Aşka Dair Herşey - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Aşka Dair Herşey

  1. AŞK YEMİNİ

    Bugün olduğu gibi yarın da,yarından sonrada,ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyeceğine,
    Bu günüm gibi yarında hep sevginle yaşayacağıma,
    Her bakışında okuduğun o gözleri her zaman yanında göreceğine,
    En yakın dostun, en yakın sırdaşın, en yakın arkadaşın olacağıma,
    Sıkıntının sıkıntım, üzüntünün üzüntüm olacağına,
    Her kızgın anını çiçeğe dönüştüreceğime,
    Her üzgün anında gülüşünün geri gelmesi için elimden geleni yapacağıma,
    Yanında olamadığım ve yardımıma ihtiyacın olduğu her anda bir rüzgar olup seni saracağıma,
    Gözümün gözüne değdiği her an sana yeniden aşık olup seni bir prensese dönüştüreceğime,
    Her sabah sana yeniden aşık olup uyanacağıma,
    Sen uyurken sana bakıp ikimiz için dualar edeceğime,
    Beni tanıdığın gün bende gördüğün neyse, ömrünce beni aynı şekilde göreceğine,
    Sevgimin asla değişmeyeceğine, asla azalmayacağına, aksine hergün büyüyen bir sevgiyle seni mutluluk ormanına taşıyacağıma,
    Başkalarının yanındayken seni asla unutmayacağıma,
    Elini usul usul, korka korka tutup o ilk gündeki heyecanı aynı şekilde yaşayacağıma ve elini hiç bırakmayacağıma,
    Bir ömür boyu senin canın, aşkın, sevgilin ve herşeyin olarak kalmak için elimden gelen herşeyi yapacağıma SÖZ VERİYORUM..!

  2. 2006-12-01 #2
    Ey gönül!



    Yaşadın mı acıyı,
    en derinine nakış nakış işleyenini.
    Yaşadın mı vuslatı yârsız.
    Kavuşmak ümidini erteledin mi hiç sonsuza.
    Hiç kabullenmeye çalıştın mı onsuzluğu.
    Onu ararken kendini kaybettin mi&.
    Ağladın mı gecelerce gizli saklı yüreğinle.
    Hiç dost oldun mu acıyla,sırf onun için.
    Uykusuz kaldın mı bir maşuk uğruna.



    Peki ya karşılıksız kaldı mı bütün bunlar hiç.
    Dünya gözüyle umduğunu göremediğin oldu mu.
    Hiç ölümü düşündün mü vuslat uğruna.
    Hayatını bir kenara itmeyi bildin mi gerektiğinde.
    Hiç secdeden böylesine keyif aldın mı.
    Alnın hiç bu kadar sıcak oldu mu.
    Yalnız kalmak için en yakınının kalbini kırdın mı.
    Onu düşlemek için kalabalıktan çekildin mi.
    Hiç yaşadın mı onu onsuzluğunda.
    Fark ettin mi varlığının dipsiz kuyularından sana baktığını.



    Eyy gönül!!



    Sen hiç aşık oldun mu?...



    Bırakma beni diye yalvardın mı semaya nazır.
    Onun nazarıyla kendine bakmayı arzuladın mı.
    Yandın mı tüm varlığınla.
    İstedin mi yok olmayı.
    Sevildiğini merak ettin mi.
    Hiç gökyüzünü bu kadar berrak gördün mü.
    Denizi böylesine sakin.



    Ya düşündün mü nefreti bile hayır getirebileceğini,
    Söylee???



    Söyle gönül,söyle..
    Hiç tattın mı aşkın en tatlısını.


    Bir Sevgi Oylumu Mor Menekşe

    Sevgi olmasa,
    Üşürdüm kuyularda ey dost!
    Karanlığın rüzgârı dalgalandıkça,
    Sevgidir çoğaltan soyumuzu;
    Sevgiliyi andıkça.

    Şiir olmasa,
    Olur muydum sanki şimdi ben?
    Geçmişin ve geleceğin dilidir şiir.
    Ne zaman yakalasa beni içimden,
    Nadide çiçeklerden bir iksir.

    Umut olmasa,
    Yürekte ne ışıyacaktı kandil kandil?
    O umutlar ki her zaman bir kutlu asa,
    Yeşertir en çorak gönül topraklarını
    Çil çil! ...

    Düş olmasa,
    Tükenir miydi hiç penceresiz geceler?
    Can kendini vururdu yokuşa,
    Kilitli kapılar gibi
    Birbirine kilitlenirdi bilmeceler.

    Hülyâ olmasa,
    Ruh nasıl hicret ederdi tâ yıldızlara?
    Şiir, düş, umut ve hülyâ
    Bir sevgi oylumu mor menekşe;
    Selâm kaleme, kâğıda.

    Sabır olmasa,
    Nasıl yumuşatacaktık ayrılığın kemiklerini?
    Hayatlarımızla bağlı olmasak toprağa,
    Ezgilere karıştırıp kimyasını
    Böylesine koklayabilir miydik çiçeklerini?

    Hasat vaktidir şimdi,
    Şiirin en güzel sabahı,
    Sevginin ak topuklarını yüreğe vurduğu an,
    Ne ışık, ne rüzgâr, ne de sular uyuyabilir artık;
    Dipdiri bir medeniyettir kan…


  3. 2006-12-03 #3
    Bilir misin geceler ne kadar uzun gelir bekleyenlere, hele o beklenenler vazgeçilmezlerdense.

    Benim için Aşk Sabahları mutluluk, gündüzleri hasret, akşamları sevinçtir...
    Aşk sevgilinin gözlerinde yaşama sebebi bulmaktır.
    Aşk eldeki iki yarım elmadan büyük olanını sevgiliye vermektir.

    Aşk için sızlasa da sevgilinin yüzüne gülümseyebilmektir.
    Aşk susuzluk öldürecek olsa da bardağı önce ona uzatmaktır.
    Aşk iki elin tutmaz olsa da onu sırtında taşıyabilmektir.
    Aşk almadan verirken gocunmamaktır.
    Aşk gözlerini kapattığında onun kokusunu duyabilmektir.
    Aşk bağıra bağıra "seviyorum" diyebilmektir..
    Aşk sen soğuk karların içindeyken içini ısıtan ateştir.

    Aşk yaşarken ölmek ya da öldükten sonra yaşayabilmektir.
    Aşk köklerini dünyaya salmış somut bir değerdir - ???
    Aşk bir avuç kum içindeki bir kaç parça altın gibidir!!!

    Kum parmaklarınızın arasından kayarken, tek düşündüğünüz altının sonunda avucunuzda kalmasıdır...

    Sonunda altın avucunuzda öyle veya böyle kalır...
    Daha sonra anlarsınız ki...

    Gerçek Aşk o akan kumlardaymış.
    Aşk belki sevilmeden sevmek demektir. Aşk ellerinle onun ellerini tutarken gözlerinin içine bakıp pembe düşler kurmaktır.
    Aşk sevgili için her şeyini verebilmektir...
    Karşılıksızsa sabahtan akşama kadar ağlamak Aşk.

    Bence aşk kendini unutup başkasını yaşamaktır.
    Aşk acı çekmektir.

    Bir yudum suyun olsa bile onunla paylaşmaktır.
    Geceleri uykusuz kalmak, sabahları da koşarak onun yanına gitmektir. Her an yanında olsa bile, yine de onu özlemektir.
    Onu bir çiçekten bile kıskanacak, ama son nefesini bile ona verecek duruma gelmektir. İşte aşk budur ve ben sana

    AŞIĞIM!!!


  4. 2006-12-07 #4
    Kalbimden Sana Taç Mahal Yaptım

    Sana ne verebilirdim?
    Bülbülü versem,
    Sabırsızdır, sitemlidir.
    Gülü versem,
    Gül yerinde güzeldir.
    Yıldızlar mı?
    Senin yanında sönük kalır.
    Ay; yüreğindeki mehtabı kıskanır..

    Bendeki sana bakarak,
    Başladım mabedimi yapmaya.
    Kalbinin temizliğini kullanarak,
    Bembeyaz mermerler oluşturdum.
    Gözlerinden aldığım parlaklıkla,
    Mermerlerin içine, pırlanta koydum.
    Sevmeye doyamadığım ruhunla,
    Kubbe var oldu, tüm vakarıyla.
    İnsanca yaşamaktaki azminle,
    Minareler göklere uzandı, haşmetle.
    Bana akan sıcaklığınla,
    Duvarların her yerine,
    'Seni seviyorum' yazdım.
    Yüreğinden taşan sevginle,
    Öyle bir bahçe oluştu ki,
    Kaşmir´deki Shalimar´dan görkemli.

    Şah Cihan görseydi,
    Sana gıpta ederdi.
    Mümtaz´a olan sevgisi,
    Seninkinin yanında azmış derdi.

    Üzgünüm canım..
    İçimdeki seni,
    Hiçbir kalıba sığdıramadım.
    Yere, göğe koyamadım.
    Kalbimden sana yakışır,
    Taç Mahal yaptım.
    Şahı sen, Sultanı benim.
    Saltanatın ise,
    Yüreğim...!


  5. 2006-12-08 #5
    AŞIKLAR GÜNÜNÜN TARİHÇESİ..!

    Hakkında değişik yorum ve tanımlamaların yapıldığı bu günle ilgili bir görüş bakın söyle: St. Valentine Aşıklar Günü, İsa'dan önce 4.yüzyıl Roması'nda kutlanan, Çobanların Tanrısı " Faurus Lupercus" şenliğine, başka bir deyişle " Kurt Bayramı'na salıyor köklerini.

    Her 15 Şubat'ta genç Romalılar, içinde Tanrı Kurt'un yaşadığı varsayılan bir mağranın önünde toplanıyorlar. Ortada bir küp duruyor. İçinde kız adları yazılı minik levhalar. Bir lotaryo bu .

    Delikanlılardan yanlızca biri, belki de o savaş yılının en kahraman olanı, yüreği çarparak rastgele bir kızın adını çekiyor. Bu yöntemle kurulan özel çift, ertesi yılki 15 Şubat çekilişine dek, akıllarından geçen her cinsel fantaziyi yaşamak ve uygulamakla serbest bırakılıyor, toplamın onayı alınmış olunuyor, yani yasal olarak özgür kılınıyordu. Romalı gençler, I.S. 500'lü yıllara değin, bu 2000 yıllık geleneği aşk ve şevk ile sürdürdüler. Ama Çoban Tanrısı " Faunus Lupercus " şenliği, dini bütün Hristiyanların canına tak etmişti. Roma Kilisesi sorumluları aradı ve din şehidini bu konuya kurban seçti. Roma İmparatoru II. Claudius döneminde yaşanmış, papaz Valentin bu duruma en uygun aday seçilmişti. İmparator Cladius Gothicus'un gazabından Hristiyanları kurtarmış, ama kendisini feda etmis ve bu papazın kafasını kesmiş. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Vatikan, Valentin'e " aziz " ünvanı vermiş. Roma kapılarının biri de zamanla onun adıyla anılır olmuş. Burokrasiye meraklı Roma imparatorluğu, Aziz Valentin'in ölüm gününü de tarihe kaydetmiş. 14 Şubat 273. 15 Şubat tarihi de " Kurt Bayramı " na rastlıyor. Valentin'in ölümüyle bu festival arasında bir bağ kurulup, dini bir kisve giydirilerek bu gün kutlanmaya devam edilmis. Valentin'in ölüm günü, böylece
    Sevgililer Günü olmuş.....

  6. 2006-12-11 #6
    Sesini duydugunuz anda avucarınız terlemeye
    kalbiniz deli gibi carpmayabasliyorsa...
    Bu ask degil HOSLANMAK tır

    Ellerinizi ondan cekemiyor
    surekli dokunmak sarilmak istiyorsaniz..
    Bu ask degil ARZULAMAK tir

    Yaninizda bir tek o oldugu icin onu
    istiyorsaniz....
    Bu ask degil YALNIZLIK tir

    Herkes onunla olmanizi bekledigi icin
    onunlaysaniz...
    Bu ask degil SADAKAT tir

    Size sicak, yakin davrandigi icin
    onunlaysaniz...
    Bu ask degil KENDINE GUVENSIZLIK tir

    Uzulmesini istemediginiz icin
    onunlaysaniz...
    Bu ask degil ACIMAKtir

    Ona deger verdiginiz icin hatalarini
    hosgoruyorsaniz..
    Bu ask degil ARKADASLIK tir

    Butun gun ondan baska hicbirsey
    dusunmediginizi soyluyorsaniz..
    Bu ask degil KOCA BIR YALAN dir

    Onun iyiligi icin kendinizden cok Sey feda
    edebiliyorsaniz...
    Bu ask degil YARDIMSEVERLIK tir

    O uzgunken sizin de kalbiniz aciyorsa...
    Iste bu ASK tir

    Tarif edemediginiz bir cekim yuzunden
    ondan bir turlu kopamadiginizi dusunuyorsaniz..
    Iste bu ASK tir

    O herkese guclu gorunmesine ragmen
    icindeki zayifligi hissedebiliyorsaniz..
    Iste bu ASK tir

    Baskalarini da
    cekici bulmaniza ragmen hic pismanlik
    duymadan
    onunla kalmaya devam edebiliyorsaniz..
    Iste bu ASK tir


  7. 2006-12-12 #7
    İlan-ı Aşk

    Seni gördüm bir mayıs akşamüstünde
    Akşam telaşına karışmış bir hüzün
    Gözlerin nemli başın eğik önünde
    Bir acıyla gölgelenmişti yüzün

    Bende bir sevda doğdu o akşam
    Nice vakittir böyle çarpmadı yüreğim
    Nasıl gelip sana nasıl söylesem
    İnan yanıbaşındayım her an sevgilim

    Anlatılmaz bir haldeyim günlerdir
    Yazıp çiziyorum sayfalarca anlatamıyorum
    Şimdi artık yeniden sevmek zamanıdır
    Tek gerçeğim var seni seviyorum

    Bilemiyorum yoksa günah mı bu sevgi?
    Bana bir daha sevebilmek yasaklı
    Başka bir yeri değil dinle kalbimi
    Son sevdanın adı sinemde saklı


  8. 2006-12-12 #8
    Aşk garip bir oyun. Ayrıca garip olan sadece aşkın kendisi değil, aynı zamanda aşkın sembolleri de oldukça farklı. Gelin aşkın sembollerine birlikte bir göz atalım...


    Ejderha
    Ejderha özellikle çinde büyük bir önem taşıyor. Çünkü ejderha üretkenliğin bir simgesi ve bu yüzden de hiçbir kutlamada eksik olmuyor. Ayrıca bu yıl "Ejderha" yılındayız... İlgilenenlere duyurulur!


    Gül
    Gül antik astrolojide Venüs'ün ve aşkın simgesi olarak kabul ediliyordu. Gerçi günümüzde de anlamını hala yitirmeyen gülün yeri her zaman ayrı olacak.


    Yumurta
    Yumurta Yahudilerde, Hıristiyanlarda ve aynı zamanda filozoflar için üretkenlik anlamını taşıyordu.


    Elma
    Havva'nın Adem'i baştan çıkartması elmaya bağlanıyor. Herhalde o gün bugündür de elmanın erkekleri baştan çıkarmak için kullanılan bir meyve olarak kabul edilmesi gayet doğal.


    Timsah
    Gambia'da bir söylentiye göre nehirde beyaz bir timsah görürseniz, çok çocuğunuz olurmuş. Nehirde beyaz timsah gören oldu mu bilinmez ama, ülkemizin beyaz timsah görmeye hiç mi hiç ihtiyacı yok.


    Nişan yüzükleri
    Hayatını birlikte geçirmeye karar veren çiftlerin ve sonsuz sevginin simgesi olan nişan yüzükleri çok eskilere dayanıyor. Güncelliğini de hala yitirmedi.


    Ay
    Gece tanrıçası Sirona'nın simgesi olan ay, aynı zamanda üretkenliğin de bir simgesi.


    Yılan
    Yılan birçok kültürde görüntüsü ve hareketliliğinden ötürü cinsellikle karşılaştırılıyor.


    Dudaklar
    Kırmızı dudaklar her zaman kadınların cinselliğe hazır olduklarını ve birşeyleri arzulamaya başladıklarını gösteren bir simge olmuştur.


    Kurbağ
    Eskiden kurbağ gören kişinin ikizleri olacağı düşünülürmüş. Ayrıca kadınların kurbağ gördüklerini söylemeleri cinsel ilişkiye girmek istediklerini belirtirmiş.


  9. 2006-12-12 #9
    AŞKMIYDI O ?

    Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
    Neydi çekip kendine, beni bağlayan
    Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
    Elleri ta içimde o dev miydi

    Etime bir alev değmişcesine
    Nasıl da yakardı öptügü zaman
    Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
    Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine

    Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
    Gozlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
    Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
    O delice sürdürmeler yaşantımızı

    Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
    Sarıldıkca güçlenmek, bütünlenmek
    Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
    Ve en kuytularda buluşmak korka korka

    Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
    Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
    Varmak icin o sevgiyle açılmış kollara
    Apansız düsmek yükseklerde bir yerden

    Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
    Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
    Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
    Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de


  10. 2006-12-13 #10
    ÂŞIK OLMADAN ÖNCE DÜŞÜN
    Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin
    sokağa fırlayacaksın...
    Sokaklarda dar gelecek
    tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi
    ne denizin mavisi açacak içini
    ne pırıl pırıl gökyüzü
    kendini taşıyamayacak kadar büyüyecek
    biryandan da kaybolacak kadar küçüleceksin
    birileri sana bir şeyler anlatacak
    ''önemli olan sağlık''
    ''yaşamak güzel''
    ''boş ver her şey unutulur''
    gözyaşlarından etrafı göremeyecek hale geleceksin
    ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek
    az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin
    hep ondan bahsetmek isteyeceksin
    ''ölüme çare bulundu '' ya da
    ''yarın kıyamet kopacak'' deseler
    başını kaldırıp ''ne dedin?''
    Diye sormayacaksın
    yalnız kalmak isteyeceksin hem de karanlıkların arasında kaybolmak
    ikisi de yetmeyecek...
    Geçmişi düşüneceksin...
    Neredeyse dakika...
    Ama kötüleri atlayarak
    onunla geçdiğin yerlerden geçmek isteyeceksin
    gittiğiniz yerlere gitmek...
    Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
    Ama bile bile yapacaksın
    biri sana içindeki acıyı
    söküp atabileceğini söylese kaçacaksın...
    Aslında kurtulmak istediğin halde...
    O acıyı yaşamak için direneceksin...
    Hayatının geri kalanını onunla geçirmek isteyeceksin
    aksini iddia edenlerden nefret edeceksin
    herkesi ona benzetip
    kimseyi onun yerine koyamayacaksın
    hiçbir şey oyalamayacak seni
    ilaçlara sığınacaksın
    birkaç saat kafanı bulandıran
    ama asla onu unutturamayan...
    Sadece bir müddet buzlu
    camın arkasından seyrettiren
    bütün şarkılar sizi için yazılmış gibi gelecek
    boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin
    uyumak zor uyanmak kolay gelecek
    bazen de hiç güneş doğmasa diyeceksin
    ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler
    ölmeyi isteyip ölemeyeceksin
    belki çivi çiviyi söker diye
    can havliyle önüne çıkana sarılacaksın
    ................
    Nafile...
    Düşüncesi bile tahammül edilemez gelecek
    rüyalar göreceksin,
    gerçek olmadığını istediğin
    her sıçrayarak uyandığında
    onun adını söylediğini fark edeceksin
    aramayacağını bile bile....
    Telefon her çaldığında yüreğin ağzına gelecek
    ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla,
    yüreğin burkulacak...
    Canın yanacak...
    Bir daha sevmemeye yemin edeceksin
    hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden
    onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın
    defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin
    yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
    Onunla hiçbir anının olmadığı yerlere gidip yerleşmek...
    Ama bir umut...
    Onunla bir gün bir yerlerde karşılaşma umudu...
    Bu unut seni gitmekten alıkoyacak
    gel-gitler içinde yaşayacaksın
    tabi buna yaşamak denirse
    razı mısın bütün bunlara?
    razımısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye?
    O halde âşık olabilirsin...




  11. 2006-12-16 #11
    ölümdün yüreğime


    gelişlerin ölümdü yüreğime,
    oysa hasrettim geleceğin güne,
    çok istedim sarılmayı,sıcak tenine,
    dokunamadım,bakamadım gözlerine....

    kalbim aşka mezar kazmış,
    aşktan yana hep yanmış,
    sevdan yüreğimin düşmanıymış,
    anladım sevdan harammış....

    gene karşımdasın,geldin(!)
    ama benim değilsin, elsin,
    her gün öldürüyor gelişin
    beni gömmek için mi geldin....

    hep yandım, hep ağladım,
    derdimi kimseye anlatamadım,
    sevdan yüreğimdeydi bırakmadım
    sensizken de hep ağladım.....


  12. 2006-12-18 #12
    Asklar da Ayakkabilar Gibidir...

    Bazilari çamur yagmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" kosullarina dayaniklidir.Bazilari ise ummadiginiz kadar kisa zamanda çabucak "yamulur" ilk yagmurlu havada "alti açilir" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.


    Asklari da ayakkabilar kadar "itinayla" seçmezseniz, tipki ayaginizda oldugu gibi yüreginizde NASIR olusabilir.



    Dar gelen bir ayakkabiyi sadece tarzini begendiginiz için "zamanla açilir" diyen saticiya inanarak alirsaniz, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" baslar.



    Ruhunuzu daraltan bir ask içinde yalnizca fiziksel begeniye kapilip "zamanla düzelir" diyenlere kanarsaniz, yine zamanla içinizdeki olumlu duygularin "çarpildigini" görebilirsiniz.



    Asik olabileceginiz insan türü, tipki ayakkabilar kadar degisik stillerde, farkli kalitelerde ve sayisiz "renktedir".... Aski bir çesit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar, aynen "spor ayakkabi" gibi dikkat çekici ve rahat kisileri bulurlar.



    Tersine askta tutucu ve istikrarli olmayi benimseyenler "klasik ayakkabi" gibi muhafazakar çizgiler tasiyanlara tutulurlar.



    Dekolte ayakkabilar gibi sadece cinsellik ve eglence zevkleriyle ateslenen asklar vardir.



    "Bez" ayakkabilar gibi kisa ömürlü "tatil asklari" ise hemen herkesin kisisel tarihinde mevcuttur.



    "Marka" ayakkabi alir gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" asiklar görürsünüz.



    Kati plastikten "yagmur çizmesi" edinir gibi mantik süzgecinden geçirip "ise yarar" biçimde yasamak isteyenleri de bilirsiniz.



    Ayrica ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafi"olup evine sayisiz çesitte ayakkabilar yigan insanlarin ayni zamanda "degisik" türde asklara da zaafi oldugu söylenir.



    Evet ask "ayakkabidir".



    Aynen ayakkabiniza bakim yapmayip "hor" kullandigniz zaman kolayca eskittiginiz gibi, askiniza da dikkatli davranmayip özen göstermediginiz zaman kisa sürede "eskitirsiniz".



    Ve nasil ki "delik" bir ayakkabiyi tamir ettirdiginizde yalnizca "bir miktar" ömrünü uzatmis olursaniz; "delik" bir aski onarmaya kalkistiginizda da "asla eskisi gibi olmayacaktir"!


  13. 2006-12-19 #13
    Uçurumlardan Atamadığım Kalbime

    Yaşam yanıbaşımdan akıp gidiyor ve ben bir türlü yetişemiyorum. Yüreğimde buruk bir acıyla bakakalıyorum ardından.
    Anılardan kırıntılar var hatırımda, anlamsız ucuz zamanlara dair. Oysa anlamı olan bir şeyler arıyorum geçmişimde... Anlamı olan bir şeyler girsin istiyorum hayatıma...

    Hayatın bir yerinde bir fotoğrafa girmeye zorluyorum kendimi. Ama hep kenarda kalıyorum. Ben mi seçiyorum orayı hep? Yoksa onlar mı bana uygun görüyor, kestiremiyorum? Hep orada, yalanın, üçkağıdın, ikiyüzlülüğün, yalakacılığın olmadığı yerde kalıyorum. Hep kenarı uygun görüyorlar bana. Ortaları yalancılar, yağcılar, onursuzlar, üçkağıtçılar kapıyor...

    Gözlerime bakıpta asıl utanması gerekenler utanmıyor ey hayat, ben utanıyorum onların yerine, utanmazlıklarından ruhum daralıyor, yüreğim inciniyor. Bazen çevremden, her şeyden kaçıp kurtulmak istiyorum. Hayatın bu kirli sahnesinde insanın iğrençliği tiksindiriyor beni.

    Biliyorum ben iyi bir oyuncu değilim, kıvıramıyorum, kavrayamıyorum senaryoyu. Hayat yalancıyı,onursuzu, kıvıranı seviyor neylersin. Oyunun içinde aşağılık rolünü iyi oynayanı seviyor. Yüreğiyle değil, beyniyle oynayanı seviyor.
    Aldatmanın aldatılmaktan daha makbule geçtiği bir zamandayız ey hayat, bu yüzden hep aldatıldım...

    Oyunun adını bulmaya çalışıyorum, anlamaya çabalıyorum senaryosunu. Sevdiklerimin gözlerine bakıyorum, sevmediklerimin. Beni seviyor görünenlerin gözlerine bakıyorum, sevmeyenlerin. (Keşfettiklerim) bulduklarım, anladıklarım ürkütüyor beni. Ürküyorum hayattan ve hayatın rölünü iyi oynayan utanmaz haytalardan...
    Çevremdekilere bakıyorum mertlik, dürüstlük denen kavramlar çoğuna yakışmıyor. Küçücük çıkarlar uğruna böyle ucuz duygusuz yaşayabiliyorlar. Bazen baban, kardeşin bile ucuz çıkarlar için seni satabiliyor... Olsun, ilk kez yaşamıyorum hayal kırıklığını, ilk kez yaşamıyorum ihaneti. Çocukluğumdan biliyorum ki, uzak dağbaşlarında yaralara merhem yerine tütün basarak ayakta durabiliyor çobanlar...

    Ey yüksek uçurumlardan atamadığım kalbim, kanayan ve hiç kapanmayan bir yaraydı bıraktığın ömrüme. Bu yüzden acıyıp dururyor yüreğim, ömrümün susuz kalmış çiçeklerine... Uzlaşmasız kopuyor ilişkiler, parçalanan bulutlar gibi dumanlanıyor gözlerim. Anılar üşüşüyor belleğime, hüzünleniyorum, efkarlanıyorum, üzülüyorum...

    Ne çok kırıldım, ne çok şey yaşadım hayatın bu kirli sahnesinde. Sancılarla örülmüş bir ömürden geliyorum ey hayat, acılarla örülmüş bir ömürden... Kırgınlıklar kolay iyileşmeyen yaralardır biliyorum... Kalbime batan hançerin sapını tutan el önemli değil artık! Nasılsa en büyük darbeyi insan yakınlarından yer.
    Bir gün akşam olur elbet biter ömür, sızılar kalır geride. Bir de yüreğimde şiir kırıkları.
    Anladım ki, iki kere iki dört etmiyor her zaman..


  14. 2006-12-21 #14
    AŞK ...
    Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.
    Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.
    Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara.
    Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.
    Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak...
    Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.
    Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.
    Aşk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını bilemeyen
    iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.
    Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir.
    Bir bakış bile anlatmaya yeterken herşeyi
    kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır.
    Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını.
    Aşk; vazgeçmektir gözlerinden.
    Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.
    Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.
    Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.
    Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.


  15. 2006-12-22 #15
    Bir Gün AŞK Sana Küsecek...

    Her kaçış sonrası bir ürperişle geliyorsun yanıma..korkuyorsun birşeylerden belli..

    kendi dünyamda kurduğum bir sevgilim vardı benim,artık yok...
    o yanlızca ve yanlızca benimdi..tenine benden başka kimsenin kokusu değmemiş ve yüreğinde benden başkasına ev sahipliği etmemiş...

    çok uzaklarda olsada yüreğime yüreğini koyup gitmişti bir zamanlar ve hep geleceğim diye bekletmişti kendini..sevdim onu beni hayata bağlayan tek nedenimdi tek sebebimdi ve tek bir bedendik biz...

    anlayacağını umuyorum ama sanmıyorum..beni,yüreğimi başka bir bedene satan birinden bahsediyorum..artık rüyalarıma bile giremeyecek kadar değersiz birinden..kendi kendini göz göre göre bitirmiş birinden..bende bitmiş birinden..

    yazıklar olsun demek bana yakışmayacak!
    bu gidişine sevineceğim..

    sen benim mutluluğumu bile haketmiyorsun ama ben kendim için seviniyorum!!!

    bir aşkla daha oynayacaksın..aşka yazık edeceksin..aşkım demek yakışmayacak sana,bir gün aşkta küsecek sana ben gibi ve geri dönmek isteyeceksin,pişmanlıkların seni mahvedecek,kan akacak gözlerinden..yüreğin ağrıyacak..

    ama eğer bir gün sevdama rastlayacağını düşünüyorsan...
    ben çoktan başka bir sevdada olacağım beni bulamayacak öleceksin!!

    ....
    Yatağım biz kokmuyor... Senin yastığın halen daha yok.
    Duvarlara sinmiş gölgen kayıp ve biliyor musun? Kayıp ilanın bile yokkkkk!!!...


  16. 2006-12-23 #16
    Ferhat'in yoluna cikan dagin adi unutuldu. Sirin'i hapseden zindanlarin duvarlari coktan toz oldu. Ferhat'in Sirin'e aski dillerin ucunda simsicak konusuyor, kalplerin taracalarinda terutaze nefes alip veriyor. Dag yikildi, duvarlar unutuldu, araya girip ayiranlarin isimleri anilmadi; ancak Ferhat'in kalbinde olan, Sirin'in ruhunda gezinen ask dag gibi dimdik ayakta duruyor, yamaclarini susleyen pinarlardan nice dudak hâlâ daha ab-i hayat iciyor...

    Aglama ey ask, aglama ki, Leylâ'yi Mecnûn'a uzak eyleyen col kac kere kurudu, kumlarini kac ruzgârin hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ'nin gozyaslari hâlâ daha asiklarin yanagini yikiyor, Mecnûn'un deliligi her gece asiklarin aklini basina getiriyor. Col kaybetti ey Leylâm; senin adin kaldi. Aski hor gorenlerin adi collerin kumlari gibi kimliksiz kaldi ama Mecnûn'un hatiri hep kaldi.


    Yûsuf ile Zuleyhâ'dan geriye ne kaldi ey ask? Misir sultaninin adi hicbir siire sizmadi. Yûsuf'u satanlarin esâmesi okunmuyor, Yûsuf'a canini veren Zuleyhâ, bak nasil da hayretle aniliyor. Uzulme ey ask, uzulme, yuzunu yikayan gozyaslarin nice Yâkub'un gozlerini acmaya ayarli. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandi, Zuleyhâ kâr eyledi.
    Zavalli Zuleyhâ...Senin icin ne muskiller yasadi ey ask. Yûsuf'a sarmasiklanan yuregine soz geciremedi senin yuzunden. Bir Misirli Zuleyhâ varmis desinler diye yapmadi bunu elbet. Senin icin yapti, ask icin yapti. Arada haram vardi ey ask. Sen ona helali goturemedin. Ona nasip olmadi Yûsuf. Onun sevdasi mahsere kaldi.

    Sen eskisin ey ask. Cok eskisin. Eskicilerin alip satamadigi kadar yeni, insanlik tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yurekte farkli bir elbiseyle cikiyorsun karsimiza. Ama hep aynisin. Senin adini kim koymus bilmiyorum. Ama her yerde hazir bekliyorsun. Ve aslinda yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolasik olur muydu ayaklarimiz senin yolunda. Kimse askin ustasi olamadi, kimse seni kusatamadi. Kimse tedirginligini birakamadi senin yaninda, kimse kalbini sakin kilamadi kucaginda. Hep acemi hep acemi olduk yolunda.

    Sen asksin...Sen hem hayal, hem gerceksin. Hem irak, hem yakinsin. Bazan gunes kadar yakici, bazan sularca serinsin. Bizi yucelten buyutensin. Sen atessin...Sen her seyi aritir, temizlersin. Sen sularin bile susadigi susun; hic bitmez serinliksin, hic bilinmez derinliksin.

    Cunku sen bize ta otelerden armagansin. Sen guzelsin, sen Tanri misafirisin kalbimizin kapilarinda. Seninle yikanmayan gonuller pasli, seninle tanisan yurekler yasli ey ask. Tum cefana ragmen seni gonullerin efendisi bildik. Bin turlu yuzunu bin turlu sevdik.

    En guzel sarkilar senin icin soyluyor ey ask...Senin icin geldi bahar.. Nisan yagmurlari senin icin yagiyor semsiye semsiye...Nevruz cicegi senin icin el verdi cigdeme. Asiklar senin icin bahari bekliyor. Yaseminler, itirlar, yaban gulleri senin icin desteleniyor ...

    Sen asksin...

    Anlamini bilemeyip onumuze kattigimiz... Ama cok ucuzladin artik. Kursuni binalarin kasveti altinda gorunmez oldun. Ne Mecnûn'u kaldi dunyanin ne de Leylâ'si. Oksuz kaldin... Yetim kaldin... Saltanatin bitti.

    Sen asksin ya; tum dunya sana kurulu sanirdim. Oysa ayarlar bozulmus. Ibre yalan yanlis isliyor.

    Yalanciktan acilan kapilarda kaliyorsun. Gorunmez bir cadi, olmadik buyusuyle seni kolluyor.

    Sil gozunun yaslarini ey ask, sil ki, onlarin isimleri ayrik otlarina konulacak; seninki de benimki de asiginki de gullerin kokusunda her daim koklanacak!

    Demek artik gidiyorsun. Insanlara veda etmeden sessizce...

    Sana kor olmus, sana sagir olmus, sana lâl olmus gonullerden cekiliyorsun, seni unutmus zihinlerden kaciyorsun.

    Haklisin. Seni harac mezat pazarlarda ucuza sattik ey ask.

    Yûsuf'u kuyuya atar gibi. Meze yaptik seni duskunluklerimize.

    Ferhat'i dagin ardinda unutur gibi. Ask haritalari cizemedik kalbimize.

    Mecnûn ile Leylâ arasinda coller yayar gibi. Sinirlarimizi olusturamadik.

    Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadik. Kerem'i Asli'ndan koparir gibi.

    Asksizlarin dunyasinda yalniz kaldin ey ask...

    Seni kaldiracak, sana kanacak bir dunya var mi dersin?

    Giderken bize bir esinti birak da oyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun.

    Mecnûn'un colunden, Ferhat'in dagindan, Kerem'in kulunden ne varsa al gotur ey ask.

    Ta ki bu hasret biz asksizlarin, aski unutmuslarin yuregini tutustursun.

    Biz insanlari, hayatin kalbine ceken guc sensin. Daglari deldiren sen, colleri geciren sen, daglari ovalari asiran yine sen. Rabb'imizin ruhumuza ufurdugu musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadik. Bizi affet ey ask... Oyle kaybettik seni ki kaybettigimizi bile bilemedik. Affet bizi ey ask...


  17. 2006-12-24 #17
    Gercek askkk (vaaayy beee)
    Bir kız ve bir delikanlı, bir motosikletin üzerinde 180 Km hızla
    gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor;
    Kız : Lütfen yavaşla, ben korkuyorum
    Delikanlı : Hayır, bak ne kadar eğlenceli
    Kız : Lütfen, lütfen, çok korkuyorum
    Delikanlı : Peki, beni sevdiğini söyle
    Kız : Seni çok seviyorum, lütfen yavaşla
    Delikanlı : Şimdi de bana sıkıca sarıl
    Kız delikanlıya sıkıca sarılır
    Delikanlı : Şapkamı alıp, kendine takar mısın? Başımı çok sıktı..
    Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı: Motorsiklet Kazası;
    Motorsiklet, fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı. Üzerindeki 2 kişiden sadece biri kurtuldu.
    Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı frenlerin bozulduğunu anlamış ama bunu kıza belli etmek istememişti.
    Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemiş ve
    kendisine son defa sarılmasını istemişti. Sonra da kendi ölümü pahasına, kızın başlığı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı. İşte gerçek AŞKIN anlamı da buydu..


    Arkadaşlar bu gerçekten yaşanmış bir olaydırrrrr..

  18. 2006-12-26 #18
    Ankara'da Aşık Olmamalı İnsan !



    Kaç alın yazdıysan bana, kendimin saydım biliyorsun.

    Kaç adım kaldıysa adına, zincirleme kazadır hepsi...

    Sussam, gözlerin neyi hak edecek ki...

    Yarı çıplak bir iklimin serüvenine takılmıştı gözlerim.

    Kabuğu soyulmuş, hamsı cinnetlerin tadını çıkarıyordum.

    Sene bilmem kaç.

    Gürül gürül yanan gözlerinin sahte teferruatında kızartırken aldanmışlığımı,

    üzerine yeminler ettiğin adımdan tiksiniyorum.

    Helalinden saydığım ne varsa, ağzımda paramparça.

    Kaldırıp atmaya tenezzül etmediğin serseriliğime paha biçiyorum.

    Benim senin kadar acemi terklerim olmadı...

    Söylediğim her 'hayır! 'dan kaçmak isterken, karşıma ustalığın çıktı.

    Ardıma bakarak irktiğim oldu, aklımı başıma seferber edemeden yittiğim...

    Hepsinden habersizsin!

    Kendisi toplamlarından çıkarıldığında,

    toplamlarının toparlanamadığı bir hesapsızlıkken sen,

    hesapta olmayan üveyliklerin zamansız yordu.

    Şimdi kalkıp gitmek vardı içinden...

    Neden durup bakmadın parmaklarıma basarken?

    Neden 'sür! ' dedin kelimelerini, cahillik diz boyuyken saltanatında?

    Su toplamış göz bebeklerime batırdığın çuvaldızlar, kendine iğnesiz şimdilerde.

    Başkasına başkalaşmayacak değilsin!

    Yeter ki, rahat bırak elif- ba'larımı...

    Düş-tün,

    Düştüm…

    Düş tümceli italiklere uğurlarken mağrurluğumu, gözümden düştüm.

    Koridorlara sığdırdığım kentler soğudu, kalbim ürpermiyor artık ölülerden.

    Senin de bir ölü olmadığını kim ispatlayabilir?

    Kim kaldırır yol üstü cinayetlerinden aşklarını?

    Limanını terk ettiğin gemilere dönmeye gücün yok!

    Tükeniyorsun, görmüyor musun?

    Bu sıkı yönetim, bu karatma geceleri, bu suç,

    sokağa "çıkma" yasağını yasaklamak için avutulmuştu günlerce ellerimizde.

    Yazık! Aforoz ettin aklımı hiç yere.

    Kurallı- bileşik suçlarına suç ekledin.

    Susuyorsam, cezanın da bir suç olduğunu bildiğimdendir.

    Susuyorsam, kahrolsun hümanizm!

    Susuyorsam, cinayetsin bakışlarıma…

    Yalnızca başını hatırladığım ilkel bir yalnızlığın belirginliğiydin.

    Arada başı bozuk ispiyonlar vardı, bacaklarımdan düştüğün yollar…

    Dizlerime sahip çıksaydın, anlardın alnında ağrıyan kış uykularını.

    Bilseydin, bu kadar ürkmezdin kendinden.

    Ki yoktun sen.

    Yoldun ya da.

    Ve ben seni, "yolculuk" oynarken kaybettim.

    Yollarımda, mızıka çalan şehla şehirler yoktu.

    İntihar süsü verilmemişti henüz aşklara.

    Şehirlerarası bakışmalar olanaksızdı.

    Kelime oyunları, boynu bükük zafer işaretleri kadar coplanmamıştı "nezakethanelerde…"

    İşte bu yüzdendi bütün kazalara "sen" deyişim,

    işte bu yüzden düşüyordun alfabenin en kaygan yerinden.

    Yıldızlarca değil, yıllarca uzaktın benden.

    Gökten üç elma düşse, ağlardım gizliden…

    Kendime gitmenin vaktini geçiyor yelkovan kuşları.

    Ne çıkar tutmuşsam saçlarını rüzgarın,

    koşmuşsam peşinden ciğerlerim patlayana kadar,

    caymışsam sevdamın ev sevdi yerinden.

    Bir ayvaz ağıdı seğirtip yakaladı işte şahdamarımdan.

    Ne fark eder beni sevmişsin, sevmeye yeltenmissin, sevmemeliymişsin…

    Ben kendi aşkımdan sorumluyum!

    Kentsizliğine acıyorum kahkahalarımla.

    Cesedindeki şiirleri yolduğun tırnaklarımdan soyunuyorum.

    Seni bağışlamıyorum!

    Ne kendime,

    Ne yollara,

    Ne de vaadi yitik istirhamlara.

    Bugün, saçlarımı kestim zülfükarla. Belki artık beğenmezsin beni.

    Sola dönüşü olmayan tabelalardan, bir gün sökeceğim sokağını

    ve öylece kaybedeceksin beni ciltsiz kusurlarımda.

    Beni hep arayacaksın…

    Kilometreleri ben koymadım ki oraya!

    Neden "bitsin! " denilen yerden sökülmüyor bu sevda, mani oluyorsa sana?

    Neden masallarla uyuttun kulağıma söylediğin türküleri?

    Hiç hakkım yok mu uçaklarla selam söylemeye gözlerine?

    Hırpalanmış sesinin içinde bile, suçunu gizleyecek kadar suçlusun!

    Gökten üç elma düştü,

    Gözümden üç kent,

    Ağlamadım açıktan…

    Anladım.

    Ankara'da aşık olmamalı insan…



  19. 2006-12-28 #19
    Seni ne çok sevdim ben...
    Ne çok gözyaşı döktüm senin için...
    Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim...
    Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim...

    Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz...
    Yaşamak mümkün değil...
    Yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı...
    Amansız acılar içindeyim....
    Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin...
    Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin..
    Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı...
    Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim...
    Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı...
    Anladım ki beni hiç duymayacaksın...

    Sana sitem edemem...
    Ama o sözün çok kırdı beni biliyormusun...
    Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim...
    Oda mutlu olman...

    Mutlu ol sevdiğim...
    Mutlu ol şiir gözlüm...
    Nereye kime gidersen git yeterki sen mutlu ol...


  20. 2006-12-28 #20
    ŞU AN SENİ SEVMEKLE MEŞGULÜM


    Bugün tüm masumluğumla gelmiştim oysaki sana… Beni anlamayacağını biliyordum. Anlaman için gelmiyordum zaten. Bunca eziyeti ikimiz için de çekmiyordum. Bilirsin gereğinden fazla bencillik verilmişti bana..! Bunun için yaratana sitem etmenin bir manası yoktu. Kendimde biriktirdiğim anlamların yanında çok fazla göze batmıyordu bu kusurum. Zaten aşk bencillik demek değil midir? Karşısındakinden müsaade almadan girivermez mi insanın hayatına..! Öylece yaşamaz mı iliklerimizde? Kanımız çekilinceye kadar eziyet yüklemez mi bizlere..! Sana bunun tarifini neden yapıyorum ki! Bunu anlayamayacak kadar küçük değil miydi senin yüreğin..!

    …Bana yetmeyeceğini biliyordum. Senin yaşamında sonsuza kadar kalacak değildim oysa ki… Seni esir etmeyecektim kendime. Bize sunulan mutlulukları yaşayacaktık sadece… Sonra mı! Üzerinde yürüdüğümüz yol bizi nereye çıkaracaksa oraya gidecektik..! Sonrasına bakmıyorum ki ben hiç… İnanmadığım şeylerin konuşmasını yapmak lüzumsuz geliyor bana..! Bildiğim ve düşündükçe anlam veremediğim bir çok şey var beynimi kemiren… Yanımda olman, nefesini hissetmem, yüreğini okumam ama sana dokunamamam. Bu satırlara dahi işlenemeyen ne büyük bir sancı! Bu bedenin nasıl bir başına sararıp solduğunu, yok olduğunu görüyorum. Bunun adı çaresizlikten çok öte bir şey olsa gerek.

    Üzgünüm, benim çiçeklerim yoktu, bu yüzden seni baharlara taşıyamadım. Ilık esen rüzgarlarım ve altından ırmaklar akan bahçelerimde olmadığı için sana cenneti de vaat edemedim. Ben bilerek ateşlerde yanmayı öğrendim. Böyle yaşamak beni ben yapıyordu sanki. Anlamanı beklemiyorum çünkü sende gördüğüm şey o kadar soğuk ki! ! Tüm bedenimi ayaz kestiriyor adeta. Yüreğinin senden çok uzakta bir yerlerde öylece kararmış ve yalnızlıktan nasırlaşmış olduğunu görmekteyim. Kim bilir belkide sırf bu yüzden sıradanlık kazanmış bir hayat yaşamakla meşgulsün.! Ben istemeseydim, bir dalga kadar yükselemezdin yüreğimde! Sana bu kadar çok anlam katmazdım. Üç günden öteye gitmezdi, bende ki ömrün… Korkma, zamanı geldiğinde sana sormadan gideceğim, yüreğinin uzak kıyılarından ama bugün değil… Ölmek için en güzel günü seçeceğim..!

    …….. Şuan seni sevmekle meşgulüm..!


  21. 2006-12-28 #21
    GARİP BİR AŞK'A

    Ağladın
    Evet ağladın
    Sabaha karşı otların üzerine
    Çiğ düşmüşçesine,
    Islandı gözlerin.
    Karanlığa saklamıştın.
    Gözlerindeki korkuyu
    sevgiyi,
    Ürkmeni,
    Sevincini,
    Burukluğunu.
    Ve en önemlisi içinde ki acındı
    Ve en çok korktuğun ya kalbim kırılırsa...
    Ve en çok kaçtığına yakalanmıştın.
    Garip bir aşk'a
    Ve ben ne yapıyorum dedin...
    Ben Ferhat'mı oldum
    Yoksa Mecnun'mu
    Yoksa bilinmedik bir aşık mı?
    Hiç tarif edilemeyen sonsuzluk mu?
    Kaybolmak mı?
    Yoksa hiç yaşamadığımı varsayarak
    Yeni bir başlangıç mı?
    Bu başlangıç...


  22. 2007-01-05 #22
    ASKIN SEN HALI

    Bir kadınının bir adamı ancak bu kadar sevebileceğini gözlerine bakınca anladım... Gözlerine yansıyan bakışlarımda, bir kadına ancak bu kadar güzel bakılabileceğini gördüğüm gibi...


    Kimse senin gözlerinle bakmamış bana, ben kimsenin gözlerinde yitip, o gözlerle seyre dalmamışım dünyayı; senden önce... Aşk; aşk olalı böyle bir hal, böyle bir duruş yakalamamış bir çift gözbebeğine cennet bahçelerinin gölgesi gibi inen, her biri yüreğimi tam da orta yerinden vuran kirpiklerde...


    Kokundan tanıdım seni... Yıllardır arayıp da bulamadığım o koku... Deniz kokusu kadar büyülü, yabani leylak kokusu kadar baştan çıkarıcı, bebek kokusu kadar saf, taze ekmek kokusu gibi sıcacık. Bir yandan da gibi'si olamayacak kadar tanımsız... Başım nasıl dönmez şimdi benim? Önüm sıra alıp gitmek varken bu kokuyu, arkamı dönüp de uzaklaşabilir miyim senden? Sana karışıp, kaybolmak, seninle bir olmak varken...


    Dudaklarımı yakıyor hasretinin buruk tadı... Ama o hasret ne de güzel acıtıyor biliyor musun... Ne de güzel sızlatıyor ince ince. Senin yarin; sabır eyliyorsa böylesi bir özlemi, bil ki canından çok seviyor seni. Bil ki vaktini saatini bekliyor vuslatların en güzelinin...


    Uykuların en derininde kıpırdanıyordur şimdi dudakların, kimbilir hangi rüyanın en tatlı yerinde belli belirsiz mırıldanıyorsundur gördüklerini. Bense uykusuz bir gecenin koynunda beş harf seçmişim alfabeden, ismin diye döndürür dururum dilimde. İsmin, susuzluktan ölsem bile içmeye kıyamadığım bir damla su...


    Sana kavuşacağım ana dek geçecek tüm saatler, kollarında olacağım zamana takvim dokumuş bütün günler nasıl adınla başlıyorsa, içime çektiğim her nefes de adınla doluyor bedenime... Verir vermez nefesimi, hızla içime çekiyorum yine, ya kaybolursa ismin bu odanın içinde...


    Güneş, ilk ışıklarını nice alemlerin üzerine yaymak, nice karanlıkları aydınlatmak için nazlı nazlı süzülürken ufuktan gökyüzüne doğru, benim güzel gözlü meleğim de salacak bakışlarını dünyamın üzerine ki anlayayım gecemin güne kavuştuğunu... Yaşamımın en büyük müjdesi, en büyük aşkı, duy bu dediklerimi: Her ne geldiyse başıma seni bilene dek; bin beterine razı olurdum yine; ödülün yine "sen" olacağını bilsem. Ben talihsiz sanırken kendimi, meğerse ne büyük bir sınavdan geçiyormuşum! Meğerse diyetini en başından ödüyormuşum şimdiki mutluluğumun. Çok dua etmişim; bir o kadar da almışım demek ki, sevabım günahımdan çokmuş demek ki. Bilmem ki şimdi nasıl şükretmeli?...


    Hem içimdesin; hem dışımdayım. Hem bendesin, hem sendeyim...


    Şu ömür dedikleri rüyanın içinde sen bulmuşsun ya beni, daha ne isterim ki hayattan? Başka ne için yaşanabilir ki bundan sonra? Sadece senin için; sen diye, seninle... Senin gülüşün, sesin, nefesin, tenin olmadan tutunamam artık hayata, çünkü bana kendini tertemiz aşkından süzüp de getirdin sen; onca pisliğin yalanın arasında can çekişirken bu yorgun dünya... Yalanları, yamalı hırsları, küçük hesapları, sinsiliği; sahte aşkları ile kuşatıp her önüne gelene lütufmuşcasına dağıtanlara ibret olsan keşke; yüreğinin saflığıyla, dürüstlüğünle... "Böylesi de varmış" dedirten yüreğinle, beni gerçek aşkın güzelliğine inandıran yüreğinle...


    Geçmişin tüm puslu izleri silindi gitti, dün de sensin bugün de. Yarın varsa, senin için var. Olmazı "ol" deyişi ile olur kılan yüce tanrım yüzünü bana senin yüzünde göstermiş demek ki...



    Tüm kelimeler, senin dünya üzerindeki varlığını bildiğim gün yeni baştan vücut buldular, gerçek anlamlarına o zaman kavuştular. İşte bu yüzden "sevgilimsin", işte bu yüzden "seni seviyorum"... İşte bu yüzden ruhumu tüm kötülüklerden koruyan bu aydınlığın diğer adı;



    "aşkın sen hali"....


  23. 2007-01-09 #23
    ADINIZIN BAŞ HARFİNE GÖRE AŞK DURUMUNUZ

    A
    İlla da ilişkilerinizde romantizm diye tutturduğunuz
    söylenemez!Daha çok aksiyonla ilgilisiniz. Hareket lazım size, hareket. Üstelik uğraştığınız her şeyde. Flört edecek kadar sabırlı değilsiniz. Ama dobralığınıza söyleyecek hiçbir şey yok. Esiniz çok çekici olmalı. Özellikle fiziksel yönden. Çünkü bir şehvet düşkünü olarak siz buna çok önem verirsiniz.

    B
    Duygusallık ve romantizm sizin özelliğiniz. Mum ışığında
    yemek, ay ışığında yürümek sizin için ideal. Sevgiliniz size hediye almak
    zorunda çünkü bu tur numaralardan hoşlanıyorsunuz. İradeniz çok kuvvetli. Özellikle seks konusunda. Ama sevginizi ifade etme kabiliyetini muazzam.

    C
    Sosyallik paçalarınızdan akıyor. Siz flörtsüz de duramazsınız.
    Sevgiliniz yandı her an yanınızda olmak zorunda. Tamam duygulu ve
    duyarlısınız ama seks de önemli değil mi? Biraz bencilsiniz, ne ayıp, sanki
    esiniz, sevgiliniz size tapmak zorunda! Seksi sevmenize rağmen çok uzun sure hayatınızda seks olmadan yasayabilirsiniz.

    D
    Kafaya takmaya görün! Onu mutlaka elde edersiniz. İmkansız olsa bile kolay kolay vazgeçmezsiniz. Yardımseverliğin bu kadarı da fazla. Popülerliğinizin kaynağı da bu. Sıfatlarınız şunlar: Seksi, sadık, kıskanç ve bencil.

    E
    Seks sizin için zevkten daha öte bir şey! Is, stres, para, diş etkenler
    seks hayatinizi olumsuz yönde kolayca etkileyebiliyor. Ama her şeye rağmen asla seks duygunuzu tamamen kaybetmiyorsunuz. İhtiyacınız sürekli ilgi. Allah kolaylık versin.

    F
    İdeal sevgili, ideal romantik. Sevgilinizi ilahlaştırıyorsunuz.
    Üstelik bundan zevk alıyorsunuz. Dışarıdan gösteriş düşkünü olarak
    görülebilirsiniz ama içinizde sıcak ve romantik bir insan var. Umarım
    pesinde koştuğunuz ideal sevgiliye ulaşırsınız.

    G
    Sizin için söylenecek iki sözcük: Müşkülpesent ve ayrıntıcı.
    Biraz özentisiniz. Statüsü sizden yüksek insanlarla ilişki kurmaya
    bayılıyorsunuz. Ayrıca bir özelliğiniz daha var, erotizmin zirvesine nasıl
    ulaşabileceğinizi iyi biliyorsunuz.

    H
    sürekli bir arayış içindesiniz. Üstelik ne aradığınızı da biliyorsunuz:
    Sizi her yönden zenginleştirecek bir partner. Onun için her şeyi
    yapabilirsiniz. Ama buna yatırım gözüyle yapmanız iyi değil. İtiraf edin
    bazen yapıyorsunuz!

    I
    Sevilmek için yaratılmış birisiniz. Sevgilinizin size tapması için her
    şeyi yaparsınız. Ama unuttuğunuz bir şey var, her şeyi hep ondan
    bekliyorsunuz. Bu kadar çabuk kırılmanızın nedeni bu. Sizin için asıl olun
    güven duygusudur. Seks ise sadece doyurulması gereken bir ihtiyaç.

    J
    Müthiş bir fiziksel enerjiniz var. Sevişirken hiçbir güç sizi durduramaz.
    Partnerinizin yorulması hariç! Sizin için karsı cinsle ilişki bir meydan
    okuma. Romantik olduğunuz söylenebilir ama sizi asil ilgilendiren bastan
    çıkarmak. İdeal aşka inanıyorsunuz. İsiniz kolay değil.

    K
    Ketum ve utangaçmış gibi görünüyorsunuz ama son derece şehvetli ve duyarlı bir insansınız. Ama bunu kimseye çaktırmıyorsunuz. Ticari kabiliyetlerinize maşallah. Bu isin bütün ayrıntılarına hakimsiniz. Ciddi görüntünüz insanlarda çekingenlik yaratıyor. Aldatmaktan ve aldatılmaktan nefret edersiniz.

    L
    Aşk sizin için tutkuyla eşdeğer. Sevilmekten çok sevmeye önem
    veriyorsunuz. Birine bağlanmak sizin için çok değerli. Aşk konusunda her
    alanda basari garanti. Bu yüzden biraz maymun iştahlısınız. Yeni tatlar
    deneme potansiyeline sahipsiniz. Tuzlu mu, tatlı mi, eksi mi? Sevgilinizin
    isi zor çünkü entelektüel olmak zorunda.

    M
    çok duygusalsınız. çok ama. Bir ilişkiye girdiğinizde tüm
    benliğiniz eriyip gidiyor. Seks özgürlüğüne inanıyor gibi görünseniz de,
    lafta, doğru değil. Fantezileriniz ve seksüel enerjiniz tükenecekmiş gibi
    durmuyor. Birlikte olduğunuz insani çocuk gibi koruyup, kolluyorsunuz. Ama onun bundan sıkılabileceğini hiç düşünmüyorsunuz.

    N
    Sizi yakından tanıyanların asla inanmadığı iki sıfatınız var: Masum ve
    çekingen. Bu sadece diş görünüşünüz. Son derece aldatıcı. Seks konusunda çok yeteneklisiniz. Sekste tekdüzeliğe asla tahammülünüz yoktur. Maalesef mükemmeliyetçisiniz bu yüzden de sizin standartlarınıza uygun birini bulmanız çok zor oluyor.

    O
    Oooo sekse çok düşkünsünüz! Ama biraz da çekingensiniz. Enerjinizi başka alanlara yönlendirmeniz bu yüzden. Para ve güç sizin için çıkı yolu.
    Düşkün olmanıza rağmen seksi ciddi bir is gibi görüyorsunuz, karsınızdakini de seksüel bir obje gibi. Bu yüzden itirazlar geliyor.

    P
    Sizin için hayatin anlamı sosyal statü. Biriyle birlikte olabilmeniz zor.
    Çünkü eli yüzü düzgün olmayan biri sizin statünüzü düşürür. Üstelik çok da
    zeki olmalı çünkü siz tartışmadan duramazsınız. Bu sizin için bir ihtiyaç!

    R
    Birlikte olmak için en iyisi kendinizi kopyalamanız olurdu.Çünkü sizin
    tıpkı kendiniz gibi birine ihtiyacınız var: entelektüel ve zeki.
    Akil sizin için fiziksel güzellikten daha önemli. Ama bu seksin önemsiz
    olduğu anlamına gelmiyor. Esiniz yatakta etkili değilse,öğretmekten zevk
    alırsınız.

    S
    Gevezesiniz. En büyük zevkiniz konuşmak. Esiniz dinlemekten
    hoşlanmıyorsa yandınız. Es değiştirmek zorundasınız. Çünkü konuşmak sizin
    için bir ihtiyaç. Hayatınızdaki her şey derli toplu olmalı. Uyumsuzluk ve
    karmaşadan nefret ediyorsunuz. Siz her şeyi kontrol etmek istiyorsunuz. çok
    flört ediyorsunuz. Sizin için flört seksten önemli. Ama bir kere kalbinizi
    kaptırmaya görün, dünyanın en sadık insani oluverirsiniz. Size uygun
    sevgili bulamazsanız, iyi bir kitapla da idare edebilirsiniz.

    T
    Tam bir romantik. Aşka düşkünsünüz. flört için ideal bir tipsiniz. Asık
    olduğunuzda romantiksiniz ve bu yüzden de kırılgansınız. Ufak bir aksilik
    ayaklarınızın yere basmasını sağlar. Anında gerçekçi olursunuz.

    U
    Tam bir paradoks. Asık olduğunda gerçekçi, asık olmadığı
    zamanlarda aşka asık bir tip. Her zaman değer verecek birini arar. Sevmek
    için yaratılmıştır. Sevgilisini her şeyin üzerinde tutar.

    V
    Sizden adam olmaz, her zaman özgürlük ve heyecan pesindesiniz üstelik
    gizemli insanlar ilginizi çekmek ne kelime, sizi büyüler. Ye yasça büyük
    ye da küçük insanların pesinde koşarsınız. Bu yüzden bütün ilişkileriniz
    tehlikelidir.

    Y
    Bağımsızlık, sloganınızdır. Biriyle olmanız zor, haliyle. Her
    zaman kendinizi ispatlamak zorundasınız. Özellikle sevgilinize karsı.
    Ye o da kendini ispatlamaya kalkarsa? Ama Allah için son derece acık ve
    çekici bir insansınız. Sekse önem veriyorsunuz. Ama para daha önemli. Ne
    ayıp!

    Z
    Askın acı çekmek olduğunu artık biliyorsunuz. Samimi, hassas, duygusal ve
    hayalperestsiniz. Bası dertte olan insanlar için, sizden daha iyi biri
    bulunamaz. Üstelik her zaman da sevgilinizin kurtarıcısısınız. Ama
    paylaşmaktan çok hoşlanmıyorsunuz. Özel hayatinizi, sırlarınızı kendinize
    saklıyorsunuz. Belli olmasa da seksi seviyorsunuz. Evlenmek zorundasınız
    yoksa yapamazsınız.


  24. 2007-01-12 #24
    Aşk diye birşey var mıdır?
    Aşk acı çekmek midir?
    Herşeyi kabullenmek midir aşk?
    Vakit geçirmek midir?
    Karşındakini kutsal bir varlıkmış gibi görmek midir?
    Hayranlık mıdır?
    Geçmişini yok saymak mıdır?
    Hayatı mukemmel görmek midir?
    Herkese saygı duymaya başlamak mıdır?
    Kimseyle kavgaya girmemek midir aşk
    Yoksa herkese ve herşeye direnmek midir?
    Kör olmak mıdır aşk?
    Aşk iyimserlik midir?
    Yok olanı varmış gibi gösteren bir sihir mi
    Yoksa gerçekleri gizleyen bir örtü mü?
    Ayna mıdır aşk?
    Yoksa pusula mıdır ibresi şaşmış?
    Ulaşılmazları ulaşılır yapan mıdır?
    Aşk halisilasyon mudur?
    Gerçek midir yoksa?
    Aşk erozyona uğruyor mu? Eğer uğruyorsa neden o zaman aşkın ölümsüzlüğünden bahsediyorlar?
    Eğer bunlar yoksa aşk da yok öyle mi? Neden o zaman aşkın var olduğunu söylüyorlar?


  25. 2007-01-13 #25
    Ne zaman kimi vuracagini asla bilemezsiniz.

    Gece yarisi aniden, dipten yukselen coskulu bir dalga gibi kabarir içinizde.

    Toprak ayaginizin altindan kayiyor gibi olur ve en hazirliksiz oldugunuz anda bütün siddetiyle vurur.

    Sarsilir, neye ugradiginizi sasirirsiniz.

    Heyecan,korku, kararsizlik, cesaret, aci, ofke,huzun,merhamet, siddet kaplar bir anda dunyanizi. Es dost yardima kossa da kolay toparlanamazsin.

    Bittiginde agir bir enkaz birakir geride.

    Daha kotusu, "tamamen bitti" sandiginiz sarsinti, hafif bir siddette artci soklar halinde yillarca surebilir.

    Kalbinizdeki kirik hat ara sira yoklar yeniden...

    Can Dündar

  26. 2007-01-14 #26
    Askin fizigi

    Kadınlar, erkekler ve aşk... Mutluluğun formülünü her yerde aradık durduk ama bir türlü bulamadık. Şimdi, hiç aklımıza gelmeyen bir kaynak bize yardıma hazır; fizik kitapları. Çünkü aşkın dinamiklerini de o meşhur fizik kanunları belirliyor.

    Lisede ezberlediğimiz yüzlerce fizik formülü karşısında çoğumuzun nasıl da nefesi kesilirdi. Oysa o formüllerin bir çoğunu zamanla unuttuk. Ta ki hayatımızın en önemli parçalarından biri olan aşkın altında bu formüllerin yattığını öğrenene dek. Kadın erkek ilişkilerinin ve tabii ki bu ilişkilerdeki problemlerin, yanılgıların ve çıkmazların temelinde doğanın en eski güçleri var.

    Bugüne kadar aşklarımızı arkadaşlarımızla ya da psikologlarla birlikte analiz ettik, oysa aslında tek ihtiyacımız olan şey bir fizik kitabı. Pozitif ve negatif enerjinin etkileşimi, birbirini iten ve çeken bedenler, titreşimler, erime... Lise yıllarına dönmeye hazırlanın, çünkü ders başlıyor!

    Onu gördüm ve çarpıldım. Adı üstünde yıldırım aşkı!

    Temel formül: Aralarında maddesel bağ olmayan iki cismin karşılıklı etkileşimine çekim gücü denir.

    Bir anda çarpıldım. Onunla tanıştınız, iki kelime konuştunuz ya da konuşmadınız ve sizi bir mıknatıs gibi çektiğini hissediyorsunuz. Utanmasanız 'Aşık oldum.' diyeceksiniz ve hatta utanmıyorsunuz. Bilim adamlarına göre ilk görüşte aşk sanıldığı gibi gizemli ve mistik bir olay değil. Çekim gücü hiçbirimizin engel olamayacağı bir doğa kanunu. Bu çekimin ne kadar sürdüğünü ise kimse bilmiyor, iyi bir başlangıç, fakat yıldırım aşkının temeli sağlam duygulara dönüşmesi kişiliklerinize ve birlikteyken kendinizi nasıl hissettiğinize bağlı: Onunla mutlu musunuz? Birbirinizi nasıl etkiliyorsunuz? ikinizin de duyguları olumlu olmalı, çünkü yalnızca ona verdiğiniz kadar pozitif enerjiyi ondan alırsanız bu aşkın bir şansı olabilir.

    Biz serbest ilişkiye inanıyoruz.

    Temel formül: Kendi haline bırakılan bir cisim eğer dıştan itici bir güç olmazsa ya dümdüz gider, ya da olduğu yerde kalır.

    Kelebek kadar özgür. Sevdiğiniz erkekle birliktesiniz ve birbirinizi sıkmamak için ilişkinizi serbestlik temeline oturttunuz. Aşkın o en ateşli zamanları geçti ve yeryüzüne geri döndünüz. Bu noktada ilişkinizin serbestliğini karşılıklı sorumluluk ve saygıyla dengelemezseniz birinizden biri ya olduğu yerde kalacak, ya da yoluna yalnız devam edecektir.

    Her halükarda aranızdaki tutkunun azalması kaçınılmaz. Özgürlüğün belli sınırları olduğunu unutmayın ve onunla bu konuyu tartışmaya çalışın, ilişkiden beklentilerinizi dile getirin, fikir alışverişinde bulunun. Ne tür davranışlardan rahatsız olacağınızı birbirinize açık açık söyleyin ve serbest ilişkinize belli kısıtlamalar getirin. Böylece hem aşkınıza enerji katmış, hem de yola birlikte devam etmiş olursunuz.

    Onunla tamamen uyuşuyoruz. Bu bir rüya olmalı!

    Temel formül: Sürekli aynı frekansta giden iki dalga bir zaman sonra birbirini yok eder.

    Her şey harika. Birazcık bile kavga yok, her konuda aynı fikirdesiniz, her yere birlik te gidiyor, bütün boş zamanınızı birlikte geçiriyorsunuz. Fakat bu arada yavaş yavaş birbirinizin gölgesi haline geldiğinizi, kız arkadaşlarınızın sizi uzun zamandır aramadıklarını ve ilişkinizin başlangıcında aranızda var olup aşkınıza renk katan ufak tefek fikir ayrılıklarının tamamen kaybolduğunu görmüyorsunuz. Aşırı uyumsuzluk gibi aşırı uyum da büyük bir sorun...

    Yok olan benlikler, kaybolup giden alışkanlıklar, huzur verici ve yararlı yalnızlıklar, kişisel meraklar ve bağımsızlık olmadıktan sonra ilişkinin ne anlamı kalır? O sizin hayatınızın çok önemli bir parçası, ama tamamı değil. Zaman zaman tabii ki aynı frekansta buluşacak, uyum içinde ilerleyeceksiniz fakat bazen de kendiniz için yaşamalı, şahsi zevklerinize vakit ayırmalısınız. Kendi kişilik dalganızı yakalayın ve onu sürekli hareket halinde tütün. Gerçekten uyumlu bir çiftseniz sizin dalganız gereken yerde onunkiyle zaten çakışacaktır.

    Devamlı kavga ediyoruz. Hepsi onun suçu!

    Temel formül: İki cisim arasındaki itme hiçbir zaman tek taraflı olmaz, ikisinin de etkisiyle gerçekleşir.

    Tartışma, kavga, gürültü... Mutsuzsunuz ve size kötü davrandığını düşünüyorsunuz. Peki hiç somut bir adım attınız mı, bu konuyu sakin bir biçimde onunla konuştunuz mu? Hayır! O zaman siz de suçlusunuz. Olaylar karşısında pasif kalmanız sorumluluğu üzerinizden atmanızı sağlamıyor ne yazık ki. Sevdiğiniz erkek sizden uzaklaştığında ya da size saldırdığında bunu ne kadar güçlü yapıyorsa siz de o kadar güç ortaya koymalısınız, bu bir fizik kuralı...

    Mantıklı düşünün; yanlış seçimler mi yaptınız, yanlış yolu mu seçtiniz, sizi sömürmesine izin mi verdiniz? İlişkinizin kötü ve yıpratıcı hale gelmesinin sebebi kafanızın içindeki örümcek ağı mı? Bunların hepsi düzelebilir. Tek ihtiyacınız olan kuvvetli bir istek, irade, bilinç ve bol bol iletişim. Böylece ilişkiniz-eki dengeleri eşitleyebilir ve aranızdaki itme gücünü çekime dönüştürebilirsiniz.

    Duygularım sürekli değişiyor.

    Temel formül:
    Doğadaki hiçbir süreç tersine çevrilemez, her süreç belli bir yönde ilerler.

    Aşkta denge olmalıdır. Aşklar ve ilişkiler zaman içinde sürekli değişir, tıpkı rüzgarın birdenbire yön değiştirmesi gibi... Ne yazık ki bu da duygusal yaşamın bir parçası. Ancak sağlam ilişkilerde temel prensipler aynı kalır. Böylece ilişkideki değişiklikler, yenilikler eski temellere oturtulur ve aralarında yeni bir denge kurulur.

    Kalbinizin ve aklınızın pillerini devreye sokun. İlişkinizin güven, birbirine destek olma, dürüstlük, şefkat ve diyalog kurma gibi değişmez unsurlarına sahip çıkın ve içten ya da dıştan gelen yenilikleri bu unsurlar ışığında değerlendirin. Haa, bu arada lise yıllarınızda nefret ettiğiniz fizik kitabım fırlatıp attığınız köşeden çıkarıp başucunuza koymayı da
    :married:

  27. 2007-01-18 #27
    Aşk Yanlışlıkları

    Sonu hiç gelmeyecekmiş sandığımız aşk hikayeleri yaşarız. Aşk üzerine bir sürü kitap okur, aşk üzerine durmaksızın konuşuruz.

    Aşk biter mi, aşkın ömrü kaç yıldır, aşk herşeyi affeder mi?..

    Bütün bu soruların yanında, bildiğimizi sandığımız ya da aslında hiç bilmediğimiz bazı gerçekler vardır. İşte 'sorun yok' sandığınızda, ilişkileri çıkmaza sokan beli başlı yanlışlar...

    YANLIŞ: Eski partnerinize karşı hala güçlü hisleriniz varsa, yeni partnerinize aşık olamazsınız.

    Bu aslında yanlış bir tez. Çünkü insanlar yaşamları boyunca birden fazla kişiye aşık olabilir. Eski partnerinize karşı hala güçlü hisler besliyorsanız, bu sizin kabahatiniz değil. Bu belki de yeni partnerinizde bulamadığınız ve alışkın olduğunuz bir takım özelliklerle ilgilidir. Bu sizin yeni partnerinize aşık olamayacağınız göstermez.

    YANLIŞ: Doğru insan' ile karşılaşınca bunu kesinlikle anlarsınız.

    Bir partiye katılırsınız ve salonun öbür ucunda ayakta duran ve gözlerinizin içine bakan kişiyle birbiriniz için yaratıldığınızı düşünürsünüz. Peki ya buna inanıp ta sonradan yanıldığını görenler? Tanıştığınız birinin sizin ruh ikiziniz olduğunu düşünüp te hemen harekete geçmeyin, yanılma ihtimaliniz çok yüksektir çünkü.

    YANLIŞ: Evlenmeden önce birlikte yaşamak, aranızdaki bağı sağlamlaştırır.

    Çiftlerin yüzde 50'si evlenmeden önce birlikte yaşıyor. Fakat bu, boşanma oranını düşürmüyor. Hatta araştırmalar, evlenmeden önce aynı evi paylaşanların bo

    şanma oranlarının daha yüksek olduğunu gösteriyor.

    YANLIŞ: İdeal erkeğiniz birçok açıdan size benzer .

    Evlilik uzmanları, etnik, dini ve başka benzerliklerin, uzun süreli ilişkilerin anahtarı olduğunu söyleseler de, bu gerçek değil. Bir ilişkinin süresi, ortak amaçlar ve birbirini tamamlayan karakterlerin buluşmasından geçiyor.

    YANLIŞ: Eşinizi seçerken gözü doymuş birini seçmek daha doğrudur.

    Kadınlar, hayatlarına giren erkeklerin kendilerinden önceki yaşamlarını dolu dolu yaşamalarının avantaj olduğunu düşünürler. Bundan emin olmayın, unutulmaması gereken bir nokta var ki, huylu huyundan vazgeçmez...

    YANLIŞ: Kıskançlık, onun size değer verdiğinin en temel göstergesidir.

    "Erkek, sevdiği kadını sahiplendiği için kıskanır, normaldir" diye düşünenler vardır mutlaka. Kıskançlık, sevmek ve sahiplenmekten değil, kaybetme korkusu ve güven eksikliğinden kaynaklanır.

    YANLIŞ: İlişkinin başında kötü olan seks iyi yaşamı zamanla harika olur.

    Bir ilişkinin başlangıcının en tutkulu dönemi olduğu düşünülürse ve bu dönemde seks kötü gidiyorsa, ilişkinin devamında aynı kalması muhtemeldir.



  28. 2007-01-19 #28
    Sevmenin ayip oldugu sokaklardan el ele geciyorum seninle...

    KIME NE?
    yasak bir yola giriyorum...
    ve inat ya... sevmenin ayip oldugu sokaklardan el ele geciyorum seninle...
    kime ne?
    konu sen olunca herseye baskaldiriyorum...Meydan okuyorum dünyaya! sevmek bu
    ya... SeViYoRuM!

    Hayat bize denk dusmuyor... Ya biz hizli yasiyoruz... Ya da onlar cok
    yavas....

    Bu hayatin kurallarinin isteksiz bekcisi olmayacagiz! O yuzden sevdigim,
    bizim dunyamizi yaratiyorum bu evrende.... Ben sende karsilayacagim hayati,
    sen bende...
    Sevgide kural yoktur ama; eger birseylerde kurallar konulacaksa biz
    koyacagiz! Ha yanlis, ha dogru... Ha gercek, ha yalan.... düsünmüyecegiz hic
    birini! Yeter ki hayatimiza tek karisan biz olalim... Biseyleri berbat
    etsek bile, biz edecegiz kime ne?

    Oynanilcak oyunlar varsa biz oynayacagiz hayata.... Onunla sevisip, umut
    doguracagiz beraberligimize! Ve (u) mutsuzluga kapildigimizda sadece
    kendimize olucak isyanimiz, hic kimseye degil...
    Cünkü bu dunyayi (sevdayi) iki kisilik yasayacagiz... kimseyi takmadan,
    kimse olmadan... Bir sen, birde ben olacagiz... Sonra cogaltacagiz
    kendimizi parca parca... Biz olacagiz! ! ! Yeni umutlar dogacak, umudun
    cocuklari büyüyecek ellerimizde... Umut buyudukce, sevgimizde buyuyecek
    yuregimizde...
    En sevdigim parcamdan baslayacagim cogalmaya. Yani senden... Cogaldikca sana
    (tasacagim) burunecegim, burundukce daha cok cogalacagim, cogaltacagim
    umudu... Kendimde bana yer kalmayacak! Seni cogalttikca kendimden
    gececegim... Kendimden gectikce, sevgine dönecegim!
    Hic kimsenin sevmeye cesaret edemedigi sekilde sevecegim seni.... Hic
    kimsenin sevmeyi beceremedigi sekilde! Seni alip, sana kendimi verecegim...
    Kendimi cogaltacagim sende... Yinede özleyecegiz birbirimizi ve yine yanacak
    yüregimiz hasret atesiyle!

    Sonra ömrümü gececegim seninle! Seviyoruz ya... Hersey sonuna dek....

    En iyi kendimiz olmakla yasayabilecegiz sevdayi...
    Sadece sen, ben, biz olacagiz kurdugumuz dunyada...! Baska hickimse
    dokunamicak yüregimize! ! ! Dokundurmayacagiz sevmek istiyorsak; kuralsiz
    delicesine....


  29. 2007-01-19 #29

    Aşk Nedir ?
    Aşk, iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktir. Beklentidir.
    Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkini teslim etmektir. Saygidir.
    Aşk, zaaflariniz oldugunu ortaya çikarir. Kabullenmektir.
    Aşk, simdi zamani degil diye beklemeyi bilmektir. Sabirdir.
    Aşk, saçlarda baslayip topuklarda biten bir gezintidir. Kesiftir
    Aşk, Seviselim demeden sevismek, yanindakinin ne istedigini bilmektir.Anlasmaktir.
    Aşk, baglandigini sandiginda, karsindakine hayir deme sansini tanimaktir.Inceliktir.
    Aşk, korumaktir. Sorumluluktur.
    Aşk, ciddi bir tokalasmayi kikirdamaya dönüstürmektir. Mizahtir.
    Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafini duymaktir. Şehvettir.
    Aşk, evinizdeki her seyin yerinin degistirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir.
    Aşk, sevgilinizin ne oldugunu bütün çiplakligiyla görmektir. Gerçektir.
    Aşk, saatin kaç oldugunu bilip aldirmamaktir. Nesedir.
    Aşk, sizi kucaklayan kollarin, gittikçe daha çok sarilmasidir.Mutluluktur.
    Aşk, gecenin bir vaktinde sen uyu, benim gitmem gerek dediginizde,uyanik kalip seni biraz daha görmeyi tercih ederim cevabini almaktir. Sicakliktir.
    Aşk, tanidiginizi zannettiginiz insanin yeni yanlarini kesfetmektir. Tazeliktir.
    Aşk, uyandiginizda rüyanizi yaninizda bulmanizdir. Düslerin gerçek olmasidir.
    Aşk, kocaman yatagin üçte birine sikismaktir. Yakinliktir.
    Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir.yatagin üçte birine sikismaktir. Yakinliktir.
    Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir.
    Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir.Kaderdir.
    Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
    Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
    Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir.Kaderdir.
    Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
    Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
    Aşk, pencereden disariya baktiginda kiminle oldugunu hatirlamaktir. Düsüncedir.
    Aşk, rüzgarin agaçlarin arasinda dolasirken çikardigi sesi dinleyip sevgilisinin yaninda olmadigina hayiflanmaktir.Yalnizliktir.
    Aşk, asla anlatilmayacak hikayelerdir. Özeldir. Kiymetini Bilene Tabiiiii :)


  30. 2007-01-22 #30
    BENCE AŞK

    Öncelikle size kendi içimdeki Aşk'ı alatmak istiyorum.Herkez Aşk'a inanıcak diye bişey demiyorum.İnsanların düşünceleri farklıdır.Ama şuna eminimki kim olursa olsun herhangi birine Aşk'ı sorsanız en azından bir fikir edinmiştir iyi yada kötü,yanlış yada doğru.Ancak benim için Aşk çok farklı bir dünya.Aşk tüm duyguları içine alıp hepsini bir anda insana hissetiren bişi.Ama hissetmesini bilene.Aşık olan bir insan bir buğdayın içine dünyaları sığdıran insandır.Yerinde duramaz olursunuz.Ne hissettiğinizi anlayamaz ve anlamsız sözlerle anlatmaya çalışırsınız bir takım şeyleri.Zamanın yada durumunun farkında olmadan bir takım davranışlarda bulunursun.Kısacası Aşık bir insan kendi isteği ile bilinç kaybı yaratan insandır.Halbuki bunların bütün yanısıra içinizde anlatamadığınız,anlam vericek kelimeler bulamadığınız bişi kalır.İşte o insan için en gerçek Aşktır.Herkezin apayrı bir aşka sağip onduğuna inanırım ... Ama ne yazıkki acı bir gerçek vardır.İnsan oğlu yanlış yapmaya mahkum olmasada Aşk hayatında olmucak yanlışları yapar.Bunun getiriside ayrılık,yok olan duygular ve ızdıraplı günler geçiren Kalp.Yinede pes etmeyen insan bunlardan ders alıp birdaha aynı hataları yapmamak üzre hayatına tutunmaya çalışır.Yaşam dolu günler onun için devam edicek olsada yaşadığı Aşk'ı asla unutamaz.Taki ölüm kapıyı çalıp vakit doldu diyene kadar.Bunları anlatmama gerek yok aslında Aşk'ı tadan herkez bunları düşünmüş ve farkına varmıştır asıl sorun bundan sonrası olucaktır ... (BENCE)

    UZUN SÖZÜN KISASI...

    AŞK NEDİR ? = Bidiğin Aşk işte.Ama içindekini görmek önemli.Anlatamadığın birşey kalır içinde.Aşk'ı yaşadıktan sonra.Kimseye söleyemessin içindeki o duyguyu yada bir söz yada bir düşünce veya hayel.İşte o asıl Aşk'tır yaşamın en doğal ve en güzel duygusu.Aşk anlatamadığın şeydir.Bu yüzden anlatılmaz yaşanır Aşk ... (BENCE)
    ...
    YA SONRA ? = Sonra kapı çalar.içeri ayrılık girer.Bir acı kalpalar engelleyemediğin istemediğin duygular birikir içinde.Üzüldükçe üzülür ağladıkça ağlarsın.Ama çabaların boşuna.Sonra bir hayat dersi olur o acın sana.Bir daha aynı hataları yapmassın.Bir kişilik kazanır yaşamına devam edersin ... (BENCE)

    PEKİ SİZCE AŞK NEDİR ???


  31. 2007-01-22 #31
    aşk gözümdeki gözyaşımdır

  32. 2007-01-22 #32
    Merhaba gülen gözlü arkadaşım, dudağındaki tebessümü
    kaybetmemişsin daha.
    Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara
    tebessümler saçabilmek senin gibi.

    Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca.
    Ne yapalım arkadaşım, herkes senin gibi olamaz .
    Duyabiliyorum " Hayır olmalı" dediğini.

    Haklısın arkadaşım, aslında bütün insanlar senin gibi olmalı.
    Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini,
    bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı bir tebessümle nasıl
    görebileceklerini, sıkıntılarla dolu bir insana nasıl dünyaları
    vereceklerini bilseler ve gülen gözlerin buzları
    nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler,
    eminim onlarda senin gibi olmak isterlerdi...

    Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım.
    Saf ve hiç bir beklentisi olmayan bir çocuk gibi.
    Hayır arkadaşım, sevgi, sadece sevgiliye duyulmaz .
    Sevgi evrenselliktir..

    Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu.
    Onun yeri kalplerdedir.

    Bir annenin kalbindedir, onun yeri çocuğuna verebilmek için.
    Onun yeri bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için.
    Evet... Sevgi her yerdedir.. Yeter ki sen onu bulmak iste.

    Sevgiyi bulmak kolay... Zor olan onu elinde tutabilmekte.
    Unutma arkadaşım, sevgiyi duyabilmekle de iş bitmiyor...
    Sevgiyi göstermek de gerekir.

    Hayat kısa arkadaşım bugün olan yarın yok.
    Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir.
    Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmelisin.
    Biliyorum arkadaşım, bana hak veriyorsun.
    Şimdi koş sevdiğinin yanına..
    Önce, ona gülen gözlerle sımsıcak
    bir gülümse ve "Seni seviyorum" deyiver
    içinden gelen en sıcak sesinle.
    Hayır bunlar komik şeyler değil arkadaşım..

    Seni seviyorum anne, baba, kardeşim,
    arkadaşım vs. demek komik değil. Bu senin gibi
    bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan
    için hiç de zor değil sadece biraz cesaret arkadaşım.
    Bu, yalnızca yüreğinin buz kapladığını, taşlaştığını
    zanneden insanlara biraz zor gelecektir ama onlar da
    senin gösterdiğin cesareti gösterdiklerinde,
    kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve
    ağlamayı öğrenebildiklerinde inan her şey onlar için
    ve bütün insanlar için daha güzel olacak.

    Evet arkadaşım, gülmek varken surat asmak niye,
    güldürmek varken ağlatmak niye,
    güzel sözler söylemek varken kalpleri kırmak niye?
    Hayat çok kısa arkadaşım..
    Ve bu dünyadaki hiçbirsey kırılan kalplere değmez .

    Şimdilik hoşçakal arkadaşım yine gel.
    Yanına senin gibi gülen gözlü, yüreği sevgi dolu
    insanları alıp yine gel olur mu?
    Beni fazla bekletme...
    Çünkü yarın burada olamayabilirim.

    SEVDİKLERİNE "SENİ SEVİYORUM"
    DEMEK İÇİN GEÇ KALMA ! ...

  33. 2007-01-23 #33
    Müsait mi yüreğin-sadece ölüp gideceğim

    Gözbebeklerinde kendim yerine başkasını gördüğüm insan...yalan söylerken bile nasıl bu kadar masum durabiliyordun?sarılırken bile başka bir tenin soğuk kokusunu duyuyordum..

    içten içe ağladığım kaç gecenin hesabını verebilirsin ki en fazla söyle?en fazla kaç intiharıma sebep olabilirsin?yüreğimin sancılarını nasıl yok edebilirsin?

    bu gece başka bir ölüm gecesi daha?bu kez gem vurmadan geldim acılarıma...uçurum yüreğin ve ben hiç korkmadan cesurca ölmeye razıyım kollarında..

    kahretsin..kollarına son bir defa daha sarılmak o soğuk kokuyu duymaya bile razı olmak...ne kadar acı..

    korkularımı ve heyecanlarımı başka bir yere koyup,yanıma sadece her zaman hasret olduğum yüzünü alıp,gidiyorum bu gece ölüme..

    peki bir geceliğine müsait mi yüreğin?
    sadece ölüp son bir kez gideceğim...


  34. 2007-01-23 #34
    Aşşk Işte Bu?

    AŞK:
    KEŞİFTİR,
    GEZİNTİDİR,
    KORUMAKTIR,
    SORUMLULUKTUR,
    NEŞEDİR,
    MUTLULUKTUR,
    SICAKLIKTIR,
    TAZELİKTİR,
    YAKINLIKTIR,
    GÜVENDİR,
    YANLIZLIKTIR,
    BENİM İÇİN BİDE ÇOK ÖZELDİR,
    SEVGİDİR,
    HOŞGÖRÜDÜR,
    AFFETMEKTİR,


  35. 2007-01-24 #35
    22 - Aşka Dair Herşey

    Bir tek seni sevdiğim doğruydu...
    Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı...
    Sen beni dışladığından beri beni sevenlere bir hayalet hediye ettin...
    Tepeden tırnağa aşka,tepeden tırnağa özleme batmış bir hayalet...
    Kimisi senin beni beklettiğin kapıda beni bekledi.Seni beklemekten yorulur, onunla birlikte çekip giderim diye buralardan...
    Ve ben en çok onların sevgisine inandım.En çok onlara derinden üzüldüm.
    Ve hep merak ettim, karşılıksız ve onca yıl bir hayaleti nasıl böylesine
    sevebildiler diye...
    Dünyanın iyi bir yer olduğuna ve yaşamak için çok sebep bulunduğuna,
    bu insanların bir hayalete duydukları o akıl almaz, o sonsuz sevgileri
    yüzünden bir kez daha inandım...
    Seni unutmak için başladığı her aşkı yine seninle aladatan bir
    hayalete...
    Seninle kendini, bütün düşlerini, çocukluğunu, yaşadığı bütün acıları aldatan bir hayalete...
    Bir tek sana duyduğu sevgisi doğru olan,
    bu yüzden bütün hayatı bir yalan olan hayalete...


  36. 2007-01-25 #36
    :::O Bana Benim Ona Baktığın Gözle Bakmıyor ::::
    10. Sınıf

    İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için 'benim en iyi arkadaşım'
    diyordum... ben onun ipek gibi saçlarınına bakıp onun benim
    olmasını istiyordum... ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu
    biliyordum, dersten sonra kalktı ve geçen gün sınıfta olmadığı için
    günün notlarını istedi ona notları verirken bana teşekkür etti ve yanağımdan
    öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok
    seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    11. Sınıf

    Telefonum çaldı, arayan oydu ve ağlıyordu bana aşkın nasıl kalbini kırdığını
    anlattı, beni evine çağırdı, yalnız kalmak istemediğini söyledi,bende
    tabiki gittim, koltuğa, onun yanına oturdum, güzel gözlerine bakmaya başladım ve
    onun benim olmasını diledim, 2 saat sonra Drew Barrymore'un bir filmi başladı ve
    onu izledik filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi, bana herşey için
    teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak
    istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
    nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    Son Sınıf

    Mezuniyet balosundan birgün önce yanıma geldi ve 'çıktığım çocuk hasta ve
    partiye gelemicek' dedi, benimde çıktığım biri yoktu ve 7.sınıfta
    birbirimize söz vermiştik eğer çıktığımız biri olmazsa partilere birlikte
    gidicektik, 'en iyi arkadaş' olarak. Ve partiye birlikte gittik,o akşam çok
    güzeldi, her şey yolunda gitti, partiden sonra onu evine kapısının önüne kadar
    bıraktım, kapının önünde ona baktım o da bana o güzel gözleriyle gülümseyerek
    baktı. Onun benim olmasını istiyordum...ama o bana benim ona baktığım gözle
    bakmıyordu bunu biliyordum, bana 'hayatımın en güzel zamanını
    geçirdiğini' söyledi ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi
    bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum
    ama çok utanıyordum...
    Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi çattı... Sürekli onu
    izledim onun mükkemmel vücudunu seyrettim. Diplomasını almak için sahenye
    çıkarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi.Onun benim olmasını
    istiyordum... ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu
    biliyordum.Herkes evine gitmeden önce yanıma geldi ve ağlayarak bana sarıldı
    sonra başını omzuma koydu ve 'sen benim en iyi arkadaşımsın, teşekkürler' deyip
    yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum,
    onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum

    Aradan yıllar geçti...

    Bir kilisedeyim ve o kızın nikahını izliyorum...evet artık evleniyordu,onun
    'evet, kabul ediyorum' demesini,yeni hayatına girmesini izledim,başka bir adamla
    evli olarak. Onun benim olmasını istiyordum...ama o bana benim ona baktığım
    gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Yeni hayatına girmeden önce yanıma geldi ve
    'nikahıma geldin teşekkürler' deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak
    istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
    nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    Yıllar çok çabuk geçti...

    Şu an benim bir zamanlar en iyi arkadaşım olan kızın tabutuna bakıyorum,
    eşyaları toplanırken lise yıllarında yazdığı günlüğü ortaya çıktı...
    Hemen günlüğünü aldım ve günlükte okuduğum satırlar şöyleydi... 'Onun gözlerine
    bakarak onun benim olmasını diledim... ama o bana benim ona
    baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Onu sadece arkadaş olarak
    istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
    nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum.Keşke bana beni sevdiğini söyleseydi.

    Hayatta hiç bir şey için geç kalmayın sevdiğinizi söyleyin. Her ne pahasına
    olursa olsun. Bu onu kaybetmekte olsa.....




    :llora: :llora: :llora: :llora: :llora: :llora: :llora:

  37. 2007-01-26 #37
    TUZLU KAHVE
    Kiza bir partide rastlamisti.. Harika birseydi. O gün pesinde o kadar delikanli vardi ki.. Partinin sonunda kizi kahve içmeye davet etti.
    Kiz parti boyu dikkatini çekmeyen oglanin davetine sasirdi, ama tam bir kibarlik gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki sirin kafeye oturdular. Delikanli öyle heyecanliydi ki, kalbinin çarpmasindan konusamiyordu. Onun bu hali kizin da huzurunu kaçirdi.. "Ben artik gideyim" demeye hazirlanirken, delikanli birden garsonu çagirdi..
    "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.."
    Yan masalardan bile saskin yüzler delikanliya bakti..
    Kahveye tuz!..
    Delikanli kipkirmizi oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye basladi. Kiz, merakla "Garip bir agiz tadiniz var" dedi..
    Delikanli anlatti:
    "Çocukken deniz kenarinda yasardik. Hep deniz kenarinda ve denizde oynardim. Denizin tuzlu suyunun tadi agzimdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadi çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadi dilimde hissetsem, çocuklugumu, deniz kenarindaki evimizi ve mutlu ailemi hatirliyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarinda oturuyorlar.. Onlari ve evimi öyle özlüyorum ki.."
    Bunlari söylerken gözleri nemlenmisti delikanlinin.. Kiz dinlediklerinden çok duygulanmisti.
    Içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmaliydi. Evini düsünen, evini arayan, evini sakinan biri.. Ev duyusu olan biri..
    Kiz da konusmaya basladi.. Onun da evi uzaklardaydi.. Çocuklugu gibi.. O da ailesini anlatti. Çok sirin bir sohbet olmustu.. Tatli ve sicak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baslangici olmustu tabii.. Bulusmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yasadilar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kasik tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdigini biliyordu çünkü.. 40 yil sonra, adam dünyaya veda etti.
    "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup birakmisti sevgili karisina.. Söyle diyordu, satirlarinda..
    "Sevgilim, bir tanem..
    Lütfen beni affet. Bütün hayatimizi bir yalan üzerine kurdugum için beni affet. Sana hayatimda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. Ilk bulustugumuz günü hatirliyor musun?.Öyle heyecanli ve gergindim ki, seker diyecekken 'Tuz' çikti agzimdan.. Sen ve herkes bana bakarken, degistirmeye o kadar utandim ki, yalanla devam ettim. Bu yalanin bizim iliskimizin temeli olacagi hiç aklima gelmemisti. Sana gerçegi anlatmayi defalarca düsündüm. Ama her defasinda korkudan vazgeçtim.
    Simdi ölüyorum ve artik korkmam için hiçbir sebep yok.. Iste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanidigim andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pismanlik duymadan. Seninle olmak hayatimin en büyük mutlulugu idi ve ben bu mutlulugu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herseyi yeniden yasamak, seni yeniden tanimak ve bütün hayatimi yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.."
    Yasli kadinin gözyaslari mektubu sirilsiklam islatti.
    Lafi açildiginda birgün biri, kadina "Tuzlu kahve nasil bir sey" diye soracak oldu..
    Gözleri nemlendi kadinin..
    "Çok tatli!.." dedi..

  38. 2007-01-26 #38
    Aşk Tahmin Raporu
    Aşk geldi hoş geldi sefa geldi... Aşk sevimli çocuk, varsın kapımı çalsın da kaçsın!. Aşk sevdiğine kaynar....!!!

    Aşk, tıpkı kapıları tıklayıp kaçan sevimli ümit tohumları çocuklar gibidir!

    Sevgileri sevdaları anımsatan mucizevi sihirli ışıklı asası ile Dünyanın anası Aşk gezgini seyyah, gezinir gönüller de,en azından böyle yer etti benim gözüm de yüreğim de beynim de.! Yüz yıllardır kalp dilleri onun adına konuşur düşünüp durur. Çözülmezliğine erilmezliğine takılıp kalır ve zamanları çöp kutusuna atarlar, suların yüzün de taş sektirmesi gibidir yorumlar.

    Aşk'ın adına konuşmak düşünmek bilinmezliğini irdelemek zaman adına israf.

    Aşk geldi ise hoş geldi sefa geldi,! müsadesiz gelir müsadesiz gider.! Hiç düşünülmez sebebi nedir,aslın da yaşam serumudur içtiğimiz, içtikçe ümit dolarız can buluruz,bazen de kendi içimize fazla gelir kayboluruz,sonra suçu günahsız aşk'ın üzerine yamamağa çalışıp dururuz.!

    Aşk olmasaydı çiçeği böceği,dağı taşı,kuşu kurdu,kısaca hayatın koynunda ki cilvelerin farkına varamazdık.

    Aşk yaşamayı hatırlatan pozitif enerjilerin yangın dağları!, şırıl şırıl akan pınarları bazen de deli volkanları... Aman allah aşkına hayatta ne dört dörtlük.!!

    Kimi barışa dostluğa sevgilerle sevişmeğe aşık,kimi savaşlara kinlere küslere nefret etmelere aşık.! Sonuç da her kes bir şeylere aşık, aşk hayat'a renkler akıtan iki çubuk parçasını birbirleri ile sürtüştürüp kızıştırıp ateşi doğurtan, amaç denilen kavramları düşlere yazdıran Aşk değil de ne... Aşkı bir pencereden görüntüleyemezsin ki, Aşk tüm pencereler de farklı resimler görüntüler..!

    Aşk'ın tüm zerreleri toplandığımız da karşımıza hayatın tüm günahların sevapların cilveleri çıkar.!

    Aşk eşittir hayat, hayat eşittir Aşk, birbirlerine yapışık ikiz kardeş gibidirler.!

    Her kalp dili kendince yaptığı yorumlarına sığınır, akıl sır erdirmeğe çalışmak beyin de ne akıl bırakır ne de mecal. Çözemezler Aşkın gizini... hadi çözdün, ne süprizi kalır ne heyecanı,!bile bile ladesin ne hükmü var. Yaşam da süprizler var oldukça, yaşam Aşk ile mana ve renk kazanır.!

    An'lar geçit törenlerin de,Aşk'a farklı bakışlarla alkış tutulabilinir. Olumlu olumsuz, acı tatlı tebessümleri gözlerimize yerleştirebilir. Yürekler de yangınlar çıkartabilir, yanık izlerini uzunca bir süre silmeyebilir... Ömrümüzün anı defterlerine yaşanılanları ve pay dilimleri ile yazıp, ileri ki an'larda yad etmek acısına da tatlısına da, aynı tebessümle karşılayıp anımsamak en karlısı bence.! Çok şeyler öğretiyor, ham yanlarımızı olgunlaştırıp derin manalar hediye ediyor yaşantımıza...

    Aşk geldi hoş geldi sefa geldi,sevilenler ziyaret edilirler... ha...! yükü olacakmış olsun varsın sevmeği bilen katlanır. ! Aşk sevimli çocuk, varsın kapımı çalsın da kaçsın!. Aşk sevdiğine kaynar....!!!

    :a200:

  39. 2007-01-27 #39
    Oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği, ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan on üç ay önce Florida'da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti. Kitaptan değil, sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan.. Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karakteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell. Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell New York'ta yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi gün de İkinci Dünya Savaşı'na katılmak için Avrupa'ya doğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki. Bir romantizm başlıyordu. Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı?.Sonunda Blanchard'in Avrupa'dan dönüş günü geldi çattı. İlk buluşmalarını ayarladılar.. New York Tren İstasyonu'nda akşam saat tam 7'de."Beni tanıman için" diye yazmıştı kız mektubunda, "Ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak".İşte saat tam 7'ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği, ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı arıyordu. Hikayenin gerisini Bay Blanchard'dan dinleyelim:" Birden genç bir kızın bana doğru yürüdüğünü farkettim. İnce ve uzun boylu,dalgalı sarı saçları o güzel kulaklarının önünden omuzlarına düşmüş.. Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil giysisiyle insana sanki baharın geldiğini müjdeleyen bir kızdı. Ben de ona doğru yürümeye başladım. O kadar etkilenmiştim ki yakasında gül olup olmadığına bakmak aklıma bile gelmedi.Ona yaklaşınca, dudaklarında hafif ve tahrik edici bir gülümsemeyle bana 'Benimle aynı yöne mi gidiyorsun, denizci?' diye fısıldadı. Neredeyse kontrolsüz bir şekilde ona doğru bir adım daha atıyordumki, o anda Hollis Maynel'i gördüm. Kızın tam arkasında duruyordu. 40'ını çoktan geçmiş, grileşmeye başlamış saçlarını şapkasının altında toplamış.. Şişmana yakın, kısa boylu, kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara gömülmüş. Kafamı çevirdim, yeşil giysili kız hızla uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş hissettim; arzularım kızı takip etmemi, ta içimden gelen bir istek ise ruhu bir yıldır bana eşlik eden kadınla kalmamı söylüyordu. İşte orada öylece duruyordu. Solgun, kırışık suratı kibar ve duygulu, gri gözleri sıcaktı. Çekinmedim. Beni tanımasını sağlayacak mavi deri ciltli kitabı ona doğru tuttum. Bu aşk olamazdı, ama, mutlaka değerli, belki aşktan da güzel, çoktan beri minnettar olduğum ve olacağım bir arkadaşlık gibi bir şey olabilirdi. Kadını selamladım, her ne kadar gizlemeye çalıştıysam da pek başaramadığım hayal kırıklığımı belli eden sesimle 'Ben Teğmen John Blanchard, siz de Bayan Maynell olmalısınız. Sizinle buluşabildiğim için çok mutluyum. Sizi yemeğe götürebilir miyim?' diye sordum. Kadının yüzüne bir gülümseme yayıldı: 'Neden bahsettiğini bilmiyorum delikanlı' dedi, ama şu az önce buradan geçen yeşil elbiseli kız bu kırmızı gülü yakama takmamı rica etti benden, ve eğer siz beni yemeğe davet edecek olursanız kendisinin sizi caddenin karşısındaki büyük restoranda beklediğini söylememi istedi. Dediğine göre bu bir çeşit sınavmış .."


    John Blanchard...

  40. 2007-01-27 #40
    Aşk Payına Düşeni İSter...!



    Aşk öyle gariptirki nerde imkansız varsa onu ister
    Ve aşk öyle büyüktürki vazgecmeden hep sevginin peşinde gider..
    Bazen göz yaşı döker, bazen icini kaplar bir keder ama ne yaşarsa yaşasın hep gülümser
    Ne kadar uzakta olursa olsun hep aynıdır sevgiler,
    Hep vazgecilmez hep umutlu bir o kadarda acıyla dolu
    Tek basına hic yaşayamaz bir destegi olmadan ayakta duramaz
    Bazen bir güneş olur ışıldar dünyaya
    Bazen bir gül olur açılır yep yeni sevdalara
    Aşk öyle güzeldirki hem kendisini hem cevresini mutlu eder
    Ulaşamadığında çekip gitmesini
    Paylaşamadıgında göz yaşı dökmesini bilir
    Aşk öyle asildirki sevdigi yürekte kendisi icin yer olmadıgını gördügünde
    Payına düseni yapar
    Sessizce gider....


  41. 2007-01-29 #41
    DOSTLUĞUN ÖYKÜSÜ
    Ahmet ve Nihat adında iki arkadas varmış. Aynı okulda okuyorlarmış. Ahmet İstanbul'da yaşayan, evi, arabası yeterince parası olan biriymiş. Nihat memleketten İstanbul'a gelmiş zor şartlar altında yaşayarak okuyormuş. Bunlar zamanla daha da iyi arkadaş olmuşlar. Ahmet Nihat'ın durumuna üzülüyor, yardım yolları arıyormuş. Nihat'ı evine almış. Yedirmiş içirmiş. Cebine para koymuş. Üstünü giydirmiş. Kendine aldığı yeni kıyafetleri bile ona vermiş. Artık beraber gül gibi yaşayip gidiyorlarmış. Bir gün Ahmet camdan dışarı bakıyormuş. Karşıdan gelen, uzun süredir hayran olduğu ve yakında açılmak istediği kızı görmüş. Ve sonra arkadan Nihat'ın onu takip ettiğini.

    Nihat eve gelmiş ve Ahmet'e o kızdan çok hoşlandığını aralarını yapıp yapamayacağını sormuş. Ahmet kendisinin de ondan hoşlandığını söyleyememiş. Arkadaşının üzülmesini istememiş çünkü. Aralarını yapmış. Derken zamanla okul bitmiş. Nihat bir süre sonra Kayseri'ye Vali olmuş. Evi arabası, yatı, katı, bir sürü parası olmuş. O kızla da evlenmiş.

    Ama Ahmet tam tersi. Evini arabasını kaybetmiş. Bütün parası bitmiş. Yatmaya yeri yemeye yemeği kalmamış. Aç sefil gezerken komşuları,

    -Senin bir arkadaşın vardı Nihat diye. O Kayseri'ye Vali olmuş, neden ondan yardım istemiyorsun, belki sana bir iş verir, demişler. Ahmet reddetmiş hemen. Bunu kabullenemem demiş. Komşular ne kadar ısrar ettiyse de bir türlü kabul ettirememişler. Ahmet için daha zor günler başlamış. Bakmış olacak gibi değil, komşularını dinleyip tutmuş Kayseri'nin yolunu. Valiliğe gelmiş. Ordaki odacılardan birine:

    - Nihat Bey'i görmek istiyorum, demiş.

    Odacı Nihat Bey'in yanına girmiş çıkmış ve "Sizi görmek istemiyor" demiş. "Nasıl olur," demiş Ahmet, "Ona İstanbul'dan çok yakın arkadaşın Ahmet geldi deyin." Odacı tekrar gitmiş ve Nihat Bey sizi tanımadığını, eğer daha fazla ısrar ederseniz kovduracağını söyledi demiş.

    Ahmet duyduklarına inanamamış. Nasıl olur da, yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği, sevdiği kızı bileeliyle verdiği canciğer arkadaşı Nihat onu tanımaz? Yıkılmış bir şekilde Valilikten çıkıp doğru Nihat'ın evine, eskiden hoşlandığı kızın yanına gitmiş. Belki yardım eder diye. Kapıyı çalmış. Birinin gelip dürbünden kendine baktığını hissetmiş. Ama kapıyı açmamış kadın.

    Bir kez daha yıkılmış. Dışarı çıkıp kendini toplamaya çalışırken yanına yaşlı bir amca yaklaşmış. Ahmet'in durumundan çok etkilenmiş adam. Olayı anlatmasını istemiş. Ahmet de olduğu gibi anlatmış. Adam çok üzülmüş. Demiş ki:

    - Bak evladım. Seni çok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak benim şurada bir sarraf dükkanım var. Gel istersen benimle çalış. Hem para kazanırsın hem de yatmaya yerin olur.

    Ahmet hemen kabul etmiş ve çalışmaya başlamış.

    Gel zaman git zaman dükkana başka bir yaşlı amca gelip gitmeye başlamış. Çok iyi arkadaş olmuş Ahmet'le. Bir gün bu yaşlı amca elinde bir kutuyla gelmiş dükkana. "Bak ben bir yere gidiyorum. Eğer 3 ay içerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istediğin gibi kullan" demiş. Ahmet kutuyu almış, odasında bir yere koymuş. 3 ay geçmiş, 4 ay geçmiş, 6 ay geçmiş amca hâlâ gelmemiş. Sonunda Ahmet kutuyu açmaya karar vermiş. Bakmış içinde, elmaslar, mücevherler, altınlar, bir sürü de para var. Ne yapacağını şaşırmış. Hemen patronuna gidip durumu anlatmış. Patronu da artık o kutunun kendisinin olduğunu, istediği gibi kullanabileceğini söylemiş. Bir de öneri de bulunmuş:

    - Bak sen bu işi iyice öğrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkanı açalım. Gül gibi geçinip gidersin.

    Hemen dükkanı açmışlar. Ahmet almış başını yürümüş. Ev, araba, yat, kat... Zengin olmuş kısacası. Bir gün dükkanına bir anne-kız gelmiş. Kızdan hoşlanmış Ahmet. Zamanla görüşmeye başlamışlar, derken nişanlanmışlar. Düğün vakti gelmiş. Davetiyeler hazırlanırken kız "Valiyi de çağıralım" demiş. Ahmet kabul etmemiş. "Nasıl olur" demiş kız, "Biz bu şehrin ileri gelenlerindeniz, valiyi çağırmasak olur mu?" Ahmet yine kabul etmemiş. Kız ısrarla neden böyle davrandığını sorduğunda anlatmış Ahmet. Sorunun bu şekilde çözülmeyeceğini söylemiş kız:

    - Biz çağıralım, o yaptığından utansın, demiş.

    Ve Vali Nihat Bey'e de bir davetiye yazmışlar.

    Düğün günü gelmiş çatmış. Davetliler tek tek gelirken heyecan içindeymiş Ahmet. Nihat'ın gelip gelmeyeceğini merak ediyormuş. Derken eşiyle kapıda görünmüş Nihat. Ahmet, ilk başlarda gözgöze gelmemeye çalışmış. Nihat ne yana gitse öbür tarafa kaçıyormuş Ahmet. Hiç göz göze gelmemeye çalışıyormuş. Sonunda dayanamamış, piste çıkmış, almış mikrofonu eline. Başlamış anlatmaya:

    - Zamanında ben durumum iyiyken sevgili Valimiz Nihat Bey ile aynı okulda okuyorduk. O zamanlar Nihat Bey'in durumu bu kadar iyi değildi. Nihat'ı evime aldım. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Sevdiğim kızı bile ona verdim. Bir gün benim durumum kötüleşti. Elimde avucumda ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydım ki Nihat'a yardım istemeye gittim. Ama o beni tanımadığını söyledi, kovdurdu. Oradan çıkıp eşinin yanına gittim. Ama O, kapıda benim olduğumu bildiği halde kapıyı açmadı. Şoke olmuştum. Dışarıya çıkıp kendime gelmeye çalıştığım anda bir amcayla karşılaştım. Sağolsun bana bir iş, yatacak bir yer verdi. Orada çalışırken çevrem genişledi. Başka bir amcayla tanıştım. Gel zaman git zaman o amca elinde bir kutuyla geldi yanıma. Bir yere gideceğini 3 ay içerisinde dönmezse kutunun benim olacağını söyledi. Gelmedi. Kutuyu açtım. İçinde beni bugünlere getiren yüklü eşyalarla ve paralarla karşılaştım. Sonra kendime bir kuyumcu dükkanı açtım. Orada sevgili nişanlımla tanıştım. Ve evleniyorum. Anlattıklarım yalansa yalan desin Nihat Bey, demiş ve bırakmış mikrofonu.

    Herkes şaşkınlık içinde Nihat Bey'e dönmüş. AcıYASAK KELİME bakmışlar bir Ahmet'e, bir Nihat'a. Nihat bir cevap vermek zorunda kalmış. Almış mikrofonu. Başlamış anlatmaya:

    - Evet Ahmet'in söylediklerinin hepsi doğrudur. Yalan diyemem. Zamanında bana çok yardım etti, hakkını ödeyemem. Sağolsun benim mutlu bir evlilik yapmama öncülük etti. Ama eşimi zamanında sevdiğini bilmiyordum. Durumunun kötüye gittiğini, bir gün bana geleceğini biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapıdan kovdurdum, doğrudur. Ama niye kovdurdum? Eğer ben o zaman ona yardım etseydim gururuna yediremeyecekti. Belki de bir süre sonra intihar edecekti. İyi bir arkadaşımı kaybetmek istemezdim. Buradan çıktıktan sonra direk eşime gideceğini biliyordum. Hemen eşime telefon açtım. Ona Ahmet'in geleceğini, kapıyı açmamasını söyledim. Açmadı. Derken bizim evin karşısında bir sarraf dükkanı işleten arkadaşım var. Ona hemen telefon açtım. Bizim evden çıkan bir adam görürse onu işe almasını yardımcı olmasını istedim. İşe aldı, yatacak yer verdi. Bir gün babamı gönderdim ona. Can yoldaşlığı etsin diye. İyi arkadaş oldular. Sonra babama bir kutu verdim Ahmet'e götürsün diye. O kutu babamın değildi. Benim de değildi. O zaten Ahmet'indi. Ona borcumu hiçbir zaman ödeyemem. Ahmet kutuyu aldı. İyi kullandı ve bugünlere geldi. Bir gün annemle kızkardeşimi gönderdim. Durumu nedir bir kontrol edin diye. Orada birbirlerini görüp aşık olmuşlar, evleniyorlar...

    Bırakmış mikrofonu. Ahmet'le beraber herkes şaşkınlık içinde kalmış. Bir an göz göze gelmişler. Derken birbirlerine sarılıp özür dilemişler

  42. 2007-01-30 #42
    Aşka Dair 99 Öğüt...




    1. Sık sık seni seviyorum ve sana ihtiyacım var demeyi unutmayın.
    2. Aşk şiiri yazın.
    3. Yağmurda el ele yürüyün.
    4. Radyodan onun için şarkı isteyin.
    5. Ruj ya da traş kremi ile aynaya "seni seviyorum" yazın.
    6. Çantasına, cüzdanına ya da yastığının altına küçük aşk notları saklayın.
    7. Kahvaltıda kalp şekilli tostlar yapın.
    8. Gazetenin kişisel bölümüne aşk notları yazın.
    9. Şehir içinde fayton gezintisine çıkın.
    10. Süpriz haftasonu tatili hazırlayın.
    11. Sevgilinizin ufak tefek gündelik ev işlerini yapın.
    12. Ajandasındaki uzak tarihlere ikiniz için randevular yazın.
    13. En sevdiği restorana reservasyon yaptırın.
    14. Gidilecek filmi seçmesine izin verin.
    15. Ona ayak masajı yapın.
    16. Kalp şeklinde bir kitap ayıracı yapın ve okuduğu kitabın arasına koyun.
    17. Romantik müzik CD'si koyun ve dans edin.
    18. Sadece ikiniz için sürpriz parti düzenleyin.
    19. Sevgilinize pofuduk oyuncaklar alın.
    20. Birbirinizin falını okuyun.
    21. Birbirinizde en çok sevdiğiniz 10 özelliğin listesini yapın.
    22. Bu listeyi göze görünecek bir yere koyun.
    23. Onun adını vücudunuza dövme ile yazdırın.
    24. İkiniz için bir fotoğraf albümü hazırlayın.
    25. Birlikte kampa gidin ve sadece bir uyku tulumu alın.
    26. Bir şişede, balonda ya da sandwichte aşk notu gönderin.
    27. Sevdiğini bildiğiniz bir çizgi film karakterini taklit edin.
    28. Birlikte duş alın.
    29. Işıkları loşlaştırıp kanepede tv izleyin.
    30. "Özür dilerim" deyip, öpüp barışan taraf olun.
    31. Birbirinize masaj yapın.
    32. Gün boyunca her saat başı öpüşün.
    33. Bir sepet dolusu şirin hediyeler gönderin.
    34. Banyo aynasındaki buhara "Senin için deliriyorum" yazın.
    35. Kocaman bir kurdele ile yatağınızı paketleyin.
    36. Onun benzin deposunu doldurun.
    37. 18 yaşında gibi davranın hatta piercing yapın.
    38. Sebepsiz yere bir buket çiçekle çıkın karşısına.
    39. Birlikte scrabble oynayın, kullanabildiğiniz kadar aşk kelimesi kullanın.
    40. Ona köpük banyosu hazırlayın, etrafına mumlar yakın.
    41. Parkta piknik yapın.
    42. El ele tutuşun.
    43. Evde mum ışığında romantik bir yemeğe giden yolu gül yaprakları ile donatın.
    44. Bir hayır kurumuna sevgiliniz adına bağış yapın.
    45. Onun kıyafetlerini yerden kaldırın ve ona bu konuda hiç birşey söylemeyin.
    46. Eski siyah beyaz filmlerden seyredip patlamış mısır yiyin.
    47. İlk randevunuzu yeniden yaşayın.
    48. Bir oyun ya da maç bileti alarak ona sürpriz yapın.
    49. Beklenmedik bir anda onu kucaklayın.
    50. Üzerinde hiç düşünmeden, ani bir hediye alın.
    51. Sadece "Seni düşünüyorum" demek için mail gönderin.
    52. Eve kocaman bir balon buketi getirin.
    53. Kahvaltısını yatağa götürün.
    54. Yılbaşı ağacı için ikinizin resmi olan bir süs hazırlayın.
    55. Elim sende oynayın.
    56. Arabasını yıkayın ve konsoluna aşk notu bırakın.
    57. Birlikte bir çiçek dikin.
    58. Telesekreterine sevimli bir mesaj bırakın.
    59. Bir geceliğine otelde kalın.
    60. Karın üzerine melek resimleri çizin.
    61. Her "merhaba" ve "hoşçakal" ı kucaklayarak ya da öperek mühürleyin.
    62. Şehir dışına doğru kısa bir araba gezintisine çıkın.
    63. Geceyi yıldızları seyrederek geçirin ve birlikte dilek tutun.
    64. Yer ya da mekan umursamadan ara sıra ona göz kırpın.
    65. Birlikte komik hayvan isimleri düşünün.
    66. Birbirinize şiir okuyun.
    67. Doğumgünlerinizi birlikte kutlayın.
    68. İkinizin güzel bir resmini cüzdanınıza koyun.
    69. En sevdiği kitabı ya da CD'yi sebepsiz yere ona hediye edin.
    70. İş yerine şeker, yiyecek, resim ve aşk notları ile dolu bir moral paketi gönderin.
    71. Bir gece dışarı çıktığınızda insanlara balayında olduğunuzu söyleyin.
    72. Kırda yürüyüşe çıkıp birbirinizin baş harflerini ağaca kazıyın.
    73. Sizin için yaptığı ve sizin sıradan kabul ettiğiniz herşey için küçük teşekkür notları yazın.
    74. Şömineyi yakın ve şeker pişirin.
    75. En sevdiğiniz TV şovunu kaydedin ve geceyi konuşarak geçirin.
    76. Bulaşıkları birlikte yıkayın, sonra birbirinizin ellerine krem sürün.
    77. Ona bir aşk mektubu yazın, sonra da onu yap boz parçaları gibi kesin.
    78. Gizli işaretler belirleyin ve kalabalık içindeyken bunları kullanın.
    79. Takviminize sadece ikiniz için hafta ortasırandevusunu düzenli olarak işleyin.
    80. Çamaşırları birlikte yıkayın.
    81. Romantik Tiyatro: Haftasonu birbirinizin en sevdiği romantik sahneleri canlandırın. Cumartesi sizin, Pazar onun günü olsun.
    82. Onu işyerinden arayın ve randevu isteyin.
    83. Sanki birbirinizi bir aydır görmüyormuş gibi davranın.
    84. Özel birşeyler yapmak için yazılı davetiye gönderin.
    85. Birbirinize kitap okuyun.
    86. Penceresinin önünde durun ve romantik bir şarkı söyleyin.
    87. En sevdiği şekeri montunun cebine saklayın.
    88. Sesinizi kaydettiğiniz bir kaseti arabasındaki teybe yerleştirip açık bırakın ki arabayı çalıştırdığı anda çalmaya başlasın.
    89. Açık hava sinemasına gidin.
    90. İkiniz de yatağa girdikten sonra açık kalan ışığı söndürün.
    91. Fırtına çıktığında birbirinize sıkı sıkı sarılın.
    92. Ölümsüz aşkınızı telgraf ile açıklayın.
    93. Romantik bir yemek hazırlayın ve en iyi porselenlerinizde servis yapın.
    94. Boynuna kocaman bir öpücük kondurarak onu şaşırtın.
    95. Beklenmedik iltifatlar yapın.
    96. Bir külah dondurmayı paylaşın.
    İkinizin aptal bir fotoğrafını çekin ve çerçeveletin.
    97.Salonun ortasinda piknik yapin.
    98.ikinizin aptal bir fotografini cekin ve cercevelestirin.
    99.Okudugu dergilerin icine ask kartlari saklayin.
    __________________


  43. 2007-01-30 #43
    Harikasınız arkadaşlar bu kadar güzel insanlar nasıl bir birinizi buldunuz
    Paylaşımlarınız çok güzel yüreğiniz dert görmesin.


  44. 2007-01-30 #44
    Kanlı Bir Saatin Hüznü
    Heyecanla sahibi olan ufak çocuğa doğru koştu Pufy. Onun kendisini her çağırışına büyük bir heyecanla gitmek, göreviydi sanki. Annesi, babası, kardeşi, arkadaşı... her şeyiydi ufak çocuk onun için. Bir kerecik sevse, sevinçten çıldırır, sırf kendini bir kez daha sevdirebilmek adına, her türlü cambazlığı yapmaya çalışırdı. Yeter ki, sevsin...

    Ölmüş annesini hala emmeye çalışırken tanışmıştı sahibi olan ufak çocukla. Süt gelmeyen memeleri zorlarken, arkasından yumuşacık iki minik el sarılmış, onun "annemden ayrılmam" diye feryatlarına kulak asmadan kucağına almıştı. Gözlerine bakıp, "bundan sonra birlikteyiz ufaklık, isminde 'Pufy' olsun olur mu ?" demişti. Minicik bir köpek, minicik bir çocuk... Sevgi ve dostluğun başlangıcının adıydı Pufy... Böyle başlamıştı yaşamın yeni tadı.

    Tombiş vücudunu minik ayakları zor taşır, ufak çocuğun arkasından koşarken çoğu zaman hemen yorulur, beni de bekle anlamında "Hev Hev" diye kendini ifade ederdi. Ufaklıkta geri döner, Pufy'nin yanına oturur ve Pufy dinleninceye kadar onunla sohbet ederdi. Birbirlerini hiç gözden kaybetmemeye çalışırlardı. Pufy bir an onu gözden kaybetse bu korkunç dünyada kaybolacak zannederdi. Henüz 2 aylıktı, yaşama dair her şeyi çocuktan öğreniyordu. Oyun oynayalım diye attığı ufak ısırıklardan birinde, çocuğun ayağı kanayınca, çok utanmış, üzüntüsünden köşe bir yere gidip ağlamıştı. Onlar iki kardeş gibiydiler. Çimlerde alt alta, üst üste yuvarlanmaları, yemek yemek için olan yarışları, çeşmeye kim önce gidecek müsabakaları. Hepsi hayatın öğrenimiydi Pufy için.

    Geceleri hava biraz serin olurdu. Büyük büyük köpekler gelir, etrafta sinirli sinirli gezerlerdi. Pufy her akşam kerpiç bir duvarın arkasında uykuya dalar, sabaha kadar uyanmazdı. Kim bilir belki uyanırsa büyük köpeklerden biri onu yerdi ? Ya da karanlık onu boğardı. Üstelik ufak çocukta yoktu. Onu kim korurdu ?

    Günler hızla geçiyor, her gün Pufy yeni bir şeyler öğreniyor, her gün ufak çocuğa daha çok bağlanıyordu. Doğum tüyleri dökülmeye başlamış, kısa ve gri yeni tüyleri onu daha tombul ve güzel göstermeye başlamıştı. Evet, yakışıklı bir delikanlı olacaktı. Hatta kocaman olup, ufak çocuğu hep koruyacak, ona kimsenin zarar vermesine izin vermeyecekti. Hele çimlere bastıkları için çocuğa bağıran kapıcıyı çoktan gözüne kestirmişti. Büyüyünce ufak bir paça alacak, çocuğa bir daha bağırmaması gerektiğini anlatacaktı. Sanırım insanlar iyi canlılardı. Ufakları bile böylesine sevgi dolu ise, büyükler daha anlayışlı, daha koruyucu olmalıydı. Evet, evet.. Yaşam çok güzeldi...

    "Haydi Pufy, saatimi getir" yine büyük bir heyecanla koştu. Saati çimlerin içinden alıp, hızla geri çocuğa döndü. Saati bırakınca, sevgi dolu ufak eller boynuna dolandı. Ah, hep sevseydi keşke. Yumuşacık ellerin ilettiği sevginin karşılığını o minik elleri yalamakla verdi. Tekrar ayağa kalktı çocuk ve saati fırlattı. "Haydi pufy, getir bebeğim". İşte yine saati getirecek ve yine sevilecekti. Heyecanla koştu, saati ağzına aldı. Kalbi küt küt çarpıyordu. Dönmek için hamle yaptığında arkasında biri engel oldu. Bacağıyla onu itelemişti. Minicik başını kaldırıp, gözlerini yukarıya dikti. Kocaman bir insan duruyordu. "Acaba saati bu amcaya versem, oda beni sever mi" diye düşündü. Adam elindeki küreği havaya kaldırdı, sanırım atıp getirmesini isteyecekti. Ama o kürek çok büyüktü, getiremez di ki... Beklediği olmadı. Kürek büyük bir hızla başına indi...

    "Demek bahçeme pislersin ha!!!" acıdan ne söylediğini anlayamamıştı bu büyük insanın. Öyle çok canı yanmıştı ki, avazı çıktığı kadar bağırmak istemiş, fakat ağzına dolan kırmızı sıvı sesinin çıkmasını engelleyerek, ufak bir mırıltı halini almıştı. Kulakları duymaz oldu, gözleri kararmıştı. Neden vurmuştu o amca ona ? Ufak çocuk nerdeydi ? Neden korumamıştı Pufy'sini. Kürek bir kez daha kalkıp vücuduna indi. Yine tarifsiz bir acı kapladı vücudunu. Bir hüzün perdesi kapatmıştı gözlerini. Artık hareket edemiyordu, küt küt atan kalbinden başka hiç bir yerini hissetmiyordu çünkü. Minicik gözlerini kaldırıp ufaklığı aradı. İlerde belli belirsiz bir gölge. Evet oydu, kokusunu buradan bile almıştı. Tıpkı oda kendisi gibi hareketsiz, korku dolu gözlerle bakıyordu. Acaba ona da mı vurmuşlardı ? Neden donup kalmıştı ? Neden gelip kendisini bu canını yakan adamdan hala kurtarmıyordu... Nedenler ile doldu beyni. Saati hızlıca alıp gelemediği için mi böylesine acı bir ceza verilmişti ona !
    ?

    Kürek bir kez daha kalktı... Pufy her şeyi anlamıştı. Bir kaç saniye sonra, annesi gibi hareketsiz olacaktı. Annesi gibi toprak olacak, gözleri güneşin doğuşunu hiç göremeyecek, yeni bir gün başlıyor sevincini, yüreğinde hiç hissedemeyecekti. Bir daha kalkıp oynamayacak, kafasını küçük çocuğun kollarının arasına sokamayacaktı. Her şeyden önemlisi, büyüyüp onu koruyamayacaktı. Kılıçların kınına girerken çıkardıkları ses gibi bir ses çıktı boğazından. Yaşamasına niçin izin verilmiyordu ? Soru işaretleriyle dolu minik gözlerini, ufaklığın gözlerine dikti. Son yargılamasını yapmıştı, insanlar ufaldıkça sevgi doluyor, büyüdükçe kin ve nefrete dönüşüyorlardı.

    Kürek indi...

    Yaşam bitti...

    Pufy' den arda kalan, minicik ağzından bırakmadığı kanlı bir saatti...

    Sami Güzel

  45. 2007-01-30 #45
    AŞK cefa üLkesinde umudun rüyasıdır...



    Aşk Cefâ Ülkesinde Umudun Rüyasıdır

    aşk ölümcül bir hülyadır
    anlayamadığım
    ey sarı gök bulutu, ey ıstırab gülşeni
    son bir karanfil gibi
    taşıyacağım seni
    kalbimin hüsnüyusuf mahrem bahçelerinde
    derindesin, rüya kadar derinde

    aşk ipek bir karanlıktır
    kollayamadığım
    gecenin bir vaktinde gelen çiçekler için
    tenhâsında kuşlar uçan
    sulara karışıp akmak isterim
    kan çölünün ıssız vâhalarından
    saâdet burcuna çıkmak isterim
    gitmeliyim buralardan seninle
    kalırsam, surları yıkmak isterim

    aşk gizemli bir şarkıdır
    dinleyemediğim
    ayrılığın arkasından duyulan
    gün doğuyor, neden gülemiyorum
    siyah bir tanyerinde
    beklemek yakışmaz bana geceyi
    eylül mü vurdu güllerimi, bilemiyorum

    aşk isyankâr bir korkudur
    sonlayamadığım
    gece yolculuğuna takılır ayakları
    özlem beyaz bir gül, açar bağrında
    yâr kokusu yayılsın diye kaldırımlara
    ölü ve gözüyaşlı bırakır çocukları
    arıbeyi konunca ruhun zümrüt taşına
    mor gülüşlü haramî çıkar dağlar başına
    diriltir sarı saçlı, kırılgan aynaları

    aşk veremli bir türküdür
    söyleyemediğim
    nağmeleri doruklardan yayılan
    anılar sehpasında
    takıyor boynumuza kırmızı urganları
    kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları
    her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır
    alır avuçlarına, öper ısırganları
    aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır


  46. 2007-01-31 #46
    çüηкü вєη,üçüηcü тєкιℓ $αнıѕ'ıм уüяєğiηdє!

    Kalemim "Artık yaz'ma o'na" diye haykırıyo adeta.... Tam artık sana yazmıyacağım diyorum.. Aklımda tasarlıyorum yazacaklarımı. Tam yazmaya başlıyorumki, gene 'sen' dökülüyosun kalemime.. Kalemimden kağıdıma.. Ve Ardından arta kalan gözyaşlarım...

    Saçmalıyorum gene işte.. Yazacak birşeyim kalmadı sana dair.. Tükettin tüm cümleleri..
    Ben gözyaşlarımla yazdım seni.. Sakladım yüreğimi.. Dökülüpte, yarmasın diye sevgimi ..

    ..ve bitişler.. gidiş ve bitişler .. her gidenin ardından ağlamalar, hüzünler .. sebepsiz yere haykırışlar .. ve biten umutlar..

    Ağlamam sana değil, sessizliğime..
    Her gidişinden arta kalan sessizliğime .. Suskunum sebepsiz yere..
    Sonsuzluğuma son notum bu belkide ..

    Sen benim Birinci TekiL Şahsı'm oldun hep.. Ben=Sen. ne farkeder.. Ha Ben, ha Sen. Ha Sen, ha Ben. Ama senin için Ben, asla Sen olamadım..
    Yandığımı hissediyorum.. Yokluğun yakıcı..
    Ben ağlarken yokluğunda, sen yüreğime damlalar düşürmeye devam ediyorsun..

    Düşürdün kalbimi elinden. Yüreğim yokluğunda yerlerde pusu kurmuş seni özlüyor... Seni arıyor köşe bucak.. Harf harf, kelime kelime yokluğunun adını koymaya çalışıyor…

    Tüm tümcelerimde soru işareti bıraktı yalnızlığın ..

    ..ve bitişler.. gidiş ve bitişler .. her gidenin ardından ağlamalar, hüzünler .. sebepsiz yere haykırışlar .. ve biten umutlar..

    Kayıp giden mutluluğumda 'sen' vardın sadece.. Senin için ise sadece gözyaşlarım…

    Kağıdım ıslak, yüreğim buruk.. Çıktığım bu yolda seni arıyorum.. Nerden başladıysam, ordan bitirmeye kararlıy'dım'
    Geriye; gidişinden arta kalan yaşlar…

    Aslında sen hiç yoktun
    Sevgim çizdi yüzünün güzelliğini
    Tutkularım şekillendirdi bedenini
    Özlemlerimdi mütevazi yapan seni
    Önce var et,sonra ona tutkun


    Zavallı yüreğimi derde soktun
    Ama aslında sen hiç yoktun..

    Ben zaten yoktum sende.. Tanımadın ! Bilmedin ! Sevmedin ! Ve en önemlisi beni hiç Hissetmedin !

    Kaybolup giderken yalnızlığında, sen beni hiç tanımadın.. Oysaki bütün çabalarım 'sen'din. . Anlamadın !

    Çünkü ben; Üçüncü TekiL ŞahıS'ım Yüreğinde ....



  47. 2007-02-01 #47
    Aşk ab-ı hayat suyu olmalı tek hecede..



    Sana sıkıntıların ardından gül bahçesi gelecek demiştim
    İşte gerçek olan bu…güzelliğine meftun olduğumuz dünya dikenlerle dolu.



    Binlerce cümle var usumda yazılmayı bekleyen
    Bir şeyleri özlüyorum, adı küllenmiş aşklarda gizli...
    Duygularım eski bir liman misali saklanıyorlar yüreğimde...

    Gözlerim ateş topu sanki...yanaklarım solgun...dudaklarım kupkuru
    Gönlüm dert yumağının verdiği hüzünle dolu...
    Ah!şu geceler...tüm maskeleri indiriyor birer birer yüzlerimizden

    Keşke yağmur yağsa bu gece veya rüzgar esse delicesinden
    Uğultusunu duysam, kükrer gibi gürleyen gök gürültüsü
    İçimde hiç bilinmedik kıvılcımları yaksa…

    Veya kar, tipi, boran olsa...korksam ve sinsem yastığımın kenarında
    Bir dost sesi duysam başucumda ve saatlerce ağlasam/k



    "Hayat sanki bir rüya,
    Gerçeklikten de öte belki,
    Dudaklarının arasından çıkan iki hecedir hayat...ö-lüm"


    Uzun zaman oldu ki, yağan yağmuru sessizce izlemedim...
    Gökyüzünü usanmadan seyretmeyi, gözlerimi kapayarak
    Doğanın huzur veren dinginliğini içimde hissetmeyeli çok oldu...

    "Haykırmak geçer kalbimin hücrelerinden
    Utanç duvarı misali susar dilim, çıkmazlara girer bedenim"

    Yok mu dost sesi?
    Yok mu aşkın sinesi?

    Aşk...Sahi nedir aşk? Bu soruyu sorduğum zaman kendime, cevapsız kalıyorum.
    Hayatım olmalı aşk...bir nefeslik olmamalı, bir içimde bitmemeli…

    Büyütmeliyim her soluğumda, içimdeki sevdayı yaşatmalıyım...
    Olumsuzluk sarmamalı benliğimi, karamsarlık uzak olmalı düşlerimden

    Özgür olmalı ruhum...
    Attığım her adımımla, aldığım her nefesle, yüreğimde özgür olmalı
    Düşlerimden ötesini aşk süslemeli
    Adım aşk olmalı hayallerimde…

    Bir cevabı olmalı...noktalar konuşmamalı soruların ardından
    Aşk öpmeli dudaklarımdan, aşk tutmalı elimden dost sıcaklığı ile
    Âb-ı hayat suyu olmalı tek hecede…

    Gülün kırmızılığında, lâlenin güzelliğinde,
    Karanfilin beyazlığında görebilmeliyim aşkı…
    Züleyhâ gibi yanmalıyım aşkın narından
    Dağları deldirmeli Ferhat gibi
    Yada mecnun gibi sevgilinin güzel yüzünde,
    Hakikâti bulmanın yolu olmalı aşk


    Ya ben, âş(ı)k olmalıyım
    Ya aşk, ben olmalı…


  48. 2007-02-01 #48
    SeNSiZLiK ÇıLDıRTaCaK BeNi

    Sensizlik çıldırtacak beni, diye düşünürdüm eskiden, yanılmamışım. Sensizlige dalınca herşey birer birer ortaya çıkmaya başladı. Ruhum sıkılmaya başladı. İçim daralmaya, düşüncelerimse zayıflamaya... Anladım ki sevgiden başka birşey değil yaşadıklarım. Aşk ateşi yanıyordu sinemde ve korları yüreğimin dört bir yanını kaplamıştı

    Ne yazık ki dumanı yoktu bu ateşin, benzemiyordu diğer ateşlere. Ateşsiz yerde duman olmaz diyorlar, peki böylesi mümkün mü? Ateş var ama duman yok ortada. Zaten anlasaydım neye kapıldığımı, bir çare bulurdum derdime. Ama ne fayda, sen uzaklarda, bense buradayım. Bilseydim anlatırdım sana aşkımı, o içimde yanan ateşin az da olsa yansıtırdım bir kısmını dışarı. Çünkü sığmıyor artık kalbime, sığmıyor artık yüreğime, sığmıyor artık hücrelerime. Çünkü bu senin aşkın, çünkü aşıyor senin aşkın beni ah, bir bilseydin ne kadar zor geliyor bu ayrılık bana. Artık ağlayamıyorum bile. Hayır, çünkü göz yaşlarım kurudu. Güya Aral gölü. Halbuki daha geçenlerde ağladım halimi düşünerek. Demek ki artık içimdeki yanan ateşi göz yaşımla bile az da olsa yatıştıramam. Demek ki bu ateş yiyip bitirecek beni yavaş yavaş. Etrafına bir göz gezdir şöyle. Bu adamlar seviyor mu dersin, yanıyor mu benim kadar, en iyi bildiğin kişi. Zannetmiyorum. O benim, herkesden daha dertli. O benim, herkesden daha mutlu. O benim, herkesden daha ... Çünkü ben senin sevgine sahibim. Çünkü ben seni sevebilme duygusuna tutkunum. Çünkü sığmıyor artık kalbime, sığmıyor yüreğime, sığmıyor hücrelerime, çünkü bu senin aşkın, çünkü aşıyor beni, taşıyor beni bilinmez ufuklara o aşkı VE BEN SENİ SEVİYORUM! SEVİYORUM! SEVİYORUM!



  49. 2007-02-03 #49
    Aşık Olmaya Hazırmısınız?

    Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak... Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz... Sokağa fırlayacaksınız... Sokaklar da dar gelecek... Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi... Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü... Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz... Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan... "Önemli olan sağlık." "Yaşamak güzel." "Boşver, her şey unutulur." Siz hiçbirini duymayacaksınız... Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz. Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz... Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz... "Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başınızı kaldırıp "Ne dedin?" diye sormayacaksınız... Yalnız kalmak isteyeceksiniz... Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak... İkisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz... Neredeyse dakika dakika... Ama kötüleri atlayarak...

    Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz... Gittiğiniz yerlere gitmek... Bu size hiç iyi gelmeyecek... Ama bile bile yapacaksınız. Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız... Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz. Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz... Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz... Herkesi ona benzetip... Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız... Hiçbir şey oyalamayacak sizi... İlaçlara sığınacaksınız... Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan... Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren... Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek... Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz... Uyumak zor, uyanmak kolay olacak... Sabahı iple çekeceksiniz... Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksiniz. Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler... Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz... Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz...

    Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek... Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz... Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz... Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz... Aramayacağını bile bile... Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek... Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla... Yüreğiniz burkulacak... Canınız yanacak... Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz. Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden... Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız... Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz... Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz... Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek... Ama bir umut... Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu... Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak... Gel gitler içinde yaşayacaksınız... Buna yaşamak denirse...

    Razı mısınız bütün bunlara? Hazır mısınız sonunda ölüp ölüp dirilmeye? O halde aşık olabilirsiniz...


    Pakize SUDA

  50. 2007-02-06 #50
    Dünüm Bugünüm Yarınım ve Kısmet...

    Bazen düşünüyorumda kendi elimle neleri mahvettim diye..Yada mahvetmek için sadece ellerimimi kullandım ? Geriye dönüp bakmak her zaman işime gelmez aslında..Ama bazen dalıyor insan eskilere işte..Düşünüyor...Geride neler bıraktım ve daha neler bırakacam diye...Bıraktıklarınamı yansın insan yoksa geride daha neler bırakacağınamı ? Çok çelişkili bir durum bu ya...Her zaman ileriye bakmak en iyisi bence...Evet en iyisidir tamam kabul ediyorum...Ama gel gelelim uygulamaya gelince tıkanıp kalıyor insan..Başarabilenede gönülden tebrik ediyorum ayrıca da gıpta ile bakıyorum..Ben başaramıyorum..En azından hayat için bu böyle...İleriye dönük bir hayal bile kuramıyorum...Hayal gücümün olmadığından değil tabikide..İkizler burcuyum...En iyi hayali bizler kurarız zaten...Yani en azından bana öyle geliyo...Fakat hep bir sıkıntı doğurur bana hayallerim..Nedense içimi anlamsız bir hüzün kaplar..Hep darbe yemeye alışmışız ya mutlaka hayalde de darbe yiyeceğiz yani..Olmazsa olmaz..Dostluklarım gibi..Çok iyi dostum,benden daha iyi dost bulunmaz,çok vefakarımdır,beni sevin, beni nüfusunuza geçirin demiyorum tabi...Ama insan kendini bilir demi..Kendini bilmek kadarda güzel bişey yoktur bence..Ama insan hepmi darbe yer kardeşim dostluklarından..Hani diyorum benmi hata yapıyorum,düşünüyorum,muhasebesini yapıyorum ( muhasebedende zerre kadarda anlamam yani ) ama yok hata bende değil...Birde karşı tarafın gözüyle kendime bakmaya çalışınca...Hah tamam işte diyorum..Suç sende kızım..Bir insana değerinden fazla değer vermeye çalışırsan olacağı budur..Herkesi kendin gibi görürsen al işte böyle darbeleri sen çok yersin diyorum..Yok yok akıllanmam ben...O yüzdendirki çok fazla arkadaşda edninmem dostta..Zaten dost dediğinde sahilde çakıl toplamaya benzemez.. Gerçi önce teker teker toplayıp sonrada yine teker atıyor aralarından eleme yapıyorsun ama bu elemeler çok dikkat istiyor..İşte o yüzden dost olacağım insanlara çok seçiciyimdir..Yanılmalarımı hesaba katmazsak tabi..Demiştim ya zaten muhasebeden zerre kadar anlamam..Ama her zaman 1 adım gerideyimdir..Bu sadece karşımdaki için değil tabi..Bende insanım, hata yapma payım çok yüksek yani..Neyse en azından şuan elimde kaybetmek istemediğim yüreği güzel dostlarım var elimde...Bundan sonrasına bakmak lazım sanırım...Yani o güzel insanları kaybetmemeliyim..Gerçi benim aşklarımda böyleydi hep.... Geride bıraktığım aşklarım...Bak şimdi yine geriye dönüp baktım iyimi..Aslında tek istediğim huzurlu,saygılı ve sevgili bir birliktelikti..Ve en önemlisi anlayışlı tabi..Hatalarımda olmuştur tabi ama yine hüsrana bürünmüş yanlızlıklar bana kaldı anlayacağınız..

    Eskiden tatilleri sabırsızlıkla ve bir o kadarda heyecanla beklerdim...Çocukluk aklı diyorum şimdi..Büyüdükçe heyecanda sabırda elden gidiyormuş..Rahmetli Anneannemle birlikte köye giderdik...Uzun zaman o baktı zaten bana...Nur içinde yatsın.. O zamanlar tatiller bir başkaydı..İnsanlarda öyle...Hele o büyük dut ağacının altındaki çardakta uyumanın zevki bir başkaydı..Gökyüzü o kadar yakındıki..Sanki elini uzatsan bir parça yıldızla dolacak avucun...Şimdi ise 1 tek yıldız görebilmek için dua ediyorum nerdeyse..Eskiler güzeldi sanırım..Yada şu anı biz kendi elimizle mahvettiğimiz için eskileri arar oldu gözlerimiz..Gerçi eskiler her zaman beraberinde hoş şeyler getirmezler...Zaten hoş olsaydı eski olmazdı ama demi..Çocuk olmak güzeldi..Keşke hep çocuk kalsaydık demişizdir çoğumuz ve hala diyen vardır benim gibi..En azından bu kadar çok şeyi kafaya takmıyorduk yahu...Ciddi anlamda..Ayşe bana neden topunu vermedi,Haticenin yeni aldığı elbiseden bende istiyorum,Bu oyuncaktan banada alacaksınız gibi bir sürü sorumluluk istemeyen ve ardı arkası kesilmeyen isteklerdi..Ama şimdi durum çok farklı...Büyüdükçe sorumluluk gerektiren istekler içerisinde boğuluyoruz...Ben boğulduğumu dahi hissediyorum yani..

    Çocuk olmak güzeldi ya...Ah Annem ah..Bu günlerinin kymetini bil derdi..Bir bildiği varmışda söylemiş ama dinleyen nerde...Ben hiç bir anımın kıymetini bilecek kadar çok uzun yaşamadım aslında...Mutlaka filmin bir yerinde kötü adam gelir ve film nihayet sona ulaşırdı..Gerçi durum şimdide böyle..Geçmişe suç bulmamak lazım her zaman..Tamam hadi paylaşalım bari..Yarısı beim olsun suçların...Yarısınıda geçmişe bırakayım..Cahillik dönemleri işte diyorum bazen..Gerçi insan her yaşta biraz cahildir..Hayat her ne kadar insana bir olgunluk vermeye çalışsada biz biraz geri tepiyoruz sanırım..Yada işimize gelmiyor..Ama ben her yaşta olgundum yahu..Çocukken bile yaşıtlarımdan farklıydım..Belkide otoriter bir ailenin içerisinde yetişmenin verdiği avantajdı bu yada dezavantaj..Ama benim için hep avantaj oldu...Çünkü ilerleyen yaşlarımda da bana yardımcı oldu..Fakat her zaman leziz bir durum değildir bu..Çok fazla olgunluk bazen sizi istemediğiniz durumlar karşısında yapayalnız da bırakabiliyor...Yanlızlıkda güzeldir ama..Yanlızlık bir tek Allah'a mahsustur ama insan yanlız kalınca kendini buluyor..Vicdanındaki seslere gem vuramıyor..Çok vicdanlı olduğumu söyleselerde bazen kaskatı olabiliyorum..Özellikle son zamanlarda vicdanımı kaybetmeye başladığımı sanıyordum..Fakat uzun süre düşününce bunun asıl sebebini buldum...Sadece bana çok zararı dokunan insanlara karşı vicdanım hiç bir tepki vermiyormuş meğersem..Yoksa vicdanım yerinde çok şükür...

    Gençlikte güzeldir çocukluk gibi..Tam deli çağındadır insan..Kanı delidir yani..Cahilliği dillere destan olur..Hani cahil cesareti derler ya işte tam bu zamanlardır...Yaşamasını bildikten sonra her an güzeldir alında..Biraz zorlanıyorum gençliğimi hatırlarken..Şimdi yaşlı değilim gerçide hani böyle bir 7-8 yıl gerisine kadar gidersek uzun bir yol katedince uzuyor yıllar tabi...Tek,sabit ve değişmeyen hayalim vardı...Okumak,güzel bir iş sahibi olmak ( bu olmayı çok istediğim bir meslek için geçerliydi ), ailemle birlikte huzurlu,sağlıklı ve mutlu bir yaşam devam ettirebilmek ve hayatımın erkeği ile aniden hiç ummadığım bir anda karşılaşıp evlenmek...Tabi çocukları unutmamak lazım..Hep hayal gücümü zorlamıştır acaba benim çocuğum olursa nasıl bişey olur diye..Bana benzermi,annesi gibi hep başı ağırmı olur diye..Güzel hayallerdi güzel...Üniversiteye kadar bu hayalim hiç değişmedi..Her zaman BABAMI örnek aldım kendime..Prensiplerine hayran kalırdım ve hiç bir zaman ödün vermezdi..Hep onun gibi olmayı düşledim..Şuan düşünüyorumda başarabildim mi diye..Az da olsa başarmışım..Daha yolun başındayız dur bakalım...


    Kaybettiklerimi düşünürken kazandıklarımıada her zaman şükretmişimdir..İnsan şükretmesini bilecek..Veren Rabbime şükretmesini biliyorsak yine alan Rabbime isyan etmek nedendir..Her zaman bunu düşünürüm..Vardır bir bildiği derim yaradanın...Bilmese yaratırmıydı haşa huzurdan...Okumayı başardık çok şükür..İyi bir etiket gibi duruyor insanın üzerinde..Bu etiketi iyi kullanmak lazım...Kıymetini bilmeli insan..İşimde var çok şükür...Çevremde üniversite mezunu bir çok işsiz görünce insan dönüp haline şükrediyor...Kariyer sorunum olmadı hiç..Yani azimliyimdir aslında ama bişeyi çok istememek lazım..Çok istenilen şeylerin gerçekleşmediğini istediğim meslek için yaptığım çabalardan gördüm...Bana o meslekte ekmek yemek nasip değilmiş demesini öğretti bana..Peki ya bundan sonrası ne olacak...Hiç düşünmedim desem abartmış olmam sanırım...Hayatı akışına bıraktım..Bakalım bana ne gibi bir sürprizler getirecek..Sabrımı ve inancımı daha ne kadar zorlayacak...İnanç derken hayata olan inancımdan bahsediyorum..Yoksa inancımı asla kaybetmem Yaradana...''Kısmet '' Bu kelimeyi hayatı boyunca benim kadar çok kullananan biri daha varmıdır acaba...her şeyin başı Kısmettir bence..İnsan Kısmetinde Nasibinde olan şeye ulaşır..Yoksa zaten çırpınmanın bir anlamı yoktur...Her ne olursa olsun bu kelimeyi çok kullanmışımdır..Hatta bir arkadaşım bana '' Yahu bir insan bu kadarmı Kısmete inanır...Kızım sen hiç isyan etmezmisin..Nedir bu benim başıma gelenler demezmisin...Her musibeti büyük bir olgunlukla karşılayıp bu da Kısmetimde varmış hayırlısı olsun demekten bıkıp usanmadınmı ? '' demişti..Şuan olduğu gibi o zamanda gülümseyerek '' Kısmet '' dedim..Kısmetten ötesine geçilmiyor işte...


  Okunma: 41300 - Yorum: 250 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -