LaLe'nin Gönül Bahçesine Esintiler - Sayfa 3 - Delinetciler Portal
Konu Kapatılmıştır

LaLe'nin Gönül Bahçesine Esintiler - Sayfa 3

  1. 2008-01-01 #101

    Kan çanağı gözlerimde hüzün yine var oysa aylardan Ağustos.."

    Başaramadım yine..Bir türlü anlatamadım " bendeki seni" .. Bir türlü ispat edemedim sana beni diri diri öldüren kadını bende içimde öldürdüğümü. Bir türlü önleyemedim benli soru işaretlerini. Oysa gözlerimi görmeden yüreğini bana kurban olacak delice seviyorsun beni..Düşüyorum yine kanamalı cümlelere..Üşüyorum. İliklerimde Şubat soğuğu..Oysa aylardan Ağustos.Sıcaklığıma dudaklarının serinliğini getirirdin sen..Ne oldu bilmiyorum.Boynum eğik yine..Belki de suçluyum. Suçluyum çünkü bir türlü anlatamadım " bendeki seni". Gösteremedim adının yüreğimde ne kadar büyük yer kapladığını..Cümlelerimi yuttum sustum şimdi. Düştüm yine ulu orta..Yırtıldı gömleğim.İlmek yine geçti şah damarıma. Yuvarlandım avuçlarına. Sığındım duasını unutmuş bir çocuğun avuçlarına. .Biliyorum suçlu benim. Aylardan Ağustos…Susmalıyım ben..Her sene olduğu yine hüzün sobeledi beni..Oysa sana bir şey yazmaya gelmiştim. Karanlık sokaklarımı aşıp gelmiştim. Bu akşam sana özlemlerimi anlatmaya gelmişken bir anda düştüm dudaklarından...Bilmiyorum ne oldu beni öldüren kadını hala özlediğimi söyledin.Sustum..Yutkundum Hangi insan özler ki kendini toprağa diri diri gömeni ? Hangi insan katilini delice sevebilir ki ?

    Ben bu satırları sana yazarken sen " istediğin gibi özgürsün; belki bir gün beni de özlersin başkasıyla " cümlesini bıraktın ağlamaklı suretime. Başaramadım yine bir kadını mutlu etmeyi..Seni severken başka birisini özleyecek kadar küçülmedim ben. Sen bende hala büyüksün..Sen her zaman " bir gün seni unutacağımı " savunsan da ben senin umutlarında olacağım. Sen neşter vur kalbine. Seni hiç sevmediğimi, sana binlerce yalan söylediğimi dikte yüreğine. Dilin söylese de bensizliğimi, kalbin hep beni yaşayacak..Bil ki; avuçlarım yüzünü duaya dönmüş halde. Yoksa vururum kendimi yağlı ipe. Sana anlatmıştım kalın ipin evimizin neresinde olduğunu. O kadar basit ki ölüm..Ama ben yaşayacağım. Seni sende yaşayacağım. İnatla..Sabırla..Biraz da susacağım. Ama avaz avaz bağıracağım seni...Sende yaşacağım biliyorum. Tıpkı bende yaşayan sen gibi…

    ...

    Hatırlıyor musun senden önce kör topaldım ben, denizlerinde yürüttün beni. Yarı çıplak gövdeydim ben , yüreğinin sevda gömleğini giydirdin

    ...

    Biliyorum..
    Anlatamadım; sana " bendeki seni "…
    Gösteremedim; adının yüreğimde ne kadar büyük yer kapladığını…
    Susturamadım; vadesi dolmuş sağanaklarımı.


    Gecemi gündüze çeviren kadın;
    Yukarıdaki tüm olumsuz yüklemlere inat,
    Ağustos sancısı tutmuş gözlerime inat,
    Kurtar beni " benden" ..
    Çevir yüzünü aydınlığıma..

    Çünkü;
    Ne ben sensiz yaşayabilirim,
    Ne de sen bensiz nefes alabilirsin..."

    Çünkü senle ben ; Umudun avucunda Cennet kokan NEFES'İZ..

    Çünkü benle sen ; Elif'in dalında taze FİLİZ'İZ..

    Çünkü senle ben ; BİR'İZ…BİZ'İZ...



  2. 2008-01-01 #102
    Unutmak Ne Derİn Şeydİr Kİ,


    UNUTMAK NE DERİN ŞEYDİR Kİ, unutanlara unutuşlarını bile unutturur. Unutulmak ne acı şeydir ki, unutulanın unutuluşuna ağlayışını kimse hatırlamaz.


    'Nisyan'dan, yani unutuştan çıkarıldık her birimiz. Yüzümüz gün yüzüne değeli, tenimiz güneşe erişeli beri unutulmaktan alındık, unutmaktan sakındık. Hatırı sayılır olduk. İsmimizin orada burada anılması bizi memnun etti. Ne var ki, unutmak yaşamak kadar elimizin altında ve unutulmak ölüm kadar yanıbaşımızda. Ölüm bizi geldiğimiz yere, 'nisyan'a ***ürüyor tekrar. Ölüm unutuşlara gömüyor yüzümüzü; tenimizi tanıdıklarımıza yabancılaştırıyor. Yaşarken ölümü anmıyoruz o yüzden. Yaşarken ölümle aramıza sahte mesafeler döşüyoruz. Unutulmak korkusu bu... Galiba, en çok, unutulacağımızı unutuyoruz.


    Hatırla ki, toprak ayağının altından kayıyor. Ellerin son bir defa dokunuyor güle ve güne. Gözlerinin karası son kareyi alıyor ışıktan; ve karanlığa hazırlanıyorsun. Gözkapaklarının kapanışı seni bir dağın arkasına ***ürecek. Unutmaya ve unutulmaya hazırlanıyorsun. Varlığın incecik dudaklarda bir çift kuru söze inecek; o dudaklardan insan sıcağını tadamayacaksın. Hatıran bir taştan ve hüzün renkli topraktan ibaret olacak. Kahkahalar seni yalnız bırakacak, mutluluklar seni hesaba katmadan ikmâl edilecek. Sana arkalarını dönecekler, dönüp yüzüne bakmayacaklar. Senin kokun uzakların kokusu olacak. Tenin toprağın soğuğunu tadacak. "Gelecek ölüm; gözleri gözlerin olacak."


    Hatırla ki, sarışın kız çocuğunun lüle saçlarına son kez bakıyorsun, seninkinden uzun ve derin bakışlarına son kez değiyorsun. Sen bu ânın eşiğinde son nefesin hesabını yapıyorsun; o yarınların uzayıp giden kanatlarına tutunmuş derin, taze soluklarla yineliyor varlığını. İllâ da göz göze geliyorsunuz. Ellerin onun ellerine erişemeyecek; gamzeli yanaklardan sızıp gelen tebessüm sana uzak düşecek. Şimdiden, ölümü bilmeyen oğlunun gözlerinin seni köşe bucak arayışını görüyorsun. Havada asılı kalacak "Baba!" çığlığına şimdi hep bir ağızdan cevap vermek istiyorsun. Nefesin sesine yetmiyor.


    Hatırla ki, yarınki gün seni taze bir toprak yığının altında bulacak. Bir gün saatinin akrebi, yelkovanı senin uzanamadığın ânlara doğru dönecek. Sen olmayacaksın ve kolundaki saat sensiz zamanları tırmanıyor olacak. Sulamayı unuttuğun çiçeğin bile senden sonra solacak. Yüzüne günışığı vurmayacak. Hayatının ebedî rengini dar ve sessiz bir boşlukta bulacaksın. Ya küle dönecek ya güle dönüşeceksin. Yarınsız ve sonsuz bir günün yanağında incecik bir gamze olup kristalleşeceksin. Yüzün solacak, ellerin hiçbir yere varmayacak, parmakların hiçbir şey göstermeyecek ve ayaklarının altında hep boşluk olacak.


    Unutma ki, toprak şimdi ayağının altından kayıyor. Yürüdükçe ince bir hesap çizgisine çekiliyorsun. Unutma ki, elinle ölüme dokunuyorsun. Elinle ölümü dokuyorsun. Hatırla ki, gözlerin ölüme bakıyor. Gözlerin bir cesedi alacakaranlığa taşıyor. Hatırla o zamanı ki, sen boz topraklar altında derin unutuşlarda eriyorsun. En son, kaleminin karanlık izi kalıyor soluk sayfalarda. Ve sözlerin kırık-dökük hatıralara dönüşüyor, paylaşılıyor, solgun bir gül gibi dolaşıyor. Hatırla ki, sen sözleri genç kalbleri taze aşklara taşıyan ölü bir şairsin ya da masum ve sonsuz bakışlı gözlerin kapı aralarında beklediği bir babasın. Elinin sıcağı özlenen sevgilisin. Hatırla ki, seni sımsıcak sarıp kucaklamak isteyenler bir tabutun katı, soğuk dokunuşuna çarpıyorlar. Hatırla ki, bir mezar taşında iki rakam arasına çizilmiş eğreti bir çizgiye indirgenmişsin. Hatırla ki, duvarda soluk siyah beyaz bir fotoğrafta hüzünlü bir gülüşten ibaretsin, belki de camekânın tozunu almayı unuttular. Mezar taşın unutuldu ve hatta mezar taşın da seni unuttu diyelim. Ve hep başkaları var dışarıda, hep yabancılar geziyor yıkık mezar taşları arasında. Kimsenin tanıdığı değilsin artık. Kimsenin 'ölü'sü de değilsin; tıpkı şimdi olduğu gibi.


    Oysa, sen ve son, ne kadar da uzak görünüyordunuz birbirinize. Unutuş ne kadar çok unutuluyor.


    Ey beni herkes unuttuğunda anan Rabbim! Yüzümü, elimi, gözümü, bakışımı, dokunuşumu veren Rabbim! Beni Seni unutanlar arasından çıkar al! Beni bensiz bıraksan da, Sensiz bırakma!


    N'olur Rabbim! Şu biricik ânımı ebedin rüzgârlarına kat ve beni Sana daim yakın eyle! Yalnız Seninle kalmakla kalabalıklaştır beni! Bir secdede biriktir varlığımı! Beni Sana açılan ellerimde çoğalt! Beni Sana karşı fakir olmakla zenginleştir! Kendimi Sende unutayım ve öylece kapansın gözlerim ve öylece çözülsün ellerim. Dilim öylece sussun ve tenim öylece çamura katışsın ve bu mürekkep lekeleri kısacık vuslatımın hatırası olsun. Unutulmasın sözlerim; unutkanlar unutulacaklarını hatırlasınlar diye...




  3. 2008-01-01 #103

    HüZNüN ReNGi SaRı MeVSiMi eYLüL

    Her şeyin bir zamanı vardı, hüznün bile… Aşklar ilkbaharla doğardı, aşkını papatyalar ve güllerle anlatabilmesi için sevgilinin. Sancısına inat doğanın kıpırdanışı, rahmet pınarları yağmurların toprağın diriliş suyunu verdiği, yeşilin hakimiyetini ilan ettiği, coşkunun ayları; ilkbahar ayları değil miydi? Gönül de tabiatın bu sesine karşı çıkamaz, coşmaya, hissetmeye, hazzetmeye başlardı, üstündeki ölü toprağını atar, mazideki aşk duygusunu hatırlamaya başlardı.

    Ne zaman ki ışık dik geliyordu yeryüzüne, aşk da dikleniyordu hüzne, kovuyordu yeryüzünden. Gönül gözünü yalnız aşk için açıyor, hüznü gördüğü yerde görmezlikten geliyordu. Aşkın acısı kaybolurdu yaz ile, gönlünde aşk hissi vardı yalnızın bile... Tutkunun, aşkın ateşini yükselten yazdı ve tarih en büyük aşkları bu aylarda yazdı. Ama yazın bile bir sonu vardı, aşkın sonunun olduğu gibi. Ne büyük rastlantıydı ki, aşkın ateşi, güneşin ateşi ile birlikte sönmeye başlardı.

    Esmeye başlardı rüzgar, bir yandan dökülen yaprakları kovarken yerden, bir yandan aşkın ateşini söndürüp kovmaya başlardı gönülden. Sanki kırmızının sarıya dönme, aşkın hüzne dönme vakti gelmişti. Acıyı hissetmeyen gönül, hüznün ızdırabına hazırlanıyor, aşk yanığının üzerine hüzün kremini sürerken acı hissedeceğini tahmin bile edemiyordu. Derman dediği şeyin dert olduğunu bilse, hüzne hoşgeldin der miydi? Ama adettendir yeni gelene yer açmak ve buyur etmek; yeni gelen her sene aynı şeyi getirse de devir teslimi geciktirmenin bir alemi yoktur ve her yeni gelenin getirdiği umuttur. Hüzündür ve sonbahardır belki umudu en son hatırlatan ve gelen gideni aratır. Hüzün artık sarıdır, sarı artık hüzündür, sarı sonbahardır, sonbahar sarıdır, eylüldür…Eylül ayrılıktır, eylül buluşma vaktidir ancak sevgilinin beklediği ve sevgilinin bir türlü gelmediği aydır. Kaç Eylül geçerse geçsin, sevgilinin geleceği tren umut ve kavuşma istasyonundan geçmeyecektir. Çünkü o hüzün istasyonunda sonbaharın geçmesini bekleyecektir. Yazın yağmamakta inat eder yağmur, zira sevgilinin gözyaşı ile Eylül'de inecektir yeryüzüne. Beklenen rahmet gökten, dökülürdü sevgilinin gözünden. Belki aşina değildi göz buna, unutmuştu yaz boyunca yaşlar akıtmaya; ama sırası geldiğinde unutulan davranışlar, unutulan aşklar gibi hatırlanırdı. Acıyla akan yaşlar, sancıyla bitten aşkları hatırlatırdı ve hüznü onlardan daha iyi anlatan olmazdı.

    Sonbaharsın, sarısın, Eylülsün,
    Aşkın ateşini sen söndürürsün
    Sevgiliye hediyen midir?
    Ayrılık, özlem ve hüzün…




  4. 2008-01-01 #104
    Hazan ve Hüzün


    Bahar başlamadan hazan görmek! ışte bizim hayat serencamemiz. Henüz birkaç çiçek açmışken soğuk rüzgarların uğultularıyla dumura uğrayan bir bahar. Halbuki o çiçeklerden toplayıp kışta gelenlerin kabri başına gitmek hayalimizdi. Kışın sıkıntılarına katlananlara itizar ediyoruz. Bir sallantıda paramparça olan ümitlerimizi yine onların muştularıyla bina etmeye çalışıyoruz. Öyle ya, tekerlek çoktan tümseği aşmıştı!



    Hazan, eşyanın rengini solduran, birliğini, düzenini, ahengini bozan, kökle bağlantısını koparan hazan. Dağınıklığın, perişaniyetin, ölümün remzi hazan. Hüzün saçan, teessür, tahassür dağıtan hazan. Hazan o kadar hüzünle bütünleşmiş ki, hüzünsüz hazan, hazansız hüzün neredeyse yok gibidir. Sararan yapraklar, acımasız ve sert yeller, bamteline dokunulmuş gibi gözyaşı döken, yalnızlığa yelken açan ağaçlar, ıssızlaşan ormanlar, sığlaşan ve donan sular, neşvesini yitiren, göç eden kuşlar, inlerine çekilen hayvanlar, sıcak bir yuva arayan böcekler, soğuklara yenik düşen kelebekler.. hepsi içimize hüzünden bir çizik atar ve bizlerde garip bir yalnızlık hissini uyarırlar.

    Ama bunlar içinde hazandan en çok müteessir olan ağaçlardır. Evet hazanda ağacın döktüğü yapraklar onun gözyaşlarıdır. şefkatli bir ananın yuvasında tutamadığı çocuğunun arkasından ağlaması gibi ağlarlar, sessiz ve derin. Her esintide ağlar ve hüznünü dallarının boğuk melodileriyle ağıtlaştırır. Ağladıkça sesi azalır, sesi azaldıkça da etrafına gariplik dağıtır. Döktüğü gözyaşlarını ürpertiyle seyreder, yavrusunu rüzgarların tokatlarıyla savrulurken görmek onun en büyük acısıdır. Üzerindekiler de gitmeye müheyya, belki de ona en zor gelen de budur, onları kollarıyla sımsıkı tutmaya, beslemeye, hayat üflemeye çalışır ama heyhat, kökle olan bağı zayıflamış, yeteri kadar beslenemeyenlerinde kendisini kışın soğuk kılıçlarına terkedeceğini bilir. Ve bu onu bir kez daha kahreder. Bazıları bu kahre dayanamaz ve içten içe kendini eritir. Kucak açtığı canlılar birer birer onu terkeder de meydan, içini oyan kurtlara kalır. Teselli için bağrından çıktığı toprağa siner, ona daha bir sıkı tutunmaya çalışır. Zaten kendisini ayakta tutan tek dinamik de odur; kökleri sağlam ve derin olmak. Kökler ne kadar kuvvetli ve derin ise ağaç o kadar semeredar olur. Zira bu yükleri, sağlam ayaklar, sabit kademler taşır. Kış gelince de salar kendini tevekkül bağına ve ızdırapla bahar cemrelerinin kokusunu duymaya çalışır.

    Evet, bu hazan bizim için hüzün oldu. Kurulan köprülere, uzanan ellere, açılan kapılara ateşler yağdı ve ümitlerimizin ufku bulandı. Üzüldük yapraklar gibi savrulanlara, kuruyanlara. Acıdık acımasızca öldürülenlere. Teessüf ettik kimliğinden utananlara. şaşırdık menfaatini insanların kavgasına bağlayanlara. Sarsıldı hayallerimizde kurduğumuz gelecek. Sardı benliğimizi koyu hüzünler, kuytu kederler. Ağaçlar gibi yalnız, garip ve aciziz. Haykıramıyoruz yapraklarımızı koparan fırtınalara, sesimiz cılız, dilimiz yabancı. Yapacaklarımızı yapamama, yapılanların da her an elden gitme endişesi ruhlarımızı sardı. Gerçi Allah'a itimadımız tam ama performansımızın yetersizliği de ortada. şimdilerde her zamankinden daha çok Allah'la irtibata, kalbimizin rotasının O'na doğru olmasına ihtiyacımız var. ıhtiyacımız var; çünkü bizler gayet az, zayıf, fakir ve kuvvetsiz bir haldeyiz, düşman ise şimdilerde daha planlı, programlı ve stratejik. Hatta denilebilir ki, düşmanın çok profesyonel, sistemli, ayrıntıları ihmal etmeyen yapısı güçsüzlüğümüzün boyutlarını derinleştiriyor. Fakat ne gam! Bizim öyle bir dayanak noktamız, öyle bir intisabımız, öyle bir kuvvetimiz, öyle bir hazinemiz, öyle bir ışığımız, öyle bir vesilemiz ve öyle bir ittisalimiz ve bağımız var ki, onunla değil şimdikiler, tarih içindeki bütün mütecavizler toplansa, hatta cinlerden, ifritlerden yardım da alsalar bizi endişelendirmez ve korkutmaz. Ellerine aldıkları her taş bomba olsa, üfürükleri ateş olsa bile hiç aldırış etmeyiz. Çünkü biz biricik güç ve kuvvet kaynağına kendimizi bağlamışız. Evet iman ve onun derinliği bize öyle bir cesaret veriyor ki, bu cesareti ifade etmede aslanların cesareti laf-ı güzaftır. O'nun güç ve kuvvetinin sınırı, nihayeti yoktur. Elverir ki onun rahmetini üzerimize celbedecek halimiz olsun.

    Gerçi her hazan kış demek değildir, her bahar da yazın güzel olacağını bize söylemez. Nice soğuk hazanlar vardır ki, kış onun yanından meltem gibi geçer, nice iç ısıtan baharlar da vardır ki, yaz baharın bütün yapraklarını kavurur ve kurutur. Bazen de kışın sert geçmesi, baharın güzelliğinin habercisi olur. Allah'tan ümit ediyoruz, bahar geç bile gelse, uzun ömürlü ve semeredar olsun.

  5. 2008-01-01 #105

    ASK dedigin beklemektir..

    Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!
    Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz. Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadar beklemek bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır.
    Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir, eğer beklenene değecekse. Bilesin!


    Aşk; yanmaktır Ey Sevgili!
    Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir. Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali. Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.
    Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair; "Yanmışın halinden ne bilsin ham/ Sükut gerektir bize gayrı vesselam..
    Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım. Bilesin!


    Aşk; bedel ödemektir Ey Sevgili!
    Bülbül, gonca gülü görebilmek için her seher uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır. Ya ben yüreğimi nereye asayım Ey Sevgili.
    Çünkü Aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz.
    Beklemek bedel ödemekse eğer hâlâ ödüyorum o bedeli. Bilesin!


    Aşk; vazgeçmektir Ey Sevgili!
    Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden vazgeçmek. Yardan gayrısından, cümle cihandan vazgeçmek.
    Yemeden, içmeden, uykudan uyanıklıkdan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince.
    Senin için senden vazgeçmişim. Bilesin!


    Aşk; bilmektir Ey Sevgili!
    Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
    Onun selamı ile gelen bela olsa EyvALLAH (c.c.) diyebilmektir.
    Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine EyvALLAH. Bilesin!


    Aşk; susmaktır Ey Sevgili!
    Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır. Kelâmın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır.
    Artık sustum Ey Sevgili. Bilesin!
    Aşk dediğin susup beklemektir,
    Aşk dediğin....



  6. 2008-01-01 #106
    Sevmek Zamanı


    Size söylüyorum! Evet size sesleniyorum! İçinizdeki, aranızdaki size; o hep içinizde gezinen ilham kaynağına; gücünü kendinden alan, paylaşıldıkça artan iksire; girmedik gönül, almadık ödül bırakmayan şampiyona.. Evet bir limandır o, onsuzluğa demirlemişlere. Sahilinden kovulmak yoktur onun; ana gibi basar bağrına bütün dertlileri, talihine karalar yazılmışları…

    Aşk da diyebilirsiniz ona, derinlemesine olanına. İnsan gerçekten sevince yaşar; diğer türlüsüne yaşamak mı denir? Ayrıca, sevmeden, O'nu içimizde nasıl duyacağız ki! Aslında O her an yanımızda, içimizde; O'nun sevgisi merhamet çağlayanları halinde kainatın her bir zerresinde gürül gürül akıyor. Baksanıza şu sabahlara kadar öten börtü-böceğe, kıyıdaki kumları dövüp duran dalgalara, uğuldayıp duran rüzgara... herbiri ne kadar da O'nun sevdalısı... İşleri hep aynı, rutin belki, ama ya Rab bu ne başdöndürücü senfoni!

    Hiç, birine olan sevginizden dolayı kendinizi tutamadığınız, daha ne yapsam, ne desem dediğiniz oldu mu? Olduysa işte bu gerçek bir sevgidir; aşktır yani. Bazen gözünüzde o kadar büyür ki sevdiğiniz; içiniz içinize sığmaz olur, o an hiç bitmesin istersiniz. Ve sevgi öyle bir şeydir ki kesinlikle zorlamaya, yapmacıklığa gelmez; muhakkak gönlünüzün ve vicdanınızın sesi olmalıdır dilinizle söyledikleriniz. Zaten samimiyetten uzak olarak söylenen sözler ve yapılan hareketler karşınızdaki tarafından bir şekilde farkedilecektir. İnsan en fazla, kendini kandırır derler ki çok doğrudur. Şairin dediği gibi "Aldanan yok, nafile!"

    Sevmek zamanı hiç bitmemeli insan yüreğinde; yaşamalı her türlü zorluğa rağmen. Aslında bizleri diri tutan da budur. Sonra, imanlı sinenin sevgisi çok engindir, sadece kendini düşünemez o; en başta Rabbini ve sonra yaratılmışları düşünür. Dolayısıyla da baktığı herşeyde O'nu görür. Hele hele asla bir mahlukun canına kıyamaz. Zira O'ndan gelen herşey hoştur, şirindir, muhteremdir. Sultanlar Sultanı'ndan gelenler aziz tutulmalıdır. İçimizi dinleyebilsek bir, neler duyacağız neler! İnsan bir kitapsa eğer, bu kitabı içerden okuyabiliriz ancak.

    Biraz da madalyonun öbür yüzüne bakalım mı, ne dersiniz! Katili olduğumuz sevgileri, öldürdüğümüz sevgileri düşünsek mi acaba? Sevgilerin günümüzde ne kadar da soğuk düşmeye başladığını, yapmacıklaştığını, kısacası çoğu şeyde olduğu üzre "-miş" gibi yaptığımızı söylesem yalan olur mu? Evet, koflaşan günümüz ortamından bahsediyorum. Yukarıda sözünü ettiğimiz şeyleri bu ortamın neresine yerleştirebiliriz; düşündürücü gerçekten! Hayatın gerçekleri dediğimiz şeyleri bahane ederek samimiyetlerin, aşkların üzerini örttük maalesef. Çıkar dünyasında yaşadığımızı söyleyenler az değil. Haklı da olabilirler. Ne var ki böylelikle, sahih bir sevgiden sözedemez hale geldik.

    Aşk veya sevgi öldü mü o halde? Sanırım buna ancak ölü vicdanlar evet diyebilir. İnsan varsa hisler de vardır, hasretler de aşklar da... Zorlayalım mı kendimizi sevmeye? Belki bu şekilde bir yere varamayız ama kötü bir şey yaptığımız da söylenemez. Zira pratikle ancak, ikinci tabiat denen özelliği kazanabiliyoruz. Bir şeyi yapagelmek, ardından içlerde bir aşinalık doğuruyor. Fakat ne kadar da dara düştüğünüzü görmüşsünüzdür, hiç denemediğiniz veya düşünmediğiniz bir alanla birden tanışmak durumunda kaldığınızda.
    Sevginin insan ruhunda hasıl ettiği gücü tarife hacet yok aslında. Bazen bir hasta yüreğe üflendiğinde, onun nasıl da kuvvetli bir doping tesiri yaptığı çok görülen vakalardandır. İnsanın sık sık, yeniden, bir çocuk gibi kendini saflığın koyuna salıvermesini bir düşünün. Bu tarz bir pratik, bizlere pörsüyen vicdanlarımızın sesini daha sık dinlememiz gerektiğini fısıldayıverir.

    Sevmek zamanı o halde. Evet yeniden sevmeyi bir denesek ne kaybederiz ki. Sevginin türlerinden bahsetmedik ama bir şekilde yapabiliriz bunu. Bazen uzaktan, bazen mesafe koyarak, bazen de yüz ifademizdeki hafif bir değişiklikle bile olabilir bu. Ruhun sesine kulak vermek bu konuda pek çok kapıyı aralayacaktır sanıyorum. Ve bu sese aşina olanların da duygularını bir şekilde ifade zeminine dökmeleri arzu edilir. Çünkü bazen küçük bir çay güçlü bir kolun iltihakıyla yatağına sığmaz olur. Tabii, ne var ki bu da gönül enginliklerinde çıkılacak seferlere bağlı.





  7. 2008-01-01 #107
    Kalp Kırıldığında Nasıl Bir Ses Çıkarır Sizce ?


    Kalp Kırıldığında Nasıl Bir Ses Çıkarır Sizce ?


    güvercinin telaşlı kanat çırpışındaki ses
    mi?

    yoksa,
    kelebeğin kanadındaki inadına sessiz bir çığlık gibi mi?

    ya da, tuz-buz olan bir sırçanın
    haykırışı gibi mi?

    nasıl bir sestir ki,perişan eder bizi duyduğumuzda??

    ne kalpler kırdık
    bilmeden.. ya da bile bile......

    ne setler koyduk aramıza bu kırılmış kalplerden de..

    sonra aşmaya çabaladık durduk çok...

    dokunmak istedik,ulaşamadık....

    ulaşmak istedik,kendi ellerimizle kurduğumuz

    setler engel oldu yine kendimize.....

    oysa,
    nasıl da kolaydı yıkıvermek han duvarlarını....

    sıcacık bir gülümseme,

    içten bir çift gözle birleştiğinde,eritmez mi en büyük buzulları???

    esirgedik birbirimizden maliyeti sıfır olan
    gülümsemelerimizi...

    kolay geldi bencillik en dar anlarda..koyuvermek..koyup kaçıvermek....
    kaçarken bakmamak ardımıza

    ya da,
    bakıp da görmemek...görmek istememek...

    her ne varsa...

    oysa,ne de kolaydı düşmanlığı yoketmek,
    sıcacıık bir gülümsemeyle...olmaz dedik.

    o bana düşman

    denemedik bile hiç..korktuk belki de yanılacağımızdan..

    oysa hayat ne de kısa..

    düşünmek
    için bile vakit yokken....
    bile bile zehir ettik günlerimizi..
    kavgalarla..
    itişip kakışmakla harcadık
    dünlerimizi...
    ziyan ettik hem düne.. hem bugüne.. hem de yarınlarımıza..
    sahi,kalp kırıldığında nasıl
    bir ses çıkarır?
    duydunuz mu hiç?
    ben ne zaman dinlesem bir cam parçalanışı hissediyorum
    peki ya siz?


  8. 2008-01-01 #108
    NüSHaSı YoK ''HiÇLiĞiMiN''*/aSLıM SaDeCe SaNa aiT

    " Kendimden vazgeçtim / sana " ben " kadar yakın olabilmek için "

    Avuç içleri gül kokan bir kız çocuğuna gelin ettiğim mavi düşlerimle son kez eğiliyorum satırlara. Bir türlü anlatamadığım, bir türlü ispatlayamadığım sevdanın ketum dilini yine yükledim dudaklarıma. Hiçbir sıfatla özdeştiremediğim yüreğini anlattım harf harf. Gelincik tarlalarına hediye eylediğim gözyaşlarımla yazdım seni dua dua. Bu kez satırlarımda ölüm olmayacaktı, hüzün de..Bir yanıma Elifi, bir yanıma seni alıp pervazı olmayan düşlerime kanatlandırdım tüm kuşları. Tecritli ellerimi bıraktım umuda / dökülen her kelimeye seni ilmekledim. Gözlerimin görebildiği sığ ufka senin yüreğinin genişliğini bıraktım. Adını bıraktım yalnızlığın kuraklığına. Seni anlattığım her bulut eteğini çekti nemli gözlerimden. Yüreğini özetlediğim her karanlık vazgeçti bendeki saltanatından. Biliyorum bendeki hiçbir kelime senin bende ifade ettiğin büyüklüğü anlatacak kadar nüfus edinemeyecek dudaklarıma. Çünkü sen bende hayat kadar büyüksün / umut kadar mutluluk yüklüsün…

    Kendimden vazgeçeli yıllar oldu. Sana anlattığım hüzün buzdağlarını eriteli de çok seneler oldu.. Seni hiçbir zaman " ötekiler " kısmına koymadım. Seni bende hiçbir zaman " sen " kadar yabancı görmedim. Sana hiçbir zaman " sen " demedim. Çünkü sen bendin, ben de sen..Seni bu kadar " ben " yapmışken sitem etme bana " ölümü " bu kadar çok anıyorsun diye. Farkında değil misin be can, ölüme karşı tek sığınağım sensin. Tek duamsın dilsizliğin hükümran olduğu alfabede. Tek anlamımsın bensizliğin beş para etmediği yalnızlık mabedinde. Bilmez misin be can, bende " benin" kalmadığını.. Yıllar önce kendimi tüm kütüklerden zayi düşürüp bensiz yaşadığımı bilmez misin ey yar. Sonra sen geldin bensizliğin tecritli sofralarına. Bensizliğin kuraklığına umut öznelerini serdin. Elif bereketini bıraktın öznesizliğin kuraklığına. Hiçliğimin duraklarına bir anlam katan , hüviyetsizliğimi yüreğinle vücut bulan sensin. Bu kadar bütünlenmişken sana, ölümü nasıl öpebilirim ki dudaklarımla. Ve şimdi ben kendimden vazgeçtim sadece sana " ben kadar yakın olabilmek için. Ve şimdi sen oldum bende sadece kendime " sen " kadar yabancı durabilmek için..Anla olur bende " ben " diye biri yok. Ben sadece " sen' im ". Senden önceki tüm sicillerimi sildim ben sadece sana aitim..

    Yürek sancımın tek refakatçisi, sözcüklerimin yegane bekçisi..

    Aldırma satırlarıma bulaşmış hüzün rutubetine. Önemseme kendimle olan savaşın galibine. Sakın ve sakın seni severken başka birisine meyl ettiğimi düşünme. Tek bir cümlem var mı öznesi sen kokan, yüklemi el kokan ? Sen varken gizlice hangi yasak düş'ü peydahladım düşlerime ? Senden başka hangi yüzde kuruladım gözlerimin rutubetini ? Hüzün çalan mürekkebimi senden başka hangi dudağa özne bilmişim ? Yok yok..Senden başka bir yâr bilmedim ben. Biliyorum bu sevdadan her zaman vazgeçmek isteyen taraf ben zannedildim. Gitmek için bahaneler üreten hep benim dilimdi. Ama gitmedim..Ama vazgeçmedim. Çünki ben seni dudaklarıma " unutmak " için mühürlemedim. Ben seni bir gün gittiğinde cevap hakkımı kullandığım cümlelerde harcamak için Elif'ime ellerini vermeni istemedim. Ben sende " kendimi " sen kadar yakın bulduğum sevdim seni. Bereket diye aşıma, azığıma kattım seni, yalnızlığımı avutasın diye değil…Ben seni dua bildim semaya uzanan yakarışlarımda, ölümü dudaklarında hediye eyleyesin diye değil…Yürek sancımın tek refakatçisi, durma öyle ölüm gibi suskun suskun. Omuzlarındaki tüm umut türkülerini yığ kapıma. Gözbebeklerine istiflediğin hüzün yüklerini bırak avuçlarıma. Hadi uzat ellerini, yüreğimde nüfus edinen ölüme karşı saf tutalım gülüşlerimizle. Hadi daya yüreğini yüreğime, hayat yolunda bir an tökezleyen yarınlarımızı " umut"landıralım nefesimizle.

    Hadi üzerimdeki tüm sıfatları çıkardım..
    Sadece seni giyindim.
    Suretimi de bıraktım geçmişime / aslım sadece sana ait…
    Gayri senin yürek rahmine düşmekte nüfusum..
    Soyundum benliğimden..
    Unutuldum bendeki bensizliğimden..
    Düşürüyorum kendimden..
    Tut beni yüreğimden,
    Tut ne olur kendime ait kirpiklerimden..

    Yolumuz uzun lakin susuzluğum aşikar..
    Suskunluğuma aldanma birazdan unutulmuşluğum azar..
    En iyisi ölüm beni yakalamadan,
    Varlığına kat beni..
    Çünki hiçliğim ancak sende anlam kazanır..





  9. 2008-01-01 #109

    Aşık-ı sadık Benim

    Göğe asılı bıraktığın bu sağnak, nice gönül tarlalarından "hû" filizlendirdi.
    Kâinat vecde durdu.
    Ve… dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor.
    Aşk vesile…
    Dünyaya alıştım alışalı, denizi çakıl taşlarından tanıdım.
    İçimde ney seslerini büyüttüm.
    Belli ki yine bu ıssız limanda fırtına kopacaktı.
    Bir muammalı vakitti oysa ki yalnızlıklar.



    Aşkın tarifini sordum göçen kuşlara. Dediler göç…
    Dediler yanmaktır yaklaştıkça…
    Onun kaynağından tadan divanedir, sonra…

    Sonra bir şair kesti yolumu… "En yüce bir düştür benim aşkım.
    Görmeye değmez ki küçük düşleri" dedi ve ekledi: "Mecnun değilsen sus!…"




    Bense güneşin kol gezdiği ufuklar hayal ederdim alkımlı dünyamda, aşka dair…
    Düşlerim en kudsi duygularla bezenmişti oysa.
    Meğer küçük düşlerle avunmuşum…

    Muhayyel sevdalar bürüyor yüreğimin pencerelerini.
    Herbiri tül, herbiri hür.
    Hiç dokunulmamış, hiç yaşanmamış.
    Hikâyelerine hayal meyal tanıklık ettiğim…

    Bu efsane hikâyeler sürüldü masama.
    Bense özgün sözlerin tadına alışıktım.
    Benim taatim, tahiyyatimdi Rab'le…

    Dünyanın perdesini şöyle bir aralayınca, aşka dair birçok şeyin öylesine ortalığa savrulmuş olduğunu hissettim ki; tanınmayacak haldeydi.
    Kadın olmuştu, para, makam, nefs, hırs, menfaat, sömürü olmuştu.
    O kutsalı aralarından arındırmak öylesine zordu…
    Kalan son sevgi sözlerini topladım avucuma… doldurmuyor bile!
    Dilden çıkıp, ancak kulağa kadar varabiliyordu; yüreğe değil…

    Aşka belki bir adım, belki asırlar vardı ama,sevgiyi diri tutmaktı, yaşatabilmekti esas olan.
    Ucuzcular pazarından kurtulup, sultanlar sofrasına hizmetli olabilmekti…
    İflah olmaz aşk kisvesini giyebilmekti.
    Gönülde maya tutup aşka, onu göklere armağan edebilmekti…. uçurtmalara…

    Celal-i Didar'a yâr olabilmekti benim en gerçek düşüm…
    Sen ezelî ve ebedî, arzsız, arşsız, cennet ve cehennemsiz öylesine bir sevdasın ki diyebilmekti…
    Mevlânaca bir tavır koyabilmekti.
    Naz makamına ulaşmayı gönül hedefinin tam ortasına yerleştirebilmekti…
    Ruhum firdevslere kayarken, dünyanın sahte makyajı bulaşıyor yüreğime.
    Her renk bir adım daha ulaşılmaz kılıyor seni.

    Ey ulaşılmaz Matlubum!…

    Hırçın dalgalar Kahhar ismini vuruyor dünya sahiline, güller Cemal isminle raksa başlıyor bir seher, kuşlar Nur ismini zikrediyor bir şafak kızıllığında…

    Bense, Vedud cografyasında, 'seven' şahsında talibi oynamaktayım.
    Belki adaylığın adaylığına bile lâyık değilken;

    "Bende Mecnun'dan fusun aşıklık istidadı var,
    Aşık-ı sadık benim, Mecnun'un ancak adı var…"

    diyebilme cürekârlığına koşmaktayım…

    Belki sadece içimdeki boşlukta çırpınıp durmaktayım…
    Ey Rab! Sana ulaşmak sensizlikte kaybolmak nedir, anlatayım mı?
    Kum fırtınasında, çölde, sağanaklara aşk olmaktır!…
    Dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor… Aşk

  10. 2008-01-01 #110
    Hani,ölümdü bir başına yaşanan...

    Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesi vardı avuçlarımda o gece... Hayallerim gözümün önünde dans etti...Düşlerimdi gökyüzünden bana göz kırpan, yıldızlar değil; yalnızlığımda...Oysa aşk iki kişilikti...

    Çayım vardı; bir kupa elimde, diğer elimde ise o gece yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesi... Çiseleyen yağmur bile ürpertemedi bedenimi; hayalin gibi... Bense yalnızdım; yokluğunda... Sadece yalnızdım işte bu aşkta, oysa aşk iki kişilikti...

    Gökyüzü bir kızardı, bir kapkara oldu saçların gibi... Bak, o bile seni hatırlattı bana, gözlerinin karası gibi... Gözlerin gibi öfkeliydi yıldırımlar o gece... Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesiydi elimdeki, elimde hayallerim bile yitmişti... Umutlarımdı yanımda olan nicedir, hayallerim ve düşlerim... Ne zaman terk ettiler beni, hiç bilemedim... Sense sadece yoktun, SADECE YOK!!!... Oysa, yalnızlıktı tek başına yaşanan, aşk iki kişilikti...

    Ellerimdeki yağmur tanesini bıraktım denize, özgürlüğüne kavuşsun diye... Büyüdü, büyüdü deniz oldu... Sonra deniz büyüdü büyüdü okyanus oldu... Okyanuslar geçilmez, dağları aşılmazdı ve kırılmış kalbim bir düşman gibi seni andı... Sense sadece yoktun... Sadece yok!!!

    Bıraktım kalan son hayallerimi de özgürce gökyüzüne... Özgürce döndüler önce başımın üstünde sonra uçtular semaya... Bir öpücük kondurdum her birine, kokumu sana taşısınlar diye... Duydun mu?

    Sen ise sadece yoktun bu aşkta, sadece yok...Bense, iki kişilik yaşadım bu aşkı, yorgun bir kambur gibi üzerimde, BİR BASIMA KATRAN GECELERDE!.. Senden kalan son hatıraydı, yüreğimdeki AŞKIM; onu da semaya bıraktım... ÖZGÜRCE! Geriye kalan sadece CAN kırıkları!..

    HANİ, ÖLÜMDÜ BİR BAŞINA YAŞANAN, AŞK İKİ KİŞİLİKTİ???


  11. 2008-01-01 #111
    Hani kucağın?...

    Bir gün...
    Annelerimizi kaybettik...
    Ve, uzaklaşan son yağmur bulutunu seyreder gibi, bakakaldık arkalarından...

    Ağlayışlarımızı hatırladık sonra; nazlanışlarımızı, mızmızlanışlarımızı, ve onlara kızışlarımızı... Hatırladık, "bizi ağlattıklarını" sanışlarımızı!..
    Gittiler; son yağmur bulutu gibi çekildiler göklerimizden, ve güneş vurunca yüzümüze, sevindik...
    Her ne kadar kalmış olsak da ham bir meyve gibi, güneş altında;
    "Olmaya" niyetlendik.

    Onların kucaklarına sığamayışımızla başladı şüphelerimiz. Neler oluyordu böyle, aleyhimize?.. Annelerimiz neden küçülüyordu habire ve neden kısalıyordu kolları ve niye daralıyordu kucakları?..
    Bu muydu, onları kaybetmemizin sebebi?..

    Annelerin kokusunun yerini,,, ne tutar?.. Nedir, anne göğsünden ılık?..
    Ve;
    "Anne" diyemediğinde, ne der insanın dili?..

    Bir gün, annelerimizi kaybettik.
    Şöyle bir el sallayarak, ha biz gitmişiz; dört mevsim meyve veren bir ağaç gibi bırakıp onları bahçelerinde... Ha onlar gitmiş, rahmet döken bir bulut gibi. Ya da sığamamışız, kucaklarına!..
    Belki de doğuşumuzdu; ilk kaybedişimiz, annelerimizi...
    Belki de o zaman bulmuştuk ilk kez onları!..
    Şimdi, büyüdük. "Aklımızın başımızda" olduğunu öğrendik...
    Peki, nerde annelerimiz?..

    Annelerimizi kaybetmek, annelerimizin kucağını kaybetmekti, cânlar!..
    Annelerimizi kaybetmek; kendimizi kaybetmekti!..
    Şimdi, bilmiyoruz;
    Nerelerde kayıbız?..

    Annelerimiz rahmet bulutları gibi çekildiği zaman aradan, bizler; güneşte kanatları kavrulan kuşlar gibi toprağa çakıldık!..
    Baktık ki, toprak; anne kokuyor!..
    Bir gün annelerimizi kaybetmiştik ya, öğrendik; onları nerede bulacağımızı!..

    Annelerin kokusunun yerini,,, ne tutar?..
    Nedir; annemin göğsünden ılık?..
    Ve, ne der "anne" diyemediğinde dilim?..

    Bir gün, kucaklarını kaybettiğimiz annelerimizi de kaybettik. Bir gün...
    Bir gün, kendimizi ararken;
    Annelerimizi kaybettik!..



  12. 2008-01-01 #112
    Usulca başlayan bir melodidir hayat,...

    usulca başlayan bir melodidir hayat
    her seferinde usulca başlar
    ve sonra birden sessizliğin ve huzurun yerini
    tedirginlik ve korkular kaplar
    hayaller kaybedilenlerin gölgesinde kaybolular önce
    sonra mısralar dillenir, geçmiş canlanır
    gelecek karanlıklaşır bilmediğimiz bir karanlık...
    arkamıza aydınlığı alır önümüzdeki karanlığa yürürüz
    yürüdükçe açılır karanlıklarımız
    yürüdükçe yürürüz yürüdükçe görürürz herbir yanılgıyı
    ve durduğumuzda...
    çoook öncesine bakan ihtiyar bir beden gibi bakarız arkamıza
    arkamıza aldığımızı sandığımız aydınlık yerini çoktan karanlığa bırakmıştır bile
    oysa ona sığınır ona güvenirdik her teklediğimizde ve her üzüldüğümüzde
    geçen zaman ve değişen dünya adeta yutar bedenimizi
    ve duygularımız sığmaz içine dünyanın,
    uzaklarda çoook uzaklarda ulaşamadıklarımızı düşler dururuz
    oysa hayat onları bize vermişti...
    sadece önümüze bakmıştık ve önümüzdeki karanlığa odaklanmıştık
    kendimize geldiğimizdeyse gerçek bir tokat gibi yapıştı yüzümüze
    üç günlük hayatın iki gününü çoktaaan yaşamıştık
    geride kalan birgün didikler durur aklımızı
    o birgünde yaşarken yine dünleri düşler dururuz
    ve birgün...
    aniden ürkekçe sertçe bitmişçe kalktığımız kabuslarımızdan
    yine uyuyarak kurtuluruz...
    Usulca başlayan bir melodidir hayat,
    ürkekçe, sertçe ve bitmişçe biten..


  13. 2008-01-01 #113
    Hüzün kadar tatlı, hüzün kadar buruk bir Sonbahar...



    Hüzün kadar tatlı, hüzün kadar buruk duygular tattıran bir mevsim Sonbahar.
    Sararan yapraklarda oynaşan yağmur damlacıkları,
    güneşin ışınları var.
    Hazan mevsimi denir nedense;
    farketmesini bilenler için içinde binbirtürlü güzelliği barındıran Sonbahara.
    Renkler cıvıldaşır onda;
    yeşilin yanına kızıl,
    sıcak kahverengi ve sarı tonlar eklenmiştir.
    Güneşin arsız pırıltıları ile kızıllaşan bu yapraklar renk cümbüşü kazandırır hayatın manzarasına.
    Yeni bir pencereden bakma zamanıdır artık dünyaya;
    şairlerin, aşıkların gözünde açılan pencereden.
    Tatlı bir hüzün dolar yüreklere,
    insanın içini ürperten hafif bir esintiyle.
    Herbiri farklı dünyalara açılan gözlerle camlardan bakanlar görülür.
    Çizgiler arttıkça yüzlerde bu güzel mevsimin anlamı farklıdır, anlattığı da...


    Yağmurun tadına varmak bu mevsim için geçerlidir.
    Yağmur kokan sokaklarda yere düşen damlaları seyretmek, hayatı düşünmek,
    hayatın anlamını düşünmek.


    Bir ses duyulur sessizliğin ortasında.
    Dolu dizgin hayallere yol verme vaktidir artık.
    kimi zaman ıslak titreyen sokaklarda,
    kimi zaman sıcak loş odalarda...


    Kah solgun,
    kah neşeli gölgeler gezinir tecrübeyle olgunlaşan yıllarda.
    Düşen her yaprak dün gibi yaşananları hatırlatır.
    Geride kalan boşluk ise bir daha o yıllara dönüşün olmayacağını.


    Hercai yıllar, hercai düşünceler geride kalır.
    Dalgın gözlerin odaklandığı kitap sayfaları misali birer birer çevrilir sonbahar güzelliğinde hayat kareleri.


    Sonbahar bir yanda soğuk günleri hatırlatan,
    ömrün son demlerini yansıtan,
    diğer yanda tarafsızlığın,
    huzurun ve tadına doyum olmayan güzellikleri sere serpe önümüze buyur eden mevsim.
    Seninle olmak ne güzel.
    Seninle güzellikleri paylaşmak,
    yakmayan güneşi hissetmek, üşütmeyen esintilerle kucaklaşmak,
    yağmurla arkadaş olmak;
    şemsiye altında ya da yavaş yavaş ıslanarak.

    Sonbahar... Hüzün kadar tatlı hüzün kadar buruk güzel mevsim.



  14. 2008-01-01 #114
    "YAŞARIM" mı sanırsın ?



    Ey yüreğim, bilmez misin;
    Vurgunlardan çıkıp geldin de
    Hani kurumuştu can damarın
    Hâlâ
    "ÇARPARIM"
    mı sanırsın ?

    Yalancı nisanlardan ayaz yedin de
    Hani kırılmıştı karanfilin
    Hâlâ
    "BAHARIM"
    mı sanırsın ?

    Riyakâr sevdalardan yara aldın da
    Hani kanamıştı ömrün
    Hâlâ
    "SEVERİM"
    mi sanırsın ?

    Ey yüreğim, bilmez misin;
    Namert bir yürekten kurşun yedin de
    Hani kılınmıştı namazın
    Hâlâ
    "YAŞARIM"
    mı sanırsın ?



  15. 2008-01-01 #115

    Dönermi giden geri,

    Hangi giden dönmüş ki,


    Ya da hangi dönen kalanı bıraktığı yerde bulmuş ki


    Bir defa sunulur aşk insana


    Ya kazanırsın tüm yüreğinle aşarak engelleri,


    Ya da kaybedersin!


    Gözlerinde ebedi karanlık,


    Yüreğinde sessiz hıçkırıklar,


    Dost edinirsin karanlık geceleri…





    Hadi yüreğim sıyrıl tüm geçmişten,


    Yeni bir sayfa açmalısın belki,


    Hep dediğin gibi,


    Ama bir türlü yapamadığın!


    Nağmelere eşlik etme,


    Bırak aşıklar eşlik etsin artık


    Sen al yüreğini ve çık enginlere


    Geride kalan neylesin ruhsuz bedeni…





    Biliyorsun sen gözyaşlarının elmas kadar değerini,


    Hep lüzumsuz harcadın beklide o değeri,


    Kurtarma zamanı artık bu yüreği


    Sen seni kurtar bi


    Gerisi bir martı kanadında özgür ve ebedi


    O bir avuç toprakta dirilme vakti…





    Bir kuş ol uç yüreğim,


    haydi!




  16. 2008-01-01 #116
    ..yine yüreğimde "son"bahar,




    yaprak dökümü!...


    dalından düşen her yaprağa uzun dalışlar,


    anılar, an'lar...


    ve her bir yaprağı özel kılan


    özde bıraktığı gülümseme...


    kaç defa yaşar bir ömür hazan mevsimini?


    ve kaç defa bulur gönül,


    gönül eşini...!


    galiba hazan mevsiminde bulunanlar,


    belki de bahar da...


    hazan mevsimi de bir bahar


    "son"bahar


    daha sıkı sarılır insan bu zaman da


    sevgiye...


    sevgiliye...


    ilkbahar da değil de


    sonbahar da daha değerlidir papatya,


    ..gibi!


    son demde, son papatya!


    hani kış mevsiminden önce kırlarda açan


    yaban papatya!




  17. 2008-01-01 #117
    Sensizliğin Yarım Kalmışlığın Adı Hüzün Olsun



    Adı hüzün olsun bu gerçeğin.
    Ayrılığın tekil sızısını hissetmenin
    Ve senden sonraki yaşantımın,
    Adı hüzün olsun!

    Öteki renklerini aldığın,
    Tek mevsimlik dünyamın,
    Ve senden bana kalanların,
    Rotasız başlayan yolculuğumun,
    Her limanda yüzleştiğim sensizliğin,
    Adı hüzün olsun!

    Bir türlü gelmeyen geleceklerin,
    Bir yarısı sende kalan geçmişin,
    Ve her gün biraz daha kaybolan iyimserliğimin,
    Adı hüzün olsun!

    Gittikçe tuhaflaşan tavırlarımın,
    Azalan ideallerimin,
    Alışkanlık haline gelen sıradanlıkların
    Birbirine benzeyen her günün
    Adı hüzün olsun!

    Aklımda kalan şarkı sözlerinin,
    Anılarını sakladığım kirli odamın,
    Yağan yağmurun,
    Cama dayanmış soluk yüzümün,
    İçimde ağlayan çocuğun,
    Adı hüzün olsun!

    Artık gelmeyeceğine olan inancımın,
    Eksik yüreğimin, göremediğim renklerin,
    Sensizliğin, yarım kalmışlığın,
    Adı hüzün olsun!

    Değişmeyen şeylerin,
    Aynı filmin tekrarına benzeyen rüyaların,
    Sadakatini elden bırakmayan gönlümün,
    İçimdeki yalnız şairin, bu yaşantının,
    Ve bu şiirin adı hüzün olsun!




  18. 2008-01-01 #118

    Daha Ne Kadar Cezalandıracaksın Beni Sensizlikle

    Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle?
    Oysa ben seninle dolu bir yaz istemiştim
    Şimdi yapayalnız odamda bu sessizlikte
    Tıpkı yazamayan bir yazar,
    Tıpkı düşünemeyen bir düşünür,
    Tıpkı okuyamayan bir okur gibiyim.
    Galiba yaşıyorum halâ
    Ama ölü gibiyim...

    Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle?
    Bu sıcak ağustos akşamı başbaşayım çaresizliğimle.
    Bu sıcak ağustos akşamı buz gibi sensizliğimde...
    Düşünüyorum da bazen kendi kendime
    Hayır hayır! Pişman değilim kesinlikle.
    Yüzünü görememek olurdu herhalde bana en büyük ceza,
    Onu da zaten yaşıyorum günlerdir
    Yaram acımaz artık daha fazla...

    Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle?
    Sabırla bekliyorum bana gelmeni...
    Ya da gel demeni...
    Çağırmazsan hayalinle mutlu olurum ben de
    Her zaman yaptığım gibi...

    Sessiz çığlıklar atıyor yüreğim...
    Frekansı farklı olan,
    Hani sevmeyenlerin duyamayacaklarından.
    Boğuşuyor ciğerlerim nefessizlikle.
    Ama ben hissetmiyorum bile bunları artık.
    Çünkü tek bir soru var aklımda:
    Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle



  19. 2008-01-01 #119

    ******SeVDiM******

    **** Ben senin en çok sesini sevdim****
    Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
    Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
    *** Bana her zaman dost, her zaman sevgili...


    Ben senin en çok ellerini sevdim
    Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
    Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
    En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak...


    Ben senin en çok gözlerini sevdim
    Kah çocukça mavi, kah inadına yeşil
    Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
    Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil...


    Ben senin en çok gülüşünü sevdim
    Sevindiren içinde umut çiçekleri açtıran
    Unutturur bana birden acılar, güçlükleri
    Dünyam aydınlandı sen güldüğün zaman...


    Ben senin en çok davranışlarını sevdim
    Güçsüze merhametini, zalime direnişini
    Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
    Vahşi ve mağrur bir kaplan kesilişini...


    Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
    Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
    Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini...
    Ben senin en çok bana yansımanı sevdim


    Bende yeniden varolmanı, benimle bütünleşmeni
    Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
    Ben seni sevdim, ben seni sevdim,ben seni...




  20. 2008-01-01 #120
    Sebeb-i hüznüm...


    Artık Eylül güzelim...
    Yağdı yağacak yağmur havalarında, üzüldüm mü nasıl üzülürüm, umutlandım mı nasıl sevinirim, bilemezsin.

    ***

    Şimdi üzgünüm...

    Son yapraklarını da rüzgara teslim etmek üzere olan çırılçıplak bir ağaç gibi, rengimden ve neşemden eser yok...

    Yalnızım...

    Biliyorum; bunu ben yapıyorum.

    Ama elimde değil.

    Benim baktığım yerden hayat böyle gözüküyor ve başka bir açıdan bakmaya gücüm yok!

    Zamana teslimim...

    Gündüz vakti, perdeleri kapalı bir odada aydınlık arayan adamım...

    Işık dışarıda...

    Korkuyorum...

    Bu korkuyla, kendi karanlığıma sığınmak, hüzünden ibaret...

    Hüzün...

    Hüzün ki, baştan çıkarır...

    Hüzün; iskeleye bağlı geminin halatlarını zorlayan arsız rüzgar...

    Koparsa ne olur?

    Bu, düşünülecek bir şey değildir...

    Bir yanım iskeleye çarparken ve bir yanım ufka arzulu...

    Bu, düşünülecek bir şey değildir...

    Hüzün; "kopsun inceldiği yerden"e giden tehlikeli bir yoldur çünkü...

    Çünkü hüzün, şuuru koynuna alır ve masumca uyutur...

    ***

    Yağdı yağacak yağmur havalarında, üzüldüm mü nasıl üzülürüm, umutlandım mı nasıl sevinirim, bilemezsin.

    Belki bu gelen yağmur, benden kalan artıkları temizleyecek ve bana "vaktin doldu, artık geç oldu" diyecek...

    Belki de bu yağmur, birkaç umut parçamı besleyip büyütecek, "son nefesten önceki her nefes, başlamasını bilene ilk nefes" diyecek...

    ***

    Benim "Eylül"üm, işte böyle güzelim...
    "Hüzün" güzelim...


  21. 2008-01-01 #121
    Ağlamıyorum ; gözüme yıldız kaçtı.



    Dünümü yargıladım bugünümde,
    Şimdi, zavallı yarınlarımda sallanıyorum.
    Yarınlarım desen kaçışların öyküsünde,
    Sevmelerime kaza süsü vererek yaşıyorum…
    Küstahlığım diz boyu,
    İç seslerimden uzak bir ben,
    Ve, yokluğundan uzak bir sürü psikopatça düşünce...
    Hiçbir intihar kabul edemez geçmişimi,
    Geleceğim yeni intiharları doğurmaya gebe...
    Gerçekleri göremeyecek kadar yalandım ben,
    Şimdi küçüldüm, küçük yalanlarla yoğruluyorum…
    Gözlerimden Karadeniz geçti, hayat tümüyle alabora,
    Gemilerimin hepsi battı, deniz bile istemedi beni,
    Çırpınışlarım, karaya vuran bir balık gibi,
    Varlığım armağan olsun tüm gecelerine!
    Elimde kirli bir kadeh, şerefin mi bu senin?
    Hadi geç otur karşıma, dudaklarım bekliyor ağıt yakmak için.
    Kefenlenmiş sözler taşıyorum, yürek cebimde senin için,
    Vücudumu delik deşik eden gözyaşlarımın izini sürmek delilik mi dersin?
    Şimdi varlığın ne kadarsa yokluğunda en az onun kadar anlamlı!
    Söyle bana hangi rüyanın vesikasını taşıyor yüzüm?
    Ve, son kullanım tarihi geçmiş, kaç aşkı taşıyorum üzerimde?
    Yağmuru giyerek, hayatın akışı olmak istiyorum,
    Gülücüklerimden, küçük çocuklarımın doğmasından sıkıldım!
    Bulutlar soru işareti gibiler, beynimde savaşıp duruyor…
    Ağlamıyorum, yıldızlar gözüme kaydı sadece(!)
    Kaç adımda tamamladın ki beni, yokluğunda ölümler beğeneyim?
    Geçmişimizden alıntılar yaparak yüklemeye kalkışma kendini!
    Gözyaşlarım hep asılı kaldı, göz kapaklarımın mülteci kampında,
    Esareti kendimde yaşıyorum, şimdi varlığını tekrar giyerek çık karşıma.
    Puslu bir gecenin sabahında, haklı şiirlerime meze ol ki
    İkindi vakti, kefensiz satırlara gömebileyim seni.



  22. 2008-01-01 #122
    Kardan Düşünceler


    Beyaz bir kış hayal edenlerimiz için en güzel müjdelerden birisidir kar. Soğuk bir bayram sabahında misafiriniz oldu mu hiç? Evetse, etrafın hemen nasıl da ısınıverdiğini görmüşsünüzdür. Karın Tanrı misafiri gibi ansızın çıkageleni makbüldür değil mi? Hiç bir şeyin farkında olmadan sabahına uyanıverdiğiniz bir günü düşünün... Size bembeyaz bir sürpriz yapılmıştır o an. Nasıl da şaşırır ve çocuk gibi sevinirsiniz öyle! Sanki sizin için yağmıştır o masum taneler. Hiç durmasa da yağsa deyiverirsiniz. Saflığınıza ve çoçukluğunuza açılırsınız usul usul.

    Kardan daha ak ne var ki muhayyilemizde! Kar gibi beyaz deriz benzetirken. Nebi (as) da havz-ı mübareklerini "kardan beyaz, miskten güzel" sözleriyle anlatmıştır. Kardan adamlar, karda açan çiçekler, kardelenler... Masumiyet ve saflık ancak bu kadar yakışır bir şeye. Her bir taneyi melek elleri bırakıyorsa yere, bundan daha tabii ne olabilir ki! Neden siyah, yeşil, kırmızı veya başka bir renkte yağmıyor acaba? Evet, çünkü beyazdan daha masum bir renk bilmiyorsunuz değil mi!

    Zirveler en çok sevdikleri yerlerdendir. Bu yüzden olacak onlardan hiç ayrılmazlar. Bir de zirvelerde pek dokunulmaz onlara. Gerçi mütevazidirler; baksanıza, o mübarek güzelliğe ayak basıveririz de ses etmezler! Uçup yükselebilsek zaten biz de o beyazlığı ezip geçmek istemeyiz. Çocukları da çok severler ve her ikisi de güzellik ve masumiyette eşdeğer gibidirler. Kar çocuk gibi masumsa eğer, çocuk da kar gibi temiz ve güzeldir. ıçimizdeki çocuklardan biridir belki de kar. Tabiatın bağrında başbaşa kaldığınızda en saklı duygularınızı hiç çekinmeden açabilirsiniz ona.

    Kar Cenab-ı Hakk'ın insanlık gündemine çok ani ve hissedilir şekilde müdahelesidir. Daha yağarken birden bütün ağızların şarkısı değişir; herkes onu konuşmaya başlar. Biraz birikince hemen teslim alır arzı. Adeta her bir kar tanesi o minik varlıklarıyla ama çığlık çığlığa "Hey, siz insancıklar bırakın işi, gücü ve bizi seyre koyulun. Haberler var sizlere öte yakadan. Yine unutuverdiniz varlığınızın aşkınlığını. Bakın bizler selam getirdik, almaz mısınız?" der gibiler değil mi! Belki bu yüzden kar yağarken hemen bir semavilik kaplıyor insanın içini, zira ruhanilerle geliyor bu seyirlik temaşa.

    Gürül gürül rahmet soluklarını duyabilirsiniz bu sessiz beyazlık senfonisinde. Adeta Rahman'ın şefkat ve merhamet temsilcisi yağar ayrım gözetmeden ak-kara herbir şey üzerine. Siz de şöyle bir kar banyosu almak istersiniz hani. Üzerinize yağsın istersiniz, daha doğrusu içinize, kalbinizin kararan yerlerine; yer yer kurumaya yüz tutan özsuyunuzu böyle temiz bir kaynakla yeniden coşturmak niyetiyle. Bu noktadan bakınca Efendimiz'in (sas) mübarek dualarında geçen "(...) Allahım hatalarımı kar ve dolu suyuyla yıka. (...)" sözleri daha iyi anlaşılabilir. Ayrıca burada karın zikredilmesiyle cehennem ateşine karşı istiazenin ancak böyle olabileceği de söylenmiştir.

    Karla arası iyi olmayanlardan da dem vurabiliriz. Bu masumiyet ve saflık abidesi bazı yerlere sahibinin celal yönüyle tecelli eder. Bitmemecesine, hiç durmamacasına yağar ha yağar; yağar ha yağar... Tabii yavaş yavaş sınırları zorlayan bu misafire artık iyi gözle bakılmaz. Çünkü nedense bir türlü kalkıp gidesi gelmez. Emir böyle der gibi katlana katlana yükselir de metrelerce kalınlıkta bir tabaka ile uzun süre size meydan okur durur. Küreye küreye bir hal olursunuz ama bana mısın demez. Karın böyle yağanıyla yaşamak durumunda olanlara sabırlar diliyorum. Bilemiyorum belki bizim aramız gayet iyi diyeceklerdir. Öyleyse eğer, bunlar da zaten hayatın güzel yönleri üzerine odaklanmış onun dilinden anlayan güzel insanlardır sanıyorum.

  23. 2008-01-01 #123

    Kelebek dokunuşlarını tanır mısınız?


    HİÇ BEKLENİLMEYEN, çoğu zaman farkedilmeyen zaman girdabından yüreğinizin tarlasına konmaya çalışan.
    Kimi zaman bir kayalığın kenarında durmuş, o dokunuşa bile hasret beklerken,
    Kimi zaman depremlerimizde tüm sert darbeleri savurur ya da sakınırken.
    Yaşanılan ne kadar sanal, ne kadar gerçek ayırdına varamazken,
    Yüreğinizin kıyısından hafifçe saran,
    Derinliklerinizdeki rüzgârlarda kilometrelerce yol alan bir kelebek dokunuşudur.
    Bir kelebek dokunuşu nasıl bu kadar yol alır? demeyin,
    Onlar rüzgârlarınızdan da hafiftir de ondan.
    Peki rüzgarlarınızdan da hafif kelimelerinizi tanır mısınız?
    Hani şu içinizdeki kokuya dokunan ve baharı yaşatan.
    Yüreğinizin dağlarında kokanı tanır mısınız, zirveden akan karlara karışan?
    Ya o kokunun kaynağını?
    Şifreyi bilir misiniz, içinizdeki cenneti aralayan.
    Cehennemde orada, aslına bakarsan.
    Hayat ve ölüm, içimiz ve dışımızdaki evren, kelebek dokunuşlarında buluşan anlam.
    Taşınır rüzgârlarında zamanın; farkedilemeyecek kadar hafif, ama aslında inanılmaz derecede ağır bir anlam...



  24. 2008-01-01 #124

    Bakmadığımı sandığın zaman..

    Bakmadığımı sandığın zaman , ilk yaptığım resmimi buzdolabının kapısına astığını gördüm ve hemen bir başka resim yapmak istedim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , sokaktaki bir kediyi beslediğini gördüm ve hayvanlara karşı nazik olmanın iyi bir şey olduğunu öğrendim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , benim için en çok sevdiğim keki yaptığını gördüm ve küçük şeylerin yaşamdaki özel şeyler olabileceğini öğrendim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , yemek yaptığını ve hasta olan bir arkadaşına ***ürdüğünü gördüm ve hepimizin birbirimize bakmamız gerektiğini öğrendim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , zamanını ve paranı, hiçbir şeyi olmayan insanlara verdiğini gördüm ve bir şeylere sahip olanların, hiçbir şeyi olmayanlara vermeleri gerektiğini öğrendim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , evimizi ve içindeki herkesi gözettiğini, özen gösterdiğini gördüm ve bize verilenlere bakmamız gerektiğini öğrendim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , iyi duyumsamadığın zamanlarda bile sorumluluklarını yerine getirdiğini gördüm ve büyüdüğüm zaman sorumlu olmam gerektiğini öğrendim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , gözlerinden yaşlar aktığını gördüm ve kimi zaman olayların incittiğini; ama ağlamanın yanlış olmadığını öğrendim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , umursadığını gördüm ve olabileceğim herşey olmayı istedim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , büyüdüğüm zaman iyi ve üretici bir insan olmak için bilmeye gereksinim duyduğum yaşamın derslerinin çoğunu öğrendim.

    Bakmadığımı sandığın zaman , sana baktım ve "Bakmadığımı sandığın zaman gördüğüm herşey için teşekkür ederim" ; demek istedim.



  25. 2008-01-01 #125


    Yaşamak için önce "Umut

    Gölgeler düşşe de yüreğinin üstüne, güneşini sakın söndürme. Eğer umut yoksa, yaşam çok uzak kalır insana. Unutma; Senden bir tane daha yok bu dünyada... Gülümsemeyi asla unutma." Aslında umuda ne kadar ihtiyacımız olduğu ve umut olmadan yaşamın anlamsızlığını anlatıyor söylenmiş olan bu söz. Ve umutla birlikte gülümsemeyi yüzümüzden eksik etmemenin, hayata tutunmanın bir başlangıcı olduğunu da. Zaman zaman insanlarla konuşurken, umut ararım gözlerinin içinde. Gerçekten umut var mı yaşamlarında... Ve bir çok insanda olduğu yakınımdaki insanların gözlerini içinde umutsuzluğu buluyorum. Tıpkı kendimde arada sırada bulduğum gibi.
    Oysa umut değil mi yaşamamızın tek sebebi? Bir şeylerin elbet bir gün güzel olacağına inanmak değil mi önemli olan? Hangi insan umutları olmadan yaşayabilir, ya da yaşasa nereye kadar umutsuzluğu kendine arkadaş sayabilir. Umutsuzluk bir insana nereye kadar arkadaşlık yapabilir? Her zaman kötü arkadaşların zarar verdiği gibi, umutsuzlukta zarar vermez mi hayatımıza? "Verir tabiki" diyenler varsa niye hala umutsuz bakıyoruz hayata? Niye umutlarımızın kaybolmasına izin veriyoruz?
    Herşeyin kötü gittiği bir anda hala umut edebiliyor muyuz? Kapanan her kapının bizi umutsuzluğa sürüklediğini, önümüzde açılacak yeni kapıların ise umutlarla dolu olduğunun farkında mıyız?
    Farkında isek açılması gereken umut kapılarını açmak için niçin bekliyoruz? Umut kapılarımıza vurduğumuz kilitleri niçin kırmıyoruz? Elimizdekilerle yetinip, bize sunulan hayatın iyi taraflarını bularak başlayabiliriz umutlarımıza.
    Umutsuzluğu ise düşman sayarak konuşmayabiliriz bir daha. Hatta hiç kayde değer de almayabiliriz.
    Nasıl olsa bizim elimizde değil mi umudu ve umutsuzluğu yönlendirmek? O zaman ne bekliyoruz... Umutsuzluğu unutup, yaşamak için bize en gerekli olan umutlarımıza sarılalım. Her sabah gözlerimizi hayata karşı açtığınızda yeni bir güne umutla bakalım. Umut ki nefes almak olsun, umut ki yaşamak olsun...
    Ve unutmayalım yaşamak ve nefes almak için önce umut etmeli. Her ne olursa olsun umutlu olmalı, şartlara aldırmadan, insanları takmadan. Ve gülümsemeyi unutmamalı. Çünkü bizden bir tane daha yok bu dünyada




  26. 2008-01-01 #126
    Sevgi Nedir?
    Hemen hemen herkes bu soruya kendince bir cevap bulmustur.
    Sevgi kimine göre bir duygudur,kiminin inanmadigi,kiminin taptigi bir duygu.
    Sen arkadasim! Bana sevginin tanimini yap dedigimde ,bana verecegin ilk cevap ne olurdu?
    Tahmin edebiliyorum.
    Buna cevap vermek gerçekten çok zor.
    Imkansiz degil ama zor.
    Sevgi için bir çok tanim yapilir.
    Ama gerçek cevabin "sevgi" kelimesinin içinde oldugunun kimse farkinda degildir.
    Sevgi sevgidir!
    Sevgi bir sakizi sevdiginle paylasmaktir,sevgi hissetmektir,sevgi dokunmaktir,sevgi aglamaktir sevgi gülmek,sevinmektir sevgi,düsünmektir,sevgi acimaktir,sevgi annedir,sevgi çocuktur,sevgi devlettir,sevgi Allah... Sevgi sensin ,sevgi ben,sevgi o....
    Sevgi çok seydir,sevgi asktir,arkadasliktir,dostluktur,komsuluktur...
    Sevgi her seydir be güzelim...Sevgi her sey...
    SEVGI SENSIN BE GÜZELIM SEVGI SENSIN ANLIYOR MUSUN SEN!!!
    Bir Yürekte Cannn olabilir misiniz?
    O yürege Can Katabilir misiniz?
    Bir Cannn'immm kelimesine o yürekte bin anlam katabilir misiniz?
    Gözlerde isiltilar, piriltilar görebilir misiniz?
    Çalinmis Zamanlari renk renk yasayabilir misiniz?
    Ellerin,gözlerdeki isiltilarin o yüregin sicakligini birebir yansittigini algilayabilir/algilatabilir misiniz?
    Ya yüzlerce, binlerce renklerin disinda renkler bilir misiniz?
    Can sesini duydugunuzda yüreginizde; ürperti ve titresimlerin getirdigi telasin midenize vurusunu bilir misiniz? Imge'lerin tadini bilir misiniz?
    Ya kelimelerin, mimiklerin, ifadelerin yetersiz kaldigini bilir misiniz?
    Dizlerinizin, omuzunuzun, gögsünüzün can atesini arayisini bilir misiniz?
    Avuçlarinizin; Can Çiçeginin ellerini, saçlarini, yüzünü özümleyisini bilir misiniz?
    Saçlarina, gözlerine, burnuna, dudaklarina ve tenine dokunusun hazini bilebilir misiniz?
    Kalabaliklarda sessizlik sarkilari söylemeyi bilir misiniz?
    Ya ellerin dansini bilebilir misiniz? Sikica sarmanin, yürege katmanin tadinin haza dönüsümünü, Onun dizlerinde, omuzlarinda, sonsuza kadar kalmayi hatta yok olmayi isteyebilir misiniz?
    Yani dostlugu+yüregi+ruhu+mantigi ve bedeni tek tek sirayla yasamayi, yudum yudum yürege katmayi bilebilir misiniz?
    Kim bilebilir!
    kim bilebilir ki!..
    kim yasamis ve yasatmistir, kim algilatmis ve algilamistir ki, kimin gözleri acimistir, kimin yüregi kanamistir, kim deli yürek olmustur, kimin yüregine yagmurlar yagmistir/yagdirilmistir ve kim bu "misiniz" leri ve"kim"leri birebir yasamsalina katmistir ki
    Iste bütün bunlari sadece ama sadece CANA CAN KATANLAR bilir yani biz


  27. 2008-01-01 #127
    SEVGİ


    Hani sözlerde duvaksız gelin gibi dolaşan,
    Hep kulak ardı ettiğimiz sevgi...
    Nankör ruhlarımızda yarım,yamalak
    Pazarlıklara sunduğumuz sevgi,
    Ne kadar ucuz üretip,allayıp pullayıp
    Körpelere can değil ruh acıtarak
    Ömür yakarak sattığımız sevgi...
    Adını camlara yazdığımız
    Özünü sandıklara kaldırdığımız,
    Bir elde kum...bir elde altın sevgi...
    Lafı oldu mu aslan kesildiğimiz,
    Kopyasını güzel çıkarttığımız,
    Atıp tuttuğumuz,bizim sandığımız
    Aslında ta en baştan yanıldığımız
    Varlığımızın tek bestesi sevgi
    Ödünç aldığımız...
    Göz alabildiğine değil,
    Akıl alabildiğine büyükken
    Dilde beş para...un ufak ettiğimiz
    Şimdi hikaye...
    Şimdi masal...
    BİR VARMIŞ...BİR YOKMUŞ SEVGİ...


  28. 2008-01-01 #128
    Sevmek inanmaktır.
    Sevmek yaşamaktır.
    Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.
    Sevmek sevdiği olmaktır.
    Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.
    Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek. Ki tek kalp olunsun.
    Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.
    Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan O'nun adına istersin. O'nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.
    Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.
    Sevmek; sevmek istemektir.
    Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O'ndan anlasılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.
    Sevmek, gücenmemektir.
    Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi ögrenmek demektir.
    Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.
    Sevmek ölmektir.
    Sevmek, ölmesini bilmektir.
    Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığı bir zaman ölmesini bilmektir! Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!
    Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden.
    Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.
    Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.
    Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır. Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere.
    Sevmek yürümektir gönüllerde.
    Sevmek güvenmektir.
    Sevmek onaylanmaktır.
    Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yakınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek.
    Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür sevmek. İlk insanın, Havva'nın Adem'in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek.
    Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek.
    Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.
    Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.
    Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.
    Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.
    Sevmek bir olmaktır.
    Sevmek yaşamaktır.
    Ve sevmek inanmaktır.
    Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.
    Sevmek sevmesini haketmektir.
    Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.
    Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır. S
    evmek saz benizli sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi.
    Sevmek sevmesini bilmektir.
    Sevmek ölmesini bilmektir.
    Sevmek SEVMEK olmaktır.
    AŞK olmaktır.
    Aşk bir kere sevmektir.
    Sevmek aşkın kendisi olmaktır.
    Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamaz..


  29. 2008-01-01 #129
    SEVGİ NEDİR?

    · Sevmek inanmaktır.

    · Sevmek yaşamaktır.

    · Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.

    · Sevmek sevdiği olmaktır.

    · Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.

    · Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek. Ki tek kalp olunsun.

    · Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.

    · Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan O'nun adına istersin. O'nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.

    · Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.

    · Sevmek; sevmek istemektir.

    · Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O'ndan anlasılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.

    · Sevmek, gücenmemektir.

    · Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi ögrenmek demektir.

    · Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.

    · Sevmek ölmektir.

    · Sevmek, ölmesini bilmektir.

    · Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığı bir zaman ölmesini bilmektir! Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!

    · Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden.

    · Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.

    · Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.

    · Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır. Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere.

    · Sevmek yürümektir gönüllerde.

    · Sevmek güvenmektir.

    · Sevmek onaylanmaktır.

    · Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yakınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek.

    · Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür sevmek. İlk insanın, Havva'nın Adem'in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek.

    · Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek.

    · Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.

    · Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.

    · Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.

    · Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.

    · Sevmek bir olmaktır.

    · Sevmek yaşamaktır.

    · Ve sevmek inanmaktır.

    · Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.

    · Sevmek sevmesini haketmektir.

    · Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.

    · Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır. S

    · evmek saz benizli sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi.

    · Sevmek sevmesini bilmektir.

    · Sevmek ölmesini bilmektir.

    · Sevmek SEVMEK olmaktır.

    · AŞK olmaktır.

    · Aşk bir kere sevmektir.

    · Sevmek aşkın kendisi olmaktır.

    · Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamaz..


  30. 2008-01-01 #130
    Sevginin Üç Türü


    Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye
    başlıyor, Masumi Toyotome.
    "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye
    soruyor..
    Sonra anlatmaya basliyor...

    "Sevgi üç türlüdür!.."
    Birincisinin adı'Eğer" türü sevgi!..
    Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye
    bu adı takmış yazar...
    Örnekler veriyor:

    Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
    Eğer başarılı ve önemli bir kişi olursan, seni
    severim.
    Eğer ek olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni
    severim.

    Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor.
    Bir şarta bağlı sevgi... Karşılık bekleyen sevgi...
    "Sevenin, istediği birşeyin sağlanması karşılığı
    olarak vaad
    edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar...

    "Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi
    karşılığı birşey kazanmaktır."
    Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi
    üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler
    birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,
    hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık
    oluyor ve beklentilere giriyorlar.

    Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıklarıda
    başlıyor.
    Sevgi giderek nefrete dönüşüyor.
    Ve maalesef en saf olmasi gereken anne baba sevgisinde
    bile "Eğer" türüne rastlanıyor. Fakat aslında insanlar
    "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı
    içindeler...
    .....
    İkinci türe geçiyoruz. "Çünkü türü sevgi...
    Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:
    "Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, birşeye sahip
    olduğu ya da birşey başardığı için sevilir. Başka
    birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da
    koşula bağlıdır.
    Örnek mi?..
    "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin/yakışıklısın!"
    "Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar
    zengin, o kadar ünlüsün ki.."
    "Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun
    ki.."

    Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih
    edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti
    koşuluna bağlı oldugundan büyük ve ağır bir yük haline
    gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik
    yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu okşar.

    Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir.
    İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu
    tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır.
    Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden
    temelde pek farklı olmadığını görürsünüz.
    Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana...
    İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek
    isterler.

    Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar.
    Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip
    biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini
    sevmeye başlayacağından korkarlar.

    Böylece yaşama, sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve
    rekabet girer.
    Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler.
    Sınıfın en güzel kızı yeni gelen güzel kıza içerler.
    Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı Ferrari
    ilegelene içerler.
    Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine
    içerler.
    "O halde bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?"
    diye soruyor, yazar. "'Çünkü türü sevgi de, gerçek ve
    sağlam sevgi olamaz" diyor.

    Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı
    nedeni daha var...
    Birincisi; "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi
    miyiz?" korkusu...
    Tüm insanların en az iki yönü vardır.
    Biri dışa gösterdikleri..
    Öteki yalnızca kendilerinin bildiği...
    "İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi
    terkederlerse" korkusu buradan doğar.

    Ikincisi de; "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar
    beni sevmez olurlarsa.." endişesidir.
    Japonya'da bir kuru temizleyicide çalışan dünya güzeli
    bir kızın yüzü patlayan kazan yüzünden parçalanmış.
    Kız fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup
    onu terketmiş Daha acısı aynı kentte oturan anne ve
    babası onu artık ziyarete bile gitmemişler... Sahip
    olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina
    edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş
    Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış.
    Ve kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş...
    Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çoğu "Çünkü
    türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda
    insani hep kuşkuya düşürür" diyor.

    Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?

    Ve işte sevgilerin en gerçegi!..
    Nedir peki, gerçek sevgi..
    Asıl sevgi..
    En güzel sevgi?.. "Üçüncü tür sevgi, 'Rağmen' diye
    adlandırdığım türdür" diyor yazar. Bir koşula bağlı
    olmadığı
    için ve karşılığında birşey beklenmediği
    için, "Eğer" türü sevgiden farklıdır bu... Sevilen
    kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin
    varlığını temel olarak almadığından, 'Çünkü türü sevgi
    de
    değildir bu.

    Bu üçüncü tür sevgide, insan "birşey olduğu için"
    değil, "birşey olmasına rağmen" sevilir.
    Güzelliğe bakar mısınız?..
    'Rağmen' türü sevgi!..
    Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanin en çirkin, en korkunç
    kamburu
    olmasına "rağmen" sever. Yakışıklı ve zengin
    delikanli da Esmeralda'ya çingene olmasına "rağmen"
    tapar!..
    Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı en sefil insanı
    olabilir.
    Bunlara 'rağmen' sevilebilir.
    Tabii bu sevgiyle karsılaşması şartı ile..
    "Burada insanin, iyi, çekici, başarılı ya da zengin
    bir konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor.
    Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü
    geçmişine "rağmen", olduğu gibi, o haliyle
    sevilebiliyor kişi. Bütünüyle çok değersiz biri gibi
    görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.
    Japon yazar "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur"
    diyor.
    "Farkinda olsaniz da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin
    için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik,
    başarı ya da ünden daha önemlidir."

    "Bugün yaş*****zı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen'
    türü sevgiyi şu anda yaşıyor olmanız ya da birgün bu
    sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."

    Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome:
    "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak ve mutlu
    edecek bu sevgiyi bulmak çok zor. Çünkü herkesin
    sevgiye ihtiyaci var ve başkalarına verecek kadar
    fazlası kimsede yok!


  31. 2008-01-01 #131
    Sevginin Üç Türü


    Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye
    başlıyor, Masumi Toyotome.
    "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye
    soruyor..
    Sonra anlatmaya basliyor...

    "Sevgi üç türlüdür!.."
    Birincisinin adı'Eğer" türü sevgi!..
    Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye
    bu adı takmış yazar...
    Örnekler veriyor:

    Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
    Eğer başarılı ve önemli bir kişi olursan, seni
    severim.
    Eğer ek olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni
    severim.

    Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor.
    Bir şarta bağlı sevgi... Karşılık bekleyen sevgi...
    "Sevenin, istediği birşeyin sağlanması karşılığı
    olarak vaad
    edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar...

    "Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi
    karşılığı birşey kazanmaktır."
    Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi
    üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler
    birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,
    hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık
    oluyor ve beklentilere giriyorlar.

    Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıklarıda
    başlıyor.
    Sevgi giderek nefrete dönüşüyor.
    Ve maalesef en saf olmasi gereken anne baba sevgisinde
    bile "Eğer" türüne rastlanıyor. Fakat aslında insanlar
    "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı
    içindeler...
    .....
    İkinci türe geçiyoruz. "Çünkü türü sevgi...
    Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:
    "Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, birşeye sahip
    olduğu ya da birşey başardığı için sevilir. Başka
    birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da
    koşula bağlıdır.
    Örnek mi?..
    "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin/yakışıklısın!"
    "Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar
    zengin, o kadar ünlüsün ki.."
    "Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun
    ki.."

    Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih
    edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti
    koşuluna bağlı oldugundan büyük ve ağır bir yük haline
    gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik
    yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu okşar.

    Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir.
    İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu
    tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır.
    Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden
    temelde pek farklı olmadığını görürsünüz.
    Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana...
    İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek
    isterler.

    Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar.
    Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip
    biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini
    sevmeye başlayacağından korkarlar.

    Böylece yaşama, sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve
    rekabet girer.
    Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler.
    Sınıfın en güzel kızı yeni gelen güzel kıza içerler.
    Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı Ferrari
    ilegelene içerler.
    Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine
    içerler.
    "O halde bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?"
    diye soruyor, yazar. "'Çünkü türü sevgi de, gerçek ve
    sağlam sevgi olamaz" diyor.

    Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı
    nedeni daha var...
    Birincisi; "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi
    miyiz?" korkusu...
    Tüm insanların en az iki yönü vardır.
    Biri dışa gösterdikleri..
    Öteki yalnızca kendilerinin bildiği...
    "İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi
    terkederlerse" korkusu buradan doğar.

    Ikincisi de; "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar
    beni sevmez olurlarsa.." endişesidir.
    Japonya'da bir kuru temizleyicide çalışan dünya güzeli
    bir kızın yüzü patlayan kazan yüzünden parçalanmış.
    Kız fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup
    onu terketmiş Daha acısı aynı kentte oturan anne ve
    babası onu artık ziyarete bile gitmemişler... Sahip
    olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina
    edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş
    Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış.
    Ve kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş...
    Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çoğu "Çünkü
    türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda
    insani hep kuşkuya düşürür" diyor.

    Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?

    Ve işte sevgilerin en gerçegi!..
    Nedir peki, gerçek sevgi..
    Asıl sevgi..
    En güzel sevgi?.. "Üçüncü tür sevgi, 'Rağmen' diye
    adlandırdığım türdür" diyor yazar. Bir koşula bağlı
    olmadığı
    için ve karşılığında birşey beklenmediği
    için, "Eğer" türü sevgiden farklıdır bu... Sevilen
    kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin
    varlığını temel olarak almadığından, 'Çünkü türü sevgi
    de
    değildir bu.

    Bu üçüncü tür sevgide, insan "birşey olduğu için"
    değil, "birşey olmasına rağmen" sevilir.
    Güzelliğe bakar mısınız?..
    'Rağmen' türü sevgi!..
    Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanin en çirkin, en korkunç
    kamburu
    olmasına "rağmen" sever. Yakışıklı ve zengin
    delikanli da Esmeralda'ya çingene olmasına "rağmen"
    tapar!..
    Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı en sefil insanı
    olabilir.
    Bunlara 'rağmen' sevilebilir.
    Tabii bu sevgiyle karsılaşması şartı ile..
    "Burada insanin, iyi, çekici, başarılı ya da zengin
    bir konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor.
    Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü
    geçmişine "rağmen", olduğu gibi, o haliyle
    sevilebiliyor kişi. Bütünüyle çok değersiz biri gibi
    görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.
    Japon yazar "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur"
    diyor.
    "Farkinda olsaniz da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin
    için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik,
    başarı ya da ünden daha önemlidir."

    "Bugün yaş*****zı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen'
    türü sevgiyi şu anda yaşıyor olmanız ya da birgün bu
    sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."

    Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome:
    "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak ve mutlu
    edecek bu sevgiyi bulmak çok zor. Çünkü herkesin
    sevgiye ihtiyaci var ve başkalarına verecek kadar
    fazlası kimsede yok!


  32. 2008-01-01 #132
    Gönlümüzdeki hazine... Sevgi...

    SEVGİ ,YÜCELER YÜCESİ RABBİMİZ'IN GÖNLÜMÜZE YAĞDIRDIĞI BİR HAZİNEDİR..
    BİZİM GÖREVİMİZ ,SEVGİYİ KEŞFETMEK,BULMAK,VE ORTAYA ÇIKARMAKTIR..
    NASIL YER ALTINDA YATAN ALTIN MADENİNİN,YERYÜZÜNDEKİLERE HİÇ BİR FAYDASI OLMAZSA,GÖNÜLDE GİZLİ SEVGİNİN DE,ONU TAŞIYANA YARARI OLMAZ..
    BÜTÜN MESELE,ÖNCE VAR OLAN SEVGİNİN FARKINA VARMAKTIR…
    SEVGİNİN FARKINA VARMAK,AYNI ZAMANDA ONU HAREKETE GEÇİRMEK DEMEKTİR..
    VARLIĞI BİLİNEN SEVGİ,HAREKETE GEÇER,VE KENDİNİ GÖSTERİR..
    GÖNÜLLERİNDEKİ SEVGİ HAZİNESİNİ GÖREMEYENLERİN EKSİĞİ NEDİR..?
    EKSİĞİ,GÖNÜLÜ GÖRECEK GÖZ,YANİ KALB GÖZÜDÜR..
    KALB GÖZ,KAFAMIZDAKİ GÖZDEN DAHA KESKİN,VE DAHA DERİN VE DAHA GERÇEK GÖRÜR..
    KALB GÖZÜ AÇMİŞ OLANLAR,SEVGİ PENCERESİNDEN BAKANLARDIR..
    ALEMİ,YÜCE YARATICININ ESERİ BİLEREK BAKAR,VE HERŞEY HAYRAN OLUR..
    KALBİNİ BİLİR..RABBİNİ BİLİR..
    ACIZLIĞİNİN DERİNLİĞİNİ ,RABBİ'NIN SONSUZ YÜCELİĞİNİ ÖNÜNDE DAHA İYİ ANLAR..
    TEK DEĞERİNİN ALLAH'IN KULU OLMAKTAN İBARET BULUNDUĞUNU İDRAK EDER..
    BU İDRAK İLE,ŞÜKÜRDEN BİLE ACIZ OLDUĞUNU ANLAR..
    TEVBE EDER,SONRA DA DÖNÜP TEVBELERİNE TEVBE EDER..
    BİLİR Kİ,YAPTIKLARINI NE KADAR AZ VE NE DERECEDE YETERSİZDİR..
    O ZAMAN DA NİYETİNE SIĞINIR..
    "AMELLERİNİZ ,İŞLERİNİZ NİYETLERİNİZE GÖREDİR.NİYETLERİNİZ,İŞLERİNİZDEN DAHA HAYIRLIDIR." BUYURAN
    GÜZELLER GÜZELİ EFENDİMİZ (s.a.v.) HATIRLAR..
    NİYETİNİ TEMİZ TUTMAYI GAYRET EDER..
    DUASINDA..
    "YA RABBİM.!YAPTIKLARIMLA DEĞİL.NİYETLERİME BAK !"DER..
    TEMİZ NİYETLERLE DOLU BİR GÖNÜL,TERTEMİZ SEVGİLERİN DE MEKAN OLUR..
    BİZDE YÜREĞİMİZİ VE NİYETİMİZİ TEMİZ TUTALIM..
    VE SEVGİYİ KEŞFEDELİM..
    SEVGİMİZİ,AFFETMEKLE,BAĞIŞLAMAKTA,KULLANALIM..
    BÖYLECE ALLAH'IN AFFINA VE BAĞIŞINA LAYIK OLDUĞUMUZU GÖSTERELİM…


  33. 2008-01-01 #133
    SEVGİ NEDİR?
    Acımak sevgi değildir, üstünlüğün kabulüdür.
    Hoşgörü sevgi değildir, istemediğine katlanmaktır.
    Bağımlılık sevgi değildir, gereksinmenin karşılanmasıdır.
    Sevgi değer vermesini bilmektir.
    Sevgi yaşama hakkını kabul etmektir.
    Sevgi, var olmaktan kıvanç duymaktır.
    Sevgi, birlikte olmaktan sevinç duymaktır.
    Sevgi, eşitliğin duyumsanmasıdır.
    Sevgi, bütün yapay ayırımların hayattan çıkarılmasıdır.
    Sevgi, bilinçtir.
    Sevgi, insan olmaktır.
    Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine parayı koyduk. Para için yaşıyoruz,
    para için eğitim görüyoruz, para için meslek ediniyoruz, para için
    çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz, para için birbirimizi
    aldatıyoruz, para için savaşıyoruz.
    Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk.
    Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için
    kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz.
    Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve nefreti içimize çağırdık.
    Birbirimizden nefret ediyoruz, nefretle yaşıyoruz, nefretle çalışıyoruz,
    nefretle dövüşüyoruz, nefretle öldürüyoruz.
    Para, üstün olmak ve nefret etmek hayatımızı dolduruyor.
    Hayatımızda savaşlarla, dünyayı yağmalamakla, birbirimizi boğazlamakla
    geçiyor.
    Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa daha üstün olsanız, daha
    çok topraginiz eviniz, arabanız, malınız olsa ne olur?
    Sevginiz yok ve hiçbir şeyiniz yok.
    Belki de yeniden öğrenmemiz gerekende budur......


  34. 2008-01-01 #134
    Sevgi



    Okuyupta unutanlara....!


    Sevgi bir ayna gibidir. Bir kisiyi sevdigiinizde o kisi
    sizin
    aynaniz, siz de onun aynasi olursunuz......Bu aynalar bir
    digerinizin
    sevgisini yansitirken sizler de sonsuzlugu görürsünüz....

    Sevgi herzaman kollarin açik durusudur. Sevgi için
    kollarinizi
    kaparsaniz, kendiniz disinda tutacak
    hiçbirsey kalmadigini görürsünüz


  35. 2008-01-01 #135
    sevgi sözleri



    *Semadaki tüm yıldızlar sönünce,
    Gözlerinde gecenin yalnızlığını hissedince,
    İçten içe muhtaç olunca bir dost sohbetine,
    Unutma ki seni düşünen bir var bu şehirde....

    *Hayallere dalıp gitmem ben,
    Çünkü tek hayalim sensin benim!
    Hiçbirşey isteyemem ben
    Çünkü birtek istediğim sensin benim.

    *Aşkınla sararıp solacak kadar,
    Sevginle bahtiyar olacak kadar
    Uğruna canımı verecek kadar
    seviyorum desem inanırmısın ?

    *Belki hatıralar unutulup gidecek,
    Belki bu sevgier yok olup eriyecek,
    Ama şunu unutma,
    Bu kalp sonsuza dek seni sevecek...

    *Gecenin karanlığında, güneşin ışığında,
    Suyun damlasında, selin coşkusunda
    Kimi yanımdasın kimi rüyamda
    Ama hep aklımdasın sakın unutma...

    *Bırakma beni sevdiğim gidişine dayanamam,
    Hasret gözyaşlarımla kendimi avutamam,
    Dönerim dersin ama kadere inanamam,
    Bıraktığın anılarla sensiz yaşayamam...

    Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç , bir tohumla başlar ;
    En uzun yolculuklar bir adımla başlar;
    Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar.


    Seni unutmak zor anlatmaksa imkansız,
    Sen unutuldukca hatırlanan,
    Anlattıkca bitmeyensin meleğim..


    Seni uzaktan sevmeyi, bana bakmadan görmeyi,
    Seni duymadan dinlemeyi, gözyaşlarımla gülmeyi
    Ve kavuşmak için sabretmeyi,
    Her şeyi öğrendim ama sensiz olmayı asla...


    Duygular vardır anlatılamayan..sevgiler vardır kelimelere sığmayan...
    Bakışlar vardır insanı ömür boyu ağlatan...yollar vardır aşılması güç olan.
    Kalpler vardır acılarla parçalanan, ve insanlar vardır hiç unutulmayan.
    Sanma beni sevipte bırakanlardan. Benim sevgim mezara kadar olanlardan...


    Bir Çiçeğin açmak için sebepler bulduğu gibi,
    Yaşama dair sebepler bulmak için yaşıyorum...
    Eğer bir gün gelir de yaşamak için bir sebep bulamazsam;
    Ölmek için bir sebep bulmuşum demektir


    Bir yudum zehir olsan, bir an bile düşünmeden seni içerdim,
    Sırf seninle bir olmak ve seni içimde hissetmek için.


    Sevgilim bilki senden uzak ne güzellikleri avutur beni bu şehrin,
    nede yıldızlı akşamları!... özlemin bir nehir olmuş
    YARAR GİDER İÇİMDEKİ DAĞLARI


    Seni seviyorum kelimesini sana benden başka kimse söylemesin,
    Yalnız bana sakla dudaklarını seni benden başka kimse öpmesin,
    Ne olurdu her seven sevilse sanki, bu dünyada aşktan güzel ne var ki,
    Gel kollarıma öyle sarıl ki kimsenin çözmeye gücü yetmesin.


    Seni niyemi seviyorum geçmişin içinde kaybolmuş beni
    Yeniden hayata döndürdüğün için çok ama çok seviyorum.


    Kalbin hangi sevgi için çarpıyorsa yeni doğan günün güneşi
    Seni ona kavuştursun.


    Hayatın en güzel anı herşeyden vazgeçtiğiniz zaman
    Sizi hayata bağlıyan biri olduğunu düşündüğünüz andır.


    Sen benim gözlerimde saf bir gerçek,
    Yüreğime bahar getiren bir çiçeksin.
    Sen bedenimdeki yumuşak kudret,
    Gönül bahçemde uçuşan bir kelebeksin..


    Ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi tutuyorum aklımda
    İçimi seninle ısıtıyorum bir yaşamak düşünsem "sus" deyip adınla başlıyorum.


    Sevgili binlerce insan arasından gönül gözüyle görüp ayrı bir kimlik verdiğimizdi Her sözü büyü olan, dokunduğu herşeyi kutsallaştıran muhteşem insandı.


    Yanındayken içimi saran ateş, sen yokken hayalinle canlanır.
    Gözlerimdeki parıltı senin sevginin eseri,
    Ve benim varlığım yanlız senin eserin.


    Seni yüreğimden atabilsem atamıyorum,
    Seni gözlerimden silebilsem silemiyorum
    Sensizlik acısını çekemiyorum,
    Dönersen diye koştum camlara
    Ama yoksun yine yok..


    Her sabah uyanıp yüzünü güneşe verdiğinde,
    Gücünü alamazsın sıcak sevgilerden,
    Unutma sakın bir sevgi bin sevgi doğurur ve
    O sevgilerden yepyeni bir dünya kurulur..


    Ben Toprağım suyum sensin, ben yaprağım dalım sensin

  36. 2008-01-01 #136
     ERİŞİLMEZ BİR DUYGU 


    Sevmek kelimesiyle bozmuştum aklımı,
    Nereye baksam sevgi kokuyordu
    Aklıma takılan şey aslında küçük bir şeydi
    Sevginin sıcaklığı aşkın anlamıydı
    Sevebilmek o kadar kolay mıydı yoksa
    Önemsiz boş bir kâğıt mıydı?
    Sebepsiz veya düşüncesizlik miydi?
    Sevginin bölünmesine sebep olan
    Anlaşılmaz bir daire içinde dönebilmek miydi?
    Sevginin temeli
    Onun sokağına girdiğinde
    Gözlerinin çaresizce cama bakması mıydı?
    Sevginin çaresizliği
    Erişilmez bir duygu olduğunu bile bile
    Bölünmesine sebep oluyoruz sevginin
    Neyse ki hatanın kendimizde olduğunu anlıyoruz
    Ama hep hüzünle kalkıp hüzünle fırlıyoruz yalnızlığa
    Kader deyip geçiştiriyoruz elimizdekini kaybedince
    Alın yazımıza yazılmış o kısmeti kendi ayağımızla iterek ileri
    Kimi sabaha kadar ağlar kimi belki de en güzel uykuyu çeker
    Kimi kolunu keser falçata ile kimi ise beddua eder ahirete kadar
    Kimi duygusunu kâğıda döker kimide boş duvara
    Peki, bumuydu sevginin falçata ile kesilmiş derin yarası


  37. 2008-01-01 #137
    Sevgi recetesi:

    Sevgiyi reçetesini hazırlarken içtenlik çok önemlidir. Gerçekten istiyor olmanız gerek, yoksa işe yaramaz....


    Malzemeler

    1 adet lekesiz gönül.
    1 adet açık yürek.
    500 gram güler yüz.
    250 gram tatlı dil.
    100 gram hürmet.
    1 çorba kaşığı sevgi.
    1 çay kaşığı hoşgörü.
    1 su bardağı iyi niyet.
    1 tutam samimiyet.
    1 Ölçek dürüstlük.
    Göz kararı saygi

    Hazırlanışı:
    Gönülü duygu tasına atıp güler yüz ile karıştır. Ağzında yumuşattığın tatlı dili üzerine ilave ederken, sevgi ve saygıyı ince ince üzerine ekele. Hürmet, iyi niyet ve hoşgörüden meydana gelen şurubu da buna kat. Samimiyet ölçüsünde parçalara bölerek dürüstçe hayata diz ve yüreğinde pişmesini bekle. Yüreğinde pişirdiğin bu sevgi tatlısını karnın acıkınca değil, ruhun acıkınca ye. Mutluluk senin olsun.


  38. 2008-01-01 #138
    sevgisiz sevgiler




    Ne kadar kolaydır "Seni Seviyorum"u söyleyebilmek..

    Ne kadar kolaydır karşımızdakinin gözlerinin ta derinliklerine bakarken bu
    sözü fısıldayıvermek.

    Ne kadar kolaydır karşımızdakini sevgimize inandırıvermek.

    Ne kadar kolaydır birşeylerin tıkandığı yerde "bu olmadı, bende şansımı
    başka sevgililerde denerim" diyebilmek.

    Seni Seviyorum.................

    Aramızda kaç kişi bu sözü söylerken inanarak söylüyor?

    Aramızda kaç kişi sevgiyi en gerçek ve en yalın haliyle duyumsuyor
    yüreğinde?

    Aramızda kaç kişi sevgisinin üzerinde menfaat tohumlarının yeşermesine
    izin vermeden sevmeyi becerebiliyor?

    Aramızda kaç kişi sevgisi uğruna, almadan vermeyi erdem sayıyor?

    Aramızda kaç kişi sevgisini tek bir kadına/erkeğe yoğunlaştırıp, "biri
    giderse diğeriyle idare ederim" zafiyetine düşmeden besleyebiliyor?


    Bizler sevmeyi yanlış öğrendik. Yanlış benimsedik.


    Sevmek; sadece sevgiliyle yatakta geçirilen birkaç saat demek değildir.

    Sevmek; sadece "işte yatak dışında da birlikteyiz" deyip, sağda solda
    gezinmek demek değildir.

    Sevmek; sadece sevgiliyi koluna takıp, çevreye caka satmak demek değildir.


    Sevmek; sadece patlamış mısır yiyerek ya da elele tutuşarak film seyretmek
    değildir.

    Sevmek; otomatiğe bindirilmişçesine sadece hafta içi, sadece hafta sonu,
    sadece belli saatlerde buluşmak değildir.

    Sevmek; "seviyorsa beni bırakıp gitmez, giderse zaten sevmiyordur"
    felsefesini savunarak sevgiyi kendi kaderine terketmek demek değildir.

    Sevmek; "O bana nasıl davranırsa, ben de ona öyle davranırım" demek de
    değildir.



    Sevgide yalan olmaz, rutin olmaz, menfaat olmaz, ihanet olmaz.


    Sevmek; bazen hiç sebepsiz, sırf sesini duymak için aramaktır.

    Sevmek; gecenin bir yarısında uyanıp "Seni Çok Seviyorum" mesajı
    yollayabilmektir.

    Sevmek; hiç beklemediği bir anda, hiç birşey demeden sarılabilmek,
    saçlarını okşayabilmektir.

    Sevmek; zor anında yanında olduğunu hissettirebilmektir.

    Sevmek; sıkıntılı zamanlarda sözle değil, özle destek olabilmektir.

    Sevmek; kaybetmemek için kıyasıya mücadele edebilmektir.

    Sevmek; "tekrar tekrar ne gereği var ki" diye düşünmeden defalarca " Seni
    Seviyorum" diyebilmektir.

    Sevmek; arabayı birden durdurup, köşedeki çiçekçiden bir çiçek alıp
    verebilmektir.

    Sevmek; hiç gereği yokken bile ona küçücükte olsa bir şey almak, onu
    sevindirmek isteğidir.

    Sevmek; alışkanlıklardan seve seve vazgeçebilmektir.

    Sevmek; sevgisi uğruna her şeyi ayaklar altına alabilecek yüreği
    taşıyabilmektir.

    Sevmek; sevgisi uğruna her şeyi ayaklar altına alarak, size koşan
    sevgiliye yüreğinizi açabilmektir.

    Sevmek; koşullar ne olursa olsun, bir dilim ekmeği, bir meteliği
    paylaşabilmektir.

    Sevmek; merak etmek, merak edildiğini bilmek istemektir.

    Sevmek; özlemek, özlendiğini duymak istemektir.

    Sevmek; başkalarına bakmak, başka birilerini düşünmek, başkalarıyla da
    gönül eğlendirmek düşüncesinin içinden gelmemesidir.


    Böyle hissetmiyorsak, sevgimizi böyle yaşamıyorsak "seviyorum" demeyelim.

    Dünyada her şey bu denli kirlenmişken, bırakalım sevdalarımız temiz
    kalsın


  39. 2008-01-01 #139
    Sevginin Genetik Yönü

    Sevgi genetik bir eğilimdir. Beynimizde duygulardan sorumlu alan zenginleştikçe bu his de gelişip, aşka dönüşür. Kadını erkeğe, erkeği kadına yönlendiren bu meyil yani aşk olmazsa, iki cins birbirine katlanması gerektiği zaman bunu yapamaz. Aşkta ideal olan sadakate dayalı, sevgi, saygı ve güven bağlarıyla sarmalanmış bir ilişkidir. Bu ilişkinin iyi olduğu kadar fırtınalı ve zor geçen günleri de olacaktır. Ancak sevginin gücü bu zorlukları aşmaya yeter.

    Beynin sevgiyle ilgili bölümü, çocukluğun ilk dört yılında gelişir. Bu sebeple anne çocuk arasındaki ilk dört senelik ilişki son derece önemlidir. Çocuğun bir bakış yada dokunuşla bile olsa sevildiğini hissetmesi, bu alandaki hislerinin inkişafına yardımcı olur. Hayatının ilk zamanlarında sevgi görmeyen çocuk kendisini güvende hissetmeyecek ve beyin büyüme hormonu salgılamayacaktır. Büyümesi yavaşlayan çocuğun fizikî gelişimi de zayıflayacaktır. Meselâ, Batıda bebek kutularına koyulan, bizde ise cami önlerine bırakılan çocuklar vardır. Bu çocuklara yuvalarda çok iyi fiziksel imkânlarla bakılmasına rağmen sık sık bakıcı değiştirdikleri için insanlarla teke tek, kararlı ve tutarlı iletişim kurmakta zorlanırlar. Yeterince sevgi alamayan çocuk, temel güven duygusunda eksiklik olduğu için dış dünyaya kapanır. İçe kapanıklık başta anne yoksunluğundan kaynaklanan bir protesto dönemiyle başlar. Çocuk bu safhada yanına yaklaşan her şeye ağlar. Daha sonra içe kapanma dönemi yaşar, dünyadan kopar ve adeta otistik bir hayatın içine girer. Bunun belirtileri, okuma yazmayı öğrenemeyen, hayattan kopuk davranışlar sergilemesidir. Anne yoksunluğu yaşayan çocukların bir kısmında beyin büyüme hormonu salgılayamaz. Çünkü sevgi, beynin nörofizyolojik ihtiyacıdır. Çocuk yuvalarında 'hospitalization - Yuva Hastalığı' şeklinde adlandırılan bir hastalık vardır. Bu sendromun gözlendiği çocuk çok sık rahatsızlanır ve ani ölümler yaşanır. Yuva hastalığını engellemenin yolu, bir enerji olarak çocuğun sevgiye olan ihtiyacı mutlaka karşılanmaktır.

    Kadın beyninde duygusal alanlar gelişkin olduğundan sevgi ihtiyacı erkeğe nazaran birkaç misli daha fazladır. Erkeğin ihtiyacı bir ise, kadının üç, dörttür. Ancak erkekler kadınları kendileri ile kıyasladıklarından onların bu taleplerini anlayamamaktadırlar. İşte cinsler arası ilişkilerde en sık rastladığımız sorun da budur: Yani erkeklerin sevgilerini ifade etmemeleri sonucu kadınların sevilmedikleri hissini fazla yaşamalarından kaynaklanan problemler. Erkek 'Zaten seni seviyorum. Bunu yıldızlı laflarla söylemeye ne gerek var?' diye düşünürken, kadın sevilmediğini hissettiğinde erkeği çekmek için daha fazla sevgi verir. Böylece geri dönüşü olan bir yatırım yapar. Ama erkeklerin çoğu verilen bu sevgiyi israf eder ve maalesef değerini de bilmez. Bu durumu tarlaya buğday ekmeye benzetebiliriz. Ekilen darının bir avucu kuşlar, bir avucu toprak ve ancak bir avucu buğday içindir. Bu misaldeki gibi bir bakış açısı kadının mutsuzluğunu önler. Yani sevgi verirken üç koyan kadın erkekten bir beklerse hayal kırıklığına uğramamış olur. Zira erkekler kadınlara nispeten duygusal bakımdan kör ve sağır sayılabilirler. Böyle bir insan karşı tarafın hissîyatını anlayamadığı için sevgi ilişkisi kurmakta zorlanır. Yapılması gereken gönül işlerinde erkeklerin gözlerini ve kulaklarını açmaktır

  40. 2008-01-01 #140
    Sevgi



    Kimimiz tatmış, kimimiz henüz keşfedememiş, kimimiz de doyasıya yaşamış, özümsemiş

    Sevgi Ordaydı
    Oracıkta
    Biliyordu
    Ulaşamıyordu
    Uzanıyordu
    Olmuyordu
    İstiyordu
    Tutamıyordu
    Düşünüyordu
    Sabitleyemiyordu
    Hayal ederken
    İnceleyemiyordu
    Ordaydı
    Tam oracıkta
    İçindeydi aslında
    Kalbinde
    Ama o
    Hissedemiyordu
    Sevgiyle tanışmamış
    Sevgiyi tatmamış
    Sevgiyi tanımlamamış
    Ne olduğunu bilmeden
    Arzuluyordu sevgiyi
    Biliyordu
    Oradaydı
    Ama yaşayamıyordu.


    Evet, var olduğunu biliyoruz.
    "Sevgi" hepimizde var.
    Kimimiz tatmış, kimimiz henüz keşfedememiş, kimimiz de doyasıya yaşamış, özümsemiş.
    Herkesin saf sevgiyi tatması dileğiyle sevgiyle kalın.




  41. 2008-01-01 #141
    Sevginin tonları var,
    Yaşamını paylaşmak istediklerin
    Sevgiyi yaşamayı seçtiklerin
    Ve birlikte oldukça keyif aldıkların
    Bir de aşık oldukların


    Aslında en çok yaşamı paylaşmak isteği gelir insanın içinden. Çünkü en kurala uygun olanı budur. Aşk da olsa, kısa bir birlikteliğin tadı da alınsa, toplum olarak ilk hedeflenilen şey derhal ve de herkesin onayı ile ömür boyu yaşamaktır.
    Bu konuda başarıya ulaşılıp, herkesin bir sahibi olduktan sonra hemen yaşamın maddi boyutlarına geçilir ve etrafa sıkı bir kalabalık toplanılarak dış dünyaya açılınır.

    Çünkü başta olan her ne ise, aşk, sevgi, duygu veya sadece keyif bu artık bitmeye yüz tutmuş hatta bitmiştir.
    Hayatını bir kadın için altüst eden bir adamın, bir süre sonra gerçek duygusal paylaşımın burada olmadığını anlamamak adına yapacağı hiçbirşey, onun; başka duygusal paylaşımlara yelken açmasını engellemez. Aslında en başında yaşanan, tensel ve yaşamsal bir zevk olmuştur. Bunun devamında süren her türlü kavga, mücadele, düzeltme çabaları beyhudedir.

    Bunu görmek demek, yalnış yapmış olmak, çevrenin doğru seçim yapmadığı konusundaki eleştirilerini almak, hatta biraz da alay konusu olmaktan korkmayı getirir. Aslında en önemlisi hata yapmak ve özür dilemek zorunda kalmışlıktır.
    Burada yapılan yalnış bir seçim değildir. Sevginin tonu değerlendirilememiştir. Çünkü toplumsal değerlerimiz, illa ki ve de ömür boyu garantiyi, sevmek sayar.

    O anda ya o kadınla tamamen birlikte olunacak ya da, kısa bir birliktelik de yaşanacaklar ciddiyetten uzak damgası yiyecektir.

    Esasen insan hayatında unutulmayan anlar vardır. Yaşamın her safhasında, duygusunu kaybetmeyen.
    Belki de yaşanan kısacık bir beraberlik, ömrün renklerinden, duygularından biri olacaktır. O sevgi paylaşımından alınan şey, bir başka birlikteliğin temeli olabilir. Kıskançlık denilen aslında kendine güvenmemenin daha dogrusu hayata güvenmemenin getirdiği baskı ve korku olmasa.

    Seni Seviyorum cümlesinin yaşamın kendisi gibi tonları vardır;

    Seni şu içinde bulunduğumuz anda seviyorum. Gittiğin zaman da özlüyorum. Ama bunun ne tonda olduğunu bilmiyorum. Çünkü seninle geçirdiğim zamanlarda, paylaştığım şeylerin süreğen paylaşmaktan zevk alamayacağım şeyler olduğunu görüyorum.

    Seni seviyorum çünkü yaptığın şeyleri beğeniyorum. Seni takdir ediyorum, seninle konuşmaktan hoşlanıyorum. Ama seninle bütün bir ömür aynı yatakta uyanmaktan hoşlanacağımı sanmıyorum.

    Seni seviyorum. Çünki sen beni çok seviyorsun.

    Seni seviyorum çünki senin kişiliğin beni etkiliyor, senin güçlü ve kişilikli olmanı hayranlıkla izliyorum.
    Ve benim olman gerektiğini düşünüyorum. Çünkü senin gibi güçlü biriyle birlikte olursam bende kendimi öyle sanabilrim.

    Seni seviyorum, çünki beni rahat ettiriyorsun, servetinden faydalanmak degil ama, hayatın yüklerinden beni kurtarmanı seviyorum.

    Seni seviyorum çünki sen benim çocuklarımın babasısın / annesisin. Yani bana ait olan çocukların dolayısıyla sen sevilmelisin.

    Seni seviyorum. Çünki birbirimizi seviyoruz. Birlikte olduğumuz zaman diğer insanları da seviyor, onların yaşamına sevgimizle çok sey katıyoruz. Seni seviyorum çünki birlikte öğreniyor, birlikte basamakları çıkıyor ve bununla hizmet ediyoruz.

    Seni seviyorum. Çünki bana sana sahip olmak duygusu vermiyorsun ve bana sahip olmuyorsun.
    Birlikte yanyana ve güvenli yürürken asla bana yalnızlığımı hissettirmiyorsun. Ancak aynı zamanda ikimizinde yalnız büyümekte olan birer varlık olduğumuzu kabul ediyorsun.

    Seni seviyorum, çünki sabahları kalktığımda birlikte uyanmak mutluluk ve neşe oluyor. Bu seninle paylaştığım zamanı anlıyor, güne ve herşeye verimli olmamı sağlıyorsun. Benimde sana bunları yapmama izin veriyor, ama asla bağımlılık yaratmıyorsun.

    Seni seviyorum, çünki sen herşeye karşı içinde bir sevgi barındırıyorsun.

    Bütün bunlar olmasa da seni seviyorum, çünki insan bazen sadece sever….


    user online - LaLe'nin Gönül Bahçesine Esintiler post thanks - LaLe'nin Gönül Bahçesine Esintiler

  42. 2008-01-01 #142
    Sevgi üzerine




    Bazi duygular vardir anlatilamaz , anlasilir sadece. Sevenin sevdigini bilmesi kadar ; Sevilende anlar sevildigini. Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez. Çogu defa bir bakis yeter de artar bile... Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoglunu sevme hakkindan alikoyamaz. Sevmek çogu zaman var olmaktir . Sonunda bizi yok olmaya ***ürse bile . Ben simdi varim ve seni sevmek hakkimi kullaniyorum . Sen bile buna karsi koyamazsin . Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayisti sevgilerim . Bir zaman baskalarinda aradim seni , baska yüzlerde , baska ellerde aradim . Aldandim , fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim . Nasil olsa gelecektin birgün . Ve iste geldinde ! Bana tatmadigim üzünleri tattirmaga , bilmedigim kederleri ögretmeye geldin . Acidan yana ne kalmissa yasamadigim hepsini bir bir sen yasatacaksin bana . Birgün yasamanin gereksizligini de senden ögrenecegim . Bu selin akisini hiçbirsey durduramaz artik . Ummadigim ve ummadigin bir anda çiktin karsima coskun irmaklar gibi , amaniz seller gibi geldin , mutlaka yikarak ve benden birçok seyleri beraberinde sürükleyerek gideceksin.Iste o zaman yokluklarin en dayanilmazi ile karsi karsiya kalacagim . Ergeç gideceksin ; beni anlayamadan , beni sevemeden gideceksin . Yalniz bir içkirikligi kalacak senden , tesellisiz bir hüzün kalacak . Yillardir aradigim sendin , ama sen gittikten sonra baskasini aramayacagim . Gelmeyecek bile olsan , ömrümün sonuna kadar arardim seni .Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmis ol , ister bilmeden ... Geldin ya ! Simdi hersey güzel seninle . Yürümenin konusmanin , nefes almanin bir baska anlami var artik. Sen varsin ya her sey bambaska gözlerimde...


    Herkesin içinde sabirli bir tohum gibi kendi kozasinda sakli duran bir ask yatar, birgün bir günes parlar, bir yagmur düser ve tohumun çatlayip çiçekler açtigini, ruhumuzun rengarenk bir agaç gibi rüzgarlarla dansettigini görürsünüz. Sonra ... O rüzgarlarla danseden çiçekler, bazen manasiz kaprislerle, yanlis anlamalarla, hoyrat firtinalarla örselenip, yeniden insan ruhuna dökülür ve bu kez acinin tohumlari olur askin çiçekleri. Zakkum yesili çiçekler halinde büyüyüp, içinizi yakip kavurur. Aska lanet eder, unutmaya çalisir, aciyi öldürebilmek için askida öldürmeye ugrasirsiniz. Ve "unuttukça bir seyler eksilir" sizden. Acidan kurtulabilmek için eksilmeye bile razi gelirsiniz (...) Zamanla, hayatin genis bir bahçe oldugunu, yalnizca sevincin yada yalnizca acinin çiçeklerini degil, kaçinilmaz olarak hepini birden içinde barindirdigini, çiçeklerin bir kismindan vazgeçmenin bahçenin bütününden vazgeçmek oldugunu anlar, bahçeyi bütünüyle seversiniz...

    SEVMEK

    "Delilerle sir boncugu dizebilmek,"
    Sevmek;
    Her çirkinlikte bile bir güzellik görebilmektir!..
    * * *
    Sevmek;
    Köroglu' nun kir atina binmek,
    Sevmek;
    Dünyaya kafa tutabilmektir!..
    * * *
    Sevmek;
    Kah bulutlarin üzerinde gezinmek,
    Sevmek;
    Kah yeryüzünde sürünmektir!..
    * * *
    Sevmek;
    "Yetti gayri" dememek,
    Sevmek;
    Yorulmak nedir?.. Usanmak nedir?..Bilmemektir!..
    * * *
    Sevmek;
    Askin nârinda yanabilmek,
    Sevmek;
    Yandikça "insan" olundugunun farkina varabilmektir!..
    * * *
    Sevmek;
    Gerektiginde nefsine "dur" diyebilmek,
    Sevmek;
    Her seyden önce gururunu yenebilmektir!..
    * * *
    Sevmek;
    Her karara saygi gösterebilmek,
    Sevmek;
    Neden ne olursa olsun, kin beslememek, nefret etmemektir!..
    * * *
    Sevmek;
    Incinsen de, kirilsan da asla küsmemek,
    Sevmek;
    Sanki hiçbir sey olmamisçasina, çarpip gittigin kapidan dönebilmektir!..
    * * *
    Sevmek;
    Konusmadan anlasabilmek,
    Sevmek;
    Soguk kis gününde paylasabilmektir bir tek gocugu,
    * * *
    Sevmek;
    Nefes alabilmek,
    Velhasili sevmek;
    Yasatabilmektir içindeki çocugu!..


  43. 2008-01-01 #143

    Çamurdan Bir Sevgi Yapmak...

    Ben unuttum yazmayı
    Bir otobüsün arka koltuğunda bırakıp çıktım kendi yalnızlığımla
    Belki bir deniz gördüm, belki de ağlamak istedim bir başıma
    İndim buğulu ve siyah bir gözlüğün ardından usulca
    Bastığım yerdi boğulduğum yer
    Çamurdan bir sevgi yapmıştık bu şehre hatıra olsun diye
    Hatırında bile kalmadı yadigar kimsenin
    Bir gemi geçiyordu tam bu sırada, az önümden
    Ben bir fener kadar sakin
    Seyrine dalmıştım ansızın, an nedir unutup
    Asaleti serilmişti tüm gövdesine
    Giderken ağlamak olmaz diyordu sanki
    Ardına bakmayan her gemi gibi
    Bir aşkı bitirmek içindi aslında bütün unutganlıklar
    Bu geçiş ağlatacakken içimdekileri
    Eskilerden bir parça çalmaya başlıyordu hemen bitiminde
    Bu bizim parçamızdı,
    Bitmiş bir a$ktan geriye kalan tek parçamız…

    Ama Yinede Vazgecmedim Bir Anda...



  44. 2008-01-01 #144
    Çamurdan Bir Sevgi Yapmak...


    Ben unuttum yazmayı
    Bir otobüsün arka koltuğunda bırakıp çıktım kendi yalnızlığımla
    Belki bir deniz gördüm, belki de ağlamak istedim bir başıma
    İndim buğulu ve siyah bir gözlüğün ardından usulca
    Bastığım yerdi boğulduğum yer
    Çamurdan bir sevgi yapmıştık bu şehre hatıra olsun diye
    Hatırında bile kalmadı yadigar kimsenin
    Bir gemi geçiyordu tam bu sırada, az önümden
    Ben bir fener kadar sakin
    Seyrine dalmıştım ansızın, an nedir unutup
    Asaleti serilmişti tüm gövdesine
    Giderken ağlamak olmaz diyordu sanki
    Ardına bakmayan her gemi gibi
    Bir aşkı bitirmek içindi aslında bütün unutganlıklar
    Bu geçiş ağlatacakken içimdekileri
    Eskilerden bir parça çalmaya başlıyordu hemen bitiminde
    Bu bizim parçamızdı,
    Bitmiş bir a$ktan geriye kalan tek parçamız…

    Ama Yinede Vazgecmedim Bir Anda...


    ibi
    Bir aşkı bitirmek içindi aslında bütün unutganlıklar
    Bu geçiş ağlatacakken içimdekileri
    Eskilerden bir parça çalmaya başlıyordu hemen bitiminde
    Bu bizim parçamızdı,
    Bitmiş bir a$ktan geriye kalan tek parçamız…

    Ama Yinede Vazgecmedim Bir Anda...


  45. 2008-01-01 #145
    Sevgiyi Tarif Etmeye Kalksam ..




    Korkunun olduğu yerde aşk yoktur. Cesarettir sevmek. Düzenlere,oyunlara,kötülüklere meydan okumaktır. Sevmek; uzaklaşmaktır yalandan,bencilliği hiçe saymaktır. Bir başka açıdan da inanmaktır sevmek.Gerçekten inanmaktır, tümden inanmaktır. İnsan sevince; sevdiğine bütünvarlığı ile teslim olmamışsa, yeteri derecede sevmemiş demektir. Ve ona kayıtsız şartsız inanmıyorsa, sevgiden bahsetmeye bile hakkı yoktur.

    Kıskançlık; inancımızın bütünlüğü ölçüsünde besler aşkı. Şüpheyse öldürür.Şüphenin olduğu yerde inancın yeri olmaz. Sevgiden bahsedilemez orada.Kıskançlıksa; kutsal bir duadır, dudağında sevenlerin.

    Sevmek; var olmaktır bir bakıma,derinden bakılınca yokluğa benzer.Sevmek bütünlenmektir. Çok seven eksildiğini zanneder,oysa artmaktır sevmek, çoğalmaktır. Çevrenin gözlerimizden silinmesi, önce bir eksilme hissi verir insana. Fakat o her şeyimizi varlığı ile doldurdukça arttığımızı anlarız. O bir tek kazanç, bütün kayıplarımıza bedeldir.

    Bir an gelir; her şeyi onunla değerlendirmeye başlarız. O bugün mutluysa yaşamak güzeldir. Kabımıza sığmayız. Şarkılar söylemek gelir içimizden. O kederliyse, gözlerimizde herşey kederlidir artık. Bütün güzellikler bir bir yitirirler anlamlarını. O anlarda ölümü düşünür de, yine ölemeyiz kurtulamamak için.

    Yanmaktır, tutuşmaktır sevmek ve yaşadıkça hiç sönmemektir. Dinle, sana sevmenin ne olmadığını söyleyeceğim önce. Ne olduğunu sonra anlayacaksın.

    Dinle, sevmek alışveriş değildir. Geometri değildir, aritmetik değildir. En değerli şeydir belki, ama karşılığında hiçbir şey alınmaz. Karşılıksız bir çeke atılmış kuru bir imza değildir sevmek. İskambil kağıdı değildir, zar değildir, bir dilim değildir, hesap pusulası değildir sevmek.

    Sevginin bedeli yine sevgiyle ödenir, altınla değil. Sevilmekse; sevmenin mükafatıdır ancak, karşılığı değil. Bir sevgiye eş bir başka sevgi olamaz. Çünkü her sevgi birbirinden büyüktür. Sevgi tartılamaz, sevgi ölçülemez. Sevgi; gram değildir, mesafe değildir. Derinlik sanırsınız, yüksekliktir o. Sevgi; dudak değildir, göz değildir, saç değildir. Sandalye değildir sevgi, yatak değildir, çarşaf değildir. İçki değildir, içemezsiniz fakat herşeyden güzeldir sarhoşluğu. Geçip karşısına seyredemezsiniz, manzara değildir, tablo değildir, heykel değildir. Okuyamazsınız kitap değildir. Bilmece değildir, çözemezsiniz. İsteseniz de içinizden atamazsınız. Kan değildir, kesip damarınızı akıtamazsınız. Siz ağladıkca o güçlenir içinizde. Akmaz, gözyaşı değildir. Kuş değildir uçmaz, çiçek değildir koklanmaz. Bitmez çile değildir. Ne desen o değildir sevmek.


  46. 2008-01-01 #146
    Susarak...(sevgisini kendi içinde yaşayanlar için!!!)




    Güneş altında söylenmedik söz yokmuş...
    Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi...
    Ne gece, ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz...
    Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde...
    Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
    Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde...
    Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
    Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim...
    Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde


  47. 2008-01-01 #147
    Sevgİyİ ÖĞrenmek



    Yaşamımda ilk önce sevmeyi öğrendim. Çünkü sevdikçe kendimi hissettim.
    Bağışlamanın ne olduğunu anladım ve bağışlamanın aslında yeni insanlar kazandırdığını gördüm.
    Bana değer veren insanların çok yakınımda olduğunu fakat gözlerimin hep uzaklarda olduğunu fark ettim.
    Birisini anımsamanın aslında küçük bir telefon görüşmesi kadar basit olduğunu anladım.
    Birisini kırdıktan sonra özür dilemenin aslında beni yücelttiğini anladım.
    Kıyıya vuran dalgalara bakıp, düşünürken birinin de beni düşünüyor olabileceği düşüncesinden mutluluk duydum.
    Mutlu olmanın aslında bir kedinin güzel bir anını izlemek kadar basit olduğunu gördüm.
    Kaçırdığım fırsatların aslında yeni fırsatlara gebe olduğunu anladım.
    Aşkın da bir gün bitebileceğini fakat aşkı yaşarken aldığım hazları hatırlayarak mutlu olacağımı biliyorum.
    Yıldızların benim için parladığını görmeyen gözlerimin, gün gelip yaşamımdan kayan yıldızların gömüldüğü geçmişi unutması gerektiğini anladım.
    Gözlerin sözcüklerden daha önemli olduğunu ve yalan söyleyemediklerini biliyorum.
    Yaşamın yaşamaya değer olduğunu ve istersem mutlu olacağımı öğrendim.
    Benim ondan beklediğim şeyler olabileceği gibi, onun da benden beklediği şeyler olduğunu biliyorum.

    Bir parça özveriden ne büyük sevgiler doğabileceğini öğrendim


  48. 2008-01-01 #148
    Sevginin Gücü



    Yaşamın koşturması içinde kendinize ve sevdiklerinize zaman ayırın. Mutluluk, detaylarda saklıdır…

    Sevgili dostlarım; uzun bir aradan sonra, güzel bir tatilin ardından yeniden merhaba…

    İnsanın sevdikleri ile geçirdiği zamanın değerinin hiçbir karşılığı yoktur. Ve, yaşamına kattığı değerin dünyadaki tüm değerlerin üzerinde olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bugün; bu gerçek üzerine bir şeyler yazmak istiyorum.

    Yaşamımız boyunca hep bir şeylerin mücadelesini veririz. Aklımız erdiği andan itibaren; okul hayatımızın koşturması o biter, iş hayatı başlar ki bu hayat boyu süren bir maratondur. Tüm bunların arasında aşk gelir yakalar.. En güzel yaşlarda, ne aşktır o… 20 li yaşlarda "en temiz, en duru yaşlardır taptaze,nasırlanmamış, feleğin çemberine henüz parmak atmadığın yaşlardır o yaşlar."

    Evlenme telaşına düşersin. Sonra çocuklar gelir sırasıyla yaşamın anlamı, sevginin parçaları, kendini kenara koyup onlar için başlarsın yaşamaya. Bir rutin başlar, hiç durmaman gereken… İşte, tüm bu koşturmanın arasında detaylar vardır asla atlamaman gereken.

    Saksındaki çiçeğin yeni bir yaprak vermesi, dünyaya getirdiğin çocuğunun kendi ayakları üzerinde durmaya başlaması, akşam hep birlikte masaya oturup emek ve sevgiyle hazırladığın yemeğin yenmesi, tv de başını sevdiğin insanın omzuna koyup seyrettiğin bir film, sabah uyandığında sana özel pişirilmiş mis gibi kokan kahve, birazdan başlayacağın koşturma öncesi paylaştığın bir kahve içimi, arada güne başlarken sana güç verecek sevgi sözleri, kar yağarken çıkıp yürümek, üşümek, yanındaki insanın sıcaklığına sığınmak, asla düşmeyeceğini bilip güvenle yürümek, arada bir kaçamak yapıp; çocukları ekip bir yerlerde rakı içip balık yemek, yada iki bira alıp arabada şarkılar eşliğinde içmek, dostlarınla sık sık bir araya gelip sevgiyi paylaşmak, gecenin bir vakti üşenmeden kalkıp bir kek pişirip sevdiklerini mutlu etmek, her ne kadar; şişmanlatıyorsun diye söylenseler de onların zevkle yemelerini izlemek.

    Bu dur işte! yaşam…….

    Ne kadar yoğun olursan ol, ne kadar meşgul olursan ol, bu detayları yaşamıyorsan, yaşıyor sayılmazsın ne farkın kalır makineden? Sevdiklerine zaman ayırmak, en küçük anları onlarla paylaşmak, yaşamdaki zorluklar karşısında insana öylesine bir güç veriyor ki ne gelirse gelsin başınıza, bu güç her şeyin üstesinden geliyor.

    Sevgili dostlarım

    Yaşamın koşturması içinde kendinize ve sevdiklerinize zaman ayırın. Mutluluk,detaylarda saklıdır…

    Alinti


  49. 2008-01-01 #149
    Bana sevgiyi hissettir



    İnsanlar arasında yaşanan aşk, sevgi muhabbet yani tadılan her güzellik içimizde var olan Allah aşkının bir tezahürüdür. Allah kulu ile girer sevenlerin kalplerine. Kavuşturmaz, uzaklaştırır, yakar da yakar ki anlasın sevmenin ne olduğunu diye. Aslında aşk Allah'ın yeryüzüne, kulunun kalbine indirdiği en büyük nimetidir. Sevgide mesafeler uzadıkça sevgi, özlem çoğalır. Çoğalır da yakıp tutuşturur.. Düşünceler uzaklaşırsa sevgi azalır. İnsana duyulan sevgi Allah'ın sevgisi ile bir paralellik sergiler de kul bunu bir türlü anlayamaz..

    Mecnun bir gün mahallede oturmuş Leyla'sının yolunu gözler. Arkadaşları ne yapsa ne etse onu bu sevdadan vazgeçiremezler, teselli bile edemezler. İşte tam o sırada yolun kenarında bir köpek belirir. Köpek uyuz, gözleri çapaklı, pis mi pis, sokakta garip garip yürümektedir. Mecnun onu görünce koşarak yanına gider, köpeğe sarılır onu kucaklar ve gözlerinden delice öpmeye başlar. Öper öper, öper, köpeği koklar. İçine sokası gelir.
    Arkadaşları şaşkındır. Mecnunun bu davranışına hiçbir anlam veremezler.. Ve sorarlar. Bu kadar pis uyuz bir köpeği nasıl böyle öper seversin Mecnun cevap verir. O benim Leyla'mın mahallesinin köpeğidir. Mutlaka o gözleri Leyla'mı görmüştür. Ben Leyla'mı gören gözleri öptüm, öyle güzeldiler ki o gözlerde onu gördüm der.

    Ne dersiniz sevgiliyi gören gözler öpülür mü? Sevgi eğer bu kadar gerçekse onu gören gözler öpülür. Sevgi beklentisizdir. Sevgi saburdur, sevgi feragattır. Sahip olduğunuz ne varsa her şeyden vazgeçip hakkı karşıya devretmektir.
    Sende var olanı sevdiğine vermektir.
    Sevmek, Allah'ın nurundan âdemi görmek, âdem'in zatında onu hissetmektir. Sevgide zulüm olmaz. Zulüm olsa zaten adı sevgi olmaz. Sevgi Allah'a inanmaktır. İnancımı güçlendir Allah'ım.

    Bana sevgiyi hissettir, sevgini üzerime yağdır Allah'ım..
    Bütün dünyanın çiçeklerini benim için açtır
    Binlerce kar taneleri yağdır gökyüzünden.
    Hepsi sevgiyi anlatsın dünyaya.
    Yaz kış bülbüller gelsin pencereme
    Gözümü kapatınca görün bana
    Sessiz sesinle konuş benimle
    Ve Mecnun gibi aşkı kalbime koy
    Ve Leyla gibi sevilmeyi nasip kıl bana.


  50. 2008-01-01 #150
    SEVGI..........



    *Semadaki tüm yıldızlar sönünce,
    Gözlerinde gecenin yalnızlığını hissedince,
    İçten içe muhtaç olunca bir dost sohbetine,
    Unutma ki seni düşünen bir var bu şehirde....

    *Hayallere dalıp gitmem ben,
    Çünkü tek hayalim sensin benim!
    Hiçbirşey isteyemem ben
    Çünkü birtek istediğim sensin benim.

    *Aşkınla sararıp solacak kadar,
    Sevginle bahtiyar olacak kadar
    Uğruna canımı verecek kadar
    seviyorum desem inanırmısın ?

    *Belki hatıralar unutulup gidecek,
    Belki bu sevgier yok olup eriyecek,
    Ama şunu unutma,
    Bu kalp sonsuza dek seni sevecek...

    *Gecenin karanlığında, güneşin ışığında,
    Suyun damlasında, selin coşkusunda
    Kimi yanımdasın kimi rüyamda
    Ama hep aklımdasın sakın unutma...

    *Bırakma beni sevdiğim gidişine dayanamam,
    Hasret gözyaşlarımla kendimi avutamam,
    Dönerim dersin ama kadere inanamam,
    Bıraktığın anılarla sensiz yaşayamam...

    Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç , bir tohumla başlar ;
    En uzun yolculuklar bir adımla başlar;
    Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar.


    Seni unutmak zor anlatmaksa imkansız,
    Sen unutuldukca hatırlanan,
    Anlattıkca bitmeyensin meleğim..


    Seni uzaktan sevmeyi, bana bakmadan görmeyi,
    Seni duymadan dinlemeyi, gözyaşlarımla gülmeyi
    Ve kavuşmak için sabretmeyi,
    Her şeyi öğrendim ama sensiz olmayı asla...


    Duygular vardır anlatılamayan..sevgiler vardır kelimelere sığmayan...
    Bakışlar vardır insanı ömür boyu ağlatan...yollar vardır aşılması güç olan.
    Kalpler vardır acılarla parçalanan, ve insanlar vardır hiç unutulmayan.
    Sanma beni sevipte bırakanlardan. Benim sevgim mezara kadar olanlardan...


    Bir Çiçeğin açmak için sebepler bulduğu gibi,
    Yaşama dair sebepler bulmak için yaşıyorum...
    Eğer bir gün gelir de yaşamak için bir sebep bulamazsam;
    Ölmek için bir sebep bulmuşum demektir


    Bir yudum zehir olsan, bir an bile düşünmeden seni içerdim,
    Sırf seninle bir olmak ve seni içimde hissetmek için.


    Sevgilim bilki senden uzak ne güzellikleri avutur beni bu şehrin,
    nede yıldızlı akşamları!... özlemin bir nehir olmuş
    YARAR GİDER İÇİMDEKİ DAĞLARI


    Seni seviyorum kelimesini sana benden başka kimse söylemesin,
    Yalnız bana sakla dudaklarını seni benden başka kimse öpmesin,
    Ne olurdu her seven sevilse sanki, bu dünyada aşktan güzel ne var ki,
    Gel kollarıma öyle sarıl ki kimsenin çözmeye gücü yetmesin.


    Seni niyemi seviyorum geçmişin içinde kaybolmuş beni
    Yeniden hayata döndürdüğün için çok ama çok seviyorum.


    Kalbin hangi sevgi için çarpıyorsa yeni doğan günün güneşi
    Seni ona kavuştursun.


    Hayatın en güzel anı herşeyden vazgeçtiğiniz zaman
    Sizi hayata bağlıyan biri olduğunu düşündüğünüz andır.


    Sen benim gözlerimde saf bir gerçek,
    Yüreğime bahar getiren bir çiçeksin.
    Sen bedenimdeki yumuşak kudret,
    Gönül bahçemde uçuşan bir kelebeksin..


    Ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi tutuyorum aklımda
    İçimi seninle ısıtıyorum bir yaşamak düşünsem "sus" deyip adınla başlıyorum.


    Sevgili binlerce insan arasından gönül gözüyle görüp ayrı bir kimlik verdiğimizdi Her sözü büyü olan, dokunduğu herşeyi kutsallaştıran muhteşem insandı.


    Yanındayken içimi saran ateş, sen yokken hayalinle canlanır.
    Gözlerimdeki parıltı senin sevginin eseri,
    Ve benim varlığım yanlız senin eserin.


    Seni yüreğimden atabilsem atamıyorum,
    Seni gözlerimden silebilsem silemiyorum
    Sensizlik acısını çekemiyorum,
    Dönersen diye koştum camlara
    Ama yoksun yine yok..


    Her sabah uyanıp yüzünü güneşe verdiğinde,
    Gücünü alamazsın sıcak sevgilerden,
    Unutma sakın bir sevgi bin sevgi doğurur ve
    O sevgilerden yepyeni bir dünya kurulur..


    Ben Toprağım suyum sensin, ben yaprağım dalım sensin
    İlkbaharım yazım sensin sensiz hayat çekilmiyor.


  Okunma: 43601 - Yorum: 224 - Amp
Kullanıcı Oylaması: /5 -