Richard Dawkins'in Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Richard Dawkins'in Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler

  1. Richard Dawkins 26 Mart 1941 yılında Kenya'nın Nairobi şehrinde dünyaya gelmiştir.

    Clinton Richard Dawkins İngiliz uyruklu etolog, yazar, evrim kuramcısı olarak tanınır. Kendisi Oxford Üniversitesi'nde zooloji profesörüdür.

    Dawkins bilimin halkça anlaşılması için oluşturulmuş Oxford Üniversitesi Charles Simonyi kürsüsünde profesör ve aynı zamanda New College bilim kurulunun üyesidir.

    1976'da yayımlanan The Selfish Gene (Gen Bencildir) adlı kitabında doğal seçilim'in bireyler ya da türler seviyesinde değil, genler seviyesinde incelenmesi gerektiğini savunmuştur.

    Aynı kitapta, mem kavramını ortaya atarak bugün memetik diye bilinen bilim dalının kurucusu olmuştur.

    1982'de yayımladığı The Extended Phenotype (Genişletilmiş Fenotip) adlı kitabında, fenotipi vücutla eş anlamlı gören geleneksel görüşe karşı çıkmış, bir organizmanın kendi vücudu dışında oluşturduğu yapıların da (kuş ve termit yuvaları gibi) o organizmanın genleri tarafından inşa edildiğini, dolayısıyla organizmanın fenotipine dahil edilmesi gerektiğini savunmuştur.

    Evrim, yaradılışçılık ve din konularındaki fikirlerini açıklamak için pek çok popüler bilim kitabı yazmış ve pek çok televizyon programına katılmış olan Dawkins, tutkulu bir ateizm savunucusu olarak da ünlenmiştir.

    2006'da yayımladığı The God Delusion (Tanrı Yanılgısı) adlı kitabında tanrının varlığı ve dinlerin gerekliliği için öne sürülen geleneksel savlara karşı çıkmış ve ateist bir dünya görüşünü savunmuştur.

    Richard Dawkins'in herhangi bir taassuba kaçmadan başta gen bencildir kitabı olmak üzere ulaşabildiğimiz tüm eserlerini bilimsel yöntemlerle eleştireceğiz.

    Devamı var.


  2. 2012-05-14 #2
    Gen Bencil mi?-2

    Richard Dawkins Gen Bencildir kitabının önsözünde:

    Şempanze ve insanın evrimsel geçmişlerinin yaklaşık yüzde 99.5 ortaktır. Yine de birçok mantıklı insan şempanzeye eğribüğrü, tuhaf bir yaratık olarak bakar ve kendisini Mutlak Yaradan’a ulaşmak yolunda bir basamak taşı olarak görür.

    Evrimci için böyle bir şey olamaz. Bir türü diğer bir türden üstün kılacak hiç bir nesnel dayanak yoktur.

    Şempanze ile insan kertenkele ile mantar hepimiz; üç milyar yıl kadar önce doğal seçilim olarak tanıdığımız bir süreç içinde evrimleştik.

    Her tür içerisinde kimi bireyler diğerlerinden daha çok sayıda yaşamını sürdürebilen döl vermişlerdir.

    Buna bağlı olarak da üreme bakımından başarılı olan bireyin kalıtsal özellikleri
    (genler) bir sonraki nesilde sayıca artmıştır diye yazar.

    Dawkins Bencil Gen ismini verdiği kitabının hemen başında (önsözünde) yazdığı yukarıdaki cümleyi şempanzelerden insana olan evrimi birebir gözlemlemiş (inkar edilemez bir gerçek) gibi kesin bir dille yazmıştır.

    Taraftarları için evrim en büyük gerçektir. Evrim ile çelişen, evrimi yalanlayan hiç bir bilimsel bulgu olamaz. Olursa bilimsel değildir.

    Evrimciler genelde en baştan yaratılış teorisi öngörülerine kapılarını açılmamak üzere kapattıklarından kendilerini rastlantılarla oluşan varoluş düşüncesinin dar ve sığ hapishanesine kapatırlar, tek yönlü düşünmeye tek yönlü sonuçlar almaya zorlanırlar.

    Akıl ve bilim dışı, genelde saçma fakat evrim paralelinde kimi varsayımları, hayal ürünü senaryoları yadsınamaz gerçeklermiş gibi kabul etmeleri ve savunmaları bu nedenledir.

    Fark edileceği gibi bu mantık; (tek yönlü olduğundan) sert bir dille eleştirdiği; akıl, mantık ve bilim dışı olmakla suçladığı karşıt teorilerin mantığıyla temel yönünden aynıdır.

    Bir bakıma karşıt teorileri, varoluşu yaratılışa indirgeyerek kolaycılığa kaçmakla suçlarken aynı büyük hatayı kendisi de düşmüş, varoluş rastlantılarla oluştu kolaycılığını kaçmıştır.

    Fakat bilim kanıt ister.

    Doğruluğu şüpheli varsayımları kesin gerçekler gibi kabul edip bulguları buna uygun yorumlar, kanıtlar diye akla, mantığa, bilime uymayan; genelde hayal ürünü şöyle oldu böyle oldu senaryolarını gösterirseniz bu bilimsel bir yaklaşım olmaz. Olsa olsa koyu bir taassup olur.

    Tek yönlü düşünce ise taassup olarak tarif edilir ve bilimin en büyük düşmanıdır.

    Materyalistlerin materyalizmi (tabiî ki evrim teorisini) bilimsellikten çıkarıp bir din haline getirmeleri bu nedenledir.

    Dawkins gibi evrim teorisi taraftarları elbette ki insanların şempanzelerden evrimleştiğini (ve diğerlerini) inanabilirler. Buna ne bizim, ne de bir başkasının herhangi bir itirazı olamaz. İnanç özgürlüğünü yürekten inananlardanız.

    İtirazımız Dawkins’in inancını bilimsel bir gerçekmiş gibi gösterme çabalarınadır.

    Bir evrimciye göre evrim bilimin annesi babası, teyzesi amcası; diğer ifade ile her şeyidir.

    Fakat henüz kanıtlanmamış, soru dağları altında ezilen bir teori bilimin hem annesi hem babası nasıl olabilir?

    Henüz kanıtlanmamış varsayımları inkârı mümkün olmayan gerçeklermiş gibi kabul edip, bulguları bunlara uygun yorumlarsanız; keskin dillerle eleştirdiğiniz, yobazlık olarak tarif ettiğiniz tek yönlü düşüncenin, diğer ifade ile taassubun en koyusunun içine düşmüş olursunuz.

    Eleştirdiğiniz, yobazlıkla, geri kafalılıkla suçladığınız kişilerden bir farkınız olmaz.

    Dawkins’in yukarıdaki ifadesi evrimcilere özgü bir şöyle oldu böyle oldu edebiyatının klasik bir örneğidir.

    Kesinlik ifadeli bir üslupla yazılmıştır ama (bilimsel bulgulara dayanmadığından) genelde hayal ürünü senaryoların bileşkeleridir.

    Gerçekten de insanlar şempanzelerden mi evrimleşti?

    Dawkins gibi taassup sahibi evrimcilerin bu soruya verdikleri cevap kesin bir evettir. Bunda (kendilerine göre kanıtlar ortaya koyduklarından) en küçük bir şüpheleri dahi yoktur.

    Fakat aklı başında, bilimsel tarafsızlığını yitirmemiş gerçek bilim insanları yukarıdaki soruyu (önemi nedeniyle) yanıtlarken çok derin düşünürler, konuyu enine boyuna irdelerler, daha da önemlisi gerçek bilimsel kanıtlar ararlar.

    Hayal ürünü, genelde şöyle oldu böyle oldu edebiyatı olan sahte kanıtlara itibar etmezler.

    Eğer bilimsel kanıtlarla desteklenmiyorsa varsayımlar gerçek olamazlar. Olsa olsa bir teori yada da hipotezdirler.

    Gerçek olmayanları inkarı mümkün olmayan gerçeklermiş gibi tanımlamak, daha da kötüsü diğer bulgulara gerçekliğinden şüpheli bir varsayımı bir mihenk taşı olarak kullanıp değerlendirmek çok büyük hata ve hatta bilime ihanet olur.

    Bütün mantıksızlığına rağmen evrime inanan taassup sahibi bazı kişiler dışında bu varsayıma (bilimsel kanıtlara dayanmadığından) aklı başında hiç kimse inanmaz.

    Bunun nedeni de şempanzelerle insanlar arasında aşılması mümkün olmayan pek çok engellerin olmasıdır. Her iki canlı ayrı ayrı türlerdir.

    Dawkins’e (ve diğer evrimcilere göre) insanların şempanzelerden evrimleştiğinin en büyük kanıtı %99’a varan genom benzerliğidir.

    Yukarıdaki genom benzerliği oranını doğru, gen şifre sayısını 5 milyar kabul edersek şempanzelerle insanlar arasındaki farklılık (toplam gen şifre sayısının yüzde biri) elli milyon olur.

    Elli milyon farklılıkta maymunlarla insanlar arasındaki farklılıkların tümünü rahatlıkla ifade eder.

    Kaldı ki fiziksel benzerlikleri olan iki canlının genom benzerliğinin olması son derece doğaldır.

    İlginç olan ise insanla yaşamın yakın geçmişinde (örneğin on milyon yıl öncesinden) evrimsel yönden herhangi bir bağlantının olmadığı canlılarla yüksek denebilecek oranlarda (örneğin nematod solucanlarıyla %60) genom benzerliğinin olmasıdır.

    Bu konuda kangurulardan tutun da ahtapotlara kadar pek çok örnekler verilebilir.

    Evrimci öngörülerini doğru kabul edersek bütün bu canlıları maymunsulardan sonra insanların evrimsel yönden maymunlardan sonra en yakın akrabaları kabul etmemiz gerekecektir.

    Ayrıntılı bilgi isteyen okuyucularımız insanın evrimi bölü-mündeki yazıları göz atabilirler.

    Canlılar arasındaki yapısal benzerlikler tüm canlıların aynı malzemeden (karbon temelli en element ve bileşiklerinden) var edilmiş olmaları nedeniyledir.

    Tüm evren (varsa diğer canlılar) bu elementlerden oluşmuştur. Bunun başka bir yolu yoktur.

    Kimi canlılar arasındaki anatomik benzerlikler (örneğin organ benzerlikleri) benzerlikler oranını artırabilir.

    İnsan maymun genom benzerliği dış görünüş benzerliği kadar benzer organlara sahip olmamız nedeniyledir.

    Bir evrimci benzerliklerin evrime kanıt olduğunu ısrarla vurgular. Böylesine basit bir gerçeği evrime kanıt olarak göstermek ancak olayları tek yönlü bakma alışkanlığında olan evrimci mantığıyla mümkün olabilir.

    Fakat öyle durumlar vardır ki hiç bir benzerlik olmadığı halde evrimsel bir bağın kurulması gerekir.

    Bu gerçekte benzerliklerin evrime kanıt olduğu varsayımını temelden çürütür.

    Çünkü yaşamın temelleri olması gereken prokaryot ve ökaryot hücreler arasında en küçük bir benzerlik dahi yoktur.(Prokaryot ökaryot hücreler bölümüne bakınız)

    Genom benzerlikleri üzerine yapılan araştırmalar evrim teorisini rahatlıkla alt üst edebilecek sonuçlara ulaşmıştır. (ilgili konulara bakınız)

    Tersinim teorisinin bu öngörüsü bilimsel gerçeklerle birebir uyuşur.


    Devamı var.


  3. 2012-06-06 #3
    Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler-3

    Evrim teorisine göre insanlar maymunsulardan evrimleşmiştir. Bu varsayımı doğru kabul edersek bu süreç içinde günümüz maymunlarının da evrimleşmiş olmaları gerekir. Diğer ifade ile insanlar ile günümüz maymunlarının ortak atası maymunlardan daha maymun bir garip canlı olmalıdır.

    Maymunsularla (Dawkinsin örneğine göre şempanzelerle) insanlar arasındaki aşılması mümkün olmayacak kadar büyük, derin ve geniş yapısal farklılıklar vardır.

    Örneğin maymunsular 48, insanlar ise 46 kromozomludur.

    Bir evrimci için (elbette ki Dawkins için) bu kromozom sayı farklılığı sorunu maymunsuların bir çift kromozomunun telomerlerinden ayrılmamak üzere birleşmesi sonucu ortadan kalkmıştır.

    Evrimciler bu varsayıma (maymunsuların bir kromozomunun birleşmesi, bu yolla kromozom sayısının 48 den 46 ya inmesi varsayımına) kanıt olarak doğal olan ve evrimle uzaktan yakından ilgisi olmayan genom benzerliklerinden bir bölümü gösterirler.

    Fakat tarafsız; aklını, mantığını kullanabilen herhangi bir insan bu varsayımda bazı yaman çelişkilerin olduğunu hemen fark eder.

    Bir çift kromozomu birleştiği iddia edilen canlı evrim teorisine göre olgun yaşta bir australopiketus (evrim teorisine göre maymunlardan insanlara evrimin en alt atası kabul edilen canlı) olmalıdır.

    Bu tür çok hücreli canlı bedenlerinde yaklaşık iki yüz trilyon hücre vardır ve bu hücreler (kas hücreleri, sinir hücreleri, kan hücreleri, kemik hücreleri vb.) çeşitlidir.

    Her hücreninde kendine özel bir çekirdeiği, çekirdeğinde bir DNA'sı, DNA'nında kromozomları vardır.

    O zaman sormak gerekir.

    Telomerler yoluyla bir çift kromozomu birleşen DNA hangi hücrenin DNA'sıdır?

    Hayali en güçlü bir evrimci bile tüm hücrelerin bir çift kromozomunun birleştiğini iddia edemez. Çünkü bu iddia makro mutasyona uğrayan bir maymunsunun (örneğin üzerine yıldırım düşen bir australopiketusun) bir anda insana dönüşüverdiği anlamına gelir.

    Tüm hücre kromozomların zaman içinde kademeli olarak birleştiği varsayımı ise pek mantıklı olmaz.

    Bunun nedeni bu tür değişim gösteren hücrelerin canlı vücutlarında tutulmayacağı, savunma korunma mekanizmalarıyla dışlanacağı, hemen imha edileceği gerçeğidir.

    Canlı vücutları yabancı olarak algıladıkları bir hiçbir oluşumu bünyelerinde tutmazlar. Buna izin vermezler.

    Bu konuda evrimciler (her şey yolunda gitse bir çift kromozom birleşse bile) çok basit bir gerçeği de nedense göz ardı ederler.

    Bu basit gerçekte 48 kromozomlu bir maymunsunun bir çift kromozomu birleşince kromozom sayısının 46 değil (23 çift artı tek) 47 olacağıdır.

    48 kromozomun iki çifti aynı anda birleşirse sayısı 46ya ancak iner. Bu da kromozom birleşme mucizesi aynı anda iki kere gerçekleşmesi demektir.

    Fakat aynı anda iki mucize gerçekleşse bile değişime uğrayan iki yüz trilyonluk bir bedendeki herhangi bir hücre olursa bu hücrenin evrime neden olması düşünülemez.

    Bir çift kromozomu birleşen hücrenin yeni aşılanmış bir embriyo olması da bu gerçeği değiştirmez.

    Rastlantılarla bir çift kromozomu birleşen hücre bir üreme hücresi (örneğin bir dişi yumurta hücresi) olsa netice değişir miydi?

    Canlımız bir maymunsu olduğuna göre normal bir dişinin yumurtası 24 kromozomludur. Bir çifti birleşince kromozom sayısı 23e iner ki bu da evrimin istediği sayıdır.

    Fakat maymunsular pek çok canlı gibi eşeyli üreyen canlılardır.

    Diğer ifade ile uğradığı makro mutasyonlar sonucu yumurtasındaki kromozom sayısı 23 e inen dişimize bir de erkek lazım olur.

    Bu nedenle aynı mucize senaryonun bir de erkek maymunsu için oluşması gerekecektir.

    Fakat bu tür canlılarda bir erkek atmığında iki yüz elli milyon civarlarında sperm bulunur.

    Spermlerden birinin ve hatta bir kaçının yine makro mutasyonlarla kromozomu birleştiğini varsaysak bile bu spermler yumurtayı aşılar mı?

    Aşılasa bile 46 kromozomlu bir embriyo 48 kromozomlu bir anne bedeninde yaşayabilir mi?

    Yaşadığını kabul edersek bu bir maymunsunun bir insan doğurduğu anlamına gelecektir.

    Böyle bir oluşum mümkün müdür?

    Görüleceği gibi bir mucizeler dizimi olarak tanımlanabilecek bu rastlantısal oluşumları hayal gücümüzü kat be kat aşarak olabildiğince zorlasak, en olmayacakları olur kabul etsek bile 48 kromozom 46 kromozoma indirilememektedir.

    Richard Dawkinsin olabildiğince basitleştirerek birkaç cümle ve bir kaç şema ile geçiştiriverdiği bu sorun gerçekte evrimin önünde aşılması mümkün görülmeyen ulu dağlar gibi durmaktadır.


    = = =

    Evrimcilerin maymunsulardan insanlara evrimin bir başka kanıtı ise hemoglobin molekülünün evrime!(gerçekte tersinim) uğramış yapısıdır.

    Bakınız, kendini konunun uzmanı zanneden bir evrimci bu konuda neler yazıyor:

    -İnsan DNA'sında hemoglobin beta genlerinden birisi bozuktur. Yapı olarak beta genine benzese de dizilimi farklıdır ve protein kodlaması yapamaz.

    İşte bu bozuk gen ne tesadüf ki şempanzede de vardır.

    Bakın Prof. Michael Behe ne diyor:

    -İnsandaki bu genin başlarında, genin deaktive olmasına neden olan iki tane belirli nükleotid değişikliği vardır. Şempanze geninde de tam olarak aynı değişiklik vardır.

    İnsan geninin biraz ilerilerinde bir yerde belirli bir harf eksiktir, burada eksilme mutasyonu olmuştur. Tam da aynı harf şempanze geninde de bulunmamaktadır. İnsan geninin sonlarına doğru bir harf daha kayıptır. Bu harf şempanze geninde de kayıptır."

    Ve bakın nasıl devam ediyor yine kendisi:

    "-İnsan ve şempanze DNA'larındaki aynı genlerdeki aynı pozisyonlarda aynı hatalar...Eğer bir ortak ata ilk olarak bu mutasyonel hatalara sahip olup sonrasında bu iki modern türün doğuşuna neden olduysa, bu durum bu iki türün neden bu hatalara sahip olduğunu açıklayacaktır.

    Şempanzeler ile insanların ortak ataya sahip olduğu görüşüne daha kuvvetli nasıl bir delil olabileceğini hayal etmesi zor...

    Geriye kalan birkaç bilmeceye rağmen Darwinin, Dünya üzerindeki tüm canlıların biyolojik akrabalar olduğuna yönelik tespitinin doğruluğundan şüphe etmek için hiçbir sebep yok. " (Michael Behe, The Edge of Evolution, syf. 71)


    Devamı var.


  4. 2012-06-06 #4
    Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler-4


    Örneğin pek çok canlı organizma C vitamini sentezleyebildiği halde bazıları sentezleyemez.

    İnsanlar ve şempanzeler de C vitamini sentezleyemeyen gruptandır ve bu vitamini dışarıdan almaya bağımlıdırlar.

    İşte bu durum karşısında evrim teorisinin bir öngörüsü vardır; evrim teorisi der ki, eğer insan ve şempanzenin ortak atasında meydana gelen bir mutasyon C vitamini sentezleyen geni işlevsiz kılmışsa, bu genin bozulmuş kopyalarının insan ve şempanzede ortak olarak izlenmesi gerekir. Sonuç mu? Hem insanlar hem şempanzeler, diğer memelilerde C vitamini sentezinde görev alan genin bozulmuş bir kopyasına sahiptirler.
    (Hani hazretleri tesadüf ve istatistik hesaplarını çok seviyorlar ya, onu da yazalım tabi bu arada; hem insan hem şempanze genomunda aynı genin bozulmuş kopyalarına rastlanma ihtimali nedir biliyor musunuz? milyon kere milyon kere milyonda bir filan işte..)

    Oysa evrim teorisi öngürdü ve öngörüsü doğru çıktı. Peki ya yaratılışçıların bu konuda bir öngörüsü var mı? Var efendim, hiç olmaz mı; Tanrı öyle yaratmış işte buyuruyor.

    Dikkatli bir okuyucu kendini konunun uzmanı zanneden bu evrimcimizin gerçekte evrimin kanıtlarını değil TERSİNİMİN kanıtlarını gösterdiğini, tersinimi kanıtladığını hemen fark edecektir.

    Örneğin:

    İnsan geninin biraz ilerilerinde bir yerde belirli bir harf eksiktir, burada eksilme mutasyonu olmuştur. Tam da aynı harf şempanze geninde de bulunmamaktadır. İnsan geninin sonlarına doğru bir harf daha kayıptır. Bu harf şempanze geninde de kayıptır cümlesi doğru ise mutasyon oluşmadan önce BU GEN EKSİKSİZDİR. Tersinim sonucu bir harfi EKSİLMİŞTİR.

    Evrim değil tersinim söz konusudur.

    Ve yine:

    İnsan ve şempanzenin ortak atasında meydana gelen bir mutasyon C vitamini sentezleyen geni işlevsiz kılmışsa, bu genin bozulmuş kopyalarının insan ve şempanzede ortak olarak izlenmesi gerekir.

    Buyuruyor.

    C vitamini SENTEZLERKEN oluşan mutasyonlar sonucu SENTEZLEYEMEMENİN evrim değil tersinim olduğu açıktır.

    Bu ara tersinimi bir kez daha tarif edelim.

    Tersinim düzen ve sistem sahibi oluşumların zaman içinde bozulmaya, eskiyeme, azalmaya, yıpranmaya vb..uğramasıdır.

    Tersinim negatif olan bu tür değişimlerin genel ifadesidir.

    Tersinim karmaşa ve düzensizliklerde gözlenmez. Tersinimin gözlendiği olgular kesinlikle sistem ve düzen sahipleridir.

    Evrim için on milyonlarca seneyle ifade edilen uzun süreçler gerekli olduğundan birebir gözlenip, sınanamaz. Diğer ifade ile evrim materyalist bilim anlayışının en önemli kuralına (gözlem ve deneylerle sınanma kuralına) uymaz.

    Taraftarları gözlenip sınanamasa da evrimin yaşamın aşamalarını gösteren fosiller gibi kanıtlarla ispatlandığı iddiasındadırlar ama bu da son derece şüpheli ve o kadar da yetersizdir.

    Bu gün evrim ve öngörüleri cevapları temelini teşkil eden pek soruya cevap verememekte, temelsizlik üzerindeki varlığı taraftarlarınca yapay yöntemlerle devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

    Halbuki tersinim uzun süreçlere gerek görmez. Anlık olaylarla bir kaç on senelik süreçler yeterlidir. Bu nedenle kolaylıkla gözlenip sınanabilir.

    Tersinim teorisi materyalist bilim mantığının en önemli kuralına harfi harfine uyar.

    Örneğin hastalanıyoruz, her an bir şeylerimizi yitirip ihtiyarlıyoruz. Sonuçta kaçınılmaz olarak ölüp gideceğiz.

    Fabrikasından yeni aldığımız araba kullansak da kullanmasanız da zaman içinde bozuluyor.

    Bunlar benzer ya da benzemez milyonlarca örnek verilebilir.

    Düzen ve sistemler ne kadar ayrıntılı ve hassas olursa tersinimin etkisi o kadar güçlü olur. Bu tür düzenli sistemlerin başında canlılık gelir.

    Bu nedenle tüm canlılar korunma savunma ve çevreye uyum mekanizmalarıyla donanmışlardır. Canlılar bu mekanizmaların yardımıyla tersinim etkisini en aza indirmeye çalışırlar.

    Canlılar arasında gözlemlenen mücadele gerçekte varlıklarını eksiksiz olarak koruma mücadelesidir.

    Tüm düzenli sistemlerde gibi sistemli düzenliliğin en hassas ve ayrıntılı gözlendiği canlılıkta evrim söz konusu bile değildir.

    Canlılar zamsan içinde değişime uğrarlar ama bu değişim her zaman evrim değil az ya da çok tersinim yönündedir

    Sonuçta evrimcilere naçizane tavsiyemiz:

    Türlerden türlere geçilemeyeceğini kabul ediniz.

    Çünkü türler milyonlarca ayrıntılardan oluşmuş temel şablonların bütünselliğinden meydana gelmişlerdir.

    Türlerden türlere geçiş için milyonlarca ayrıntının en azından kısmen değişip yeni şablonlar oluşturması ve bu şablonların bir başka canlı türü için yeniden örgütlenmesi gerekecektir ki bu da imkansız kere imkansızdır.


    Devam edeceğiz.


  5. 2012-06-21 #5
    Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler-5

    Konuları ve gerçekleri evrimin öngörülerine uygun olarak eğip bükmek, kimilerini olabildiğince maddeye indirgeyerek basitleştirmek, kimilerine ise yine evrimin gereklerine uygun olarak olabildiğince karmaşıklaştırıp içinden çıkılmaz hale getirmek evrimcilerin bilinen taktiklerindendir.

    Richard Dawkins buna bağlı olarak da üreme bakımından başarılı olan bireyin kalıtsal özellikleri (genler) bir sonraki nesilde sayıca artmıştır diye (kesin bir dille) yazabildiğine göre bu konuda güçlü kanıtlara sahip olmalıdır.

    Fakat Dawkins herhangi bir kanıt göstermez. Bu nedenle yukarıdaki cümlesi evrimcilere özgü bir şöyle oldu böyle oldu edebiyatıdır ve bilimsel bir değeri yoktur.

    Bilindiği gibi üremeler canlı türlerinin yenilenmesidir. Kalıtsal özelliklerini eksiksiz olarak diğer nesillere aktarmaları gerekir.


    Bir canlı kalıtsal özelliklerin diğer nesillere artırarak aktarabilir mi?

    Kalıtım kanunları ve canlılardaki değişmezlik ilkesi bu soruya kesin bir dille hayır cevabını verir.

    Canlı gen havuzlarını zenginleştiren hiçbir mutasyon gözlenmemiştir.

    Canlılar korunma, savunma ve bağışıklık sistemleriyle dış etkenlerin (mutasyonların) olumsuz etkilerinden kendilerini korumaya çalışırlar.

    Yapılan bilimsel gözlemlerin sonuçları zenginleşme bir yana fakirleşme (tersinim) yönündedir.

    = = =

    Richard Dawkins Gen Bencildir kitabı için düş gücüne seslenmek üzere tasarlandığını fakat bir bilim kurgu olmadığını bilimin ta kendisi olduğunu iddia eder.

    Richard Dawkins’e göre canlılar (dolaysıyla biz insanlar) birer yaşamkalım makineleri, genler adıyla bilinen bencil moleküllerini körü körüne korumak için programlanmış robot araçlarıdır.

    Dawkins'e göre insanlar da dahil tüm canlılar genlerin kontrolünde yaşarlar, ürerler ve ölürler.

    Bu arada yukarıdaki ifadenin tersinim teorisinin canlılar varoluşlarındaki yapılarını korunma, savunma ve bağışıklık sistemleriyle korumaya çalışırlar öngörüsünün paralelinde gibi görünürse de (insan söz konusu olduğunda) bazı yönlerden ayrılır.

    Öncelikle Richard Dawkins’in bu varsayımına (insanlarda dahil tüm canlıların genlerin kontrolü altında olduğu varsayımına) katılmadığımızı belirtelim.

    Katılmama nedenimiz ise insanları hayvan denen diğer canlılardan ayıran farklılıkları görmemiz, bilmemiz ve inanmamızdır.

    Tersinim teorisine göre insanlarda ruh ve nefis (can) denen iki metafizik güç vardır. Nefis (can) tamamen genlerin kontrolünde olabilir ama ruh değildir.

    Ruh insanları hayvanlardan ayıran insansı meziyetlerin kaynağıdır.

    İnsan dışındaki hayvan denen diğer canlılar genlerin kontrolü altındadırlar. Genlerin emrettiklerini yapmaya şartlanmışlardır.

    Örneğin bir hayvanı kızdırırsanız kızar, korkutursanız korkar. Hiç bir zaman duygularını ve duygularının yönlendirdiği hareketlerini kontrol altında tutmaz. Buna gerek duymaz. Böyle bir kontrol yapma yeteneği yoktur.

    Ama insan öyle değildir.

    Duyularını, hareketlerini kontrol altında tutabilir. Örneğin kızarsa kızmanın normal kabul edilen hareketlerini yapmaktan kendini alıkoyabilir.

    Duyu ve hareketlerini kontrol etme sadece insanlara özel insansı meziyetlerin sonuçlarıdır.

    Söylemek istediğimiz kısaca şudur.

    Hayvanlar genlerinin kontrolü altındadırlar, bu nedenle hareketlerinden sorumlu değildirler ama insanlar bu yönden hayvanlardan farklıdırlar. Zaten bu nedenle insandırlar.


    İnsanlar gensel tepkimeleri insansı meziyetleri sayesinde kontrol edebilirler. Tam karşıtı tepki verebilirler.

    Diğer ifade ile insanlar genlerinin esiri değildirler.

    İnsanları da hayvanlar gibi genlerinin kontrolünde zanneden Dawkins çok kötü bir şekilde yanılmaktadır.

    Richard Dawkins’in bu kitabı yazma amacının insansı meziyetleri ret ve inkar ederek insanlarında genlerinin kontrolünde birer hayvan olduğunu kanıtlama amaçlı olduğu kesindir.

    Bu kavramda (insansı meziyetlerin inkarı kavramı) evrim teorisinin temellerinden biridir.

    Dawkins aklı sıra insanları hayvan mertebesine indirgeyerek bilimsellikten çıkarıp bir din haline getirdiği teorisini kanıtlama çabasındadır.

    Dawkins kitabının önsözünde bir türü diğer bir türden üstün kılacak hiç bir nesnel dayanak yoktur diye yazarak bu amacını en baştan açığa zaten vurmuştur.

    İnsanı meziyetleri kaldırıp atarsak insan denen ÖZEL canlının bir hayvandan farkının olmayacağı açıktır.

    Fakat insansı meziyetler yoktur demekle bunu iddia etmekle, insansı meziyetler yok olmaz.

    Çünkü insansı meziyetler vardır, biz bunu inkarı mümkün olmayacak bir şekilde gözlemliyoruz, daha da önemlisi YAŞIYORUZ.

    Devamı var.


  Okunma: 1370 - Yorum: 4 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -