Milli gücün buraya kadar açıklanan unsurları incelendiğinde hemen hemen hepsinin milletin bilimsel ve teknolojik düzeyinden, doğrudan veya dolaylı (siyasi güçte olduğu gibi) biçimde etkilendiği ve bu etkinin giderek çoğaldığı görülmektedir. Bir ülkenin bilimsel ve teknolojik gücünün milli güce katkı sağlaması için:


* Bilimsel ve teknolojik yönde ilerlemeyi sağlayan araştırma ve geliştirme (AR-GE) faaliyetlerine önem vermesi,


* Bilgi ve teknoloji üreten personel yetiştirmesi,


* Hızlı haberleşmenin alt yapısını sağlaması (uydu haberleşme sistemi),


* Bireylere teknik gelişmeye uyum sağlayacak eğitimleri vermesi gerekir.


Günümüzde, devletlerin çağdaşlık düzeyleri, bilimsel ve teknolojik alandaki gelişmelerine bağlıdır.

Bilim ve teknoloji alanlarında çağın gelişmelerine ayak uyduramayarak etkin ve yeterli bir düzeye ulaşamayan bir devletin milli gücünün dünya üzerinde etkin olması beklenemez. Bu durum evrensel ölçüler bakımından onu geri kalmış devletler sınıfına sokar. Bu devletler büyük topraklara, çok sayıda nüfusa ve zengin doğal kaynaklara sahip olsalar hatta bu doğal kaynaklarından büyük gelirler elde ederek sayılı zenginler arasına girseler dahi asla büyük ve güçlü devlet olamazlar.

Bilim ve teknolojide ilerlemiş olarak nitelediğimiz devletler, aynı zamanda dünyanın en gelişmiş ve güçlü devletleridir. Dolayısıyla, "millî güç" ün en önemli unsurlarından birisi bilimsel ve teknolojik güçtür. Toplumların, bilgi ve teknoloji üretmeleri yanında, diğer
ülkelerdeki gelişmeleri de yakından takip ederek dünyaya açılmaları gerekir. Bu durum bir devletin gelişmesinde en önemli koşullardan birisidir.

Bilimsel ve Teknolojik Güç Nedir ?


Atatürk, bu konu ile ilgili bir sözünde şöyle demiştir: "Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında kılavuz aramak gaflettir, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmaktır."