Üç türlü tatlısı var bu Osmanlının. Yani ağzının tadını bilenlerin. Hamur tatlıları süt tatlıları meyve tatlıları. Bir de az önce adını ettiğimiz baklavalar.


Baklavaların temel maddesi unla açılan ince yufkalar yağ şeker ve bal. Bir de fındık fıstık cevizden biri ve kaymak. Baklava türlerinin hepsi fırında pişer. Karadenizli kadın bayramlarda şeker yerine konuklarına baklava ikram ediyor ve konuğuna baklava tabağını uzatırken de usulca:


"Buyur 60 yaprak yufkayla yaptım" diye gülümsüyor. 60 ince yufkayı düşünün. Bu sayı bazen 70 bazen 80'e doğru da gidiyor.
İsim:  b-149829-baklava.jpg
Görüntüleme: 7004
Büyüklük:  7,2 KB (Kilobyte)


Süt tatlılarıysa muhallebi sütlaç kazandibi tavukgöğsü keşkül ve güllaçtır.
Keşkül davet-ziyafet yemeği olarak başta gelmiştir sofralarda. Kazandibi ve tavukgöğsü uzun süre çarşı imalatı olarak yapılmıştır. Güllaç ise ramazan sofralarının baş tatlısıdır. Malzemesi çarşılarda hazır satılır. evlerde evin hanımı sütle pişirir güllaç tatlısını. Azıcık ılık sütün içinde gelir sofralara. Kaymağıyla beraber.



İsim:  gullac-yerken-icinden-evet-cikacak-3008101200_l.jpg
Görüntüleme: 11942
Büyüklük:  171,8 KB (Kilobyte)
İsim:  gullac-yerken-icinden-evet-cikacak-3008101200_l.jpg
Görüntüleme: 11942
Büyüklük:  171,8 KB (Kilobyte)



Ramazan sofralarının en saygı gören tatlısı tabii güllaçtı. Günümüzde güllacı seven pişirmesini bilen kimse kaldı mı bilemiyorum.


Ama yemek ve tatlı seçiminin ustası olanlar yine de keşküle dayanamıyorlar. Süt tatlılarından en duyarlılarından biri olan keşkül Ankara'nın son Osmanlılarından olan rahmetli Vehbi Koç ile babamın en sevdiği tatlısıydı. Bütün bunlar unutulup gidiyor. Ne yazık ki sofralarımızın şimdi yabancı sofralara dönüştü. En azından Konya'nın "etli ekmeği" İtalya'nın pizzası oldu sanki.


Amaa.. Osmanlı sofralarının en yaygın tatlısı aşuredir. Aşure bir tören tatlısıdır. Genellikle muharrem ayının onu ile yirmisi arasında yapılır. Bu tarihin Kerbela Vak'ası günleri ile ilişkisi olduğu söylenir.


İsim:  asure.jpg
Görüntüleme: 6150
Büyüklük:  110,9 KB (Kilobyte)



Söylencelere göre Nuh Tufanı'nın bitiminde gemideki yolculara kilerdi kalan son yiyecekler bir araya getirilerek yapılan ve kurtuluşun kutlandığı son yemekte yenilen aşure kırk türlü malzemeyi içerir. Eski günlerin evlerinde bu kırk türlü malzeme okumalarla konurmuş kazanlara tencerelere. İlahiler okunarak karıştırılırmış uzun süre.
Ve sonra hemen her Osmanlı evinde bulunması âdet olan büyük aşure sürahileriyle komşulara dağıtılırmış aşurenin bir kısmı.


Bu ünlü tatlının başka hikayeleri de var. Muharrem ayının onuncu günü Adem baba ile Havva anamızın ilk tanıştığı günmüş. İlk aşure bu gün için pişirilmiş.
"Hayır öyle değil" diyenler de var. Onlara göre ise aşure Adem'le Havva'nın cezalandırılıp yeryüzüne indirilmelerinden sonra (Hani Havva Ana Adem Babaya izinsiz ilk elmayı yedirmişti ya…) İşte bu nedenle dünyaya cezalı olarak yollanmışlar. Ama bir gün Tanrı onları affetmiş. İşte o affın müjdesi olarak pişirilmiş ilk aşure…
Biz bu nefis ama yapımı hayli zor tatlıyı bir af tatlısı olarak değil tatlıların şahı olarak çok seviyoruz kim icad ettiyse Tanrı ondan razı olsun.