İman bir nurdur, Allah'ın bir lütfudur Fakat iman aynı zamanda bir ilimdir, öğrenilmesi gereken bir hakikattir İmanımızın güçlenmesinin iki yolu vardır:

Birisi ve en birincisi Kitap ve sünnet çizgisinde ehl-i sünnetin akidesini öğrenmek ve çağımızın bir gereği olarak bunu tahkik süzgecinden geçirmektir.

İkincisi: Salih amel yaparak, günahlardan sakınarak kalbini tasfiye etmek, nefsini tezkiye etmek suretiyle manevî alanda terakki etmektir .

Ancak bu asrın gidişatı bu ikinci yolu oldukça zorlaştırmıştır Bu sebeple tahkiki iman dersini veren eserleri okumak son derece önemlidir Bu çağın özelliğinin bir gereği olarak, dini ilimlerin yanında fen bilimlerinin de okunması zorunlu hale gelmiştir Çünkü, kalbin nuru dinî ilimler olduğu gibi, aklın ziyası da fen bilimleridir Bu ikisini birlikte ders veren en önemli eserlerden birinin Risale-i Nur külliyatı olduğunu söyleyebiliriz Tabii ki, bunun yanında, İmam Gazali, İmam Rabbanî, İmam Maverdi, İmam Kuşeyrî gibi zatların kitaplarından da çok güzel istifade edilebilir.


İmanı koruma ve takviye etmek bir müminin en önemli meselesidir Öncelikle imanı korumak için takvaya önem vermek gerekir İman takva kalesinde korunur Takva olmazsa iman yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır İmanı takviye etmek için imani eserleri bolca okumak ve mütalaa etmek gerekir İlim ile gelen mesail-i imaniye akıl odasından geçmeden insanın latifelerine sirayet etmez Önce akılın tatmini gerekir .


Tefekkür çok önemlidir İbrahim aleyhisselamın tefekkür vasıtasıyla aya ve yıldızlara bakarak Rabbini bulması Kuran-ı Kerim'de anlatılmaktadır Tefekkür ile iman inkişaf eder Bu sebebtendir ki hadis-i şerifte "bir saat tefekkür bir yıl nafile ibadetten üstündür" denilmiş .

Çevrenin insan üzerinde çok büyük etkisi vardır Günahlar insan üzerinde imansızlık telkini yapar Telkinin insan üzerinde çok büyük etkisi vardır Farkında olmadan insanın şuur altında imansızlık aşılar Bu sebebten günahlı ortamlardan elden geldiği kadar uzak kalınmalıdır Dışarıda serbestçe pervasızca işlenen günahlar adeta ahiretin olmadığını ve cezanın olmadığını telkin ederler Bu telkinin kötü etkilerinden korunmak için elden geldiği kadar günahlı ortamlardan uzak kalınmalı ve her yerde elden geldiğince emr-i bil maruf nehy-i anil münker (iyiliği emredip, kötülükten sakındırma) yapmaya çalışmalıyız Maruz kalınan kötü telkinin zararlarını telafi etmek için imani meseleri bolca mütalaa etmek ve tebliğe önem vermek gerekir Amel-i salihe önem veren takva dairesinde yaşayan insanlarla birlikteliği arttırmak gerekir Bu yönüyle de cemaatin önemi daha belirgin olarak görülmektedir Günahlar nasıl imansızlık telkini yapıyorsa öyle de amel-i salih de iman telkini yapar.

İnsanların imani konulardaki zaafları anlaşılırsa imanı koruma ve takviye etmek için neler yapılacağı da anlaşılır?

Niçin tam manasıyla ibadet edemiyorum Allah'a halis bir kul olamıyorum?

İmanın Mahiyeti Nedir?

İmân, mâhiyet itibariyle, Allah'ın insanlara en büyük lütuf ve ihsanıdır Allah onu dilediği kullarına nasib eder Ne var ki bu nasiplenmede, kulun hiçbir rolünün olmadığı da söylenemez Bilakis, insan önce kendi tercih ve iradesini kullanarak, îman ve hidâyete istekli olacaktır Bu talep ve istek üzerine Cenâb-ı Hak da ona îman ve hidâyet nasip edecektir Bu sebeble İslâm büyükleri îmanı, "Cenâb-ı Hakk'ın, istediği kulunun kalbine, o kulun cüz'î irade ve ihtiyarını sarfetmesinden sonra koymuş olduğu bir nûrdur" diye tarif etmişlerdir.

İmanda Mertebe ve Gelişme Söz Konusu mudur?

Bir çekirdek, nasıl büyüyüp ağaç olana kadar büyük bir gelişme ve inkişaf gösteriyorsa, îman da öyledir İslâm âlimleri, imânı önce iki mertebeye ayırmışlardır:

1- Taklidî îman, 2- Tahkikî îman

Taklidî İman: Ana - babadan, hocadan, muhîtten duyduğu ve öğrendiği şekilde, mes'ele üzerinde hiçbir akıl yürütmeden îman esaslarına bağlanmak demektir Taklidî îman, inanç esaslarına, şuuruna ve teferruatına vâkıf olarak bir inanma olmadığı için, bilhâssa bu zamanda bâzı şüphe ve vesveselere mâruz kalabilir ve sarsılıp yıkılma tehlikesi geçirebilir:

Tahkikî îman ise: İmâna âit bütün mes'eleleri delilleriyle, tafsilâtlı ve teferruatlı bir surette bilmek, tasdik etmek, tereddütsüz inanmaktır Böyle bir îman şüphe ve vesveseler karşısında sarsılıp yıkılmaktan kendini koruyabilir Tahkikî îmanın da pek çok mertebesi vardır Bu mertebeleri İslâm âlimleri başlıca üç kısma ayırmışlardır:

1 - İlme'l-yakîn mertebesi: İmânî mes'eleleri ilmen, tam teferruat ve tafsilâtıyla, delilleriyle bilmek ve inanmaktır.

2 - Ayne'l-yakîn mertebesi: İmanî mes'eleleri gözle görmüş, doğruluklarını bizzat müşahede etmiş gibi bilmek ve inanmaktır Gözle görmekle ilmen bilmek, insana kanaat vermesi bakımından çok farklıdır İnsan bir şey'i tereddütsüz, kesin olarak bilebilir, ama bir de gözleriyle görünce kanâatı kat kat artarAmerika'nın varlığını ilmen bilmekle, bizzat görmek gibi İşte îmanın ayne'l-yakîn mertebesi de, îman esaslarına gözle görmüş kat'iyetinde inanma hâlidir.

3 - Hakka'l-yakîn mertebesi: İmanî mes'eleleri görmekten ayrı, bizzat yaşayarak, içine girerek kabûl ve idrâk etmek demektir İmanın bu üç mertebesini îzah bakımından şöyle bir misal verilmektedir: Bir yerden duman yükseldiğini uzaktan görmekle insan bilir ki, o yerde ateş yanmaktadır Dumanı görmek suretiyle ateşin varlığını bilmek, ilme'l-yakîn inanmaktır Sonra, duman çıkan yere gidip ateşi gözümüzle gördüğümüzü farzetsek, bu da ateşin varlığına ayne'l-yakîn inanmaktır Bir de ateşin bizzat yakınına gidip sıcaklığını hissetmek, elimizi aleve doğru tutup yakıcılığını duymak suretiyle ateşin varlığını bilmek vardır ki, buna da hakka'l-yakîn inanma denilir.