Bazı deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan ve sedefçilikte kullanılan sert,beyaz ve gökkuşağı pırıltılı, fosforik özelliği olan maddeye sedef bu maddeyi işleyen kişiyi de sedefkâr denilir.Asırlardan beri bilinen sedef, zamanın tekniği ve milletlerin sanat anlayışına göre almıştır.15.yy'dan sonra Türk-İslam sanatının tamamen emrine giren sedef, geometrik desenlerin bitmek tükenmek bilmeyen dizilişleri ile gelişimini sürdürmüştür. Daha sonraları kıvrılma, dallanma, ana ve yardımcı bağlarla bağlanma,birbirini kesme ve düğümleme yollarla,çeşitli kompozisyon


imkanı veren rumiler,geometrik desenlerle birlikte kullanılmaya başlanmış ve doğadan stilize edilerk alınan çiçek motifleri(lalei karanfil,gül) kullanılmaya başlanmıştır.On yedinci yüzyıl sedef işçiliğinin doruk noktası olup, daha sonraki asır ve yıllarda barok sanatına duyulan hevese bir de ekonomik yapının bozulması eklenince bu sanattan uzaklaşılmış,ucuz,sanat değeri olmayan eserler üretilmeye başlanmıştır.Ancak abdülhamit için saray sedefkârlığı korunmuştur.Son asrın sedefkârı Vasıf Hoca özel atölyesinde çalışmasını sürdürürken bir yandanda bu sanatı yaşatabilme çarelerini devrin güzel sanatlar akademisi olan Nefise-i Sanayi'de sedefçilik dersleri vermiştir.1940 yılında ölümü ile bu sanat dalının genç nesillere aktarılması mümkün olmamıştır.


Sedefçilik ilk çağın en eski uyğarlıklarında görülmekle birlikte sedefin eşyada süs öğesi olarak uygulanışı sonradadır.Osmanlı da sedef işlemeciliğinin ilk örneklerini 15.yüzyıl sonlarına doğru görmek mümkündür.Edirne'deki tek kubbeli Beyazıt Camiinin kapı kanatlarında görülen sedef işçiliğinin 16.yüzyılda olgunluk devresine girdiği bilinmektedir.Bu dönemde sedefçilik kapı, pencere, dolap kanatları,kürsü, çekmece, Kur'an mahafazası,rahle, masa, koltuk, kanepe, sehpa gibi mobilyalar, silah kabzası, nalın, körük, tütün tabakası, Kahve takımı,vb.gibi ahşap eşyada görülmüştür.


17. ve 18. yüzyıllarda da sedef süslemeye geniş yer verilmiş olup,Dalgıç Ahmet Ağa, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa gibi meşhur sedef ustaları yetişmiş;17.yüzyılda Evliya Çelebi yalnız İstanbul'da 100 sedef atölyesi ve 5000 kadar sedef ustasının sanatlarını yürüttüklerinden söz etmiştir.19.yüzyılda Osmanlı sedef işçiliği gerilerken, yüzyılın sonlarında Abdülhamit Han yıldız Sarayında bir sedefhane kurduğu, burada kendisinin de sedefli eşyalar yapmış olduğu söylenir.1912 yılında Sedefkâr Vasıf Hoca, Beşiktaş'ta işlettiği sedef atölyesinde bu sanatı bir süre devam ettirmiş,hatta onun öncülüğü ile 1936 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde bir sedefçilik bölümü açılmıştır.


Gaziantep' te Sedefkârlık
Yaşayan kaynaklardan edinilen bilgiye göre;sedef kakmacılığın Gaziantep'te 1963 yılında başladığı bilinmektedir.Gaziantep'te ilk sedef atölyesini açan kişi Arif demir isimli ustadır ve hâlâ hayattadır.Rivayete göre;1963 yılında Gaziantep'e gelen bir İngiliz turist çevre köylerden topladığı, ağızdan dolma eski bir tabancayı tamir ettirmek için tesadüfen karşılaştığı marangoz Hanifi Çetin ustaya göstermiş.Bu usta kendisine getirilen tabancanın kabzasında sedef işleme görünce bunun taklidini yapmaya koyulmuş ve bunu İstanbul'daki antikacılara satmaya başlamış.Bunun üzerine Arif Ve Fikret Demir kardeşler Gaziantep'te ilk sedef atölyesini açarak sedef kakmacılık sanatını ilerletmişlerdir.Her iki usta da halen hayatta olup bunlardan Fikret Demir hâlâ Sedef Kakmacılar Odası Başkanı olarak görev yapmaktadır.


Bugün Gaziantep'te 50 tane sedef atölyesi bulunmaktadır.Bu atölyelerde daha çok turistik eşyaya yönelik çalışmalar ağırlıkta olup,genellikle Ortadoğu'ya satış yapılmaktadır.Gaziantep'te işlenen sedefin ½90'ı dövizle satılmakta ülke ekonomisine döviz kazandırmaktadır.
Gaziantep'te yapılan sedef işinde motif, şekil ağırlıktadır.Tüm çalışmalarda Selçuklu ve Osmanlı kültürünün izleri görülmektedir.Çok maharetli usta olmalarına karşın bizim gözlemlerimize tek eksikleri mevcut örneklere bağlı kaldıkları, yani motif ve model üretmek için bir çaba harcamıyor olmalarıdır.Gaziantep'te atölyesi bulunan sedef ustalarının hepsi hiç bir okul eğitimi almadan baba mesleği olarak bu işi üstlenmişlerdir.Ve bugün işçilik yönünden Mısır ve Suriye'de yapılan sedef işinden daha başarılı eserler üretmektedirler.Gaziantep'te işlenen sedefte;gümüş,kurşun ve sarı prinç tel ile alpako tel kullanılmaktadır.Kakma tekniği ile yapılan sedef işçiliğinde kullanılan ağaç genellikle cevizdir.Renkler kızıl ve siyah olup kullanılan motiflerde rumi,arabesk desen çalışmalarına rastlanmaktadır.Bunlar daha çok Osmanlı ve Selçuklu modelleri kopye edilerk yapılan eserlerdir.

Üretilen Sedef Kakma El Sanatı Ürünleri
1-Süsleme olarak(mescit,saray ve tabanca kabzaları)
2-Koltuk takımı(ev büro)
3-Ayna resim çerçevesi,sehpa,yazı masası,Kur'an rahlesi,Kavukluk veya çıraklık, sini altı, değişik mücevher kutusu,çeyiz sandığı,sandalye,kuyumcu sandığı,etejer,telefonluk,değişik boylarda kül tablaları ve sigaralık, tüfek ve tabanca kaplamaları türündedir.

Küpçülük

Gaziantep'te küpçülügün baslangiç tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Ancak çerçevede bulunan çesitli ören yerlerinde yapilan arkeolojik kazilardan,M.Ö.6000-7000 yillarinda (Neolitik Dönem) yörede keramitçiligin oldugu anlasilmaktadir.Gene yörede yapiln kazilarda M.Ö. 3000-1100 yillarinda (Tunç Çagi) topraktan yapilan kaplara bol miktarda rastlanmaktadir.Daha sonraki dönemlerde de bu tür malzemelerin yapildigini gösterir parçalara rastlanmistir.

Kisacasi insanlarin yöremizde yaygin olarak yasamaya basladigi günlerden itibaren ilimiz ve çevresinde topraktan çesitli esyalarin yapilip kullanildigi anlasilmaktadir.Günümüzde 50-100 yil kadar önce sehir çevresinde bulunan magaralarda küp yapilan birçok atölyenin ve atölyelerde çalisan ustalarin ve isçilerin oldugu bilinmektedir.Eski dönemlerde toprak esyalar;Kap,kazan,tencere,kupa,küp ve benzeri saklama,pisirme ve servis kaplari,diger kullanimlar için çiçek saksisi,boru,tugla,çati örtüleri ve bunlara benzeyen malzemeler olarak üretilmistir.Bakir,çinko,gümüs gibi madenlerin bulunmasi,kap ve kacak yapiminda yeni bir malzeme ve tekniklerin kesfi,camin mutfak esyasi yapiminda yaygin olarak kullanilmaya baslanmasiyla topraktan yapma mutfak esyalarinin kullanimi yavas yavas ortadan kalkmis ve bu nedenle küp ve toprak mutfak malzemesi üreten atölyeler birer birer kapanarak günümüzde birkaç yasli ustanin mecburen yürütmeye çalistigi bir meslek haline gelmistir.Buna nazaran turizmin gelismesi,el isçiliginin az da olsa aranir hale gelmeye baslamasiyla Türkiye genelinde oldugu gibi bu isi yapan ustalar teknolojilerinide gelistirerek turistik hatira esyasi ve sehirlerde park ve bahçelerde kullanilan saksi üretimini yapar hale gelmislerdir.Küp topragi iki üç killi toprak ve silisin karisimindan olusur.Bu karisimin çok iyi yogrularak çamur haline getirilmesi ve uzun bir süre dinlendirilerek mayalanmasi gerekir.Mayali bir çamur çark denilen ayakli ve motorlu çevrilen makinalarda istenildigi gibi sekillendirilir.Yapilacak malzemenin büyüklügüne göre bir, iki veya üç parçadan yapilarak birlestirilip tek parçali hale getirilir.Biraz kurumasi için günessiz ve rüzgarsiz yerde bekletilir.Az kuruyan parçalarin üzerinde tiraslama ve temizleme yapildiktan sonra çizgileri çekilir.Desenler çizilecek ve baska sekiller verilecekse bu islemlerde yapilarak yeniden kurumaya birakilir.Kurutma islemi günesli ve rüzgarli bir alanda yapilirsa yapilan islerinrenklerinde ve formlarinda bozukluklar ve çatlamalar olur.Toprak esyalarin kurumasi havanin sicakligi ve malzemenin büyüklügüne göre iki ile onbes gün arasinda degisir.Kurutulan parçalar;pisirme firinlarina,aralarinda hayvanin sirkülasyonunu engellemeyecek sekilde yerlestirilir ve isi yavas yavas artirilarak 900 ile 1000 derece arasinda 9-10 saat pisirilir.Bu sürenin sonunda firin söndürülür ve sogumasi için beklenir.Soguyan firindan çikarilan parçalar su kabi,çiçek saksisi ve benzeri amaçlar için kullanilacaksa kullanima hazir hale gelmis demektir.Sayet sirli küp yapilacak ise firinlanip sogutulmus parçalar kursun esasli sülyen sirla kaplanir ve yeniden firinlanarak sogumasi beklenir.Bu sekilde yapilan küpler günümüzde daha ziyade turistik bölgelere,ilimizde turistik esye satan dükkanlara ve saksi olarak imal edilenler de çiçekçilere satilir.

Zurnacılık

Türk folklaru içinde, halk müziği ve oyunlarının ayrılmaz bir parçası olan halk çalğılarımızın ayrı bir yeri vardır.Türk halk çalğısı deyince; fabrika imalı olmayan, halkın kendi mevcut imkanları ve basit araçlarla elde yaptıkları, akustik kanunlara uymayan, standart ölçü ve kalıpları olmayan etnoğrafik özelliği olan çalğılar akla gelmektedir.Üflemeli halk çalğılarımızın başında gelen zurna kalın zerdali ağacından yapılır ve davulun yanında üflemeli bir çalğı aletidir.Orta Asya'ya dayanmaktadır.Çok eski zamanlardan beri bir çalğı aleti olarak bilinip yapılmaktadır. Zurna üç kısımdan oluşur,a)baş kısım (mezik), şimşir ağaçından yapılır.b)ağız kısmı(alt çanak) geniştir.c)orta kısım ise dardır.Zurnanın 15 deliği vardır.8 tanesi büyük(nota deliği),7 tanesi(çin deliği) küçüktür.Zurna yapıldıktan sonra şimşir ağacından yapılan mezik kısmının ucuna metem denilen uc,zurna çalan kimseler tarafından kamıştan yapılır.

Gaziantep'te zurna sipariş üzerine yapılmaktadır.Bir usta günde ancak 1-2 tane imal edebilmektedir.Zurnanın delikleri matkapla delindikten sonra ısıtılmış demir ile dağlanır.Böylece ses daha düzgün çıkar.Zurnanın boyu uzadıkça sesi kalınlaşır, boyu kısaldıkça sesi inceleşir.Gaziantep'te üç çeşit zurna imal edilmektedir.1-Tüm kaba zurna,32.5 cm uzunluğundadır.2-Orta kaba zurna,31 cm uzunluğundadır.3-Cura zurna,30 cm uzunluğundadır.Zurnanın standart boyu orta kaba diye bilinen 31 cm uzunlugunda olanıdır.Kuru zerdali ağaçından yapılan zurnalar daha iyi ses çıkarır; eğer yaş ağaçtan yapılırsa çıkan ses kulağı tırmalar.Zurnanın delikleri de belli bir ölçüye göre yapılmaktadır.Zurna yapan kimselere ''harat'' ismi verilmektedir.Bu işle uğraşan kişiler gittikçe azalmakta ve günümüzde çıraklıktan yetişme otuzbeş yıldır bu işi yapan Mehmet Ali ÜSTÜNTÜRK ve onun yetiştirdiği kalfalarca yapılmaktadır.Yurdun her yöresinde bir açık hava çalğısı olarak yaygın olan zurna, özel bir soluk alma tekniği ile çalınır.Sesi çok kuvvetli çıkar ve çok uzaklardan duyulur.Yalnız erkekler tarafından çalınan zurna; dertli çalındığında insanları hüzünlendirir, hareketli çalındığında ise insanları neşelendirir.Sesi çok yüksek çıktığından kulak dibinde çalınırsa kulağı rahatsız eder.Zurna ile her çeşit müzik havaları çalına bilmektedir.Bir zurna işi bittikten sonra duvarda asılı olarak durursa ömrü on-yirmi yıl arasındadır.

Kutnuculuk

Tarihi bir değeri olan kutnu bezi dokumacılığı, Türkiye'de yalnızca Gaziantep'te dokunan ipekli bir dokuma türüdür.Ham maddesi floş olan suni ipek ve pamuk ipliğidir.Tamamen el tezgahlarında dokunan kutnu kumaşı degişik şekillerde dokunmaktadır.Geçmişi çok eskilere dayanan kutnuculuk;dünyada basma sanatı yok iken, çeşitli boyalara defalarca batırılarak,kendisine has renk ve motifler verilerk yapıldığı bir dokumadır.Kutnu kumaşı imalatı önceleri Halep,Hama ve Humus'ta üretilip Anadolu pazarına sunulurdu, daha sonraları bu ipekli dokumalar Gaziantep İl Merkezi ile ilçe ve köylerinde de üretilmye başlandı.

Eskiden Gaziantep'te çok yapılan kutnu kumaşı dokumacılığı şimdilerde yok denecek kadar azaldı.Kutnu kumaşı yöresel bir kıyafet olarak kullanıldığı gibi,çeşitli aksesuar, turistik giysi, çanta, terlik,perdelik kumaş ve milli kıyafet olarak da kullanılmaktadır.Son yıllarda özellikle İstanbul Kapalı Çarşı'da ve turistik yörelerde turistlerin ilgisini çekmektedir.Kumaşlara, çözgü sayılarına göre değişik adlar verilmektedir.1-Kutnu 2-Alaca 3-Meydaniye Kutnunun çözgü sayısı 4000, alacanın 3000 tel, meydaniyenin 2000 teldir.Kutnu çeşitlerinden en fazla rağbet görenlerinden bazılarının isimleri şunlardır.

Eskiden Gaziantep'te çok yapılan kutnu kumaşı dokumacılığı şimdilerde yok denecek kadar azaldı.Kutnu kumaşı yöresel bir kıyafet olarak kullanıldığı gibi,çeşitli aksesuar, turistik giysi, çanta, terlik,perdelik kumaş ve milli kıyafet olarak da kullanılmaktadır.Son yıllarda özellikle İstanbul Kapalı Çarşı'da ve turistik yörelerde turistlerin ilgisini çekmektedir.Kumaşlara, çözgü sayılarına göre değişik adlar verilmektedir.1-Kutnu 2-Alaca 3-Meydaniye Kutnunun çözgü sayısı 4000, alacanın 3000 tel, meydaniyenin 2000 teldir.Kutnu çeşitlerinden en fazla rağbet görenlerinden bazılarının isimleri şunlardır.

KUTNU ALACA MEYDANİYE
Mecidiye Mekkavi Yeşili Osmaniye
Zincirli Kürdiye Kırmızı Meydaniye
Hindiye Çitavi Sarılı Osmaniye
Darıcı Rahvancıoğlu Mor Meydaniye
Kemha Kırkkalem Vişne Meydaniye
sedefli

İpekli kutnu dokumacılığı el sanatı gittikçe az ilgi gören bir sanat dalı haline gelmiştir.Binlerce yıldır işlenen kutnunun desen ve renkleri, Türk köylüsünün asırlık renk ve desen alakasını belirten bir hatıra ve turistlerin ilgisini çeken orjinal bir sanat eseri haline gelmiştir.

Kilimcilik

Antep kilimlerinin bilinen diğer Anadolu kilimlerinden tezgah, şekil, dokunuş biçimleri ve nakışları yönünden çok farklıdır.Antep kilimciliğinin ne zaman başladığı ve hangi aşamalardan ğeçtiği kesin olarak bilinmemektedir.Antep kilimlerinin bilinen çeşitleri şunlardır;

1- Baklava Dilimi
2- Habbap (Nalın) Ayağı;
3- Kuş Kanadı;
4- Zincir Göbek;
5- DirsekGöbek;
6- Pençe Göbek;
7- Çarkı Felek;
8- Parmak Göbek;
9- Atom Göbek( 1945 sonrası dokunan bir kilim adı)

Kilimin ham maddesi öküz, deve ve at tüyü, koyun yünü ve keçi kıllarıdır.Siyah, felhani, mavi, yeşil boya, cehrebsarısı, ceviz kabuğu, cevizi boz, soğan kabuğu, sumak yaprağı Antep kilimlerinde kullanılan ilkel boyalardan birkaçıdır.Genelde 69 cm. eninde 260 cm. boyunda dokunan Antep kilimlerinde kullanılan motifler şöyle sıralanabilir;

1-Çizgi, nokta ve daireden ibaret olan motifler,
2- Sembolik motifler,
3- İdografik bir manası olan motifler(dağ, ev, taht, asa gibi)
4- Hayvan motifleri,
5- Geometrik motifler,
6- Bitki motifleri(çiçek, yaprak gibi)
Kilim'in yalnız el tezgahlarında imal edildiği ve bu işkolunun çok canlı olduğu devirlerde Gaziantep'te 7000 civarında el tezgahı faaliyette olduğu,1960'larda bu sayının 100-150'ye düştüğü saptanmıştır.Moturlu dokuma tezgahlarının yaşamımıza girmesiyle, talep daralması problemine bir çözüm gibi görülen kalitenin düşürülmesi Antep kilimlerine olan talebi daha da azaltmış ve tezgahlar yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamıştır.Antep kilimleri günümüzde, genel olarak köylerde kendi ihtiyaçlarını gidermek maksadıyla kadınlarca dokunmaktadır.

Abacılık

Aba çok güzel bir giysi, yünden yapılıyor ve insanı kışın sıcak tutuyor. Malesef bu sanat kayboldu. Aba satan tek ustamız kaldı... Günümüz abaları eski güzelliğini kaybetti. Resimdeki abayı bulmak bile çok zor... Üzerindeki motifleri, desenleri kayboldu. Şimdiki abalar çok sade, ve yapılırken işin kolayına kaçılıyor. Önceden aba elde işlenerek yapılırmış, şimdi tezgahta dokunarak yapılıyor. Abanın çok çeşidi var; Maraş abası, sandıklı aba, sırmalı aba, boz aba...vb.
Gaziantebin önemli bir el sanatı olan abacılık, nesli tükenen bir sanat olduğu için üniversite tarafından koruma altına alınmış ve yeni kuşaklara öğretiliyor. Antep te her çeşit abayı bulmak mümkün, Antep abası, K.Maraş Abası, Urfa abası...vb.

Gümüşcülük

Tarihi ipek yolunun üzerinde olması nedeniyle bir çok ticaret yollarının Gaziantep'te yumaklaşması ilin ekonomisini o günlerde olduğu gibi günümüzde de canlı tutmaktadır.Bu canlılıkta gümüşün önemli bir yeri vardır.Çünkü,gümüş insanların takı olarak eskiden beri kullandığı kıymetli bir madendir.Bunu yöremizdeki antik şehir özelliğini taşıyan Kargamış,Dülük ve Belkıs(Zeugma) antik kentlerden çıkartılan gümüş aksesuarların bolluğu,bulunan gümüşlerin eski devirleri simgelemesi,gümüş işlemeciliğinin ve kullanımın

Gaziantep'te çok eskilere dayandığını göstermektedir.Gümüş işlemeciliği İslamiyetin Anadolu'ya yayılmasıyla,dahada çeşitlilik gösterir. Yüzük, küpe, kolye, kemer, hamaylı,Kur'an-ı Kerim muhavazası, takunya,tesbih püskülü,kılıç,kama sapı ve kını yapımı Osmanlı Dönemine kadar devam eder.Bu dönemde gümüş hem takı hemde tasarruf aracı olarak kullanılmaktadır.Aynı dönem sonlarında yani 19.yüzyıl ve 20. yüzyılın ilk yarısına kadar Gaziantep'li bir kadında oniki çeşit gümüş takı bulunurdu.Bunlardan bir kısmı taç kaytan, şekke, daktani, pıçpıçı, götürümgü, üçger, arpacıklı gerdan,Antepli gerdan kemer,koruklu bilezik,düğme,yüzük.Bunlarında kendi aralarında birçok çeşitleri vardır.Gaziantepli erkeklerin,gümüşü tesbih,ağızlık,baston sapı,sigara tabakası olarak ve atların koşu takımlarında kullandıklarını görmekteyiz.Bu yılarda gümüş işlemeciliğinin şehrimizde gelişmesinin,Türkistan'dan göçüp gelen Türkistanlı Sait'tin,Mersinli Mehmet'in,Maraşlı Mustafa'nın ve ermeni ustaların yetiştirdiği,Mehmet Alemi'nin payı büyüktür.Bu ustaların yapmış oldukları gümüş takılar günümüzde de çokça görülebilir.Gaziantep'te gümüş işlemeciliği 1980'lerden sonra Türkiyenin dışa açılması turizm hareketlerinin başlamasıyla ve teknolojinin de yardımıyla hızlı bir gelişme göstermiştir.Türk turizmindeki yerini almaktagecikmemiş olan Gaziantep gümüş işçiliği,bugün 40'ının üzerindeki gümüş işleyen atölyesiyle varlığını sürdürmektedir.Bu atölyelerde senede ortalama 1.5-2 ton gümüş,başta İstanbul olmak üzere bütün Ege ve Akdeniz Bölgesi'ne Kapadokya'ya ve buraya gelen turistler vasıtasıyla dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaşmaktadır.Netice itibariyle Gaziantep'te yapılan gümüş takı ve aksesuarlar,Türk turizmindeki gümüş ve takı potansiyelini elinde tutmaktadır.Bu sebeble gümüş imalatçı ve satıcılarına turizmi teşvik kredileri verilirse ihracat kapılarının da aralanacağı bir gerçektir.

Antep İşi

Antep işi,iplik sayılarak ve çekilerk yapılır.Çekilmiş ipliklerin sarılması ve örülmesi ile ajurlar tamamlanır.Antep işlerinin hangi yıllarda başladığı kesin olarak bilinmemekle birlikte 1850'lerde ilk olarak Gaziantep'in köylerinde erkeklerin başlarına giydikleri terliklerin motiflerinin, şehirde daha ince kumaşlara işlendiği bilinmekedir.Bazı söylentilere göre de Gaziantep'te yaşayan azınlıklar tarafından yapılmış ve Avrupa piyasalarına sürülmüştür.Bu gün Gaziantep halkı tarafından yaygın olarak yapılan işlemelerin eski Türk işlemeleri karakterini taşıması, bu işlemenin Antep'in yerli halkı tarafından yapıldığını göstermektedir.Antep işi, beyaz kumaş

üzerine, beyaz, sarı, krem rengi ipliklerle, çeşitli sırma ve ajurlarlasüslenerek işlenmektedir.Bu sebeple beyaz işler grubuna sokulmuştur.Şimdi işleme tekniğini bozmadan sim, renkli iplikler ve yardımcı nakış iğneleri kullanılarak çok güzel işlemeler yapılmaktadır.Antep işinin iki temel unsuru, susms ve ajurdur.Susma, kumaş ipliğinin sayılarak kumaşa işlenmesi,ajur,kumaşta başlıklar yaratması için kumaş ipliklerinin kesilerek çekilmesidir.Antep işinin ajurları arasında, örümcek yuvası,düz çitime verev çitime,filitreli çitileme ve örümcekli çitime türleri vardır.Antep işi çekilen ve bırakılan iplik sayılarına ve yapılışlarına göre altı grupta toplanır.Birinci grupta basit ajurlar,ikinci grupta kesilen iplik sayısı az,kalan iplik sayısı fazla ajurlar,üçüncü grupta kesilen iplik sayısı fazla,kalan iplik sayısı az olan ajurlar gösterilir.Dördüncü grupta "çitima" ajuru,beşinci grupta kartopu,örümcek ve badem iğneleri vardır.Altıncı grupta ise tamamen fantazi iğneleri bulunur.Elbise ve bluz işlemelerinde,oda takımları ve yatak örtülerinde kullanılan motifler yapılmadan önce kenarlarının pekiştirilmesi gerekir.Bunun için hesap işi antikası,susma kullanılır. Antep işinde kumaş olarak, Bursa keteni, mongol, birman, demor, Panama keteni, çuval, Rize bezi, opel krep, saten, yün, orlon, pamukaki, molima, rafya, ipek, çamaşır ipeği ve sim kullanılmaktadır.İlde diğer el sanatları atölye ve işyerlerinde yapılırken, Antep işini yapmak için kurulmuş bir işiyeri ve atölye yoktur. Yapılan işlemlerin tümü sipariş üzerine yapılmaktadır. siparişle yaptırılan en yaygın tür, üç parçadan oluşan ve yatak örtüsü olarak kullanılan oda takımlarıdır.

Ayrıca duvara asılan panolar da sanatsal değeri olduğu için renkli olarak işlenmekte ve o şekilde kullanılmaktadır.Genel olarak şehrimizde Düztepe,Cumhuriyet, Şehreküstü,Ünaldı Mahalleleri ve Karşıyaka semtinde Antep işi sipariş üzerine ticari olarak yapılmaktadır.Bazı hanımlar Antep işinin telini iyi çekerken, bazıları da işlemesini güzel yapmaktadırlar.Dolasıyla işletecek nakış ihtisas sagası güzel olan kimselere tek tek dolaştırılmaktadır.Antep işi yapabilmesi için motrifin ne olacağına karar verilip kumaş ortalanarak tel çektirilmektedir. Tel çekildikten sonra üzerine ihtisas sahasına göre motif işlenmekte, en son kenarları yine Antep işine özgü motiflerle süslenmektedir.Antep işinde yöremizde değişik kilim motifleri de kullanılmaktadır.Şimdilerde en çok talep edilen motifler marullu ve bebeklidir.Antep işinin dış pazarda rağbet görmesi üzerine motif çalışmaları arttırılmış, yeni motiflerle motif sayısı 150'yi ajur çeşidi de 100'ü geçmiştir.Antep işi son derece emekli ve kıymetli olduğu için hep sandıklarda saklanmaktadır.Ayrıca kadının yaratıcılığına dayandığından güzel ve değişik bir nakış yapmak için çaba sarfedilir.

Yemenicilik, Köşgerlik

Yemeni;üstü kırmızı yada siyah deriden,tabanı köseleden dikilen topuksuz ve çok sıhhatlı olan ayakkabıdır.Yemeni yurdumuzun diğer yörelerinde yazmaya verilen ad olmasına karşılık yöremizde ayağa giyilen bir çeşit ayakkabıya verilen addır.Gaziantep'te yemeniciliğe "köşgercilik" ,yemenicilere "köşger" ,yemeni usyalarına "köşger ustası" denilmektedir.Köşger kelimesi Farsça "keşfger" kelimesinden gelişmiş olup,ayakkabı yapan anlamına gelmektedir. Yemeni ilk defa yemende Yemen-i Ekber isminde bir kimse tarafından icat edilmiş ve kendi ismini vermiştir.Daha sonraları yemeni, Yemen'den Halep'e, Halep'ten de Güneydoğu Anadolu'ya intikal etmiştir.Gaziantep

Şanlıurfa,Kahramanmaraş,Diyarbakır,Antakya ve Adana'ya kadar yayılmış olan yemeni yapımcılığı zaman içerisinde Gaziantep ve Kilis haricindeki diğer illerde tamamen bitmiştir.Yemeni esas olarak gön ve yüz olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır.Gön,manda ve sığır derisinden yapılmış olup,yere gelen kısım ile bunun üzerinde dana derisindenyapılmış taban kayışı ve bezlerden ibarettir.Yüz ise sırt ile birbirine birleştirilmiş ve çirişle yaptırılmış sahtiyan ve meşinden oluşur.Yemeni yapımında 5 hayvan derisi kullanılır.1-Alt taban manda veya sığır derisinden ,2-Yüzü keçi derisinden,3-iç astar,koyun derisinden,4-iç taban sığır veya keçi derisinden,5-Kenarı (sızı) oğlak derisinden yapılır.Yemeni imalatında kesinlikle plastik madde kullanılmaz,tüm dikişler elle yapılır.Ökçesiz olup tersinden dikilir,düz tarafı çevrilir ve asıl giyilecek durumunu alır.Düz tarafı çevrildikten sonra kalıplanır,etrafı düzgünce kesilir,kalıptan çıkarılır,kenar dikişi yapılır,satışa ve giyime hazır hale getirilir.Diğer ayakkabılarda ise bu özelliklerin çoğu bulunmaz.Yemeni sağlık açısından çok sıhhatli bir ayakkabıdır.Ayaklarda ki mantar ve nasır oluşumunu, ayak parmakları arasındaki pişikleri önler.Yemeninin üst tabanı ile alt tabanı arasındaki kil insan vücudundaki elektiriği toprağa verir,ve insan vücudunu rahatlatır.Ayakta koku yapmaz.Çünkü gözenekli deriden içten teri dışarıya verir.Yemeniler renklerine,büyüklüklerine ve şekillerine göre adlar alır.

Renklerine Göre ;
Siyah:Siyah yemeni,merkup,pantof,kulaklı
Mor:annubi
Kımızı:Gül şeftali ve nar çiçeği

Büyüklüklerine göre;
Çocuk yemenisi :Metelik (28-29 Numara)
Küçük hasbe: 7 yaş için (30-31 numara)
Büyük hasbe 9-10 yaş için (32-33 numara)
Vastani: (34-35 numara)
Orta ayak :(36-37 numara)
Zegender: (38-39 numara)
Ges: (40-41 numara)
Lorba:(42-43 numara)
Uzger:(44 numara )
Uluayak:(45 numara)

Şekillerine göre;

HALEBİ:Modelinin Halep'ten gelmesi sebebiyle bu adı almıştır.ilk kullanılan modeldir.Annubi ve Gülşeftali renginde olur.Daha ziyade köylüler tarafından kullanılır.
MERKUP:Merkup yemeninin yüzü kısadır,kulaksızdır.Daha çok şehirde sosyal durumu iyi olanlar tarafından giyilir.
BURNU SİVRİ: Burnu yüze doğru kıvrıktır.Sahtiyan kısmıda kıvrılmıştır.Daha çok köylüler tarafından giyilir.
KULAĞI UZUN: Ne burnu sivri gibi ayağı örtecek kadar kapalı,nede merkup gibi açıktır.Siyah annubi ve gülşeftali renginde olur.Daha çok şehirde giyilir.
EĞRİ SİMLİ: Yüzü kısadır.Burnu sivri gibi yukarı kalkık ve kıvrıktır.Kenarda çatının bulunduğu kısım gümüş telle işlenmelidir.Yemeni yapımında gön, sahtiyan, meşin,sızı kayışı (kıyı), iplik, mum, çiriş ve kil kullanılmaktadır. Yemeniyle şekil veren araç ve gereçler ise,kütük, muşta, keski, biz, iğne, bileği taşı, kösele taşı,kiy ölbesi, pazval, dikiş ağacı, diresken, pepkiç, huval, pusal, endaze ve kalıptır.