Son günlerde kimi evrimci dostlarımız canlılığın uzaydan geldiği varsayımı üzerine yoğunlaşmış görünüyorlar. Sanki evrimin temel varsayımlarından olan canlılık sıcak su havuzlarında rastlantılarla oluştu ve evrimleşti varsayımından vazgeçmiş gibiler.


Bizde bu durumu fark edince canlılık uzaydan mı geldi diye sormuştuk.

Bu sorumuza karşılık bir evrimci dostumuz kasım 2010 tarihinde dünyamıza on yedi milyon km yakınından geçen, bu arada rahatlıkla gözlenen Hartley-2 kuyrukluyıldızında var olduğu iddia edilen sularda dünya okyanuslarında bulunan miktarlarda döteryum tespit edildiğinden, dünyamızdaki suların kuyruklu yıldızlar vasıtasıyla geldiğinden bahseden bir yazı yazmış ve bazı iddialarda bulunmuştu.


Sayın evrimci dostumuz açıkça canlılık kuyruklu yıldızlar vasıtasıyla dünyamıza taşındı iddiasında bulunmuyordu ama sorumuzu kuyruklu yıldızlarda bulunan suyla ilişkilendirmesi; hele, hele bu suyu okyanus suyu olarak nitelemesi hayli ilginç ve düşündürücü idi.

Ortaya koyduğu kaynakların da hayli ciddi oluşu bizi de konuyu ciddiye alıp bir araştırma yapmaya yönlendi.

Önce kuyruklu yıldızlar hakkında bazı bilgiler verelim.



Kuyruklu yıldızlar kirli kartopu ya da buzlu çamur topu olarak anılırlar. Buz (su ve donmuş gazlar) ve (bir nedenle güneş sisteminin oluşumu sırasında gezegenlerde yoğunlaşamamış) kozmik toz karışımından oluşurlar.


= = =

Güneş sisteminin diğer küçük cisimlerinin aksine, kuyrukluyıldızlar antik çağlardan beri bilinmektedir. Çin kayıtlarına göre Halley kuyrukluyıldızı MÖ. 240 yılından beri tanınmaktadır.

Keşfedilen kuyruklu yıldızların sayısı 1024 civarlarındadır. Bunların 184 tanesi dönemleri iki yüz sene civarlarında olan periyodik kuyruklu yıldızlardır.

Bunların dışında kalanların pek çoğu (evren tam bir düzen içinde olduğundan) periyodik kuyruklu yıldızlar olması gerekir ama periyotları o kadar uzundur ki dönemleri sağlıklı olarak tespit edilememektedir.

Kuyruklu yıldızların yapıları şu şekildedir.

Nüve: Nispeten katı ve kararlı olan çekirdek, su buzu ve diğer donmuş gazlar ve az miktarda kozmik toz ve diğer katı cisimlerden oluşmuştur.

Koma: Çekirdekten buharlaşan su, karbondioksit ve diğer nötr gazların yoğun bir bulutudur. Nüveyi çevreleyen ışık topu şeklinde görülür.

Hidrojen bulutu: Çok büyük (milyonlarca km) ancak son derece seyrek bir nötr hidrojen zarfı.

Toz kuyruk: 10 milyon km'yi aşan uzunlukta, çekirdekten kaçan gazlarla taşınan mikroskobik toz partiküllerinden oluşmuş duman.

Toz kuyruk kuyrukluyıldızların çıplak gözle görülebilen en belirgin özelliğini teşkil eder.

İyon kuyruk: Kuyrukluyıldızın, yüzlerce milyon km'ye varan uzunlukta, güneş rüzgârıyla reaksiyon sonucu iyonize olmuş gazlardan oluşan plazma kuyruğudur.

Kuyrukluyıldızlar güneşe yeterince yakın olmadıkça görülmezler.

Bazılarının yörüngesi güneş sisteminin bir hayli dışına taşar, bunlar bir kez görüldükten sonra binlerce yıl boyunca geri dönmezler.

Halley gibi kısa ve orta periyotlu kuyruklu yıldızların yörüngelerinin çok az bir kısmı güneş sistemi içinde kalır.

Yörüngeleri güneşe yaklaşan kuyrukluyıldızların, güneş ya da gezegenlerle çarpışma ya da oldukça yakın bir geçişle (özellikle Jüpiter'e yakın geçerlerse) güneş sistemi dışına atılmaları olasılığı vardır.

Kuyrukluyıldızlar tersinim sonucu güneş yakınından yaklaşık beş yüz geçiş sonunda buz ve gazlarının tamamına yakınını yitirerek asteroidlere benzer bir görünüm kazanırlar.

Bunu nedenleri güneş gibi ısı kaynaklarına yaklaştıkça barındırdıkları su ve gaz buzlarının erimesi ardından buharlaşmasıdır.

Kuyruklu yıldızlar sıvılaşan ardından buharlaşan elementleri kütle çekim kuvvetleriyle bünyelerinde tutamaması, evrene saçılmasına engel olamamasıdır.

Kuruyan, bu nedenle ışıyamayan kuyruklu yıldızlar sonuçta asteroidlere dönüşürler.

Diğer ifade ile asteroidler de tek damla bile su bulunmamaktadır. Fırından yeni çıkmış nohut taneleri kadar kurudurlar

Sayın evrimci dostumuzun örnek verdiği kuyruklu yıldıza gelince.....

Hartley -2 ismi verilen kuyrukluyıldız Kasım 2010'da dünyamıza 17 (on yedi) milyon km. yakınından geçti. Bu arada yakından incelenme imkanı bulundu. Söz konusu kuyruklu yıldızın çekirdeği sadece 1.5 (bir buçuk) km civarlarında, yer fıstığı görünümünde; yuvarlana, yuvarlana hareket eden bir buz kütlesiydi.



Deep Impact uzay aracıyla çekilen Hartley-2'nin fotoğrafı

Araştırmalarda Hartley-2'nin komasında dünya okyanuslarında bolca gözlemlenen döteryum (Hidrojen gazının izotoplarından=ağır hidrojen) gazının varlığı ölçümlendi.

Var olduğu iddia edilen su kütlelerinde döteryum oranlarının dünya okyanuslarında bulunanlarla aynı oranlarda olması o suların okyanus suyu olarak nitelenmesine yeter mi?

Evrimci dostumuza göre yeter ama bize göre yetmez.

Dünya okyanus sularında bol miktarlarda döteryum vardır ama yanı sıra tuz, amonyak, oksijen vb. pek çok elementler de vardır.

Evrimci dostumuz gibi kimi bilim adamları dünyadaki suyun büyük ölçülerde kuyruklu yıldızlardan geldiğini savunurlarsa da kuyruklu yıldızların yapısı, periyotlarının uzunluğu, güneş sisteminin yapısı, dünyanın Güneş sistemindeki konumu ( Dünya'ya yaklaşmak Jüpiter'e yaklaşmak demektir.) bu varsayımı imkansız kılar.

Dünyada bol miktarda (dünya yüzeyi dörtte üç su ile kaplıdır) suyun bulunması bu suyun asteroidlerle taşındığı iddiasını gülünç duruma düşürür.

Tersinim teorisine göre ilk dönemlerde dünyamızda bol miktarlarda oksijen ve hidrojen vardı. Bu gazlar ve diğerleri (örneğin azot) Güneş henüz ışımaya başlamadığı dönemlerde buz kütleleri halinde dünyamıza uzaydan gelmiştir.

Güneş ışımaya, ardından ısıtmaya başlayınca bu buzlar eriyip dünya atmosferini oluşturdu. Ardından hidrojen ve oksijen tutuşup yanmaya başladı. Oluşan su buharının basıncı zamanla bu büyük yangını söndürdü.

Dünya atmosferinde hidrojene göre oksijenin fazla olmasının nedeni ise büyük yangında hidrojenin oksijene göre daha çok harcanmasıdır.

Dünyamızda bulunan suyun miktarı ve atmosferindeki hidrojen ve oksijen gazının varlığı ve oranı bu varsayımın kanıtlarıdır.

= = =

Kimi evrimci bilim adamlarının kuyruklu yıldızlarda okyanustakilere benzer suyun bulunduğumu, asteroidlerle dünyamıza ulaştığını savunması gelecekte ortaya atılmaya hazırlanılan bir varsayıma ön hazırlık mahiyetinde olmalıdır.

Malum….

Evrimciler Urey-Miller deneylerinde (kendine özel= oksijen bulunmayan) okyanus suyunu kullanıp cold trap gibi özel düzenekler kurarak yaşamın temel taşlarından olan aminoasitlerin rastlantılarla oluşabileceğini ilan etmişler, bu deneyi evrimin yadsınamaz kanıtı gibi takdim etmişlerdi.

Fakat bilim sadece aminoasitlerin oluşumunun canlılığın rastlantılarla oluşması anlamına gelemeyeceğini, canlı hücrelerinin inanılmaz komplekslikteki yapılarını kısmen de olsa göstererek kanıtlamıştı.

Fakat evrimcilerimiz ortaya attıkları varsayımlardan kolay kolay vazgeçmezler.

Evrimcilerin canlılık uzaydan kuyruklu yıldızlar vasıtasıyla geldi iddiasını ortaya atmaları boşuna değildir.

Canlılığın oluştuğu varsayılan kaynaklarından dünyamıza gelmesi için canlılık özelliklerini koruyabilecekleri ortam ve imkanlara sahip vasıtalara, araçlara gerek vardır.

Aksi halde nice bin yıllar sürecek bu uzun ve çetin yolculuklarında canlılıklarını koruyamayacaklardır.

Nitekim yapılan deneyler bakteriler gibi tek hücreli canlıların uzay amansız şartlarına ancak birkaç saat dayanabildiklerini, ardından hepsinin öldüklerini göstermiştir.

Bu nedenlerle kuyruklu yıldızlar evrimcilerce canlılığın uzayda taşınabileceği ideal vasıtalar olarak algılanmış olmalıdır.

Bir evrimci için eğer kuyruklu yıldızlarda okyanus suyuna benzer su varsa ve şu yada bu yolla dünyaya aktarılabiliyorsa kuyruklu yıldızlarda hazırlanmış aminoasitler niçin dünyaya ulaştırılmış olmasın?

Bütün bunlar daha sonra ortaya atılacak kuyruklu yıldızlarda okyanus suyuna benzer sular vardır. Bu su da aminoasitler oluştu. Ardından dünyamıza ulaştı, aminoasitlerden de canlılık oluştu varsayımının ön hazırlıklarıdır.

Evrimci dostlarımız ortaya attıkları varsayımların doğruluğunu gönülden inandıklarından bu varsayıma da kanıtlanmış sayıp sahip çıkacaklarından şüphe yok.

Ama uzaydan gelen canlı varsayımın canlılığın rastlantılarla nasıl oluştuğu sorusuna bir cevap olmayacağı açıktır.

Bu varsayım bu soruya yanıtlamaz ama evrimcilerin canlarını sıkacak daha pek çok soruların gündeme gelmesine neden olur.

Yazımızın başında sormuştuk.

Kuyruklu yıldızlarda var olduğu iddia edilen sulardaki döteryum oranının dünya okyanuslarında bulunanlara benzemesi o suyun okyanus suyu kabul edilmesine yeter mi?

Dünya okyanus sularında bolca bulunan tuz , amonyak vb. gibi diğer maddeler ne olacak?

Sayın evrimci dostlarımız bu ve diğer sorulara cevap aramaya başlasalar iyi olacak diyebiliriz.