Aşka Dair Herşey - Sayfa 2 - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Aşka Dair Herşey - Sayfa 2

  1. 2007-02-06 #51
    Aşkın Gözyaşları

    Oturduğu yerden usulca kalktı ve yüzünü gökyüzüne döndü. Rüzgar sanki bedenini alıp götürecekmiş gibi esiyordu. Bedeni ise ona inat ayakta durmaya çalışıyormuş gibi hafif sallanarak dimdik ayaktaydı. Gözyaşları gözlerinden hırçınca çıkıyor, yanaklarından hızla süzülüp, yüreğine yavaşça akıyordu. Delip geçiyordu yağmur her yerini. Düşündüğü hatıralar yağmurla bir bir akıp gidiyordu içinden. Bir ara hatıraların birinde düşecekmiş gibi oldu. Eğer güçlü olmasaydı biliyordu ki o anda yere yığılıp kalacak ve bir daha kalkamayacaktı. Ölmek onun için aslında bir şey ifade etmiyordu. Ölse de olurdu, yaşasa da. Ölümü düşünmek için önünde yıllar varken o yaşa şimdiden girmişti...

    O zaman neye direniyordu? Ölmeyi istiyorsa neden hala yaşıyordu?

    Aslında bizim gibi o da bilmiyordu bu sorunun cevabını. Belki de onu yeniden kazanabilirim umudu içindi, yaşamayı seçmesi. Zor bir ihtimaldi belki de ama herşeye değerdi.

    Kimse bilmiyordu içinde kopan fırtınaları, yaralandığını, savunmasız olduğunu. Dayanabilir sanıyorlardı oysa o çoktan yenilmişti. Gözyaşları yağmurla birleşip adeta göl oluşturmuşlardı. Saçlarında sanki bir ayrilik ezgisi dolaşıyordu.

    Kimdi?

    Neden böyleydi?

    Neler yaşamıştı hayatın ve gerçeğin soğukluğunda...

    Sevginin güzelliğini çoktan unutmuştu. Çok denemişti ondan sonra ama olmamıştı. Yapamamıştı.

    Kimdi onu bu kadar yaralayan?

    Yakalanamayan bir yüz mü yoksa bir ses mi?

    Ondan gelecek tek bir haber bile yeterdi yaşamasına. Zaten bunun için yaşamıyor muydu?

    Tek bir ses her şeyi yapmasına yeterdi.

    Gel dese gelir, öl dese ölürdü.

    Yağmur bir anda dinince, ilişkilerininde bir anda böyle nedensiz ansızın bitivermesini hatırladı.

    Hayatında ilk defa mi seviyordu? Yok ikinci kez. İlkinde aşık olmuştu ama ikinci de tutulmuştu. Değişik bir sevgiydi onunki. Hem seviyor hem de nefret edebiliyordu. Yüreğinde iki zıt duyguyu aynı insan için besleyebiliyordu. Özlemi giderek artıyordu tıpkı denizin duvara hırçınca çarpması gibi özlemleri de kendisine çarparak büyüyordu. Buna bir türlü engel olamıyordu. Delicesine seviyor, delicesine özlüyor, delicesine kıskanıyor ve delicesine kin duyuyordu. Bitmeyen, yoğun duygulardı onun için. Aylardır tek başına sürdürüyordu içinde bu sevdayı. Aslında o bir ölüyü özlüyor ve seviyordu. Ölüden hiç bir farkı olmayan bir kadını böyle delicesine bağlanabiliyordu. Ölü biriydi çünkü onun ne sesini duyabiliyordu, ne kendisini görebiliyordu ve her şeyden önemlisi bir kalbi yoktu.

    Kısa bir süre içinde onu etkilemeyi başarmıştı. Önceleri farketmemişti onu bu kadar çok sevdiğini. Güçlü sanıyordu kendini ama her görüşmelerinde yanan bir mum gibi eriyordu yavaş yavaş. Sonuna kadar yanacağını düşünürken bir rüzgarla söne vermişti mum. Çoktan sönmüştü de nedense dumanı hala daha sürüyordu. Ona yenilmişti ve ona karşı çok zayıftı. Karanlık çoktan çökmüştü ama o hala daha aynı yerdeydi. Bu akşam dolunay vardı gökyüzünde ve yıldızlar her zamankinden daha parlaktı. Oysa o bu güzellikleri göremeyecek kadar yastaydı. Bazen boşversede bu sevgiyi, özlem nöbetleri dinmek bilmiyordu. Birden haykırmaya başladı :

    "NEDEEEENNN?"

    Durmak bilmiyordu defalarca haykırdı en sonunda yoruldu ve yere çöküp ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra, gözyaşlarına engel olamıyordu. Birden sıcak bir el dokundu omzuna. O sandı birden ve aniden döndü ama o değildi.

    "Lütfen artık içeri girin"dedi.

    Ayağa kalktı ve yavaş yavaş yürümeye başladılar içeriye doğru.

    Geride sadece deniz köpüklü, kollarını iki yana açmış, gel bana dercesine bir kadın resmi kaldı deliler hastanesinin o yalnızlık bahçesinde....


  2. 2007-02-06 #52
    Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.
    Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.
    Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara.
    Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.
    Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak...
    Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.
    Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.
    Aşk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını bilemeyen
    iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.
    Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir.
    Bir bakış bile anlatmaya yeterken herşeyi
    kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır.
    Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını.
    Aşk; vazgeçmektir gözlerinden.
    Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.
    Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.
    Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.
    Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.
    İclâl Aydın

  3. 2007-02-06 #53
    Bir kere bile aşık olmayan var mı? Böyle bir şey mümkün mü? Tabii ki değil... İnsan hayatta hiç olmazsa bir kez, deliler gibi aşık olabilme hissini yaşamalı...
    İLK AŞK: Ne yaparsanız yapın, ilk aşkınızı unutmanız mümkün değildir. Yıllar sonra dönüp, "Ben ona nasıl aşık olmuştum acaba" diye pişmanlıkla karışık garip bir duygu da yaşayabilirsiniz... Olsun. O, size ilk aşkı tattırmış. En önemli yaşam tecrübelerinizden birini yaşatmıştır. Aranızda geçenler acı bile olsa, dönüp minnetle anacağınız biri hep var olacak...

    YILDIRIM AŞKI: Var mı, yok mu tartışmasının içinde değiliz. Diyelim ki var. Demek ki bazılarının duyguları yağmur olup yağabiliyormuş. Yıldırım aşkla başlayıp, yıllar süren beraberlikler de var üstelik. Dikkat edilmesi gereken, sürekli yıldırım aşkına tutulanların kendi yarattıkları hayalin peşinde koşmalarıdır...

    OLANAKSIZ AŞK: Bazen yolda yürürken rastlarız, bazen en yakınımızda bulunabilirler. "Bu ikisi bir araya nasıl gelmiş?" diye düşünürüz. Kendi başımıza geldiği de olmuştur. Çoraplarını sağa sola bırakan bir kadın ya da televizyondaki futbol maçını seyrederken daha önce hiç duymadığınız küfürler eden bir adam. Her aşkın olanaksız bir tarafı vardır gerçi... Genelde bunları görmemeyi yeğleriz.

    YASAK AŞK: Men edilmiş, engellenmiş ve çoğu zaman da yasadışıdır. Ama aşığın gözü görmez ki...

    PLATONİK AŞK: Onu görmek bile sizi heyecanlandırırken, o sizin yanınızdan, geçip gider. Siz heyecandan sapır sapır titrerken, o işiyle meşgul olur. O sizin için hayatınızdaki en önemli kişiyken, siz onun için sıradan birisinizdir. Hem aşık, hem de salak hissedersiniz kendinizi... Davranışlarından, konuşmalarından isaretler alıp, umutlanır, bozulur, küsersiniz.


  4. 2007-02-06 #54
    Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
    O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.

    Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
    Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
    Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
    Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş,
    Anneler ve Korkular Yoktur
    Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
    İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur,

    Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
    Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
    Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
    Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
    Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan
    Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
    Yitirdikleri de...

    New York'ta, Bir Sokakta,
    Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
    Çıplak Yalnızlığı da
    Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
    Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de...
    Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
    Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla
    Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
    İnan...

    Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
    Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
    Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde,
    O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
    Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
    Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
    İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim.
    Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
    O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye...
    Aşk Çok Eski Bir Şeydir sevgili

    Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
    Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da...
    Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
    Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
    Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya...
    İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
    Kimselere Veremez Sevgisini,
    Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
    Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı

    İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
    Oysa
    Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
    Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
    Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara...
    Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın
    Tüm İnsanlara Yayılması Gibi...
    İşte Şimdi Biz de Sevgili,

    Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
    Soluğu Evlerde Alacağız,
    Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
    Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
    Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
    Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu...

    Birazdan Sabah Olacak...
    Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
    İş, Anneler ve Korkular Başlayacak...
    Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse
    Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
    Birbirimizi Kandırmayalım...
    Hadi Güne Hazırlan,

    Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
    Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
    Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel,
    O Yaban Ağrısını Geri Alacak
    Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek,
    Sonra Geçecek...
    Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak...
    AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ


  5. 2007-02-06 #55
    Aska Ve Terke Dair...

    Bazen öyle bir iliskiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne
    terkedebilirsiniz.
    Kör kütük baglanmissinizdir aslinda.... En güzel yillarinizin, aci tatli
    hatiralarinizin ortagidir; iç çekismelerinizin müsebbibi, yazilarinizin
    ilhami, sohbetlerinizin konusudur. Gözyaslarinizda, bilinçaltinizda,
    kahkahanizdadir. Korkunca saklandiginiz bir siginak, cosunca
    öptügünüz bir bayrak...
    Sevdaniz riyasiz, çikarsiz, karsiliksizdir. Sinirsiz ve nihayetsiz;
    "Ölmek var, dönmek yok"tur.

    Lakin gün gelir anlarsiniz; içten içe bir seylerin kanadigini... Tutkulu
    sevdalarin gizli hançerleri baslar parildamaya... Surasindan,
    burasindan elestirmeye koyulursunuz:
    "Söyle görünse, öyle demese, degisse biraz yada eskisi gibi olsa..."
    Baskalarini örnek göstermeye, "Bak onlar nasil yasiyor" demeye
    baslarsiniz. Hem birlikte yasayip, hem özgür olmanin yollarini
    ararsiniz. Askinizin gözü kör degildir artik, yanlisini görür düzeltmek
    istersiniz.
    "Eskiden böyle miydi ya.." diye baslayan sohbetlerde açilir
    elestirinin kapisi; açildikça, bastirilmis itirazlar yükselir
    bilinçaltindan... Böyle süremeyecegini bilirsiniz.
    Degissin istersiniz.

    O, sevgisizliginize yorar bunu... Ihanete sayar. Tutkulu iliskilerde
    ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terket" diye gürler...

    Bir zamanlar bir gülücügüyle alacakaranligi isitan o rüya, bir kabusa
    dönüsür birden... Kapatir gönlünün kapilarini, yasaklar kendini size...
    Hoyrattir, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konusturmaz,
    suçlar, yargilar mahkum eder. Mühürler dudaklarinizi, yirtar atar
    yazdiklarinizi, siler sizi defterden...

    "Iyiligin içindi hepsi, seni sevdigim için..." dersiniz,dinletemezsiniz.

    Ayrilirsaniz yasamayacaginizi bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz.
    Ihanetten kirilmistir kaleminiz; severek, terk edersiniz...

    "Madem öyle..."nin çagi baslar ondan sonra... Madem ki siz böylesine
    tutkunken, o hep baskalarini seçmistir, madem ki kiymetinizi
    bilmemistir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu
    karsiliksiz aska, çekip gitmeleri denersiniz.

    Askin göçmenlik çagi baslar böylece... Daha özgür olacaginiz
    limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan
    uzaga izlersiniz olup biteni... Etrafi bir sürü ugursuzla dolmus, kurda
    kusa yem olmustur.
    Deli kanlilar, eli kanlilar, ugruna ölenler, sirtina binenler sarmistir
    çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar
    diye...

    Ugruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla...
    "Bana ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsiniz bir süre...
    Ama sonra...ansizin kulagimiza çalinan bir sarki ya da kapi
    araligindan süzülüp gelen bir koku, hatirlatir onu yeniden... Yaban
    ellerde, baska kollarda ondan bahseder aglarsiniz. Kokusunu
    özlersiniz; türküsünü söylemeyi, sarkisini dinlemeyi, yemegini
    yemeyi, elinden bir kadeh raki içmeyi... Karsi nehrin kenarindan
    hasret siirleri haykirirsiniz, sular kulagina fisildasin diye...

    Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bagirmak geçer içinizden...
    Dönemezsiniz.
    Göremedikçe baglanir, uzaklastikça yakinlasirsiniz.

    Anlarsiniz ki bir çaresiz asktir bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem
    kollarinda ölmek, kucagina gömülmek arzusu, hem "Ne olacak
    sonunda"kuskusu...

    Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
    Sürünür gidersiniz...


  6. 2007-02-07 #56
    AŞK DİYORLAR

    Aşk diyorlar; aşk nedir peki? Biliyorlar mı dersiniz! Yalnızlıklarını paylaşmak, geçmişi unutmak istemek mi? Yağmurlu havalarda gözyaşlarının yağmur damlalarıyla karışması mı? Geceleri yıldızları sayarak dilekler tutmak mı? Rüyanda onu görebilmek için dua etmek mi? Aşk nedir peki? Herkesin aşkı farklı mı yani? Kalbinin acıyla sızlaması mı? Döktüğün her damla gözyaşının kalbini acıtması mı yoksa? Aşk sadece acı mı verir? Galiba aşk her şey demek. Belki de yaşam demek! Belki de aldığın her nefes aşktır! Aşkı yaşayan bilir derler, aşık olmamış birileri halen yaşıyor olabilir mi? Gözleri mutlulukla dolmamış ya da hiç aşk yüzünden ağlamamış insanlar yaşıyor mu yani! İnanmak zor geliyor, çok sey kaçırmışlar, belki de en iyisini yapmışlar kim bilebilir. Yalnızlık, insanlara özgü bir şey mi? Aşk da yalnız değil mi? Aşk diyorlar; aşk nedir peki? Bitmek bilmeyen gecelerin saatlerini gündüze bağlamak mı, bu saatlerde sevgili için gözyaşı dökmek mi? Düşüncelerin içinde boğulup gitmek belki de. Aşk; ufuklarda sevgilinin gözlerini aramak, rüzgarda kokusunu duymaya çalışmak mı? Her yalnızlığı hissettiğinde, onun, yanında varolduğunu bilmek mi? Galiba aşk her şey demek. Belki de ölüm demek! Belki de verdiğin son nefes aşktır! Kalbine hiç söz geçiremediğin oldu mu ya da kendini düşünmekten alamadığın, işte ey sevgili sen aşkı yaşıyorsun. Ne zaman ki mantığın kaybolur yerine kalbinin sesini bırakır işte o zaman sen aşk ile tanışmış olursun. Bu tanşmadan sonra gözyaşları, dualar, düşünceler... hepsiyle birden tanışmaya başlarsın. Bazı şeyler git gide acı vermeye başlar ve sonunda acıyla da tanışmış olursun. Yaptığın bir çok şeye belki lanet edersin öfkeyle ama sonra arkana dönüp bakmak istediğin o karanlık gecelerden birinde; "neler yaşadım ama halen ayaktayım" dersin, güler geçersin. Devamında ne mi olur? Elbette tekrar yaşarsın, yaşarsın ama hiç bıkmadan yaşarsın. Git gide yıpranırsın ama aşklardan vazgeçemezsin. Sen aşkların insanısın!!!


  7. 2007-02-08 #57
    Aşk Ölmektir...
    Sana bakıyorum da... Seni görmemek daha güzel aslında... Son gülüşünü görüp gitmektir aşk. Seni özlemektir aşk.. Benim yüzüme bakıp bir gülmendir en büyük acım.. Seni görüp, sana dokunmaktır kabusum. İyi ki yoksun. Uzaklara git sevgilim. Görmeyeyim seni. Duymayayım sesini. Aşk dediğin uzaktadır. Güneş batarken denizdeki en uzak noktadır kimi zaman. Büyük dağların arkasındaki küçük kasabadadır aşk. Hep ulaşılmayandadır aşk. Hep hayallerdedir. Sana dokunabilme hayalidir. Yüzünü görebilme hayalidir. Tanımadan sevmektir aşk. Göremeden ÖLMEKTİR.


  8. 2007-02-08 #58
    Aşk Kağıda Dökülmüyor



    Nasıl bir yazgıydı bu, yazanı yazdıranı belli olmayan?
    Hangi kader çizgisiydi yollarını kesiştiren?
    Hangi rüzgarlardı o güzel kadını, onun sakin küçük
    dünyasına getiren? Onu sakin denizlerden sürükleyip
    fırtınalı okyanuslara atan? Sırası mıydı bu aşkın, o ununu
    elemiş eleğini asmış, tüm sevdaları sürgünlere göndermişken?

    Hangi acımasız yazgıydı, onu yeniden aynalara baktıran.
    O aynalar ki, hiç yalan söylemeyi bilmezlerdi.
    Geçen yılların bırktığı izleri insanın yüzüne acımasızca vururlardı. Azaltamazdı ki kalan saçlarındaki akları, yüzündeki çizgileri.
    Küçülüp, eriyordu, o güzel kadının belleğine kazınmış resminin
    yanında. Utanıyordu sevdasından, aşkından. Ona giden yollardaki uçurumlar, engeller büyüyordu. O, giderek uzak ve erişilmez
    bir tanrıça oluyordu. Kâr etmiyordu hiçbir şey; bilge teselliler,
    kitaplarda okudukları. İster itiraf etsin, ister etmesin, düştüğü durumun bir tek
    tanımı vardı ve o da aşktı, sevdaydı. Ve o ömrümde hiç böyle sevdalanmamıştı. Bu sevda, platonik, romantik gibi klişelere
    sığmayan bir sevginin ürünüydü. Sözcüklerle tanımlanamayan,
    gece gündüz her saat, her an onu düşündüren, ona özge bir
    sevdaydı. Ah, bu yürek değil miydi onu yakan, bu onulmaz
    sevdalara düşüren. Sevginin o mütiş gücünü bu sevda ile
    öğrenmişti yeniden. Sevdiğiyle sadece aynı mekanlarda
    olabilmenin bile ne büyük bir mutluluk olduğunu, onun
    sadece telefondan duyulan sesinin bile tüm gökyüzünü maviye çevirebileceğini, karanlıkları aydınlatabileceğini bu sevda ile
    yaşamıştı. Ve aşkın insana çılgınlıklar yaptırabileceğini yeniden
    ta kanında hissediyordu.

    Aşık olduğu kadınla olan en kısa ayrılıklar bile ona dayanılmaz
    geliyordu. Şimdi o yine uzaklardaydı. Ve ona olan hasreti
    aralarındaki mesafeler artıkça artıyordu. Üstelik günlerdir
    ondan haber alamamak kendisini deli ediyordu. Ona merhaba
    diyebilmek, bir tek sözcük de olsa sesini duyabilmek için her yolu deniyordu. Ama tüm çabaları sonuçsuz kalıyordu. Gece gündüz,
    her an onu düşünüp ona ulaşamamak, korkunç bir ızdıraptı. Kahrolmaktan başka hiçbir şey gelmiyordu, elinden. Bu griler grisi,
    mavi yoksunu gökyüzünün altında çıldırasıya özlüyordu o kadını,
    onun gözlerini, gözlerinin rengini, gülüşünü.

    Ayrılık acısıydı bu, kolay değildi üstesinden gelmek.
    Haykırsaydı sevgisini pencerelerden, bağırsaydı adını sokalara,
    diner miydi acıları? Yılın son günde yağan karın beyazına dökseydi karanlıklarını, aydınlanır mıydı içi? Batmakta olan güneşin
    kızıllığına, sütmavisi kesilen gökyüzüne çizseydi aşkını, azalır mıydı o kadına olan özlemi? Kalemini kanına batırıp ak kağıtlara yazsa
    bu aşkı, biter miydi hasret?

    Bu son ayrılık, onu genç kadına olan sevgisini sorgulamaya zorluyordu. Aklı, bu sevdanın, hiçbir gerçekliğinin ve geleceğinin olmadığını
    söylüyor; kendisi için hiçbir şey ifade etmediğin, senin sevdana gereksinimi olmayan o kadını neden seviyorsun? diye soruyordu.
    O ve kalbi akılına karşı inatla direniyorlardı. "Evet, değer", diyordu, "yüz kere, bin kere değer!". Çünkü o kadın yaşamından çıktığında
    kendisini tekrar ölü hayatların, mavisi ve güneşi olmayan
    günlerin beklediğini biliyordu. "Değer" diyordu, "herşeye değer!
    Uğruna ölmeye, çılgınlıklar yapmaya, deli divane olmaya, Kerem gibi yanmaya değer!"

    Niçin mi? Sadece o kadını görebilmek için, sadece sesini duyabilmek
    için, sadece güzel gözlerine bakabilmek için, o sıcak, o çocuksu gülüşünü yaşayabilmek için. Onu görünce heycanlanmak, onunla konuşurken toy bir delikanlı gibi ne söyleyeceğini, ne diyeceğini şaşırmak için. Onunla birlikteyken, onu düşünürken tüm dünyayı, tüm kaygıları unutabilmek için.

    Tektaraflı sevdaların seveni acılara boğabileceğini ta başından
    biliyordu ve o acıları ak kağıtlara dökerek, şiirleştirip, öyküleştirerek yenebileceğini düşünmüştü. Ama bunun olanaksız olduğunu kısa
    zamanda anlamıştı: Gerçek aşk kendini yazdırmıyor, kağıda dökülemiyordu. Ve o aşka tutsak, aşık olduğu kadın ona yasak olsa
    da, aşka ihanet etmemek için; insanı insan yapan o yüce duygudan
    yana olmak için; belki de sadece "onu seviyorum, o halde
    yaşıyorum!", diyebilmek için, sonuna kadar direnecekti.


  9. 2007-02-08 #59


    ÇEK GİT YOLUNA!!!!

    Yağma be yağmur.
    İçim üşüyor. Islatma toprakları. Attığım her adım daha da ağırlaşıyor. Kokun sinmesin çiçeklere. Çoktan unuttum içime derin bir nefes çekmeyi. Çoktan unuttum ardından görünen gökkuşağının renklerini. Serinletmeye çalışma boşuna içimi. İstesen de beceremezsin yorulma boşuna.
    Yağma yağmur. Çek git yoluna.

    Esme be rüzgar.
    Uğulduyor kulaklarım. Takatim yok itme beni. Titriyor bacaklarım. Bilmem hangi melodidir fısıldadığın. Duymuyorum. Uzun zaman oldu işitmiyorum hiçbir sesi. Çek elini eteğini dalların üzerinden. Eğme boynunu. Koparma yapraklarını. Bırak her biten ot her yeşeren yaprak yerinde güzel. Çalma! Yerinden yurdundan etme hiç birini. Kimseler yok işte sokaklarda. Issız her yer senin şansına
    Esme rüzgar. Çek git yoluna.

    Geçme be zaman.
    Sabrım bitiyor. Dur olduğun yerde. Her şey uzaklaşıyor. Unutturma bana çektiklerimi. Unutturma özlemiyle divane ettiklerini. Alışmaya çalışmadım hiç. Vazgeçmeye çalışmadım. Henüz çok taze yaram. Bırak kanasın. Bir gün dönmez biliyorum. Bekletme boşuna.
    Geçme zaman. Çek git yoluna.

    Akma be gözyaşım.
    Yüreğim yanıyor. Değmez bir vefasız için heder olmana. Eğer gözyaşım fayda etseydi ona gider miydi ardına bile bakmadan uzaklara. Kıyamadığı kopamadığı onsuz yapamadığıydım hani? Yazık. Ne boş sevmişim meğer. Ne boş yanmışım. Sanma bu benim ilk aldanışım.
    Akma gözyaşım.Çek git yoluna...


  10. 2007-02-10 #60
    AŞK çeşitleri..sizinki hangisi?




    Senaryo-1 : Yıldırım aşkı
    Bir yerde göz göze gelirsiniz ve küt diye her iki taraf da birbirine deli
    gibi aşık olur. Birbirinizi hiç tanımıyorsunuzdur. Hemen gidip
    tanışırsınız. Bundan sonra artık hep nasıl beraber oluruz diye
    düşünürsünüz. İki tarafta gece gündüz birbirini düşünür. Onunla yatılır,
    onunla kalkılır. ( bu tam senaryo oldu doğrusu. Benim favori senaryom).


    Senaryo-2 : Tek taraflı aşk
    Bir taraf bir tarafa önce aşık olur. Gece gündüz onu düşünür ve karşı
    tarafı kendisine aşık etmek için elinden geleni yapar. Taklalar atar,
    espriler yapar, çiçekler ve hediyeler alır. Karşı taraf sonunda kendisine
    aşık olan birisi olduğunun farkına varır ve de bari aşık olayım ben de
    diyerek o da aşık olur. Ya da cevap alamaz ve karşı taraf aşkından
    mahvolur ve bir müddet geçtikten sonra aşkına cevap alamayan aşık olacak
    başka birilerini bulur.
    (ühühühühüüüüüüüüüüüü)


    Senaryo-3 : Yavaş yavaş aşk
    Ya da arkadaşsınızdır. Uzunca bir süre farkında değilsinizdir
    birbirinizden. Hatta okul arkadaşı olun, ya da iş arkadaşı. Millet evlenme
    yaşına gelmiştir, etrafınızdakiler yavaş yavaş evlenmeye başlamıştır. Bu
    durumda ne yapılır? Etrafta aşık olunacak birileri aranır. Ve tabi ki
    kendimize en yakın olabilen birilerine aşık olunur. Evlenilir, çoluk
    çocuğa karışılır. Ya da uzun bir süre arkadaşlık edilir. Sonun da yine ya
    birleşilir ya da ayrılınır.(ben bunu emin olun bir çırpıda okudum.ve bi
    daha okumadım hiiiiii)


    Senaryo-4 : Aşk çocukları
    İnsanlar vardır kime aşık olsam diye dolanırlar etrafta, kendilerine biraz
    gülümseyen birilerine hemen aşık olurlar. Boş kaldıkları bir durumda sizle
    tanışırlar. Siz de azıcık ilgi gösterdiyseniz yandınız demektir. Aşkın
    uzmanıdırlar, sizi bile aşık olduğunuza inandırırlar. (bilmiyoomm)


    Senaryo-5 : Şefkat aşkı
    Bunalımlı bir anımızdır. İşte, evde, arkadaşlarla, kısaca herkeslerle
    gerginizdir. Hayata küsme aşamasındayızdır. Tam bu sırada bize biraz daha
    fazla ilgi gösteren, bizi teselli eden, bize yumuşak davranan birine
    duyduğumuz şefkat midir aşk? (yok valla sadece şefkatdirrrrr)


    Senaryo-6 : Medya aşkı
    Bazen de hiç tanımadığımız, medyada ki birilerine aşık oluruz. Tarkan
    parçala beni, Hülya ölürüm senin için gibi. Jiletler havada uçuşur,
    posterleri duvarlarımızı süsler. (cıkk yok öyle saçma aşk benim kalbimde
    aaaa)


    Senaryo-7 : Mecburiyet aşkı
    Fabrikatörün biricik oğlunun holding sahibinin biricik kızıyla büyük aşk
    yaşaması ve sonucunda da evlenmeleri sonucunda aşk neden olmasın. Sanki
    birbirleri .için yaratılmışlardır.(heeeee)


    Senaryo-8 : Sınıf farklılıklarından doğan aşklar da az değildir. Daha çok
    filimler de olsa da gerçek hayatta da yaşanılanları muhakkak ki vardır.
    Zengin kadın şoförüne, patron sekreterine, evin erkeği evin işlerine
    yardım edene, evin hanımı bahçıvana, köyün ağası bir köylü kıza (kadınla
    erkekler yer değiştirebilirler tabi ki) gibi. (oluyooooorr günümüzdedee
    öğretmen memur v.s. v.s. isteriz isterizz diyorlarrrv.s. )


    Senaryo-9 : Az daha unutuyorduk, bir de chat aşkları vardır. Hiç
    görmediğiniz ama gece gündüz chat leştiğiniz. Başka başka şehirler de
    hatta memleketlerde de olabilirsiniz. Sınır tanımayan bir aşk türüdür.
    Sıkılana kadar devam eder, ayrılınca da fazla üzmez. Nasılsa birbirinizi
    görmemişsinizdir bile. Ve de icq da msn de bir sürü aşık olunacak arkadaş
    sizi bekliyordur. (no commenntttttt )


  11. 2007-02-10 #61
    Aşk Pınarı



    Eğer aşka bir ceza verebilseydim
    benim gibi onunda sevmesini isterdim
    meçhulden gelmişim meçhule giderim ömür denen şu yoldan
    susadım su içitim yürek kansın diye yoldaki bir pınardan
    aşk pınarıymış bu içmesen anarsın
    içsen benim gibi aşk diye yanarsın ne ilk içen bendim
    ne son geçen bu yoldan dertler başladı aşk pınarından
    şimdi arıyorum aşksız günlerimi meğer zehirlemişim
    kendi kendimi aşk pınarı değil dert pınarıymış bu kaybettim yarınımın ümitlerini ümitlerini
    sevmemek elde değil zamanı belli değil
    bir canım var yaşarım bende değil
    gönlümde seffalet aşkla başladı
    isyan etti bana tüm duygularım
    her yudum bir zehir her nefes bir alev
    her ahımda kaldı arzularım ah edişte kaldı duygularım


  12. 2007-02-12 #62
    Bana inat olsun diye arkadaşlarımdan birine çıkma teklif etmişti. Aylardan sonra beni bir cafeye davet ettiğinde her şeyden habersiz barışmak için çağırdığını düşünerek gittim. Saatler boyu flörtünden bahsetti. Sahte gülümsemeler takılıyor, gözümün önüne düşen göz yaşlarımı engellemeye çalışıyordum. Artık gücüm tükenmişti. Hızla ayağa kalktım. O da hızla kalktı, kolumu tuttu ve gitmeme izin vermedi. Beni deliler gibi sevdiğini söylediğinde etrafımdaki meraklı gözlere aldırmadan hıçkırıklarla ağlamaya başladım. En kısa zamanda diğer kıza her şeyi anlatıp ayrılacaktı.
    Bu olaydan sonra 2 hafta geçti. Beni hiç aramadı acaba o kızı mı tercih etmişti. Bir telefon kulübesinden onu aradım. Karşımdaki ses onun trafik kazası geçirdiğini yoğun bakımda olduğunu söylüyordu. Ona " senin için döktüğüm her damla gözyaşının cezasını umarım çekersin" demiştim. Ama böyle olsun istememiştim. Bu kez onu tamamen kaybetme korkusundan ağlıyordum. Ankara'^da bir hastanedeydi. Doktorlar yaşaması için şans vermiyordu. Cenaze işlemleri başlamıştı. Tabutuna konulacak yakaya takılacak fotoğraflar hazırlanmıştı. Eş dost hastane kapısında bekliyordu. Bu bekleyiş üç ayı tamamlamıştı. Doktorlar anneyi hastanın yaşam destek ünitelerinden çıkarılması için ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü onlara göre yaşasa bile eski sağlıklı günlerine dönemeyecekti. Anne kararlıydı son nefesine kadar yanında olacaktı. Günlerce yanından ayrılmadan onunla konuştu. Ellerini tutmuş yine gelecekten söz ederken parmaklarını kıpırdatarak oğlunun tepki verdiğini fördü. Sevinçten hastane koridorlarında kahkahalar atıyordu. Doktorların " Olmaz" dediğini ana-oğul başarmıştı.
    2 yıl olmuştu onu bu süre içerisinde hiç görmemiştim. Bu süre içerisinde onu hiç görmemiştim. Şimdi karşımdaydı, çok değişmişti. Bazı zamanlar beni çileden çıkartıyordu, ona katlanamıyordum. Psikolojik tedavi görüyordu. Yine bir ayrılık zamanıydı telefonda evlenme teklifinde bulunduğunda ciddiye almamıştım. Israrla kendisini görmeye gelmemi istiyordu, yine bir ameliyat geçirmişti. Ziyarete gittiğimde evlenme teklifini yineledi. Hayatımızın 3 yılını bu kaza yüzünden kaybetmiştik. Artık başka vakit kaybetmenin bir anlamı yoktu.

    Rüya gibi bir düğünle hayatımızı birleştirdik. Tabuta konması için hazırlanan fotoğrafı duvara astık. Ona her baktığımızda küçük kızımıza ve hayata sımsıkı sarılarak bize verdiği mutluluk için Allah'a şükrediyoruz. Tüm mutluluklar sevenlerin olsun...



  13. 2007-02-12 #63
    Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır..

    Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır.' Ve her kalp yaşadığı aşk kadar şekillenir. İnsanları ikiye ayırmak adettendir. Çünkü anlamanın yolu ayırmaktan geçer. Bütün eşya birlikten yana koyarsa hükmünü kimin kim olduğu muamma olur diye; çeşitten yanadır dünyanın günü. Bunca çeşit arasında ayırmalıdır o vakit birbirine uyanlar ile uymayanları. Akıllılar ve aklı kıt olanlara diye önce. Güzeller ve çirkinler diye sonra. Padişahlar ve cariyeler diye. Daire tamamlanır gibi olduğunda her işin hem başı hem sonu olarak; aşka gücü yetenler ve aşka gücü yetmeyenler diye latif bir çizgi çizilmelidir kul ile kul arasına ve dahi kul ile eşya arasına.

    Söz işte burada çatallanır. Kainatın dili aşktan yana söyleyip durduysa ve alemlerin Rabbi bunca güzelliği sadece Muhammed'in aşkına "ol" kıldıysa her kul bilemese de gönlünün çapını kendini aşka gücü yetenlerden sayar. Herkesin aşkı kendinedir taşıyabildiği kadar. Kolayından taşınabilseydi her aşk her sevda, sözün hükmü uçurur muydu gücünü yedi iklimden öte.

    Her aşk önce gözde başlasa da bilinçtir aşkı güzelleştirip değiştiren. Evet sahibinde saklı her aşk değiştirir her şeyi. Önce sahibini değiştirir. Sonra sahibinin gözünden bütün dünyayı. Kim ki aşık bir yüze düşürür kendini, kendinden önce keşfeder kendini. Çünkü aşığın aynası billurdandır. Hataların, günahların yok olduğu bilurdan. Güzelliğin katmerleşip merhametin engin deniz hükmünde dalgalandığı.

    Her aşk önce gözde başlasa da bilinçtir aşkı güzelleştirip değiştiren. Evet sahibinde saklı her aşk değiştirir her şeyi. Önce bir güzelin resmi düşer bilincin sudan berrak yüzüne. O resim değiştirir idrakin her türlü kıvrımını. O resimden önce ve o resimden sonra diye ikiye ayrılır hayat hiç birleşmemecesine.

    Ben bilinç dedikçe siz yaban düşürseniz söze. Olsun. Bu hikayenin güftesi bilince düşmüş olsun yürekten evvel. Hapseden ve dahi hıfz eden bilinçtir. Onun içindir ki, aşkın tamama ermesi bilincin yitmesiyledir.

    Öylesine yaşanmış aşklar vardır ki yakıp yıktığı gönüllerin harabesinden her çağda yeni çıralar tutuşturur. Hayatın bir geleneği vardır. Bunca değişmedeyse de her şey biz biz olduğumuzu nereden anlayacağız diye telaşa düşmüşken, duyguların hiç değişmeyen yüzü geçip çağdan çağa bulur bizi. Duygularda devam eder hayatın geleneği.

    Yaşayan insan kadar yaşanılmış aşk yoksa da; aşka düşen her sevdalı kendi yangının ilk bilir. Yaşarken yaşayanlar ilk bilir de onca aşkın satır aralarından tanığı olan okuyucu, onca aşkı nasıl yerleştirir hafıza bohçasına? Şurada ben aşıkken okuduklarım. İçindeyim her satırın. Ve kahramanıyım her duygunun. Yaşanılanların aktarıcısı değil harfler. Benden bana giden yol. Ben olmasam o satırlardaki aşk ta yok. Leyla ile Mecnun yok. Arzu ile Kamber yok. Kerem ile Aslı yok. Hüsrev ile Şirin hiç yok. Hiç yok diye bunca keskin ise vurgu, hiçlikten varlık bulacak yüzlerce yıl öncesinin aşkı. Sen varsın ve ey okuyucu oradasın. Öyleyse yeniden şekillenir bütün geçmiş zaman aşkları.


  14. 2007-02-13 #64
    AŞKIN SONUNDA NE OLACAK... gercekten aşıksan ve ansızın ayrılırsan bak ne olacak?


    Askın sonunda ne olacak?

    tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak...
    evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
    sokağa fırlayacaksın...
    sokaklar da dar gelecek...
    tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
    ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
    kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
    küçüleceksin...

    birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
    "önemli olan sağlık."
    "yaşamak güzel."
    "boş ver, her şey unutulur.
    sen hiçbirini duymayacaksın...
    gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
    ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
    isteyecek kadar çok seveceksin...

    hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
    "ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
    kaldırıp "ne dedin?" diye sormayacaksın...
    yalnız kalmak isteyeceksin...
    hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...

    ikisi de yetmeyecek...
    geçmişi düşüneceksin...
    neredeyse dakika dakika...

    ama kötüleri atlayarak...
    onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
    gittiğin yerlere gitmek...
    bu sana hiç iyi gelmeyecek...

    ama bile bile yapacaksın...
    biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın...
    aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin...

    hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin...
    aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
    herkesi ona benzetip...
    kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
    hiçbir şey oyalamayacak seni...
    ilaçlara sığınacaksın...
    birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan...

    sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
    bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
    boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
    uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
    sabahı iple çekeceksin...
    bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
    ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
    ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
    belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak
    isteyeceksin...
    nafile...

    düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
    rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
    her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin...
    telefonun çalmasını bekleyeceksin...
    aramayacağını bile bile...
    her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
    ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...

    yüreğin burkulacak...
    canın yanacak...
    bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
    hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
    onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
    defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
    edeceksin...

    yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
    onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...

    ama bir umut...
    onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
    bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
    gel gitler içinde yaşayacaksın...
    buna yaşamak denirse...

    razi misin butun bunlara...?
    hazirmisin sonunda ölup ölup dirilmeye...?
    o halde asik olabilirsin...


  15. 2007-02-14 #65
    Yıllar önce bir kış sabahı rastlamıştım sana. Hatırla!

    Kaçmıştım; hayatıma girmek isteyen adımlarından yada korkmuştum ne bileyim.

    Yıllar sonra soğuk ve uyuşturucu bir kış sabahındayım. Yanımda yoksun.

    Kahvem mis gibi kokusunu odayla cömertçe paylaşıyor, ya sen, sen koklamaya doyamadığım kokunu kiminle paylaşıyorsun? Kimse sen gibi bakmıyor gözlerimin içine ve kimse sen kadar sinirlenmiyor bana. Aslına bakarsan ben de kimseye bakamıyorum sana baktığım gibi, kimseyi kıskanmıyorum, kimseyi merak etmiyorum, kimseyle görüşmüyorum nedense! Oysa aynı dili konuşamazdık seninle, oysa asgari müşterekler de bile anlaşamadığımızı düşünürdük.
    Yıllar önce, o kış sabahı...
    Çiçek filizlerinden medet umduğum bu yıllara taşınırken bedenim, yüreğim bir sonraki yılllara geçemedi. Yerimde saydım, saydıkça sinirlendim!
    Yüzünün karşısında duramadım öfkeli bir ifadeyle, sözünün karşısına dikilemedim zehirli sözlerle, yüreğini yoklamadım hiç!
    Sen gittin!
    Yıllar önce, o kış sabahı...
    Sahne sahne, şerit şerit aktın her gece yastığıma. Dinlediğim şarkılar sözünden, yüzünden ve hüznünden bir parçayı getirdi gözlerimin önüne. Ağlamadan konuştum içimdeki yangınla. Ne zaman söneceksin? diye ve hep aynı cevabı aldım: Hiç bir zaman!
    Şimdi yıllar sonra bir kış sabahı...
    Korkuyorum mutlâklığından.
    Korkuyorum özlemlerimden.
    KORKUYORUM SENDEN!
    Aynı dili konuşsaydık ne olurdu acaba?


  16. 2007-02-14 #66
    AŞKIN MEVSİMLERİ

    Her ilişki bir bahçeye benzer. Eğer yeşerip gelişmesi isteniyorsa, düzenli olarak su verilmelidir. Beklenmedik hava değişiklikleri kadar mevsimleri de dikkate alarak özel bakım gösterilmelidir. Yeni tohumlar ekilmeli ve yabani otlar ayıklanmalıdır. Tıpkı bunun gibi, aşkın büyüsünü canlı tutmak için de, mevsimlerini anlamalı ve aşkın kendine özgü ihtiyaçlarını doyurmalıyız.

    Aşkın İLKBAHAR'ı

    Aşık olmak, ilkbahar gibidir. Sonsuza dek mutlu olacakmışız gibi bir duyguya kapılırız. Eşimizi sevmemek aklımızın ucundan bile geçmez. Bu bir saflık dönemidir. Aşk ölümsüz gibi görülür. Her şeyin kusursuz sanıldığı ve tıkır tıkır işlediği büyülü bir dönemdir bu. Eşimiz tıpatıp bize uygun görünür. Hiç çaba harcamaksızın, uyum içinde dans ederiz ve şansımızın yüzümüze gülmesinin tadını çıkarırız.

    Aşkın YAZ'ı

    Aşkımızın yaz mevsimi boyunca eşimizin sandığımız kadar kusursuz olmadığını ve ilişkimiz üzerinde çalışmamız gerektiğni anlarız. Eşimiz sadece başka gezegenden gelmiş olmakla kalmaz; hata yapan, bazı bakımlardan aksayan bir insan olarak da karşımıza çıkar. Sürtüşmeler ve düşkırıklıkları belirmeye başlar; yabani otların kökünden sökülmesi ve yakıcı güneş altındaki bitkilerin fazladan sulanması gerekir. Artık aşkı vermek de, gereksindiğimiz aşkı almak da, o kadar kolay değildir. Her zaman mutlu ve sevgi dolu olmadığımızı görüp anlarız. Bizim aşk konusunda düşlediğimiz tablo değildir bu. Birçok çift, bu noktaya geldiğinde düş kırıklığına uğrar. Bir ilişki üzerinde çalışmak istemezler. Hiç de gerçekçi olmayan bir tutumla, hep ilkbahar olmasını beklerler. Eşlerini suçlarlar ve pes ederler. Aşkın herzaman kolay olmadığını, ara sıra sıkı bir çalışma ve sıcak bir güneş istediği gerçeğini görmezler. Aşkın yaz mevsiminde, kendi sevgi ihtiyacımızı olduğu kadar eşimizin ihtiyaçlarını da doyurmamız gerekir. Bunlar kendiliğinden gerçekleşmez.

    Aşkın SONBAHAR'ı

    Yaz mevsimi boyunca bahçemize iyi baktıysak, bu sıkıcı çalışmanın sonucu olarak hasadımızı alırız. Güz mevsimi gelmiştir. Bu altın bir çağdır, zengin ve doyurucu. Gerek kendimizin, gerekse eşimizin kusurlarını kabullenen ve anlayışla karşılayan daha olgun bir aşktır yaşadığımız. Bir şükran ve paylaşma zamanıdır bu. Yaz boyu sıkı çalıştığımız için, şimdi dinlenebilir ve yarattığımız aşkın tadını çıkarabiliriz.

    Aşkın KIŞ'ı

    Sonra hava yeniden değişir ve kış bastırır. Kışın o soğuk, verimsiz ayları boyunca doğa kendini tümüyle içine çeker, kapanır.B u bir dinlenme, düşünme ve yenilenme zamanıdır. İlişkilerde de çözümlenmemiş acılarımızla veya gölge benliğimizle yüzleşme zamanıdır. Kapağımızın açılıp acı dolu duygularımızın ortaya döküldüğü zamandır. Aşk ve doyum için eşimizden çok, kendimize bakmaya gereksinme duyduğumuz, kendi kendine gelişim zamanıdır. Yaraların iyileşmesi, acıların dindirilmesi zamanıdır. Erkeklerin mağaralarına çekilip kışladıkları ve kadınların kuyularının dibine indikleri zamandır bu.


  17. 2007-02-17 #67
    Aşkın Hikayesi



    Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
    Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

    Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.
    Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
    Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.
    Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.
    Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
    Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!",
    Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.
    Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim."
    Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
    Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış.
    Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
    Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
    Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş:
    "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş.
    "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.
    Bilgi gülümsemiş:

    "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…"


  18. 2007-02-17 #68
    Aşkta
    Denklemler,
    Bilmem kaç bilinmeyenli!
    Bilinenler bir yana,
    bilinmeyenler bir yana.

    Hep ihtimal
    Ve olasılıklarla başlar
    Ya yanlış anladıysam!
    Ya reddederse!
    Bana mıydı o tebessümler…

    İçimizde tereddüt!
    Çözüm?
    Hemen içler dışlar çarpımı:
    Yanan yürekler, titreyen dizler
    Yüzümüzde tebessüm,gülen gözler

    Eğer, büyütmek istiyorsan aşkı
    Çarpmalısın,
    Yüreğinle defalarca…
    Toplamalısın
    Koyup yürekleri yan yana.

    Bölmeli;
    Yüceltmelisin
    Sevgiyi kulelerce…
    Çoğaltmalı, toplamalısın
    Koymalısın üstüne, üstüne.

    Duvarları düzgün örülmeli
    Temel den sağlam olmalı aşk.
    Hani gönye nerede?
    Gönyesi sadakat
    Dikmek istiyorsan Taç mahal.

    Pay, payda, kümeler…
    Eksileri unutmamak gerek
    Çıkaracaksın bencilliği hayatından
    Atacaksın riyaları kör kuyulara.
    Hüzünler, ayrılıklar boş küme.

    Pergelsiz
    Düzgün bir daire çizmek kadar
    Zor aşk.
    Pergelle
    Daire çizmek kadar kolay
    Seviyorum demek, oysa.

    Mutluluk ise sarmal
    Eksenimde sen,
    Ben etrafında çember
    Çember daraldıkça yoğunlaşırmış mutluluk
    Daralsam, daralsam…
    Yarı çap sıfır olana kadar.

  19. 2007-02-17 #69


  20. 2007-02-18 #70
    Aşk Duası
    Rabbim
    Bir insan koy kalbime
    Ama o insan senin de
    sevdigin olsun


    Ve bana öyle bir insan sevdir ki
    O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
    Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
    Onunla bulusmus olan sen olasin


    Onunla el ele tutustugumuzda
    Ikimizin uzerinde Senin elin olsun


    Bana öyle gözler göster ki
    Ben o gözlerden sana bakayim
    Bana öyle bir sevgili ver ki
    O gözler cennete acilan iki pencere olsun


    Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
    Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim


    Oyle bir sevgili verki bana
    Ona sarildigimda kainat bize baksin
    Birbirine sarilsin
    Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
    Bize bakip seytan Adem'e secde etsin
    Günah sevap ugruna kendini feda etsin
    Olüler birer birer uyansin sevgimizle


    Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
    Sevgimizde Muhammed sevilsin
    Oyle sevelimki birbirimizi
    Hz. Hatice göklerden bize seslensin
    Ve desin ki;


    "Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde... bizde onlardayiz.
    Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
    Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..

    ALLAHIM SEN BİZİ AFFET!NOLUR AFFET!NOLUR....

  21. 2007-02-18 #71
    Aşk Dedikleri
    Aşk: en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o,adı kendisidir zaten.Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur.''Aşık oldum'' dediğiniz an akan sular durur,küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar.Çünkü aşkın dili tektir.Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.Nedir bu aşk denilen şey?Elle tutulmaz,gözle görülmezbir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler?Aşk,hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir,bu yüzdende kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir.Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrınıda çözerdik herhalde.Ama o zamanda aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.Aşk hayata ve zamana karşı işlenen en büyük suç ortaklığıdır,aşk hayatın bütün tek düzeliğine,bütün sıradanlığına en soylu baş kaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak,yargılamak,karala! mak da aşka yakışmaz.Bu önce haksızlık kendinize saygısızlık olur.İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını karşılık görmesede,acı çekeceğini hissetsede,yarın terk edileceğini bilsede,ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından.''SENİ SEVİYORUM'' diyebilmeligöğsünü gere gere.Aşk işte o zaman aşktır.Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur,zaten aşkın kendisi doğrudur.Kime karşı duyuluyorsa bu aşk,doğru insanda işte odur.Aşkın zamanı yoktur hep hazırlıksız yakalar insanı.Evli olmanız,sevgilinizin olması,bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız,bağlılıktan korkmanız,ailenizden çekinmeniz,hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiçmi hiç umrunda değildir.İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelme yürekliliğidir,belkide yeni hayata geçebilme yoludur...Aşkın ne zaman geleceği belli olmadığı gibi,ne zaman gideceğide hiç belli değildir.Fazla vakti yoktur onun,uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülüde yoktur.Bir başka göze bakmaya bir başka tene dokunmaya baş!
    laması okadar da zor değildir... Aşktan değil onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyormusunuz hayat zaten kocaman bir yalan.Bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK lütfen ona haksızlık etmeyin.Aşkına,sana aşık olana sahip çok ve onu kaybetme.''SENİ SEVİYORUM'' demek için geç kalma! Sevgiyle kal...


  22. 2007-02-18 #72
    Aşkını Beklemenin Adı:Kardelen

    KARDELEN ÇİÇEĞİ VE HERCAİ

    Bir masala göre birbirini seven iki çiçek varmış. Bunlardan biri baharda açan diğer çiçeklerden sevdiğini çok kıskanıyormuş. Bu yüzden gelecek sene diğer çiçekler açmadan buluşmayı teklif etmiş sevdiğine. Baharda binlerce çiçeğin içinde açmak ve kalabalığın içinde kaybolmak yerine kışın dondurucu soğuğunda açarak, canından çok sevdiği aşkını daha fazla görmeyi hayal etmiş. Hiç kimsenin açmaya cesaret edemediği, kışın dondurucu soğuğunda açmak için sözleşmişler.

    Derken kış gelmiş. Sevdiğine kavuşma hayalleri ile yerinde duramayan çiçek, karların bir yorgan gibi kapladığı toprağı delerek yeryüzüne çıkmış.
    Bembeyaz karlar içinde sevdiğini aramış, aramış… Ama bulamamış. Ümidini yitiren çiçek bir süre sonra üzüntüsünden boynunu eğmiş ve soğuğun şiddetine daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetmiş.

    İşte o günden sonra aşkı için kışın dondurucu soğuğuna bile aldırmadan karların içinde açan çiçeğe; kardelen ve ona sadık kalmayıp, gelmeyen sevgiliye de hercai adı verilmiş.

    Rengi ve görünüşü ile kardelen çiçeği , her zaman aşkın saflığını, temizliği ve sevgiyi sembolize etmiştir.


  23. 2007-02-19 #73
    AŞK

    aşk,iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktır. Beklentidir.

    Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkını teslim etmektir.

    Aşk,bir saygıdır, zaaflarınız olduğunu ortaya çıkarır. Kabullenmektir

    Aşk, saçlarda başlayıp topuklarda biten bir gezintidir. Keşiftir.

    Aşk, Sevişelim demeden sevişmek, yanindakinin ne istedigini bilmektir.Anlaşmaktır.

    Aşk, bağlandıgını sandığında, karşındakine hayır deme şansını tanımaktır.

    Aşk,inceliktir, korumaktır. Sorumluluktur.

    Aşk, ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya dönüştürmektir..Mizahtır.

    Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafını duymaktır.Şehvettir.

    Aşk, evinizdeki her seyin yerinin değiştirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir.

    Aşk, sevgilinizin ne olduğunu bütün çıplaklıgıyla görmektir.Gerçektir.

    Aşk, saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaktır. Neşedir.

    Aşk, sizi kucaklayan kolların, gittikçe daha çok sarılmasıdır.Mutluluktur.

    Aşk, tanıdıgınızı zannettiginiz insanın yeni yanlarını keşfetmektir. Tazeliktir.

    Aşk, uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır. Düşlerin gerçek olmasıdır.

    Aşk, kocaman yatagın üçte birine sıkışmaktır. Yakınlıktır.

    Aşk, evin anahtarıdan anahtarcıda bir kopya daha yaptırmaktır. Güvendir.

    Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karşilaşacağını bilmektir.Kaderdir.

    Aşk, gerindiginde sızlayan vücut lafının anlamını bilmektir. Derstir.

    Aşk, ecza dolabını açtıgında, dişmacunu kapagını kapatılmamış bulmaktır. Uyumdur.

    Aşk, pencereden dısarıya baktıgında kiminle olduğunu hatırlamaktır. Düsüncedir.

    Aşk, asla anlatılmayacak hikayelerdir. Özeldir.

    Aşk, cennetle cehennem arası işleyen trende bir mevsimlik bilettir.

    Aşk, iki yalnızlığın birbirine dokunması, birbirini koruması ve sela
    mlamasıdır.

    Güncelleme : 2007-02-19
  24. 2007-02-20 #74
    Aşka ve Sevgiye Dair

    Aşk ikidir sevgi bir;
    Aşk yalan,sevgi gerçektir.
    Aşk sudur,sevgi susuzluk.
    Bu yüzden sevgi hasrettir,
    Özlemektir,beklemektir.
    Asıl maharet:
    Susuzken suyu içmek değil
    Karşısına geçip seyretmektir.
    Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak;
    Aşk açmaktır,sevgi katlamak.
    Sevgi saklamaktır
    Yüreğini,gözlerini
    Ve de ellerini saklamak
    Bahar geldiğinde…
    Bir çiçeğe,yeşile,çimene
    Aşık olamazsın ama seversin.
    Arkadaşına aşık olamazsın
    Ama seversin.
    Toprağa fidanı aşkla değil
    Sevgiyle dikersin.
    Sevgi için ölünür,aşk öldürür.
    Aşk kıskançtır,nankördür
    Sevgiyi öldürür.
    Aşk Kabil'dir,sevgi Habil.
    Aşkla sevgi aslında kardeştir
    Babaları insandır,Adem'dir
    Aşk için şiirler yazarsın,
    Şarkılar yaparsın;
    Sevgiyi anlatamazsın.
    Çünkü yüreğine sığdıramazsın.
    Kalbini aşka kapatabilirsin
    Ama sevgiye kapatamazsın
    Sevgi gizli,aşk aşikardır.
    Yüz vermeyince unutursun
    Sen aşığım diye daha kendini kandır.
    Dedim ya sevgi gerçek,aşk yalandır.
    Dahası da var:
    Aşkın gözü kördür,
    Fazla naz aşık usandırır;
    Aşk oyun,aşık oyuncaktır.
    Sevgi ise yaşamdır,hakikattir.
    Aşk aceledir,
    Sevgi usul usul sabırlıdır.
    Acele işe hem şeytan karışır.
    Aşk ateşlidir
    Çünkü hastalıklıdır.
    Sevgi ılıktır
    Çünkü sağlıklıdır.
    Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir
    Aşka ve sevgiye dair…


  25. 2007-02-24 #75
    Hala Asksin Sen.. Ama Sadece Sarkilarda..
    Sirilsiklam bir ozlemdi gozlerimden akan.. Damla damla bir umitle icimde oyalanan.. Dokunmanin coskusuyla tasti bosaldi birden.. Saklanamaz bir caglayisla kurtuldu esaretten.. Evet sendin beklenen.. Evet sendin istenen.. Eksikligi gozlenen.. Yoklugunda ozlenen..
    Asabiydim ondandi... Hep mutsuzdum ondandi.. Yillar yili saklandim. Gozyasiyla kutlandim..
    Gidisinde cok ani oldu ya gelisin gibi.. Isin dogrusu varligina alismaktan daha zor oldu yokluguna alismak. Alistim mi bilmiyorum.. Ama mecbur oldugumu biliyorum.. Bosver cockusuda cok guzeldi varliginin. Yoklugunun acisi da hic fena degil hani..
    Soranlara neden boyleyim bilmedigimi soyledim.. Yalandi bu sensizlikti keyifsizlik sebebim.. Gelisinle eksik parcam bir anda tamamlandi.. Sende gordum ya o an sevincten nasilda aglandi.. Evet sendin beklenen.. Evet sendin istenen.. Eksikligi gozlenen.. Yoklugunda ozlenen.....

  26. 2007-02-25 #76
    .aşk-i Kiyamet...



    (Sen) Olmasan Da (Sen)siz Olmuyor...''

    ayyuka çıktı içimdeki parçalanmışlıklar,
    ismi konulmamış ezgilerle çağırırken yarımı…
    bir yağmur damlası var kaderimde,
    ya da belki de bir başkaldırı...
    süzülüyor içimden kaybedilmiş vaktimin ılık kanı…
    kitabımın ortalanmamış noktasına çakıyor kelamlarını…
    tadıyorum hala ağzımda adı:
    ''acı''…

    bir kelime türetsem gizlice;
    dokunamasa kimse mesela;ufkunda aralamasa…
    başucundan ayakucuna kadar tazelik solusa…
    yeni bir (ses)te yeniden doğsam ve büyüsem…
    yağmalanmamış bir göğün yanıbaşında…
    adımlanmamış ıslak bir şehrin bakir toprağında…
    ve o çok sevdiğim şarkıların nakaratları boyunca…

    hep o sona yaşanıyor ya nefesler…
    (git)mekten bir ayak önceki (kal)maya…
    yavaş yavaş geçiyor gözlerimin renginden;
    ''kısa metrajlı filmi(m)''…
    talan edilmişliğimden,arta kalanıma…
    ince bir ''es'' dolanıyor parmak uçlarıma…
    yalan binbir kılığıyla dolaşıyor akıl sokaklarımda…
    gölgesi bir uçurumun boşluğuna düşüyor…
    uçurumun boşluğu ''adı(n)a''…

    kirpiklerimin kenarında asılı bırakılmış;bir gözyaşı ısıtıyorum avucumda…
    gecenin sürfilelerinden söküyorum şiirlerimi usulca…
    suçlu bir çocuk ağladı mı hiç omzunda…?
    bir şairin o en çok sevdiğin dizeleri ağzında:

    *…ben sevmeyi beceremedim
    belki de sevilmeyi
    benim sevmeye engel evcil acılarım vardı
    ben yağmur ağladım,bir şehre yağdı
    ben şehre ağladım,bir yağmur yağdı
    ben bir ağladım,şehre yağmur yağdı
    ben
    ''yağmur''
    ağladım…*

    saat sabahı vuramadı henüz daha…
    ve susamadı hiç satırlarım,beyhude bir beyitin kollarında…
    biliyorsun ya;
    üşümeyi sevdim senden sonra…
    ve alıştım artık bu evrenin yalnızlıklarına…

    bir kadın,''kendinden kaçak'' kelimeler fısıldıyor kulağıma…
    susuyor ve tükeniyor hecelerim sonunda…
    son bir yankıyla;

    ''(Sen) Olmasan Da (Sen)siz Olmuyor...


  27. 2007-02-26 #77
    HAYAL GÖZLÜM...
    Yine kendimle sonsuz bir savaşın içine girdim
    ßirkez daha aşka küskünlüğümü haykırmak istiorum
    Ama olmuyor...
    Olmuyor işte yapamıorum..
    Yine sensizliğe yenik düşüyorum...
    ßir yanım haykır diyor..ßir yanım unut...
    Aslında kendimde biliorum yine olmayacağını
    Yine boşuna haykırmak için güçsüz olduğumu...
    Ama deli yüreğime engel olamıorum işte...
    Yalnızlıkmıydı benim istediğim yoksa senmiydin??
    ßilemiorum...
    ßelkide benim için en iyisi yalnızlıktı..
    Hayır...Hayır..
    Tam olarak istediğim yalnızlıkta değil aslında
    €vet..€vet yalnızlık değil sensizlikti benim istediğim...
    Ama bir türlü olmadı işte...
    Ne yalnız kalabildim ne de sensiz...
    €n sonunda anladım;
    Hayal gözlüm sensiz olmaz...!!!


  28. 2007-03-02 #78
    AŞKA DAİR...!

    Neler söylenmedi ki, neler yazılmadı... Ne acılar yaşandı, gönüller kırıldı, acıyla sarsıldı yürekler, bazen yüreğinde duyduğu sevincin ağırlığını dahi taşıyamadı.. Ama herşeye rağmen aşk olgusu dimdik ayakta. Hiç bitmez tükenmez bir yaşam kaynağı. Peki ünlüler neler söyledi onun için...


    Balzac: İlk aşk aşı gibidir. İnsanın ikincide hastalanmasını önler...

    Rousseau: Aşk mektubuna başlarken ne söyleyeceğimizi bilemeyiz. Bitirirken de ne yazdığımızın farkında olmayız....

    Shakespeare: Sevgililerine aşklarını itiraf eden kadınlar, en az seven kadınlardır...

    Eflatun: Aşk, en tehlikeli bir ruh hastalığıdır....

    Aziz Nesin: Yenilen taraf aşık olur...

    Yakup Kadri: Hiçbir kadın yoktur ki " Seni Seviyorum " sözü karşısında hissiz kalsın...

    Katherine Hepburn : Aşkı bilenler normal kadınlardır...

    Oscar Wilde: Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar erkeklerin son aşkı olmasını ister...

    İngiliz Atasözü: Aşk için evlenen Istırapla yaşar....

    Kontes Nathalie: Aşk, bir kişinin yararına, iki kişinin ortaklığıdır...

    Paul Geraldy: Sevmek güzeldir. Bir daha sevmemek daha güzeldir...

    Marcel Proust: Aşık olmayanlar, mükemmel bir erkeğin sıradan bir kadın yüzünden niçin ızdırap çektiğini anlayamazlar...


  29. 2007-03-03 #79
    Aşk dedığın
    Aşk dediğin, gülü dikeniyle avuçlamaktır
    Aşk dediğin, sevdiğini adam gibi sevmektir
    Aşk dediğin, sevdiğini aldatan kalbe bir kurşun sıkmaktır
    Aşk dediğin geceleri sensiz uyuyamamaktır

    Aşk dediğin gülüm iki günlük heves değildir
    Aşk dediğin, bir ömür boyu sürer
    Aşk dediğin, sensizliğine dayanamamaktır
    Aşk dediğin, seni sensiz de yAşamaktır

    Aşk dediğin, ilk görüşte kalbini kaptırmaktır
    Aşk dediğin, gözyAşlarının yağan yağmura karıştığı gecelerdir
    Aşk dediğin, gecenin sessizliğine inat '' seni seviyoruuuum!!!'' diye haykırabilmektir
    kısacası Aşkmutluluğumuzun bAş harfleridir işte Aşk budur gülüm


  30. 2007-03-03 #80
    Karşımdasın.
    Elimi uzatıp dokunuyorum sana.
    Aman allahım ne büyük mutluluk bu... Gördüğüm en güzel şeysin.
    Senden öte tanımladığım hiçbir şey yok.
    Her şey senin adınla anılıyor benim dünyamda.
    Bütün çiçekler sen, bütün yıldızlar sen...
    Bir sanat eserisin, bakmaya doyamadığım.
    Tanrının bana armağanısın ve artıyor her geçen gün sana hayranlığım.
    Yüzünde kuşlar, gözlerinde hayatın ta kendisi var.
    Öyle gerçeksin ki... Gözümü açıyorum sen, kapıyorum sen...
    Hiç bitmeyen serüven... Günümün en keyifli anı, uykumun en tatlı rüyası...
    Seni soluyorum, havadasın.
    Seni kokluyorum, doğadasın.
    Hele şimdi sonbaharsın Ya da sonsuz bahar.
    Seni yaşıyorum, canımdasın.
    Canımsın... Sarılsam sana, bin yıl geçse, bir an bile ayrılmasak...
    Ten tene, yürek yüreğe sonsuz baharın en aşk dolu iki yaprağı olsak...
    Ağaç ağaç gezip, yeşersek, açsak. Yere düşsek, kalksak...
    Seni bilsem, bir tek seni. Seni görsem, bir tek seni... Sesin sarhoş etse beni... Öyle içimdesin ki...
    Bir saniye iste benden sensiz geçirdiğim, veremem.
    Sensiz geçecekse geçmesin zaman, istemem.
    Seninle yeniden doğdum, yeniden doğuşun kanıtıyım ben.
    Senden önce geçen zamanı, sana ulaşmak için yürüyerek geçirmişim, kimmişim bilememişim.
    Şimdi başımı çevirip geriye bakmıyorum bile.
    O yol yüründü ve bitti, artık seninle yürünecek bambaşka bir yol var önümde. Yorgunluk nedir bilmeyeceğim, hiç şikayet etmeyeceğim ve bir tek adımda bile tökezlemeyeceğim uzun, aşk dolu bir yol... Öyle aklımdasın ki...


  31. 2007-03-06 #81
    Hayatı Yaşamaktır...AŞK...






    Bir hayalin peşinde yıllarca koşabilmektir aşk. Üstelik harcanan yılların sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...
    Günleri, geceleri bir odaya kapanarak geçirirken, bir telefon çığlığına, bir kapı ziline ömrün yarısını verebilmeyi düşünmektir aşk...
    Ya da duyulacak bir sesle ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini hissetmektir aşk..
    Birine hayatını bağlamışken, onsuz yaşamayacağını düşünürken bir gün yapayalnız kalma korkusunun büTün vücudu titretmesidir aşk...
    İhanet dediğimiz iki yanı keskin bıçağın üzerinde yürüme riskini göze almaktır aşk...
    Bir bıçak ki saplanabilir yüreğine. Bıçağın verdiği acıyı bütün hücrelerinde hissetmene rağmen onu iyi edecek bir ilacı bulamamanın verdiği çaresizliği yaşamaktır aşk.
    Her şey çok iyi giderken, mutluluk ormanına her gün yepyeni fidanlar ekerken, insanların sana ve ona gıpta ile baktığını düşünürken bir sabah uyandığında onu yanında bulamamak fikrinin seni deli etmesidir aşk.
    Terk edildiğinde hayata küseceğini, suçlayacak yüzlerce insan bulacağını, kin tutacağını, intikam yeminleri edeceğini bilmektir aşk...
    Bir özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin kulağından girip yüreğine doğru akmasını, sonra da gözlerinden damla damla dışarıya taştığını hissetmektir aşk...
    Hiç görmediğin, hiç dokunmadığın, sesini bile duymadığın birine tutkuyla bağlanmaktır aşk...
    Belki de gördüğün ilk anda bitecektir bu tutku. Buna rağmen delicesine özlemektir aşk...
    Tutkun yüzünden aptallıkla suçlanmayı da göze almaktır aşk... Sana "aptal" diyenler söyleyecek hiçbir kelime bulamazken yüreğinin "Onu seviyorum" diye haykırmasıdır aşk...
    Plansız, hesapsız, ölçmeden, biçmeden, kaygısızca ama her olumsuzluğu da göze alarak kendini bırakmaktır aşk...
    Güçtür aşk. Yenilgi sadece zayıflara mahsustur. Ve aşkın zayıflığa tahammülü yoktur. Bu yüzden her türlü pisliğe, vurdumduymazlığa, kalleşliğe, iki yüzlülüğe karşı kazanılmış bir zaferdir aşk...
    Yarını hiç düşünmeden sadece içinde bulunduğun anın hazzını bütün benliğinle hissedebilmektir aşk...
    Sayılarla, harflerle belirlenmiş her şeye meydan okuyan bir belirsizliktir aşk... O belirsizliğin içinde savrulurken bir sonraki günü dakikası dakikasına planlamanın ne kadar saçma olduğunu görebilmektir aşk...
    Ve aslında hiçbir benzetmenin, hiçbir tarifin aşkı tanımlamaya yetmeyeceğini bile bile bu konu üzerine yazma cesaretini gösterebilmektir aşk...


  32. 2007-03-06 #82
    Aşk "A"dır!

    Aşktır bu, tutarsız kılan

    Hangi filme gidileceğine, hangi şarkının insanın içine işleyeceğine karar verendir.

    Bütün şarkıların adında içinde, nakaratında, bestesinde, sebebinde yerini alandır.

    Gittiğiniz her yolun başında onu görürsünüz.

    Yolları kendine çıkarandır

    Vurulduğunuz yakalandığınız ya da tutulduğunuz ilk anda artık kuralları O koyar.

    Sizden yana gibi dururken sizi en delik deşik yerinizden vurandır

    Yağmur yağar omu gelmiştir, Kapı çalar onun sesidir

    Radyoda şarkı duyarsınız o söylemektedir.

    Gazetelerdeki resimler onun suretidir Her gördüğünüz o dur

    Her yemek onun en sevdiğidir.

    Yeni taşınan komşunuzdur Bindiğiniz metro ona gitmektedir

    Kediler onun dilinden konuşur

    Giydiğiniz elbise onun

    Baktığınız aynada gördüğünüz kendisidir Bu yüzden AŞK A dır.

    Neden korkuyorsanız artık korkmazsınız Karanlık hoşunuza gider

    Trafiğe gece yarılarında tersten girmeyi

    Bağırarak ulu orta şarkılar söylemeyi

    Tanımadığınız insanlarla yarenlik etmeyi öğretir.

    İyi ki vardır

    İyi ki öyledir

    İyi ki yaşanmaktadır.

    Korkusuzluktur,

    Bütün otobüslere son anda koşarak bine bilirsiniz

    Vapurlara iskeleden açıldıktan sonra atlayabilirsiniz

    Trenlerden dışarı sarkabilirsiniz

    Nasıl olsa bir şey olamayacaktır

    Nasıl olsa AŞK A dır.

    Anne merhametinin ötesinde

    Firavun gazabının üstesindedir Aşk dağlayandır.

    Aşk paramparçadır

    Aşk için ağlanıyorsa gözyaşı ateştir nardır

    Aşk annedir, kıskançtır,

    Dağlıdır aşk yalnız ve kimliksiz bir derviştir

    Taşları kaynatıp çorba yapan umudunu yitirmeyendir

    Aşk acımaktır

    Dayanmaktır hep belkidir yani

    Ya gelirse dir

    Daha çok da ya dönerse dir

    Bekleyen şarkıların öznesidir Aşk

    madem ki gidiyorsunların tatlı telaşında son bir tesellidir

    Pencere camlarının buğusuna çizilen ırmakların, büyük ağaçların, derin yağmurların resmidir.

    Aşk kimsesizdir, öksüzdür

    Annesizliğin kırılganlığıdır

    Dur gitmeleri aşmışlıktır aşk

    Nasılsa gidicektiri bilmektir

    Meryem'dir aşk

    Gözyaşı kurutandır sonsuz elemin , büyük nefretin, tam imanın, asıl gurbetin çetelesidir.

    Aşk çocuktur

    Asiliğin en yakışanı

    Hesapsızlığın en şovelyesidir.

    Şaşırtandır garip kılandır

    Bağdat'ın gülü Kahire'nin avazı İstanbul'un duruşudur

    Aşk onbir yaşında Muhammed'in ananesidir

    Derin acılar olmayacak sınanmalar kapısını çaldığı zaman buyur etmesini bilendir.

    Aşk böyledir

    Dile kolay hayata müşküldür

    Aşk Hacer'dir

    Kimsenin kimseye hayrı olmadığı yerde yine de ilk akla gelendir

    sonsuz karanlıkların ortasında vurgun yemiş bir çığlıkla çiralar yakandır.

    Koşmaktır aşk koşmaktır aşk

    Aşk Safa ile Merve arasıdır

    Ordadır ve okadardır

    Tutunmaktır

    Nasıl olsa AŞK A dır
    __________________


  33. 2007-03-08 #83
    Nıçın aşk ??
    niçin aşk? nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? tek başına aşkı tanımlamak herşeyden soyutlamak mümkün mü? hayır! aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı.

    nedir şu aşk...? aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, 'aşık oldum' dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.

    aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.

    aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakiığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradaniığına en soylu başkaldırıdır. ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. ve elbette yasanılan aşkı suçlamak,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. ınsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, 'seni seviyorum' diyebilmeli göğsünü gere gere. aşk iste o zaman aşktır. ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur.

    aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya calışmanız,bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. ışte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu...

    aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı...

    biliyor musunuz, hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik aşk.! ! . lütfen ona haksızlık etmeyelim..


    aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.
    aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır,
    aşk hayatın tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır.
    ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.
    ve elbette
    aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak
    ınkar etmek de asla yakışık olmaz.


  34. 2007-03-08 #84
    YÜZÜK PARMAĞI



    Evlilik yüzügü neden hep ayni parmagimizdadir da, neden
    Isaret parmagi Bas parmak ya da Serçe parmak degil de Yüzük
    Parmagi…

    Evlilik yüzügünü ilk defa eski misir prensesi nefertiti takmistir…o yillardaki
    Tibbin ne kadar ilerde oldugu ayri bir tartisma konusudur ama yüzyillar
    Sonra anlasilmistir ki direk kalbe giden tek damar evlilik yüzügünü taktigimiz Parmaktadir..
    Baska hiç bir parmagimizdan direk kalbe giden bir damar yoktur…


  35. 2007-03-09 #85
    Aşk Sadece Masallarda Yaşanır Dediler



    Aşk Sadece Masallarda Yaşanır Dediler
    Ben De Bir Masal Yaşadım...

    Belki De Bunun İçindi Bu Kadar Güzel Olması... Nasıl İstiyorsak Öyle Yazdık Çünkü, Kuralları Yoktu, Bilindik Cümleleri Yoktu... Kendi Dilimizi, Kendi Kurallarımızı Bulduk Zamanla...

    Başkalarının Anlamasını, Onaylamasını Beklemedik, İstemedik De Zaten Bunu... Sadece Sen Ve Ben Vardık Bu Masalda...

    Bir Sonu Olmayacağından, Kötü Kalpli Cadılara Da Gerek Duymadık, Uzak Ülkelerden Gelip Bizi Kurtaracak Şövalyelere De...
    Sadece Sen Ve Ben.... Yazdık Ve Yaşadık... Aşk Sadece Masallarda Yaşanıyordu Çünkü... Öyle Dediler...

    Mavi Bir Ülke Kurduk Önce Kendimize... Herkesin Bildiği, Tanıdığı Bir Yeri Bir Ülke Yaptık, Bir Masal Ülkesi... Herkesin Evi Vardı Bizimse Bir Masal Ülkemiz... Orada Yaşadık Bu Sevgiyi... Belki Ondandı Her Şeyin Sihirli Oluşu... Gerçeğin İçinden Hiç Çıkmadık Aslında Ama, O Gerçekliği De Yaşamadık...

    Hepsi Çok Güzeldi...
    Sen, Ben, Biz, Masalımız, Ülkemiz...

    Hep Gökten Üç Elma Düşeceğinden Korktuk... Kaçınılmaz Bir Son Gibi Bekledik Bu Masalın Sonunu Da... Ama Unuttuğumuz Bir Şey Vardı... Biz Yazıyorduk Bunu... Bu Bizim Masalımızdı...

    Aşk Sadece Masallarda Yaşanırdı...
    Biz İstediğimiz Sürece, Bu Masalda Bu Aşk Hep Yaşanacaktı...

    Ve Ben Her Şarkının Ve Ben Her Şiirin Ve Ben Her Masalın Sonunda Ölürüm…

    Beni Saklımın Yüreğine Gömerler…
    Alinti

  36. 2007-03-09 #86
    Bazen aşk gider... ve hayatta gider onun peşinden terk edildiğin yerde öylece kalakalırsın bir sabah uyanırsın ki gözünü açtığın ömür senin ömrün değildir.

    Aynada tek parça görünen bedenin aslında lime limedir nefes diye içine çektiğin ciğerlerinde parçalanmış aşkının cam kırıklarıdır her sabah ölmeyip neden uyandığına lanet edersin bazen aşk gider önünde bir kadeh rakı küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalırsın arkasından..kulağın hiç çalmayacak olan telefondadır zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin tanrım ne olur gerçek olmasın ne olur güneş doğmadan geri dönsün teninde baksa tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki hiçbir şey sormam ona bu geceyi yaşanmamış sayarım unuturum yeter ki aşık olmasın...içimde durmaksızın çığlık atar dualar ama bazen aşk gider ve o çaresizce yalvardığın tanrı bile gider peşinden sonra sabah olur güneş doğar aşkın gelmez bir türlü bir gecede değişir ömrün o bir türlü inanmak istemediğin kader seninle alay eder gibidir...ömürünü adadığın yıllarını önüne serdiğin aşkın bir gecede başka bir hayata karışmıştır işte bir gecede bir başkasının aşkı olmuştur İNANAMAZSIN!

    Bazen aşk gider..Ve sen yıllardır içinde yaşadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın... Elin varmaya varmaya boşaltırsın dolapları...

    Çekmeceden çıkan her giysi parçası onunla geçirdiğin anıların tarihiyle ağırlaştıkça ağırlaşır... Onun kollarında geceler boyu cennet uykularına karıştığın yatak sen giderken utancından bakamaz yüzüne bakamaz Doğmamış bebegin yerine koyup büyüttügün cam önündeki o küçük mor menekşe yapraklarına kondurduğun veda öpücüğüyle büker boynunu.. Valizlerini kapının önüne yığıp yüzün sırılsıklam son bir sigara içip yığılırsın koltuğa Gidiyorsundur işte...

    Aşkını kendi ellerinle bir başka aşka teslim edip... Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine, sevdanı onun sevdasına ekleyip... Bazen aşk gider... Ve adresi değişir evinin... Sesinin tonu değişir, yüzünün rengi... Yastığının sıcaklığı, yedigin yemeğin tadı uykuların değişir Ve rüyalarin her aksam açıp girdiğin kapıdan başka bir sevda giriyordur artık... Her gün oturduğun koltukta o bakmaya doyamadığın gözlerin ışığında bir başka sevda oturuyordur Yıllardır evinde ağırladığın, masalarına konuk olduğun, hayatlarını paylaştığın dostlarının kahkahaları arasına bir başka ses karışıyordur artık... Senin gölgene alışkın duvarlar bile çoktan kabullenmiştir yokluğunu Her gece uyuduğun yastığa bir başka sevda bırakıyordur kokusunu..

    O öpmeye kıyamadığın dudaklarda bir başka sevdanın adı Aşkının o tek cennet bildiğin uykularında bir başka sevdanın rüyaları Bazen aşk gider ve anılarda gider peşinden... Siz hiç o yüreğinize sığdıramadığınız aşkınızı bir başka sevda için ağlarken gördünüz mü?... Ben gördüm!... Kör oldu gözlerim onunla sevdasına ağlamaktan Bir alev topu gibi onun için çığlık çığlık yanarken siz hiç aşkınızın önünde diz çöküp "Bu kadar çok seviyorsan bırakma onu, sana kıyamam ne olur git," diye yalvardınız mı?... Onu bir başkasınınn kollarında düşünürken siz hiç geceler boyu aklınızı kaçırmamak için kendi kendinize bağırdınız mı: "Unut onu, unut onu, unut onu ya da ÖL!..." içinizdeki o durmak bilmeyen yanğının acısını dindirsin diye kanatıncaya kadar bileklerinizi ısırdınız mı?...

    Göz yaşları içinde yastığınıza gömülüp her Tanrı'ya sığınmak istediğinizde artık başka bir yüreğe sevdalı olan aşkınızı ondan geri istemekten utanıp dua etmekten vazgeçtiğiniz oldu mu hiç?... Siz hiç yana yana sevdiginiz bir sevgilinin yanına

    gençliginizi serip güle güle baska bir aşka uğurladınız mı?...

    Bazen aşk gider!...

    Ama ölüm gelmez bir türlü... Ne yapsanız öfke duyamazsınız, giderken bir kibrit aleviyle ateşe verdiği ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze silinip giden kokunuza, kül olan yüreğinize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdanıza...

    Anlarsınız aşktır bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen.. Vefasız bir unutusa kurban olsa da solup gitmeyen Hayattan soğutup size ölümü özleten...

    Ölü bir bedende canlı kalmakta direnen... Anlarsınız aşktır bu...

    Bazen aşk gider...

    Günler geçer ardından ve aylar...

    Bazen de yıllar...

    Bebekler büyür, insanlar yaşlanır, insanlar ölür eşyalar eskir, evler yıkılır, kurur ağaçlar... Sokakların adı değişir...

    Acılar belleğin acımasızlığına teslim olur...

    Sevilen unutur, seven yanar..

    Bazen aşk gider...

    Ya da siz gittiğini sanırsınız...


  37. 2007-03-09 #87
    Aşk bir kelebek gibidir



    kimin aşk yarası yoktur ki
    bu satırları okuyan herkes illaki kendine düşeni anlayacaktır
    bakalım siz hangi satırda ağlayacaksınız?
    bırakın gitsin
    aşk bir kelebektir...

    Bu yalnız olanlara;
    aşk bir kelebektir.peşinden koştukça hep senden kaçar.en iyisi bırak uçsun.inanki hiç beklemediğin bir anda gelip omuzuna dokunuverir.aşk mutlu eder bazende üzer..ama aşk özeldir,aşkını hak eden birisine sunarsan eğer

    Bu sevgilisi olanlara;
    aşkın amacı birileri için "mükemmel insan" olmak değildir.seni mükemmelliğe en çok yaklaştıracak insanı bulmaktır

    Bu çapkın olanlara;
    sevmediğin birisine asla "seni seviyorum"deme..içinde olmayan duygulardan sözetme..kimsenin hayatına kırmak için girme..sevgiyle bakan gözlere asla yalan söyleme çünkü birine verebileceğin en büyük acı,aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir

    Bu evli olanlara;
    seven insan"senin hatan"yerine "özür dilerim"diyendir. "nerdesin" yerine "ben burdayım" diyendir."nasıl yaparsın" yerine "niye yaptığını anlıyorum" diyendir. ve aşk "keşke" yerine daima "iyi ki " diyendir

    Bu evlenmek için gün sayanlara;
    bir kadın ve bir erkeğin birbirlerine ne kadar uygun olduğunu,birlikte geçirdikleri zamanın değil,birbirlerine duydukları aşkın nekadar sürdüğüyle anlaşılır

    Bu kalbi kırık olanlara;
    kalp yarası siz kanatmadan vazgeçinceye kadar sürer.ve ilacı bu acıya alışmak değil,ondan ders çıkarabilmektir

    Bu aşık olmaktan korkanlara;
    aşka düş ama tökezleme.anla ama bekleme..paylaş ama isteme..yaralan ama asla acıyı içinde büyütme..

    Bu sevdiğini fazla sahiplenenlere;
    sevdiğinin bir başkasıyla mutlu olduğunu görmekten daha acı bir şey varsa, o da sevdiğinin seninle mutsuz olduğunu görmektir.

    Bu aşkını itiraf etmeye çekinenlere;
    sevdiğinden ayrılınca aşk acı verir..sevdiğin seni terk edince daha da çok acı verir.ama en acısı onu ne kadar sevdiğini bilmesine hiç fırsat vermemektir

    ve bu da dönmeyecek birini hala bekleyenlere;
    hayatın en hüzünlü anı deli gibi sevdiğin insanın buna hiç değmediğini gördüğün andır.ve en büyük kaybın onun için harcadığın yıllardır.senin aşkını bugün hak etmeyen,bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir.BIRAK GİTSİN..


  38. 2007-03-10 #88
    Yorma yüreğini, Aşktan usanacaksan....






    Yağmurlar yetişmiyor bana gülüm...
    damlalar denizimi örtmüyor.soygunlara direnen yüreğimle sessizliğini nasıl da dinledim?yargıların ayartılmayan duygularımla barışık olmadığını,söylesene nasıl anladın?
    hayatın kaygısını tahammülün beslediği anlarda boğdum korkularımı...aşkın ritminde,uzaklık zamanın bahanesi olmuştu.o zaman büyüyen nice sevdalara eklendi yağmurunun haşmetli yangınları.....

    Bir vefa borcumuz var yağmura karşı...ve yine hal hatır sorarcağımız bulutsu mevsimler var.seni yağmurların hükümranlığında tanıdım.taksitli sevgim olmadı hiç.
    kiralık duygum olmadı.
    içinin yankısı içimin çağlayanına çarpmasaydı eğer,umursamaz tavırlarının sağanağında eriyip kaybolacağımdan korkacaktım.şükür ki,yağmurların varlığıma güven veriyor.

    ucuz bedellerin intikamını peşin aldım yarınlardan...ve senin için göze aldım yaşamayı...ucu be korkular; yaşantımı desteklediğin sürece,yoksul dünyanın tarihsel boyutunda yokluğa karışacak.aşkın yargısı,yüreğe hükümran olmaya görsün.korkusuzluk sevgime tanıklık edecek.yazlarımı yaralayan yağmurlar,şahitlik edecek yüreğimin dinmek bilmeyen alevlerine...ve yağmurlar,güneşin bulutları parçalamadığı günlerde,şimşeklerden seni soracak.yağmuru unutmak mümkün mü?gönlüne düşen şimşeklerden sor,dengesi bozulmuş ozanın,sevgi için nasıl yakardığını?

    korkuları gerçeğinde boğup,yaşamı çölleştirmediğin için yağmura ve sana hep vefalı kalacağım.

    sen yağmurun vefasından,ben gözlerinin ışığından bahsedeceğim.umutları,fark edişleri,sözün gücünü yazacağım bulutsu mevsimlerin evrenimizdeki tanıklığına....
    abartmadığım güneşler süzülecek yenilgilerime...
    ve sen sendelemeden yürüyüşümü görüp,yağmurun dilini öğreneceksin.sevdiğin mevismleri yazacaksın yeniden...yarınlarını,beklentilerini,yüreğine izinsiz yerleşen duygunu haykıracaksın belkide...kimbilir belki de yağmura kızacaksın?İstersen yorma yüreğini aşktan usanacaksan...
    ama yağmura vefa borcumuz var.sen yağmurlarla girdin hayallerime...istersen içimdeki yankıya sor.ve her sorunun cevabına dip notlar düşür,unutulmayacak sözlerin hatrına....gönlün kanıt aramadığı zamanı büyüt heyecanın köşelerinde....

    içimizin yitmeyen soyluluğuyla söylenmektedir gece...en güzel şiirlerini okur yıldızlar sabahlarına...
    ve adı değişmez aşkın...yeryüzünde karalanmayan en ak hükümdür sana duyduğum.dengeler güneşin bulutların arasından yıldızları selamlamasına izin verdi.ve ben yazgıma şükrediyorum;zamanın yitik sesi yetmiyor çığlığıma...

    Bilirsin,aşka şerh düşmenin münasip olmadığını...AŞKtan usanacaksan eğer,sakın yorma yüreğini.....

    kalbin dirildiği yerde tanıdım seni...sen benden de yürekliydin.şimdi bütün deliller aşka varıyor.ve inan,aşka şerh düşülmüyor.bu ozanı yüreğinden sürgün etmediğin için çok şey borçluyum sana...
    yağmurlarla girdin hayallerime...
    nisan yağmurlarıyla beslendi bu hikaye...
    iyi ki,yüreğimi uyutamadım...


  39. 2007-03-11 #89


    Aşk denilen duygu!!!



    Aşk denilen duygu öyle bir şeydir ki
    Aşık olduğun insanın
    Gördüğün bütün kusurlarını
    Yüreğinden gelen sıcaklık
    Eritir, buharlaştırır ve yok eder.
    Gözünün önünde her zaman
    Hayallerinde canlandırdığın
    O mükemmel varlık vardır.
    Defalarca tökezlersin,
    Yere yıkılırsın
    Duvara çarparsın
    Canın yanar.
    Ama her defasında
    O yüreğinden gelen tatlı sıcaklık
    İkna eder seni,
    Devam edersin
    Sürdürmeye beraberliğini.
    Hep onu kaybetme korkusu
    Ağır basar
    Onsuz hayatında
    Büyük bir boşluk olacağını düşünür
    Korkarsın
    Hayatına bu noktadan baktığında
    Aşık olduğun insan senin
    Yüreğinin mahkemesinde
    Her zaman beraat eder.
    Yaşadığın
    Bütün
    Olumsuzluklara
    Rağmen.....


  40. 2007-03-11 #90
    AŞK
    Ölüm alfabesinin ilk harfi AŞK!...
    Cesareti senden aldık,
    ölümü şaşırtan cesareti.
    Nefessizliğin karşılığını,
    baharda akasya kokusuyla verdin.
    Ateş gibi yanan acıların
    turkuaz sularda serinlediğini de sen gösterdin.
    Her acımasızlığın bir ana şefkati gibi
    sarıp sarmaladı kefen kundaklarımızı.
    Küçücük ellerimizle,koca hayatı tutturdun bize.
    Küçücük yüreklerimizle,koskoca dünyayı...


  41. 2007-03-12 #91
    Ask neden üsütür insani?



    Bir kitapta okudum "Ayrılık neden üşütür insanı" diye soruyor... Sahi neden?

    Geceler uzar, yollar uzar, gözyaşları uzar, gökyüzünün mavisi griye uzar... Hiçbirşey bitmek bilmez artık ayrılınca...

    Dalgalar hırçınlaşır, yağmurlar hep üstümüze yağar, bütün renkler değişir...

    Gözler hep dolu doludur artık, herşey dokunur insana, düştü düşecek yaşlar uzar... Nefesin kesilir, yüreğin sıkılır, aklın karışır... Gönlün karışır...

    Bütün dünyaya kapatıp kapılarını öylece donup kalmak istersin, öylece dondurup kalmak herşeyi, soğuklar uzar...

    Canınız acır, içinize bir bıçak saplamışlar sanki, yanar da yanar insan... Göğüste bitmek bilmez bir ağrı başlar... Ağızlarda akşamdan kalan acı bir tat, midenize bir taş oturup kalır... Acılar uzar...

    Artık ne evlere sığabilirsiniz, ne yollara, ne de yüreğinize.. Uykular haram, sanki bütün şarkılar size söylenmiş gibi olur... Can acıtan şarkılar...

    En güzel, en sevecen parçamızı alıp götürür bizden... Bir parça koparıp 'neremizden bilmem' alıp götürür...

    Soğuk sopsoğuktur her yer, Ağustos'ta bile üşürsün...
    Ayrılık neden üşütür insanı?


  42. 2007-03-13 #92
    a,ş,k



    Alfabenin anlamsızlığında üç harfti dilsizliğinin kilidi:A,Ş,K

    A…düşünde kanla yoğurur yitmişliğin harmanından elde ettiğin ununu…
    Ş…göğsünün kafesinde beslediğin çocuğa siyanür bir süt bırakır…
    K…gözlerinini hazametine ağlak bir yaşlı kadın gibi oturur…

    Yalancığın alamet-i farikasını yer dilimin eteklerinde pervasızca içlenen sözcüklerim…hazanın düşlerimi çalan yerinde yaldızlı yıldızlar gibi düşüyorum uykumun kirpiklerinde kırıldığı yere…gittiğinden beridir fesleğenleri suluyorum yeminle!…aç bırakmıyorum sokakta peşimize takılıpta gelen kediyi…

    Şeytanın sözcükleri bir gergef gibi işlediği lahzada içimde bir senliği ifşa ediyorum…kalemim muhterip bir yeniçeri oluyor yokluğunun katranına…kalemim her gidişine aklımın duvarlarına bir virgül atıyor,sözleri ebedi bir türkü gibi söyleniyor mukaddes hislerinin…hayat,yüzünü tasvip edemediğim bir kelime yığını bırakıyor ellerime,benliğime sığmıyor şeydalaşan bedenim…gözlerimin ab-ı hasretinde boğuluyorum…ya güldür…ya öldür…ağlatma sevgili!…

    Alfabenin tanımlayamadığı üç harfe diz çöküyor gözlerin,dilin geçmişin titrek sayfalarına soğuk bir demdeme gibi işliyor…vakitsiz bir mevsime düşüyor kuşlar,kırlangıçlar bir akbaba edasında içinde salınıyor…gelip dişlerimin arasına duruyor melankolik bir şarkı,adını tamamlayan harfleri literatürümden atıyorum…serçeler ağlayınca ölür,ben hiç gülmüyorum!…

    Hezimetinden kaçarsın istanbul´un ayakların karanfillere takılır..düşersin..yüzün bana kan´ar…ayrık otları çaresizliğinin en ücra köşelerini sarmıştır…yüzünü döndüğün aynaların kırık,içine konan sevinç kuşlarının dalları çürüktür…aşk,aklında bir kelebeğin ömründen daha kısadır…

    Şimalinde toprak yiyen bir çocuktur düşlerin,ab-ı haramı içtikçe içinde bir kaktüs gibi yeşerir…nereden baksan yalnızlık sanadır…gitmek,gidilenin içine bin adım yaklaşmak,bir asır onda oturmaktır…zaman gözlerinde pilli bir saat gibidir,ne vakit ağlasan durur…istanbul´un denizi suskunluğuna umman olur,gitmeyi tercih edersen eğer üç harf istanbul´a intihar kalır!…

    Alfabenin tanımsızlığında üç harfti gidişinin kilidi:A,Ş,K

    Gözlerime açılan kapıların kırıldı
    adımların içimde ucube bir çocuk edasında takırdıyor
    hadi aç karanlık kutularımı…!
    çıksın yarasa kanatlı gülüşlerim!
    bak gör!,ağlamak ağır geliyor işte bedenime

    gelişine bir fazla veriyorum
    üstü kalsın gidişinin…!


  43. 2007-03-14 #93
    Aşk ve Yenilgi



    Sizce aşk ve yenilgi yanyana nasıl olurdu?

    Aşık olanların ruh dünyası enine boyuna incelenebilseydi şayet, ne kendilerini ne de aşık oldukları insanı yakından tanımadıkları çıkardı ortaya büyük olasılıkla.
    Çünkü insan , tanıdığı, alıştığı, gizlerini çözdüğü birine aşık olmaya meyilli değil genellikle.
    Yani gizlerle dolu birine aşık oluyoruz.
    Bir tavrı, bakışı, gülüşü, hayata bakışı, fiziği, gizemi filan çekip götürüyor bizi. Aklımızı başımızdan alıyor ve mantığımızı izne çıkarıyoruz. Ve o aşk anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirene kadar da aklımız başımıza gelmiyor. Bunun için de aşık olduğumuz insanı tanıma şansını tümüyle kaybetmiş oluyoruz.
    Ve kendimizi kaybedip hata üstüne hata yapıyoruz.
    Kendimizi olmadık yerlerde buluyoruz.
    Aşık olduğumuz insana akla hayale gelmedik özellikler atfedip onu yüceltiyoruz.
    Ve kaçınılmaz an gelip çatıyor.
    Aşk bitiyor…
    Ve biz bundan bir ders çıkarıyoruz.
    Efendim, bir daha tanımadığımız birine aşık olmak yok diyoruz.
    Ve tabii ki kendimizi fena halde kandırdığımızı biliyoruz


  44. 2007-03-16 #94
    Aşk...



    Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister.
    Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatın
    tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette Aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz
    Niçin aşk ?
    Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle
    görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar, güzellikler ?
    Tek başına aşkı tanımlamak her şeyden soyutlamak mümkün mü ? Hayır !
    Nedir şu aşk...?
    Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun
    hükümdarlığına giriverirsiniz.
    Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.
    Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakIığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanIığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yasanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur. Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya
    calışmanız, bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu...
    Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savun aşkını. Biliyor musunuz , hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteligin içinde gerçek ve doğru olan tek guzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksızlık etmeyin ..
    Aşkına sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme
    '' SENİ SEVİYORUM '' Demek İçin Geç Kalma !!


  45. 2007-03-16 #95
    Yokluğunu Hissettiğim Aşkım'a .:.
    Artık yapayalnızm,bi sevgilim var ama ben yalnızım. Bunu söylemek ve ebediyen susmsk istiyorum. Konuştukça, susmak istedikçe, sevdikçe, özledikçe ve ne kötü ki YAŞADIKÇA içim acıyor!!! Öyle bir duygu ki... Bedenimle ruhum arasında beni kahreden çelişkiler içerisindeyim. Düşünmekle düşünmemek, susmakla susmamak, bakmakla bakmamak, sevmekle sevmemek, ağlamakla aglamamak ve YAŞAMAKLA YAŞAMAMAK...... Kimsenin beni sevmesini ve bana gerektiği için SENİ SEVİYORUM demesini istemiyorum. Çünkü ben öğrendim bi kere sevmenin verdiği o dayanılmaz acıyı... sevmemeye ve bir daha asla böyle kırılmamaya yemin ettim! Ben insanları sevsemde belli etmicem artık. Çünkü; maskelerini, sırlarını, kendilerine oynadıkları budala oyunlarını ,hırslarını, yalanlarını hiç birini istemiyorum. Bir kez sevdim ben, hemde çok sevdim. o aralar karamsar ve içime kapanıktım. Ama çok sevdim o YALANCIYI... Sadece onu severdim, yalancı olmasına rağmen, beni üzmesine rağmen... Ellerimden tutardı o, üşürken içimi ısıtırdı gülüşü. Beni öperdi, koklardı, severdi. Ama sonra sevmemeye başladı. Nasıl oldugunu bilmiyorum ama hissediyordum. Hiç davranmadığı gibi davrandı, hiç bakmadığı gibi baktı. belliki istemiyordu artık beni. Sonra....... Sonra gitti sessizce... Birdaha hiç dönmedi. Giderken ağladım..! Elimi tuttu, gülümsedi son kez ve ağladı oda. O gündür kimse tutmadı ellerimi, giderken ellerimide gotürmüştü çünkü. Birdaha hiç geri alamadım ellerimi de, kalbimi de, göz yaşlarımı da... Gittiğinden beri hiç durmadı gözlerimden akan yaşlar, giderken içimde açtığı yara hiiiiç geçmedi.... NORMALDE YANIMDA OLUPTA; YOKLUĞUNU HİSSETTİĞİM AŞKIMA... ELLERİMİ ve KALBİMİ geri istiyorum BEBİŞİM!!! AĞLAMAKTAN YORULDUM ÇÜNKÜ....


  46. 2007-03-16 #96
    Saf askin recetesi:



    "Ask doga eczanesinde nasil elde edilir?"diye hiç düsündünüz mü? Birileri düsünmüs olmali ki, askin reçetesi hazirlandi... Dozunu tutturmaksa size kaldi

    ILACIN ADI: Ask * Familya: Sevdaca * Bitki adi : Askus Tadarus

    * Elde edilisi: Aski elde etmek için türlü yöntemler vardir. Birinci yöntem için ilkel maddeler, para, bir çift söz ve bir çift kesici gözdür. Fakat bu yöntem pahali oldugu için, endüstride baska yollarla elde edilir. Özellikle orta insanlar arasinda ask, parasiz-pulsuz, belirli bir süre "gözleme" yardimi ile elde edilir. Bu sekilde elde edilen ask saf degildir. Çesitli randevularla kristallestirilir ve daha sonra saf olarak elde edilir.

    * Fiziki özellikleri: Pembe renkli kristallerden olusur. Kalpte yerlesir. Keskin lezzetlidir. Özellikle iç organlarda hissedilir. Ilk resmi tanimi Adem ile Havva tarafindan yapilmis, sonra insanlar tarafindan gelistirilmistir.

    * Kimyasal özellikleri: Kaba sözlerden alinir. Formülü hemen degisir. Aslinda ask dayanikli bir madde degildir. Parasizlik, sefillik, yalancilikla "geçimsiz" bir ilaçtir.

    * Saflik muayenesi: Askin ne ölçüde "saf" oldugunu anlamak için ihanet, aldatma, matrak geçmeyle ne ölçüde dayanikli oldugu anlasilir.

    * Miktar tayini: Ask enjekte edilmis ve hassas tartilmis bir insan, bir haftada kilo kaybederse bu uluslararasi ölçülere göre en az Romeo-Juliet, Türk ölçülerine göre Leyla Mecnun askina esittir.

    * Önerilen doz: Nisan ve nikahta az dozlarla alinmalidir. Ask çesitli biçimlerde görülebilir. Bilim aski, sanat aski, doga aski gibi..

    * Hastaligin belirtileri: Kalp çarpintisi. Uçma hissi, gözlerde kararma, sevdiginden baskasini görememe seklinde özel bir körlük. Mantik kaybi. Uykusuzluk, istahsizlik, terleme..

    * Kullanisi: Kalbi hizlandirmak için, alçak dozda. Sinir sistemini uyarmak için yüksek dozda. Moral ve cesaret verici neselendirici. Ancak belli dozu yoktur. Hiç alinmazsa kiside kompleks yaratir.Yüksek dozda öldürücü, alçak dozda güldürücü etkisi vardir.

    * Ilacin reklam slogani: Karanfilim ez beni, çift kanatli tülbentten süz beni, sen kalem ol ben divit, reçeteye yaz ben...




  47. 2007-03-16 #97
    Kim demiş artık bende yoksun diye? Sen gönlümde bir yaşsın Ağlamaklı mazimin en hüzünlü köşesinde akmayan bir damlasın.

    Hâlâ okurum mektuplarını. Ne dokunaklı yazmışsın. Ağlamıyorum belki,ama yüreğimde yaşsın. Yaşlıyım aynı zamanda sayende. Yüreğimde birhuzurevinde saklısın.

    Bir kâğıt mendil buldum sana dair eşyalarımın arasında. Ağlamışsınve bende o kâğıt mendili saklamışım. Üzerine de tarih atmışım. Çokgeçmiş üzerinden mutlu anlarımın. Bil ki ağlamıyorum yokluğunda ama heryerde sen varsın.

    Sensizliğin hüküm sürdüğü yalnızlığımın yollarında sana uzananlevhalar var sonra. Oysa benden çok uzaktasın. Belki de bir başkagönülde yaşamaktasın. Sen ağlarsın ben ağlayamam. Sen, gönlümde biryaşsın.

    Kızgın mısın bana? Hâlâ öfkeleniyor musun adımı duydukça? Öfke debir duygudur diyebilir miyiz? Yakınlık bir uzaklık ifadesidir değil mi?Gecelerce düşünüyorum. Seni düşünüyorum, beni düşünüyorum. Ellerimizbirleşemeyecek de olsa sevgimi inkâr edemiyorum. Gözlerine hiçbakamayacağım artık eskisi gibi. O güzel gözleri ağlattım çünkü Amabil, bu yüreğimi de ıslak bıraktım.

    Üşüyorum artık. Yoksun. Yoksunum. Ellerim titriyor. Nasıl bir günahişledim, nasıl bir beddua ettin bana? Bil ki ağlayamıyorum. Bir yumrukgibi düğüm var boğazımda, haykıramıyorum.

    Islanmış yüreğim. Ellerimde değil ellerin. Kime bakıyor gözlerin?Kime sevdiğim diyorsun? Ağlardın eskiden, bilmem hâlâ ağlıyor musun?Ben boş bakıyorum artık sensiz dünyama. Gözlerim yanıyor.Ağlayamıyorum? Neden biliyorsun. Çıkarıp atamıyorum kalbimi. Çünkü ordasen varsın Sen yüreğimde bir yaşsın.


  48. 2007-03-18 #98
    AŞk Ne Der?? Akil Ne Derrr???



    Akıl ''geleceğini düşün ''derken
    Aşk ''ne geleceği, ne zaman Azrail ile karşılaşacağını biliyor musun?'' der.

    Akıl, anlık mutlulukların sonu olmadığını, bir düzen kurman gerektiğini söyler,
    Aşk ise anı yaşaman için bastırır.

    Akıl, kaybedeceklerini hesapla diyerek dikilir karşına,
    Aşk ise gemileri yakman için ateşi tutuşturmaya kalkar eline.

    Akıl, paran yoksa bu hayatta adam gibi yerin yok, beni başına topla derken,
    Aşk, o aklı başından almak için pusuya yatmıştır bir yerlerde.

    Akıl, sukuneti, huzuru tavsiye ederken,
    Aşk hemen devreye girer ve serüvensiz bir hayatı, otların da yaşadığını fısıldar kulağına.

    Akıl, zararlı alışkanlıklardan uzak durmayı, tutkuları denetim altına almayı öğütlerken,
    Aşk, bu dünyada akıllı insanların değil, tutkularıyla yaşıyanların arkalarında izler bıraktığına yemin üstüne
    yemin eder.

    Akıl, yaşını adamı ol diye gözlerini kısıp kaşlarını çatarken,
    Aşk, içindeki çocuğu sakın ola öldürme diye öğüt üstüne öğüt verir.

    Akıl, içinde yaşadığın toplumun hiç değilse genel olarak normlarını kabul et derken,
    Aşk tam bir başkaldırıya çağırır.

    Akıl, sayısız tehlikeyi sırala***** kendini korumanı önerirken,
    Aşk, ruhunu bile çırılçıplak soymanı ister.

    Ve sen, ya aklı seçersin ya da aşkı


  49. 2007-03-18 #99
    İşte aşk bu


    Şişirip yelkenleri, açılma vaktin gelmiştir denize. Bilirsin ki ne
    fırtınalar,
    ne deli dalgalar beklemektedir seni. Korkarsın, terk edemezsin limanı, bir
    köşesine sığınırsın. Kabullenmesen de artık aşk bitmiştir, İşte son bu...

    İçin hep hüzün doludur, bir türlü kabullenemezsin bittiğini. Gözlerinin
    içine
    bakıp seni seviyorum demesini beklersin. O sözler hiç çıkmayacak o
    dudaklardan
    bilirsin. Yinede umudun yeşildir, İşte hayal bu...

    Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın. An olur ki ne olur bitmesin
    dersin.
    Bu sözlerin dudaklarından nasıl çıktığına kendin bile inanamazsın. Oysa o
    yüzüne
    bakıp sadece gülümser, İşte acı bu...

    Ondaki sıcaklığı kimsede bulamayacağını düşünürsün. Kimse onun gibi
    gülemez, onun gibi dokunamaz dersin. Ve kimseyi onun kadar sevemeyeceğini bilirsin.
    Kahredip başını eğersin önüne. İşte hüzün bu...

    Nefes alamaz hale gelirsin, daralır için. Bir kaç saatlik derin bir uykuya
    hasretsindir. Bilirsin ki gözlerini kapasan da terk etmeyecektir hayali.
    Atarsın
    gecenin kollarına kendini, İşte huzur bu...

    Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin Bir de beklemek ölüm gibi gelir
    insana böyle zamanlarda. Aslında ölüm fikride garip değildir artık sana.
    Geri
    dönerse diye ölemezsin bile, İşte sabır bu...

    Hayat devam ediyordur ama her şey yarımdır, hep bir yanın eksik. Yüreğin
    eskisi
    gibi atmayacaktır, başka aşklarsa seni kandırmayacaktır. O başkalarıyla,
    mutlu
    bir hayatı yaşıyor olsa da, yine de sevginden vazgeçemezsin. İste aşk
    bu...


  50. 2007-03-19 #100
    Aşkı Anlatmak Zordur!.. Anlamakta öyle..



    Aşkı yaşamak, bu belkide yaşamak olgusunun süslenmiş hali. Aşk insanı sarmaz sanıldığı gibi, insan aşkı kucaklar, büyütür, güzelleştirir. Aşkı anlatmak zor şeydir. Başlarken güzeldir aşk, heyecanı sığmaz insanın içine. Sonra karşılıklı atılan adımlarla büyür. Kimi zaman dünyayı hiçe saydırır insana, kimi zaman sıcak bir gözyaşı olur süzülür gözlerden yüreğe doğru.
    Sevilmek güzeldir, değerli olduğunu hissettirir insana.Sevmek daha da güzeldir çünkü bir insanı sevmek demek hayaller demektir. Yeni umutlar yeşertmek yürekte, herşeye başka gözle bakabilmek, her duyguyu bir arada tadabilmektir. Özlemi bile sevdirir insana aşk.Varlığındaki paylaşılamaz mutluluğun yanı sıra, yokluğundaki acıyı da seversin çünkü acı sevdiğin kaynaklıdır. Çünkü sevmek karşılıklı değildir. Onu o olduğu için seversin. Gülümserken de seversin, sinirliyken de. Seni sevindirdiğinde de seversin, kırdığında da. Yanındayken de seversin, çok uzaktayken de. Öyle ki;
    sabah yataktan kalktığı o suratsız hali bile çok hoştur, sevilesidir. Ellerini tuttuğunda avuç içlerindeki teri seversin. Sarıldığında duyduğun huzuru seversin. Ona baktığın anda gözgöze gelmeyi seversin. Sonu sarılmalarla biten kavgaları seversin. Papatya fallarını seversin "sevmiyor" çıksa bile sonunda. Beklemeyi seversin, kimseyi beklemediğin kadar onu beklerken. Kurduğun onlu hayalleri seversin. Giysilerinde kalan ten kokusunu seversin. Hatta onu herşeyden çok sevip te bunu kelimelere dökememeyi seversin. Onu sevmeyi seversin. Herşeyde ondan bir parça bulmayı, gittiğin her yere
    onu da yüreğinde götürmeyi seversin. Oturup ona iki satır şiir yazmak istediğin zaman, kelime dağarcığının anlatmaya yetmediğine söylenmeyi seversin. Onu kıskanmayı seversin içtiği bir bardak sudan bile.
    Kaderi seversin onu karşına çıkardığı için. Talih oyunlarında kaybetmeyi seversin, oyunda kaybeden aşkta kazanır sözünü düşünüp. Karanlığı seversin
    zira karanlıkta hayal kurmak daha güzeldir. Sen küçülür kaybolursun karanlıkta, o güneş olur hayallerine doğar sevinirsin.
    Aşkı anlatmak zordur. Ne kelimeler yeter anlatmaya aşkın ne olduğunu. Nede içindeki hisleri bir bir saymaya gücün yeter. Aşkı anlatmak zordur. Anlamak ta öyle......


  Okunma: 41300 - Yorum: 250 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -