Sivrihisarın Tarihi ve Tarihi Yerleri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Sivrihisarın Tarihi ve Tarihi Yerleri

  1. Sivrihisar'ın ne zaman kurulduğu kesin olarak belli değildir. Sivrihisar'ın Antik doğu, batı ve güney yollarının bir kavşak noktasında bulunması ayrıca savunulması kolay bir mevkiye sahip olması bakımından tarihte büyük önem kazanmıştır. Bu sebepten M Ö 7. yüzyılda Frigler zamanında iskân edildiği anlaşılmaktadır. Ancak çevresinde bulunan Pessinus, Gordion ve Mideon gibi büyük Frig şehirlerinin tesirlerinden kurtulamayarak büyüyememiştir. Roma Çağı'nda şehrin önemi anlaşıldığı için gereken önem verilmiştir. Bilhassa bu dönemde kaleler takviye edilmiştir. Su yolları düzeltilmiş, iskân artırılmıştır. Etiler döneminde Sallapa, Yunan ve Roma devrinde Justinyanus, Kazvini Tarihinde Sibrihisar sonra Seferihisar daha sonra da Sivrihisar adını almıştır. Bizans çağında çevresindeki büyük şehirlerin kaybolmasından istifade ederek büyümüştür.


    Bu zamanda kaleler Pessinus'tan getirilen mermer taşlarla yeniden onarılmıştır. Bizans'ın en kuvvetli imparatoru olan Justinyen (M S 527-565) adını verdiği şehre önem vererek imar faaliyetlerini sürdürmüş ve şehri bir Hıristiyanlık merkezi haline getirmiştir. M S 800'den sonra yüksek kaleleriyle zapt edilmesi mümkün olmayan bir şehir haline getirmiştir. İstihkâmının kuvveti muntazam yolların kavşağında olması ticaret merkezi haline gelmesine neden olmuştur. Dini yönden önce Piskoposluk, sonra Metropolitlik derecesine yükselmiştir. Selçuklular'ın 1073'te Ankara'yı almalarından bir yıl sonra Sivrihisar alınmıştır. Önemli mevkiye sahip olan şehir Selçuklular tarafından hemen iskân edilerek uç beyliğinin merkezi haline getirilmiştir. Bu devirde birçok cami, medrese, hamam gibi eserler yapılmıştır. Sivrihisar 1289 tarihinde Osmanlı hakimiyeti altına girdi. Bir müddet sonra, Osman Bey Sivrihisar'la birlikte bütün Eskişehir çevresinin idaresini kardeşi Gündüz Bey'e verdi. Üç bin kadar Türkmen aşireti çevreye yerleştirilmiştir. Sivrihisar halkının soyu Oğuz Türkmen Aşireti'nin devamıdır. Sivrihisar'a gelen Oğuz boyları ve kolları :


    SİVRİHİSAR'DA GÖRÜLECEK YERLER (TARİHİ YERLER)

    SİVRİHİSAR KALESİ


    SİVRİHİSAR KALESİ
    Frigyalılar'dan sonra inşasına başlanan kaleye daha sonra Romalılar zamanında iki tepenin arasına bir sur çekilmiştir. Bizans döneminde önemli bir askeri merkez olması nedeniyle duvarlar yükseltilmiştir. Selçuklular döneminde takviyelerle önemini koruyan kale Osmanlı döneminde harap bir halde iken birkaç defa onarılmıştır. Daha sonraları kaleye su temini zor olduğu için kale terkedilmiştir. Kalede Yazıcı İbrahim Ağa isminde bir derebeyi oturmuş, kaleyi bir eşkıya barınağı haline getirmiş fakat 1852 yılında kaleden çıkarılmıştır. Kalenin, günümüzde küçük bir beden duvarı kalmıştır. Kalede su sarnıcı, zahire ve mühimmat konacak mahzen yerleri belli olmaktadır. Kaleye çıkış çok zordur.


    ALEMŞAH KÜMBETİ
    İlçe merkezinin içinde yer almaktadır. Balta oğlu Melikşah Bey, Sadrazam Çoban oğlu Timurtaş Paşa tarafından öldürülen Sultan Şah için 1350 yılında yapılmıştır. Kümbet iki katlıdır. Alt katta mezar bölümü bulunmaktadır. Üst kat ise mescit amacı olarak yapılmıştır. Piramit şeklinde çatısı bulunmaktadır. Çatı hariç bina mermerden yapılmıştır. Mermerler Pessinus şehrinden getirilmiştir. Selçuklu sanat anlayışı ile yapılan kapısı, cephe duvarlarına nispeten simetrik değildir. Kapı etrafındaki mermerler çok güzel oymalarla süslenmiştir.Kümbetin kapısı ağaçtan yapılmıştır. Kapı üzerindeki kitabede " Bu imareyi büyük emir ümeranın meliki, meali ve mekârimi sahibi hayır ve hasenat babası Melikşah yaptırdı. Çalap tevfikini daim etsin ve cennet yolunu kolaylaştırsın. Bunu Rahmeti ilâhiyeye nail, sait ve gençlik çağında zulümle şehit edilen kardeşi Sultan Şah Binikir Baltu için yaptırdı. Allah Ağfû mağfiret etsin ve bunları cennetin ortasına (Cenneti Firdevse) iskân etsin.Yazan Vacibûl Hatip'tir.Sene 728 göç yılı" yazılıdır.

    HAZİNEDAR CAMİİ
    Ulu Caminin banisi olan Eminiddin Mikâil'in naipliği zamanında hazinedarı olan Necibiddin Mustafa tarafından yaptırılmıştır. Bina Selçuklu mimarisi tarzında XIII.. yüzyılda yapılmıştır. Tek kubbeli olup 300 metrekare civarındadır. Vakıflar restore ettirerek hayatiyetini korumuştur. Halen ibadete açıktır. Bu camiyi ünlü müderris Hopuşzade Mustafa Efendi, medresesinin tatbikat camisi olarak kullanmıştır. İçinin güney duvarında çok güzel kalem işçiliği ile temsili resimler ve birbirine simetrik ayetlerin ters ve düz yazımları vardır. Ses akustiği çok güzeldir. Bunu sağlamak için duvar köşelerine özel oymalar yapılmıştır.

    ULU CAMİ

    ULU CAMİ
    Selçuklulardan günümüze kalan en önemli tarihi eserlerden biridir. 1274 yılında Eminiddin Mikâil (Mevlâna Celâleddîn'in yakın arkadaşı) tarafından yapılmıştır. Sivrihisar eski kadısı (Fatih Sultan Mehmet'in ilk veziri, İstanbul'un ilk Kadısı) Hızırbey tarafından tamir ettirilmiştir. Minaresi caminin yapılışından 139 yıl sonra Hacı Habip tarafından yapılmıştır. Cami dikdörtgen şeklinde, 67 ağaç direk üzerinde düz çatı şeklinde inşa edilmiştir. Bu kalın direklerden dört tanesi zamanın özgün ağaç oymacılığı ile işlenmiştir. Bu direklerin alt ve üst tarafında mermerden oyma işçiliği uygulanmış sütûn başlıkları vardır. Çatı üzerine önceleri kağnılarla taşınan toprakla ve üzeri eski tip oluklu tuğlalarla örtülmüştür. Çatının ilk yapımında döşeme üzerine bol miktarda kamış serilmiş,bunun üzerine de çok kalın toprak örtü ile doldurulduğu için yazları serin, kışları ise sıcak durumda idi. Son zamanda tuğlalarının kayması ve kırılan yerlerden akması nedeni ile toprak örtünün büyük bir kısmı indirilip bakır sac ile çatı kaplanmış. Bu durumda camiye yağmur sularının inmesi önlenmiş fakat asırlarca önce ince bir şekilde düşünülen ısı izalasyonu yani yazları serin, kışları sıcak olan bu düzen bozularak tam tersine dönmüştür. Kalın duvarları olan caminin güney kısmında altlı üstlü iki sıra pencere ile aydınlık sağlanmıştır.

    Caminin dört kapısı bulunmakta, bunlardan doğu ve batı olmak üzere iki kapısı kullanılmaktadır. Batı tarafında bulunan büyük giriş kapısının sağ kanadında "Allah birdir, hiçbir kimseyi O'na ortak etme, istediğinizi yalnız ondan isteyiniz." Sol kanadında ise mescitler Allah içindir." Yazıları oyulmuştur.

    Cami içindeki minber el işçiliği bakımından çok değerlidir. Yanan Kılıç Mescidi'nden Ulu Camiye getirilmiştir. Ulu Caminin yapımından 40 yıl önce (643 göç yılı) Hasan ibni Mehmet tarafından yapılmıştır. Kapısının etrafına Ayetel Kürsî oyularak işlenmiştir. Yan tarafları ise geometrik şekillerle bezeli çok güzel geçme işçiliğine sahiptir. Caminin doğu tarafındaki Sölpük Mescidi'ne bitişik kapısının üzerine Hızır Bey tarafından tamir edildiğine dair kitabe vardır. Kitabede "Nimetler sahibi âli Osmandan ümeranın Mabihili iftiharı olan Sultan Murat sayesinde bu saygıdeğer cami tamir edildi. Celâl oğlu Hızır'ın üstün yardımı ile kim Tanrı O'nu lütuf ismiyle dostluğuna kabul etsin. 843'te bunun tamiri hitam buldu. Tanrı binayı afetlerden korusun." Yazılı ve onun yanında Mikâil'in resmi (arması) vardır. Minare caminin güneydoğusunda yer almaktadır. Tabanı kalın mermer bloklar üzerine oturtulmuştur.Kaynak Üzeri pişmiş tuğla ile örülmüş, son zamanlarda tuğlaların deforme olmaması için minarenin harç ile sıvanması o güzelim tuğlaların desenini tamamen kapatmıştır. Kitabesinde ise : " Bu minare hayrat sahibi Hacı Habib'in yardımı ile yapıldı. Recebin birinde sene 812" yazılıdır. Ulu Cami 1485 metrekare alanı ile İç Anadolu'da bulunan ahşap yapılı en büyük camidir. Sivrihisar Ulu Camii Selçuklu ahşap mimarisinin şaheser örneklerinden biri olma özelliğini taşımaktadır. Yapı bakımından ahşap direkli camiler sınıfında incelenir. Dikdörtgene yakın bir yapıya sahiptir. Üstü düz örtülüdür. Ardıç ve sarı çamdan oluşan çok kalın 67 kalın ağaç direğin dört tanesi işleme, oyma motif özelliğine sahiptir. Bu direkler mihrabın sağ ve solunda yer almaktadır. Direkler üzerindeki oyma ve kabartmalar siyah ve yeşil renklerle boyalı durumdadır. Bu direklerim üst taraflarında taştan yapılmış oymalı sütun başlıkları yar almaktadır. Caminin diğer cami mimarilerinden farklı tarafı kubbesiz olarak inşa edilmiş olmasıdır. Çünkü düz bir çatıya sahiptir. Caminin tavan kısmı tamamen kalın kalaslarla kapatılmış ve üzerinde kalın bir kamış ve toprak örtüsünün üzerinde sac kaplaması bulunmaktadır.

    Cami içindeki minber el işçiliği bakımından görülmeye değer durumdadır. Kapısının etrafı ise Ayetel Kürsi ile oyulmuş işleme kaplıdır. Kalın duvarlarla kaplı olan caminin duvarlarının iç kısmında duvarlara gömülü olarak dolaplar yer almaktadır.Yapının güney cephesinde sağ köşede minare yer almaktadır. Cami çevresinde daha önceleri camiye ait gelir kaynağı olan dükkanlar şimdi özel şahıslarca işletilmektedir.

    KURŞUNLU CAMİ
    İlçe merkezindedir.Yerinde bulunan Selçuklu mescidi yıkılarak 1520 yılında Şeyh Baba Yusuf tarafından yapılmıştır. Cami kubbelidir. Camide bir büyük kubbe ve yanlarında iki küçük kubbe bulunmaktadır. Kubbeler kurşun ile kaplıdır. Camiye büyük bir kapıdan girilmektedir. Ses akustiği çok güzeldir. Cami önündeki Kurşunlu Cami çeşmesinin devamlı suyu akmaktadır. Cami bitişiğinde Hamdi Babanın yakınlarına ait türbe ve bahçesinde türbedarlara ait mezarlar bulunmaktadır.

    HOŞKADEM CAMİİ
    Eminiddin Mikâil'in hazinedarı Necibiddin Mustafa tarafından eşi Hoşkadem için yaptırılmıştır. Bina Selçuklu mimarı tarzına göre yapılmıştır. Kubbeli olum 300 metrekare civarında bir alana sahiptir. Vakıflar tarafından restore edilerek hayatiyeti korunmuş, halen ibadete açıktır. Bu camiyi ünlü müderris Hopuşzade Mustafa Efendi, medresesinin tatbikat camisi olarak kullanmıştır. Ayrıca bu caminin diğer bir özelliği ise İlçede yapılan ilk minare bu camiye aittir. Minarenin çok güzel tuğla işçiliği vardır.

    SEYYİT MAHMUT SÜZANİ KÜLLİYESİ VE CAMİ
    Seyyit Mahmut Süzani Külliyesi'nin bir parçası olan bu cami Bahadır Ömer'in oğlu büyük Kadı Yakup tarafından 749 göç yılında yapılmıştır. Caminin çevresi bir külliye iken hastane olarak kullanılmıştır. Daha sonra yıkılmıştır. Halen metruk durumdadır. Aslına uygun olarak yeniden yapılması düşünülüyor. Caminin ön kısmında Kadı Yakup Hocanın kabri bulunmaktadır.

    AZİZ MAHMUT HÜDAYİ CAMİİ
    Bu cami Aziz Mahmut Hüdayi tarafından yapılmıştır. Daha sonra yıkılarak yeniden yapılmıştır. Aziz Mahmut Hüdayi mürşidi Üftade'den ikinci icazetini aldıktan sonra bir müddet doğduğu yer olan Sivrihisar'da kalmış, geniş bir külliye vücuda getirmiştir.

    Bu külliyenin içinde mescit, imaret, kütüphane ve misafirhane bulunmaktaydı. Bu külliye vakıflar tarafından satılan Hayrü hasenatlar arasında yok olmuştur. Aziz Mahmut Hüdayi'nin bir kütüphane kurmuş olduğu kayıtlarda mevcuttur. Sivrihisar'da bunlardan başka ibadet yapılmakta olan birçok eski ve yeni cami mevcuttur. Bunlardan biri de Hızırbey mescididir. Bu mescidi Hızırbey, Sivrihisar'da belediye hizmeti gören ahi teşkilâtının başkanı olduğu zaman yaptırılmıştır. Kubbelidir ve ibadete açıktır. Diğer camilerden Yenice Mahalle camii, Balaban Camii ve son dönemlerde yapılan Bayram Musalla Camii, Yunus Emre Mahallesi camii ve Yeni yapılmakta olan Şoför Evlerindeki Sinan Paşa Camii vardır.

    Balaban Camisi ilçenin doğusunda yer alan, 1370 yıllarında yapılan camidir. Kare şeklindedir. Minaresi pişmiş tuğladan yapılmıştır. Cami önünde aynı ad ile anılan kaynak suyunun aktığı, içimi güzel bir çeşmesi vardır.
    Yenice Mahalle Camii, İlçenin batısında 1450 yıllarında binbaşı rütbesindeki Ali Dede tarafından yaptırılmıştır.

    KUTBİTTİN DEDE
    Künyesi: Hacı Kutbittin Fakih, II. Murat ve Fatih döneminde yaşamış bir din adamıdır. Alim ve fazıl Saraç Dede' nin oğludur. Kendi ismiyle maruf yaptırdığı ve halen yeri boş olarak kalan, Hacı Kutbittin Fakih Camii'nin imamlığını yapmıştır. Yaptırdığı camiye Tekören Köyü'nde bir mülk, Sivrihisar'da bir dükkân, ayrıca caminin aydınlatılmasında kullanılacak yağ için iki adet tarla vakfetmiştir. Ömer Fakih, Mahmut Fakih, Lûtfullah Şeyh Paşa adlı oğulları da kendisi gibi din adamı olarak hizmet vermişlerdir. Kutbittin Dede; Sivrihisar Medreseleri'nin yetiştirdiği ünlü bir din büyüğüdür. Cenab-ı Allah'ın rahmeti üzerine olsun. (Kaynakça: Vakıf Kayıtları)

    YENİ CAMİ
    İlk önce, Sivrihisarlı Aziz Mahmut Hüda'yi tarafından yaptırılmış, çevre esnafının yoğunluğu sebebiyle ibadet ihtiyacına kâfi gelmediği için, 1916 yılında Sivrihisar Kaymakamı Mahmut Bey tarafından şimdiki haline dönüştürülmüştür. Ahşap bir cami olup, Osmanlı mimarî tarzını yansıtmaktadır. Gizli kubbelidir. Kapısının üstünde; Aziz Mahmut Hüdayi'nin bir dörtlüğü vardır. Dış kapıdan içeri girildiğinde iki yanda mihrap vardır. Vakit namazına yetişemeyen esnaflar için, cemaatle veya münferit namaz eda etme imkânı vermektedir. Caminin arka ikinci katı kadınların namaz kılmalarına imkân sağlamaktadır. Mimberi bir Sivrihisarlı usta tarafından yapılmıştır.



     Konuyu Beğendin mi?
    Güncelleme : 2017-06-09
  Okunma: 2390 - Yorum: 0 - Amp
Kullanıcı Oylaması: 4.5/5 - 2