Kalp yetmezliği

Abdülhamid, büyük savaşın çalkantılı yıllarında, hayatının son günlerini Beylerbeyi Sarayı'nda geçirmiştir Sultan ölümünden 3 gün önce yorgunluktan şikayet ettiği bilinmektedir 9 Şubat 1918 akşamı yemekten sonra sol tarafından sağa doğru bir sancı hissettiğini söyleyince, Vahdeddin Efendi'nin doktoru Aleksiyadis Efendi çağırılmış ve muayeneden sonra zatürre başlangıcı olduğunu söylemiştir Aleksiyadis Efendi, "Hakan'ın hastalığı kendisi kadar büyük" demiştir


Sultanın durumu ciddi olduğundan o geceyi herkes uyumadan geçirmiştir Sabahleyin doktorların karşı çıkmasına rağmen alışkanlığı olan banyosunu yapmıştır Banyodan sonra aşırı terleme görülmüştür Bu terleme iyiye doğru bir işaret sayılmamıştır Sultanı muayene eden doktorlar, Akil Muhtar Bey, Selanikli Rıfat Bey, Atıf Bey ve Aleksiyadis Efendi raporlarında; Sultanın "kalbinin pek hafif olduğunu, nabzının müşkilatta olduğu hissedilerek 130 olduğu ve idrarının pek az geldiğini gördüklerini ve on iki saat içindeki idrarının çok az olduğu gibi bu idrarda malbumin mevat ve şeker mevkut olup kesafetinin 1025 olduğunu" belirtmişlerdir Ayrıca raporda sultanın önceki akşam et, balık, böbrek, pirinç unlu hamur tatlısı yediğini ve rahatsızlığının iki saat sonra ortaya çıkmasıyla da mayezi ve sinameki aldığını söylemişlerdir Ancak Sultan'ın kızı Ayşe Osmanoğlu, babasının bu kadar karışık yemek yediğini kabul etmemektedir Sağlığında bile bu kadar çok ve ağır yemek yemediğini ayrıca rahatsızlığında da çok iştahsız olduğunu belirtmiştir


Doktorların muayenesi bitip odadan çıkarlarken, muhafızlardan Rasim Bey, sultanın elini öperek "Hakanım, hakkını helal et" demiştir Sultan Rasim Bey'in yüzüne uzun uzun bakmış ve bir şey söylememiştir Rasim Bey dışarı çıkınca yanındaki Müşfika Hanım'a dönerek; "Rasim Bey bizden ümidi kesmiş olacak ki hakkını helal et dedi Bütün hizmetlerimin üzerine kara çarşaf çektiler Benim kimseden talep edilecek hakkım yoktur" demiştir


I Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru, bir Yahudi Tarihçi'nin dediği gibi, "En ufak menfaati uğruna bütün dünyayı feda etmeyi göze aldığı milletin felaketini görmemek için bir an önce öldü" Sultan 75 yaşında iken, 10 Şubat 1918'de Pazar günü saat üçte ebediyete intikal etmiştir

Sultan Abdülhamid'in ölüm haberi ilk olarak gazetelerden öğrenilmiştir Hayatının son anına kadar kendini kaybetmemiştir Vasiyetinde de, göğsüne ahidname duasının konulmasını, yüzüne Hırka-i Saadet Destimali ile siyah kabe örtüsünün örtülmesini istemiştir

Sultan'ın cenazesi saat dört buçuk dolaylarında Beylerbeyi Sarayı'ndan istimbota konularak Topkapı Sarayı'na nakledilmiştir Sultanın tekfin ve techizinin gerçekleştirileceği vakit, şehzadeler, vükela ve rical hazır bulunmuştur Cenaze namazı Hırka'i Saadet Dairesi önünde eda edilmişti Tabutunun üzeri harem-i şerif, hazret-i nebevi örtüsü ve hanedan saltanatına mahsus mezin taşlı kareler ile sarılmıştı Cenaze namazının ardından, Topkapı Sarayı'ndan hareket edilerek, Ayasofya Divanyolu'ndaki Sultan II Mahmud'un meafun bulunduğu türbe-i şerife varıldı Tabutu arkasında görkemli bir tören ve halkın gözyaşları arkasında II Mahmud'un Türbesine defnedilmiştir

Otuz üç yıl Osmanlı tahtında oturan Sultan Abdülhamid'in ölümünden sonra değeri anlaşılmıştır Onun saltanatı müddetince en çirkin ve şiddetli muhalefet gösterenler, ölümünden sonra ona hakettiği değeri vermişlerdir Filozof Rıza Tevfik'in "Abdülhamid-i Sani'nin Ruhaniyeti'nden İstimdad" adlı şiirinde sultanın değerini anladıklarını ve iftira attıklarından dolayı duydukları pişmanlığı dile getirmiştir

"Nerdesin şevketli Abdülhamid Han?

Feryadım varır mı barigahına?



Tarihler adını andığı zaman;

Sana hak verecek ey koca sultan!

Bizdik utanmadan iftira atan

Asrın en siyasi padişahına"