Nur Damlaları (İdris a.s) - Delinetciler Portal

Nur Damlaları (İdris a.s)

  1. Âdem (a.s) 940 sene yaşadıktan sonra vefat ettiğinde Adem oğullarının sayısı binlerle ifade buluyordu. Âdem (a.s.) ölünce Adem oğulları Onu unutmadılar, tâzim için sık, sık mezarını ziyaret etmeye başladılar.

    Zamanla bu ziyaretler cesedin etrafında dönmeye, gerçek anlamından uzaklaşıp, bir nevi tapınmaya dönüştü.

    Kendilerine başlangıçta Âdem'e (a.s.) ya da sevdikleri, saydıkları kişilere benzeyen taştan, ağaçtan putlar yonttular.

    Bu putlar önceleri çok sevdikleri bu kişileri hatırlayıp anma, tâzim etme amacınlaydı.

    Sonra o kişilerde unutuldu. Ve insanlar bir zaman sonra Âdem (a.s.) ile Şit'in (a.s.) öğretisini, bir Allah'ın (c.c.) varlığını tamamen unuttular, kendi yaptıkları, yonttukları putlara tapmaya başladılar.

    Şit'ten (a.s.) beş nesil sonra Allah (c.c.) Hz. İdris'i (a.s.) peygamber olarak gönderdi ve kendisine otuz sayfalık bir suhuf vahiy etti.

    Kendisi; Cebrail'in (a.s.) vahiy getirdiği ilk peygamber olduğu gibi, ilk defa ata binen ve müfsitlere karşı cihada kalkandır.

    İdris'e (a.s.) Yüce Allah'ın (c.c.) kitabından, İslam dininin sünnetinden, kitaplardan, Âdem (a.s.) ve Şit'in (a.s.) sahifelerinden çok ders yaptığı, çokça ibret aldığı için İdris adı verilmiştir.

    İdris (a.s.); beyaz tenli, uzun boylu, büyük karınlı, geniş göğüslü, kaba sakallı, iri kemikli, güzel yüzlüydü. Vücudu az kıllı, uzun ve çok saçlıydı. Sesi ince ve yumuşaktı. Yürürken devamlı önüne bakardı.

    İdris (a.s.) kalemle yazı yazardı. Tıp, astronomi gibi fen bilimlerine vakıftı; bütün ilimler kendisinde toplanmıştı.

    İdris (a.s.) aynı zamanda terziydi. İlk defa iğne ile dikiş diken, elbise yapıp giyen İdris'ti (a.s.). Hayatını terzilik yaparak kazanıyordu.

    İnsanlar içinde ilk elbise diken, ilk kalem tutan Odur.

    O zamana kadar insanlar işlenmemiş postlarla örtünürlerdi. O terzilerin piridir.

    İdris (a.s.) çok namaz kılan; ibadeti, zikri çok seven Allah (c.c.) katında makbul bir kul ve peygamberdi.

    Kendisinin bir günde yaptığı âmel, Adem oğullarının bir ayda yaptıkları âmelden daha üstündü. (Meryem56-57)

    Onun doğruluğu, sabrı ve kavuştuğu rahmet ve iyilik Cenab-ı Hak (c.c.) katında övülmekteydi. (Enbiya 85-86)

    O zamana kadar Şit oğulları oturdukları mukaddes dağdan inerler, Kabil oğullarının yanına giderler, kadınlarıyla düşüp kalkarlardı.

    = = =

    Bu kötü davranışı gören İdris'in (a.s.) babası Yerd, oğluna:

    -Ey oğulcuğum! Ben kavmini çok kötü bir yol ve iş üzere görmekteyim. Muhakkak ki Şanı Yüce Allah'ta (c.c.) bundan razı olmaz. Sen onları bundan men et dedi.

    İdris'te (a.s.) kavmini toplayarak:

    -Ey kavmim! Siz şu lânetlenmiş Kabil oğulları kadınlarının yanına gitmekte, onlarla düşüp kalkmakta, büyük günâh işlemektesiniz.

    Sizler onların yanlarına gitmeyiniz.

    Aksi halde Allah'ın (c.c.) gazabı üzerinize olacaktır
    dedi. Şit oğullarını Kabil oğullarının yanına inmelerini yasakladı.

    İdris (a.s.) bazı kişilerin bu yasağı kulak asmadıklarını, günâh işlemeye devam ettiklerini görünce:

    -İçinizden bazı aklı kıt kişiler Rabbinizin üzerinize gönderdiği peygamberinin sözlerini kulak ardı ederek emrini uymamakta; şu mukaddes dağımızdan inerek Kabil oğullarının yanına gitmekte, o büyük günâhı işlemeye devam etmektedirler.

    Şunu iyi bilsinler ki biz onların tekrar dağımıza gelmelerine, dönmelerine izin vermeyeceğiz
    dedi.

    Şit oğulları İdris'in (a.s.) bu sözlerine rağmen Onu dinlemediler; inecekleri yere indiler, yapacaklarını yaptılar. Onların bu tutum ve davranışları İdris'i (a.s.) çok üzdü.

    Onları tekrar toplayarak:

    -Ey kavmim! Ben sizlerden bazılarını peygamberlerini dinlemeyen, ikâzlarını uymayan, kötü yola sapmış kişiler olarak görüyorum. Sizler bunu yapmayınız.

    Allah'ın (c.c.) size gösterdiği doğru yoldan yürüyünüz. Üzerinize gönderdiği peygamberine itaat ediniz
    dedi.

    Fakat kavmi Onu yalanladılar. Pek az kişi inandı ve iman etti. Çoğu Onu dinlemedi. İnananlar bin kişi kadardılar.

    Bir müddet sonra Yüce Allah (c.c.) inananlara; Kâbil oğullarının yanına gitmelerini, onlarla ilişkiye girmelerini kesin bir dille yasakladı, onlarla savaşmalarını emretti.

    Bu emir gereği İdris'te (a.s.) ateşe tapan Kabil oğulları ile savaştı, onlardan esirler aldı, kimini öldürdü, kimini de azat etti.

    İdris (a.s.) göğe yükseltilmeden önce yerine oğlu Mettu Şelah'ı vasi tayin etti.

    Şitoğullarına:

    -Ben size ancak bana emredileni emrederim. Sizler ateşe tapan Kabil oğullarıyla düşüp kalkmayınız. Allah'a (c.c.) ihlâs ile ibadet ediniz. Amelleriniz doğruluk ve yakîn üzerine olsun dedi.


    Devamı var.



  2. 2012-06-21 #2
    Nur Damlaları (İdris a.s)-2

    Kendisini Allah (c.c.) katında olduğu kadar melekler katında da çok sevilirdi. Onu sevenlerin başında da ölüm meleği olan Azrail (a.s.) vardı.

    Bir gün Azrail (a.s.) Rabbine:

    -Ya Rabbi! İdris çokça namaz kılan, İsm-i Celileni dilinden düşürmeyen bir kulundur. Ben Onu çok sevmekteyim. Eğer izin verirsen Ben Onunla arkadaş, dost olmak isterim dedi.

    Cenab-ı Hak (c.c.) bu izni verince Azrail (a.s.) ihtiyâr bir adam kılığında İdris'in (a.s.) yanına geldi ve Onunla arkadaş, dost oldu.

    İdris (a.s.) arkadaşının ölüm meleği olduğunu öğrenince:

    -Ey kardeşim Azrail! Ben ölümü çok merak etmekteyim. Gücün yeterse Sen Beni geçici olarak ölümü tattır dedi.

    Azrail (a.s.) ise:

    -Ey İdris! Şu istediğin elimden gelen, gücümün yettiği bir iş değildir. Bu isteğin Rabbimin siz ölümlüler için olan takdirinin dışındadır. Sen onu Rabbinden iste. Şüphesiz ki Onun her şeye gücü yeter. Eğer Rabbin izin verirse Ben bunu yaparım dedi.

    İdris (a.s.) Allah'a (c.c.) dua etti.

    Yüce Allah (c.c.) Azrail'e (a.s.) şöyle vahiy etti.

    "-Ey Azrail! Sen İdris kulumun isteğini yerine getir. Ona geçici bir zaman için ölümü tattır, sonra da aldığını geri ver."

    Azrail (a.s.) Allah'ın (c.c.) verdiği bu izin üzerine İdris'in (a.s.) canını bir saatliğine aldı, Ona ölümü tattırdı. Bir saat sonra canını geri verince İdris'e (a.s.) şöyle sordu.

    -Ey İdris! Merak ettiğin ölümü nasıl buldun?

    İdris (a.s.) bu soruya:

    -Çok zor ve acı diye yanıtladı.

    Bundan sonra İdris (a.s.) Azrail'e (a.s.):

    -Ey kardeşim Azrail! Gücün yeterse Sen Bana dünya gözüyle cenneti ve cehennemi de göster. Ben oraları çok merak etmekteyim dedi.

    Azrail (a.s.) bu isteğe karşı şöyle cevap verdi.

    -Ey kardeşim İdris! Şu isteğin benim gücümün ve yetkimin dışındadır. Sen onu Rabbinden iste. Şüphesiz ki O her şeye gücü yetendir. Rabbin izin verirse isteğini yaparım.

    İdris (a.s.) Allah'a (c.c.) şöyle dua etti.

    -Ya Rabbi! Ben ilâhî tecelligâhlarını çok merak etmekteyim. Sen onları Bana dünya gözüyle göster.

    Allah (c.c.) izin verince Azrail (a.s.) İdris'i (a.s.) önce cehenneme götürdü. İdris (a.s.) cehennemi görünce çok korktu, neredeyse bayılıyordu. Orada kalmak istemedi.

    Azrail (a.s.) cehennemden sonra İdris'i (a.s.) cennete götürdü. İdris (a.s.) cennete hayran kaldı, oradan ayrılmak istemedi.

    Gitme zamanı gelince Azrail (a.s.):

    -Ey İdris! Artık cennetten çıkma, tekrar dünyaya dönme zamanı gelmiştir dedi.

    Fakat İdris (a.s.):

    -Hayır! Vallâhi Ben burayı çok sevdim. Allah (c.c.) Beni buradan çıkarmadıkça çıkmam dedi. Cennetten çıkmak istemedi.

    Bunun üzerine Azrail (a.s.):

    -Ey İdris! Orası hak edenlerin yurdudur. Oraya ulaşmak için pek çok imtihanlardan geçmek, pek çok engelleri aşmak gerekmektedir. Bu Rabbimin takdiridir. Sen bu imtihanlardan geçtin, engelleri aştın mı ki orada kalmak istersin? Diye sordu.

    İdris (a.s.):

    -Evet dedi. Rabbimiz Kitab-ı Mübin'in de, her nefis ölümü tadıcıdır buyuruyor ki Ben ölümü tatmışımdır. Yine Rabbim, sizlerden cehenneme uğramayacak yoktur buyuruyor. Ben cehenneme de uğramışımdır. Ve yine Rabbim Kitab-ı Mübin'in de cennet ehli için; onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacaklar da değillerdir buyuruyor. Onun için Allah (c.c.) Beni buradan çıkarmadıkça ben buradan çıkıcı değilimdir dedi.

    Bunun üzerine Allah (c.c.) Azrail'e (a.s.):

    "-Ey Azrail! Kulumuz İdris oraya Benim iznimle girmiştir. Sen Onu orada bırak. Oraya girenin bir daha çıkmayacağını vaat etmişizdir" diye buyurdu.

    İdris (a.s.) Cenab-ı Hakkın (c.c.) emriyle çok yüksek mekanlara kaldırıldı. (Meryem 57)

    Hz. Muhammed (a.s.) miraç gecesi göğün dördüncü katında İdris (a.s.) ile görüşmüştür.

    İdris (a.s.) dünya bedeniyle bütün arşı dolduran Cennet-i Alâ'dadır. Onun yeri çok yücelerdedir. İdris (a.s.) göğe kaldırıldığında yüz altmış beş yaşlarındaydı.

    ♦ ♦ ♦

    İdris'e vâsi olan oğlu Mettu Şelah yüce Allah'a (c.c.) ibâdet ve tâata devam etti. Kendisi her yönüyle babasını örnek almıştı. Onun gibi ibâdet eder, Onun gibi ata biner, cihat ederdi.

    İdris'in (a.s.) alnında parlayan peygamberimizin nuru oğlu Mettu Şelah'a geçmişti.

    Mettu Şelah ölmeden önce yerine oğlu Lemek'i bıraktı. İdris'in (a.s.) kendisine emrettikleriyle emretti. Ondan Allah'a (c.c.) taâtta bulunmasını, çokça ibâdet etmesini ve Allah (c.c.) yolunda savaşmasını istedi.

    İdris'in (a.s.) torunu Lemek babasının ve dedesinin yolundan gitti. Kavmini öğütledi. Kâbil oğullarıyla düşüp kalkmaktan onları nehiy etti. Fakat kavmi onu dinlemediler. Kabil oğulları kızlarıyla düşüp kalkmakta devam ettiler. Bunun sonucunda cebbâriye diye anılan zorbalar doğdu ve çoğaldı.

    Lemek ölüm döşeğine oğlu Nuh'u (a.s.) ve Nuh'un (a.s.) oğulları Sam, Ham ve Yafes'i ve onların hanımlarını yanına çağırdı. Koca dağda sekiz kişiydiler. Diğerleri Kabil oğullarının yanına gitmişlerdi.

    Çağırttıkları gelince Lemek onlar için hayır duası yaptı ve ağladı. Onlara bakıp:

    -Demek bizden olarak şu sekiz kişiden başkası kalmamıştır. Allah'tan (c.c.) dilerim ki sizleri şu kötü kadın hastalığından korusun. Çocuklarınızı yeryüzünü dolduracak kadar çoğaltsın. Size atamız Âdem'in (a.s.) bereketini versin. Oğullarınıza hükümdârlıklar nasip etsin.

    Ey Nuh! Bildiğin ve gördüğün gibi, şuracıkta bizden başka kimse kalmamıştır. Şu azlık seni ürkütmesin. Sakın günahkâr kavminin ardına düşme.

    Ölünce beni Âdem'in (a.s.) yanına göm. Allah (c.c.) ge-miye binmeni emrettiğinde yanına Âdem'in (a.s.) tabutunu al, gemiye yükle, inerken de yanında indir. Tabutun yeri geminin üst taraflarında olsun.

    Sen ve oğulların geminin şark tarafında bulununuz. Kadınlarınız çocuklarıyla geminin garp tarafında bulunsunlar.

    Âdem'in (a.s.) tabutu ikisinin ortasında bulunsun.

    Gemide bulunduğunuz müddetçe siz kadınlarınıza, kadınlarınızda size yaklaşmasın. Onlarla birlikte yemeyin, içmeyin ve birbirinize yaklaşmayın.

    Tufan bitip, sular çekilince gemiden in, tabutu da indir, yanında namaz kıl. Sonra büyük oğlun Sam'a şunu vasiyet et.

    Sam ve oğulları Âdem'in (a.s.) tabutunu yeryüzünün ortasına götürüp koysunlar. Oğullarından biri de yanında bulunsun; hizmet etsin, bakım yapsın, onu korusun.

    O oğlun hayatını Allah'a (c.c.) vakfetsin; ne evlensin, ne de kan döksün. Yürüyenlere, uçanlara, bir zarar vermesin.
    Rabbim onlara yol ve yön gösterecek, yollarını aydınlatacaktır
    dedi.

    Lemek vefat edince namazını Nuh (a.s.) ve oğulları kıldılar. Lemek vefat ettiğinde yedi yüz yetmiş yedi yaşında idi.


  Okunma: 865 - Yorum: 1 - Amp