İzmir Saat Kulesi

Konak meydanını süsleyen ve İzmir'in simgesi olan Saat Kulesi gerçekten zarif bir sanat eseridir. 81 metrekare taban üzerine sekizgen şekilde ve dört basamaklı haç biçimde mermer bir platform üzerine yapılan Saat Kulesi, 25 metre yüksekliğinde ve dört katlıdır. Sekizgen platformun dar kenarlarında, dörder küçük sütun üzerine oturan sebiller yer alır. At nalı kemerli, baldaken biçimli sebillerin üçer çeşmesi ve kurnası ile ortasında fıskiyeleri vardır. Fıskiyelerden bugün iki tanesi yok olmuştur. Baldekenlerin üzerini alemli kubbeler örter. Sebiller arasındaki geniş dört cephede, at nalı kemerli, demir şebekeli birer açıklık bulunur. Bu açıklıklardan deniz tarafındaki olanı kapıdır.Cephelerin ve sebillerin üzerini çepeçevre fistolu saçak dolaşır. Kulenin platformu beyaz mermerden, diğer bölümleri ise kesme taştan yapılmıştır.

Sekizgen kaide üzerinde sütunlu bir galeri ve onun da üzerinde köşeleri pahlanmış kare prizma gövde yükselir. Zarif başlıklı, küçük kaideli sütunlar birbirine üç dilimli kemerlerle bağlanır. Galeri ve çeşmelerde kullanılan pembe ve yeşil sütunların başlıklarında ve köşelerinde bitkisel süslemeler yer alır.

Gövdenin dört bir tarafında, orta yerinde açılmış at nalı kemerli küçük nişli balkon görüntüsü veren unsurlar görülür. Bunun üzerinde, Doğu ve Batı yönlerinde birer Osmanlı arması, Kuzey ve Güney yönlerinde ise Sultan II. Abdülhamit'in tuğraları kabartma olarak yapılmıştır.

İzmirde Bulunan Tarihi Eserler


Gövde üzeri, içleri beş kollu yıldızlarla doldurulmuş baklava dilimli kabartmalarla bezenmiştir. Gövdenin üst bölümü üç sıra mukarnasla genişletilmiş ve dış yüzüne dört adet 75 cm. çapında saat konulmuştur. Saatin dönemin Alman İmparatoru Kayzer II. Vilhelim tarafından Osmanlı-Alman yakınlığı nedeniyle hediye edildiğine dair bir takım kayıtlar varsa da, bu bilgiyi orijinal kaynaklarda doğrulatamadık. Saatin ana mekanik bölümü özel yapılmış demir köşebentler ve döküm ayaklar üzerine oturtulmuş, yirmi iki dişli çarktan oluşmuştur. Saatin bazı parçaları üzerinde 1901 tarihi görülmektedir.


On iki küçük sütun üzerine oturan dördüncü kat, gövdeden daha dardır ve üzerini hilalli alemi olan metal kubbe örter ve bu bölümde, saatin şimdi çalışmayan çanı bulunmaktadır.

Sarı Kışla, Hükümet Konağı, Hapishane, Hastane ve en son eklenen Saat Kulesi ile Osmanlı Devleti'nin İzmir'de modernleşme çizgisindeki kamusal meydanı tamamlanmış oluyor ve bu mekan toplumsal alanda çok sık kullanılan bir yer oluyor, hatta kentin kalbi haline geliyordu. Doğaldır ki, anıtsal bir eser olan kule saymış olduğumuz kamu binaları arasında seçkin bir yere oturuyor ve insanların gündelik yaşamlarında kullandıkları bir enstrüman oluyordu.

Saat kulesi Osmanlı Tarihi'nde "istibdat"ın sembolü olan II. Abdülhamit adına yapılmıştı. 23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in ilânı sonrasındaki özgürlük kutlamaları da Konak meydanında ve Saat Kulesi civarında gerçekleşmekteydi. Bazı kaynaklarda, dipnot gösterilmeksizin, bu özgürlük kutlamaları sırasında bazı kişiler, Abdülhamit'e ait bir eser olduğu gerekçesiyle Saat Kulesi'ne saldırarak yıkmaya çalışmışlarsa da, araya girenler sayesinde bu yıkım hareketinin önüne geçildiği anlatılmaktadır. Ancak bu olaya dönemin kaynaklarında rastlayamadık.

1 Eylül 1901'de tamamlanarak faaliyete geçen Saat Kulesi, İzmir'in güzel çirkin, acı tatlı, sevinçli üzgün yirminci yüzyılda yaşadığı her güne tanık olmuştur. Ne var ki bu anıt, 1 Şubat 1974 tarihinde İzmir'de yaşanan 5.2 şiddetindeki depremden zarar görmüş ve kulenin saat kadranları üzerindeki son kat yıkılmış, inşa edilirken kesme taşlar arasına demir ve bakır lehimlenerek yapılan ana gövde depremlere dayanmıştır. Yıkılan kısım yaklaşık iki yıllık süre içinde onarılarak eski haline getirilmiştir.

Bu araştırma: İzmir Büyükşehir Belediyesince basılan ve Dr. Sabri Yetkin tarafından İzmir Saat Kulesi'nin tanıtımı için hazırlanan Kentsel Bir Sembolün Doğuşu İzmir Saat Kulesi adlı kitapçıktan alınmıştır.

Bayraklı - Tepekule (Eski İzmir)

Smyrna'nın (İzmir) ilk kurulduğu bölgedir. İzmir Körfezi'nin kuzeydoğusunda yeralır. Kral Tantolos'un mezar kalıntılarının da bulunduğu Tepekule'de kazı çalışmaları halen devam etmektedir. İÖ. 3000'den itibaren sürekli yerleşim alanı olarak varlığını sürdürmüştür. Truva-Yortan ve Hitit uygarlıklarına ait buluntular vardır. İÖ. 7.yy'a ait megaron tipi evler ile Tantalos'un mezarı önemli arkeolojik kalıntılardır.

Agora

İzmir'in Namazgah - Tilkilik mevkiindeki Roma dönemine ait devlet agorasının büyük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. 1927 yılında başlayan kazılar sırasında ortaya çıkarılan Poseidon, Demeter ve Artemis heykelleri İzmir Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. İzmir şehrinin M.S. 178 yılında yaşadığı büyük depremde zarar gören Agora, İmparator Marküs Averlius'un yardımlarıyla yeniden inşa edilmiştir.

Kadifekale

Tepekule'deki eski İzmir (Smyrna) dışında, kentin Pagos'ta (Kadife Dağı) yeniden kurulduğu alandır. İÖ. 4. YY'da kurulan kentten bugüne değin varlıklarını sürdüren Hellen, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar görülmeye değer arkeolojik öneme sahip eserlerdir. İzmir'in ve körfezin kuşbaşı seyir noktası olan Kadifekale, şehrin güneyinde 186 metre yükseklikteki bir tepe üzerindedir. Eski adı Pagos olan Kadifekale'de yaşayan Amazon kadınlarının, dağın eteklerinden Meles Çayı kıyalarına indikleri, hakimiyetlerini uzun yıllar sürdürdükleri rivayet edilmektedir.Büyük İskender'in generallerinden Lysmachos tarafından yaptırılan kalede halen bu döneme ait kalıntılara rastlanmakta, Bizans dönemine ait sarnıçlar bulunmaktadır.

Efes - Selçuk

Selçuk'un 3 kilometre güneyinde, Panayır ve Bülbül Dağı yamaçları Ayasuluk Tepesi mevkiinde kurulu Efes, 12 İon kenti içinde günümüze kalan en önemli antik kenttir. Smyrna gibi M.Ö. 3000 yıllarında kurulan Efes, dönemin en önemli liman kentleri arasındaki yerini uzun süre korumuştur. Doristilası üzerine Ege kıyılarına gelen İon'lar Efes'e yerleşmiş, daha sonra Lidya egemenliği döneminde şehirlerini geliştirmişlerdir. M.S. 1.yüzyıl'da meydana gelen depremle büyük hasar gören Efes, İmparator Tiberius zamanında yeniden imar edilirken, Hellenistik yapı yerine tüm kent Roma karakteri yapılarla dolmuştur. Siyasi ve ticari önemi büyük bir kent olan Efes, Meryem Ana'nın gelmesi ve St. Jean'ın burada yaması nedeniyle de bir dini merkez haline gelmiştir.

Tarih boyunca birçok uygarlığa evsahipliği yapan Selçuk'ta İon, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda yapı varlıklarını günümüzde de sürdürmektedir. Hrıstiyan dünyasının kutsal hac yeri Meryem Ana Evi ziyarete açıktır.

Tiyatro
Antik Efes kentinin görkemli yapıları yıllara meydan okurcasına dimdik ayakta dururken, bunların en muhteşemlerinden biri 25 bin kişilik tiyatrodur. Kuzeybatısında 2 İonik sütunlu helenistik çeşmenin bulunduğu tiyatronun, ilk kez yine Helenistik dönemde yapıldığı bilinse de günümüze kadar ayakta kalan yapının İmparator Cladius zamanında inşaasına yeniden başlandığı, İmparator Trinus (98-117) döneminde tamamlandığı bilinmektedir. Tiyatronun ön kısmında oldukça sağlam ve iri taşlardan yapılmış soyunma yerleri belirgin şekilde görünmekte ve bugün de hala kullanılmaktadır. İlk dönemde 3 katlı olan tiyatro, her biri 22'şer basamaklı üç bölümden oluşur. Sahne binası 18 metre yüksekliğindedir. 25x40 ebatlarındaki sahnenin arka duvarları son derece süslü ve nişleri içinde heykellerin bulunduğu bir görünüm taşımaktadır. Akustiği
muhteşem olan tiyatronun tribünleri, sahnenin rahat görünebilmesi için çok dik inşa edilmiştir.

Ticaret Agorası
Tiyatronun karşısında yer alan ticaret agorası giriş kapıları ve alanı çevreleyen sütunları ile dikkat çeker. Esas yapı Hellenistik olmakla birlikte, bugün kalıntıları görülen agora, İmparator Agustus döneminde yenilenmiştir. Dört tarafı stoa ile çevrili agora 2 katlı, çift kolonlu ve dorik üslupludur.

Mermer Cadde
Efes antik kentinin güneydoğusunda bulunan Magnesia kapısından Koresos kapısına kadar uzanan 400 metrelik mermer cadde, M.S. 5.yüzyılda yeniden yapılmıştır. Caddenin altından geçen kanalizasyon sistemi denize kadar uzanır. Mermer cadde ile Celsus Kütüphanesi arasındaki açık alanda Auditorium bulunduğu ve burada konuşmaların yapılıp şiirler okunarak söylevler verildiği bilinmektedir.

Celsus Kitaplığı
Agora'nın güney tarafında bulunan Celsus Kitaplığı M.S 135 yıllarında Asya konsülü Julius Celsus Halemaeanus adına oğlu Julius Agiula tarafından Romalı mimar Vitruoya'ya yaptırılmıştır. Dıştan iki katlı içten 15 metre yüksekliğinde tek bir salondan oluşup, salonu çevreleyen 3 katlı galerilerden duvara serpiştirilmiş pencerelerden ışık süzülür, arka duvardaki bir kapıdan ise Celsus'un mezarına geçilir.Kazılar sırasında Celsus'un burada bulunan heykeli halen İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Roma mimari özelliklerini yansıtan yapının ön cephe dekorasyonu devrin en güzel örnekleri arasında yer alır. Yine ön cephe kolonları arasında bulunan 4 kadın heykeli "Akıl, Kader, İlim ve Erdem" öğelerini sembolize eder. Bu heykellerin orjinalleri ise bugün Viyana Müzesi'nde bulunmaktadır. Döneminde dünyanın sayılı bilim adamı ve düşünürün yetişmesine aracı olan Celsus Kitaplığı'ndaki parşomen ruloların nemden etkilenmemesi için iki tarafı tuğladan örülmüş kapalı raflarda koydukları belirlenmiştir.

Aşk Evi
Mermer Cadde'nin Kuretler Caddesi ile kesiştiği noktada bulunur. Yol üzerinde kazılmış sol ayak ve bir kadın başı görülür. Bu iki görüntü dünyanın ilk reklam panosu olarak değerlendirilmekte ve az ileride kadın bulunabileceğini haber vermektedir. Bu ilginç ev M.S. 1.yüzyıla tarihlenmektedir, ana bir hol ve buraya açılan birçok odadan oluşmakta, içinde burada çalıştığı sayılan kızlara ait mozaik portreler yer almaktadır.

Yamaç Evler
Celsus Kütüphanesi'nden Kuretler Caddesi'ne dönüşte sağ tarafta Bülbül Dağı'nın yamaçlarında kentli zenginlerin ikamet ettikleri evlerdir. Yakın zamanda restore edilerek orjinallerine daha yakın hale getirilmişlerdir. Evler geniş merdivenlerle caddeye dikey olarak açılmakta, duvarlarında fresk mozaiklerle süslü kaplamalar bulunmaktadır. Efes'te bunların dışında son derece büyük arkeolojik öneme sahip Skolastika Hamamı, Hadriyan Hamamı, Domitian Tapınağı, Tirainan Çeşmesi, Devlet Agorası, Belediye Sarayı, Odeon, Stadyum, Akropol, Bizans Hamamları, Çifte Kiliseler (Konsül Kilisesi) , Liman Hamamları, Arkadiana (Liman Caddesi) bulunmaktadır.

Artemis Tapınağı
Dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Efes Artemis Tapınağı, Selçuk'tan Kuşadası yoluna girişte sağ tarafta bulunmaktadır. Efeslilerin ilk yerleşimlerinin burada olduğu, daha sonra depremle yıkılmasının ardından Roma İmparatorluğu'nun yardımı ile yeniden ve daha görkemli olarak inşa edilmiştir. Tapınağın temel kalıntıları durmaktadır. 127 sütunlu Artemis Tapınağı'nın cephedeki 36 sütunu kabartmalıdır. Tapınağın uzunluğunun 125 metre, genişliğinin 60 ve yüksekliğinin ise 25 metre olabileceği tahmin edilmektedir. Tapınağın en eski kalıntılarının M.Ö. 6.yüzyıla kadar tarihlendiği, ikinci kez yapılışında ise 105 metre uzunluluk, 55 metre genişlik, 25 metre yükseklikte inşa edildiği ve 600 metrekarelik alana yayıldığı bilinmektedir. M.S. 263 yılında Got'lar tarafından saldırıya uğrayan tapınak yıkılmış ve yağma edilmiştir. Bugün ören yerindeki kazılar halen sürmektedir.

St. Jean Bazilikası
Bizans İmparatoru Justinyen'in MS. 6.YY.'da, Hz. İsa'nın havarilerinden St. Jean adına yaptırdığı Ayasuluk Tepesi'ndeki bazilika 40x110 metre boyutlarındadır. Batıdan girilen yapının planı bir haçı andırır. St. Jean'ın mezarı da burada bulunmaktadır.

Yedi Uyuyanlar

M.S. 5 ve 6. YY'lar dönemlerinde yapıldığı sanılan Yedi Uyuyanlar Kilisesi'nin bulunduğu ören yeri dini bir merkez kimliğindedir. Bugünkü kazılarda ortaya çıkarılan abidevi yapının 4 katı görülebilmekte ve 7 kat olduğu tahmin edilmektedir. Zeminde bulunan dehlizlerin din eğitimi için kullanıldığı ve buranın bir manastır olduğu izlenimi vermektedir.

Söylentilere göre Hrıstiyanlığın din olarak kabulünden önce putperestlerden kaçarak buraya sığınan 7 genç uykuya dalar ve 200 yıl sonra uyanırlar. Uyandıklarında Hrıstiyanlık artık kabul edilen ve bilinen bir din olmuştur. 7 gencin öldükten sonra tekrar buraya gömüldüğü ve adlarına büyük bir yapı inşa edildiği sanılmaktadır.

Meryem Ana Evi

Hristiyanlığın kutsal anası Meryem Ana'nın Evi, Bülbül Dağı üzerinde bulunmaktadır. 1891 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Hristiyanlar tarafından "Panaya Kapulu" olarak da adlandırılan kutsal yerin MS. 4. YY'da inşa edildiği tahmin edilmektedir. Meryem Ana'nın Mezarı da Panayır Dağı'nın kuzeydoğu eteğindedir. Yıllar boyu her 15 Ağustos'da Meryem Ana Evi'nin bulunduğu Panaya Kapulu'da dinsel törenler düzenlenmiştir. 1957 yılında Papalık da burasının Meryem Ana'nın Evi olduğunu onaylamış ve Hristiyanlık için "Hac Yeri" ilan etmiştir.

Hz. İsa, çarmıha gerilişinden kısa bir süre önce annesini, arkadaşı ve havarisi olan St. Jean'a teslim etmiştir. St. Jean da, Hz. İsa'nın çarmıha gerilişinden sonra Meryem Ana'nın Kudüs'te kalışını sakıncalı bularak, onu yanına alıp kaçırmış ve Bülbül Dağı'na getirmiştir. Kutsal bakire, ST. Jean tarafından gizlendiği Bülbül Dağı'nda 101 yaşına kadar yaşamını sürdürmüştür. Hrıstiyanlığın kabulünden sonra Bülbül Dağı'nda 'Hac' şeklinde bir kilise inşa edilmiştir. St. Jean Efes'te yaşamış ve söylentiye göre İncil'i burada yazmış ve burada ölmüştür.

İsa Bey Camii

Selçuklu dönemi yapılarından İsa Bey Camii 1375 yılında inşa edilmiştir. Mimarı Dimaaşklıoğlu Ali'dir. Beylikler dönemi ile Osmanlı mimarisine geçiş aşamasının en tipik örneklerinden biridir. Sunaklı bir avlusu bulunan caminin mermer levhalarla kaplı batı cephesi, zengin bir dekorasyon örneğidir. Sanat tarihçilerinin önem verdikleri İsa Bey Camii, içerisinde yer aldığı zengin tarihi ve arkeolojik eserler arasında kendisine özgü mimarisi ile bir yer edinmek amacıyla St. Jean Kilisesi'nden tek bir taş dahi alınmadan inşa edilmiştir ve neredeyse bu kilise ile boy ölçüşebilecek konumdadır. Ayrıca Türk mimarisinde ilk defa, 'ikinci cemaat yerine' sahip olmasıyla ayrı bir önem taşır.

Erythrai (Çeşme)

Çeşme'nin 15 kilometre kuzeyinde Ildır Köyü'nde bulunan Eriythrai (Ildır), 12 kentten oluşan İon birliği kentlerinden biridir. MÖ. 6.yy'da oldukça önemli bir yerleşim merkezi durumunda olan Erythrai'nin Mısır, Kıbrıs ve batı ülkeleri ile ilişkiler kurduğu ve ticaretini geliştirdiği bilinmektedir. Şehrin ortasındaki yüksek tepede bugün kalıntıları görülen bir Akropol bulunur. Burada yapılan kazılarda Athena Pallas Tapınağı'na adak olarak sunulmuş heykelcikler de bulunmuştur. Buluntular içinde en önemlisi Arkaik devrinden kalma bir kadın heykelidir ve halen İzmir Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Kenti karadan çeviren surlar iyi korunmuştur. İon, Hellen ve Roma dönemine ait kalıntılar olan Erythrai'de Devlet Agorası ve kutsal alan Herakleion henüz kazılmamıştır.

Teos

İzmir'in Seferihisar İlçesi'ne 5 kilometre uzaklıktaki Sığacık Köyü'nün bir kilometre güneyinde deniz kenarında bulunan Teos'un M.Ö. 1000 yıllarında İon kolonisi olarak kurulmuştur. Kurucusu Dioysos'un oğlu Athames olarak bilinir. Teos önce Pers yönetiminde kalmış, sonra Lidyalıların, ardından yine Pers yönetimine geçmiştir. İonlarla birlikte Teos bağımsızlığını kazanmış ve mimari alan ile ticarette önemli bir yer haline gelmiştir. Kentinin en önemlileri olan Teos'te Hellenistik ve Roma dönemi kalıntıları bulunmaktadır. Ziyarete açık olan Teos'ta en önemli antik eser olarak bilinen, antik dünyanın en büyük Dionysos Tapınağıdır. Diğer önemli kalıntılar ise Agora, tiyatro, odeon, surlar ve liman kalıntılarıdır.

Tarihi ve doğal çevre zenginliği Teos'un değerini artırmaktadır. Teos'a giderken içinden geçeceğiniz Sığacık'ta bulunan 16.yy'da Osmanlı Kalesi'ni de görebilirsiniz. Ayrıca doğal bir liman görünümündeki Sığacık Körfezi'nde günbatımının enfes güzelliğini yaşayabilirsiniz.

Klazomenai - (Limantepe)- Urla

İzmir'in 38 kilometre batısındaki Urla ilçesinde bulunan Klazommenai de bir İon kentidir. Yerleşim tarihi İ.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Kenti karadan çeviren surları iyi korunan Klazomenai (Limantepe) de bir İon kentidir. İ.Ö. 2000'lerde önemli bir seramik merkezi konumundadır. Eşit parsellerden oluşan Hippodamik plana göre kurulmuştur. Dünyanın en eski limanlarından biri olarak bilinir. Kazı çalışmaları halen süren antik kent ziyarete açıktır. Urla'da ayrıca Osmanlı dönemine ait çok sayıda tarihi cami ve çeşme de vardır. İlçe bozulmamış evleri ile adeta doğal bir müze görünümündedir.

Metropolis (Torbalı)

Torbalı'nın Yeniköy ve Özbey köyleri arasında, ovaya hakim bir tepede kuruludur. Ephesos (Selçuk), Smyrna (İzmir), Kolophon (Değirmendere) ve Notion (Ahmetbeyli) antik kentleri arasında kalan bu bölgede ilk kentsel yerleşimin M.Ö. 3.yy'da Seleukos Krallığı zamanında çevredeki höyüklerin ve Makedonyalı muhariplerin katılmasıyla kurulmuştur. Ana Tanrıça'ya izafeten "Ana Tanrıça Kenti" anlamındaki Metropolis adı verilmiştir. Smiyrna - Efes yolu üzerindedir. Hellenistik dönemde altın çağını yaşamış, Roma döneminde İmparator Augustus onuruna sunaklar dikilmiş, Bizans döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. 7-8 yıldır sürdürülen kazılarla kentin kuruluş tarihçesine ilişkin önemli bulgular elde edilmiş, Bizans ve helenistik yapı kalıntılarının altında Geometrik ve Arkaik Çağ'a ait malzeme ile birlikte, M.Ö. 3 bine, yani Erken Bronz Çağı'na kadar inen, tarih öncesine ait seramik kap parçaları, taş baltalar ve obsidyen parçaları bulunmuştur.

Kale surları halen ayaktadır. Akropolda Ares Tapınağı, yamaçlarda stoa ve tiyatro gibi anıtsal kamu yapıları vardır. Tiyatrosunun sahne binası, orkestra döşemesi ve oturma sıralarının bazı bölümleri ile soylu koltukları ve sunaklar, yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Stoa da kazılarla ortaya çıkarılmış ve M.Ö. 3. yy'ın ilk yarısında ve hayırseverlerin yardımlarıyla inşa edildiği anlaşılmıştır. Akropol'deki surlar yaklaşık 16 binmetrekrelik alanı çevirmekte ve Helenistik mimarinin en başarılı örneği olarak kabul edilmektedir. Tarım, hayvancılık ve mermerciliğin yanısıra, ortaya çıkarılan cam atölyesi ile burada üretilen cam eşya parçaları, sanayiinin de geliştiğini gösteriyor.

Metropolis'in çevresi de Helinistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait antik yapılarla doludur. Buraları, Araplıtepe, Tepeköy, Sinektepe, ve Aslanlar Höyükleridir.Kazılarda da bu dönemlere ait çok sayıda seramik, küpe, sikke, bronz eser, cam, toprak ve seramik eşya bulunmuştur. Kente adını veren Ana Tanrıça'ya ait kült mağarası üzerine yapılan araştırmalar ve Metropolis'teki kazı çalışmaları halen devam etmektedir. Mağarada elde edilen buluntular ve fal listeleri, Ana Tanrıça mağarasının 'bilicilikte' kullanıldığını ortaya koymaktadır.

Claros

Kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte M.Ö. 7-6. YY'larda Kolophon kenti tarafından baş tanrı Apollo adına tapınak alanı olarak inşa edildiği sanılmaktadır. Dor üslubu ile yapılmış olan Apollo Tapınağı, gizli güçlere sahip kahinleri ile dünyaca ünlü idi. İon, Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılar vardır. Claros, bağımsız bir kent olmamış, Kolophon'a bağlı olarak gelişmiştir. MÖ. 2. YY'da yapıldığı sanılan Popylea'da, Apollo Tapınağı'na giden iki taraflı sütunlar ve heykellerle dolu kutsal bir yol bulunur. Propylea'da, kahine danışmaya gidenlerin yazdıkları kitabeler bulunmuştur.

Cella'nın üstündeki Apolla heykeli 7.5 metre yüksekliğindedir. Tapınağın önünde 2.5 metre mesafede anıtsal bir altar bulunmaktadır. Kazı çalışmaları süren ören yeri ziyarete açıktır.

Kolohphon (Menderes - Değirmendere)

Adını, Kolophon Dağı'ndan alan Değirmendere'nin doğusundaki kent, deniz kenarında kurulmayan tek İon kentidir. Limanı Notion ve tapınak kenti Claros ile güçlü bir birlik oluşturmuştur. Lidya, Pers, Seleckos ve Bergama dönemlerini yaşamış kentte çok az kalıntı bulunmaktadır. Kent, büyük İon göçleri sırasında Girit ve Miken etkisinde kalmıştır. 1886 yılında bulunan kent kalıntıları alanında, ilk kazı çalışması 1922'de yapılmıştır. Aşağı şehir; güney tarafta bulunan Akropol kenarında uzanmakta ve M.Ö. 4.YY'da yapılmış olan duvarlarla korunmaktadır. İlk kent Akropol'ün bulunduğu 800 metre yüksekliğindeki tepenin güneybatısında yer alır. Akropol'ün kuzey yamacında, eski binaların izleri görünür. Bunlardan en iyi şekilde günümüze ulaşanı M.Ö. 4. YY'a tarihlenen Stoa'dır. Daha batıda ise hamamların yeraldığı kalıntılar vardır.

Notion (Menderes - Ahmetbeyli)

Kolophon'un liman kenti olan Notion, Claros'a 2 kilometre uzaklıktadır. Kalıntıları günümüze sağlam olarak ulaşmamasına rağmen Hellenistik döneme ait 4 kilometreye yaklaşan kent duvarları dikkate değer noktalarıdır. Kolophon ve Claros'a yakın olması, Sisam Adası, Kuşadası ve Efes'e hakim manzarası ile gezilmeye değerdir. Ahmetbeyli'nin güneyinde bulunan Notion'da Athena Tapınağı, Bouleterion, surlar ve tiyatro bulunmaktadır.

Pitane - Çandarlı

Ege yöresinin en eski yerleşimlerinden biridir.
Bir Hitit yerleşimi olduğu tahmin edilmektedir. M.Ö. 2000 yıllarına kadar tarihlenen buluntular ele geçirilmiştir. Buluntular arasında Truva-Yortan uygarlık dönemlerine ait seramik eserler önemlidir. İon ve doğu stili vazolar, heykeller ve ilk çağa ait taş baltalar ile keramik parçaları bulunmuştur. Çok az kalıntı günümüze ulaşmıştır. 13 - 14. YY'da Cenevizlilerden kalan kale restore edilerek korunmuştur.

Myrina - Aliağa

Aliağa'nın batısında Kocaçay ağzındadır. Aiol kentlerinden biridir. Hellen ve roma dönemi kalıntıları bulunmuştur. 5000'e yakın mezar açılmış, 1881'de ilk Nekropol'de ele geçen toprak heykelcikler (Myrina Fifürenleri) önemli buluntulardır.

Kyme (Nemrut) - Aliağa

Aliağa'nın kuzeyinde Çıfıtkale mevkiinde bulunan Kyme (Nemrut), Aiol kentleri arasında en büyüğüdür. Hellenistik dönemde güçlü bir liman ve ticaret kenti, Hıristiyanlık döneminde ise piskopos merkezi olmuştur. Kazı çalışmaları halen devam etmektedir. Kyme ve Myrina'daki kazılarda elde edilen bazı eserler İstanbul Arkeoloji Müzesi ile Fransa'daki Louvre Müzesi'nde sergilenmektedir.

Aigai

Aliağa'nın Hacıömerli Köyü Nemrut Dağı (Gündağı) üzerinde bulunan bir Aiol kentidir. Bergamalıların kurduğu bir kent iken, MS. 17 yılında meydana gelen depremde yıkılmış, Roma İmparatoru Tiberius tarafından yeniden kurulmuştur. Hellenistik dönemde Bergama Krallığı'nın önemli bir kenti haline gelmiştir. Kazı yapılmamıştır. Doğal koşulları yüzünden kazı yapılması oldukça zor bir yerleşim birimidir.

Larissa - Menemen

Larissa'nınz Cilalı Taş Devri'nden kaldığı sanılmaktadır. Menemen'in Buruncuk Köyü bitişiğinde bulunan Larissa'nın, M.Ö. 7. YY'a ait ve 12 İon kentinden biri olduğu tahmin edilmektedir. Lydia ve Pers dönemlerini yaşayan kent, "Peleponnes Savaşları" sırasında tümüyle yıkılmış, daha sonra yeniden inşa edilen kent, Galatlar tarafından yağmalanmıştır. 1902'den beri sürdürülen kazılarda surlarla çevrili Yunan öncesinden kalma kent kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. M.Ö. 700 yıllarından kalma Akropolis'ten günümüze yalnıca kent surları gelebilmiştir. M.Ö. 6. YY'dan kalma dinsel yapıların tümü ortaya çıkarılmıştır. Bulunan 3 saray kalıntısında ise doğu etkinliği belirgindir. Kazılar sırasında ortaya çıkarılan toprak yapıtların bir bölümü "Stockholm Müzesi"ne götürülmüştür. Arkaik dönem buluntular İzmir Müzesi'nde, bir kısım pişmiş toprak ve keramik buluntular ise İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndedir.

Temnos - Neonnikos - Nionithon

Görece Köyü yakınlarındadır. 12 Aiol kentinden biridir. M.Ö. YY'ın yarısında Lisimaches ya da Philaires başkanlığında Bergama ile bir anlaşma yaptı. 1. Attalos zamanında Bergama Krallığı'na katıldı. Roma İmparatoru Tiberus devrinde Temnos, büyük bir deprem geçirdi. M.S. 17.YY'da Temnos sikkeleri İmparator Gallienus çağına kadar basılmıştır. Sikkelerin basılmasına karşın kent önemini yitirmiştir. Bu tarihten itibaren şehrin adına rastlanmamıştır. Kentin en önemli kutsal alanı Pinseos 2 tarafından yakılıp yıkılan Apollon, Kynnessa'ta ait Temonos idi.

Panaztepe

Menemen'in Kesik Köyü'ndedir. İ.Ö. 2000'lere ait mezar kalıntıları ve Miken uygarlığına ait kent kalıntıları, Arkaik ve hellen dönemine ait yapı kalıntıları ile Roma ve İslami döneme ait mezarlıklar bulunmaktadır. 12 İon kentinden biridir.

Gryneia

Aliağa'nın güneyinde Çıfıtkale mevkiindedir. Myrina'nın kuzeyinde ve deniz kıyısında 12 İon kentinden biridir. Henüz kazı yapılmamıştır.

Phokaia (Foça)

Homeros destanında adı geçen mitolojik bir kenttir. 12 İon kenti arasında denizcilikte gelişmiş bir liman kenti olan Phokaia'nin sembolleri "Horoz" ve "Fok Balığı"dır. Yunanistan'daki Dor istilasından kaçarak Ege sahillerine gelen İonların kurduğu önemli merkez, liman ve deniz gücüne sahip bir kenttir. Korsika, Alain, Pastum yanındaki Velia, Marsilya ve İspanya kıyılarında koloniler kurmuştur. M.Ö. 546 yıllarında Pers egemenliğine, Büyük İskender zamanında da Levkos'ların topraklarına katılmıştır.

12. ve 13. yy'larda Cenevizliler'in eline geçmiştir. 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı egemenliğine girmiştir.
Foça'nın görülmeye değer yer ve eserli, Homeros destanında da yer alan; günümüzde de Fok balıklarının barındıkları Siren Kayalıkları, Roma İmparatoru Michel Peleok tarafından 1275 yılında Cenevizlilere verilen ve onlar tarafından onarılan Beş Kapılar Kalesi, 1678 yılında boğaz kesen olarak inşa edilen Dış Kale, Foça'ya 10 kilometre uzaklıktaki Taş Ev. Candede Tepesi'nin eteğindeki kaya mezar tipinde olan Şeytan Hamamı (Loutros) 1455 yılında ilçenin fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan klasik Osmanlı mimarisi tarzındaki Fatih Camii ve Kayalar Camii'dir.Foça, tarihi doğal ve kentsel sitin bir arada olduğu ender yerleşim birimlerimizden biridir. Bu nedenle de Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir.

Nymphaion (Kemalpaşa)

Yerleşim tarihi İ.Ö. 1300'lere uzanan kentin Bizans döneminden kalan kale ve saray kalıntıları ayaktadır. Kent girişinde saray kalıntısı (Kız Kulesi) ve kent kapısı bulunmaktadır.

Hitit Kabartmaları (Kemalpaşa)

Kemalpaşa'nın Karabel Geçidi'ndedir. Torbalı yolu üzerinde (8km) bir Hitit askeri kabartması olan Luwi savaşçı kabartması bulunmaktadır. Arkeolojik değeri yüksek olan bu kabartma, Ege Bölgesi'nde Hititlerden kalma tek örnek olarak bilinmektedir.

Allianoi

Allianoi Sağlık Merkezi, Hellenistik Çağ sonrasında sıcak su nedeniyle Bergama'nın 18 km kuzeydoğusu'nda kurulmuştur. Yortanlı Barajı yatağında bulunan antik merkezde sürdürülen kazı çalışmaları ile arkeolojik eserler kurtarılmaya çalışılmaktadır. Ege Havzası'ndaki sayılı sağlık merkezlerinden biri olarak kabul edilen Allianoi de hydroterapi yapıldığı düşünülüyor. İ.Ö. 2.yy'da küçük bir sağlık merkezi, belki de bir kült olarak kullanılan Allianoi, İ.S. 2. yy'da Roma İmparatoru Hadrianus ile birlikte görkemli bir yerleşim ve sağlık merkezi haline gelmiştir. İ.S. 11. yy'a kadar aralıksız olarak kullanılmıştır. Burada Roma köprüsü ve hamamı halen ayaktadır. Bugün yapılmakta olan kazılarda, bölgeden geçmekte olan asfalt yolun 8 metre altından 1800 yıllık güzellik uykusundan uyandırılan Venüs (Nymphe) heykeli çıkarılmıştır. Kazılarda ayrıca Geç Antik Çağ mutfağını yansıtan maşrapa, tartılar, tencere ve tava, ağırlık birimleri, Antik Grek ve Roma dünyasında hekimliğin ve tıp biliminin Sağlık Tanrısı Asklepios büstü, Roma Hamamı'nın mozaikleri, vazolar, bir alt geçit, ve antik merkezin bir bölümü günyüzüne çıkarılmıştır. İzmir ve çevresinde bunların dışında daha başka antik yerleşim yerleri de vardır. Henüz kazı yapılmayan bu yerler Bergama Kozak Yaylası'ndaki Perpene, Dikile'deki Atterneus, Gümüldür Ürkmez'deki Lebedos ve Ödemiş yakınlarındaki Hypaia'dır.

Konak

5000 yıllık tarihe sahip bir kentin, elbette gezilip görülecek değerleri de çok. Her ne kadar, fotoğraflarda kalan eski İzmir görüntülerine imrenerek baksak da geride kalan ve kıymetini bilerek, gözümüz gibi korumamız gereken tarihi, arkeolojik veya mimari özellikleri tartışılamayacak önemde eserleri, yapılarıyla buluntuları sayılamayacak kadar çok. Ancak, belki de her gün önünden geçtiğimiz bu eserler hakkında kaçımızın bilgisi var ki. Örneğin, Tepekule'nin, Kral Tantalos'un mezarının nerede olduğunu kaçımız bilir veya gidip görmüştür.

Türkiye'nin en büyük meydanlarından Konak'ta adeta tarihe meydan okuyan İzmir'in simgesi Saat Kulesi, hemen yanıbaşındaki güzelim çinilerle süslü Konak Yalı Camii, Ziraat Bankası, Vakıfbank, Borsa binası, bahçesinde keyifle çay içtiğimiz Kızlarağası Hanı, Buca ve Bornova'nın levanten evleri hakkında kaç tartı bilgi var beynimizin kıvrımlarında.

İşte sitemizin bu bölümünde ziyaretçilerimize Kemeraltı'ndan, Mithatpaşa'ya, oradan Kordon ve Alsancak'a, Buca'dan Bornova'ya, Bayraklı sırtlarından Karşıyaka sahiline dek uzanarak adım adım İzmir'i gezdireceğiz. Gezilen yerler, tarihi yapılar hakkında kısa da olsa bilgiler verirken, fotoğraflarla da gezilip görülen yerleri yaşatmaya çalışacağız. Haydi keyifli turlar ...

Hükümet Konağı

1868 - 1872 yıları arasında inşa edilen Hükümet Konağı, mimari özelliğinden çok, Kurtuluş Savaşı'ndaki ve İzmir'in kurtuluşundaki yeri ile önemli tarihi bir yapıdır.

9 Eylül 1922'de Türk ordusunun kente girip Hükmet Konağı'na çekilen Türk Bayrağı görüntüsü, adeta kurtuluş savaşının zaferle sonuçlanmasıyla özdeşleşmiştir. 1970 yılında yanan konak, 1980'den sonra cephleri orijinaline çok yakın olarak yeniden inşa edilmiştir.

Kemeraltı

İpek Yolu'nun batı ucundaki ticaret merkezi İzmir'de liman, Hisar Camii'nin bulunduğu bölgeye kadar gelirdi. Limanın ağzında ise, 12. yy'da Bizanslılar tarafından kurulan İzmir Liman Kalesi bulunmaktaydı. Kale tarafından korunan limanın sağ kıyısında ise Frenk tüccarlarının dükkanları ve limanın iç kısmında da kervansaraylar bulunurdu. İpek Yolu'nu takip eden deve kervanlarıyla İzmir'e getirilen mallar bu hanlara indirilir, Ceneviz tüccarları aracılığı ile de limandan gemilere yüklenerek ihraç edilirdi. İşte bu bölgede kurulu; birçok tarihi mekanı kucaklayan İzmir'in ünlü Kemeraltı Çarşısı'nın oluşumu da oldukça ilginç olaylara dayanıyor. Tarihte bir iç liman olan Kemeraltı bölgesini, kaleyi almak için Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlılar çeşitli saldırılar düzenlemişler, ancak başarılı olamamışlardır. İzmir Liman Kalesi'ni düşürmek, 1402 yılında, iç limanı taşlarla doldurarak kaleyi savunmasız bırakan Timurlenk'e nasip olmuştur. Timur'un askerleri, Kadifekale sırtlarından sürükleyip getirdikleri taşlarla limanı doldurmuşlar, böylece sonradan Kemeraltı denilen yerleşim bölgesi oluşmuştur. Zaman içinde bu bölgede yerleşim gelişmiş, hanlar, hamamlar, camiler, kiliseler, havralar, şadırvanlar inşa edilmiştir. Bölge, bir ticaret merkezi olarak gelişmiştir. Kemeraltı Çarşısı'nda halen tarihten süzülüp bozulmadan günümüze kadar gelen bir düzen ve yapı vardır. Tarihi mekanları görülmeye değerdir. Kaynaklar, çarşının ismini; ana caddeyi boydan boya aralıklarla süsleyen 'arasta' adı verilen kemerlerden aldığını bildiriyor.

Yalı Camii

18. yy'a ait klasik Osmanlı mimarisi tarzındaki Konak Yalı Camii'nin, 1854 yılında Katipzade Mehmet Paşa'nın eşi Ayşe Hanım tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Firuze çinilerle süslü cami adeta Konak Meydanı ile özdeşleşmiştir.

Milli Kütüphane - İzmir Devlet Opera ve Balesi

Neo klasik tarzda inşa edilen Milli Kütüphane 29 Ekim 1933'te Cumhuriyet'in 10. yıl şenliklerinde, Elhamra Sinemasi ise 1926 yılında hizmete açılmıştır. Elhamra Sineması bugün İzmir Devlet Opera ve Balesi'ne evsahipliği yapmaktadır.

Etnoğrafya Müzesi

Neo klasik özelliklere sahip bina günümüzde Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır. 1831 yılında vebalılar için St. Rock Hastanesi olarak inşa edilmiştir. Bizans mimarisinin süsleme özelliklerinden izler taşıyan bina yeşillikler arasındadır.

İzmir Arkeoloji MÜzesi

İzmir'de ilk arkeoloji müzesi üç senelik eser toplama ve derleme çalışmalarından sonra 1927 yılında Tepecik semtinde bulunan Ayavukla (Gözlü) Kilisesi'nde ziyarete açılmıştır. 1951 yılında Kültür parkta ikinci bir arkeoloji müzesi daha hizmete girmiştir.
Çevresindeki antik kentlerden gelen eserlerin yoğun olmasından dolayı yeni bir müzeye ihtiyaç duyulmuştur.
Bunun üzerine Konak'ta Bahribaba Parkı içinde 5000 m²lik bir alanda yeni ve modern bir müze binası inşa edilerek 11 Şubat 1984 yılında ziyarete açılmıştır.

Müze teşhir salonları, laboratuvarları, depoları, fotoğrafhanesi, kitaplığı, konferans salonu ile her türlü ihtiyaca cevap verebilecek şekilde düzenlenmiştir. Eserler müze binası içinde ve bahçede olmak üzere 1500 üzerindedir.
Üç katlı olan müze binasında teşhir, seksiyonlar halinde hazırlanmıştır.

Üst Kat Salonu
Burada İasos, Çandarlı (Pitane), Bergama, Bayraklı (Eski İzmir) antik kentlerine ait arkeolojik eserler, prehistorik çağlardan M.Ö. III. bin yıllarına tarihlenen pişmiş topraktan İasos kazısı seramik buluntuları, Protogeometrik ve Geometrik Dönem Batı Anadolu keramikleri, Arkaik Dönem siyah ve kırmızı figürlü Batı Anadolu vazoları, Hellenistik Devir hydriaları, çeşitli kaplar, cam vazolar, şişeler, masklar, heykelcikler, Myrina (Aliağa) Eros heykelcikleri sergilenmektedir. Ayrıca yine bu katta bulunan Hazine Salonunda Arkaik, Hellenistik, Roma ve Bizans devirlerine ait altın, gümüş ve kıymetli taşlardan süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler ve bronz Demeter heykeli bulunmaktadır.

Müzenin giriş katı olan orta katta mermer eserler teşhir edilmektedir. Arkaik Dönemden Roma Dönemi sonuna kadar tarihlenebilen heykeltraşlık eserleri içeren; büyük heykeller, büstler, portreler ve masklar sergilenmektedir.
Halit Rıfat Paşa Caddesi 4. Konak
Tel : (0232) 489 07 96
Faks : (0232) 483 06 11
Pazartesi dışında her gün; kışın 08.30-12.30/13.30-17.30, yazın 08.30-17.30 saatlerinde ziyarete açıktır.

İzmir Devlet Tiyatrosu

Vali Kazım Dirik'in isteğiyle 1926 yılında yapımına başlanmış, 1. Ulusal Mimarlık Dönemi üslubundaki binanın mimarı Necmettin Emre'dir.

1927'de Türkocağı, 1932'de Halkevi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1957 yılında, zamanın belediye meclis üyesi ve gazeteci Sabri Süphandağlı'nın girişimi ile Devlet Tiyatrosu Sahnesi şekline dönüştürülen yapıda, İzmir Devlet Tiyatrosu 1971'de yerleşik düzene geçmiştir.

İzmir Doğumevi Ve Diş Hastanesi

İzmir'in ilk Müslüman Hastanesi olarak 1851 yılında kurulmuştur. Zaman içinde yetersiz hale gelen hastaneye 1897 yılında eklemeler yapılmıştır.

1903 yılında dönemin koşullarına göre tam teşekküllü hastaneye dönüşmüş, 1982 yılında Devlet Hastanesi'nin Basın Sitesi'ndeki yeni binasına taşınmasını takip eden yıllarda 1985'te ön bölümü İzmir Doğumevi, arka kısmı ise Diş Hastanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Kızlarağası Hanı

İzmir için önemli yapılardan biri Kızlarağası Hanı'dır. Yapının 1745 yılında tamamlandığı sanılmaktadır. Yapımı hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte, yaptıran kişinin Kızlarağası Hacı Beşir Ağa olduğu bilinmektedir. İzmir Liman Kalesi'nin hemen arkasında, 1744 yılında hanın inşasına başlanır ve 1745 yılında tamamlanır. Han, döneminde önemli bir boşluğu doldurmuştur. Bugünkü Yemişçiler ve Halim Ağa Çarşısı ile anılan yerde olup, ana cephesi Keresteciler Sokağı'na açılmaktaydı. Günümüzde burası 871 sokaktır. Osmanlı mimarisinin günümüze gelen, İzmir'deki nadir eserlerinden olan han, diğer hanlar gibi genelde kare bir forma sahiptir. Binanın içinde dikdörtgen ve geniş bir avlunun ortasında geleneksel olarak bir şadırvan ve havuz bulunması gerekmektedir. Günümüzde böyle bir alan mevcut değildir. Han, hemen her uzun mesafe hanında olduğu gibi iki katlı idi Üst katta galeriye açılan odalarda yatmak isteyenler konaklar, zemin katta ise üst kısmın sade yaşamının tam tersi görülürdü. KaynakYükleriyle develer, tüccarlar ile hizmetkarların kalabileceği odalar, malların boşaltıldığı ve pazarlandığı dükkanlar ile pazarlık yapan insanlar bulunurdu. Han, limana yakın olması, sebebiyle, her zaman canlı kalmıştır. Han belli dönemde bir tür borsa gibi de çalışmış, özellikle iç avluya dönük dükkanlarda bu işler yoğun olarak yapılmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda, teknolojinin ulaşım alanında çeşitli değişikliklere yol açması ve ekonomik hayatın zaman zaman yer değiştirmesiyle birlikte Kızlarağası Hanı da yavaş yavaş önemini kaybetmiştir. Han, gece konaklamaların sona ermesinden sonra, sadece malların indirildiği ve depolandığı bir yer durumuna gelmiştir.

1993 yılında restore edilerek günümüzde turistik bir çarşı olarak hizmete giren Kızlarağası Hanı'nda çok çeşitli el sanatları ürünlerini, halıları, deri kıyafetleri ve çarpıcı hediyelik eşyaları bulabilir ve hanın tam ortasındaki açık çay bahçesinde mistik havayı içinize çekerek yorgunluğunuzu atabilirsiniz.

İzmir'in eski anıtsal yapılarından bir diğeri de HİSAR CAMİİ'dir. Aydınoğlu (Molla) Yakup Bey tarafından 16. yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır. Belgelerde yapılış tarihi olarak 1592 ve 1598 olarak geçen Camii'nin ortasında merkezi büyük kubbe ve iki yanda uzunlamasına ikişer kubbe bulunmaktadır. Son cemaat kısmı 7 kubbeli bir revaktan oluşur.

Bahçe duvarı ile öndeki iki şadırvanlı meydandan ayrılan dar uzun harimi, bir geçitle güneye uzar. 1813, 1881, 1927 ve 1980 yıllarında onarım gören cami, güneyden ve batıdan payanda kemerleri ve duvarlarıyla desteklenmiştir. Dekorasyon 18 ve 19. yüzyılların etkisi ile zenginleştirilmiştir. Sütun başlıklarında, pencere üzeri ve cephe süslemelerinde mihrap, minber ve vaiz kürsüsünde Avrupa sanatsal etkilerini görmek mümkündür.

Çakaloğlu Hanı

Kızlarağası Hanı'nın tam karşısındaki küçük bir kapıdan girilen Çakaloğlu, ziyaretçilerini bir anda yıllar öncesine götürür. Hanı boydan boya geçip diğer kapıdan sokağa çıktığınızda ise, duvarlarındaki sebil çeşmesi ile karşılaşırsınız. Sebilde; bir cami figürlü İzmir kabartmasının üstünde "Yedi Uyuyanlar Efsanesi", eski Türkçe ile anlatılmaktadır.

Hisar Cami

Kemeraltı'nda, Kızlarağası Hanı'nın hemen bitişiğinde bulunan Hisar Camii, 1592 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taşlardan inşa edilen camiinin içi, Osmanlı süsleme sanatının en güzel örneklerini sergilemektedir. Minaresi tek şerefeli Hisar Camii'nin ortasında büyük hacimli kubbesi vardır. Yanlarda üçer büyük, daha geride üç küçük ve son cemaat yerinde de 7 tane küçük kubbesi bulunmaktadır. Sütun başlıkları ve diğer süslemeleri günümüze kadar bozulmadan gelmiştir. Hisar Camii, aynı zamanda İzmir'in en büyük camiidir.

Salepçioğlu Camii

Salepçizade Hacı Ahmet Efendi tarafından 1906 yılında yaptırılan camiinin büyük bir kubbesi vardır. Dış duvarları mermer ve yeşil taşlarla örülmüş altı bölümlü Salepçioğlu Camii'nin ince yapılı zarif bir mimarisi vardır.

Kestane Pazarı Camii

Kare mekan üzerine büyük bir kubbeyle etrafında 4 kubbeden oluşan cami 1667 yılında yapılmıştır. Caminin çok güzel olan mihrabının Selçuk'taki İsa Bey Camii'nden getirildiği söylenmektedir. Giriş kapısı üzerinde bir kitabe bulunmaktadır.

Şadırvan Camii

Ünlü seyyah Evliya Çelebi'ye göre Şadırvan Camii 1636 yılına yapılmıştır. 1815 yılında onarım görmüştür. Adını yanında ve altında bulunan şadırvanlardan almıştır. Evliya Çelebi'nin beyaz bir inciye benzettiği caminin doğu kısmında tek şerefeli bir minaresi, batısında da bir kütüphanesi bulunmaktadır.

Başdurak Camii

Duvarları taştan minberi mermerden olan Başdurak Camii Anafartalar Caddesi'ndedir. 1652 yılında Zahire Tüccarı Hacı Hüseyin tarafından yaptırılan camii, 1894 yılında onarım görmüştür. Son yıllarda restore ettirilen caminin son cemaat yeri bir camekanla kaplıdır.

Kemeraltı Camii

Anafartalar Caddesi kenarında eski iç liman kıyısında bulunan Kemeraltı Camii'nin 18. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. 1774 ve 1892 yıllarında tamirat görmüştür. Zeminde olup tek kubbesi bulunan caminin etrafında medrese, kütüphane ve sebil vardır.

Dönertaş Sebili

Tek kubbeli kare planlı 19. yüzyıl başı yapısı olan sebil, barok tarzı mermer süslemeleri ile ünlüdür. Sebilin iki cephesinin birleştiği köşede süslü başlıklı yuvarlak bir sütün gibi görünen taşın, aslında döner olması nedeniyle dönertaş adını almıştır.

Faikpaşa Camii

Daha 16. yy'ın başlarında İzmir'in bir mahallesine adını veren camiinin 1842 tarihinde tamir görmüştür. Evliya Çelebi, 965 ve 967 sokaklarda bulunan Faikpaşa Camii'nin kagir kubbesinin kurşun kaplı olduğunu söylüyor.

Meserret Ve Şükran Otelleri

Eskiden Kemeraltı'nın en uğrak konaklama mekanlarından olan otellerde Ege'nin kasabalarından İzmir'e gelen kişiler günler öncesinden bu otellerde yerlerini ayırttırırlardı.

Salom Sinagogu

En eski sinagoglardan biridir. 927 Sokak No 38'de bulunur. 1610 yılında, İzmir'de bulunan 6 havradan biridir. Bu yüzden 1500'lü yıllarda inşa edildiği tahmin edilmektedir. "Aydınlılar Sinagou" olarak da bilinen bu sinagogun başından şöyle ilginç bir olay geçmiştir; 1841 yılında İzmir'de başgösteren büyük yangında tüm semtin alevler içinde kalmasına rağmen, yangın bu sinagogun kapısında sönmüştür.

Bilkur Halim Sinagogu

İkiçeşmelik Caddesi 40 numarada bulunan bu sinagog, İzmir'in en güzel sinagoglarından biridir. 1724 tarihinde Salamon de Claves isminde Hollanda asıllı bir İzmirli tarafından inşa ettirilmiştir. 1772 yangınında yanan sinagog, yine aynı aileden Manuel de Claves tarafından 1800 yılında yeniden inşa ettirilmiştir.

Osmanlı Bankası

Fevzipaşa Bulvarı başında bulunan İzmir Osmanlı Bankası binası, 1. Milli Mimari Dönemi yapılarındandır. 1926 yılında Mimar G. Mongeri tarafından yaptırılmıştır.

İzmir Ticaret Borsası

Türkiye'nin ilk ticaret borsası olan İzmir Ticaret Borsası'nın bugün hala faaliyet gösterdiği bina, 1928 yılında özel olarak inşa edilmiştir. Sivri kemerleri, bitkisel motifli alçak kabartmaları, saten sütun ve kabaraları ile Osmanlı ve Selçuk mimarisinden esinlenmiş olan 1. Milli Mimari Dönemi'nin İzmir'deki en önemli örneklerindendir.


Turizm İl Müdürlüğü (Eski PTT Binası)

İzmir'deki 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı kagir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının özellikle dövme demir parmaklıkları ve korkulukları ile kapı saçağı Art Nouveau stilindedir. 1891- 1919 yılları arasında İzmir Ticaret Borsası'nın,

1921'de ise Yunan Milli Bankası'nın kullanımına ayrılan bina, 1922'den sonra İzmir Merkez Postanesi olarak hizmet görmüştür. 1996 yılındaki restorasyonu takibeden yıllarda İzmir Turizm İl Müdürlüğü'nün kullanımına verilmiştir.

Vakıfbank Binası

Fevzipaşa Bulvarı başlangıcındaki tarihi bina 1931 yılında mühendis Kemal Bey tarafından yapılmıştır. Birinci Milli Mimari ve Art Deco stillerinin özelliklerini taşımaktadır.

Ziraat Bankası

Hem milli mimari hem de Art Deco stillerinden izler taşıyan Ziraat Bankası binası 1930 yılında yapılmıştır. Camlı, tavanlı banka holü, özel bir duvar sistemi olan kazı dairesi ve ağır kapıları ile banka mimarisinin ilginç örneklerindendir.

Büyük Kardıçalı Han

Mimar Kemalettin Caddesi ve Gazi Bulvarı'nın kesiştiği noktada bulunan han, 1928 yılında Mimar Mehmet Fesçi tarafından tasarlanıp inşa edilmiştir.

Alsancak

Eski adı Punto olan Alsancak yıllar boyu İzmir'in simgesi olmuştur. Dünyaca ünlü birçok seyyah ve yazarın şiir ve eserlerinde yer almıştır. Victor Hugo 1829 yılında yayınlanan "Les Orientales" isimli kitabındaki "La Captive" isimli şiirinde ünü batıya yayılan İzmir'i bir prensese benzetir. Şiir şöyledir; "İzmir, bir prensestir çok güzel küçük şapkasıyla. Mutlu ilkbaharlar durmaksızın onun çağrısına yanıt verir. Nasıl vazo içindeki çiçekler gülümserse, O da denizler arasından ışıldar. Hatta Arşipel'in yaratılışından çok daha tutkulu...." Dünya edebiyatında silinmez izler bırakan şair Hugo, İzmir'e gelmemesine karşın kentin ününden efsaneli büyüsünden ve bir amazon kraliçesi tarafından kurulup isimlendirilmesinden etkilenmiştir. Bahsettiği ise İzmir'in yoksul ve çöküntü halindeki mahalleleri değil, Alsancak sınırları içindeki Frenk Mahallesi'dir. Alsancak'ta Levantenler Rumlar, Ermeniler, zengin diğer batılı kesimler oturmaktadır. Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nin iki tarafında uzanan bu dönemlerden kalma yapılar değişik ve özgün mimarileriyle halen bir inci gibi dizilir.

Kordonboyu

Şiirlere, şarkılara konu olan İzmir'in ünlü Kordon'u, günün her saatinde cıvıl cıvıl, capcanlı bir mekandır. Büyükşehir Belediyesi'nin gerçekleştirdiği rekreasyon düzenlemesi, yürürlüğe koyduğu "Kordon Yönetmeliği" ile bu ünlü mekan İzmir'in en önemli prestij alanı haline geldi. Temizlenmeye, rengi maviye dönmeye başlayan Körfez ile birlikte artık Kordonboyu daha bir yaşanılası oldu.

Atatürk Müzesi

Kordonboyu'nda denize bakan 248 nolu iki katlı bina, 1862 yılında halı tüccarı Takfor tarafından konak olarak yaptırılmıştır. Bu tarihi bina, 1927 yılında İzmir Belediyesi tarafından Atatürk'e armağan edilmiştir. Atatürk, İzmir ziyaretlerinde bu evde kalmış ve çalışmalarını burada sürdürmüştür. 1941 yılında bina müzeye dönüştürülmüş, son yıllarda da Kültür Bakanlığı tarafından restore ettirilmiştir.

Pasaport İskelesi

İskele, İzmir Limanı'nın sadece bir bölümünü oluşturmaktadır. 1952 yılında bu iskelenin yetersiz kalması nedeniyle Bayındırlık Bakanlığı'nca bugünkü Alsancak Limanı kurulmuştur. Pasaport İskelesi bugün hala körfez ulaşımında aktif rol oynamaktadır.

Atatürk Lisesi

1888'de İzmir İdadisi olarak Konak'ta bir yapıda öğretime açılan okul bir süre sonra Mektep-i Sultani adını aldı. 1925'ten sonra Rum Gündüz Kız Okulu'na taşındı. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra ise İzmir Erkek Lisesi ve İzmir 1. Erkek Lisesi adıyla hizmet veren okula 1942'de İzmir Atatürk Lisesi ismi verildi.

Montrö ve Lozan Meydanları arasında geniş bir alanda kurulu okul, 2000 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onarımdan geçirildi.

Alsancak Garı

"İzmir'den Aydın'a Osmanlı Demiryolunun" başlangıcında yer alan Alsancak Garı o günkü adıyla Punta Garı'nın temeli 1857'de Vali Mustafa Paşa döneminde atılmıştır. 1858'de hizmete girmiştir. Tarihi gar bugün hala hizmet vermektedir.

Saint John Kilisesi

Kutsal kitap İncil'de adı geçen kiliselerden biridir. Yapımına 1862 yılında başlanıp 1874 yılında hizmete girmiştir. Esas altar Papa 9. Pion'un armağanıdır. 1863'te Padişah Sultan Abdülaziz'in Katolik Kilisesi'nin inşaatında kullanılmak üzere büyük miktarda Türk altını verdiği bilinmektedir. Kilise halen hem protestan hem de katolik Amerikan cemaatler tarafından kullanılmaktadır. Şehit Nevres Bulvarı üzerinde Türk Amerikan Derneği'nin yakınındadır.

Alsancak Anglikan Kilisesi

Alsancak Garı karşısındadır. 7 Nisan 1902'de hizmete giren kilise, İncil yazarı Saint Jean'a adanmıştır.

Santa Maria Kilisesi

İtalyan Katolik Kilisesi'dir. Halit Ziya Bulvarı'ndaki kilisede Fransisken rahipleri görev yapmaktadır.

Asansör

İzmir'in Güzelyalı semtinde bulunan Tarihi Asansör ve Asansöre çıkan Dario Moreno Sokağı kentin görünmesi gereken mekanlarından biridir. Musevi işadamı Nesim Levi Bayrakoğlu tarafından 1907 yılında inşa ettirilmiştir. Eski İzmir'de Asansör Çıkmazı Sokağı'nın iki yanındaki sakız evlerinde Museviler otururdu. Mithatpaşa'dan Halilrıfat Paşa Caddesi'ne çıkmak için 155 basamak merdiveni tırmanmak zorunda kalan halka kolaylık olması amacıyla inşa ettirilmiştir. Önceleri su ile çalışan asansör 1985 yılında belediye tarafından elektrikle çalışır hale getirilmiştir.

1992 yılında restore ettirilen tarihi asansör halen İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir eğlence, kültür ve dinlence mekanı olarak çalıştırılmaktadır ve kentin önemli bir turistik durağıdır. Asansör'ün girişindeki Dario Moreno Sokağı'nın iki yanındaki sakız evleri de bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır.

Beth İsrail Sinagogu

Mithatpaşa Caddesi 265 numarada bulunan Beth İsrael Sinagogu, Sultan 2. Abdülhamit'in İzmir Valisi eski Sadrazam Kamil Paşa'ya hitaben yazmış olduğu bir ferman uyarınca, Karataş semtinde oturan Musevilerin dini ibadetlerini yerine getirebilmeleri için inşa edilmiştir. 1200 altın liraya malolan bu sinagog, İzmir'in en büyük havrasıdır. Günümüzde Musevi vatandaşlarımızın dini nikah törenleri bu havrada yapılmaktadır. 1905 yılında inşaatına başlanan sinagog, 1907 yılında hizmete girmiştir.

Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi

1881 yılında islahhane olarak kuruldu. Daha sonra öksüzlere ait bir Mekteb-i Sultani olan kurum bu binaya geçti, ardından da 2. Abdülhamit döneminde Hamidiye Sanat Mektebi adını aldı. Zaman içinde yeni atölyeler eklenerek gelişti. Mustafa Kemal Atatürk'ün İzmir'e gelişlerinde uğradığı Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi, 31 Mart 1997 günü çıkan yangında büyük ölçüde yanarak yalnızca dört duvar olarak kalınca yenilendi.

İzmir Kız Lisesi

İzmir Kız Lisesi, Cumhuriyet devrinin ilk eğitim kurumlarından biridir. 1917 yılında İzmir Valisi Rahmi Bey tarafından İttihat ve Terakki Mektebi olarak kullanılan okul, 1922-1923 yıllarında bugünkü anlamda eğitim vermeye başlamış, 1936-1937 öğretim yılında kız lisesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1958 yılında yemekhane ve derslik, 1968 yılında ise 14 derslikli bina eklenmiştir. 1985 Haziran ayında çıkan yangında ana bina tamamen yanmış, daha sonra onarılarak 1990-1991 öğretim yılından itibaren tüm binalarda yeniden eğitime başlanmıştır.

Sayaç Atölyesi

1880'li yıllarda yaptırılan Karataş'daki eski sayaç atölyesinin 10 yıldır boş duran binası, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onarılıyor. Aslına uygun olarak restore edilmekte olan bina, çocuk konservatuarı olarak işlev görecek.

Roma Yolu

Eşrefpaşa'da Cumhuriyet Parkı'nın içinde, halen pazaryeri olarak kullanılan alandadır. Romalılar döneminde yapılmıştır. Yolun tamamen ortaya çıkarılması için belediye tarafından proje hazırlanmıştır.

Bornova

Amazonlar, Hititler, İonlar, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar ve Bergama Krallığı'na evsahipliği yapan ilk yerleşim Helenistik Çağ'da başlamıştır. Bilinen ilk adı "Birun-u Abad'dır. 1071 yılında Malazgirt Savaşı'ndan zaferle çıkarak Anadolu'ya yayılan Türkler, Bornova'nın yönetimini 1076 yılında Emir Çakabey'e vermişlerdir.

Bornova'da ilk belediye 1881 yılında kurulmuş, Türkiye'deki ilk futbol maçı 1890 yılında İzmir'e gelen İngiliz denizcilerle İzmirli gençler arasında Bornova'da yapılmıştır. Ülkemizdeki ilk atletizm yarışmaları da 1895 yılında yine Bornova'da gerçekleştirilmiştir.
Verimli toprakları ile Bornova Ovası tarihte değişik kültürleri konuk etmiştir ve bunların izleri günümüze kadar gelebilmiştir. Çoklukla levantenlerin yaşadığı Bornova'da bugün hala birçok köşk ve tarihi yapı dimdik ayaktadır. Bunlara örnek olarak "Maltas Evi, Belhomme Evi, Peterson Köşkü, Steinbüchel Evi, Murat Evi, Bari Evi, Donald Giraud Evi, Kanaldaki Evi, Aliotti Evi, Bari Evi, Pandespanian Köşkü, Paggy Köşkü, Yeşil Köşk, Bornova Büyük Cami, St. Maria Magdelana Protestan ve Santa Maria Katolik Kiliseleri" gösterilebilir.

Peterson Köşkü

İngiliz tacir John Peterson tarafından 1859 yılında inşa edilmeye başlanmıştır. Bugünkü Mustafa Kemal Caddesi üzerinde bulunan 38 odalı köşkün birçok yapı malzemesi Avrupa ve İngiltere'den getirilmiştir. Yedi kez değişikliğe uğrayan köşkte 1991 yılında Kültür Bakanlığı tarafından restorasyon çalışmaları başlatılmış, Anıtlar Yüksek Kurulu'nun onayı ile de çevresindeki 54 bin metrekarelik alanda Büyükşehir Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi yapılmıştır. Kültür Bakanlığı, Peterson Köşkü'nün kullanım hakkını 49 yıllığına İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne kiralamıştır.

Paggy Köşkü

Ege Üniversitesi Rektörlük binasının karşısında bulunan köşk, 1800 yıllarında Fontan d'Escalon tarafından inşa edilmiştir. Restore edilen köşk halen canlılığını korumaktadır.

Santa Maria Katolik Kilisesi

Bornova Cumhuriyet Meydanı'nda Kars İlköğretim Okulu yanındaki kilisenin yapım tarihi 1797'dir. Franciscan Mezhebince inşa edilen yapı, Bizans tarzındadır ve halen misyonunu sürdürmektedir.

Pandespanian Köşkü

Eski tren istasyonu son durağı ve üniversite kampüsü girişindeki köşk, 1880 yılında Pandespanian ailesi tarafından inşa edilmiştir. Ege Üniversitesi tarafından restore edilen köşk, enfes mimari tarzı ile bugün üniversitenin sosyal tesisi olarak kullanılmaktadır.

Murat Evi (Perili Köşk)

Halk arasında 'Perili Köşk' olarak bilinen Murat Evi, Fevzi Çakmak Caddesi ile Gençlik Caddesi'nin kesiştiği yerdedir. Bina, 1880'de İngiliz ailesi olan Edwards tarafından yaptırılmıştır. Büyük bahçesinin arka kısmında yıkılmaya yüz tutan bir hamam bulunur.
Rivayate göre uzun yıllar köşke geceleri bakire bir kız uğrayıp bir şeyler taşımıştır. Dilden dile dolaşan bu rivayet nedeniyle köşkün adı halk arasında; "Perili Köşk" olarak anılır.

Belhomme Evi

Aliberti House'nin evini yapan İngiliz mimar Clark tarafından 1880 yılında inşa edilmiştir. Yakın geçmişte Belhomme Ailesi'nden gelen ve UNESCO'da görev yapan Helene ARMAND tarafından restore ettirilmiştir. Gösterişli dış cephesi ve girişte muhteşem kolonlara sahip olan binanın röleve ve restorasyonu 1997 yılında dönemin Belediye Başkanı Prof. Dr. Aysel BAYRAKTAR tarafından yapılmıştır.

Fevzi Çakmak Caddesi İş Bankası'nın yanında no:34'te bulunan bina, bugün Bornova Belediyesi Kitaplığı (Atatürk Kitaplığı) olarak kullanılmaktadır.

Steinbuchel Evi

Hürriyet Caddesi üzerinde halen Ege Üniversitesi Rektörlük binasının karşısında yer alan köşk, İngiliz John Maltass tarafından 1860 yılında inşa edilmiştir. Kurtuluş Savaşı'nda ise bu muhteşem köşk Atatürk'ün karargahı olarak kullanılmıştır.

Charlton Whittal (Büyük Ev)

Gençlik Caddesi üzerinde bulunan ve günümüzde Ege Üniversitesi Rektörlük binası olarak kullanılan köşk, tarih içinde Hollandalı rahibelerin manastırı olarak kullanılmıştır. Evin sahibi ünlü Whittal Şirketi'nin kurucusu Charlton Whittal'dir. Giraud Ailesi'ne satılan ev daha sonra Türk yetkililere geçmiştir.

Giraud Evleri

Bugünkü Sanat Sokağı'nın yanında Dokuz Eylül İlköğretim Okulu'nun karşısında Fevzi Çakmak Caddesi üzerinde bulunan köşk, 1860 yılında William Gıraud tarafından inşa edilmiştir. William Gıraud'un babası Türkiye'de ilk tekstil fabrikasının kurucularındandır. Bina uzun yıllar Jean BAPTISTE'nin yeğeni Lui Cortazzı tarafından Venedik Konsolosluğu olarak kullanılmıştır.

Buca

Adı Rumca "Köşede, kenarda kalan köy" anlamındaki "Bovios" sözcüğünden gelme Buca'nın ilk kuruluşu İ.Ö 630 yılına kadar uzanmaktadır.

17. yüzyıl sonlarında bir sayfiye yeri olan Buca, tarihin izlerini günümüze dek taşıyan yapılara sahiptir. Eski dönemlerde üzüm bağları ile de ünlü Buca; hipodromu ve haraları ile de İzmir'in önemli ilçelerinden biridir.

Köşkleri ve kiliseleriyle ünlü bu ilçeye girişte ziyaretçileri tarihten günümüze süzülüp gelen Kızılçullu Su Kemerleri karşılar.

Hasanağa Bahçesi 107 bin 615 metrekarelik alana yayılan bahçenin ilk sahibi İtalyan Levanten işadamı Aliotti olduğu söylenir. Daha sonraları Ödemiş eşrafından Hasan Ağa bahçeyi satın almış. O dönemde bile düzenli bir altyapıya sahip oluşu yer altında bulunan su kanalları, bahçedeki havuz şelalesinin çalıştırılmasıyla tepeden bakıldığında gözlemlenebilen bir kadın silueti ile hayret uyandırır. Bahçe öyle dizayn edilmiştir ki gökyüzünden bakıldığında ağaçların dizilişi bir haç şeklini verir. Bahçede bir arada bulunan 12 selvinin ise 12 havariyi simgelediğine inanılır.
Buca aynı zamanda ülkemizin Safranbolu, Maçka, Kula ve Milas'ta bulunan 3 katlı cumbalı eski Türk evlerinin halen ayakta olduğu bir yerleşim birimidir. Dutlu Sokak ve çevresindeki yapılar buna örnek gösterilebilir.

Kızılçullu Su Kemeri

Eski adı Kızılçullu olan Şirinyer'de bulunan su kemerleri Meles Çayı üzerindedir. Kadifekale'de kurulan şehre su getirmek için yapılmıştır ve geç Roma dönemine aittir. Yapımında taş tuğla ve Roma harcı kullanılmıştır. Kemerler zamanla Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından onarılarak uzun süre kullanılmıştır.

Buca İstasyonu

Yakın tarihe kadar Buca'da Hıristiyanlar, Museviler ve Türkler bir arada yaşıyorlardı. Bunun yanı sıra İngiltere, Fransa, İtalya ve Hollanda ile ticari ve giderek sanayi ilişkileri çerçevesinde oluşan levanten grubu bir sayfiye yeri olarak kullandıkları Buca'ya yerleşmişler, 1872 yılında da kendi yaşamlarını kolaylaştırmak için bugün hala kullanılan istasyonu inşa etmişlerdir.

Protestan Kilisesi

1838 yılında yapılan kilise Protestan İngiliz şapelidir. 1961'de Buca Belediyesi'ne devredilmiştir. Hacvari planı ile her zaman büyük ilgi gören kilisenin neogotik pencerelerinde büyük değer taşıyan cam vitraylar, devir işleminden sonra Alsancak'taki St. John Evangelist şapaline nakledilmiştir. Belediye uzun süre kültür sanat etkinlikleri için kullandığı yapıyı 2001'de, kilise olarak kullanılmak üzere devretti.

Kız Kulesi

Halen ayakta olan Kız Kulesi Rumlar tarafından yapılmış enteresan dizaynı olan bir taş yapıttır.

Forbes Köşkü

Buca'daki levanten malikaneleri arasında en çarpıcı ve mimari yönden en görkemlisidir. 1908 yılında onarılan ve 1 yıl sonra yanan köşk 1910 yılında yeniden bugünkü haliyle inşa edilmiştir. Halen SSK Buca Hastanesi bahçesinde bulunan köşkte Kültür Bakanlığı'nca yürütülen restorasyon çalışması devam etmektedir.

De Jongh Malikanesi

1800'lü yıllarda yapıldığı tahmin edilen malikane De Jongh ailesinin Buca'dan ayrılmasından sonra bir işadamına satılmış daha sonraları tenis kulübü ve senatoryum olarak kullanılmıştır. Ardından sağlık meslek lisesi olarak yıllarca hizmet veren bina bu okulun kapatılmasını takip eden yıllarda boş tutulmaktadır.

Rees Malikanesi

Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Rees ailesinin inşaa ettirdiği ve burada yaşadığı bilinmektedir. 1930'lu yıllar sonunda istimlak edilen malikanede halen Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi hizmet vermektedir. Eski Belediye binası, bugün ise Kültür Müdürlüğü olarak hizmet veren yapı da, vakti zamanında bir malikane olarak kullanılıyordu. Sahipleri ise Hacı Davud Forkouh ailesi idi.

Baltacı Malikanesi

Buca'nın en eski yapılarından biridir ve kayıtlara göre 1863'te Osmanlı Şehzadelerinden Abdülaziz'in bu köşkte kaldığı bilinmektedir. 1922 yılına kadar yetimhane olarak kullanıldıktan sonra, Amerikan Kızılhacı tarafından yetimlerin Yunanistan'a nakledilmesiyle Türk Devleti'ne geçen Dimostanis Baltacı Malikanesi, bugün Güzel Sanatlar Lisesi olarak kullanılmaktadır. Avlusundaki kadın heykeli halen yapıyı süslemektedir.

Karşıyaka

İzmir Körfezi'nin kuzeyinde bulunan Karşıyaka, körfezi bir gerdanlık gibi süsler. Eski Karşıyaka'dan günümüze eser kalmasa da, tarihi yalılarından hala ayakta olanları tüm görkemiyle sahil boyunca sizi karşılamaya hazır bekler. Karşıyaka bir efsanedir aynı zamanda ve efsaneye göre Zeus'un; oğlu Tantalos'u Yamanlar Dağı'ndaki bir yarıktan içeri attırarak yarığı kapattığı söylenir. Tantalos'un mezar kalıntıları da Bayraklı sırtlarındadır. Zeus'un Tantalos'u attığı yarığın ise, Karşıyaka'ya 24 kilometre uzaklıktaki Karagöl olduğu söylenir.

Karşıyaka, bugünkü adını almadan önce Cordelio olarak anılırdı. Haçlı ordularının baskınları sırasında Aslan Yürekli Richard'ın askerlerinin, komutanlarına olan sevgilerini göstermek için buraya "Cocur de Lion" adını verdikleri, Çakabey döneminde de "Karşı Sahil" anlamında "Karşı - Yaka" haliyle son şeklini aldığı söylenir.

Sahili Unutmayın

Karşıyaka gezisinde, güzel mimari örneklerin sergilendiği tarihi yapıları görme şansını yakalamanın yanı sıra, Büyükşehir Belediyesi'nin gerçekleştirdiği sahil bandı düzenlemesi de yaşanılası bir mekan olarak sizleri karşılayacaktır. Çörçil'in Yeri'nde pembe kanatlı flamingolar ile tepeli pelikanların dansını izlemek size ayrı bir keyif verecektir.

Durmuş Yaşar Köşkü

İzmirli Alyotiler tarafından 1914 yılında yaptırıldı. Alyotiler kurtuluştan sonra köşkü Durmuş Yaşar'a karşılıklı olarak verdi. Köşk, Çamlık Caddesi'nin girişinde Karşıyaka yalısında yer almaktadır.

Fikri Altay Köşkü

Yanındaki benzeri köşk ile birlikte iki Ermeni kardeş tarafından yaptırıldı. Kurtuluştan sonra Fikri Altay'ın oldu. Daha sonra maliyeye geçti ve Dilsiz Mektebi olarak ün kazandı. 1960 yılında yıktırıldı ve Hasan İkbal Köşkü burada inşa edildi. Şimdi gökdelenin bulunduğu yerdir.

İplikçizade Köşkü

10 Eylül 1922 gecesi Atatürk'ün kaldığı evdir. Uzun süre Karşıya'nın ünlü ailesi İplikçizadelerin mülkü olarak kaldı. Bir ara "Narik Pansiyon" ismi ile bir Fransız tarafından işletildi. Geceleri bahçesinde balo düzenlenirdi.

Gifre Köşkü

Kordon boyunu yapan Fransız müteahhit Gifre'nin olan bu köşkün camları hakiki kristal ve mobilyalarının işçiliği dillere destandı. Balkonları ve tezyinatı sanat şahaseri idi. Kavalılar Ailesi tarafından satın alındı. Şimdi yerinde Akkum Apartmanı var.

Van Der Zee Köşkü

Alt katı "Eski Ev" Restaurantı olarak tanınan binadır. Ünlü Türk dostu Heinrich Van Zee tarafından yaptırılmıştır.

İki Heykeller Köşkü

Şimdiki Altay Apartmanı'nın bahçesinde karşılıklı duran iki Artemis heykelidir. Bu heykeller, 1890 yıllarında İtalyan Manyeti Ailesi'nin köşkünü süslerdi. Dokuz Eylül'den sonra Evliyazade Refik Bey'e, sonra Fikret Tahsin'e satıldı. Sonra yıkılıp yerine Altay Apartmanı yapıldı.

Löhner Köşkü

Bostanlı Dolmuş Durağı karşısında parkın yanındaki köşktür. İsmi verilen Alman tarafından yaptırılmıştır. Sonra Epikmenlere satılmış, onlar tarafından yıkılıp apartman yapılmak üzere bir Eskişehirli'ye satılmıştır. Şu an metruk durumdadır.