Piskolojik Sorunlar ve Cevapları - Delinetciler Portal
+ Hemen Yorum Yap

Piskolojik Sorunlar ve Cevapları

  1. SORULAR VE CEVAPLAR
    Tolga ÇELEBİ

    İnsanların büyük çoğunluğu, neler hissettiğini değiştirmek istemektedir. Bizler; bir olay karşısında kendimizi nasıl hissedersek; o ruh halini yaşıyoruz. Bir olaya karşı verdiğimiz tepki olumsuzsa; enerjimiz düşüyor, moralimiz bozuluyor ve o olumsuzluğa ait tüm duyguları doya doya yaşıyoruz. Diğer taraftan duyguların tümü, beynimizdeki biyokimyasal fırtınalardan başka bir şey değildir. Neşeli, öfkeli, sinirli, sevinçli hissediyor olabilirsiniz, fark etmez. Hepsi size bağlı.


    Peki, herhangi bir olumsuzlukla karşılaştığımızda, kendimizi nasıl daha iyi hissedeceğiz? Ya da kendimizi iyi hissetmek için güçlendirici çarelerimiz var mı? Bunu alkol, sigara, yemek ya da başka bir şey kullanmadan yapabilmek mümkün mü?

    Kişisel gelişim üstatlarından Anthony Robbins şöyle diyor: "Kendinizi hemen iyi hissetmek için en az on beş şey yazmadan durmayın. İdeal olarak bu sayı yirmi beş olmalı. Bu egzersize belki sonra yine dönmek isteyebilirsiniz. Sayıyı yüzlere bile vardırabilirsiniz. Burada işin anahtarı, kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak şeylerin çok büyük bir listesini yapmak, böylece yıkıcı şeylere yönelmek zorunda kalmamaktır. Her gün mutluluk için plan yapın. Mutluluğun karşınıza çıkmasını beklemeyin. Gelmesi için yer açın"


    Düşünmek birazda soru-cevaptır aslında. Kendimize sürekli sorular sorarız ve cevaplar ararız. ‘Bir düşünmem gerek' dediğimizde, ‘kendime bu konu ile ilgili' soru sormak istiyorum demek isteriz aslında. Hayatımızın kalitesini arttırmak istiyorsak, alışkanlık haline getirdiğimiz soruları ve soru kalıplarını değiştirmeliyiz. İnsanlar arasındaki en belirgin fark; sürekli sordukları sorular arasındaki farktan kaynaklanır.


    Bazı insanlar sürekli bunalımdadır. Neden ben? Neden her şey beni bulur? Zaten hiçbir şey doğru gitmiyor. Neden bu kadar çaresizim? Bu türde sorulan yanlış sorular neticesinde psikolojimizde çöküyor. Sorduğumuz soruları değiştirirsek, içinde bulunduğumuz sıkıntılı ruh halinde de kurtuluruz. Korkunç bir soru sorarsak, korkunç bir cevap alırız. Zihninize nasıl bir soru sorarsanız, alacağınız cevap da o yönde olacaktır. Örneğin kendinize; "Neden hiçbir zaman başarılı olamıyorum?" diye sorarsanız, şöyle bir cevap alırsınız: "Başarmayı hak etmediğin için." Bizler sorduğumuz soruları değiştirirsek, kendimizi nasıl hissettiğimizi de değiştirebiliriz.

    Olumsuz bir durum karşısında; "Neden ben?" diye sormak yerine, "bu olayı nasıl kullanabilirim" şeklinde bir soru sorabiliriz. Kötü olasılıklar içeren sorulardan vazgeçmeliyiz.

    "Önemli olan, sorular sormaktan vazgeçmemektir. Merak kendi var oluş nedenine sahiptir. İnsan sonsuzluğu, hayatı, gerçeğin o harikulade yapısını düşündükçe dehşet içinde kalmadan edemez. Her gün bu büyük esrarın bir zerresini anlamaya çalışmak da yeter. Kutsal merakı asla kaybetmemek gerekir." Albert EINSTEIN

    Yukarıda bahsedildiği gibi; kendimize basit ama güçlü soralar sorarak, sahip olduğumuz gerçek gücü, potansiyelimizi tam anlamıyla kullanabiliriz. Kaliteli sorulara, kaliteli cevaplar gelir. Buda yaşam kalitemizi arttır.
    Sorular neye odaklandığımızı, dolayısıyla de nasıl hissettiğimizi hemen değiştirir. Sürekli olarak "Neden canım bu kadar sıkkın?" diye sorarsanız, kendinizi sıkılmış hissedersiniz. Bunun yerine; "durumu nasıl değiştireyim de kendimi mutlu hissedeyim?" Şeklinde bir soru sormak çok daha avantajlıdır. Doğru sorular sorarak, hak ettiğimiz cevaba ulaşmak elimizde.

    Kendinize; "Şu an hayatımda harika olan ne var?" diye sorarsanız, mutlu şeyler düşünmeye odaklanırsınız. Ciddi ciddi düşünürseniz, mutlu olacaksınız.

    Sürekli, "ben mutluyum, ben mutluyum, ben mutluyum" derseniz bu işe yarayabilir. Ya da kendinizi yine de mutlu hissedemeyebilirsiniz. Ama cümle kurmak yerine, "En çok hangi konuda mutluyum?", "Mutlu olmak istesem beni ne mutlu ederdi?" gibi sorular sormayı sürdürürseniz, kendinizi gerçekten mutlu hissetmeye başlamanızı sağlayacak gerçek referanslar bulursunuz. Bunlar gerçekten mutluluk verecek nedenlere odaklanmanızı sağlar. Doğru cevaplarla mutlu olduğunuzdan emin olursunuz.

    Düz cümleler yerine soru sorarsanız, o duyguyu hissetmek için gerçek nedenler bulursunuz. Kendinize; "Benim en değerli anılarım neler?" diye sorarsanız, ya da "Şu anda hayatımda harika olan ne var?" d,ye sorarak bu soruyu ciddi ciddi düşünürseniz, kendinizi harika hissetmenize yol açacak tecrübeleri düşünmeye koyulursunuz. O duygu durumundayken, kendinizi olsa olsa iyi hissedersiniz.

    Hemen şu an kendinize güçlendirici birkaç soru sorun. "Şu anda hayatımın nelerinden mutluyum? "Neler için gerçek anlamda minnet duyuyorum?" "Bu gün ne için şükredeceğim?"


    Dışarı çıktığımız zaman, çevremizde binlerce şey olup bitmektedir. Ama biz aynı anda sadece birkaç şeye odaklanabiliriz. Yani çevremizde gerçekleşen ve bizim odaklanmadığımız tüm olaylar, bizim kapsama alanımızın dışındadır.

    Şu anda kendimi kötü hissediyorsam, bunun nedenini şöyle açıklayabilirim: "Kendimi iyi hissetmemi sağlayacak her şeyi kapsam dışında bırakıyorum." Tam tersi, eğer kendimi iyi hissediyorsam, demek ki odaklanabileceğim kötü şeyleri kapsam dışı bırakıyorum. O halde birine soru sorarsak; bu sorumuz ile o kişinin neyi kapsam dışı bıraktığını da değiştirebiliriz. Örneğin iş yerinde bir arkadaşınız "bu müşteriyi kaçırdığımıza benim kadar üzülüyor musun?" diye sorduğunda, üzülmemiş bile olsanız daha önce kapsam dışı bıraktığınız şeylere odaklanmaya başlar, kendinizi kötü hissetme durumuna geçersiniz.

    Ya da tam tersi biri "hayatında gerçekten harika neler var?" diye sorsa, siz cevaba odaklanırken bir anda kendinizi iyi hissetmeye başlarsınız. Bir arkadaşınız; "bu projede yaptığımız iş gerçekten mükemmeldi, ne kadar işe yarayacağını hiç düşündün mü?" diye sorsa, projenin tüm yorgunluğunu unuturuz ve ilham dolu bir hale geliriz. Sorular zihnimizin lazeri gibidir. Odaklanmamızı ve konsantre olmamızı sağlar. Neyi ararsak, onu buluruz.

    Bir terslikle karşılaştığımızda, "bu problemden ne öğrenebilirim ki, bir daha karşıma çıkmasın?" sorusu işe yarayabilir. Bu soru ile hem problemden kurtulabilir, hem de bir daha karşınıza çıkmasını engelleyebilirsiniz.

    Bir iş kötü gittiğinde; "neden sürekli hata yapıyorum?" derseniz, kendinizi zayıflatırsınız, bu tür olayların gerçekleşmesine, tekrar tekrar başınıza gelmesine sebep olursunuz? Beyniniz söz dinleyip yorum yapmadan sorduğunuz bu soruya karşılık bulmak için çalışacaktır. Odağınız hatalı olduğunuzu düşünecek şekilde kayacaktır.

    Herhangi bir zamanda kendimize sorduğumuz sorular, kendimizin kim olduğu, neler yapabileceği, rüyalarımıza kavuşmak için neleri yapmaya istekli olduğumuz konusundaki görüşlerimizi biçimlendirebilir. (Anthony Robbins)

    Soru sorarken kendinizi sınırlamayın. Cevabının imkansız olduğunu düşünerek, soru sormaktan vazgeçmeyin. Soru sorarak, kendinizi sınırlayan inançlardan da kurtulabilirsiniz. Elinizde istemediğiniz bir sonuç varsa, "Durumu düzeltmek için ne yapabilirim?" diye bir soru sorun. Kendinizi suçlamayın, sızlanmayın, homurdanmayın, başkalarını suçlamayın. Kendinizi sınırlayan her şeyden bir an önce kurtulun ve rahatlayın.

    Sabah uyandığınızda; "bu gün beni nasıl felaketler bekliyor acaba?" ya da "neden işe gitmek zorundayım? şeklinde bir sorular sormayın. Ayrıca "trafik yine berbat mı acaba? diye bir soru da sormayın. Güne olumsuz başlarsanız, işlerinizin ters gitme olasılığını kendi elinizle arttırırsınız.

    Dışarıda mucize arama, mucize sensin. Önce kendine inan, diğerlerinin önemi yok.
    Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
    İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
    Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
    Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
    Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.
    Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
    Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı
    tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
    Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
    Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.
    Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
    Bu günü eline yüzüne bulaştırdı... Mutsuz oldu insan.
    Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
    ama bugünü hiç yaşayamadı.


  2. 2012-05-01 #2
    keşke herkes bu kitabı u-y-g-u-l-a-s-a

  Okunma: 1763 - Yorum: 1 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -