Aksiyal Çağ

Maddecilik, birbirinden bağımsız bir şekilde, Avrasya'nın ayrı coğrafi bölgelerinde, [Karl Jaspers]'in Aksiyal Çağ olarak adlandırdığı ve M.Ö 800 ila 200 yıllarını kapsayan dönemde gelişti.

Eski Hint felsefesinde, maddecilik Ajita Kesakambali, Payasi, Kanada'nin çalışmalarıyla ve Cārvāka felsefe okulunun önermeleriyle, M.Ö 600 civarlarında gelişmeye başladı. Kanada atomistfelsefenin öncüllerinden olmasını sağlayan önermeler geliştirdi.Nyaya-Vaisesika okulu (M.Ö 600-100) atomizmin ilk biçimlerini geliştirmekle beraber Tanrı kanıtlamalrı ve bilincin maddi olmadığını öne sürüşleri onları maddeci olarak tanımlamamıza engel olmaktadır. Atomik gelenek Budist atomizmi ve Jaina okuluyla devam etti.


Eski Çin'de Xun Zi (tahmini olarak M.Ö312-230) gerçekçilik ve maddecilik üzerine kurulu Konfüçyüsçü bir öğreti geliştirdi. Dönemin diğer önemli Çinli maddecileri Yang Xiong ve Wang Chongdur.

Anaksagoras (tahmini olarak M.Ö. 500-428), Epiküros ve Demokritos gibi Antik Yunan filozofları daha sonraki maddeciliğin temellerini atmışlardır. Lukretius'un Latince şiiri De Rerum NaturaDemokritos ve Epiküros'un mekanik felsefelerini anlatır. Bu görüşe göre varolan her şey madde ve hiçliktir, ve bütün varlıklar "atom" adı verilen ve Eski Yunanca'da bölünemeyen anlamına gelen, küçük parçacıkların hareketleri ve birleşmeleri sayesinde oluşmuştur. De Rerum Natura erozyon, buharlaşma, rzgar ve ses için mekanist açıklamalr barındırır. "hiç bir şey hiçlikten gelmez" ve "maddeye maddeden başka hiç bir şey dokunamaz" gibi ünlü ilkeler ilk defa Lukretius'un çalışmalarında görülür.


Orta Çağ

Hintli maddeci Jayaraashi Bhatta (M.S. 6. yy.) Tattvopaplavasimha ("Bütün ilkelerin devrilmesi") adlı çalışmasında Nyaya Sutra epistemolojisini çürüttü. Maddeci Cārvāka felsefesi M.S. 1400'lerde yavaş yavaş yok olduğu görülüyor.

12. yy.'ın başlarında Arap düşünür Endülüs'te İbn-i Tufeyl, felsefi romanı Hayy bin Yakzan diğer adıyla Esrarü'l-Hikmeti'l-Meşrikiye 'da maddeci düşünce üzerine yazmıştır.

Aydınlanma Çağı

17. yy.'da Pierre Gassendi doğa bilimlerini düalist bir temele oturtmaya çalışan René Descartes'a karşı maddeci geleneği temsil etti. Onu maddeci ve ateist Jean Meslier, Julien Offroy de La Mettrie, Paul-Henri Thiry Baron d'Holbach, Denis Diderot ve diğer Fransız Aydınlanma Çağı düşünürleri, çağdaş maddeciliğin temellerini atan Ludwig Feuerbach ve İngiltere'de de John Stewartizledi.

Schopenhauer maddecilikten "kendini hesaba katmayı unutan felsefe" olarak bahseder. Ona göre maddecilik yanlıştır, çünkü bilen özneyi, ancak bu öznenin bilmesinden yola çıkarak var olan ve bu bilmeye göre var olan şeyle açıklamaktadır. Maddecilik dolayımsız olanı dolayımlı olanla yani daha fazla bilineni daha az bilinenle açıklamaya çalışmaktadır. Schopenhauer'e göre zihin ve madde (yani sırasıyla özne ve nesne) karşılıklı olarak birbirine bağlıdır. Özne ve nesne farklı yanlardan görünen aynı şeydir. Ele alınan ve elde edilen dünya, düşünce ve yer kaplamaya, zihin ve maddeye bölünemez.

Marx'ın Maddeciliği

Karl Marx ve Friedrich Engels, Hegelin idealist diyalektiğini baş aşağı çevirerek iki ayrı kavramı ortaya çıkardılar: diyalektik maddecilik ve tarihin akışına maddeci bir açıklama getiren tarihsel materyalizm. Marx'ın felsefesinin temelini üretici güçler ve bu güçlerin toplumsal hayata yansımaları olan ilişkileri(özellikle sınıf ilişkileri;serf-lord,işçi-işveren vb.) oluşturur. Bu temel toplumsal ilişkilerden bilimsel, ekonomik, hukuki, ahlaki ideolojik formlar ve değerler doğar. Bütün toplumsal değerler sınıf ilişkilerinin yansımasıdır ve toplumu şekillendiren bu değerlerin alt yapısını ekonomik çıkara dayalı sınıf ilişkileri oluşturur.

Marx ve Engels "maddecilik" terimini günlük ekonomik ve maddi ihtiyaçların tarihin dönemlerini oluşturan ve şekillendiren etkenler olduğu yönündeki tarihsel bakış açısı için kullandılar. Alman idealist felefesine karşı maddecilik toplum ve gerçekliğin, insanların barınak, yiyecek, giyecek gibi maddi ihtiyaçlarını karşılamak için devam ettirdikleri basit ekonomik hareketlerden kaynaklandığını söyler. Maddecilik, insanların fiziksel emek ve üretici faaliyetler ile günlük ihtiyaçlarını karşıladıkları gerçeğini başlangıç noktası olarak alır. Tek başına bu ekonomik faaliyet, Marx'a göre, siyasi, yasal ve dini modelleri içinde barındıran toplumsal ilişkiler sistemine neden olur.

Bilimsel sosyalizm toplumsal ve ahlahi değerlerin, kültürel özelliklerin-idealizmde olduğu gibi-değişmez bir doğa yasasından değil, toplumsal çevre ve dolayısıyla da toplumun kendine özgü örgütlenme biçminden kaynaklındığını savunur. Bu toplumsal ilişkiler, üretim ilişkileri, doğal çevre ve reknolojinin gelişmişliği gibi toplumdaki maddi etkenler tarafından belirlenir.