Darwin Evrim Teorisi - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Darwin Evrim Teorisi

  1. Yaklaşık 150 yıldır okul kitaplarından bilimsel yayınlara kadar her yerde bilimsel bir gerçek gibi sunulmaya çalışılan evrim teorisi (darwinizm) gerçekte son derece çürük temellere dayanmaktadır. 150 yıldır evrim teorisini savunanların (darwinizm) ortaya attıkları her iddia, bilim tarafından teker teker yalanlanmıştır. Evrim teorisini savunanların (darwinizm) ise, artık teorilerini ispatlamaya çalışmaktan vazgeçmişler, ancak propaganda, demagoji, göz boyama gibi yöntemlerle bu evrim teorisini ayakta tutabilmenin yollarını aramaya başlamışlardır. Amaçları bilimsel bir gerçeği savunmak değil, sözde bilimsel olan bir safsatayı, materyalist ve ateist dünya görüşlerini devam ettirebilmek uğruna yaşatmaya çalışmaktır. Bu sitede, evrim teorisinin (darwinizm) temel iddiaları bilimsel delillerle çürütülmektedir. Canlılığın evrimle meydana gelmesinin neden imkansız olduğu çok somut ve size çok yakın örneklerle ispatlanmaktadır. Bu sitenin içeriğini bilmeniz, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir evrim teorisini savunanlara gerekli bilimsel ve akılcı cevapları vermenize ve evrimcilerin iddialarını çürütmenize, Allah'ın izniyle yeterli olacaktır.


    Evrim Teorisi, Tesadüfleri Yaratıcı Bir İlah Olarak Görür

    Evrimcilerin en büyük yanılgılarından biri ilkel dünya olarak adlandırdıkları ortamda canlılığın kendiliğinden oluşabileceğini düşünmeleridir.
    Evrim teorisinin iddiasına göre, fosfor, karbon gibi bilinçsiz, akılsız, yeteneksiz, bilgisiz ve cansız atomlar tesadüfler sonucunda biraraya gelmişler, yıldırımlar, volkanlar, ultraviyole ışınları, radyasyon gibi doğal olaylar sonucunda kendilerini kusursuzca organize ederek proteinleri, hücreleri, balıkları, kedileri, tavşanları, aslanları, kuşları, insanları ve tüm canlılığı meydana getirmişlerdir.


    Tesadüfleri yaratıcı bir ilah kabul eden evrim teorisinin temel iddiası budur. Böyle bir iddiaya inanmak ise akla, mantığa ve bilime karşıdır.
    Ortaçağ'dan beri inanılan "spontane jenerasyon" adlı yanlış bir teori, cansız maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canlı bir varlık oluşturabileceklerini öngörüyordu. 18. yüzyıla dek, böceklerin yemek artıklarından, farelerin de buğdaydan oluştuğu yaygın bir düşünceydi. Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabını yazdığı 19. yüzyılda ise, bakterilerin cansız maddeden oluşabildikleri inancı, bilim dünyasında yaygın bir kabul görüyordu.


    Oysa Darwin'in kitabının yayınlanmasından beş yıl sonra, ünlü Fransız biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluşturan bu inancı kesin olarak çürüttü. Pasteur yaptığı uzun çalışma ve deneyler sonucunda vardığı sonucu şöyle özetlemişti: "Cansız maddelerin hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak tarihe gömülmüştür."

    Bu gerçek, yeryüzünde yaşamın kendiliğinden oluşmadığını, ancak mucizevi bir yaratılışla başladığını da bir kez daha göstermiş oluyordu.

    Evrim teorisi, bir türün bir başka türe dönüşmesinin ilkelden (basitten) karmaşığa doğru, yavaş ve aşamalı olduğunu iddia eder. Bu iddiaya göre, bu dönüşüm sırasında "ara geçiş formu" adı verilen ucube canlıların yaşamış olması gerekir. Örneğin, balık özelliklerini hala taşımasına rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık yarı sürüngenler, yarı maymun yarı insanlar, yarı sürüngen yarı kuş canlılar yaşamış olmalıdır geçmişte. Eğer gerçekten bu tür canlılar yaşamışlarsa, bunların kalıntılarına da fosil kayıtlarında rastlanması gerekir. Oysa, yıllardır büyük bir hırsla aranan bu ara geçiş formlarından eser yoktur.

    Zaman zaman gündeme gelen "insan ve maymun genlerinin % 99 benzerliği" ifadesi yıllar önce kasıtlı olarak üretilmiş propaganda amaçlı bir slogandır.

    Öncelikle, her iki türün DNA'larının kıyaslanabilmesi için ikisinin de gen haritasının bilinmesi gerekir. Ancak şu ana kadar yalnızca insanın genetik haritası çıkartılmıştır. Şempanze içinse henüz böyle bir çalışma yapılmamıştır.

    Sansasyonel şekilde duyurulan araştırmalarda insandaki 30.000 genin sadece 97'si (binde 3'ü) karşılaştırılabilmiştir. Bu kadar yetersiz bir araştırma ile insan maymun arası bir soy bağı kurmak tamamen evrimci ön yargılardan kaynaklanmaktadır. Evrimcilerin bu genellemesi, sadece 3'er cümlesi okunmuş kalınca iki kitabın %99 benzer olduğunu ilan etmek kadar saçmadır.

    İki canlının genleri kısmen benzediği için benzerlik oranı seçilen genlere göre değişkenlik gösterir. Hiç benzemeyen genler seçilirse elde edilen sonuç %0; tamamen aynı genler seçilirse %100 çıkar. Kaldı ki, evrimcilerin yansıtmak istediklerinin aksine insan, genlerini sadece şempaze ile paylaşmaz. İnsan ile meyve sineği veya balina genlerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada tamamen aynı genler seçilirse insan %100 meyve sineği ya da %100 balina çıkabilecektir!

    Sonuç olarak insan ve maymunun bütün genlerinin %99 aynı olduğunu iddia etmenin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.

  2. 2007-07-06 #2
    bencede safsata bilimsel dayanağı yok hakkaten. zaten darwinde son zamanlarında bu işin içinden çıkamamıştır ve böyle saçma bir teoriyi ortaya atarak mantıklı bir sebep bulmaya çabalamıştır hepsi bu.çünkü bunun mümkün olmadığını kendiside biliyordu. sanırım.ama adam inatla ıspatlamaya çalışıyordu yinede.sonuç ortada hehehe.

  3. 2007-07-06 #3
    bana göre en mantıklı ewrim teorisi yaratılıştır bunun başka bir açıklaması olamaz ayrıca darvin gibi insanların ulaşmak istedikleri şey allahı inkar etmektir bunu da bilimsel gerçeklere dayandırmaya çalışıyorlar fakat bilimsel gerçeklere dayandırılması imkansız olan bu gibi saçmalıklarıda kelime oyunlarıyla örtüştürmeye çalışıyorlar ama inanıyorum ki kendilerinden başka kimseyi kandıramayacaklar yada inanmak istiyorum diyelim

  4. 2009-05-07 #4
    Darwinin Ateist(Allah'ı tanımayan) olduğunu herkes biliyor.Dikkat ederseniz teori deniyor yani ispatlanmamış demektir.Darwin ortaya bir teori atmış, başarılı olamamış bu zamana kadarda ortaya net birşey çıkamamıştır..bir icat bir buluş olarak nitelenmeyen sadece teoride kalan düşünce..bu kadar basit..
    Dikkat ederseniz akıllı ve mantıklı insanlar asla bu teoriye inanmıyorlar..kanıtsız zırva saçma buluyorlar..
    bu konu hakkında nette çok tartışmalara girdim ve hepside tek yanıt veremeden arkalarına bakmadan gittiler..
    bana kitaplardan cevaplar sundular,o kitapları yazanlar ateist ruhlu kişilikler..
    Çoğu Kitaplar yazarların düşünceleriyle doludur (bilgide kanıtlı olanların dışında)..

    saygılar..

  5. 2010-08-14 #5
    EVRİM KONUSUNDA CHARLES DARWİN'İN ŞÜPHELERİ
    Evrim teorisi genelde akıl, mantık ve bilim dışı bir teoridir ve pek çok bilimsel bulgularla (kendi temel ve mekanizmalarıyla da) çelişir ve teorinin kurucusu Charles Darwin'de bunun farkındadır.
    Darwin kalan ömrü boyunca ortaya koyduğu evrim teorisinin ger-çekliği yönünden şüpheler içinde bocalayıp durmuştur. Bu boca-lama evrim teorisi müsveddelerinin uzun zaman (yaklaşık on dört yıl) bir sandıkta saklı durmasına neden olmuştur.
    1858 yılına gelindiğinde Darwin, Alfred Russel Wallace'in ufak farklılıklarla evrim teorisine benzeyen bir teori yayımlamak üzere olduğu duyumunu almasaydı muhtemel ki daha uzun yıllar sandıkta duracaktı. Bir bakıma evrim teorisinin ortaya çıkma ne-deni bir başkasına kaptırılma korkusu olmalıdır.
    Darwin korkularını ve endişelerini bir kenara koyarak on dört yıl sonrada olsa teorisini yayınlamaya cesaret edebilmiştir ama şüpheli bocalayışları devam edip gitmiştir. Türlerin Kökeni kita-bındaki ifadeleri bu bocalayışın boyutunu kolayca ifade eder. Aynı zamanda bu ifadeler Darwin'in uzun yıllar gözlemlediği ya-şamdaki yaratılış harikalıklarından nasıl etkilendiğinin açık kanıt-larıdır.
    Darwin Türlerin Kökeni isimli yapıtında kendine şu soruları sormaktan alamamıştır.
    -…Birincisi türler başka türlerden belli belirsiz aşamalardan geçerek türediyse neden her yerde sayısız geçişsel biçimlere (ara formatlara) rastlamıyoruz?
    Bu gün gördüğümüz türler yerine doğada neden biçimlerin kar-maşıklığı ile karşılaşmıyoruz?
    İkincisi; örneğin yapısı ve alışkanlıkları bakımından yarasa olan bir hayvan, çok farklı yapısı ve alışkanlıkları olan başka bir hayvanın değişiklik geçirmesiyle oluşabilir mi?
    Doğal seçmenin bir yandan zürafanın kuyruğu gibi sinek kov-maya yarayan pek az önemli bir organ ve öte yandan göz gibi şaşılası bir organ türetebileceğine inanabilir miyiz?
    Üçüncüsü içgüdüler doğal seçmeyle kazanılabilir ve değişikliğe uğratılabilir mi?
    Arıyı büyük matematikçilerin buluşlarını çok önceden uygula-dığı petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?
    Dördüncüsü, birbirleriyle çaprazlanan türlerin kısırlığını ve kısır döller vermelerini oysa birbirleriyle çaprazlanan çeşitlerin döl ve-rimlerinin bozulmadan kalmasını nasıl açıklayacağız?
    …………………….
    Bununla birlikte bu gün doğada sayısız geçişsel biçimin hiç bir yerde ortaya çıkmamasının ana nedeni yeni çeşitlerin hiç dur-madan ata biçimlerinin yerini almasına yol açan doğal seçim sü-recinin kendisidir. Ama özellikle bu yok etme süreci olağanüstü etkili olduğu için eskiden var olmuş ara çeşitlerin sayısı da ger-çekten pek büyük olmak gerekir.
    Öyleyse yerbilimsel oluşumlar ve bütün tabakalar geçişsel biçimlerle neden tıka basa dolu değildir?
    Yerbilim organik yaratıkların böylesine kopuksuz zincirini asla gün yüzüne çıkarmamıştır. Ve bu belki doğal seçme teorisine karşı çıkarılabilecek en açık ve en zorlu aykırılıktır. Bence bunun yanıtı yerbilimsel belgelerin aşırı eksikliğinde saklıdır.
    ……………….
    …..Ama bu teoriye göre sayısız geçişsel biçimler (ara format-lar) olmak gerektiğine göre onlara yer kabuğuna gömülmüş ola-rak neden çok sayıda rastlamıyoruz?
    …………………..
    ……Peki ama geçit bölgelerinde yaşam koşullarının geçiştiği yerlerde neden birbirine yakın geçişsel çeşitlere (ara formlara) rastlamıyoruz?
    …………………..
    …Ama doğadaki türlü organik varlıklarda gördüğümüz sayı-sız karmaşık yapı uyarlamalarının düpedüz böyle bir etkiye (do-ğal seleksiyona) yorulamayacağına güvenle karar verebiliriz.
    …………….
    Bundan başka en farklı iklimlerde yaşasalar bile türlerin arı kalmasının ya da hiç değişmemesinin pek çok örmeğini her doğa bilgini bilir.
    ……………..
    …Bu bölümde verilmiş olguların teorimi büyük ölçüde destek-lediğini öne sürmüyorum ama anılan güçlüklerden hiç birinin teo-rimi geçersiz kılmadığı kanısında olduğumu söylüyorum.
    Darwin yaşamın basite indirgenemez kompleks sistemlerinin en belirgin ve harika yapılarından olan göz ve tavus kuşunun tüyleri ile ilgili şunları söylemektedir.
    -Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama kendimi zamanla bu probleme alıştırdım. Şimdilerde ise doğada-ki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin bir tavus kuşunun tüylerini görmek beni neredeyse hasta ediyor.
    Darwin'in canlılardaki kusursuz tasarımları gördüğünde hissettik-lerini anlatan sözlerinden bazıları şöyledir:
    -Bu mükemmel evreni, özellikle de insanın doğasını izlemek-ten mutlu olamıyorum. Her şeye dizayn edilmiş kanunların bir sonucu olarak bakmaya eğilimliyim. Ve bütün bu kanunlar açıkça her şeyi bilen, gelecekteki tüm olayları ve sonuçları gören bir Yaratıcı tarafından dizayn edilmiştir. Ama daha fazla düşündükçe daha fazla kafam karışıyor.
    Tamamen ümitsiz bir karmaşanın içinde olduğumun bilincin-deyim. Gördüğümüz dünyanın bir şans eseri olduğunu düşüne-miyorum. Ama aynı zamanda her ayrı parçaya da bir dizaynın (planlamanın) sonucu olarak bakamıyorum.
    Her sınıftaki hayvanla ilgili birçok şaşırtıcı ve ilginç örnekler verebilirim. Bunların sayısı o kadar çok ki şans eseri olmaları mümkün değil.
    Ayrıca Darwin, ortaya attığı teorinin yanlışlığını ve temelsizli-ğini de fark etmiş ve şöyle yazmıştı:
    -Okur Türlerin Kökeni isimli yapıtımın bu bölümüne varma-dan önce bir yığın güçlükle karşılaşmış olacaktır. Bunların bazı-ları bugüne dek üzerlerinde belirli bir ölçüde duraksamadan dü-şünemediğim kadar çetindir.
    …………..
    …..Böyle ani değişimler her şeyden önce embriyoloji ile uyuşmamaktadır.
    Yine Darwin yakın dostu Asa Gray'a yazdığı bir mektupta:
    -Oldukça iyi biliyorum ki spekülasyonlarım meşru bilimin sı-nırlarının oldukça ilerisine uzanmıştır diyerek teorisini bilim dışı bir spekülâsyon olarak değerlendirmişti.
    Evrim teorisinin en büyük iddialarından birisi ve yanılgısı ta-mamen maddeye indirgeyerek canlı cansız tüm var oluşu doğa mekanizmalarının zaman içindeki rastlantısal ürünü saymasıdır. Saymasıdır ama Darwin bu konuda da şüpheler, tereddütler için-de bocalamakta, ümitsizliğin içinden ümit kırıntıları aramakta, Türlerin Kökeni kitabında şunları yazmaktadır.
    -….Öyleyse hayvan ve bitkiler pek az ve pek yavaş da olsa deği-şiyorsa herhangi bir yararı olan değişimler ya da bireysel farklar doğal seçmeyle ya da en uygunların kalımıyla neden saklanıp biriktirilmesin?
    İnsan kendine yararlı değişimleri (hayvanların evcilleştirilmesi kastediliyor) sabırla seçebiliyorsa değişen ve karmaşık yaşam koşullarında canlı varlıkların kendilerine yararlı değişimler neden sık sık ortaya çıkmasın ve saklanmasın ya da seçilmesin?
    Her yaratığın yapısını, kuruluşunu ve alışkanlıklarını çağlardır şaşmadan sınayan, iyiyi kayıran ve kötüyü geri çeviren bu güç sınırlanabilir mi?
    Her canlı biçimi en karmaşık yaşam ilişkilerine yavaş yavaş ve çok güzel uyarlayan bu güç için bir sınır göremiyorum.
    İddia teorinin temelini oluşturduğundan bundan sonraki varsa-yımlarda bu büyük iddianın uzantılarını oluşturmaktadır. Oluş-turmaktadır ama çözüm için ortaya atılan her öneri teoriyi daha da karmaşıklaştırmış, içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bu konuda söylenecek son söz bilimsel gelişimlerin kuşkuları konu-sunda Darwin'i haklı çıkardığıdır.
    Hüdai ÇAKMAK
    Yazar
    Tersinim Teorisi Kurgulayıcı

  6. 2010-08-14 #6
    BİLİM Mİ, EVRİM Mİ?

    Evrim teorisinin kanıtlanması -her ne kadar evrim teorisi taraftarları evrimin kanıt gösterilmesine gerek olmayan açık bir gerçek olduğunu kabul etseler ve buna inansalar da- evrim teorisi taraftarlarının en büyük idealleridir. Gerçekte onları evrim teorisinin kanıt gösterilmesine gerek olmayan açık bir gerçek oldu-ğu inancına iten neden bu konudaki başarısızlıkları, teoriyi destekleyen bilimsel hiçbir kanıtın bulunamamasıdır.
    Fakat taraftarlarına göre evrim teorisi öylesine açık bir gerçektir ki bu gün bilimsel kanıtlarının bulunamaması ilerde bulunmayacağı anlamına gelmez. Evrimin kanıtları ilerde nasıl olsa bulunacaktır. Bu nedenle kanıtsızlığa rağmen evrimi bir gerçek kabul ederek varsayımları bunun üzerine kurmanın herhangi sakıncası yoktur.
    Görüleceği gibi evrimci çalışmalar kanıtlardan çok kanıtsızlığa dayanan bu sakat mantık üzerindedir. Bir bakıma evrim teorisi taraftarları binanın temelini atmadan çatısını kurmaya çabalamaktadırlar.
    Tanınmış bir gazetemizde 3 Eylül 1999 tarihinde yayınlanan Evrimin For-mülü Bulundu başlıklı haberde üç Fransız araştırmacının çalışmalarından bah-sediliyor, evrim nasıl gerçekleşiyor sorusuna cevap arayarak ortaya matema-tiksel bir formül koydukları bildiriliyordu.
    Haberde yapılan çalışmalarda hâkim olan görüş ise yukarda bahsettiğimiz mantığa uygun olarak-bilimsel kanıtsızlıklara rağmen- evrimin bilimsel bulgular tarafından ispatlanmış kesin bir gerçek olduğu, geriye sadece formülünün keş-fedilmesinin kaldığı yönündeydi.
    Bir bakıma-nasıl olmuşsa- çatı kurulmuştu, bu çatıya bir temel aranmak-taydı.
    Bu formül ya da buna benzer tüm evrimci spekülasyonlar, önce evrimi mut-lak bir gerçek olarak kabul eden, sonra da bu kabul üzerine senaryolar yazan araştırmacıların ürünüdür.
    Örneğin bu kişiler insanın maymunlarla ortak bir atadan geldiğini bu varsayımı destekleyen hiçbir bilimsel kanıt olmadığı halde- kanıtların da-ha sonra bulunacağını varsayarak- gerçek olduğunu peşinen kabul et-mekte, sonra insan ile maymunlar arasındaki farklılık ve benzerlikleri he-saplayıp kıyaslamakta, son olarak da bu bilgileri evrim kanunlarına uygun olarak yorumlamakta, çıkan sonuca göre yeni formüller, varsayımlar üret-mektedirler.
    Fakat bir gerçeği-her ne kadar evrim teorisi taraftarları unutsalar bile-unutmamak gerekir. Bu gerçekte evrimin yaşandığı konusunda hiçbir bi-limsel kanıt olmamasına rağmen yaşanmadığı konusunda sayısız kanıt vardır.
    Hayal ürünü, bilimsel kanıtlara dayanmayan varsayımlar üretmek gerçekte çok kolaydır.
    Her insan böyle varsayımlar üreterek tıpkı Charles Darwin gibi; bu varsa-yımlarım her ne kadar pek çok çelişkiler içerse de; bilime, akla, mantığa ters düşse de gerçek olduklarına gönülden inanıyorum ama henüz bilim-sel kanıtlarını bulamadım. Zaman içinde bulunacağını umuyorum. Nasıl olsa günün birinde kanıtları bulunacağından siz bu varsayımlarımı gerçek olarak kabul ediniz diyebilir.
    Bir insan ortaya çıkıp, yer sarsıntıları dünyayı karıştırmak isteyen çok geliş-kin uzaylı canlıların uzaktan kumandayla oluşturdukları provokatif olaylardır diye bir varsayım ortaya atabilir. Sonra elinde her hangi bir bilimsel delil olma-dan ya da Drake denklemi gibi şüpheli varsayımları kesin delillermiş gibi kulla-narak uzaylıların var ve akıllı olduklarından, akıl almaz teknolojilerinden, ne kadar güçlü olduklarından, yakında dünyayı işgal edeceklerinden, insanları kendi türlerine evrimleştireceklerinden, gezegenlerine ***üreceklerinden….. Bahsedebilir. Bu konuda daha başka deliller istendiğinde bu tür deliller elimde henüz yok ama çok yakında ortaya konulacaktır denilebilir.
    İnsanın hayal gücü sınırsız olduğundan bu varsayımını yine hayal gücüyle ürettiği başka varsayımlarla destekler ve bu varsayımları gerçeklerinin yerine kanıt olarak ortaya koyabilir.
    Tarih boyunca bu tür hiçbir bilimsel kanıtlara dayanmayan sonunda birer safsata oldukları anlaşılan varsayımlara inanan, bu yolda servetlerini ve hatta hayatlarını harcayan nice insanlar görülmüştür. Bu gerçekte insanların ne ka-dar kolay aldanıp yanılabildiklerinin bir başka boyutudur.
    Görüleceği gibi gerçekte bir safsata olan hayali bir varsayımı (Evrenin Dün-yamızdan başka bir yerinde yaşamın olup olmadığı kanıtlanamamıştır) Drake denklemi gibi bilimsel olduğu iddia edilen bir varsayıma getirip dayandırdık. Bu varsayımımızı pek çok insanın bir gerçekmiş gibi kabul edeceğinden emin ola-bilirsiniz. Evrim teorisinin bu günkü bilimsellikteki konumu-gerçek bilimsel kanıt-larla desteklenmedikçe- yukarıdaki hayali varsayımımızla aynıdır.

    Yukarıdaki hayal kurgusuna benzeyen bir iddiayı Jean Chalin isminde bir bilim insanı ortaya atmıştır.
    Bu bilim insanı daha da ileri giderek uzaydan gelen bu akıllı yaratıkların mevsimleri oluşturan değişimleri, yer sarsıntılarını kontrol ettiklerini, bu oluşum-ların etkenlerini istedikleri gibi değiştirdiklerini ve hatta Dünya ekonomisini ele geçirdiklerini borsaları indirip çıkardıklarını…. İddia etmekteydi.
    Yine saygın bir bilim! insanımız Evrim teorisi taraftarlarının hiç dinmeyen baş ağrılarından biri olan ilk canlıların oluşumu konusunda:
    -Örneğin ilk meydana gelen aminoasitlerdir. İkinci basamakta, thermal proteinler ve mikro kürecik proteinoidleri oluşmuştur. Daha sonraki ba-samakta, ATP aminoasitleri devreye girip evrimleşmiştir. Daha sonra da daha kompleks proteinler ve protein sentezleri gelişmiştir. Daha sonra prototip hücreler oluşmuş ve milyonlarca yılda doğa deneye yanıla stabil hücreleri oluşturmuştur diye yazabilmektedir.
    Yukarıdaki cümlelerde ilk canlı hücre oluşumun evrim teorisi öngörülerine uygun aşamaları sıralanmış ancak bu aşamaların nasıl ve hangi mekanizmalar aracılığı ile gerçekleştirildiği konusunda bilimsel herhangi bir kanıt gösterilmesi unutulmuştur!.
    Bir evrimci yazar hiçbir kanıt göstermeye gerek duymadan fakat bilimsel deyimleri, isimleri bol, bol kullanarak rastlantılarla ilk canlının nasıl oluştuğun-dan nasıl evrimleştiğinden bahsederek şempanzelere ondan da insana kadar rahatlıkla getirebilir.
    Yazar evrimi-eğer gerçekse-kolaylıkla tırmanılan alçak basamaklı bir mer-diven gibi basitleştirmiştir. Görüldüğü gibi her şey kolaylıkla olu oluvermektedir. Fakat gerçek böyle değildir.
    İlk meydana geldiği iddia edilen aminoasitlerin rastlantılarla oluşmalarının mümkün olmadığı bilimsel kanıtlarla gösterilmiş bir gerçektir.
    Yukarıda yazıda iddia edilen evrim merdivenin ilk basamağında bulunan aminoasitlerin rastlantılarla oluşamayacağı oluşsa bile mevcut şartlarda varlık-larını koruyamayacakları dolaysıyla proteinleri oluşturamayacakları bizzat evrim teorisi taraftarları tarafından itiraf edilmiş bir gerçektir. (Aminoasitler ve protein-ler bölümlerine bakınız)
    Dünyaca ünlü Science News dergisinin Ocak 1999 sayısındaki bir makale-de şunlar yazılıdır.
    Hiç kimse şimdiye kadar nasıl olup da geniş çapta dağılmış yapıtaşla-rının proteinlere dönüştüğünü tatmin edici bir şekilde açıklayamamıştır. İlkel dünyanın varsayılan koşulları aminoasitleri yalıtılmış bir yalnızlığa doğru sürükleyecek şekildedir.
    Canlılık konusundaki yazının diğer bölümlerindeki iddialar ise ilk bölümün imkânsız olarak belirttiğimiz oluşum zorluklarını kat, kat aşar.
    Sayın bilim! insanının oldu, oluverdi gibi iki-üç cümlede aktardığı iyice basi-te indirgenmiş bu senaryoda söz edilen yapıların her biri son derece özel ve komplekstirler ve rastlantılarla meydana gelmeleri kesinlikle imkânsızdır. Eğer imkânlı ise bunu iddia sahibinin kanıtlaması gerekir.
    Bir canlı hücresinin en basit yapı taşları olan aminoasitlerin rastlantılarla oluşması ve doğal şartlarda mevcudiyetlerini korumaları mümkün değildir.
    Tek bir protein molekülünün sahip olduğu özellikler kesinlikle rastlantılara yer vermeyecek kadar karmaşıktır.
    Kaldı ki basit bir canlı hücresi birbirinden değişik yapılarda ve her biri özel görevler üstlenmiş iki bine yakın protein ve diğer hücre içi elemanların inanıl-maz derecede karmaşık fakat o kadarda düzenli ve kompleks bir planlama ile yerli yerlerinde sentezlenmesi sonucunda oluşur.
    Canlıların moleküler planı her canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan DNA dediğimiz dev biyomoleküllerdeki şifrelerde gizlidir. DNA molekülünün yapısı yaşam mucizelerinin başında gelir.
    Yazının diğer bölümlerinde bahsedilen sözde oluşumlardan ise bahsetme-ye bile değer bulmuyoruz. Eğer kanıt yoksa ya da gösterilemiyorsa bu tür var-sayımların bir varsayım olmaktan öte değerleri yoktur. Bu tür yazılar genelde koyu bir taassup ürünü olup propaganda amaçlıdır.
    Kanıtsızlığı kanıt olarak kullanmak evrim ve uzantısı teorilerin sıkça kul-landıkları bir yöntemdir. Bilimsel kanıtlara dayanmayan bu tür yöntemlerin pro-paganda ve beyin yıkama dışında bir değeri bulunmamaktadır.

    Hüdai ÇAKMAK
    Yazar
    Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

  7. 2012-03-25 #7
    darwin yanılıyorsa neden ozaman dünyadaki canlıların 2 gözü 1 burunları ve neden hepsi tek kafalılar..!! neden hepsinin sindirim sistemi hemen hemen aynı dünya üzerindeki canlıların arasında bir bağlıntının olduğu apaçık kanıtıdır bu..! DNA'dan bahsediyorsunuz; 1 bireyden alınan DNA örneğiyle annesini babasını sülalesini kabilesini ve ilk insana kadar varılabiliyor, insanlık iki kişiden türediyse neden DNA'lar birbiriyle çakışmıyor! ve şunuda bilin DNA hayvanlar üzerinde denenerek bulundu ve insanlar üzerinde uygulanmaya başlandı..! türkiyede ve arap ülkelerinde malesef gerçekleri saptırıyorlar..! ve malesef halkı kendi inaçlarına ve amaçlarına hizmet ettirmek için eğitimde ve medyada avrupada bilinen kanıtlanan gerçekleri halkla paylaştırmıyorlar.. peki bunu biliyormusunuz; isviçredeki bilim adamlarının bir aşı geliştirip hücrelerin kendi kendini yenilemesini başardıklarını ve insana enjekte edildiğinde insanın ölümsüzleştiğini!! bilim şu anda 500 milyar yıl öncesindeki oluşumları yani dünyanın ilk oluşumundan bugünümüze kadar ki olayları çözdüğünü biliyormusunuz. peki okyanusun derinliklerinde 10.000 yıl öncesine ait çatal bıçak ve kaşık bulduklarını ve bundan yola çıkarak 10.000 yıl öncesinde bizden daha medeni uygarlıkların ve insanların yaşadığının kanıtlandığını biliyormuydunuz.. bilemezsiniz.. peki yakın bir gelecekte dünyada din ayrımının ortadan kalkacağını biliyormuydunuz.. peki mısır piramitlerinin sırrını çözdüklerini ama türkiyede ve arap ülkelerinde bunu gizlediklerini biliyormudunuz.. bu arada sizin inançlarınızı saptırmaya çalışmıyorum dünyada dinin ilk oluştuğu yer hindistandır lütfen hindistana bir bakın ineğe, maymuna, fareye vs. tapıyorlar.. islamiyete bakın malesef mezheplere bölerek aralarında kan dökülmesine yol açmışlar ama hepsinin de ALLAHA İNANDIKLARINI görürsünüz diyceğim şuki şüphesizki ALLAH vardır. dinler insanlar tarafından bir arada medenice yaşamak için türetilmiştir bunun kanıtı dinin ilk oluşumundan sonrasına bakın..!

  8. 2012-05-01 #8
    çok saçma böle bişey yokkkkk

  9. 2012-10-22 #9
    ya bu ne biçim evrim teorisi biz sadece teoriyi sorduk sen yalanlamaya çalışıyon

  10. 2012-10-22 #10
    bi şey sorcam siz dediniz bu maddeler birleşip nasıl hücre oluşturucak dediniz insan DNA sı bunlardan oluşuyor ve DNA bizim yapıtaşımız ve o da atomlardan oluşuyor

  11. 2014-09-27 #11
    Alıntı:
    mavische Nickli Üyeden Alıntı
    Darwinin Ateist(Allah'ı tanımayan) olduğunu herkes biliyor.Dikkat ederseniz teori deniyor yani ispatlanmamış demektir.Darwin ortaya bir teori atmış, başarılı olamamış bu zamana kadarda ortaya net birşey çıkamamıştır..bir icat bir buluş olarak nitelenmeyen sadece teoride kalan düşünce..bu kadar basit..
    Dikkat ederseniz akıllı ve mantıklı insanlar asla bu teoriye inanmıyorlar..kanıtsız zırva saçma buluyorlar..
    bu konu hakkında nette çok tartışmalara girdim ve hepside tek yanıt veremeden arkalarına bakmadan gittiler..
    bana kitaplardan cevaplar sundular,o kitapları yazanlar ateist ruhlu kişilikler..
    Çoğu Kitaplar yazarların düşünceleriyle doludur (bilgide kanıtlı olanların dışında)..

    saygılar..
    Aynen, kitaplar yazarlarının düşünceleriyle doludur Kuran'ı yazan da Muhammed denen herif. Onun işine ne geliyorsa Kuran'da o yazıyor. Ayrıca biz de sizin allah dediğiniz bir boka yaramayan saçma salak varlığı kanıtsız, zırva ve saçma buluyoruz.

  12. 2017-10-15 #12
    Evrim teorisine inanaların dünyalı biri olduğunu hiç sanmam.Bu kişi ya da kişiler ya uzaydan gelmiştir,ya da sadece insanların kafalarını karıştırmaya çalışıyorlar.Dünya ve dünyanın dışında bulunan uzay vs. bütün canlı ve cansız varlıklar asla tesadüfle oluşamaz,mutlaka bir yaratıcı vardır,o yaratıcı da SONSUZ GÜÇ SAHİBİ YÜCE ALLAH'tır.

  Okunma: 26277 - Yorum: 11 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -