Ahmet Mahir Pekşen "Kıyak Aşk" - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Ahmet Mahir Pekşen "Kıyak Aşk"

  1. Ahmet Mahir Pekşen

    1956'da Sivas'ın Divriği ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini aynı ilçede
    yaptıktan sonra İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme-Muhasebe
    bölümünü bitirdi.

    Çeşitli dergi ve gazetelerde makale, hikaye, deneme ve şiirleri yayımlandı.
    Yerel-ulusal televizyon ve radyolarda programlar yaptı. Bazı şiirleri bestelendi.
    Türk Edebiyatı Vakfı'nca düzenlenen 5. Ömer Seyfettin Hikaye
    Yarışması'nda "Annem Yıldızları da Sayamaz" isimli hikayesi ile ödül aldı.

    Yazarın yayımlanan eserlerinden bazıları şunlar:

    Bir Gençlik Özlüyorum (l991-Sivas)

    Sevgi Dünyası (1993-Ankara)

    Liseliyim Delikanlıyım (2003-İstanbul)

    Çöpten Kavga Çiçekten Mutluluk (2003-İstanbul)

    Bir Gencin Feryadı (2005-İstanbul)


    Yazarın kitapları :

    Üniversite Rüyası


    Kıyak Aşk

    Gözlerine renk bulamamıştım,
    Bazen yeşil gibiydi, bazen mavi gibi bazen ela,
    İlk görüşte demiştim;
    Bunlar göz değil, bunlar bela.

    Yanılmamıştım,
    Dünyamı kaplayacak kadar büyüdü gözlerin,
    Kim bilir hangi düşmanımın yaptığı sihir
    Veya büyüydü gözlerin.

    Olur muydu bir göz bu kadar derin,
    Bu kadar sonsuz olur muydu?
    Bu gözlere bir kez bakan
    Daha onsuz olur muydu?..

    Bakışları hep delici,
    Bakışları hep sertti o gözlerin,
    Ansızın vuracak kadar sinsi,
    Gizlice vuracak kadar namertti gözlerin.

    Sen belki ismimi hiç öğrenmedin,
    Bense aşındıracak kadar çok söylemiştim ismini; Belma...
    Meçhûllerle doluydu,
    Ne kıyak aşk'tı amma.

    Sarı saçlarını dağıtıp gelen rüzgârları koklardım,
    Tesadüf de olsa her bakışında çarpılır,
    Aklımı yoklardım.

    Konuştuk ne bir kelime ne bir harf,
    Bu aşk sessizdi, bu aşk saf.
    Anlamanı boşuna bekledim gözlerimin dilini Belma,
    Benim dünyamda mahpustu aşkım,
    Ne kıyak aşktı amma...

    Herkes bir konuda hemfikirdi;
    Şehrin en güzel kızıydın sen.
    Kim bilir kaç yürekte boş bir ümit,
    Kim bilir kaç kalpte sızıydın sen...

    Denklemlerde hep sen vardın,
    X ve Y ne olursa olsun sendin hep sonuç,
    Bir seferinde;
    Sonsuz eşittir Belma dediğim için sıfır almıştım,
    O sene ilk defa sayende,
    Bütünlemeye kalmıştım.

    Mekanikte sen vardın,
    Optikte gözlerin vardı.
    Hele edebiyatta ne büyük yerin vardı.
    Kınardım Fuzuli'yi,
    "Amma atmış be..." diye,
    Bulurken aruz kalıbı,
    Feilâtün, mefâilün, feilün,
    Hayalimde sen olurdun,
    Bembeyaz yüzün ve kırmızı kaşkolün,
    Fark atmıştın aya,
    "Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge,
    Ne açar kimse kapım, bâd-ı sabâdan gayrı."
    Diye seni yazmıştım tahtaya.
    Nasıl istemiştim sabâ rüzgârı olmayı,
    Açıp kapını zerre zerre odana dolmayı.

    Bir gözlerinin ne demek istediğini anlamadım,
    Bir de trigonometrinin ne işe yaradığını,
    Hep sordum gözlerime,
    O ruhsuz gözlerde ne aradığını.
    On bilinmeyenli denklem gibi zordun,
    Hadi gündüzleri neyse de,
    Geceleri rüyamda ne arıyordun?..

    Müzikte bir ben başarısızdım,
    Çünkü; müzik kitabı seni es geçmişti,
    Seni anlatacak beste yapılamamış,
    Şarkılara küsmüştüm,
    Eski heves geçmişti.

    İkimiz de inattık; ayrı ayrı yol tuttuk,
    Biz, bir araya gelmesi suç olan iki maddeydik,
    Ateşle baruttuk.
    Nasıl unuturdum seni,
    Unutabilir miydim ki üstümdeki semayı,
    Unutabileyim Belma'yı..
    Üst üste üç kere sıfır aldım,
    Gözlerinin yüzünden.
    Sonra da asıverdim Kimya'yı.

    Okumaya başlasam,
    Sen girerdin satırlarla arama,
    Her bakışın kezzaptı,
    Her gülüşte sodyum bastın yarama.

    Bana neydi biyolojiden,
    Bana neydi terliksiden, amipten,
    Beni alabilir miydi gözlerindeki ipten?..
    Bana neydi kuşun gagasından,
    Bana neydi zürafadan, lamadan,
    Ne kadar uzaktı bu konular Belma'dan.

    Yandım, kor oldum,
    İnat ettim, farkettirmedim,
    Tarih böyle bir aşkı kaydetmiş mi,
    Yazmış mı bir bak Belma?..
    Lise güzel okuldu,
    Ya aşkımız; ne kıyak aşktı amma...

    "Belma'yı seviyorum, o halde varım"
    "Belma güzel, gül de güzel, Belma güldür o halde."
    Önermelerini yapıyordum,
    Mantıkta hep hayalde.

    Ne Ogüst Kont, Ne Freud,
    Çözemezdi aşkımdaki mantığı,
    Bana bilmece gibi bir ağ örmüştü gözlerinin tığı.

    Duyulur mu dinlesen,
    Sessizliklerin sesi,
    Olur muydu aşkların,
    Mantığı, felsefesi.

    Gözlerinin yüzünden çok dersten zayıf aldım.
    Ve yine ilk kez sınıfta kaldım.
    Ama değerdi,
    Bu gözlere herkes mağlup olur,
    Bu gözlere herkes boyun eğerdi.

    Hayır, asla pişman değilim Belma,
    Sen habersiz, ben çaresiz,
    Ne kıyak aşktı amma...

    Ne gülümsedin,
    Ne de konuştun benimle tek kelime,
    Şöyle bir düşündüm de;
    Elin bile değmemişti elime.

    Yıllar geçti,
    Sönmedi gözlerinin ateşi.
    Ya!.. Bakınca ne bakarmışsın,
    Doktormuşsun otuz beşinde
    Ve hâlâ bekârmışsın.

    Böylesine gizli aşk,
    Bu rekoru kim kırabilir?..
    Bir gün hasta kalbimin doktoru olursan
    El vurma ona,
    Aşkın fışkırabilir...

    Gözlerin ahh gözlerin.,
    Erişilmez, ulaşılmaz gaye o...
    Aşkım, sen ve ben...
    Bırak be!.. Nostaljik bir hikaye o...

    Ahh, ahh,
    Son görüşüm de yaz mıydı, bahar mıydı?
    Ömrümün cevapsız kalan sorusu;
    Bana karşı yüreğinde bir kıpırtı var mıydı?..


    Bir Damla Yaz Yağmuru

    Gözlerine bakınca bir tuhaf oluyorsam,
    Bir damla yaz yağmuru gibi saf oluyorsam,
    Sana için için aşk duyuyorum demektir.

    Gözlerim geleceğin yollara dalıyorsa,
    Ümidim gözündeki gülüşte kalıyorsa,
    O bakışla birkaç gün, doyuyorum demektir.

    Gün ışığı dünyadan silinince, kalkınca,
    Geziyorsam bir bahar gecesinde dalgınca,
    Seni mehtap yerine koyuyorum demektir.

    Sanma senden çok ayrı, sanma senden uzağım,
    Parmaklarım boşlukta, kımıldarsa dudağım,
    Tel tel siyah saçını sayıyorum demektir.

    Anlıyorsan halimden, bir şeyler seziyorsan,
    Hayal bahçelerinde benimle geziyorsan,
    Dudağından kalbine kayıyorum demektir...


    Bir Şiir Yazdım

    Bir şiir yazdım, ışığında ayın,
    Mısralarına gül kokusu sürdüm,
    Şaha kalktı aşk, yelelerinde tayın,
    Kendimi bir başka dünyada gördüm.

    Bize ayrı dünya kurunca sisler,
    Şiir aşka doydu, aşk da şiire,
    Nisan yağmurunda yıkandı hisler.
    Rüzgâr ilhamını sundu şaire.

    Bir şiir yazdım ışığında ayın,
    Kafiyeyi buldu esen ılık yel,
    İster hayal, ister bir rüyâ sayın,
    Gerçek şu; şiir de, sevmek de güzel...


    Eylül

    Ümidini bir serin yele vermiş,
    Besteleri manâsız buluyor artık bülbül,
    Birkaç yaprağını yere vermiş
    Esen rüzgârların ardından ağlayan bir gül.
    Sevgilinin saçına düşen ak gibi; Eylül,
    Ahh Eylül, Ahh Eylül.

    Dün yemyeşildi yaprak,
    Bugün artık gazeldir,
    Yeter ki; hanımelini öpsün de gelsin,
    Eylülde rüzgâr
    Serin olsa da güzeldir.
    Sen yeter ki; aşık ol,
    Düşen yaprak, nemlenen bir göz,
    Veda diyen bir eldir.

    Kuşların gönlünde burukluk,
    Şimdi göç zamanı.
    Kaybediyor ferini yeşil,
    Sarının öç zamanı.
    Dünyayı geri çevirebilirsin,
    Güneş batıdan doğabilir,
    Ancak, durdurmak güç zamanı.

    Söylemek mi zor aşkı,
    Gizlemek mi?
    Kavuşmak mı güzel
    Özlemek mi?..

    Yapraklara düşen çiğ
    Bilmem aşkın nesidir?
    Bildiğim bir şey varsa Eylül;
    Tatlı bir hüznün annesidir.

    Eylül denince aklıma,
    Sarı sarı yapraklarla dolu,
    Upuzun bir yol gelir,
    Kâinat kadar genişler yüreğim,
    Her sevdaya bol gelir.
    Eylül denince aklıma,
    Cananın bakışı gelir,
    Serin sular gibi akışı,
    Kızıl kor gibi bir bakışın
    Yakışı gelir.

    Eylülle canan birbirine benzer,
    İkisinin de her hali güzeldir,
    Eylülde sevgilinin gerçeği değil,
    Hayali güzeldir...

    Güncelleme : 2007-06-01
  Okunma: 3655 - Yorum: 0 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -