Tanrı Yanılır Mı? - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Tanrı Yanılır Mı?

  1. Evrim konusunda yazdıklarıyla meşhur prof. Unvanlı bir yazar Tanrı kavramının bir yanılgı olduğunu iddia eden bir kitap yazmış ve yayınlamış.

    Bilimsel olduğu iddia edildiği halde içeriğinden alıntılar yapma izni verilmediğinden sözü edilen kitabı doğrudan eleştirme imkanımız yok.

    Fakat konu itibariyle sessiz kalmamızda mümkün olmayacak.

    Bu nedenle doğrudan kitaptan alıntılar yapmadan, kitabın yazarı ve içeriğinden bahsetmeden sadece anladıklarımızı yazıp buna uygun eleştirilerde bulunacağız.

    Ne yapalım ki tanınan imkanlar bu kadarına elveriyor.

    Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

    Önce şunu belirtelim ki bilimin paylaşıldıkça çoğaldığını ve değerlendiğini inananlardanım. Bilimsel bir kitabın içeriği rahatlıkla paylaşılıp, eleştirilebilmeliydi.

    Meşhur bir Arap atasözü vardır, harcanmayan para senin değildir diye.

    Bizde bunu; paylaşılmayan ilim sahibine ait değildir şekline dönüştürebiliriz.

    Gerçektende öyle. Paylaşılmayan, eleştirilmeyen bilimin hiç bir değeri yoktur.

    Her ne ise.

    = = =

    Kitap Tanrı'ya dolaysıyla dine hedef almış.

    Sayın yazarımıza göre din; kimi insanların aklını, bilincini özgürce kullanmasını engel olan, toplumsal baskılarla yaşatılmaya çalışılan ruhsal bir hapishanedir.

    Yazarımıza göre dini inkar eden bir ateist her şeyden önce gerçekçidir, cesurdur ve dinin prangalı hapishanelerinden kurtulmanın görkemli bilincindedir.

    Bu bilinç son derece görkemlidir, yücedir; çünkü bu bilince herkes ulaşamaz.

    Dinin akıl ve mantık dışılıklarından bunalmış ruhunu kurtarmayı başarmış bir kişi rahatlıkla dengeli, ahlaklı ve mantığa dayalı fikirlerle tatmin olmuş mutlu bir ateist olabilir.


    Sayın yazarımız bir şarkıcıdan ve şarkıdan esinlenerek dinin olmadığı bir dünyayı hayal eder.

    Dinin olmadığı bu hayali dünyasında; ne ikiz kuleleri yıkan Müslüman teröristler, ne intihar bombacıları, ne İsanın katilleri suçlamasıyla suçlanan ve ceza gören Yahudiler, ne minicik bir yerini açtığı için kırbaçlanan kadınlar, ne heykelleri kırıp yıkan Talibanlar, ne de kısas uygulanarak boynu vurulan kişilerden eser vardır.

    Bir bakıma onun bu hayali dünyasında her şey sütlimandır, kurt ve kuzu kardeş kardeş yaşamaktadır.

    Bir ateist için dinin dünyaya yaptığı kötülükler!!!! örnek verdiklerimizden binlerce kat daha çok ve çeşitlidir.

    Acaba öyle mi?

    Kitabı ilgiyle okurken bir şey hemen dikkatimi çekti.

    Sayın yazarımız dinin kötülüklerini sayıp dökerken; doğru dürüst örtünmediği için kırbaçlanan kadınları yazarken nedense çok daha büyüklerini; insan olduğumuz için utançla yüzlerimizi kızartanlarını; engizisyon mahkemelerini, zindanlarda çürütülen, diri diri yakılan insancıkları, cennetten parsel parsel arsalar satan suiistimalcileri bunlara benzer ya da benzemez Hıristiyan dinine özel nice kötülükleri nedense yazmamış.

    Bu da sayın yazarımızın konunun temelinde bile tarafsız olmadığını, diğer dinleri bir kenara bırakıp İslamı hedef aldığını gösterir.

    Sayın yazarımıza göre bütün kötülüklerin kaynağı dindir. Büyük ölçüde (açıkça yazmasa da) İslam dinidir.

    Sayın yazarımız yazısını devam ederken aklını, vicdanını, daha da önemlisi bilimsel tarafsızlığını bir kenara bırakmış.

    Sayın yazarımız din olgusunun kötülüklerini yazmadaki hünerini; insanları diri diri fırınlara atarak yakan, gaz odalarına gönderen, işkenceler altında inim inim inleterek canlarını alan; kadın, kız, çoluk çocuk, genç ihtiyar demeden on milyonlarca insanı ölüme gönderen, çıkardığı dünya savaşı sonucunda yüz milyonlarca insanın ölümüne neden olan, bir o kadarını da hasta ve sakat bırakan azılı bir ATEİSTİ ortaya koyup kınamada göstermemiş.


    Sayın yazarımız masum çocukların, hastaların, elden ayaktan düşmüş ihtiyarların topluma yük oldukları kararını vererek doğal seleksiyon gereği yok edilmelerini savunan, daha da korkuncu bunu uygulayan öjenistlerin, insanları kafataslarının büyüklüğüne ya da teninin rengine göre az gelişmiş, çok gelişmiş diye ayıran kafatasçıların, ırkçıların da Tanrı tanımazların içinden çıktıklarını unutmuş görünüyor.

    Son iki dünya savaşlarını ateizme meyilli devlet adamlarının çıkardıklarını; on milyonlarca insanın ölümlerine, bir o kadarının da sakat kalmalarına, onca acıya, gözyaşına neden olduklarını da bilmezlikten gelmeyi tercih etmiş.

    Neden acaba?

    Azılı tanrıtanımazların işlediği yüz kızartıcı, insanlık dışı suçlar dincilerin yaptıklarından daha mı hafifti?

    Yoksa sayın yazarımız gerçeği arayan tarafsız bir bilim insanı değil de gözü dönmüş bir din düşmanı mıdır?

    İyi ve de kötülerin toplumların her kesiminden çıkabileceğini prof unvanlı sayın yazarımız bilmiyor muydu?

    Kötülüğü tek bir kesimin üzerine yıkma çabaları bir kara cahilliğin sonucu değil midir?


    Devamı var.


  2. 2012-05-14 #2
    Tanrı Yanılgı mı?-2


    Sayın yazarımız söz konusu eserinde doğal olarak (eğer bir Var Edicinin varlığını en baştan inkar ederseniz otomatikman ateist-darwinci olursunuz. Bundan kurtuluşunuz yoktur.) ateist-Darwinci olduğundan onu ve getirdiği teoriyi öven, teoriyi bilimin ortaya koyduğu tek gerçek gibi gösteren cümleler kurmuş, evrimin propagandasını yapmaktan çekinmemiş.

    Bu durum onun bilimsel tarafsızlığı konusunda oluşan şüphelerimizi bir kat daha güçlendirip koyulaştırdı.

    Sayın yazar kaşınmış ama Darwin ve getirdiği teori hakkında oldukça geniş kapsamlı yazı dizilerimiz var. Yeterince cevap verdik. Onun için bu konuya girmeyeceğim. İsteyen bu konudaki yazılarımızı bakabilir.

    Sayın yazarımız Tanrı varsayımının varoluşla ilgili bilimsel bir hipotez olduğuna, bununda diğerleri gibi kuşkucu bir bakış açısıyla analiz edilmesi gerektiğini ileri sürer.

    Varoluşta Bir Yaratıcı İradenin var olduğu (yaratılışçılık) varsayımı elbette ki bilimsel bir varsayımdır. Bu varsayıma Tersinim Teorisini de ekleyebiliriz.

    Tersinim teorisi dinsel objelerden mümkün olduğu kadar uzak durarak temel aldığı bilimsel kanıtlarla evrim teorisini can evinden vurur, yaşamsal damarlarını kökünden keser.

    Tersinim teorisi, evrim teorisi gibi uzun süreçlere ihtiyaç duymadığından materyalizmin bilimsel temeli olarak kabul edilen deney ve gözlemlerle sınanma şartını kolaylıkla yerine getirir.

    Evrim teorisi öngörüleri ise on milyonlarca sene gibi çok uzun süreçlere ihtiyaç duyar. Bu nedenle gözlem ve deneylerle birebir sınanması mümkün değildir.

    Evrim teorisi savunucularının kanıt diye ortaya koyabildikleri kimi temelsiz, hayal ürünü, genelde saçma, şöyle oldu böyle oldu edebiyatına dayalı varsayımlarla; yaşam süreclerinin sonuçları olan, evrim öngörülerine uygun yorumlanmaya çalışılan, gerektiğinde sahtekarlıklara, aldatmacalara başvurulmaktan çekinilmeyen fosillerdir.

    Evrim diye savunulan olgu gözlem ve deneylerle birebir gözlemlenemeyen, sadece uzun süreçler sonunda oluştuğu varsayılan canlılardaki pozitif yöndeki değişimler ve bu değişimleri gösterdikleri iddia edilen yaşamsal izler olmalıdır.

    Canlıların zaman içinde değişime uğradıkları doğrudur ama bu değişim tersinim teorisinin temel varsayıma uygun olarak tersinim yönündedir.

    Tersinim olayının doğruluğu konusunda her gün kolayca gözlemlediğimiz binlerce örnek ve kanıt vardır ama canlıların zaman içinde evrimleştiği konusunda gözlem ve deneylerle sınanabilen tek bir olgu dahi yoktur.

    Sayın yazarımızda dahil tüm evrimcilere duyurulur.

    Şöyle oldu böyle edebiyatına kaçmadan, kanıtlara dayanarak evrimin doğruluğunu göstersinler.

    Tersinim olayının doğruluğu konusunda ise isteyenlere kanıtlara, akıl ve mantık çıkarımlarına uygun binlerce örnek gösterebiliriz.

    Sonuçta şunları yazabiliriz.

    Evrim, tersinim gibi yaratılış teorisi de Konusuyla ilgili diğer varsayımlar gibi bilimsel yöntemlerle ve tam bir tarafsızlıkla analiz edilebilir ve edilmelidir.

    Biz buna ne karşı çıkarız, ne de gereksizliğini yazarız.

    Nedeni ise varoluşun rastlantılarla oluştuğunu savunan materyalist-ateist görüşün; akla, mantığa, bilime uyan bir tane bile kanıtı olmadığı halde Varoluşta Bir İradenin Var Olduğu tezini savunan varsayımın binlerce, on binlerce, milyonlarca ve hatta milyarlarca kanıtının olmasıdır.

    Varoluşta Bir İradenin var olduğunu savunan teori; karşıtı tüm teorilerle bilimsel platformlarda tam bir tarafsızlıkla kıyaslanıp analiz edilmeyi, tartışılmayı; bilim adına, gerçekleri bulma adına sevinerek kabul eder. Çünkü korkacağı, çekineceği hiç bir şey yoktur.

    Tüm var oluş bir parça akıl, mantık, izan sahiplerine hep bir ağızdan Bir Var Edici İradenin Var olduğunu haykırır.

    Eğer siz en baştan iki cevaplı bir sorunun cevaplarından birini arayıp sormadan; kanıtlarını görmeden gerçek (doğru) kabul ederseniz diğer cevabı yanlış kabul etmek zorunda kalırsınız.

    Bilimsel bulguları doğru zannettiklerinizin doğrultusunda yorumlarsanız bilimsel tarafsızlığınızı yitirirsiniz.

    Bu gün Darwinciler dolaysıyla ateistler (meşhur bir darwincinin ifade ve itiraf ettiği gibi) Bir Yaratıcı İradenin varlığını kabul etmektense en saçma, en bilim dışı varsayımları doğru kabul etme eğiliminde ve mantığındadırlar.

    İşte sorunun özü buradadır.

    Devamı var.


  3. 2012-06-01 #3
    Tanrı Yanılgı mı-3



    Sayın yazar iddialı bir şekilde eserinin; şüpheler içinde bocalayanların; zihinlerini işgal eden, ruhlarını sıkıp bunalımlara sürükleyen tüm sorularına cevap verebileceğini yazar.

    Bir bakıma eseri okuyanlar doğruyu (gerçeği) yani ateizmi rahatlıkla bulabilecekler; çalkantılardan, ruhsal bunalımlardan kurtulup ateizmin sonsuz ve görkemli özgürlüğüne dolaysıyla huzurlu mutluluğuna ereceklerdir.

    Yazılarımızı okuyanlar sıkça olmak üzere olmayana ergi metodunu (karşıt varsayımların geçersizliğini göstererek doğruya bulma metodunu) kullandığımızı bilirler.

    Aynı metodu sayın yazarımızda uygulamış; din olgusunu çökerterek ateizmin doğruluğunu, gerçekliğini göstermeyi amaçlamış.

    Olmayana ergi metodu karşıt teorilerin silahlarını kullanan, bir bakıma hedefi kalbinden vuran etkili bir metottur ama iki tarafı da keskin bir kılıç gibidir. Kolaylıkla savunduğunuz teoriye yönelebilir.

    Bizim için karşıt görüş ve fikirler çok değerlidir. Fikir ve görüşlerimizi bilmeyerek destekleyen, nice kanıt hazinelerini içlerinde saklayan define sandıkları gibidir.

    Bizi içtenlikle eleştirenler bu tür malzemeleri bolca sağladıkları için sağ olsunlar, var olsunlar.

    Evrim teorisine olan eleştirilerimizde bu metodu kolaylıkla uyguladık.

    Savunucuları teorilerini savunma uğruna öylesine akıl, mantık ve bilim dışı varsayımlar ileri sürüyorlardı ki öne sürülenlerin içinden faydalanabileceklerimizi seçmekte hiç zorlanmadık. Bir bakıma onları kendi silahlarıyla vurduk.

    Umarım aynı beceriyi burada da gösterebilir, amansız bir din düşmanlığının bilinçsiz ifadesi olarak nitelediğimiz bu kitabın gerçek değerini (değersizliğini) gösterebiliriz.

    = = =

    Yazara göre şüpheler içinde bocalayanların içinde kendini yetiştirildikleri dinin kapanına kısılmış hissedenler çoğunluktadır. Bunun nedeni ise çocukluklarında dinsel yönden uygulanan beyin yıkama operasyonlarıdır.

    Bu tür insanların dini kendi seçtiklerinden çok ailelerin empoze ettiği din ya da dinlerdir.

    Burada ileri sürülen fikirlerin doğruluğunu ya da eğriliğini tartışmak için her şeyden önce bir suç gibi öne sürülen beyin yıkamanın ne olduğunu açıklamak gerekir.

    Bilindiği gibi çocuklar öğrendiklerinin çoğunluğunu aile içinden ve yakın çevrelerinden öğrenirler.

    Öğrendiklerinin içinde dinsel bilgiler olduğu gibi kendilerini hayata hazırlayacak bilgilerde bulunur.

    Hiç kimse çocukluklara yalnız dini bilgilerin verildiğini iddia edemez. Verilenlerin içinde ateizm gibi farklı dinlerin ya da konuların bilgilerde olabilir ve olacaktır da.

    Dindar bir baba ya da annenin çocuklarına verdiği bilgiler arasında hayata dair olanlarla birlikte dini konulularında bulunmasından daha doğal ne olabilir?

    Aynı doğallık ateist anne ve baba içinde geçerlidir. Ateist bir anne babanın dindar bir çocuk yetiştirmesini bekleyemeyiz.

    Ateist bir anne baba çocuklarına verdiği hayata dair bilgilerle birlikte bir din gibi gönülden inanıp destekledikleri ateist inancına ait bilgileri de verecekler, çocuklarını mümkün olduğunca bir öcü gibi görüp, nitelendirdikleri dinsel materyallerden uzak tutmaya çalışacaklardır.

    O zaman sormak gerekir.

    Dindar bir anne babanın çocuğuna öğrettikleri beyin yıkama oluyor da ateist bir anne babanın çocuklarına öğrettikleri beyin yıkama olmuyor mu?

    Dini bilgiler vermeyi çocuğun beynini yıkama olarak nitelersek ateist bir anne ya da baba çocuğuna ateist bilgiler vermesini, dinsel materyallerden uzak tutmasını da bir beyin yıkama operasyonu olarak nitelememiz gerekmeyecek mi?

    Bu mantık çocuklara verilen her bilginin bir beyin yıkama operasyonu olarak tanımlamaya neden olur.

    Eğer şu ya da bu konuda çocuklara öğretilenler bir beyim yıkama operasyonu ise diğer bilgileri öğretmede bir beyin yıkama operasyonudur.

    Yani….

    Çocuklarımız ergenliğe kavuşuncaya kadar beyin yıkamadan kaçınmak için onlara hiçbir şey öğretmeyecek miyiz?

    Sayın yazarımız beyin yıkama konusunda saçmalamış diye yazarsak fazla mı ileri gitmiş olacağız?

    = = =

    Sayın yazarımız çocukların ekonomik ve siyasi meselelerde nerede duracaklarını bilmediklerini; bu nedenle bu çocuklara Hıristiyan ya da Müslüman çocuklar olarak nitelemenin doğru olmayacağını yazar ki biz buna ateist çocukları da ekleyerek aynen katılırız.

    Belki sayın prof. yazarımız bilmiyor olabilir.

    Hedef aldığı İslam dininde çocuklara en küçük bir sorumluluk yüklenmez.

    Ergenlik çağına (aklı başına) gelinceye kadar tüm çocuklar melekler kadar masumdurlar.

    Zaten aklı başında hiç kimse bunun aksini iddia etmez.

    = = =

    Sayın yazarımız bir ateist olduğunu ve bundan gurur duyduğunu; ateist olmanın utanılacak bir şey olmadığını yazar.

    Sayın yazarımızın (ya da başkalarının) ateist ya da dindar olmaları bizleri kesinlikle ilgilendirmez.

    Sayın yazarımıza da bizim ya da başkalarının inançları veya inançsızlıkları ilgilendirmez ama sayın yazarımız garip bir mantıkla (inançlıları derin uykuda, kendini ve kendi gibilerini uyanıp aydınlanmış addederek) inançlıların düştüklerini zannettiği derin gaflet kuyusundan kurtarmaya, içinde bocaladıklarını derin uykudan uyandırmaya soyunmuştur.

    Sanki tek akıl mantık sahipleri kendileridir. Kendileri dışındakiler akıl mantık kullanma, doğru yolu bulma becerisinden mahrum zavallılardır. Tabi ki gerçek bu değildir. Kendilerini akıllı zanneden nice aptallar gördük.

    Bu konuda sayın yazarımızdan tek istek ve önerimiz gölge yapma, başka ihsan istememizdir.

    = = =

    Gerçekte bizleri ilgilendiren sayın yazarımızın ateizm için insanın kendi ayakları üzerinde ufka karşı dik durması gibi her zaman sağlam bir fikir özgürlüğü ve sağlıklı işleyen bir zihni işaret eden bir şeydir demesidir.

    Gerçektende bir ateist (sayın yazarımızın tanımladığı gibi) sonsuz bir fikir özgürlüğüne, sağlıklı işleyen bir zihne sahip midir?

    Hiç zannetmiyoruz.

    Nedeni de Bir Yaratıcı İradenin Olmadığını İNANMANIN da bir inanç olduğudur. Hem de tıpkı bir putperestin putuna bağlılığı gibi taassuplu bir inanç.

    Sayın yazarımızda gerçekte özgür zannettiği fikirlerini, sağlıklı işlediğini zannettiği mantığını tıpkı diğer taassup sahipleri gibi taassubunun dar ve kısıtlı hapishanelerine tıkmış, çıkmasına izin vermemektedir.

    Bu mantık bilim insanlarını da baskı altında tutmakta, fikirlerini özgürce ifade etmekten sakındırmaktadır.

    Nitekim ateist olduğu iddia edilen büyük bilim insanı Einstein Hublle’den önce hesaplamalar yoluyla evrenin genişlemesi gerektiğini bulduğu halde bu buluşun ateist bilim anlayışına ters geldiğini fark ettiğinden gelecek tepkilerden sakınarak ifade etmemiş, edememiştir.

    Nitekim bu taassuba varan inanç ateistlere; bir yaratıcı iradenin varlığını kabul etmektense en akıl, mantık ve bilim dışı varsayımları kabul etmek bizim için daha kolaydır gibi saçma, akıl ve bilim dışı bir mantığa götürür.

    Hiçbir zaman bir ateist; aklını, mantığını tıkıldığı hapishanenin daracık atmosferinden kurtararak; bilimle onaylanmış fakat ateist felsefeye ters gelen gerçekleri kabullenmez.

    Gerçekten aklı mantığı özgür olsaydı, özgürce düşünebilseydi bilimsel bir gerçeği tereddütsüz kabullenmesi gerekecekti ama onlar bunu başaramaz.

    Onlara göre tüm gerçekler ateist öngörülere uygun olmak zorundadır.

    Bilimsel gerçekleri daracık bir pencereden şaşı ve miyop gözlerle bakmalarının; örneğin canlılık konusunda elle tutulur tek ateist teori olan evrimi savunurlarken; akıl, mantık ve bilim dışına kayarak sık sık saçmalamalarının bir nedeni de budur.

    Her zaman ısrarla ve inatla söyleriz, yazarız ve savunuruz.

    Bilim ve bilimle uğraşanlar tamamen ve kesinlikle tarafsız olmalıdır.

    Bilime soyunan kişiler inançsal kimliklerini bir kenara bırakmalı, olguları yorumlarken sadece aklın, mantığın ve bilimin yöntemlerini kullanmalı, gerçeklere ulaşılamamışsa ilgili varsayımları kesin şekilde doğru ya da yanlış diye nitelememeli, en azından şüpheli konumunda bırakmalıdır.

    Devamı var.


  4. 2012-06-21 #4
    Tanrı Yanılgı mı-4


    Sayın yazarımız hemen hemen tüm insanların yanlış olarak ateistlerden korkup, çekindiğini; ister istemez onları dışlamaya çalıştıklarından dert yanar.

    Fakat (yazarımıza göre) ateistler tahmin edilenden çok daha fazladır.

    İnsanların pek çoğu gizli ateisttir. Haksız tepkileri üzerlerine çekmemek için gerçek fikirlerini, düşüncelerini gizlemekte, bir bakıma takiyye yapmaktadırlar.

    Yazarımıza göre ateizm özellikle elit tabaka arasında hızla yayılmakta, içlerinde fikir ve düşüncelerini cesurca ve özgürce ortaya koyan gerçek ateistler çıkmaktadır.

    Bizim kişisel görüşümüz ise tamamen tersinedir.

    Ateizmin lokomotifi evrim teorisidir. 1950 yıllarına kadar yaklaşık elli sene içinde ateist sayısında büyük bir artış gözlemlenir. Bu dönemde ateizm son derece revaçtadır.

    Yarım asra yakın bir dönemde tüm dünyayı ateist felsefeye yatkın kişilerin, idarelerin hakim olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Bilindiği gibi insanlık tarihine göre hayli kısa olan bu dönemde iki dünya savaşı yaşanmış, yüz kızartıcı olaylara, katliamlara, facialara sahne olmuştur.

    Bu durum ise ateizmin güvenilirliğini yitirtmiş, sosyal konumda iflasına neden olmuştur.

    Nitekim arteist felsefe paralelinde kurulmuş yönetimlerin bir bir çökmekte oldukları gözlemlenir. Komünizm bunlardan biridir.

    Gelişen teknoloji ve bilim gerçekleri inkarı mümkün olmayan çıplaklıklarla ortaya koyarak evrim teorisinin dolaysıyla ateizmin zararına olmuştur.

    Nitekim evrim teorisi savunucularınca yapılmış insanlık tarihinin en büyük bilimsel sahtekarlıkları gelişen teknoloji ve bilimin yardımıyla ortaya çıkarılmıştır. (Piltdown fosili skandalı vb.)

    Zaman içinde ve gelişen teknolojinin yardımıyla yaşamın ilginç sırları, şaşırtıcı yapısı bir bir ortaya çıkmakta, her buluş evrim teorisini bir başka yönden darbe vurmakta, aşındırmakta, yıkmaktadır.

    Gerçi evrim teorisi savunucuları en olumsuz durumlardan bile olumlu bir şeyler çıkarabilen kurnaz avukatlar gibi bu buluşları evrim lehine yorumlama çabalarında iseler de evrime uydurma yolunda çarpıtılmış bulgular gerçeklerin parlak ışığında açıkça belli olmakta, adeta orta yerde sırıtmaktadır.

    Bir bakıma mızrak çuvala sığmamıştır.

    Özellikle kimi taraftarlarının evrim teorisi adına sahtekarlıklar, aldatmacalar yapması ve bütün bunların inkar edilemeyecek bir şekilde ortaya çıkması ve diğerleri evrim teorisinin çok büyük bir itibar kaybetmesine neden olmuştur.

    Evrimin ciddi olarak toplumları yönlendiren elit tabaka tarafından sorgulanması bu dönemlerde (1950 yılından sonraki dönemler) başlar ve devam eder.

    Bu döneme kadar evrim (yanlış olarak) sorgulanmasına gerek olmayan bilimsel bir gerçek gibi kabullenilmiş, bilimsel bulgular evrimin paralelinde yorumlanmaya, gerekirse çarpıtılmaya çalışılmıştır.

    Koyu bir taassupla materyalist mantıkla çelişen fikirlerin gündeme getirilmesi engellenmiş; bu tür fikir sahipleri yobazlıkla suçlanma tehlikesine karşı sessiz kalmayı tercih etmişlerdir.

    Nitekim söz konusu dönemin önde gelen bilim adamlarından olan Einstein bile evrenin genişlemesi gerektiğini hesaplamalarla çok önceden bulduğu halde (evrenin genişleme öngörüsü materyalist mantıkla ters düştüğünden) bu bilimsel gerçeği ifade etmekten çekinmiş; bir dönem noktası olabilecek bu önemli buluş ancak bilimin tarafsız olması gerektiğini inanan, bilimi bilim için yapan gerçek bilim insanları tarafından yıllar sonra gündeme getirilebilmiştir.

    Bu gün pek çok tarafsız bilim insanı evrimin gerçekliği konusunda ciddi ve güçlü şüpheler içindedir.

    Ateizm dolaysıyla evrim teorisi karşıtı çeşitli teoriler ortaya atılmaktadır.

    Bir bakıma sayın yazarımızın özlemle ifade ettiği özgür düşünce gerçekte bu dönemlerde yaşanmakta, düşünce ve fikirlerdeki ateizm prangaları bir bir sökülmektedir.

    = = =

    Sayın yazarımız ateist sayısının gün güne çoğaldığını sevinçle ifade eder fakat bunların özgür ve cesur karakterleri gereği herhangi bir otoriteye tabi olmaya yanaşmadıklarından, bu nedenle organize olamadıklarından yakınır.

    Yazarımıza göre bu iş kedilerin bir araya getirilerek güdülmeye çalışılması gibidir.

    Fakat bir nüve oluşturulabilirse kediler güdülemeseler bile çok ses çıkarmaları sağlanabilir.

    Sayın yazarımızın ateistleri bencil canlıların başında gelen kedilere benzetmesi son derece ilginçtir.

    Gerçekten de kedileri kolay kolay bir araya toplayıp yönlendiremezsiniz, bir araya geldiklerinde birbirlerini parçalarlar.

    Fakat elinize bir parça ciğer alır ve ciğeri kedilere gösterirseniz hemen kuyruklarını dikip miyavlamaya, etrafınızda dört dönmeye, peşinizden koşuşmaya başlarlar.

    Bu yöntemle kedilerinizi istediğiniz yöne yönlendirebilirsiniz. Bu iş için bir tutam CİĞER yeterde artar bile.

    Diyeceğimiz şu ki….

    Materyalistlerin değer ve önem verdikleri tek şey çıkarlarıdır. Fakat toplumlar karşılıklı özveriler üzerine kurulur, güçlenir ve gelişir. İnsanlar ise toplumsal canlılardır.

    Sayın yazarımızın ateistler için cesur ve özgürlüklerine düşkün nitelemeleri yanlıştır. Bu nitelikler olsa olsa bencillik ya da menfaatperestlik olarak tanımlanabilir.

    Ateistleri bir araya getirmenin tek yolu menfaat birliğidir.

    Menfaat birliği bozulduğunda yani ciğer bittiğinde kediler gibi yeniden birbirlerini yemeye, parçalamaya başlayacakları kesindir.

    İki dünya savaşı ve diğer yüz kızartıcı olaylar bu nedenle çıkmadı mı? Bu nedenle oluşmadı mı?

    Devamı var.


  Okunma: 1442 - Yorum: 3 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -