sana taşır. Bir hayal mahkumunu siyah beyaz flu bir fotoğraf karesi tekrar hayatla tanıştırır.

    Sen gittiğinde, ben de giderim.

    Gittiğin uzaklıkların tam tersinde sana ulaşmaya çalışır, kendime yenilirim. Utanmak gelmez aklıma her gördüğüm cansız ruha seni sorarım. Tanımazlar seni. Oysa beni görenler senin de varlığını anlar. Kimlik kartı olarak seni taşırım. Umulmadık çevirmelerde kolluk kuvvetlerine seni takdim eder, iş başvurularına imzayı hep " sen " diye atarım. Doktorlar sıhhatimi öğrenmek için seni dinlerle. Senin adına öksürmemi, ağzımı açtırdıklarında derinliklerimde seni görmek isterler. Tüm tahlil sonuçları sen çıkar.

    Danışmalara seni rehin bırakırım. Çıkışta seni ceketimin iç cebine koyarım. Kalbimin üzerinde sen durursun. Biliyor musun benim varlığımı bana, en iyi sen kanıtlıyorsun.

    Sen gittiğinde, söz de bitiyor.


  44. 2007-01-12 #44
    Seher vaktinin çıkmazlarına bürünüyorum, ıslak ıslak ... Yeniden yarınlarımın yankısı olmak için , geleceksin değil mi ? Ellerim hala ellerinin kokusunu taşıyor. gülüşlerinin saklandığı resmin koynumda ısınıyor. Seni üşütmemek için , kazağımmıda hiç çıkarmıyorumüstümden... Pencerenin başında tüttürüyorum , adını çağıran türküleri... Hem sen yanındaymışım gibi , duyabiliyor musun beni ? Sesim , sesine karışmadan , yanlız başınada güzel mi? Cevabını vermek için;

    Geleceksin değil mi ? Yaylı tanburun, sesi sorup duruyor, geçen gün elime aldım... Ah, nasılda öksürüyor... Ateşi tellerine vurmuş, hiç susmuyor sızlamaktan... İlacı ellerindir bilirim ... Ateşini düşürmek için , geleceksin değil mi? Takvim yapraklarından koparıyorum seni ... Bir sen, sonra sen, hep sen! Artık, günümden kopmamak için , geleceksin değil mi ? Biliyor musun ? Saçlarımı kestim...Eskisi gibi , omuzlarımda sallanmıyor ama , okşadığında , elinin izi kalan yerlere dokunmadım ... Görmek için geleceksin değil mi ? Her gün yaslandığım cama yansıyan gözlerimin içine yazıyorm adını... sana dalıp , sensizlikte yüzerken , hep bu yağmur çekiştiriyor bakışlarımı ! Ama ben , O 'na da susuyorum ... Şu pas tutmuş kapı kolunun hıçkırıklarıda hiç susmuyor... Arasında duvarlarım inliyor , yalnızlığımdan çadırdıyor dört bir yan , tek ayak sesinle sıvanır bu çatlaklar ... Yıkıntıların altında yaşatmamak için , geleceksin değil mi ? Hatırlıyor musun ? Geceye oturan hüzünleri kaydırdık gökyüzünde ... Ama sensiz kıpırdamıyor hiçbiri ... Ben , olduğum yerde kayıyorum usulca ... Bu tüller , taşıyamıyor bekleyişlerimi ... Halıda kalan ayak izinde konuşmuyor benimle ... OF ! Konuşamıyorum sana banzemeyenle ! Kenetlenen dişlerimin arasında eylem yapıyor suskunluğum, altı hecem kaldı sana düğümlediğim ... Her harfi çözmek için , geleceksin değil mi ?

    ALTI HECEM İÇİN,

    GELECEK MİSİN ?...


  45. 2007-01-13 #45


  46. 2007-01-17 #46
    YELKENSİZ GEMİ...

    "Kal" deseydin, kalırdım. Demedin oysa...
    Kuru bir "Bitmesin"den başka hiçbir şey demedin.
    Öyle kuru, öyle soğuk, öyle uzaktı ki, ondaki anlam!
    Bu kadar kolay mıydı her şey, bu kadar yakın mıydık uçuruma?
    Savunmayacak mıydın sevgimizi?
    "Kal" diye haykırmayacak mıydın ardımdan?

    Düşündüğüm bu değildi...
    Hayal ettiklerim, beklediklerim başkaydı senden,
    Mücadele beklemiştim oysa...
    Yelkensiz olan gemimizi kıyıya ulaştırırız sanmıştım...
    Kıyıya ulaştırırsın sanmıştım...
    Oysa, onu denizin ortasında savunmasız bırakmama göz yumdun...
    Bu kadar yıpratıcı olamazsın...
    Oysa, bir anlam olmalıydı yaşadıklarımızda!
    Paylaşılan duyguların bir anlamı olmalıydı.
    Yüreğimdeki martıların bir anlamı olmalıydı.
    Beynimizdeki melodilerin, aramızdaki çekimin,
    Geçen akşamki sohbetin bir anlamı olmalıydı.
    Duygularımızın bir anlamı olmalıydı.

    Yüreğimdeki tüm martıları uçurdun şimdi...
    Hangi yöne gittiler bilmiyorum,
    Geri dönerler mi bilmiyorum.
    Dünya boşaldı mı ne!
    Neden bu kadar sessizleşti birden yaşam,
    Neden artık parlamıyor yakamozlar gözlerimde?
    Neden artık rüzgar esmiyor,
    Her şey seninle mi kaldı yoksa?
    Mantığım... Mantığımı bana bırak lütfen, ona ihtiyacım var.
    Bazı şeyleri anlamak için ona ihtiyacım var!
    Evet! Ben istedim ayrılığı, çıkmaz yollara yönelen bendim,
    Kucağında bir yığın noktayla karşına çıkan bendim...
    Kahretsin! Bunu neden yaptığımı bilmiyorum.
    Ve senin buna nasıl göz yumduğunu...
    Tıpkı balkondaki akasyaları sularken,
    Fazla sudan dolayı sararacaklarını bilmediğim gibi...
    Su, onun için hayat olmalıydı oysa...
    Ve... Sen de benim tutunacak dalım!

    Bazı şeyler vardı aramızda biliyorsun,
    Olmaması gereken ama daima varolan.
    Farklı uçlardaydık seninle,
    Farklı mevsimleri seviyorduk, farklı zamanlarda....
    Sen büyük fırtınalara vardın, bense lodostan bile ürküyordum..
    Oysa başardığımız şeyler vardı her şeye rağmen,
    Daha doğrusu öyle sanıyordum...
    Binlerce yıldız arasında,
    Ayın güzelliğini gösterebilmekti tek amacım...
    Yıldızları söndürmekti... Sorunları yok etmekti...
    "Bitti" deyişim öylesine bir şeydi, öylesine, sıradan, şakacıktan...
    "Hayır" demeliydin!
    Hatta kıyametler koparmalıydın yüreğimde,
    Hendekler açmalıydın yoluma gidemeyeyim diye.
    Sahip çıkmalıydın gözlerimdeki ay'a sevgimiz diye...
    Beni yolumdan alıkoymalıydın...
    "kal" demeliydin... Defalarca "kal" demeliydin...
    Oysa, demedin...

    Belki de senin çiçeklerin çoktan solmuştu ve ben
    Akasyaları kışın yaşatmaya çalışmakla hata etmiştim...
    Belki böylesi daha iyi oldu...
    "Kal" deseydin kalırdım... Hem de seve seve kalırdım.
    Martılarla kalırdım. Yakamozlarla kalırdım.
    Demedin oysa!
    Bilir misin?
    Kaç çığlık olup yıkıldı yüreğim giderken...
    Bilir misin?
    Nasıl bir cana hasretti yüreğim, yolumdan döndürecek...
    Bilir misin?
    Nasıl zor oldu ardıma bakmadan çekip gitmek...
    'KAL' desen kalacaktım...
    DEMEDİN OYSA!!!


    Fatoş YILDIZ


  47. 2007-01-18 #47
    Bir bardak çay daha içer misin? dedim. Gülümsedi, gözlerime baktı, bir şey
    demedi. Biliyordu... Ben birazdan onu güldürecektim... O gülerken ona
    gitme demeye başlayacaktım. Ona detone sesimle şarkılar söyleyecek,
    taklitler yapacak ve hep iki şarkı bir taklit arasında gitme leri
    sıkıştıracaktım.

    Acıktıysan bir sandviç yapayım hemen dedim. Kahkaha atmaya başladı.
    Saçlarıma uzandı bu kez. Güldü, çok güldü. Ben de gülüyordum. Biliyordu...

    Ona birazdan öyküler anlatacaktım. Öykülerimi dikkatle dinleyecek ve onun
    üzerine konuşacaktı. Öykümü bu kez bitirmeyecektim. Yarım kalan
    zamanlarımızı alıp elimize alıp, şehrimize son bir kere bakıp gidecektik
    buralardan...

    Biliyorduk...

    Gülmek bize yardım etmeyecekti. Gitme diyecektim, o gözlerime bakıp
    gülümseyecek, giderken arkasına bakmadan bana el sallayacaktı...

    Canın çok yanıyor mu? dedim. Hemen güldü. Bana sarılır mısın? dedi.
    Sarıldım. Gecenin karanlığını üzerimize örttük; birbirimizin yalnızlıklarına
    uzandık, çaktırmadan tutuverdik elini ve sarıldık uykularımıza...
    Uykularımız yarı yoldan döndürdü belki sizi. Biliyordu... Uykusunda
    konuşacaktı birazdan, ben onu dinleyecektim. Sabah oturup konuşunca
    gülecektik. Zaman bu kadar komik geçmiyordu oysa; Gitmeler bu kadar
    komik olmuyordu... Biliyordu... Birazdan gene tutturacaktım. Ona çeşitli
    yiyecekler önerip, onu güldürmek için her şeyi deneyecek ve en sonunda
    başaracaktım. Kahkahalarıyla bana eşlik ederken ona sımsıkı sarılacaktım.
    Böyle yapma ama diyecekti gülüşlerimizin arasında... Peki deyip surat
    asacaktım. O gidecekti... Biliyorduk... Biliyordu... Sabah ilacını aldın
    mı? dedim. Gülümsedi. Bu kez buruktu bakışları... Hiçbir şey demedi. Çok
    sessizdi. Elimi tuttu... Çok sıkı... Bir şeyler olacak sandım... Bir şeyler
    olacaktı, biliyorduk...

    Camdan dışarı baktı, yağmura...

    Çayına uzandı, son yudumu aldı...

    Gözlerime baktı, gözlerim doldu, doldu, doldu...

    Gene bir şey demedi, yeniden cama döndü, çay kaşığını bardağın içine attı.
    Elimi hiç bırakmadı...

    Ben bir şey yapamadım, bir şeyler olacak diye tekrarlıyordum içimden.
    Biliyordu... Yüzüme döndü aniden, öbür elime uzandı sımsıkı tuttu, yemyeşil
    dikti gözlerini üzerime... Baştan aşağı bir baktı bana... Bu kez sesim
    anlayamadığım bir biçimde dışarı çıktı; bir şeyler olacak deyiverdim.
    Güldü... Güldüm... Güldük... Çok güldük...

    Gülerken Ben gidiyorum dedi. Kıkırdayarak onu yanıtladım: eee... o zaman
    güle güle... iyice gülmeye başladık. Yerde midemize kramplar giriyor,
    gözlerimizden yaşlar boşanıyordu. Birden ne olduysa bıçak gibi kesildi
    kahkahalar... Sessizlik sarstı bizi, şöyle bir silkeledi. Birbirimize
    baktık. O ayağa kalktı. Biliyordu... Çantasını omzuna astı, yağmurluğunu
    eline aldı... Giymeyecek misin, yağmur yağıyor, ıslanırsın dedim. Beni
    öptü. Çok yakın, çok uzak...

    Arkasını döndü, bana hiç bakmadan el salladı, eee artık güle güle dedi ve
    gitti... İçimden iyi ki dönmedi arkasına dedim. Cama koştum ardından
    baktım... Baktım... O hiç bakmadı... Biliyordum... Gidecekti... Gitti...


  48. 2007-01-20 #48
    Git. Yüzüme öle bakma git. Hiç durma, bir gidenin birdaha asla giremiyeceği kapı orda , git. Hiçbirşey açıklamak zorunda deilsin. Giderken söyleyecek şey bulamaz insanlar. Sen bahanelerin arkasına sığınanlardan olma git…

    (Oysa daha doyamadım sana… Kokunu yeterince çekemedim içime… yapacağımız ne çok şey vardı… neler planlamıştık… Şimdi ne yapacağım ben? Nasıl duracağım ayakta? Kal dersem kalırmısın yar? Nasıl istiyorum yalan bile olsa ''Bu gidiş sadece zorunluluktan bekle beni döneceğim'' demeni…)

    Her aşk biter sen de git. Hem zaten biteceği daha baştan belli bi aşktı bzimimkisi. Sen gitmessen belli ki bir gün ben gidecektim. Herkez kendi tercihini yaşar ve sen tercihini yaptın. Rahat ol git. Aklın kalmasın burda Dramatik vedaların kahramanları olmayalım git.

    (Benim aklım sende kalıcak. Sadece aklım deil yüreğimde… Bitmezdi bizim aşkımız. Asla terk etmezdim seni. Benliğimi varlığımı hayatımı adamıştım ben bu aşka. Beni tercih etmeni isterdim benimle yaşamanı isterdim. Şimdi kimi ya da neyi seçtiğinin ne önemi var artık? Ağlayacağım ardaından kahretsin ağlayacağım…)

    İstersen dost olabiliriz, haberleşiriz birbirimizle. Mutlu olmanı isterim. Sen mutluluğu hak eden eden bir insansın. Elbette ben de mutlu olacağım merak etme git. Hayatımıza başkaları girecek ve biz belkide birlikte yaşadıklarımızı bir süre sonra hatırlamıyacağız bile git. Hangi yara kabuk bağlamamış ki bugüne kadar? Hangi ateş sönmemiş ki? Yapman gerekeni yap git.

    (Sensiz mutlu olabilirmiyim ben yar? unutabilr miyim bukadar kolay? Yaşadığımız onca şeyi silebilirmiyim? Mümkün değil, seni içimden çıkartıp atmam mümkün değil. Biliyorum hiçbir ilaç iyileştiremiyecek senin açtığın yarayı. Senin yaktığın sevda ateşi hiçbir zaman sönmeyecek. Senin mutlu olmanı istediğimde yalan. Mutlu olma yar, benim gibi sende mutlu olma. Belki ozaman yeniden dönersin ban…)

    Haydi zaman geçiyor artık, git. Hem neden suratın asık? Sevinmelisin gittiğine. Aslında sana teşekkür etmeliyim. Beni bu aşkın yükünü taşımaktan kurtardığın için. Rahatladım biliyor musun? Bende kalan birkaç parça eşyanı da gönderirim ardından. Fırsat buldukça ararım seni haydi. git.

    (Gitme benim güzel sevdalım, gitme. Beni bu aptal dünyada bir başıma bırakıpta gitme. Gidipte yüreğimi öldürme. İçim acıyor, kalbim sıkışıyor. Ben asıl sensizliğin yükünü taşıyamam gitme. Ne olur, gitme…)

  49. 2007-01-23 #49
    Gitmek Varsa Güle Güle

    Bu aşkı yarım bırakıp
    Beni severken aldatıp
    Umutlara çelme takıp
    Gitmek varsa güle güle.

    Beni aşkına hapsedip
    Yarınlarımı gaspedip
    Çaresizliğe defnedip
    Gitmek varsa güle güle.
    Adımı hep heceleyip
    Yüreğimi pençeleyip
    Koynumda geceleyip
    Gitmek varsa güle güle...

    Duygularımı süpürüp
    Gururumu sömürüp
    Beni yaşarken öldürüp
    Gitmek varsa güle güle.


  50. 2007-01-24 #50
    Sus yüreğim sus…Sus…Sadece gidelim,sadece yürüyelim,yapayalnız,tek başımıza…Haydi yüreğim sus ve gidelim…

    Onca sevgiden,onca özlemden,onca acıdan sonra gitme vakti gelmedi mi yüreğim?Haydi yüreğim gidelim bu yerlerden,bu gönülden,bu diyardan…Anlamadılar ki bizi,anlamak istemediler..Bizi yalnızlığa idam ettiler,etmek istediler;girmek,gitmek istediğimiz yerlerde…Sus yüreğim sus…Sus…Sadece gözlerin konuşsun gidiyoruz,elveda desin…Ağlama yüreğim ağlama..Vakit doldu,gitme vakti değil mi yüreğim…

    Hazırlan yüreğim;yalnızlığa,çıkmazlara gidiyoruz.Hazırlan ey deli gönlüm çıkmazlara itiliyoruz…Nereye gitmek,girmek istedimse "hayır","olmaz" diyorlardı…Artık yüreğim,bedenim kaldıramıyordu reddedilmeyi…Çekip gitmeye hazırlanıyordu,çaresiz..Birileri "kal" dese belki tekrar yaşamaya devam edecek,yeniden hayat bulacaktı "kal" diyende…Belki…

    Gitme vakti gelmedi mi gönlüm?

    Her şeyi unutarak,maziye gömerek,ufuklara yepyeni gemi,yelkenler açarak…Gitme vakti gelmedi mi ey deli gönlüm?Daha kaç kere yıkılacaksın,vurulacaksın,reddedileceksin…Kaç kere şarkılar,şiirler,kitaplar okuyarak yalnızlığını,ağlamalarını dindireceksin,kaç kere?Gitme vakti gelmedi mi yüreğim?Sus..Sus ve dinle rüzgarın ne demek istediğini,kapa gözlerini..Kendini,yüreğini tanıt insanlara,söyle gitmek istediğini…Uzaklara çaresizce.Yalnızlığa idam edilen yüreğini göster insanlara utanmadan,sıkılmadan.Söyle…Söyle gönlüm gitme vakti gelmedi mi?

    Hiç bir şeyi düşünmeden,kafaya takmadan gidelim yüreğim…Haydi,haydi gönlüm gidelim bu yerden,bu insanlardan…Gitme vakti gelmedi mi?

    Artık gündüzler de karanlık oluyor..Isıtamıyor güneş bedenimi,gönlümü,benliğimi…Haydi gönlüm gitme vakti!Güneş bile bizi karanlığa,yalnızlığa itiyor,haydi gönlüm gidelim bu hayattan…Haydi gönlüm gitme vakti!

    Durma gönlüm,durma buralarda…Yıkılma,yıkma yüreğini çaresizim diye…Haydi gönlüm gidelim.Yollara,yıllara vuralım kendimizi.Gölgemiz bile bulamasın bizi,kaybolalım.Ne güzel bir sabaha "merhaba" diyelim, ne de "git,istemiyorum" lafını duyalım…Duymadan,söylenmeden gidelim yüreğim…Sus gönlüm sus…Sus ve dinle bu hayatı,insanları,rüzgarı!

    Artık durduramıyorum bu gönlü gitmek,gitmek,gitmek istiyor.Sormadan,bıkmadan,düşünmeden…Doğacak günü,yeniden açan çiçekleri,yazı beklemeden gitmek istiyor..Gitme vakti geldi mi yüreğim?Gidiyor muyuz bu yerden,bu insanlardan,hayattan!Söyle deli gönlüm söyle gidiyor muyuz?Biz de mi kendimizi yalnızlığa idam ettik,yalnızlar cezaevine sevk edeceğiz.Söyle gönlüm söyle gidiyor muyuz?

    Yüreğim gitme vakti gelmedi mi bu yerden?

    Zor değil mi böyle çekip gitmek? Yalnızlığı kabullenmeden gitmek,ağır gelmeyecek mi sana?Biraz daha ağlamayacak mısın,vurmayacak mısın kendini yollara..Anlaşılan gitme vakti geldi yüreğim..Kimse duymuyor sesimizi,kimse bilmiyor hasretimizi,aşkımızı,o hain gecelerde ağladığımızı,gözyaşımızı…Yalnızlığa idam edildiğimiz de sustuğumuzu.Anlaşılan gitme vakti geldi yüreğim…

    Hazırlan ey deli gönlüm gidiyoruz çıkmazlara…Gitme vakti gelmedi mi yüreğim?Hala duymaya devem edecek misin "git" demelerini,izin mi vereceksin seni kırmalarına,yıkmalarına..Göz mü yumacaksın ey deli gönlüm!Gitme vakti gelmedi mi gönlüm…Haydi hazırlan gidiyoruz gönlüm…Haydi hazırlan gidiyoruz,bu yerden,bu insanlardan…

    Söyle…Söyle gönlüm gitme vakti gelmedi mi?

    Haydi gönlüm gidelim bu gam yüklü dünyadan..Sevmeyen,istemeyen insanlardan haydi gönlüm gidelim…Gitme vakti gelmedi mi gönlüm?Onca mahkeme,sorgulamadan sonra yalnızlar cezaevine girme vaktimiz gelmedi mi?Söyle gönlüm söyle girmeyecek miyiz,gitmeyecek miyiz?

    Gitme vakti gelmedi mi yüreğim?

    Her yalnızlık limanından kalkan gemide bizde mi olacağız yüreğim.Bizde mi bilinmezlere çevireceğiz rotamızı,bizde mi istenmeyeceğiz…Gitme vakti değil mi yüreğim,gitme vakti…Artık göz yumduk çaresizliğe,acımazlığa,reddedilmeye,alıştık her gece bir vurgun,bir darbe daha yemeye,unutulmaya.Haydi kalk gönlüm daha fazla kırılmadan,reddedilmen gidelim bu yerden,insanlardan.Gitme vakti değil mi yüreğim.?

    Hayalim;her batan güneşin ardında duran umutlarımız,sevinçlerimiz,dileklerimiz gibi.Gece olalım gönlüm gece!Örtbas edelim insanların karanlık,nefret dolu kalplerini,bizi yalnızlığa idam ettikleri gibi…Gidelim ey deli gönlüm gidelim..daha fazla üzdürmeden kendimizi,her geçen gün batırmadan umut dolu gemimizi gidelim.Gitme vakti gelmedi mi yüreğim?!

    Hep bakacak mıyız böyle insanlara,kendimize,dünyaya..Ne zaman gideceğiz gönlüm ne zaman?

    Yorulmuştu artık:düşünmekten,itilip kakılmaktan,yalnızlar trenine bindirilmekten.Gidiyoruz değil mi gönlüm gidiyoruz.Kurtuluyoruz değil mi bu yerden,bu mahkemeden..Artık teslim ettik bütün yalnızlığımızla bedenimizi,yüreğimizi.Çaresizce,istemeyerek…Gitme vakti gelmedi mi yüreğim?Sus…Sus yüreğim sus..Anlatma sessiz geçen geceleri,suçlu gibi başımızın öne eğik oluşunu,yalnızlığımızı..Sus gönlüm sus…Geceleri anlat,gözyaşımızı,acizliğimizi,gidişimizi…Yalvarış ımızı,idam edilişimizi,reddedilişimizi…Gitme vakti değil mi yüreğim,gitme vakti…

    Haydi gönlüm gidiyoruz hazırlan..!

    Hasret,sevgi,nefret,aşk,özlem..ve bir de yalnızlık..Sus…Sus gönlüm sus bahsetme bana bunlardan,sadece sus ve dinle.Boşa edilen onca sitemi,haykırışımızı anlat bana.Kendi çaresizliğimizi,suçluluğumuzu,kabullenişimizi anlat…Haydi gönlüm gidiyoruz…

    Gitme vakti gelmedi mi yüreğim?

    Yalnızlığa itildiğimiz de öldüğümüzün acısını,masumluğumuzu unut gönlüm,sadece gitmeyi iste uzaklara..Yanan,ağlayan gözleri-gönlümü de gömün gömün yalnızlığımızı gömdüğünüz topraklara.Gitme vakti gelmedi mi yüreğim?Uyumadığımıza sebep neydi diye sorma yüreğim,anlat deme sus…Sus gönlüm sus sadece gidelim .Sadece ağlayalım…Haydi gönlüm gidiyoruz…

    Gitme vakti gelmedi mi yüreğim?

    Neye yarar ki bu sızlanmalar,reddedilmenin,kovulmanın ardından.Neye yarar ey deli gönlüm neye yarar bu gözyaşları.gidelim gönlüm gidelim.Tekrar yıkılma dan,bıkmadan,kendimizi kendi içimizde öldürmeden gidelim…Dönmeyelim,bakmayalım ardımıza bir daha…Gitme vakti gelmedi mi gönlüm?

    Bu insanlardan,bu dünyadan,bu hayattan gitme vakti gelmedi mi gönlüm..Yalnızlık denizinin,yalnızlık dalgalarında daha fazla hırpalanmadan,solmadan gidelim gönlüm…Haydi gönlüm haydi gidelim…

    Sus…Sus ve dinle sessizliğin içindeki beni,yüreğimi,yalnızlığımızı.Gitme vakti değil mi gönlüm,gitme vakti…Haydi gönlüm biz de açalım farlarımızı,gemimizi bilinmezlere,yalnızlığın yollarına,denizine doğru.Haydi gönlüm gitme vakti!

    Sus yüreğim sus…Sus..Sadece gidelim,sadece yürüyelim yapayalnız,tek başımıza..Haydi yüreğim sus ve gidelim…

    Gitme vakti değil mi yüreğim,gitme vakti..!

    Haydi kalk o zaman gidiyoruz çaresizliğe,bilinmezliğe…Yalnızlığa giden bütün yollara vuralım kendimizi.Hiç bir şeyi düşünmeyelim bakmayalım arkada kalanlara,acımasızca yalnızlığa itenlere…Vuralım onları da yalnızlığımızı da zincire..Kopartmamak üzere.Gitme vakti değil mi gönlüm,gitme vakti…

    Yalnızlığın yükü ağırdı,çekilmezdi,öldürüyordu..Alışmıştık galiba yalnız olmaya.Gitmelere,vurulmalara,reddedilmelere,her şeye…Gidiyoruz değil mi gönlüm gidiyoruz…Aynaya bakmadan,görmeden insanların acı yüzünü,bu hayatı gidiyoruz değil mi?Gitme vakti gelmedi mi ey deli gönlüm…

    Kaç kere yalnızlığın senedini imzalayacaksın gözyaşlarınla…Kaç kere kanayacak kabuk bağlayan yaran!Anlaşılan gitme vakti gönlüm,gitme vakti…Haydi hazırlan deli gönlüm gidiyoruz uzaklara,geceyi beklemeden…Son olacak bu haykırmalar,oflamalar,sıkılmalar,son olacak bu terk edilişler,sızılar…Haydi hazırlan deli gönlüm gidiyoruz…

    Gitme vakti değil mi gönlüm,gitme vakti…

    Artık vuslatı beklemeyeceksin çılgın gecelerde…Başın;buz gibi cama dayalı beklemeyeceksin,ağlamayacaksın…Düşünmeyeceksin "acaba beni sevmiyor mu?" diye,yalvarmayacaksın gönlüm yalvarmayacaksın…Sus…Sus gönlüm sus…Sus ve dinle yalnızlığımı gör,gör bak idam edişlimizi yalnızlığa…Sus yüreğim sus…Sus susta sessizliğimizle tekrar baş başa kalalım…Gitme vakti değil mi gönlüm,gitme vakti!

    Kızıl havalarda izlediğimiz denizi,yakamozu,dalgaları,kuşları anlat…Anlat,eklensin yalnızlığımıza yalnızlık,keder…Haydi gönlüm tek başımıza gidelim bu yerden,insanlardan…Bizde bitirelim her aşk gibi yalnızlığımızı…Haydi ey gönlüm haydi gidelim…

    Gitme vakti gönlüm gitme vakti!Masumca itildik yalnızlığın uçurumuna,tutunacak dal kalmamıştı artık bu acımasız hayatta…Anlaşılan gitme vakti yüreğim…Artık işe yaramıyordu feryadı figanlar,duyulmuyor,duymuyorlardı sesimizi,çığlığımızı,sağır olmuşlardı…Gitme vakti değil mi yüreğim gitme vakti…Haydi toparlan gönlüm bu gece çıkıyoruz bilinmezliğin yollarına…

    Sustuk…Sustuk,lal oldu dilimiz bu ceza sonrasında…Söyleyemedik istemediğimizi,boyun büktük,razı olduk yalnızlığa…Kan ağladı gönlüm,gözlerim…İsyan ettik insanlara,vefasızlara,acımazlara.Ağladım ey gönlüm ağladım.Dayanamadım bu çaresizliğe,güçsüzlüğe,yokluğa,yok olmaya…Gitme vakti değil mi gönlüm,gitme vakti!Kaç sene sürecek bu yalnızlık,koşuşturma,bekleme,gözyaşı…Gitme vakti yüreğim,gitme vakti..!

    Sor gönlüm sor,seni yalnızlığa idam edenlere "neden ben,neden?" diye.Sor gönlüm sor sıkılmadan,bıkmadan…Yok gönlüm yok hiçbir cevap veren yok..Haydi gönlüm gidelim bu insanlardan,bu diyardan.Ne zaman bitecek yalnızlığa dair yazılar,nağmeler ne zaman?Söyle gönlüm söyle gidiyoruz değil mi,gidiyoruz…

    Gitme vakti değil mi gönlüm,gitme vakti…

    Sus…Sus deli gönlüm sus…Sus ve gidelim masumca,bakmadan,düşünmeden gidelim…Bakmadan arımıza,yalnızlığımızla,baş başa gidelim..Gitme vakti değil mi gönlüm, gitme vakti…

    Sus yüreğim sus…Sus…Sadece gidelim,sadece yürüyelim,yapayalnız,tek başımıza…Haydi yüreğim sus ve gidelim…

  Okunma: 16410 - Yorum: 109 - Amp