Evrim teorisi taraftarları canlılığın rastlantılarla oluşabileceğini kanıtlamak için yoğun çabalara girişmişlerse de bir sonuç alamamışlardır.

Kuyruklu yıldızlarda dünya okyanuslarındakilere benzer su bulunduğu, dünyadaki suların kuyruklu yıldızlar vasıtasıyla dünyamıza getirildiği konusundaki varsayımlar buna bir örnektir.(İlgili konuya bakınız)

Kuyruklu yıldızlarda bulunduğu iddia edilen suyun okyanus suyuna benzetilmesi, (Urey-Miller deneyleri bölümüne bakınız) dünyadaki mevcut suların kuyruklu yıldızlar vasıtasıyla uzaydan geldiği iddiaları boşuna değildir.

Bu iddiaların daha sonra gelecek aminoasitler kuyruklu yıldızlar vasıtasıyla uzaydan geldi varsayımına bir ön hazırlık olduğu açıktır.

Kuyruklu yıldızlarda var olduğu ve okyanus sularına benzediği (dolaysıyla aminoasitlerin oluştuğu) iddia edilen sular dünyamıza ulaşabilir mi?

Gerçekte çok küçük çekirdeklere sahip olan bu minik gök cisimleri dünyamızın su kaynakları olabilir mi?

Bu soruların cevaplarını dünyamızdaki sular kuyruklu yıldızlardan mı geldi? başlıklı makalemizde vermiş, bu tür varsayımların bilimsel öngörülerden çok, bir evrimci aldatmacası olduğunu kanıtlarıyla göstermiştik.

= = =

Bilimsel veriler tersini gösterse bile evrim teorisi taraftarları teorilerinin gerçekliği konusunda son derece ısrarcıdırlar.

Onlara göre eğer aminoasitler yeryüzü şartlarında oluşamıyorlarsa bir başka yolla gelmiş ya da oluşmuş olmalıdır.

Aminoasitler oluşumu konusunda bu mantığa uygun bir teori daha geliştirilmiştir.

Bu iddiaya göre uzaydan yeryüzüne düşen meteorlarda aminoasitler vardı. Bu aminoasitler yeryüzünde bulunan organik maddeler reaksiyona girmiş ve böylece canlılık oluşmuştur.

Şöyle, şöyle oldu da canlılık oluştu demek ayrı, bu oluşumu bilimsel kanıtlarla göstermek ayrı şeylerdir. Kaldı ki bu teori baştan sona tutarsızlıklarla doludur.

Hemen fark edileceği gibi bu varsayım her şeyden önce uzaydan dünyamıza aminoasitlerin gelmesine dayanır.

Evrenin uygun yerlerinden aminoasitler oluşabilir mi?

Evrenin uygun yerlerinde oluşabilecek aminoasitler meteorlarla dünyaya ulaşabilir mi?

Ulaşsa dahi yapılarını koruyabilirler mi?

Bilimin birinci soruya verdiği cevap mümkündür, diğer sorulara verdiği cevap ise HAYIRDIR.

Nature dergisinde 28 Mart 2002 tarihinde yayınlanan canlılığın ilkel evren koşullarında oluşmasıyla ilgili iki araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Washington Üniversitesi'nden Everett L. Shock Astrobiyoloji: Hayatın Tohumları mı? başlıklı makalesinde şunları yazmaktadır.

-Hayatın temel taşı olan aminoasitler, yıldızlar arasında bulunan toz zerreciklerinde oluşabilmekte. Ancak bu Yeryüzünde hayatın kökeni hakkında bize ne kadar bilgi veriyor?

Everett L. Shock, deneyleri ve elde edilen sonuçları özetledikten sonra, canlılığı oluşturan malzemelerin bir yerlerde bulunduğunu öne sürmenin, canlılığın kökenini açıklamadığını belirterek makalesini şöyle bitirmektedir:

-Bu bize hayatın kökeni hakkında hiç bilgi veriyor mu?

Hayatınızı kazanmak için jeoloji okuyabilirsiniz.

Ancak, farklı kayaların nasıl oluştuğunu bilmek size hangi kaya kümesinin Teotihuacán, Tac Mahal veya Tony'nin Yeri olacağını göstermez.

Hayatın kimyasal temel taşlarını araştırmak, bunların her yerde olduğunu ve hayat olmadan da var olabildiklerini gösterebilir.

Bu gerçeği kabul ederek, hayatın ortaya çıkışı ile ilgili araştırmalar başka şekilde yönlendirilmeli. Hayatın kökeni ile ilgili materyaller göz önünde bulundurulmalı, ancak bunlara direkt olarak bağlı kalınmamalı.

İnanıyorum ki, bu acemi astrobiyoloji için büyük bir meydan okumadır.

Aminoasitlerin şu veya bu şekil ya da yolla oluşmasının gerçekte canlılığın oluşumu konusunda herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

Rastlantılarla aminoasitlerin oluşumu sadece canlılığın rastlantılara oluştuğunu savunan evrim teorisi taraftarlarına bir avuntudur.

Bir canlı hücresinin rastlantılarla oluşmasının imkânsızlığı bilimsel yöntemlerle defalarca gösterilmiştir.