Bulanık Mantık Fuzzy Logic ve Jeodezik Uygulamalardaki Yeri - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Bulanık Mantık Fuzzy Logic ve Jeodezik Uygulamalardaki Yeri

  1. ÖZET

    Doğada ölçülebilir ya da ölçülemez nitelikteki olaylar, belli bir süre gözlemlenerek yorumlanır ve tanımlanırlar. Bu amaçla; olaylar, doğal (fiziksel) çevredeki özelliklerini yansıtabilen modeller yardımıyla uygun varsayımlar altında irdelenirler. Ancak, doğada fiziksel gerçekleri tam ve doğru olarak yansıtabilen bir model kurulamaz. Bu durumda, fiziksel çevre ile öngörülen model çevre arasında ortaya çıkan çelişkilerin bir sonucu olarak; kesin bir dille açıklanamayan bir süreç (kesinsizlik, uncertainity) söz konusu olur.


    Fiziksel çevre ile model çevre arasında oluşan söz konusu süreç, gerekirci (deterministik) ve rastlantısal (stokastik) modeller yardımıyla açıklanmaktadır. Öte yandan belirli bir model altında irdelenen nesnel olayların davranışları ve arasındaki nesnel ilişkiler, mantıksal bir önermeler bütünü olarak ele alınabilmekte ve irdelenmektedir. Olayları bu yönüyle irdeleyen Bulanık Mantık (Fuzzy Logic) yaklaşımı, gerekirci ve rastlantısal modellerle birlikte bütünleşik bir yaklaşım olarak; jeodezik uygulamalardaki yerini almaktadır.


    1.GİRİŞ
    Dünyanın en eski mesleklerinden biri olan jeodezi, günümüzde toplumsal ve teknolojik işlevi yönünden mühendislik disiplinleri, üzerinde uğraştığı kuramsal konular ve amaçları yönünden de yer bilimleri ya da doğa bilimleri arasında yer almaktadır. Bu yönüyle jeodezi disiplini, yükümlü olduğu bütün işlevleri eksiksiz olarak yerine getirebilmesi için, dayandığı mantıksal düşünce açısından fizik ve matematik gibi temel bilimlerden büyük oranda yararlanmaktadır. Bu durum, jeodezik sorunlara yönelik çözümlerin geliştirilmesi ve ulaşılan sonuçların yorumlanması aşamasında; ancak doğa bilimsel kurallara dayanılarak kesin bir yargıya varılabileceğini vurgulamaktadır.


    Bir başka yönüyle, konunun böyle ele alınması ile, "Jeodezi: Tümdengelimli mantıksal düşünceye göre, soyut varlıkların özelliklerini ve aralarındaki ilişkiyi inceleyen veya belirleyen matematiğin somut bir uygulamasıdır" düşüncesine varılabilmektedir (2). Böyle bir düşünce, somut jeodezik olaylara ilişkin her türlü sorunun çözümünde, kuramsal mantığa uygun uygulamalı bir yaklaşımın her zaman kullanılabileceğini açıkça göstermektedir.


    İlk bakışta kuram ile uygulamanın birbirleriyle örtüşmedikleri ya da çeliştikleri ve farklı sonuçlar sergiledikleri gibi önyargılı ve yanlış bir mantık hatası yapılabilir. Oysa, konu derinlemesine ele alındığında; her iki yaklaşımın birbirleriyle bütünleşik oldukları ve aynı amaca yöneldikleri ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyişle; olaylara ilişkin kuramsal ve deneysel irdelenmeler, çözümlemeler ve yorumlamalar birbirleriyle çelişmezler. Birbirlerini tamamlarlar ve sonuç olarak aynı yargıyı paylaşırlar.

    Öte yandan böyle bir düşünce, ancak, "problemlerin gerçek özelliklerini içeren" fiziksel (doğal, gerçek) çevre ile "birçok bilgi, becer, ve deneyim sonucunda kazanılan düşünsel bir mantık dizgesinin ürünü olarak; fiziksel çevre yerine önerilen "model çevre (düşünsel model) aralarında hiç bir çelişkinin bulunmadığı durumlarda geçerlilik kazanır. Buna karşın, doğada fiziksel gerçekleri tam ve doğru olarak yansıtabilen bir model kurulamaz. Bu durumda, fiziksel çevre ile model çevre arasında bir takım çelişkilerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Sonuç olarak; fiziksel çevre ile öngörülen model çevre arasında kesin olmayan bir süreç söz konusu olur.

    Fiziksel çevre ile model çevre arasında ortaya çıkan kesinsizlikler, genel anlamda; gerekirci, rastlantısal ve modelin yapısına uygun bir mantıksal çözümlemeyi öngören bulanık mantık yaklaşımlarıyla irdelenmektedir.

    Gerekirci yaklaşımda, fiziksel ve model çevreler arasındaki çelişkiler görünen sonuçlar olarak ele alınır, olaylar neden sonuç ilişkisi ile birlikte yorumlanırlar. Çözüm için gerekirci bir yol izlenerek, her iki model arasındsa ortaya çıkan çelişkilerin neden olduğu kesinsizliklerin giderilmesine giderilmesi amaçlanır. Bu amaçla, başlangıçta her iki model arasında çelişkilere yol açan olaylar tek tek belirlenir. Daha sonra bu çelişkilere neden olan etkenler, fiziksel çevredeki bulunuş koşullarına uygun bir model çevrede tanımlanır. Değerlendirme sürecinde ise; sözü edilen etkenler matematik kurallarına uygun bir biçimde giderilirler.

    Rastlantısal yaklaşımda ise; çelişkiler yine görülen parametrik sonuçlardır. Ancak fiziksel çevrede ortaya çıkan olayların nedeni açık bir biçimde kestirilememektedir. Bu durumda modeller arasındaki kesinsizlikler, rasgele olaylar gibi yorumlanırlar ve olasılık düşüncesinden hareketle matematik-istatistik yasalara göre irdelenirler. Sonuçta, kaçınılmaz olarak ortaya çıkan ve gerçekleşme nedenleri tam olarak açıklanamayan bir sürecin kaynağını oluşturan çelişkiler, belirli bir güvenirlik düzeyi altında olmak üzere olasılık yasalarına göre açıklanırlar.

    Modeller arasında gündeme gelen kesinsizlikler, her zaman şans olaylarına göre açıklanamazlar. Bunlar belirli birkurala göre aralarında ilişkilendirilebilir ve model çevrenin fiziksel çevreye yaklaşımının kısmi dereceleri (belirsizlik, ambiguity) olarak ele alınabilirler. Bu durumda bulanık mantık yaklaşımı, olaylara ya da modellere ilişkin belirsizliklerin yorumlanmasında kullanılabilecek bir yaklaşım olarak ortaya çıkmaktadır. Bulanık mantık yaklaşımında da olaylara ilişkin kesinsizlikler ya da çelişkiler görünen parametrik sonuçlardır. Ancak burada olayların kesinsizlik dereceleri (belirsizlik) önemli olmaktadır. Buna koşut olarak da söz konusu kesinsizlikler, olayların olasık kümelerdeki üyelik ilişkileri yardımıyla açıklanmakta ve yorumlanmaktadır. Bu yönüyle bulanık mantık yaklaşımı, gerekirci bir yaklaşımdır ve rastlantısal yaklşımlarla birlikte bütünleşik bir sorgulama sürecini gerçekleştirebilmektedir.

    Devamı ektedir.


    Eklenmiş Dosya
  Okunma: 1106 - Yorum: 0 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -