Sosyal kaygı bozukluğu, önceki adıyla 'sosyal fobi', toplumun yaklaşık yüzde 13'ünde ortaya çıkan ve toplumda en sık görülen üçüncü ruh sağlığı bozukluğu. Kadınlarda erkeklerden daha fazla görülüyor. Yaşa baktığımızda ise çoğunlukla gençlerde ortaya çıkıyor.


Türkiye'de üniversite öğrencileri ile yapılan bir araştırmada, sosyal kaygı bozukluğunun yaygınlığının yüzde 9,6 olarak çıktığını belirten Klinik Psikolog Müge Yılmaz, genellikle değişmez bir kişilik özelliği olarak değerlendirildiği için doktora gidilmediğini söylüyor. Hürriyet Konuyla ilgili soruları Yılmaz'a sorduk:

- Sosyal kaygı bozukluğu olan kişiler hangi özelliklere sahiptir?
Sosyal kaygı bozukluğuna sahip birey, tanımadığı insanlarla karşılaştığında kaygılanır. Gözlerin kendi üzerinde olduğunu düşünür. Aşağılanmaktan veya utanç verici bir davranışta bulunmaktan korkar. Bu korku ve kaygı öyle rahatsız edicidir ki birey, sosyal ortamlara girmekten kaçınır.
İsim:  kaygı.JPG
Görüntüleme: 831
Büyüklük:  14,4 KB (Kilobyte)



Bu kaygı hali veya bu ortamlardan kaçınma davranışı işlevselliğini de önemli ölçüde bozar. Kişi kendinden bekleneni yapamaz, sorumluluklarını istese de yerine getiremez. Hissettiği yoğun kaygıdan dolayı proje sunamaz, sunum yapamaz, sorulan bir soruya cevap veremez, toplu taşıma araçlarına binemez ve hatta evden çıkamaz duruma gelebilir.

- Farkedilmezse ne olur?
Sosyal kaygı bireyin yaşamından oldukça fazla şey alır götürür. Kaçırılan şeylerin bazen telafisi de mümkün olmaz. Kişi bilgi ve birikim olarak haketse de terfi alamaz, çok iyi bilse de sözlü sınavı geçemez, fazlasıyla hoşlandığı biriyle ilişkiye başlayamaz, hatta evlenemez.


- Sosyal kaygı bozukluğunu tetikleyen nedenler nelerdir?
Sosyal kaygı bozukluğu genelde çocuklukta veya ergenlikte başlar. Bir travma sonrası, stres yaratan bir durumun ardından ansızın başlayabileceği gibi, sinsi bir şekilde de ortaya çıkabilir. Sosyal kaygı bozukluğunun oluşmasında etkili risk faktörlerine bakıldığında kişiler kaygıya genel anlamda bir yatkınlık barındırır. Bu kaygıya yatkınlık çocukluk çağında sosyal ortamlara çok az düzeyde maruz kalma ve ebeveynlerin aşırı korumacı tutumu ile birleşip sonrasında sosyal fobiye dönüşebilir.

- Sosyal kaygı bozukluğu tedavi edilebilir mi?
Sosyal kaygı bazen özel durumlarda bazen hayatın tüm alanında kendini gösteren bir durum olabilir. Hastalığın süresine ve şiddetine bağlı olarak ciddi kayıplar ortaya çıkabilir. Bundan da ilginci kişi 'kötüye uyum' olarak adlandırdığımız, bu duruma uyum sağlayabilir. Sosyal kaygı bozukluğunun kronik, süregelen bir bozukluk olması nedeniyle kişi buna adapte olup, sosyal ortamlarda kaygılanmayı bir yaşam biçimi olarak kabullenebilir. Bunun değişmez ve dolayısıyla tedavi edilemez bir kişilik özelliği olduğunu düşünebilir. Bu kabulleniş, bireyin profesyonel yardım almasını engeller ve kişi uzun süre ciddi kayıplar vermeye devam eder. Araştırmalara göre, 'sosyal kaygı bozukluğu' en sık görülen kaygı bozukluğu olmakla birlikte en az tedaviye başvurulan durum.

- Diyelim ki tedavi için ilk adım atıldı, psikoloğa gidildi. İyileşme süreci nasıl işliyor?
Sosyal kaygı bozukluğu tedaviye oldukça iyi yanıt verir. Tedavisinde en etkili yöntemler ilaç kullanımı ile bilişsel-davranışçı terapi. Bilişsel-davranışçı terapide kaygıya neden olan düşünce alışkanlıkları ve buna eşlik eden davranış modelleri üzerinde çalışılır. Bireyin kaygı yaratan düşünceleri öncelikle fark etmesi, test etmesi ve bunlara bazı alternatif düşünceler geliştirmesi amaçlanır. Düşünceler ile yapılan çalışma davranışsal yöntemlerle desteklenir. Korkup kaçınılan durumlara sistematik olarak maruz bırakma, kaygı duyulan durumda uygulanabilecek bazı gevşeme egzersizleri, sosyal durumlarda uygulanabilecek sosyal beceri eğitimi gibi yöntemler ile tedavi tamamlanır. Bu tedaviler ile bireyler kozalarını kırıp, kendi yaşamlarının başrolüne geçebilir.