İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı

  1. İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı Yardimci olun..lutfen
  2. 2011-10-01 #2
    10. yüzyılın ikinci yarısından (veya 11. yüzyıldan) 19. yüzyılın başlarına kadar süren dönemdir. Bu dönemde İslam dininin açık bir etkisi görülür. İslam uygarlığı çevresindeki uluslar, Arap yazısını kullanıyorlardı. Türkler de Müslüman olunca bu yazıyı kabul ettiler. Karahanlı Hükümdarı Satuk Buğra Han'ın 10. yüzyılın ortalarında İslam dinini benimsemesinden sonra Türk dünyası yeni bir uygarlık çevresine girmeye başladı. Batıya göç eden Türk boyları bu uygarlığın etkilerini edebiyat dünyasına da taşıdılar. Kaşgarlı Mahmut "Divan-ı Lugati't Türk"ü(Türk Dilleri Sözlüğü, 1072) Araplara Türkçe öğretmek amacıyla hazırladı. Yusuf Has Hacip, İslam ilkelerine dayalı bir devlet felsefesini "Kutadgu Bilig" (Mutluluk Bilgisi, 1070) adlı yapıtında işledi. Bu yapıttan yarım asır sonra Edip Ahmet Yüknekîtarafından yazılan "Atabetü'l Hakayık"ta (Hakikatlar Eşiği, 12. yüzyıl) insanı doğruya üren dini bilimlerin önemi didaktik olarak anlatıldı. Yine dinsel konuları işleyen "Divan-ı Hikmet" (Hikmetler Kitabı, 12. yüzyıl) adlı eser de Hoca Ahmet Yesevîtarafından bu dönemde yazıldı. Ali Şir Nevai, Çağataycayı zengin bir kültür ve sanat dili olarak geliştirdi. "Muhakemet'ül Lugateyn" adlı eserinde, Türkçenin güzelliklerini ve üstünlüklerini anlattı. Anadolu'ya gelen Türk boyları da Anadolu'da yeni bir edebiyat geleneğinin oluşmasında büyük rol oynadılar.Batı Türkçesinin bugün elde bulunan ilk önemli verimleri 13. yüzyıldan kalmadır. Anadolu'da edebî bir dilin oluşmasını sağlayan bu ürünlerin başlıcaları Ahmet Fakîh'in (öl. 12219) "Çarhname"si ile Şeyyad Hamza'nın (öl. 1321) "Yusuf ve Zeliha"sıdır. Bunları da Yunus Emre'nin (öl. 1321) "Divan"ı, Gülşehri'nin (13. -14. yüzyıllar) İran şairi Feridüdin Attar'dan yaptığı "Mantıku't Tayr" (Kuş Dili, 1317) çevirisi ve Âşık Paşa'nın (1272-1333) "Garipname"si (1329) izler.Anadolu'da ilk örneklerini 13. yüzyıldan başlayarak gördüğümüz bu edebiyat geleneği iki alanda gelişmiştir: Halk edebiyatı, Divan edebiyatı.

    Halk edebiyatı
    İslâm'ın kabulünden sonra, Anadolu'da gelişen Halk edebiyatı, 13. yüzyıldan günümüze kadar süren dönemi içerir. Anadolu halkı arasında yetişen saz şairlerinin, tekke şairlerinin ve halkın meydana getirdiği ürünlerden oluşur. Şiir eksenli bir edebî dönemdir. Şiirler çoğu zaman "saz şairleri" veya "âşık"larca "saz" eşliğinde söylenmiştir. Nazım birimi olarak "dörtlük" kullanılmıştır. Şiirler genelde "hece ölçüsü"yle yazılmıştır. Şiirler halk arasında konuşulan dille yazılmıştır. Yabancı dillerden gelen sözcükler halka mal olmuş sözcüklerdir. "Yarım kafiye" ve "redifler"in bulunduğu doğaçlama şiirler söylenmiştir. Şiirlerde başlık yoktur. Şiirler gözleme dayalıdır. Yaşamdan alınan somut konuların yanında "aşk, özlem, ayrılık, doğa sevgisi, yiğitlik" gibi konular işlenmiştir. Halk şairlerinin hayat hikâyelerinin ve şiirlerinin yer aldığı "cönk" adı verilen eserler oluşturulmuştur.Bu dönemde "anonim halk edebiyatı, teke edebiyatı ve âşık edebiyatı" olmak üzere üç önemli akım gelişmiştir."Anonim halk edebiyatı" yaratıcıları belli olmayan ya da bilinemeyen, halkın ortak edebî ürünleri olan "halk hikâyeleri, türküler, mâniler, atasözleri, bilmeceler, seyirlik köy oyunları"nı içerir."Âşık tarzı halk edebiyatı" ozanların Anadolu'yu dolaşarak saz eşliğinde söylediği şiirleri kapsar. "Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevheri, Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Ruhsati, Sümmani, Âşık Veysel" bu alanda eser veren âşıklara örnek gösterilebilir."Dinî-tasavvufî halk edebiyatı" ise dinsel içerikli edebî ürünleri kapsar. Tekke edebiyatı (13.-16. yüzyıl), halk edebiyatının dinsel içerikli biçimidir. Tasavvufun dinden farklı olan geniş hoşgörüsü ve yorum biçimi zengin bir edebiyat geleneğinin oluşmasında başlı başına bir etmen olmuştur. Tekke edebiyatı dili yer yer Arapça ve Farsça sözcükler içerse de kolay anlaşılabilir bir nitelikteydi. Bu edebiyatın en önemli temsilcileri "Yunus Emre, Nesimi, Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram Veli, Hatayi, Pir Sultan Abdal"dır.

    b. Divan Edebiyatı

    Türklerin 13. ve 19. yüzyıllar arasında Arap ve İran edebiyatından etkilenerek oluşturdukları edebî eserleri kapsayan dönemdir. Türk edebiyatının bölümleri içinde en etkili ve yoğun olanı Divan edebiyatıdır. Bu edebiyat, 13. yüzyılda Hoca Dehhani'yle başlamıştır. 16. ve 17. yüzyıllarda zirveye ulaşmıştır. 19. yüzyılın sonlarında Şeyh Galiple sona ermiştir.Sanatçılar eserlerini "divan" adı verilen eserlerde topladıkları için bu döneme "Divan edebiyatı" da denir. Osmanlılarda özellikle medresede yetişen aydınların Arap ve daha çok da Fars edebiyatını örnek alarak geliştirdikleri edebiyat geleneğidir. Bu nedenle bu dönem edebiyatına "Yüksek zümre edebiyatı" adını verenler de vardır.Divan edebiyatının kuruluş döneminde (13.-15. yüzyıl) Farsça çeviriler çoğunluktadır. Bu dönemin ilk şairleri olan "Ahmed-i Dâi, Kadı Burhanettin, Şeyhi" çoğunlukla dinsel şiirler yazmışlardır.Geçiş döneminde (15.-16. yüzyıl) saray ve çevresi bu tür edebiyatı özellikle desteklemiş, şiirin yanı sıra düz yazı örnekleri de ortaya konmuştur. Bu dönemde Ahmet Paşa, Necati, Mercimek Ahmed, Âşık Paşazade, Sinan Paşa gibi sanatçılar öne çıkmıştır.Divan edebiyatının olgunluk döneminde (16.-18. yüzyıl) etkilenme ve esinlenme aşamasından özgün yaratı aşamasına gelindiğini gözlüyoruz. Klasik biçimlere yerli içerikler kazandırılmaya çalışılmış, bu arada yeni akımlar, özellikle "Sebk-i Hindi" denen yeni bir şiir tarzı denenmiştir. Fuzuli, Bakî, Bağdatlı Ruhi, Nabî, Nefî, Nedim, Şeyh Galip, Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi, Naima, Veysi, Nergisi bu dönemin sanatçıları arasında yer alır.
    Şiirin baskın olduğu bu dönemde düz yazı örneklerine de rastlanır. Düz yazı alanında "tezkireler, münşeatlar, tarihler, dinsel metinler ve nasihatnameler" yazılmıştır. Arap ve Fars edebiyatının etkisiyle oluşturulan "gazel, kaside, mesnevi, rubai" gibi şiir biçimleri kullanılır. Arapça, Farsça ve Türkçeden oluşan anlaşılması zor, ağır, sanatlı bir dili vardır. Kalıplaşmış söyleyişler hâkimdir. Konu değil, anlatım biçimi öne çıkmıştır. Soyut ve değişmeceli konular işlenmiştir. İnsan, doğadan ve gerçek yaşamdan soyutlanarak anlatılmıştır. Sanatlara bolca yer verilmiştir. Araplara ait olan ve bize İranlılardan geçen "aruz ölçüsü" kullanılmıştır. Nazım birimi genelde "beyit"tir. Parça güzelliği esas alınmıştır. Şiirde "tam" ve "zengin uyak" kullanılmıştır. Çoğunlukla İran edebiyatından alınan şiir biçimleri kullanılmıştır.



  Okunma: 2040 - Yorum: 1 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -