Mutsuzluk; yeni çağın en büyük ama en büyük belası, öyle ki gençler arasında o kadar yaygın ki, sokağa çıkıp mutlu bir insan bulmak neredeyse imkansız gibi. Ne gariptir ki genci, yaşlısı; fakiri, zengini; sağlıklısı, hastası; kadını, erkeği herkes mutsuz. Tabii bu sorun bu kadar popülerleşince her yer mutsuzluktan kurtulma reçeteleriyle doldu taştı. Fakat ne yazık ki bu kadar çok reçeteye rağmen bu sorun toplum içinde yayılmaya devam ediyor. Sorun o kadar büyüdü ki küçücük çocuklar bile aynı duygular içinde bulabiliyorsunuz. Dikkat ederseniz sigara ve uyuşturucu kullanmak yaşı ilk okul seviyelerine kadar düşmüş. Bana göre bu mutsuzluk sorunu dünyada ki tüm ülkelerin en büyük ortak sorunu olarak büyümeye devam edecek.

Peki gerçekten su rahatsızlığın, bu mutsuzluğun bir çözümü yok mu?


Toplum bazında bir çözüm bulunabileceğini zannetmiyorum fakat kişisel olarak çözümünün olduğunu düşünüyorum. Aslına bakarsanız sorun bu kadar büyükken çözümü çok küçük. Bana göre bu mutsuzluk sorunu çok kısa sürede ve basitçe çözülebilecek bir sorun. Nasıl mı? hemen anlatayım...

Bir kere biz kavramları birbirine karıştırıyoruz bundan dolayı sorunu da yanlış algılıyoruz. Sorun mutsuzluk değil. Sorun mutlu olamamak değil. Kendini en mutsuz olarak gören kişi bile çok geriye gitmeden geçmişi kontrol etsin sayısız mutlu olduğu an olduğunu görür. Hepimiz mutlu oluyoruz. Yeni bir araba alıyoruz mutlu oluyoruz, telefon alıyoruz mutlu oluyoruz, sınavımızı iyi geçiyor mutlu oluyoruz, işimizde terfi alıyoruz mutlu oluyoruz vs. vs. Bir o kadar da mutsuz oluyoruz tabi ki de. Zaten mutsuz olmadan mutlu olamazsın yine aynı şekilde mutluluğu bilmezsen mutsuz olamazsın. Mutluluğu bildiğin yani yaşadığın ve yaşamaya devam ettiğin için mutsuz da olabiliyorsun. Bu iki kavram siyah beyaz gibi; doğum ölüm gibi birbirine bağlı kavramlardır. Peki bu kadar insanın yaşıdığı bu sorun gerçekte yok mu? Elbette var. Var ama sorun mutsuzluk değil. Sorun başka fakat biz onu sürekli mutsuzluk veya mutlu olamamak olarak algılıyoruz ve lanse ediyoruz.

Üzerinde düşünmek mutsuzluğun en büyük sebebidir


Üzerinde düşünmek mutsuzluğun en büyük sebebidir.

İnsan yaşadıkları süre boyunca sürekli olarak farklı duygular yaşarlar. Korkarlar, utanırlar, sevinirler, hüzünlenirler, çekinirler vs. Bu duyguların hepsinin ortak bir özelliği vardır. Hepsi anlık ve geçicidir. Eğer bu duygulardan biri kalıcı olursa yaşayamazsınız. Mesela sürekli tedirginlik duygusu içinde olamazsınız. İsteseniz de olmaz bu. Yine aynı şekilde sürekli kendinizi mutlu hissedemezsiniz. Sizin mutsuzluk olarak algıladığınız duygu aslında mutsuzluk değil, huzursuzluktan kaynaklanan boşluk, sıkıntı ve umutsuzluk duygularıdır. Çünkü huzurlu veya huzursuz olmak genel manada kalıcı bir duygudur. Bir insan doğru bir şekilde yaşarsa ölene kadar huzurlu bir hayat sürebilir. Gün gelir mutsuz bir geçirir, gün gelir çocuklar gibi şen olur ama huzurludur. Bu konuyu size bir hikaye ile açıklamaya çalışacağım...


Aynı yola aynı zamanda çıkmış iki adam düşünün. Biri evine gidiyor, diğerinin gittiği bir yer yok sadece yürüyor. Amaçsız bir şekilde. Yola çıktıklarında duygusal olarak ikisi de nötr durumda. Bir süre sonra karınları acıkmaya başlıyorlar ve mutsuzlaşıyorlar. Yürümek artık zor gelmeye başlıyor. Bu mutsuzluk duygusu yerde iki elma bulana kadar sürüyor. Elmayı buldukları an mutluluk hissi yaşamaya başlıyorlar. Bu mutluluk hissi elma bitene karınları doyana kadar sürüyor. Bir süre sonra yağmur başlıyor ve tekrar mutsuzlaşıyorlar. Islanıyor ve üşüyorlar. Bu mutsuzluk duygusuna güneş açana ve üstleri kuruyana kadar sürüyor. Isındıkça ve kurudukça kendilerini mutlu hissediyorlar ve bir süre sonra tekrar nötürleşiyorlar.

Yola devam eden bu kadar hava karardığı için yollarının ilerisinde gördükleri gölgeden dolayı tedirginlik ve korku duygusunu hissetmeye başlıyorlar ta ki bu gölgenin bir ağacın gölgesi olduğunu anlayana kadar. Ormana girdiklerinde tekrar kaygı ve korku duygusuna yakalanıyorlar. Karanlık ve bitmeyen yol onları mutsuzlaştırıyor. Bu duygu hava aydınlanana ve orman yolu bitene kadar devam ediyor ve güneşle birlikte kendilerini tekrar mutlu hissediyorlar. Ve yol bu şekilde devam ediyor. Sürekli aynı duyguları yaşıyorlar. Fakat sürekli aynı duyguları yaşayan bu iki insanın büyük bir farkları var. Peki nedir bu fark? Hemen söyleyeyim...

Anlık olarak aynı duyguları yaşayan bu adamlardan biri huzurlu diğeri huzursuz. Çünkü birinin bir amacı var. Yaşadığı tüm olumlu ve olumsuz duyguları bir amaç uğruna yaşıyor. Diğer kişi huzursuz çünkü hiçbir amacı yok. Onun gittiği bir yer yok. Umudu, beklentisi yok. Amaçsızca yürüyor. Nereye kadar? Ruhu ve vücudu tükeninceye kadar. Diğer adam için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Çünkü o evine ailesinin yanına gitmek için yola çıktı. Evine gittiğinde diğer amacına başlayacak...

İşte sorun bu hikayede anlattığım gibi. Amaçsız yaşamlar insanları çok çabuk sıkıyor ve olumsuz duygular içine itiyor. Bu olumsuz duygular uzun süreli yaşanıyor. Bu konuya dini inancı katarak da katmayarak bakabilirsiniz. İkisinde de aynı kapıyı çıkarsınız. Eğer inancınız varsa işiniz çok ama çok kolay. Çünkü doğuştan ölüme kadar vazgeçemeyeceğiniz bir amacını var. Yaratıcıya layık bir kul olmak en büyük amaçtır inanan için. Bunun yanında insanların onlarca küçük amacı da vardır. Okumak, çalışmak, para kazanmak, yuva kurmak, çocuklarını büyütmek, iyi insan olarak yola devam etmek için. Amaçlarınız ne kadar büyük ve gerçekçiyse o kadar huzurlu olur o kadar az mutsuzluk duygusuna düşersiniz.

Bizim en büyük amaçlarımız şu marka telefonu almak, şu kişiyle çıkmak, şu elbiseyi almak gibi basit amaçlar olursa bu olumsuz duygulardan kurtulamayız. Çünkü bu amaçlar çok basit ve sonuçlarını çok geçicidir. Yeni aldığınız bir telefon sizi kaç gün iyi hissettirebilir bir düşünün!

Olaylar karşısında duruşunuz her zaman şu olmalı: Yapmanız gerekenleri yapın ve arkasını bırakın. Üzerinize düşünleri yaptığınız halde olmuyorsa bunun için kendinizi yıpratmayın. Olmayan şeyleri takıntı haline getirmeyin. Çünkü hayatın bir planı ve gidişatı var. Olması gereken her şey zamanı gelince olacaktır. Yaz ayında kar bekleyip bedeninizi ve ruhunuzu y. Kendinizi güzel günler için saklayın.

Umarım düşündüklerimi yazıya yeterince doğru bir şekilde dökebilmişimdir.

Fatih ELTUN