Helal ve Haram

Hayır ve şer, güzel ve çirkin Arapça lafızlardır. Araplar bu lafızları muayyen bir manaya delâlet etmeleri için kullanmışlardır. Şâri, Kurân-ı Kerim'de bu lafızları kullanmıştır. Bu lafızlar hem lügat manaya hem de Şer-î manaya delâlet ederler. Bu lafızlar, karinesiz kullanılırlarsa, Şer-î manaya delâlet ederler. Bunlardan lügat mana kastedilip kastedilmediğine dair karineye ihtiyaç vardır. Haram ve helal ise; lügâtî manalarından Şer-î manaya nakledilerek lügâtî manaları iptal olunmuştur. Bunlar her nerede varit olurlarsa olsunlar Şer-î manalarında hakikattir, yani diğer manada kullanılmazlar. Allah-u Teâla şöyle buyurdu:


"Allah alış-verişi helal faizi haram kılmıştır."(Bakara 275)

Resulullah (sav) de şöyle buyurmuştur:

"Helal, Allah'ın Kitabında helal kıldığı şeyler; haram da Allah'ın Kitabında haram kıldığı şeylerdir. Allah'ın, Kitabında bildirmediği şeyler affettiklerindendir " (Et-Tirmizî)

Yine Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

"Muhakkak helal belli, haram da bellidir. İkisi arasında bir takım şüpheli şeyler vardır ki, çok kimse bunları bilemez. Şüpheli şeylerden sakınan, dinini ve namusunu korumuş olur. Şüpheli şeylere dalan kişi ise, harama düşer. Nitekim (içine girmek yasak olan) koru etrafında (davarlarını) otlatan çobanın hayvanları da her an bu yasak sahaya girebilir. Haberiniz olsun, her hükümdarın (kendisine mahsus) bir korusu olur. Dikkat edin, Allah'ın korusu da haram kıldığı şeylerdir. Uyanık olunuz! Bedenin içinde bir lokmacık et vardır ki, o iyi olursa bütün beden iyi olur, bozuk olursa da bütün vücut bozulur. Dikkat edin! İşte o kalptir." (Muttefikün aleyh)

Helâl

Allah'ın müsamaha gösterdiği şeydir. İşlenmesi durumunda cezası yoktur. Haram; Allah'ın sakındırdığı şeydir, işlenmesi durumda cezası vardır. Helâl şunlara şamildir: Vacib, mendub, mubah ve mekruh. Haram ise, yalnızca harama şamildir. Teklifî hükümler, yukarıda zikrettiklerimizinden birinin dışına çıkmaz. Teklifî hükümlere bağlı vaz'î hükümler de beştir: Sebep, şart, mani, ruhsat ve azimet, sıhhat, batıl ve fesattır. Helâl ve haram ölçüleri her şeyi kapsadıkları gibi aynı zamanda da birer Şer-î ölçüdürler. İnsanın dünya hayatında fiillerine ve eşyalara lazım olan ölçüdürler. İstikra yoluyla Şer-î delillerden bütün eşyaları müteallik bir hüküm istinbat edilmiştir: Tahrim (haram kılma) delili varit olmadığı müddetince eşyada asıl olan ibahâttır. Fiillerde asıl olan, şer'î hükümlere bağlanmaktır. Dünyada Allah-u Teâla'nın haklarında hükümlerini beyan etmediği hiç bir şey yoktur. Allah onlar için ya helal ya da haram hükmünü beyan etmiştir. Eğer Müslümanlar bir fiil ya da eşyanın hükmünü bulamazlarsa, bu Şer-î delillerin eksikliğinden değil, aksine içtihad ve naslardan istinbat etme kusurlarından kaynaklanmaktadır. Çünkü Allah-u Teâla, açıkça kıyamet gününe kadar şeriâtın her şeyi içerdiğini bildirmiştir.

"....Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim…" (Maide 3)

Ve

"Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik." (Nahl 89)

Herhangi bir Müslüman'ın, Şer-î delil olmaksızın bir fiili veya bir eşyayı helal veya haramla nitelemesi haramdır.

"Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah'a karşı yalan uydurmak için, "Şu helâldir", "Şu haramdır" demeyin. Şüphesiz, Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler." (Nahl 116)


ÖLÇÜLER ARASINDAKİ BAZI FARKLILIKLAR
Fiilleri, hayır ve şer olarak vasıflandırmakla güzel ve çirkin olarak vasıflandırmak arasında fark vardır. Fiilleri hayır ve şer olarak vasıflandırmak, fiillerin eserinden ve onlara yönelme veya onlardan kaçınmadan gelmektedir. Müslüman'da asıl olan, hayır olarak vasıflandırıldığı bir fiil, eğer Allah'ın razı olduğu bir fiil ise yönelmesi, şer olarak vasıflandırıldığı bir fiil eğer Allah'ın öfkesini gerektiren bir fiil ise kaçınması gerekir. Çünkü Allah-u Teâla, emrettiği hayır fiilini işleyenlerden razı olup onlara cenneti vadetti. Nehyettiği fiillerden kaçınmayanlara gazab edip onlara cehennemi vadetti. Bir Müslüman'ın bir fiili güzel olarak vasıflandırması ancak Şâri'nin o fiili methetmesi ve ona sevab vermesi ile mümkündür. Bir fiili de çirkin olarak vasıflandırması ancak Şâri'nin o fiili zemmetmesi ve ona ceza vermesi ile mümkündür. Dolayısıyla bir fiili yapıp yapmaması ona güzel ve çirkin olarak bakışıyla ilgilidir.

Helal ve haram ölçülerine gelince:

Bunlar biraz daha detay içerir. Zira beş çeşit Şer-î hükmü, ve bu Şer-î hükümlere bağlı vaz-i hükümleri içermektedirler. Fakihler, Şer-î ölçüleri şöyle tarif ettiler:Şer'î hüküm; Şâri'nin, iktiza, tahyir ve vaz-i yoluyla kulların fiillerine müteallik hitabıdır. İktiza; taleptir. Eğer fiilin talebi kesin ise, vaciptir, eğer kesin değilse mendubtur. Eğer fiilinin talebi, kesin terkine ilişkin ise haramdır, eğer talebinin terki kesin değilse mekruhtur. Fiili işleyip işlememede serbestiyet ise mubahtır. Vaz-í hüküm; bir şeyi sebep, şart, mani, ruhsat ve azimet, sıhhat, butlan ve fasit kılmaktır. Müslüman'ın, her hangi bir ameli işlemeden önce o amelin Şer-î hükmünü bilmesi vaciptir. Çünkü fiillerde asıl olan Şer-i hükümlere bağlanmaktır. Bu nedenle fiilleri sevap ve ceza yönünden hayır ve şer, güzel ve çirkin, helal ve haram olarak vasıflandırmak aklın veya insanların kendi kafalarından uydurdukları kanunların değil, Şâr-i'nin işidir. Bir fiili, helal ve haram, güzel ve çirkin olarak vasıflandırmak hayır ve şer olarak vasıflandırmaktan daha geneldir. Zîra hayır ve şer sadece fiillere hastır. Fakat güzel ve çirkin, helal ve haram ölçüleri fiiller ve eşyalara şamildir.