Bilindiği üzere namaz, oruç, hac gibi ibadetler için İslâm Dîni, belirli îfâ vakitleri koymuştur. Az önce de belirttiğimiz gibi, bu vakitlerin kaçırılması durumunda artık edâ değil, kazâ söz konusu olur.

İslam âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre, zamanında kılınamayan farz namazların kazâsı farz, vâcip namazların kazâsı ise vâciptir. Nitekim Hendek Harbi'nde müşrikler Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'i ve Ashâb-ı Kirâm'ı dört vakit namazdan alıkoymuşlardı. Gecenin ilerleyen vakitlerinde, etrafın durulmasıyla ancak namaz kılmak için vakit bulan Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Bilâl-i Habeşî -radıyallâhu anh-'a ezan okumasını emretmiş, O da okumuştur. Bundan hemen sonra her defasında kamet getirmek sûretiyle sırayla öğle-ikindi-akşam ve yatsı namazları kazâ edilmiştir.

Bir başka hâdise de Hayber dönüşü yaşanmıştır. Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-'tan nakledildiğine göre, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- konaklama yerinde, uyku basınca istirahate çekilmiş ve Hazret-i Bilâl -radıyallâhu anh-'ı nöbetçi bırakmış ve ona, kendilerini sabah namazı için uyandırması vazifesini yüklemiştir. Bilâl-i Habeşî -radıyallâhu anh- nâfile namaz kılmış; sabah yaklaşınca da, hayvanına yaslanarak uyuyakalmıştır. Güneş yüzlerine vuruncaya kadar aşırı yorgunluktan ne Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ne de sahâbeden hiçbiri uyanmamışlardı. İlk uyanan Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- olmuş ve Hazret-i Bilâl -radıyallâhu anh-'ı uyandırmıştır.


Kafilenin ilerlemesinden bir müddet sonra, ashâba abdest almaları emredilmiş, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- iki rekât namaz kılmış, ardından Bilâl -radıyallâhu anh-'ın kamet getirmesi ile sabah namazı cemaat hâlinde kazâ edilmiştir.

Bu namazı müteâkîben Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Her kim uyur kalır veya namazını unutursa, onu hatırladığı zaman hemen kılsın. Çünkü Allah -celle celâlühû-; «Beni anman için namaz kıl.» (Tâhâ, 14)buyurmuştur." (Tirmizî, Salât, 16; İbn Mâce, Salât, 10)

Her iki rivâyette de görüldüğü üzere, Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve ashâb-ı kirâm, vaktinde kılamadıkları namazları daha sonra kazâ etmişlerdir. Tabiî buradaki kazâlar, meşrû özürlere dayanmaktadır. Zaten ne Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in, ne de sahâbenin namazlarını kasden terk ettiği görülmemiştir.

Buradan yola çıkarak bazı âlimler, "Özürsüz olarak (bile bile) terk edilen namazların kazâsı yoktur." demişlerdir.
Ancak cumhûra (çoğunluğa) göre; edâsı farz olan bir namaz, mâzeretsiz, kasden terk edilmiş olsa bile kazâsı gerekir. Nasıl ki, "uyku ve unutma" gibi bir özür hâlinde bile kazâ gerekiyorsa, bir özrü olmaksızın namazlarını vaktinde kılmayanlara da kazâ etmeleri öncelikle gerekir. (İbn-i Âbidîn)

Hem hadîs-i şeriflerde yer alan "nisyan" (unutma) kavramı, kasden terk etmeyi de içine alan bir kelimedir.

Bunun yanısıra uyku ve unutmanın özür olduğunu bildiren hadisin devamında:
"…Onun bundan başka kefâreti yoktur…" (Müslim, Mesâcid, 314)ifâdesi, mazeretsiz olarak namaz vaktini geçirenlere delâlet eder. Çünkü özürlü olarak vakti geçirmiş olanlara bir günah yoktur. Ancak kasden namazı terk edenler, Cenâb-ı Hakk'ın emrini yerine getirmedikleri için Hak Teâlâ'ya borçlanmış olurlar. Borç ise, ancak ödenmekle zimmetten düşecektir. Nitekim Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; "Allâh'a olan borç, ödenmeye en lâyık olandır." buyurmuşlardır. (Buhârî, Cezâu's-Sayd, 22)
Hem namazın edâsı ile ilgili emir, namaz edâ edilmediği takdirde kazâ için de emir sayılmaktadır. Çünkü emirle vâcip olan şey, edâ edilmedikçe emrin hükmünü devam ettirmektedir.